Ayman'lar ve Tecrübeleri

Baba Gündüz için futbol, ''hissederek, ilhamla, adeta bir san'at gibi'' oynanması gereken bir oyundu. Rahmetli futbol adamı insanı hep en öne koymuştu, hislerine her zaman güvenmişti. Fakat futbolu sanata dönüştürmek her zaman mümkün olmuyor. Asgari ihtiyaçları karşılanmış bir ademoğlunun ızdırabı aşıp can sıkıntısına geçişiyle sanat ortaya çıkar ya da asgari ücretle ev geçindirmek başlı başına bir sanattır ve bu toprakların iyi futbolcuları, genellikle bu sanatı icra eden babaların oğullarından çıkar. Acımasız bir rekabet vardır futbol ortamımızda, hele ki aşağılara inildiğinde daha da gaddarlaşır. Bu acımasızlığı, kargaşayı, ''asgari yeterlilik düzeyine'' gelme çabasını her yaz görürüz. Takımı zirve lige çıkaranlara ''sen gelme ulan ayı'' denir, onlar kariyerlerine ikinci lig golcüsü (Taner Demirbaş), eksi 10 numara (Serdar Samatyalı) ya da kelebek etkisi (Selahattin Kınalı) olarak devam ederler. Bu sezon da tablo değişmedi, yeni çıkanlar yepyeni birer takım kurdular. Hatta geçen sezon yepyeni bir takım kuran Kasımpaşa, bu yaz bir yeni takım daha kurdu mesela. Aşağıda durumun garipliğini ortaya koymak adına oluşturulmuş bir tablo var. (TSL takımlarının transfer sayılarını belirlemek için en derli toplu listeye sahip olan Uzun Paslar Blog'dan yararlandım.)Avrupalı başka, diyerek kestirip atmayı bırakalı çok oldu. Bu tablodaki Premier League karşılaştırmasının sebebi bu değil. Açıklayayım. Yeni yayın sözleşmesi uyarınca sezonu 25 puanla tamamlayan bir TSL takımının kasasına sezon sonuna kadar toplam 13 milyon avro girecek. Bizim ligimizde 25 puan sıklıkla küme düşer, dolayısıyla en az kazanan olarak sayabiliriz. Premier League'de ise 25 puanlı takım sezon sonunda kasasına 48 milyon avro koymuş olacak. Onların da küme düştüğünü kabul edebiliriz ve asıl fark bundan sonra başlıyor. İngiltere'de küme düşen kulüpler, alt ligde geçireceği sonraki dört yıl boyunca ''parachute payments'' hesabından toplam 48 milyon avro daha kazanacak. Yani bu sezon lige yükselen Blackpool, önündeki 5 yılı planlarken sayfanın tepesine kocaman bir ''Garanti gelir: 100 milyon avro'' yazabilir ve bu gelir yalnızca tv yayın hakları sözleşmesinden gelen para. Bizim ligimizin küme düşeni ise alt ligde kaldığı her sezon tv yayın haklarından maksimum 1 milyon avro kazanabilecek. Stad, bilet, maç günü gelirleri ve merchandising kısmında Blackpool'un Konyaspor'a attığı farkı saymıyorum bile. Ama yukarıdaki tabloya bakıldığında sanki daha çok kazanan bizim takımlarımız, kırmızı sütüna sahip olanlar gariban gibi duruyor.

Pekiyi, hangisi doğru? Kadroyu koruyanlar ilk sezonunda lige tutunuyorlar mı? Yepyeni bir takım kuranlar sürekli düşüyorlar mı? İkinci sezon sendromu nedir? Bunlara geçmeden önce şu farkı ortaya koymak gerek. Ülkemizde coğrafi aidiyetten, yerellikten söz etmek çok zor. Mesela Konyaspor takımının çoğunluğu Konya ve civar şehirlerde doğmuş, büyümüş futbolculardan mı oluşuyor? Ya da Karabük ve Buca; hele ki büyük şehirlerin semt takımlarının yerellikle hiç alakası yok. Futbol ülkemizde aşırı profesyonel oynanıyor. Çantacı hocalarımız var, takımı zirve lige çıkarıp yeniden kendi çöplüklerine gönderiliyorlar. Oyuncu grubunun niteliği tamamen önemsiz, tek gerçek şehirler, semtler ve idareciler. İngiltere'de ise ''bu çocuklar başardılar, öyleyse bu çocuklar oynar'' düşüncesi var. Bir süreç ve onun sonucunda ''futbolcuların ve teknik adamın'' başarısı var, şehirlerin ya da takım elbiselilerin değil. Bu durum futbol literatürüne ''ikinci sezon sendromu'' olarak geçen sorunun kaynağı. Fakat bizim istediğimiz sonuç yine bu değil. Amaç kazanmak, ligde kalmak, başarılı olmak ise hangisi doğru?
Yukarıdaki tablo, Avrupa'nın muhteşem beşlisi ve bizim ligimizde son 5 sezonda ülkelerinin zirve ligine terfi eden takımlardan kaçının ilk sezonunda aynen geri döndüğünü anlatmaya çalışıyor. Ben bu tablonun fazlasıyla çarpıcı olduğunu düşünüyorum. EPL ve La Liga'nın en iyi ve en zor iki lig olduğu gerçeği bir kez daha karşımızda, bu ikilinin alt ligleri ile arasındaki uçurum epey genişlemiş durumda. Onları hem ekonomik açıdan stabil, hem de oyuncu yetiştirme konusunda bolluk içerisinde iki lig, Bundesliga ve Ligue 1 takip ediyor. Optimum oran bu, yani yeni çıkan her 5 takımdan 2'si düşmeye mahkum. Arkasından bizim ligimiz geliyor. Her sene üç yeni yükselenden ikisi kalıyor ve bu istatistik bize bir şeyler anlatıyor.

Sonuç

Yıllardır sil baştan takım kuranlar, bu sonuçlara göre yanlış yapmıyorlar. Bu noktada bir yanlış varsa eğer, sosyo-kültürel ortam içerisinde aranmalı. Gelir dağılımı, sosyal adaleti ve tepki bilinci yeterince tutarlı olmayan bir toplumun futbolundan asgari tutarlılık beklemek dahi anlamsız. Yalnızca futbolun helal dairesi içerisinde kalarak yapılabilecekler sınırlı. Birinci Lig'in atıl durumu değiştirilmeye çalışılsa da aşırı yarışmacı vaziyet değişmedikçe orası bir futbol şampiyonasından çok birinci ligin çöplüğü olmaya devam edecek. Futbolcu ve antrenör odaklı futbol fikri yayılmak için alan bulamadıkça sil baştan takımlar kurulmaya devam edilecek. Bunu TFF çözemez; bu, ülkedeki futbol düşüncesiyle alakalı. Bambaşka şeyler, sıradışı günler (mesela Euro 2016 olsaydı) yaşamamız gerek. 11'e 11 futbol oynanabilecek alanların artması gerek.

Ülkemizde her yeni çıkan takım, mutlaka çift haneli transfer sayılarını görüyor. Tüm bu transfer enflasyonu kişilerin ihtirasları nedeniyle değil, ortamın sakilliği sonucu oluşuyor ve artmaya devam edecek. Zirve lige yükselerek garanti altına alınan yüksek kazanç bu transferlere harcanıyor. Kümede kalınırsa ne ala, bir sonraki sezon için umutlar yeşeriyor. Eğer tersi olursa artan borç yüküyle birlikte sil baştan yapılıyor ve bazen sonu Sakaryaspor gibi olabiliyor. Sivasspor'un zirve lige yükseldikten dört yıl sonra CL bileti alması ve Bursaspor'un yine alt ligden yukarıya terfi ettikten 4 sezon sonra şampiyon olması, terfi alınan ilk sezonlarda yapılan çift haneli transferlerin zirve lige çabuk entegre olmak adına epey yardımcı olduğunun bir diğer kanıtı sayılabilir. Fakat yine bize özgü bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sil baştan yapılarak oluşturulan sentetik takımlar bazen Avrupa'da görülmedik şekilde en tepeye kısa zamanda ulaşırken, aşıyı tutturamayanlar ''Leeds United sendromu'' mağduru olarak dibi görüyorlar. Ligimizdeki taktik seviyeye haksızlık etmemek ve Ziya Doğan'ı da anlamak lazım. Ayman'lar, Ayman gibiler ve onların tecrübeleri her zaman birlikte olmuşlar, iyi birer ikili olarak anılmışlardır!

Görseller için MÇ'ye ve veriler için Uzun Paslar Blog'a teşekkürler.

Noat Samisa

10.08.2010

12 yorum:

omega dedi ki...

Bizim takımın adı haklı olarak geçmiş.O yüzden bu konu hakkında biraz bişiler söylemek isterim.
Ben şahsen çıkan takımın her sene sil baştan takım yaratması olayına karşıyım.Bizi daha önce hiç bir teknik direktörlük kariyeri olmayan Şaban Yıldırım, Süper Lig'e çıkartmasına rağmen biz onu yollayıp başka bir hocayla sezona girmeyi tercih ettik.Sonra 10 hafta geçince takım dibe demiri atınca "Şaban Hoca gel bizi kurtar".Sağolsun şehrin çocuğu olarak hiç hayır demedi geldi bizi ayağa kaldırdı.
Belediyede Aziz Duran laneti yüzünden her sene menajer cenneti haline geliyordu kamplarımız.Takımı lige çıkaran adam, kaptan yerine 2 transfer yapıldı diye kadro dışı kalabiliyordu.Sonra 2. yarı tekrar sahada.Bu arada tabi yarım sezon oynayan oyuncuya verilen paradan söz etmiyorum bile.Ki zaten o zaman birilerinin yediği hurmalar şimdi bizi tırmalıyor.
O yüzden bu şeyleri yaşamış bir taraftar olarak ben kökten kadro değişimine karşıyım.Sirüklasyon karmaşayı yaratır bence.Hocanın adamı olayına ise karşı değilim.Eğer hep aynı verimi verecekse Ayman gibi 2 adamı getir, oturt kadroya.

CaRtMaNtR dedi ki...

Fazla oyuncu alınmas elbette hata ama bizim ligimizde en üst seviyede artık 10'a ulaşan yabancı sayısınıda göz önüne almak lazım bu sirkülasyonda. En azından, her çıkan takımın alt ligde 2 yabancısı varken üst ligde de 8 yabancıya oynayamayı tercih ettiğini varsayarsak. Minimum 6 oyuncu transfer sonucu ortaya çıkıyor ki bu bile bence diğer liglere kıyasla yüksek görünecek bir rakamdır.

Noat Samisa dedi ki...

Omega,

Paraya üşüşen menajerler bu transfer enflasyonunun sebeplerinden biri kesinlikle. Rant, adam kayırma vs. her kulüpte karşımıza çıkan yanlışlar. Fakat eğrisi doğrusuna denk gelir şekilde sil baştan takım kuranların ligde kalma, hatta kısa zamanda şampiyonluğa oynama şansı yüksek. Tabii siz de haklısınız, TSL'ye çıkınca para saçılmasa, ne var ne yok çöpe atılmasa küme düşme sonrası birinci ligde yeniden terfiye niyetlenilirdi. Bu da taraftar için şu halde mutlaka daha iyi olsa gerek.

Noat Samisa dedi ki...

Cartmantr,

Bu sene zirve lige terfi eden Blackpool' ve Caen'in yalnızca 4'er yabancısı var mesela, karşılaştırmdığımız kulüplerin bazılarında bu açıdan fark yok. Sonuçta bir iskeletle terfi ediliyor, aslolan bir takım eklemelerle devam etmek olmalı. Fakat bizde bir şekilde süreç başka işliyor ve tabii bu yabancı sayısı da hak değil zorunluluk gibi görülüp gereksiz yabancılara, daha doğrusu fırsatçı menajerlere paralar dağıtılıyor.

S.B dedi ki...

Noat Samisa gerçekten güzel bir yazı olmuş. Teşekkür ediyorum.

aketenci dedi ki...

Bir klişe daha yıkılmış oldu böylece. Hem de elde etmesi çok da zor olmayan verilerle. Tabi önemli olan onu araştırmayı akıl etmek. Ama gene de romantik futbol sever, ligde kalma ihtimali azalsa da o çocuklara bir şans verilsin istiyor.
Gerçi bir de şu var Noat Samisa, bizim Süper Ligde tüm takımlar çok transfer yapıyorlar. Aynı blogdaki verilerle geçen yıldan kalan takımların transfer sayıları ortalaması da (yanlış hesaplamadıysam) 7.2. Tabi şu an için. (En az transfer yapanların da 4 transfer ile FB ve TS olması da ilginç bu arada.) Böyle bir ortalamayı yakalayan kaç Avrupa ligi var merak ettim doğrusu.
Not: Blackpool bugun 4 oyuncuyla birden anlaşmış.

aea dedi ki...

Yanlış bildiğimiz doğrular. Galiba bana göre bu yazının başlığı bu :)

Noat Samisa dedi ki...

akentenci ve aea,

Ben bir doğru ya da yanlış tanımı yapmadım. Çıkış noktam ''Buca 20 transfer yapmış, yuh; Ziya Doğan yine adamlarını toplamış, yok artık ne gerek var'' gibi sözler oldu. Sonuçta bizim takımlarımızın yüzde 99'unda tek hedef ligde kalmak olur, yerellik yoktur. Böylesi sert yarışmacı bir ortamda Ziya Doğan'ın neden hep talep gördüğünü biraz olsun anlamaya çalışıyorum, dilim döndüğünce de anlatmaya. Futbol ortamımızda böyle bir kültür var ve bu nispeten olumlu sonuç veriyor. Ortada bir sorun varsa bu Ziya Doğan ya da Ayman'dan kaynaklı değil, ben bunu göstermeye çalıştım.

Evet, bu transfer hovardalığını genel durumla da ilişkilendirebiliriz. EPL'de bu sezonki toplam transfer sayısı 80'i bulmadı, yani oran takım başı 4'ün altında. Ama bu da bir sonuç sayılır, bizim futbol kültürümüzün yansımasıdır bu.

Blackpool beni beklemiş herhalde, şu an 6 transfer görünüyor. :) Gerçi hiçbirine para ödenmediği, hepsinin kadro oyuncusu olduğu rivayet ediliyor.

Great White dedi ki...

türkiye' de teknik adam mesleğini icra etmeye hak kazanmış diplomalı yüzlerce teknik direktör var. bunların bir kısmı alt liglerde takılmaya devam ederlerken diğer kısmıysa işsiz dolaşıyorlar..

ancak ne var ki üst liglerde dolaşan, hepi topu 15-20 kişiden ibaret olan, kariyerleri boyunca ellerine aldığı beş takımdan en az üçünü (bınlara yılmaz vural ve ziya doğan da dahil) ligin dibine göndermiş olmalarına rağmen artık bu sektörde tam anlamıyla kaşarlaşmış olduklarından sebep futboldan bi haber belediye zihniyetli kulüp yöneticileri tarafından bir şekilde istihdam edilen bu antrenör tayfasının elinde dolaşıyor tüm takımlar..

bu adamlar gerek yöneticiler, gerek menajerler, gerekse futbolcular ile adeta eş dost akraba samimiyetine girdiklerinden dolayı dikkat edin hiçbir yönetici, teknik adam ya da futbolcu hakkında da asla eleştirel bir demeç verebilme cesaretine sahip olamıyorlar. birikmiş hırslarınıysa afrika kökenli gariban futbolcuları eline alıp emanet mandayı döver gibi marizlediklerinde çıkarıyorlar..

işbu sebep yazıdaki emeğe her ne kadar saygı duysam da içeriğe asla katılmıyorum. yukarıda yazdıklarım ayan beyan ortada olduğuna göre üstte yazılanlar maalesef bir hayli havada kalıyor..

Noat Samisa dedi ki...

Great White,

BESYO okuyan herkes bugün ''antrenör'' ünvanına sahip olabilir, hatta HİF projesi daha çetrefilli bir yol olsa da lisans eğitimi almadan dahi pro lisans'a giden yolu açmış durumda. Fakat futbolda bu diplomalar hiçbir anlam ifade etmiyor. Alaylı değil, mektepli olup da kendini kabul ettirmiş hoca sayısı dünyada sayılıdır. Sachhi, Mourinho, Perreira vs. ve hatta Yılmaz Vural da bu mektepli takımından. Büyük kulüplerde oynanamış olanlar hoca olmak için tırnaklarıyla kazımak zorundalar, bir başka örnek Abdullah Avcı. Tüm bu isimlerden önce memleketteki statüko ya da çarpık hiyerarşi ya da herneyse, bunu daha önemli görüyorum.

Şu ortamda Ziya Doğan'lar neden kötü olsun ki? Başarı garantisi bir adam ve karşılığını da veriyor. Konyaspor kısa zamanda üç hoca değiştirdi, Ziya doğan en zor yoldan yine yapacağını yaptı. Eski futbolcu olmak, takımınızdaki futbolcuların idolü olmak başka bir şey. Yılmaz Vural sadece üç takımla küme düşmüştür mesela, yaptığı işlerin hiç de fena olmadığına dair herkesle bahse tutuşabilirim. Bir hocanın iyi olduğunu, iş erbabı olduğunu kazanmaktan başka ispatlama şansı yok. Bunların alternatifi de Kemal Kılıç, Levent Eriş gibiler, ne farkları var bilmiyorum. Kaç tane Nevzat Güzelırmak var ki?

Great White dedi ki...

noat samisa;

benim koyduğum argümanlara tam olarak cevap niteliğinde olmamış ki yazdıkların. o sebeple son yazdıklarına pek de itirazım yok..

ancak demişsin ki "Şu ortamda Ziya Doğan'lar neden kötü olsun ki? Başarı garantisi bir adam ve karşılığını da veriyor"

misal son 5 seneyi ele alalım. g. birliği' ni eline aldığında henüz sezonun ilk çeyreğinde takımı gol dahi atamadan ligin dibine çaktı ve cavcav tarafından kovuldu. o g. birliği sonrasında çıkışa geçti..

ardından gene ligin dibine gömdüğü malatya' yı canı çıkmak üzereyken bırakıp kaçtı ve malatya düştü. sonra ts' ye geldi. bizi düşürmeye gücü yetmese de facia bir sezon yaşattıktan sonra oradan da tekmeyi yedi. nihayetinde daha geçen sezon da d. bakır' ı alt lige postaladı..

ne menem bir başarı anlaşıysa bu artık, benim kafam basmadı vallahi. bu arada Yılmaz vural sadece 3 takımı küme düşürmüş de kaç takımı düşmeden önce bırakıp kaçmış ve gene kaç takımı ligin ilk 5 ine sokabilmiş acep?

neyse, bu muhabbet uzar gider. asıl demek istediğim mevzuuyu zaten ilk postumda açıklamaya çalışmıştım. selametle..

Noat Samisa dedi ki...

Great White,

İlk yazdıklarınızın bir kısmı benim postta anlatmaya çalıştığım duruma yönelik fikirler olmadığından ilgili kısımlara cevap vermek istedim.

Başarı anlayışını tartışabiliriz, ama tüm bunlarında başında Diyarbakırspor'u Ziya Doğan küme düşürdü derseniz ben buna müdahale etmek zorundayım. Sahaya 11 kişi çıkamayacak kadar dağılmış, kalecisi kalmamış, parasızlıktan çökmüş bir takımı Ziya Doğan nasıl düşürmüş olabilir ki? Aksine Ziya Doğan ayrılmadan önce bazı futbolcular sırf hatır için alacaklarını üstelemiyorlardı. Bunu da geçelim;

Ziya Doğan'ın ilk Trabzonspor dönemi öncesi de Malatyaspor'u küme düşerken almıştı. Aynı takımla ertesi sezon UEFA Kupası'na gitti. Sonra da Trabzonspor'la Türkiye Kupası kazandı. Bunları muhtemelen benden daha iyi biliyor olmanıza rağmen ''ne menem başarı anlayışı'' diyorsunuz, ben de bunu anlayamadım. İkinci Trabzon dönemi de benzer hikayedir. Yılmaz Vural da Trabzonspor'a imza atmadan önce yeni çıkan Sarıyer'le ligdin ilk yarısını 8. sırada bitirmişti. Birileri de ilk 5'e sokmasın, üst kümeye çıkarsın, 10.luğa oynatsın. Bunlar da onu yapıyor ve talep görüyorlar. Kazanırlarsa bir şeyler ispatlayabiliyorlar ancak, fakat onun da kabul görmemesiyle neye ulaşırız, ben bilemiyorum.