Bursaspor 0-4 Valencia

Bursaspor tarihinin ilk Şampiyonlar Ligi maçından heves kırıcı bir skor çıktı. Oyun olarak bakıldığında kırılma anlarının Valencia lehine gelişmesiyle maçın yönü değişti, skor biraz da bu sebepten ölçüsüz arttı. Bu mağlubiyetin sonunda bazı fikirler gür sesle söylendi, yankıları futbol ortamımıza yerleşti. Fakat aslında bu fikirler her zamanki yerinde bugünü bekliyorlardı. Bunlardan en çok kullanılanı ''tecrübe'' oldu ve henüz kimseden bu olguyu somutlayıcı fikirler okuyamadım. Esasen ne olduğunu tam olarak ben de bilmiyorum, yine de gerçeği bulmayı denemekte yarar var.

Bursaspor'un şampiyonluk yolunda kullandığı ve kullanmaya devam ettiği 4.2.3.1'de bu maçta iki önemli değişiklik yapılmıştı. Geçtiğimiz Cuma günü oynadıkları Eskişehirspor maçının ilk yarısında Bursaspor'un içeride-dışarıda farketmeksizin oynadığı oyunu, baskın iç saha oyunu'na dönüştürebilecek Insua faktörü görüldü. İkinci yarıda ise ikinci forvet olarak oyuna giren Nunez'in sürekli geri gelerek top alıp oyunu hareketlendirmesi Bursaspor'a maçı kazandıran faktörlerden en önemlisi olmuştu. Bu iki veri, bizi Ertuğrul Sağlam'ın Valencia maçı planına ulaştırabilir. Hoca, takımının topa rakibinden daha fazla sahip olabileceğini, yüksek toplarda daha etkili olan Nunez'den ve kaleye yakın top aldığında asist ve gol potansiyeli yüksek olan Insua'dan faydalanabileceğini düşünmüş olmalı. Fakat böyle olmadı. Valencia oyunun başlangıcından itibaren topa hükmetti, rakip orta sahayı geri itti, iki bekiyle birlikte Bursaspor yarı sahasına çöktü.

Tino Costa'nın golü maçın en önemli kırılma noktası. Bu dakikaya kadar işler Bursaspor için iyi gitmese de normal yollardan rakibe gollük pozisyon izni verilmemiş, geride kurulan savunma hattı rakibin hızlı kenar adamlarına alan bırakmamıştı. Öte yandan rakip kale önüne duran toplar haricinde gidilememiş, akan oyunda Volkan'ın top taşıma çabaları hariç hücum yönünde hamle yapılamamıştı. Her ne kadar Arjantinli oyuncunun golü mucize bir şut olsa da bu dakikalarda Bursaspor orta sahasının savunmasına çok yaklaştığına, geri itildiğine dikkat çekmek gerek. Trabzonspor'la oynanan Super Kupa Finali'nin maç yazısında bu duruma dikkat çekmiş, Bursaspor'un orta sahası geri itildiğinde yaşadığı soruna çözüm olarak üçlü orta saha alternatiflerini önermiştim. Bu fikir geçen seneki Beşiktaş deplasmanında olduğu gibi Ertuğrul Sağlam'ın aklının bir köşesinde elbet var, fakat başta belirttiğim maç planı farklı bir fikre dayandığından bunun bu maç özelinde önemi yok. Valencia oyuna hakim oldu, bi' ara %66'yla topa sahip olarak adım adım Bursaspor orta sahasını geri ittiler. Duran toptan gelen ikinci golle maç çözüldü ve Bursaspor kalesindeki pozisyonların sayısı arttı. Devrenin son dakikalarındaki dağınıklık maçı bu dakikalarda bitirebilirdi, fakat ikinci yarı Bursaspor'a oyunu çevirmek için bir şans geldi.

