Şampiyon İspanya

Euro 2008'de futbolun sonraki 2 yılına ilişkin yolu belirleyen takımın iskeletini oluşturduğu Barcelona 2009'da CL şampiyonluğuna ulaşmıştı. Aradan bir yıl geçti, Barcelona aynı Barcelona değildi. Finale ulaşamadı. İspanya da bu turnuvada aynı İspanya olmadı, ama bu kez kazanmanın yolunu yeniden çizebilmişlerdi. Turnuvaya başladıkları gibi bitirdiler, zirve futbol sahnesinde son 2 yılda ne gördüysek önümüzdeki 2 yılda da benzerini göreceğimiz kesinleşti. Zamanın en özel oyuncu topluluğuna sahip İspanya, 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'nın şampiyonu oldu.

Maç öncesi yazısına sırtımızı dayayıp, orada bahsettiklerimizi tekrarlamayalım. Fakat hesaba katmadığımız bir şeyler vardı belli ki, maç beklenenden farklı gelişti. Hocalar bizim bahsettiğimiz pek çok şeyi değersiz buluyor olabilir, bu da onun bir başka örneğiydi. Hollanda önceki maçlarındaki gibi derinde beklemedi. Savunmayı önde kurdu, orta saha oyuncuları orta saha yuvarlağının ötesine geçmediler ve ileri üçlü rakip yarı sahada pres yaptı. İlk kez bu turnuvuda 6+4 olarak bölünmediler. İspanya ilk 10 dakika üç ara pasıyla savunma arkasındaki geniş alanı kullanmak istedi. İki ofsayt oldu, birinde Villa topu alıp servis yaptı. Bundan sonra Sneijder'i daha geride oynatıp atakların ikinci bölgede olgunlaşmasını engellediler. Sneijder'in de sürekli Xavi'yi kovalamasıyla Busquets'in sürekli sırtı dönük top alıp oyunu açması gerekiyordu. Almanya maçının yıldızlarından biriydi, ama bugün baskı altında iyi top kullanamadı. Yine de onun derinde pozisyon alarak zaman zaman üçüncü stoper gibi oynaması, geriden top çıkarırken boş alan yaratması parçaların uyumu için gerekliydi.Hollanda rakibin ikinci bölge ötesinde pas yapmasını engelledi. Robben ve Sneijder tehditlerine RVP'nin başında bekleyen stoper ve Capdevilla'nın çakılı oyunu eklenince pas trafiğine geriden yeterli destek gelmedi. Bu sayede İspanya'nın yeterli alan yaratamama sorunu iyice ortya çıktı, İspanya pasifize edildi. Üstelik topla oynama yüzdelerinde uçurum olmadan. Bunu yapmak hiç kolay değildi, ama turnuva boyunca yeterliliklerini sorguladığımız Heitinga, Mathijsen ve van Bronckhorst muhteşem oynadılar. Keza De Jong ve van Bommel erken sarı kart almalarına rağmen (De Jong'un sarı kartı kesin kırmızı, hatta bir de savcılığa suç duyurusu ister.) çok iyi oynadılar, sertlikle de olsa bir şekilde rakibi durdurmayı başardılar. Gaddarlık olmadıkça topa sert oyun kabul edilebilir, ama Hollanda özellikle ilk yarıda bu ölçüyü epey kaçırdı.

İspanya'ya dair hep bahsettiğimiz konu şu ki, Barcelona'yla birebir eşleştirilmeleri için kenar adamı ve bir adet uzak forvet kullanmalılar. Ama İspanya turnuva boyunca asla ikisini birlikte kullanmadı. David Villa'nın etkisizliğini neden bundan önce sol kenarda oynatıldığı açıklar. Amaç, Villa'nın demarke pozisyonda top alması ve topu, sınırlı alanı en efektif kullanacak oyuncuya en uygun şekilde tahsis etmekti. Fakat Torres'in aşırı uyumsuz ve yetersiz oyunu bir tercihi daha zorunlu kıldı. Tıpkı ABD ve İsviçre mağlubiyetleri sonrası David Silva'nın ya da benzeri bir kenar adamının kızağa çekilmesi gibi, İspanya yine en uygun kazanma formülünü aradı. Sonuçta bugün yine Pedro tercih edildi, ama Hollanda'nın hesapta olmayan oyunu planları bozdu.Oyunun değiştiği an 60. dakikadır. Pedro çıktı, oyuna safkan kanat oyuncusu Jesus Navas girdi. Daha önce bahsetmiştim, üstteki diyagram da Navas-Pedro (ya da Torres-Villa ikilisi sahadayken) farkını yeterince iyi anlatıyor. Fakat değişiklikten kısa süre sonra Robben bir boşluk buldu, ama Casillas ayağının ucuyla topu kornere gönderdi. İki dakika içinde önce oyunun gidişatını değiştirmeye yönelik hamle yapılmıştı, sonra da skor sürprizi önlenmişti. İspanya şu durumda Navas'la risk almıştı, Bert van Marwijk da bu riski karşılamak yerine kısa zaman sonra karşıt hamleyi yaptı. Kuyt'ı çıkarıp Elia'yı ters kenara oyunu genişletmesi amacıyla koydu. Hollanda geçmiş maçlarında bu kadar önde oynamıyordu, dolayısıyla tek bir maç hariç Elia'ya (ya da Robben'in düz ayakla oynamasına) ihtiyaç olmamıştı. Oyun kazan-kazan'a döndü, ama kaçan pek çok net şans oyunun gidişatına dair fikirleri onaylasa da skorun değişmesini engelledi. Navas değişikliği İspanya'yı daha geniş alanlara taşıdı, gol de bu sayede geldi.

Del Bosque maç biterken Xabi-Fabregas değişikliğiyle Xavi'yi kalabalıktan dışarı çekti. Iniesta rakip kaleye daha yakın oynamaya başladı, Fabregas'la daha yaratıcı oldular. Bu hamle uzatmalarda meyvesini verdi ve Iniesta, Heitinga'yı oyundan attırdı. Oyun ilk 10 dakikası itibariyle dahi bir kırmızı kartla şekillenmeye meyilli gidiyordu, geç de olsa 11-10 oyun farkı oluştu. Navas topu taşıdı, atağın yönü değişti. Torres ve Fabregas'ın içerisinde olduğu atak Iniesta'yla nihayete ulaştı ve ağları buldu. Del Bosque, bir maçı daha maç içi hamlelerle çözdü. Hollanda'nın beklediği pozisyonları bulup değerlendiremediği maçta İspanya, kazanmanın en doğru yolunu takip ederek Dünya Kupası'na ulaştı.Maçtaki hakem hataları, ölçüsüz sertlik, kaçan pozisyonlar, kırılma anları, golden önce hem Fabregas'a çarpan hem de Casillas'ın dokunduğu topun aut verilmesi... ve daha bir çok ilginç ayrıntı. Maça dair konuşulacak çok şey var, ama tüm bunların dünya futbolunun en büyük maçı oynanmışken yarını yok. İspanyol'lar ve Hollandalı'lar bol bol konuşacaklardır. Yarın, futbol için 4 yıllık yeni bir dönem başlayacak. Buradan o günlere neler kalır, kısa bir süre buna bakabiliriz belki.

Hollanda, genel kadro kalitesi itibariyle tarihindeki sıradan kadrolardan biriyle katıldığı turnuvada Dünya Kupası finali düzeyi için aşırı dengesiz olan savunma hattıyla finale ulaşmayı başardı. Bunun için geleneksel oyun tarzlarını değiştirdiler. İçinde bulundukları koşulları kabullenerek, zaaflarını tolere edip, güçlü yanlarını ortaya çıkararak kazanmanın yolunu takip ettiler. Hollanda'nın dahi bunu yapmış olması futbola ilişkin yenilikçi fikirlere artık kayıtsız kalınamadığını ve bu oyunda (insani hasletler korunmak kaydıyla) kazanmaktan daha önde hiçbir şeyin olmadığını, olmaması gerektiğini tekrar vurguladı. İspanya ise bir altın jenerasyonun, kendini futbol üzeri konumlandırılan bir kulüp olan Barcelona'nın, güç aldığı değerleri üstün kılmak, mevcudiyetini ortaya koymak ve futbol sahasında en iyisi olmak adına dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar gelişimlerine emek sarfettiği oyuncuların temeli üzerinden çizilen doğrultuyu takip etti. Yolu bu kez biraz değiştirdiler, ama en sonunda kaldıkları yerden devam ediyorlar. Bu oyuncular, bu iskelet yıllardır alkışlanıyordu, artık alkış sesleri daha yüksek çıkacak. Başka değişen bir şey yok, zamanın en iyi oyuncu topluluğu onlar. Bu kadronun yanında ismi yaldızsız kalan Vicente Del Bosque de üstün insan yönetimi becerisinin yanına eldeki geniş ve çok nitelikli kadronun nimetlerini koydu ve maç taktisyenliğiyle bu kupada en büyük paya sahip oldu. Özür dileriz tekrardan Bay Yeniköy Kasabı!Eşsiz 31 günün sonu, hayatın unutulmaz bir dönemi daha geride kaldı. Turnuvanın ilk günü açtığım bloga ait twitter hesabı da artık kapalı, bundan böyle eskisi gibi yalnızca meraklısıyla birlikte blogdan devam ediyoruz. Bu süreçte bir nebze olsun heyecana katkı yapabildiysem ne mutlu bana. Trend futbolda çok büyük değişimler yok, yine de turnuvanın taktik tarafına ilişkin bir-iki genel değerlendirmemiz olacak yakın zamanda, sonra il dışında olmadıkça yaz temposundan devam edeceğiz.

2010 Güney Afrika Dünya Kupası
Şampiyon
İSPANYA
Noat Samisa

12.07.2010

9 yorum:

Canto dedi ki...

Bu turnuva seninle güzeldi Noat.

Mustafa P dedi ki...

Ben tam tersi düşünüyorum, tüm geçmiş Dünya kupalarında yaşadığı teknik direktör seçim ve hatalarına rağmen İspanya bu kez teknik direktörüne rağmen (del bosque) rağmen şampiyon olmuştur. Fabregas, hiç kullanmadığı Silva ve Mata'yı verimli kullanabilseydi (Xavi ve İniesta'dan iki kat verim alınacaktı, Alonso çok vasat kaldı Bisquetsin önünde/yanında) kesin favori çıktıkları bu turnuvada bu kadar sıkıntı yaşamazdı İspanya. Tüm hucüm oyununu tek bir oyuncuya bağlayan Hollanda ve Paraguay'a elenmelerine ramak kalmıştı..
Ekstra katkı sağlayan Capdevilla ve Bisquets final maçı hariç mükemmel oynadılar turnuvada. Pique, Lucio ile birlikte dünyanın en total savunmacısı olduğunu kanıtladı bir kez daha.
Ramos savunmadaki çabukluğu dışında, kendisinden bekleneni yaptı, sıfır isabetli orta ile turnuvayı kapattı!! Kaldi ki en etkili olduğu duran toplarda da aynı başarıyı sergiledi.
Barcelona'nın alt yapısından farklı ulustan birkaç Messi çıkmadığı sürece İspanya önümüzdeki 5 yılda yine tüm ulusal turnuvaları domine edecektir, teknik direktöre dahi ihtiyaç duymadan..

Noat Samisa dedi ki...

Canto,

Teşekkürler. :)

Mustafa P,

Ben herhangi bir takımın hocasına rağmen ya da hocasının futbol aklı olmadan başarılı olabileceğine inanmıyorum. Simon Kuper'i okuyorum, ama başta teknik direktörün oyuna etkisi konusunda olmak üzere fikirlerinin çoğunu katılmıyorum. İsviçre mağlubiyeti Navas, Silva ve Mata'yı takımdan dışladı, takım daha az risk almak adına merkeze yığıldı. Sonra maç içi Llorente-Torres, Fabregas vs. Del Bosque her maça mutlaka bir etki etti.

Mustafa P dedi ki...

Simon kuper'i ben çoktan okudum ;)

Teknik direktörün fark yarattığı aşikar ama Bosque ile asla!!

Bosqe'nin genel olarak aldığı kararlar ile bir pozitif katkısı olmadı, yaptığı yanlışlardan dönüşü fark yarattı şansının da yardımıyla, aynı zamanda çok geç değişikliklerdi..Tekrar ediyorum, elindeki kadroyu hiç iyi kullanamadı Bosque..Aragones bile daha verimliydi Euro 2008'de.

İspanya'yı merkeze yığacak en büyük hamle Fabregas'ın ön liberolar yerine orta sahaya dahil edilmesiydi, X.Alonso çok vasattı yazdığım gibi.
Aynı merkez ile torres yerine kenarda mata, Silva kullanılsaydı çok farklı olacaktı, fabregas schneider kadar gol atardı bu oyun şablonunda..

varol döken dedi ki...

çocukluk hayalimin a..a koydun ispanya:)

aea dedi ki...

Antifutbol, kapanan takımlar ve kısır maçlar ile başlayan Dünya Kupası hiç şüphesiz sizin eşsiz yorumlarınızla renk buldu. Ben futbol dünyamı zenginleştirdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Varol bro,

Çocukluk hayali Hollanda'nın şampiyonluğu olan adam... Mavi ekran verdi yorum bölümü.

Aea,
Okuyan herkese teşekkür ederim.

TA dedi ki...

fark yaratan hoca löw oldu daha çok.bambaşka bir alamanya yaratmış.işte yaratıcı teknik adam profiline güzel bir örnek.

ispanyanın başında x bir teknik adam olsada bundan başka bir futbol oynamazdı genel anlamda.

elmayla armutları karıştırmamak lazım.

Arkhe dedi ki...

Del Bosque'nin işi çok zordu. Aragones'in İspanya'sı da, bu takımın temeli olan Guardiola'nın Barcelona'sı da tüm detaylarıyla bilinen, üzerine kafa yorulan ve bazen çözülebilen takımlardı.

Her takım daha önce alınmış ve başarılı olmuş önlemleri biliyordu. Her rakip 2 senedir Barcelona ile yatıp kalktığı için, Aragones'in İspanya'sını defalarca izlediği için neyle karşı karşıya olduğunu çok iyi biliyorlardı. Ona göre hazırlanıp, çok daha rahat önlemler alabiliyorlardı. Ve hepsinden de önemlisi kazanmalarının çok zor olduğunu bildikleri için hiçbir takıma karşı göstermedikleri savunma anlayışını ve direncini İspanya karşısında sergiliyorlardı.

Çok açık olarak ne şekilde oynayacağı belli olan, her oyuncusu saçının teline kadar tanınan ve her hamlesi tahmin edilen bir takım alınan bu kadar önleme rağmen yine şampiyon oldu. Bir maç hiç beklenmedik bir şekilde oyunu Llorente ile çözdü, diğerinde Fabregas'ı alıp Iniesta'yı iyice oyuna katarak.

"Bu İspanya'yı ben de şampiyon yaparım" demeyin. Yapmayın. Saydırdığımız gazeteciler gibi sığ olmayın.