Valencia'nın skor rahatlığıyla oyunu daha geride oynamaya başlaması, Bursaspor'un topa daha fazla sahip olmasına imkan tanıdı. Turgay ve Sercan'ın oyuna girmesiyle risk alındı ve sonucu görüldü. Sercan'ın ortasında Turgay'ın topa dokunamadığı pozisyon ve akabinde görülmeyen penaltı maçın ikinci kırılma noktasıydı. Maçın 2-1'e gelmesi halinde fantastik bir maç izleyebilirdik. Ardından dakikalar geçtikçe Bursaspor oyundan düştü; futbolcuların bireysel hataları, rölantide oynayan Valencia'ya iki kolay gol fırsatı daha sundu. Sonuçta Bursaspor, bildiğinin dışında bir oyun oynamaya çalıştığı maçı farklı bir skorla kaybetti.

İspanyol mu, İngiliz mi?

Yukarıdaki tablo önemli bir gerçeğe dikkat çekiyor. Bugüne dek UEFA Şampiyonları tarihinde İngiliz takımlarıyla 54, İspanyol takımlarıyla 75 maç yapan Türkiye Ligi'ne mensup takımlarımız için İngiliz takımları İspanyol'lara göre çok daha uygun. İç saha - dış saha farkını da koyarsak Türkiye deplasmanının İngiliz'lere hiç de iyi gelmediğini, ama İspanyol'ların böyle bir sorunları olmadığını net olarak ortaya koyabiliriz. Dün Valencia'nın Bursaspor takımını ve Ertuğrul Sağlam'ı şoka uğratan oyununda, Bursaspor'lu oyuncuların şaşkınlığında bu tablonun gösterdiği ''İspanya Ligi'' farkı yadsınamaz. Açıkça görülüyor ki ligimizin futbol karakterini İber Yarımadası'yla karşılaştırmak doğru değil ve Bursaspor'un Rangers ve Manchester United'dan puan alması çok daha olası.

Şu tecrübe ne ola ki?

Tenisin eski 1 numaralarından Stan Smith'in ''Tecrübe size ne yapacağınızı söyler; güven ise bunu yapmanıza izin verir.'' sözü Bursaspor'a uyarlanabilir mi? Ömer Erdoğan'ın maç sonunda söylediği ''Çok farklı düşüncelerle sahaya çıkmıştık. İlk yarıda çok heyecan yaptık.'' sözüne bakarsak hem evet, hem hayır. Burada kasıt, tecrübenin yaşın, deneyimlerin olgunluğundan çok daha farklı olarak içine girilen yeni futbol ortamında karşılaşılabilecek güçlüklerden haberdar olamama durumudur. Bu noktada Guus Hiddink'e kulak vermekte fayda var:

''Avrupa'nın üst düzey takımlarında oynayan Türk oyunculara baktığımızda Hamit istisna olarak görünüyor. Ancak burada laf dönüp dolaşıp altyapıya geliyor. Oyuncularımızı rekabetçi ve üst düzeyde oynatabiliyor muyuz?''

Söyleşideki ''üst düzey'' vurgusu önemli. Hiddink'in ulusal takımdaki oyuncu tercihlerinde ilk gözettiği nitelik, uluslararası maç tecrübesine sahip olunması. Farklı oyun tarzlarıyla, farklı futbol fikirleriyle karşılaşmış olmak ve oyuncunun bu sayede Guus Hiddink'in söylediklerini, verdiği görevi daha doğru algılayıp, daha iyi uygulayacak olması yapılan seçimlerde ilk kıstas. İkincisi ise hocanın kısmen genel, sık sık da maçına göre çizdiği kazanma yoluna uygunluk. Form durumu, takımındaki konumu, düzenli oynaması vs. gibi diğer etkenler nispeten arka planda. Bursaspor'un ''tecrübe'' ile yaşadığı bir sıkıntı varsa eğer, ancak bu ve benzeri bir durum olabilir ve asla öncül sebep değildir. Salı akşamı sahadaki güç farkı, bana göre tecrübeden çok daha önemliydi.

Mehmet Topal

Mehmet Topal'ın Salı günü Valencia orta sahasındaki rolü, geçen sezonun Galatasaray'ındakinden çok farklıydı. Oyunu rakip yarı sahada oynamayı başaran ve savunma hattını orta yuvarlağa kadar yaklaştıran takımda sınırlı bir alanda savunma önünü kapattı, zaman zaman üçüncü stoper olarak tandemin arasına girdi. Hepsinden önemlisi basit oynama imkanı bulabildi. Bu sebeplerden dolayı dünden bu yana işittiğim Mehmet Topal övgülerini de abartılı buluyorum. Üç ay içinde doğru dürüst maç oynamadan gelişim gösterdiğine mi inanılıyor acaba? Fark şu ki, Mehmet Topal dün akşam uygun takımda ve uygun pozisyonda parladı. Temel farkı ise kendisi açıklamış zaten:

''Türk futbolu dünyanın en zor liglerinden bir tanesi. Burada ise futbol çok çabuk oynanıyor. Herkes kendi işini yapıyor ve arasındaki tek fark burada oyunun çok çabuk oynanması.''

Mehmet'in tespitine en büyük destek, onu kadroya çağırmayan Guus Hiddink'ten:

''Düşük tempo bugün futbolunuzun en büyük sorunlarından biri. Hücuma dönük daha fazla varyasyon ve daha hızlı aksiyon bulmamız lâzım. Tabii ki kontrol oyununun önemini yadsımıyorum. Çıkıp Şampiyonlar Ligi'nde "Önde basın, kontrolü bırakın" diyecek halim yok. Ama düşük hızda giden bir maç, kimin ne kalitede olduğunu gizleyen bir şeydir. Eğer düşük tempo bir futbol kimliği haline gelirse size çok fazla şey katmaz.''

Sonuç: Şampiyonlar Ligi'ne katılmak ödev değil, kazanılmış haktır

Bu mağlubiyetin öncelikle taktik sebepleri var. Ertuğrul Sağlam bir maç planı yaptı, tutmadı. Takımı sonradan takımın en iyi bildiği, şampiyonluk kazandığı yapıya döndürdü, ama bu kez şans yanında değildi. Bir bakıma geçen sezon Sivasspor'un yaptığı hatayı kısmen de olsa yinelediler. Ertuğrul Sağlam takımının kazanma yolunu yeniden çizmeye çalıştı. (üstelik kadroyu tamamen muhafaza etmişken) Takım henüz ligde baskın oyun oynama konusunda ısınma turlarını atıyor, Insua'yı B planı olarak kullanıyorken Bursaspor'un geçen sezon şampiyonluğa ulaştığı A planı ne kadar yetersiz olursa olsun, kısa sürede yapılan eklemelerle oluşturulmuş yeni kazanma yolundan kötü olamaz. Hele ki hedef maçlarda, asla. Bursaspor'un lig yarışında B ve C planlarıyla yoluna devam ederken özellikle hedef maçlarda reaktif oyunda ısrar etmesi yönündeki fikrimi, yeni transfer Stevensson ve Hüseyin'le oluşturulacak orta saha tandeminin önünde Ergic ve ileride Bursaspor'un şeytan üçlüsü Sercan, Ozan ve Volkan önermesiyle destekliyorum. Bu takıma karşı Valencia ve Rangers tıpkı dünkü gibi yine topa hükmedebilir, fakat bana göre bu kadronun vereceği bir karşılık çok daha güçlü olacaktır. Salı günkü maçın gole kadar olan bölümünün Bursaspor için çok da kötü olmamasının açılımı bu.

Salı günü henüz ligde proaktif bir oyun oynayamayan takımın bu fikri CL sahnesine uygulamasını beklemek fazla iyimserceydi. Bu maçtan Ertuğrul Sağlam'la benzer sonuçlar çıkarmışsak eğer, Glasgow deplasmanında çok başka bir kadro ve takım göreceğimizi düşünüyorum. En azından şu kesin ki Hoca'nın maç planı aynı olmayacak.

Futbol ortamımızdaki hakim sese yönelik iki çift laf ederek bitireyim. İlk kez CL arenasında mücadele eden bir takımın amacı, daha önce yalnızca üç Türk takımınca başarılan ''gruptan çıkmak'' olamaz. Hepsinden daha önemlisi, hakkı kazananların bu şansı değerlendirmesidir. Öte yandan ulusal takımın hocası Hiddink'e ''neden genç oyuncuları çağırmadın?'' eleştirisini yaparken Bursaspor'un mağlubiyetini ''tecrübe eksikliği'' ile açıklamak büyük bir çelişki değil mi?

Noat Samisa

16.09.2010

Hiç yorum yok: