Pazar Akşamı Beşiktaş

Maç öncesinde Aykut Kocaman'ın sol kenarda Dia sürprizine, (hafta içi bu yönde haberler gelse de Stoch'un bu maçta kenarda oturması ilginç) Bernd Schuster'in cevapları vardı. Hoca'lar, özellikle de futbolculuk geçmişi parıltılı ve futbol oynama biçimleri ve yollarıyla ilgili epey birikimi olanlar bu tip sürprizleri çok severler. Daha önce sonuçsuzluğu defalarca ispatlanmış sağ kanat Nihat tercihi, tek santrafor Nobre'ye desteklenince Beşiktaş adına maçın seyri büyük ölçüde belli olmuştu. Fakat geçen yıllara ve benzer sürprizli hedef maç kadro tercihlerine göre bu sezonun Beşiktaş'ında birkaç önemli fark vardı.

''Derin Aurelio''

Pazar akşamı Schuster'in 4.3.3'ünde savunma önünü Aurelio kapatıyordu. İlk yarı Guti sol, Ernst sağ içte; ikinci yarı ise Guti sağ, Ernst sol içte oynadı. Geçmiş maçlarda diziliş bu şekilde olduğunda savunma önünü kapatma görevi her maçta Fabian Ernst'e aitti, fakat bu kez şablon sabit tutularak Ernst tıpkı geçen yılki gibi sağ içte, Aurelio ise geride tercih edilmişti. (Maç boyu asla çift olmadılar, rolleri çok farklıydı.) Necip'in Ernst'in sağ içte yaptığı katkıyı yapamayacağı, bu maç özelinde doğru ve haklılığı oyunun akışı içerisinde görülen bir fikirdi. Her ikisi de görevlerini başarıyla yerine getirdiler.
Yukarıda Marco Aurelio'nun aşırı derinde pozisyon aldığı bir atak başlangıcı görülüyor. Eski tip santra-haf'ın yeniden yorumlanarak oynandığı bu yeni trend, özellikle üçlü orta sahayla oynayan takımlarda bekleri iyice öne taşıyarak, rakibin boyca daraltmaya çalıştığı oyunu ence genişletiyor. Bugün İbrahim Altınsay da bu konuyla ilgili bir yazı yazmış. Aurelio özelinde söylediklerinin tamamına, diğerlerinin de büyük kısmına katılmıyorum. Futbolu geçmişin, ki bu geçmiş birkaç yıl bile olabilir, doğru ve yanlış yargılarıyla değerlendirmek doğru değil. DK 2010'un Meksika'sından sonra bu sezonun Barcelona'sı da geçmişte 4.3.3'ün standart set oyunu olan bu mevki değişimini radikal şekilde uygulamaya başladı.

Beşiktaş'ta Aurelio'nun yaptıklarını Fink de büyük ölçüde yerine getirebilir, ama Aurelio bu açıdan çok daha iyi bir taktik oyuncu. Ulusal takımdaki varlığını Nuri Şahin'le karşılaştırılması bu açıdan doğru değil. Bu kıyasın Gökhan Gönül - Nihat Kahveci karşılaştırmasından hiçbir farkı yoktur, zira Aurelio ve Nuri çok farklı rollerin oyuncuları.

Kötü İlk Yarı Performansı

Kötü nitelemesi hafif kalabilir, nitekim devrenin son 20 dakikası sahada ne yaptığını bilmeyen bir Beşiktaş vardı. En temel problem topun üçüncü bölgeye (Quaresma'nın kısa süre sağ kenara geçişi hariç) taşınaması ve orada kalamamasıydı. Koskoca ilk yarı boyunca ceza sahası atılan iki olumlu pasta biri uzun top, diğeri de Guti'nin duran top dönüşü boşta kalan Zapo'ya pası. Quaresma sık sık ikili, üçlü sıkıştırmalarla pasifize edilince oyun onun ters kanadına yığıldı. Nihat'ın kenar oyunundaki etkisizliği Nobre'nin sürekli geriye gelerek, tehditsiz oyunuyla birleşince Beşiktaş rakip kale önünde etkili olamadı.
Yukarıda Beşiktaş'ın maçın ilk yarısında yaptığı pasların şematik gösterimi görülüyor. Çok fazla pas hatası, yüksek sayıda uzun top var. Ceza sahasına gönderilen 16 pastan yalnızca 2'sinin isabet bulması, kale önündeki etkisizliğin apaçık ispatı. Bordo renkli hatalı pas ise İbrahim Toraman'ın gol öncesinde Dia'nın ayağına attığı topu işaret ediyor.

Ekrem'in Saha Dışında Olduğu Kısa Bölüm

Aykut Kocaman bu dakikalarda eliyle önünü işaret ederek ''buraya pas'' diyordu. Beşiktaş set oyununda Ekrem'in yokluğunu Ernst'le doldurmuştu, fakat kaptırılan topta savunma yerleşmeden Fenerbahçe geldi. Aşağıdaki karede Nihat'ın kısa süreliğine sağ bek oluşu görülüyor. Guti'nin önde kaldığı pozisyonda Nobre yardım koşusu yapıyor, ama nereye? Bu pozisyonun devamında önünde devasa bir boşluk bulunan Andre Santos'tan Gökhan Gönül'ün kafasına inen gollük orta geldi. Tam da Fenerbahçe golünün sonrasında gerçekleşen bu kısa bölümde maç birçok kez Fenerbahçe'nin eline geldi, fakat şanslar pas geçildi. Sonradan oyunun değişmesi, bu bölümde skorun değişmemesine bağlıydı.

Santrafor Oyunu, ''The Hole'' ve Marcio Nobre

Aşağıda Beşiktaş'ın maç boyu yapamadığını yapan Selçuk Şahin görülüyor. Taç atışında Beşiktaş orta saha oyuncuları uyuyunca Selçuk tam da ''hole'' denilen, savunma hattı - orta saha arasındaki bölgede topla buluştu. Bu noktadan sonrası önde yakalanan savunma oyuncuları için işkence. Selçuk topu Niang'ın önüne atıveriyor, ters kenardan uzak forvet koşusunu yapan Alex de ön direkte gol vuşunu yapıyor; lakin Cenk başarılı. Aurelio bu anda Alex mi, Selçuk mu ikileminde kalıyor; görüldüğü üzere bulunduğu pozisyon yine Beşiktaş savunma hattı içerisinde. Bu, gayet basit ve sık karşılaşılan bir antitez:Sık sık bugünün futbolunun (bugünün derken, yaklaşık 5 yıllık bir süreç) önemli bir gerçeğinden bahsediyoruz. Aynı zamanda Dünya Kupası'nın trendi 4-2-3-1'in ana damarı olan bu olgu, savunma önünü kapatan çift merkez orta saha oyuncusudur. DK 2010'da parlayan orta saha oyuncularına ve Schweinsteiger'in başını çektiği yeni nesil orta saha oyuncuları grubuna bakılırsa bu fark ve üst düzey futbolda, kolay uygulanabilirliğiyle diğer şablonlardan ayrılan 4.2.3.1'in hükümranlığı daha net anlaşılabilir. Bir bakıma futbolda zirvenin yolu, savunma - orta saha hattı arasını savunmaktan ya da topun oraya gelmesine asla izin vermemekten geçiyor. Tam da bu bölgede oynayan klasik 10 numaranın ıslahı süreci de bununla ilişkili.

Fenerbahçe bu tip bir başka pozisyonu maç boyunca üretemedi, fakat taç atışıyla başlamış da olsa sonucu tabelayı değiştirebilirdi. 4.2.3.1'in orta saha oyuncularının bu tip koşuları, savunma önünü tek adamla koruyan 4.3.3'in en büyük ve en önemli zaafı. Beşiktaş'ta defansif açıdan durum buydu ve maç boyu bu sorunun kullanımıyla gerçekleşen tek tehlike bu idi. Beşiktaş kalesindeki diğer tehlikeler çok daha farklı gelişti; ama esas sorun kenarların kullanımının sadece pasifize edilmiş Quaresma'nın üzerine yıkıldığı bu günde topun gol bölgesine taşınamasıydı. Aşağıda bu durumun birincil sorumlusu Marcio Nobre'nin maç boyu yaptıkları görebilir:
Santrafor oyunu, zirve futbolda mutlak gereklilik arz ediyor. Geçen sezon Barcelona'nın şahit olduğu Eto'o - İbrahimoviç farkı bu hususta en bilinen örneklerden biri. Aşağıda maçın ikinci yarısının pas diyagramında daha net şekilde görülebileceği üzere, 4.3.3'te rakip savunma hattıyla, rakip orta saha arası bir oyuncu yok. Temel olarak oyun kenarlara genişletilmeye ve bekler üzerinden çeşitlendirilmeye çalışılıyor. Ters kenarda oynayan Quaresma'nın da içeriden yardımla hareket alanı sınırlanınca takımı gol bölgesine taşıma işi yalnızca Nobre'ye ve Guti'nin paslarına kaldı. Nobre öncelikle hiç tehdit yaratamadığından, sırtını kendi kalesine dönmeyi neredeyse hiç düşünmediğinden takımı gol bölgelerine taşıma işini yapamadı. Duvar olduğu pozisyonlarda oyunu hep sağ kenara doğru yönlendirdi ki, zaten takım sürekli sağdan oynuyordu. Oyunu açma işini yapmadı. Hücumlara derinlik katamadığı gibi Beşiktaş'ın pas oyununa da alanı genişletme yönünde katkıda bulunamadı.

İkinci Yarı: Hazreti Guti ve Nihat
Müthiş, değil mi? İlk yarıyla karşılaştırınca da daha etkileyici oluyor. Ama yine rakip ceza sahası önünde, yani rakip savunma - orta saha hattı arasındaki etkinlik yine sıfıra yakın. İlk yarı sahadaki varlığından şüphelenilen Nihat, ikinci yarıda üç çok önemli ceza sahasına pas ile kendi adına günü kurtarıyor. İkinci yarının tartışmasız yıldızı Guti. 20 metrenin üzerinde (yaklaşık) mesafe kat eden dikine başarılı pasların 4'te 3'ü ona ait. Beşiktaş ikinci yarının tamamında oyunu domine etti, ama gollük pozisyon sayısı kısır kalmaya devam etti. Beyazla belirtilen pas, Guti'nin Bobo'ya penaltı asisti.

70'ten sonra risk
45-70 arası Selçuk Şahin tam 6 kez pas arası yaparken, Mehmet Topuz bu şekilde hiç top kazanamadı. 75'te Alex'in çıkıp Cristian'ın oyuna girmesiyle bu konuda bir iyileştime planlansa da Fenerbahçe orta sahası eskiye göre daha geride pozisyon almaya başladı. Yukarıdaki karede ''şayet bir oyuncu fazladan bir rakiple karşılanıyorsa, sahanın başka bir yerinde mutlaka demarke pozisyonda kalan bir oyuncu vardır'' önermesinin karşılığı görülüyor. Bobo - Aurelio değişikliğiyle orta saha direncini zayıflatarak risk alan Beşiktaş, İbrahim Toraman'ın yine ne yaptığını bilemez bir anında Dia'yı kalecisiyle karşı karşıya görüyor. Artık orta saha oyuncusu sayısı ikiye düşmüşken Ernst'in Aurelio gibi Dia'yı takip etmesi düşünülemezdi, ama Toraman bunun farkında değil. Maçın en önemli kırılma anı buydu. Issiar Dia bu asisti gol yapsa, Beşiktaş'ın proaktif pas futbolu, arkasında bıraktığı boş alanlarla mağlup edilecekti. Aykut Kocaman'ın maç planı da tutmuş olacaktı.

Fenerbahçe'nin Duran Top Alan Savunması
Neden Quaresma iki kez ceza sahası dışında bomboş vole vurdu ve Beşiktaş'ın korner aktivitesi bu kadarla sınırla kaldı? Sebebi Aykut Kocaman'ın kornerlerde uygulattığı duran top alan savunması. Daha önce şurada açıklandığı üzere tavşan adamın görevine sıkı sıkıya sarılması gerekiyor, aksi halde gerideki oyuncular içeridekilere göre çok daha tehlikeli hale gelebiliyorlar.

Son Dakikada Nobre
Sağında Guti bomboş iken ve takım 5 kişiyle rakip kale önündeyken ne yapıyor?

Sonuç

Beşiktaş iyi bir maç oynamadı. Bernd Schuster'in, Quaresma ve Guti'nin geldiğinden bu yana görülenlerin yine görüldüğü, güçlü bir rakibe karşı test edildiği bir maçtı. Pas oyunu, saha içindeki ahenkli alan değiştirmeler ve proaktif futbol sevindiriciydi; fakat bunun skor yönünde açılımı olmadığından rakibe bolca atıl, kullanıma açık boş alan bırakıldı. Genel futbol fikri ve kadro kalitesi Beşiktaş'ı Fenerbahçe'nin önüne koysa da bu maç planları tutan taraf Fenerbahçe ve Aykut Kocaman'dı. Planladıkları fırsatları buldular, fakat üç çok önemli kırılma anında skoru artıramayınca Beşiktaş'ın pas trafiğine Bobo'yla tehditkar hale gelen ön alan etkinliği de eklenince 1 puana razı oldular. Fenerbahçe'nin yıllardan bu yana şiar edindiği dominant hedef maç oyunu, Daum'un ardından Aykut Kocaman'la iyiden iyiye kaybolmuş görünüyor. Fenerbahçe adına bu maçtan ileriye taşınabilecek en önemli yargı bu olabilir.

Schuster'in Nobre ve Nihat tercihlerinin bir açıklaması yok, zaten sahada herhangi bir sonuç da görülmedi. Nihat ikinci yarıdaki oyunuyla bir nebze takıma faydalı görünürken Nobre'nin oyuna efektif bir katkısı yoktu. Maç boyu kazandığı top sayısı üç; keza kazandığı hava topu sayısı da yalnızca üç. (Pres vasfı buna mı eşdeğer?) Takım bu sezon oyunu önde oynuyor, topu kenarlardan gol bölgesine daha kolay ulaştırıyor; bu sebepten Nobre de artık rotasyonda demiştik. Fakat bu maçın bu fikirle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Tekrar tekrar bu takımın ideali görüldü. Bu bir hedef maçsa eğer, bu maça takımın ideali çıkar ya da çıkardı. Maç kaybedilmediği için şimdi Schuster haklı, çünkü lig epey uzun. Telafisi mümkün.

Nihat'ın bu takımda ikinci forvet harici bir rolde kullanılması gereksiz. Hem Nihat'a, hem de takıma yazık. İlk yarı takımla birlikte o da kötü oynadı, yine de emek noktasında eksik değildi. İkinci yarı toparladı. Kanadı aktifleştiremese de hücumda da elinden geleni sahaya koydu.

CSKA Sofya maçı sonrası yazısının sonuç bölümüne
yalnızca savunma hattı ve Guti'yle ilgili birer ekleme yapmak gerekiyor. Guti'nin ideal rolü artık netleşti. Üçlü orta sahada iç oyuncusu olarak devam etmeli. Kadıköy'e çıkan savunma dörtlüsü ise geçen senenin kullanılmayan oyuncularıydı. Sağ bekte oynadığı maçlarda puanlara mal olacak hatalar yapan Ekrem (Kasımpaşa ve Gaziantep deplasmanları), Üzülmez'e tercih edilmeyen İsmail; stoperde üzerine üç yabancı transferi yapılan stoper Toraman ve yetersiz olduğu düşünülerek geçen yıl kiralanan Zapotocny vardı. Takım savunma yapmadığından, yalnızca kaybedilen topları gerisin geriye oyuna kazandırdığından bu dörtlünün geçen sezonki algısı değişti; fakat Fenerbahçe'nin etkili ataklarındaki facia hatalar gözden kaçmadı. Özellikle de Toraman. Niang'ın ilk yarıda kaçırdığı gol pozisyonunun gelişimini izlerken dehşete düşmek mümkün. Yaz dönemi Sivok'un sakatlığı sonrası yapılmayan stoper transferi hikayesinin bir yansıması da Kadıköy'de görüldü, ama yine aynı sonuca varıyoruz: Maç kaybedilmediğinden, genel algıdaki iyimserlik kendini koruyor.

Fenerbahçe 1-1 Beşiktaş
Noat Samisa

23.09.2010

32 yorum:

Bellamy. dedi ki...

yine tek solukta okunan bir yazı, ellerine sağlık.

hocanın holosko, hilbert, nihat 3lüsünden en az birini aktive etmesi lazım, bu hücum kısırlığını çözmek için. öndeki oyuncunun kim olduğu 2. planda bence, bobo ilk tercih ama nobre de iyi kötü katkı veriyor, kanattakilerin takıma katkısı sıfır.

quaresma'yı bu 3lüyü hırslandırmak için yerlerinde kullanması gerekebilir. sağ kanada bu 3lü hiçliğin yerine tabata'yı monte ederse en azından topa sahip olma açısından bir şeyler elde edilebilir.

Noat Samisa dedi ki...

Bellamy,

Eğer kenar adamı tercihleri doğru değilse ya da kenarlar bir şekilde çalışmıyorsa santrafor tercihi çok daha büyük önem kazanıyor. Pazar günü yaşanılan tam da buydu. Nobre maksimumunu verse de yetersiz, zira özellikle de 4.3.3'te tek santraforun oyuncusu değil. Destek güç ya da çift forvet olabilir.

Yine ben en uygun yapının Quaresma - Bobo - Hilbert olduğunu düşünüyorum.

aketenci dedi ki...

Sormadan edemeyecegim. Figurleri kendin mi hazirladin? Oyleyse eger ne kadar zaman aldi?

Noat Samisa dedi ki...

AKetenci,

Evet, hepsini ben ve adını geçmesini istemeyen bir arkadşaım birlikte hazırladık. Maçın tekrarını izlerken pasları bir yandan not aldık. Sonradan bir de hızlı şekilde gözden geçirmeyi eklersek tüm görseller için maç tekrarı vaktine ek olarak yarım saat, 45 dakika arası bir vakit harcamış olabilirim.

Asphalt Monkey dedi ki...

Pas trafigine bakildiginda, ceza sahasina ortalar haric geri kalan hatali paslarin cogunun defans ve kaleciden cikan uzun toplardan kaynaklandigi görülüyor. Sivok'un eksikliginin getirmis oldugu en büyük handikap da sanirim bu, topu oyuna sokmakta zorlanan ve isin kolayina kacip uzun top yapan bir defans anlayisi.

Nihat, mactan sonra cok acimasizca elestirildi. Mücadele etmedi, bu nasil Besiktas evladi...vs diye ancak hücumda etkisiz kalmasinin sebeplerinden birisinin de Quaresma odakli hücüm anlayisi ve Nihat'in bu hücumlarda hep ters kanatta kalip topla az bulusmasi da unutulmamali. Oyuna bir türlü dahil olamadi.

constantinache dedi ki...

yazı şahane olmuş, Fenerbahçe açısından kişisel fikrim maçın en iyi oyuncuları en beğenilmeyen 2 isim olan Selçuk ve Bilica'dır.

Beşiktaş için ise sadece şunu söyleyebilirim: Fenerbahçe aynı futbolu (hatta daha kötüsünü) 6-0'lık Galatasaray maçında oynamıştı ve gollerin 4'ü kontra, 1'i korner, 1'i de 2. toptan gelmişti. Yani Beşiktaş baskılı oynadığı için iyidi fakat 2. golü yemediği için de şanslıydı.

Kaba tabirle Aykut Hoca alenen 6-0'lık maçla aynı şeyi planladı fakat şans yanında değildi ki 2. gol bir türlü gelmedi. Tabi bunda takımın hücum organizasyonunun henüz oturmamış olması da etken. 9. haftada ise atağı da defansı da bu kadar iyi olmayan başka bir rakiple oynayacak, aradaki 3 maç ve şans faktörü tabi önemli fakat bu kez çok değişik bir skor çıkabilir.

son olarak: Fenerbahçe'nin son 8-9 yılındaki normal maçları ile derbi maçlarındaki futbolu hep farklı olmuştur. yani dediğin gibi "dominant hedef maç oyunu"nu 2003-2006 arası ilk Daum dönemindeki iç saha derbileri haricinde neredeyse hiç oynamadı Fenerbahçe. Bu Zico ve Aragones döneminde de böyleydi, hatta Lorant döneminde de. "Bir zamanlar fırtınalar estiren" Mustafa Denizli'den bu yana derbilerde içeride-dışarıda baskılı oynamaya çalışan bir ekip olamadı Fenerbahçe.

lakerda dedi ki...

Ben de ne zamandır derbi maçını yorumlamanı bekliyordum. Emeğine sağlık.

Tam sezon başı Nihat doğru yerde kullanılacak diye düşünürken, bu maçta hangi amaçla kanatta oynatıldı, schuster adına hayal kırıklığına uğradım.

Cska maçında da Nobre'nin tek forvet
olarak oynatılması pozisyon kısırlığımızın sebebi olabilir mi?
Berbat bir Holosko da vardı gerçi, ama ben tek forvet nobre ile kazandığımız bir maç gerçekten hatırlamıyorum. Fatih Tekke'nin gelecek olması bu nobre opsiyonundan kurtarabilir diye umut ediyorum. Maçın son dakikalarında yaptığı zaman geçirme hareketi beni çıldırttı gerçekten.

Ligde hala deneysel takılan Schuster'in bu maçta oyuncular hakkında yeterli fikre sahip olduğunu düşünerek, trabzon deplasmanına ideal oyuncuları ile çıkmasını umut ediyorum.

Cacaca dedi ki...

Ellerinize saglik, hic bir yerde goremeyecegimiz bir analiz okuduk. Keske diyorum fenerli olsaydinizda, tum fener maclarini okuyabilseydik...

Mel dedi ki...

Yazi cok guzel olmus - ancak kadro kalitesi olarak fenerbahce'nin besiktas'tan hayli onde oldugunu dusunuyorum. Eger onumuzdeki sene sonunda bunun oynanan futbola yansidigini goremezsek, o zaman hatami da kabul ederim elbet.

Acikcasi sene basindan beri bunu iddia ediyorum, ancak bunu yaparken fenerbahce'nin bir takim sorunlar yasayacagini da tahmin ediyordum. Ozellikle Alex uzerinden 4-3-3 ve 4-2-3-1 tartismalari, bir turlu taktiksel dizilisin oturtulamamasi, hazirlik kampinda asil kadronun beraber calisamamasi, ve son olarak da bir tane "box-to-box" orta saha oyuncusu eksikligi ciddi tahribat yaratti. Eger Aykut devam edebilirse, bu sorunlar cozulecektir.

Fenerbahce'nin asil sorunu: Lugano. Evet, sert, agresif, tutarli bir savunma oyuncusu. Rakibi yildiriyor, kafa toplarinda ortalama ustu, yavas olmasina ragmen sezgileri iyi. Ancak 4-3-3 oynayacak herhangi bir takimin savunma oyuncularindan bir tanesinin mutlaka topla hareket edebilme ozelliginin olmasi gerekiyor. 4-2-3-1'in temel avantajlarindan bir tanesi olan "Aurelio" hilesi bu sorunu ortebiliyor, ancak bu sefer de karsimiza duragan, temposuz bir oyun cikiyor. Dinamiklik ortadan kalkiyor. Fenerbahce Aurelio'lu donemlerinde Lugano'yu bu sebepten dolayi kaldirabildi, cunku takim bu duragan futbolu oynanabilecek en verimli sekilde uyguluyordu (haliyle, ozellikle kuvvetli takimlara karsi). Su anda planlanan 4-3-3'un can alici noktalarinda Fenerbahce'nin eksikleri var: Ilerideki uclu olmasi gerektigi kadar hareketli degil, Niang disinda savunmaya katki son derece kisitli. Orta sahadaki uclu - Cristian, Emre, Mehmet (Ozer) - ne sukunetlerini koruyabiliyorlar, ne belli bir itinayla duzen insa edebiliyorlar, ne de oyunu rakip sahaya yikabiliyorlar. Savunmada stoperde gorev alan ikili topla cikamiyor, ustelik geri donuslerde fazlasiyla agirlar. Takimda vazgecilmeyecek oyuncular bekler (ki Andre Santos ozelindeki elestirilere kesinlikle katilmiyorum, ancak gercekten fit olmamasi sorun yaratti ve yaratiyor), Emre, ve Niang. Stoch ve Dia bayagi iyiler, ancak dedigim gibi, bu oyunu oynamak icin fizik olarak daha guclu olmalari, surekliliklerini artirmak gerekiyor.

Butun bu olumsuz gorusler bir yana, kadro kalitesi olarak hala Turkiye'nin en kaliteli oyunculari Fenerbahce'de. Sahsen su anda futbolda en kiritk bolge olarak gordugum beklerde cok iyi oyunculari var, Niang muthis faydali bir forvet. Elestirdigim oyuncular ise Turkiye'deki muadilleri arasinda yine tepede yer aliyorlar. Kalecileri iyi. Orta sahada Cristian-Mehmet-Ozer cesitliligi onemli, ancak Mehmet son zamanlarda iyice koordinasyonsuz, Ozer hem formsuz hem de gucsuz. Stoch ve Dia zamanla daha da etkileyici olacaklar. Geriye kalan yedekler - Semih, Okan (ki piyasaya cikmadan izledigim ve cok begendigim bir cocuk), Caner (gercek yerinde oynadigi zaman), Yobo - gayet iyi.

Besiktas'da ise hala ciddi sorunlar var. Bekleri tek tarafli (hatta sag bekte tek taraf da tartismali). Savunmada top cikaracak oyunculari hala yok. Orta sahalari Aurelio ile guclendi, ancak sene basinda seyrettigim Ernst ve sakatliklarinin ardindan Aurelio'nun sezon boyunca ne gosterecekleri belli degil. Quaresma bekledigimden cok daha iyi, hirsli, ve mucadeleci. En cok burda sasirdim acikcasi. Sag aciklarinda hala dogru oyuncu yok - Holosko ve Nihat hem uretim, hem verim, hem de savunma anlaminda ortada yoklar. Bobo iyi basladi, ancak uzun zamandir bildigimiz Bobo gucsuz, agir bir forvet.

Elbette menajerlik oyunu oynamiyoruz. Zira gunluk bir takim sonuclar bir suru seyi degistirebiliyor. Eger Fenerbahce pesinde oldugu amacin gerektirdigi zorluklara katlanabilirse bundan sonraki 2-3 sene keyif veren, farklilik yaratan bir takim gorecegiz. Besiktas maci eski Fenerbahce'nin kotu bir kopyasini gorduk, ancak anliyorum. Bu maca 12 puanla cikilsaydi daha farkli bir oyun olacakti - psikolojik etkenler belirleyici olabiliyor.

Arkhe dedi ki...

Çok emek veriyorsun ve sanırım bunu başka kaygıların olmadan sadece zevk aldığın için yapıyorsun. Eline sağlık ve tebrikler. Harika bir çalışma olmuş.

Sonunda maçı duygularından sıyrılmış olarak değerlendirebilen bir Beşiktaşlı gördüm.. :)

Guti 2. devrenin bir bölümünde çok top kaybı yaptı ve kendini sanki bir adım daha geriye çekti. Adam kendini biliyor tabii. Aurelio-Bobo değişikliği ise Guti'nin yorulduğu maçta bence çok büyük bir hataydı. Eğer yorulan Dia yerine Stoch düşünülseydi sarı kartlı İbrahim Üzülmez karşısında çok etkili olabilirdi.

Guti'nin yorulduğu dönemde sahneye Ernst çıktı ki bence maçın Beşiktaş adına en iyi oyuncusudur. Son 20 dakika hem orta sahanın tüm yükünü çekti, hem de ileriye destek verdi. Mükemmel oynadı. Aurelio'nun zamanında tek başına Fenerbahçe orta sahasını ayakta tuttuğu yani kariyerinde zirve yaptığı dönemi hatırlattı.

Ne Quaresma, ne Guti ne de bir başkası. Beşiktaş kadrosundan Fenerbahçe'de olmasını en çok istediğim oyuncu Ernst'dir.

thebor dedi ki...

oyun planından anladığıma göre beşiktaşın sağ açığının aynı zamanda forvet kimliğini taşıması,ancak aynı zamanda takım savunmasına da destek olması gerekliliği ortaya çıkıyor.Bana kalırsa Holosko,Fink ve Hilbert üçlüsünden en kısa sürede kurtulunup gerçek bir sağ bek ve gerçek bir sağ açık almamız gerekiyor.
Örnek:Yattara'nın defans yapan versiyonu (böyle bir adam fransa liginden temin edilebilir gibi geliyor bana)
bek için ise gökhan gönül modeli çok başarılı,ama nereden bulunabilir onu bilemiyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Asphalt Monkey,

İlk yarının bir bölümünde pek çok telaşlı uzun pas var. Pek tabii bunun sebebinin bir kısmı Sivok'suzluktur.

Maç bittiğinde benim de Nihat'la ilgili düşüncelerim epey olumsuzdu. Fakat tekrarda bambaşka şeyler gördüm. Nihat ikinci yarı oyunun her alanında katkı yapmış, fakat sağ kenarda elinden bundan fazlası gelmez zaten. Haklısınız, ters kenardan gollük pas da gelmediğinden gol bölgelerinden sürekli uzak kaldı.


Constantiniche,

Bu bir hedef maç, yani ötesi - berisi yok. Bu tip maçların iki taraf için de sayısız sonucu olabilir. Dolayısıyla oynanan oyun çok önemli sayılmaz, geleceğe de taşınmaz belki de. Beşiktaş topa daha çok sahip olsa da kaybediyordu, belki 3-0 hatta 4,5 olabilirdi. Aykut Kocaman'ın genel eleştirisine katılırım, fakat dediğiniz gibi bu maç özelinde Aykut Hoca fazlasıyla iyi bir kenar yönetim gösterdi. Belki Alex - Cristian değişikliğine rağmen Guti'nin Bobo'ya ara pasında önünde 40 metrelik boşluk olması en büyük handikap sayılır.

Bence de Selçuk Fenerbahçe adına maçın en iyisiydi.

Dominant futbol tabirinin, bu maçta Beşiktaş'ın oynadığı proaktif pas futbolundan farkı var. Bazen bu kavramlar sıkıcı olabiliyor okuyan için, ama aralarında bir fark olduğundan birbirleri yerine kullanılamıyorlar. Fenerbahçe yakın dönemde derbilerde rakibi uyutur, derinde bekler; fazla pozisyon vermeden rahat galibiyetler alırdı. Baştan sona maçı kazanacağını hissettirirdi.

Noat Samisa dedi ki...

Lakerda,

Yakın zamanda bir daha vakit bulursam son üç yılda tek santraforun Nobre olduğu maçların dökümünü çıkaracağım. O vakit tam olarak durum anlaşılabilir.

CSKA maçında en büyük sorun kanatların çalışmamasıydı. Pazar günü de benzer bir sorun oluştu. Orta sahamız çok çok güçlü, fakat kanatlar çalışmadığında santraforun ayağına bakıyoruz. Mesela Bobo oyuna girdikten sonra İsmail'le 30 metreye 50 metre muhteşem bir verkaç yaptı. Rakibi bozmak için bu tip işlere ihtiyacımız var ve Nobre bunları yapmaktan uzak.

Trabzonspor deplasmanı kesinlikle en büyük test olacak. Ben o maçı büyük olasılıkla kaybedeceğimizi düşünüyorum.


Cacaca,

Teşekkür ederim. Maalesef isteğiniz gerçekleşmesi mümkün değil. :)


Mel,

Öncelikle bu yaptığımın ya da taktik konuşmanın ne menajerlik oyunlarıyla ne de antrenörleşmeyle ilgisi var. Ben üç yıl falan oldu, sözkonusu menajerlik oyunlarından uzağım. Burada yapılan, oyunun yalnızca bir yanını açıklamaktır. Oyunun tamamını anlamlandırmak, not vermek, sonuç tahmin etmek değil. Ben bu kısımdan çok büyük zevk alıyorum, mesela maçı izlerken Quaresma'nın kornerde vurduğu iki volede de herkes takımın umursamazlığından dem vururken, ben Niang'ı suçluyorum yalnızca. Bu tip seyir farklılıkları oluyor ve bu ayrıntılar bana büyük zevk veriyor.

Fenerbahçe'yle alakalı sorun büyük ölçüde taktiksel değil bana göre. Zira geçen maçlarda sahada garip yerleşim bozuklukları görülüyordu. Öncelikle Alex'in kazanılması ya da Alex'le vedalaşılması gerek. Bu olursa eğer net bir değişimden bahsedebiliriz ve bu süreç iyiye gidiş mi olur bilinmez. Sancılı geçtiği ortada. Fiziki ve mental sıkıntılar çarpıcı boyutta, özgüven eksikliği çok net belli oluyor. Zaman ihtiyacı olduğu kesin.

Evet, kadro konusunda belki de siz haklısınız. Ama sene sonunda Fenerbahçe şampiyon olsa dahi bu yargı onaylanmaz, aynısı Beşiktaş için de geçerli. Tıpkı Beşiktaş'a bu maçta ''iyi oynadı'' demek çok doğru değilse, kadro kalitesi de her zaman başarıyı göstermiyor. Bu konunun çok daha geniş tartışılması gerekir, ama o kadar da önemli bir konu olmadığını düşünüyorum. Sadece yazıda kullandığım bir argümandı.

Beşiktaş eğer Gökhan Gönül gibi bir sağ beke sahip olsaydı, sanırım biraz fazla olurdu. :) Yazıda da belirttiğim gibi sadece sağ bek ve stoper değil, savunma dörtlüsünün tamamı geçen yılın tercih edilmeyen oyuncuları.

Noat Samisa dedi ki...

Arkhe,

Ben bundan keyif alıyorum, maçı izlerken bunlara dikkat ederek aldığım keyfi katlıyorum. O da buraya yansıyor. Konunun kutsal bir yanı yok sonuçta, ben duvara bir yazı asıyorum; yolu düşen okuyor. Sonra da sayfayı kapayıp gidiyor. Basit bir ilişki, büyütmeyelim derim. :)

Ben bu maça dair pas trafiğini övsem geleceğe yönelik bir çıkarım olur, zira hedef maç olduğundan sonuca yönelik olmayan şeyler pek değerli değildi. Kendime yalan söylemiş olurum eğer Beşiktaş'ı bu maçta iyi olarak addedersem. Ama sonuca sevindim tabii, bu oyunla 1 puan iyidir.

Evet, Guti özellikle 60'tan sonra iyice derinde oynuyor. Bobo girdikten sonra ise görev olarak daha geriye çekiliyor. Bu rol onun Beşiktaş için ideali, hele ki böyle maçlarda.

Ernst kesinlikle muhteşem oynadı. Aurelio'nun yerinde olsaydı bu katkıyı veremezdi, Necip'ten de bu maçta bu verim alınamazdı. Son dakikalarda baraj kuruluyorken ağzı bir karış açıktı, hararet yapmıştı ama şükür ki 90 artı 3'te hala koşuyordu.

Thebor,

İyi bir Holosko (şampiyonluk senesindeki gibi) o bölgenin ideal oyuncusu. Fakat Nihat'ın da durumu ortada olunca elde fazla imkan kalmıyor. Sağ bek için de Rıdvan'ın dönüşü çok uzak değil. Benim tercihim ise sağ bek Toraman ve stoper transferiydi.

*****

Tartışmaya katkıda bulunan herkese teşekkürler.

Erdal dedi ki...

Kaç gündür girip bekliyordum bu maçla ilgili yorumu, A.gücü-K.paşa yorumunu gördükçe de, ne yalan söyleyeyim hayal kırıklığına uğruyordum. Yine tek solukta okunan bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.

Bir de konuyla ilgisi yok, ama G.Kore filmleriyle ilgili değerlendirmelerin olduğu bir bölüm vardı, yaşanan tatsızlıklar sonucu mu kaldırıldı bilemiyorum, takip edemedim. Faydalanıyorduk ondan. Arşivde bir yerde duruyordur mutlaka. Eklenmesi/güncellenmesi düşünülemez mi?

tari dedi ki...

sivok fetişistliğine toraman nefretin eklenince ortaya çok sığ pasajlar çıkıyor noat.
toraman'la alıp-veremediğin ne var bilmiyorum ama benim tribünden gördüğüm toraman'ın bayağı iyi maç çıkardığı. üstelik bu sonuca yalnızca ben varmadım, fenerbahçe tribünündeki arkadaşım da vardı. maç sonu schuster de teyit etti.

şu düzen, stoperlerin en son oynamak isteyeceği düzen. 90 dakika içinden 1-2 hata bulup, bunlara ''gene bir toraman hatasında'' diye başlaman fazlasıyla bir acz göstergesi.

şu sistemde oynayabilecek dünya üzerinde 20 stoper varsa, toraman bunlardan bir tanesidir. sen, istediğin kadar kişisel husumetlerini dayatmaya çalışsan da bu, değişmeyecek, toraman da schuster'in ilk tercihi olmaya devam edecektir.

Noat Samisa dedi ki...

Erdal,

Tatsızlıklar hakkında bir fikrim yok, yalnızca blogun teması değişti. Sağ kenarda arşiv bölümü var, oradaki sinema dizini üzerinden ulaşılabilir.

Teşekkürler.


Tari,

Benim buradan Schuster'e telkinde bulunmak haddime değildir. Schuster diyorsa ki Toraman benim işime yarıyor, eyvallah derim.

Ben burada gerekçelerdirerek, görsellerle ve diyagramlarla destekleyerek vardığım sonuçları anlatıyorum kendimce. Bu işin bencesi budur, sen farklı görmüş olabilirsin.

Yetersizliğe rağmen talep görmeye yönelik bir karşıtlık benimkisi, yoksa Toraman güzel adamdır.

Mel dedi ki...

noat,

yanlis anlamissin, duzelteyim. menajerlik oyunu derken aslinda benim yaptigim analizin oyle algilanmamasi gerektigini soyluyordum - yazdiklarim alinan bir kotu sonucun ertesinde aykut'un kovulabilecegi, aykut'un kovulmasi takimda dogru gidecegini gordugum seylerin ertelenmesine yol acabilecegi ile ilgiliydi. Dolayisiyla "menajerlik oyunu" metaforuyla benzeri mekanik aciklamalardan farkli olarak "gercek" futbolda herseyin anlik sonuclar sebebiyle uzun ve ciddi etkiler yaratabilecegini yazmak istedim.

Ikincisi de sene sonunda bakalim derken sampiyonluga degil, takimlarin oynadigi oyuna referans vermistim. Elbette sampiyon olmak - ya da olmamak - son tahlilde birsey ifade etmiyor. Bu sene Barcelona sampiyon olmasa da - ki muhtemeldir - bu yuksek ihtimal herhangi baska bir takim kendisinden daha iyi top oynadigindan olmayacaktir. Her neyse, zaten cok guzel bir yazinin arkasindan gelen bir ifadeye dair yazdim, yoksa cogu konuda hemfikiriz.

Noat Samisa dedi ki...

Mel,

Şimdi daha net oldu. :) Yine de şu konuya bir şerh koymam gerekiyor. Barcelona en iyi, en zor yenilir, en güçlü, temeli en sağlam takım olabilir; fakat ''iyi oyun'' başka bir şey. Dışarıdan belirlenen yargılar, subjektif görüşler futbol sahasında olan biten açıklayamıyor. Inter iki maç üzerinden oynanan bir oyunda Barcelona'yı eler ve kupayı alır. Bu, CL şampiyonasının en iyisinin Inter olduğunu onaylar. Mantık ve akıl çerçevesinde en iyiyi değil. Bir maç, bir turnuvadır bu ve kazanmak için oynanır. Burada da türlü yollar kullanılır ve mübahtır; yeter ki insani hasletler korunsun.

Barcelona'nın tüm bu vasıfları onları bu sene de CL'nin 1 numaralı şampiyonluk adayı yapıyor, ama bu herhangi bir maçı ele alırsak anlamsız. Çünkü mesele bu değil. Futbolun bambaşka bir yolu ve diyalektiği var.

kma dedi ki...

okuyan ama pek yorum yapmayan biri olarak emeğe saygı açısından tebrik etmek istedim. bir maç yazısı nasıl olması gerekiyorsa öyle olmuş.

yazının ve sonrası yorumlardan şöyle bişi aklıma takıldı.
yeterli pozisyon zenginliğini bulamasa da oyunun büyük bölümünü domine eden takım beşiktaş. maç öncesi planlarını 2. golü bulamama dışında tutturmuş takım fener.

son yaptığın yorum içersinden şu bölümğ aldım:
"Barcelona en iyi, en zor yenilir, en güçlü, temeli en sağlam takım olabilir; fakat ''iyi oyun'' başka bir şey. Dışarıdan belirlenen yargılar, subjektif görüşler futbol sahasında olan biten açıklayamıyor. Inter iki maç üzerinden oynanan bir oyunda Barcelona'yı eler ve kupayı alır. Bu, CL şampiyonasının en iyisinin Inter olduğunu onaylar. Mantık ve akıl çerçevesinde en iyiyi değil. Bir maç, bir turnuvadır bu ve kazanmak için oynanır."

bundan hareketle mantık ve akıl çerçevesinde iyi olanın Beşiktaş; eğer kazansaydı "inter" gibi sonucu almak için plan kurmuş takımın fener olduğunu göstermez mi?

Noat Samisa dedi ki...

Kma,

Teşekkürler.

Bu bizim futbol dışı, Aristo mantığıyle temellenmiş Batı düşüncesinin akıl ve mantığıdır. Futbolun değil. Futbol gücünü hayattan alan, ama kendi içinde bambaşka dinamikleri olan bir mücadele alanı. Güçlüyle güçsüzün savaşında biri baskınken, diğeri katil olabilir. Etkiye tepkidir bu. Evet, dediğiniz eşleştirme yapılabilir fakat futbol bu önyargılamalardan sıyrılarak izlenmeli. Ben bu belirtmeyi daha çok ''savunma futbolu - hücum futbolu'' kıyası için kullanıyorum.

Bence tabi.

kma dedi ki...

barcelona-inter cl maçı karşılaştırmasında bu iki takımı iyi-kötü diye konumlandırmıyorum. örneği kendi düşünceme göre değil genel kanıya göre verme hatasına düştüğüm için anlatamadım sanırım.

insanın hayat görüşleri vardır. çeşitli yaşanmışlıklar her insanda farklı etki gösterebilir. bi kişi iş yaşamında çoğunluğun iyiliği için bir iş arkadaşını harcayabilir ve bunu ahlaki sebeplere dayandırabilirken bazıları da yine aynı sebepten o kişiyi çoğunluğa tercih eder. doğru ve erdemli olanın ne olduğu bu noktada sadece bir tercihtir.

iyi futbol arayışım var fakat iyi futbol ararken medyadan dayatılan sığ "iyi futbol" argümanlarını red ettiğim zamanlar yukarıda iş yaşamından örneklediğim tercih meselesi gündeme geliyor.

beşiktaş fenerbahçe maçında 3-0 yenilmiş olsaydı bile beşiktaşın proaktif denilen (ve tabiki gelişmesi gereken) oyununu tercih ediyorum.

noat, sen bir tercih yapman gerekse hangisini seçerdin demek istedim sanırım önceki yorumda...

Noat Samisa dedi ki...

Kma,

Barcelona örneği sıklıkla yanlış argümanlarla desteklendiği için sorun yaşıyoruz. Galatasaray - Rijkaard ilişkisinde de benzer bir süreç yaşandı, şimdi Beşiktaş benzer bir yoldan geçiyor.

Barcelona'da, La Masia'da çok güçlü bir sosyo-kültürel bağ var. Siyasi ortamın getirdiği birtakım görüşler, fikirler var. Elde bunlar var iken, çocuk yaştan itibaren aynı anlayışla yetiştirilmiş oyuncular elde varken ve aynı zamanda kulübün sahip olduğu maddi güç ile alamayacağı oyuncu yok iken bu oyunu oynaması mümkün oluyor. Hayranlık uyandırıcı bir şey elbette oynadıkları oyun.

Fakat başka bir yerde uygulanabilirliği sınırlı. 1970'ten önce de güzel futbol, iyi futbol tartışmaları yapılıyordu, fakat biz ülkece Total Futbol'a kitlendik maalesef ortada bilgiden çok yorum olduğundan dolayı.

Şunu söyleyeyim. Ben, ''seyirci'' odaklı futbolu reddediyorum. Seyricinin gözüne hoş gelen futbolu değil, futbolcunun kazanma hissiyatına karşılık veren, bu güçlü duyguyla en iyiye gidişi destekliyorum. Burada en önemli nokta insani hasletlerin korunması. Endüstriyel futbol sözü olmadığında da futbolda benzer defansif - ofansif, seyri güzel - kötü tartışmaları yaşanmıştır. Biz yeni bir şeyle karşı karşıya değiliz, fakat şu ''göze hoş gelen futbol'' sözü, bana daha çok reklamcıların, pazarlamacıların fikri gibi geliyor. Ben oynayanı ve oynayanın kazanma duygusunu en öne koyuyorum. Başka türlü yarın sabah İstanbul oynanacak olan onlarca amatör küme maçını insanlar neden izlesin ki, hazır tv'de Barcelona var iken? Başka bir çekim var orada, futbolun başka bir etkisi ve bu oyunu oynamanın güzelliği var.

Herkes içinde bulunduğu koşulları değerlendirerek ya da iyileştirerek daha iyi olmaya, oyunu hep daha iyi, daha güçlü şekilde oynamaya çalışmalı.

Benim futbol fikrim budur.

Övünç dedi ki...

Harika bir analiz olmuş yine keyifle okutuyor kendini bir kez daha tebrikler.

Benim yazının başındaki Aurelio'nun konumu ile ilgili bir düşüncem var.Çeşitli bloglarda bunu dile getirdim ama pek üzerine tartışılacak bir duruma gelmedi.

Bence Ofansif olarak derinde olması gayat mantıklı ön liberonun zira ayağa seri pas yapıp güvenli bir şekilde topu 3. bölgeye aktarmamız önemli.Aurelio,Ernst'e oranla daha risksiz ve basit oynuyor yerden kısa pasla çıkıyor.Ernst o bölgede olduğunda zaman zaman uzun toplar deneyebiliyor.Farklı iki alternatif sunuyorlar.

Sorun defansif olarakta çok derinde olmaları.Yine Aurelio'nun Selçuk'u karşılayamadığı pozisyonda ne kadar derinde olduğunu görüyoruz.Aynı sıkıntı Ernst'lede oluyor.Ön liberodan çok 3. stopere dönüşüyorlar.Buda ileride dönen topları toplamaya veya toplayamadıklarımıza erken müdahale şansızımızı azaltıyor.Sene başından beri bu olay devam diyor .Benzer sistemleri kullanan Barca ve Chelsea'de Busquets ve Mikel çok daha önde oynuyorlar hem pas trafiğine katılıp Lampard ve Xavi'yi rahatlatıyorlar hemde daha erken hamle şansı oluyor.Sanırım Schuster bizim stoperlerin sezgilerinin Pique ,Terry ve Puyol ayarında olmamasından kaynaklı böyle bir yöntem seçiyor ama buda uygulamaya çalıştığı sistemi baltalıyor takım otomatik olarak daha fazla uzun pas denemeye başlıyor ...

Bence bu soruna dikkat çekilmeli gibi bilemiyorum siz ne düşünürsünüz.

shelbyl dedi ki...

Nobre'nin futbol anlayisini su sekilde ozetleyebiliriz.

1. Stoperin nefesini ensende hissediyorsun ve sirtin kaleye donuk: En yakinindaki Besiktasli oyuncuya pas verip iceri kosuya basla.

2. Sirtin kaleye donuk ama stoper sana mudahale mesafesinde: Biraz daha uzun mesafeli pasa kalkis, diyagonel ya da lateral olabilir.

3. Mudahale mesafesinde kimse yok: Al topu sur, oyun acici paslara yelten.

Simdi hal boyleyken, Nobre tek forvet oyununda azamiyetle birinci senaryoyu gerceklestirmek zorunda kaliyor, bu da onu etkisiz kiliyor.

Peki Nobre dusuncesini gecerli kilacak olgular ne? Savunmasal anlamda topsuz alan oyunu, presi, fiziksel ustunlugu/yipraticiligi vs.

Bu acidan bakarsak, Schuster Nobre'yi rakibi yipratmak icin feda etmeyi ve de Bobo'yu macin 60. dakikasinda vs. oyuna sokup diri guc olarak kullanmayi planlamis diyebiliriz belki. Baska senaryolar da gecerli olabilir.

Unutmamamiz gereken sey su: Nobre dusuncesi Schuster'e gokten zembille inmedi. Karabukspor macinda Nobre'nin ilk 11 cikmasinin sebebi, Bobo'nun onceki 3 mactaki basarisiz oyunuydu. O zamana kadar Nobre ismi yoktu piyasada.

Schuster, tercihlerinde hem kisa vadeli, hem de uzun vadeli dusunmeye calisiyor. Bir yandan maca gore sistem belirleyip, diger yandan o sistemlerin uzun vadede alternatiflerini yaratmaya calisiyor. Kaybedene kadar da haklidir nazarimda o yuzden.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

İlgi çekici bir yorum sizinkisi. Ben daha önce bahsettiğiniz konulara ilişkin etraflıca düşünmemiştim açıkçası.

Yazıda da geçtiği gibi Busquets bu sene biraz farklı, şu sıralar oynanan Atletic Bilbao maçında çok belirgin bir yeni nesil önlibero rolünde oynadığını gördüm. Bizim ise bununla pek alakamız yok, orada başka bir fikir var. Bizim meselemiz topu kaybettiğimizde başlıyor ve bu konuda elimizde çok iyi savunmacılar yok. Stoperlerin ve Aurelio'nun toplu oyuna katkısı noktasında ise degaj yapmanın neredeyse yasak olduğu takımda stoperlerden aldıkları topları basitçe öne ve yana oynamaları isteniyor. Fazlası sorun olabiliyor.

Bir dahaki maçlarda bu konuya ilişkin bir fikir edinmeye çalışacağım.


Shelbyl,

Nobre geçen seneki takımda işi olmayan, olmaması gerekn bir adamdı. Kaleden 50 metre ötede duran bir santraforun önce o topu kullanma becerisine ihtiyacı vardı, Nobre'de bu yok. Bu sene ise takım oyunu önde oynadığından, gol bölgesinde bir şekilde üretken olabilen (bu sene attığı 4 duran top golü gibi, oyun akışında golü yok hala) Nobre kullanılabilir durumda. Bu nasıl olur peki? Ankaragücü maçındaki baklava ortasaha önündeki çift santraforla olur. Oyunun akışında 4.3.3'te skor gerektiğinde destek güç olarak olur. Ama tek santrafor Nobre olmaz.

Zira, bunun açıklamasını sayısız kez yaptığım üzere, Nobre'nin sahanın bir yerlerine gidip sırtı dönük top alması yetersiz. Bunu Heskey yapıyor işte, bir de birkaç eski tip oyuncu. Bobo'nun FB maçında İsmail'le verkaçı sonrası sağ çapraza gidip, oyunu hızlandırıp gol pozisyonu yaratması benzeri bir işi Nobre kariyerinde kaç kez yapmıştır?

Argüman ya da fikir eğer ''Nobre ile Bobo arasında pek fark yok'' ise bence boşa tartışıyoruz. Eskiden böyle bir muhabbet vardı sanırım, ona binaen yazıyorum.

Olay şu. Bobo bu sezon 50 maç oynayamaz. Yedeklemesi gerekli. Bunun için ben Necati'yi önerdim, düşünmedi zaten yönetim o ara. Sonra Fatih Tekke geldi. Ortada basit bir sebep var çünkü. Nobre yetersiz, vasat bir santrafor. Hala 2004 FB - Alex'i koşuacaksak Nihat da o ara La Liga'da kafaya oynuyordu.

Schuster mecburen ya da elinde o olduğu için Nobre'yi kullanıyor. Ama ben üç yıldır olduğu gibi Nobre'yi yine kabız geçen bir Kadıköy deplasmanında görmek istemiyorum. Sıtkım sıyrıldı bu tip hedef maçlardaki Nobre tavşanından ve henüz kazanmışlığımız baki değil. Rotasyonsa bunun yeri derbi değil, hele ki önceki sene benzer sebeplerden kaybedilen gibisi hiç değil.

Bobo'nun bu sezon görevini yapamadığı maç yok bana göre. Adam sakatlandı, bir de çok maç oynuyoruz. Yedeklenmeli arada. Asgarisi, hatta ölüsü bile Nobre'den iyi. Yeter ki santrafor olsun, sol açık değil. Sonra formdan düşmüş, hantal denilmesin adama.

shelbyl dedi ki...

Noat,

Benim agzimdan Bobo ile Nobre'yi karsilastiran bir cumle cikmadi yukarida. Ben senin buradaki Nobre analizini destekleyen, lakin Schuster'in dusuncesine de acilim getiren bir yorum yazma niyetindeydim.

"Nobre ile Bobo arasinda fark yok" demek sacmalik olur, cunku aralarinda fark var. Bobo, Nobre icin yukarida 3 madde olarak yazdigim karar verme mekanizmasindan daha efektif isler yapan bir adam. Ayrica "araya kosu" diye yuzeysel olarak tabir edecegimiz iste Nobre'den cok daha etkili.

Ama Schuster'in Fenerbahce macinda "Bu macta da Nobre'yi oynatayim bari rotasyon olsun" dedigini pek zannetmiyorum.

Ernst - Delgado ortasahasinda israr ederken de bir dusuncesi vardi, bakti olmayacak birakti. Ama Ernst - Guti ortasahasinin, sistem dahilinde nispeten daha zayif rakiplere nasil boguculuk yarattigini goruyoruz, oradan aklindakini anliyoruz.

Neticede Nobre'nin tam verimlilikle kullanilacagi alanlar tipki senin dediklerin. Ama burada baska bir dusunce de var. Tabata'nin CSKA macindaki her yere saldiran rolu de belki alakali bir dusunceden kaynaklaniyordu.

algon dedi ki...

Harika bir yazi yine. Tesekkurler.

Besiktas'la ilgili kisimlari cok guzel anlatmissin. Cogunda katiliyorum, bununla birlikte sayende bugun bir seyler daha ogrendim.

Selcuk bence de macin en iyisiydi. Aykut Kocaman'in planinin tuttugu konusunda ise ayni sekilde dusunmuyorum. Fenerbahce'nin kacirdigi pozisyonlar net ve sanssizdi. Ancak futbolun psikolojik yonunu de isin icine katmakta yarar var; 5 dakikada olanlar: Ekrem ve Hakan sakatlaniyor, Besiktas kalecinin hatasiyla gol yiyor. Aykut Kocaman bu bakimdan Besiktas'i hicbir zaman bulamayacagi sekilde tek ayak uzerinde yakaliyor.

2. yarida pas organizasyonunu duzenleyen Emre'nin sakatlanmasi bir yana, diger oyuncu degisiklikleri de topu tamamen Besiktas'a verdi. Besiktas'in pas trafigini engellemek adina Cristian'in alinmasi mantiga uysa da, o anda takimin hali hazirda kafasinda mental olarak "topu kazanma-kullanma balansinin" kactigini dusunuyorum. Oysa elindeki diger oyuncularin mental yetisi Inter'dekiler kadar degilse topu ayagina almis bir Besiktas'tan gol yememeyi tamamen sansa birakmis oluyorsun.

Kisisel fikrim Fenerbahce'nin 1-0'dan sonra oyunu fazla dar kabul ettigidir.

Noat Samisa dedi ki...

Shelbyl,

Bizim bariz sorun yaşadığımız iki maç var. Biri Viktoria Plzen deplasmanı, diğeri İBBSpor. Bunlarda orta saha Ernst - Delgado, forvet ise Nihat - Bobo idi. Diğer hiçbir maçta bu tip klasik 4-4-2 kullanmadı hoca. Guti - Ernst yaptığında hep Tabata'yı koydu, 4.3.3 oldu.

Ben insan sarrafı, futbolcuyu gözünden anlayabilecek biri değilim. Sene başı her yerde ''Fink kalsın'' diye eylem yapıyorduk. Bu benim geleceği gördüğümden değil, geçmişi az çok bildiğimden geliyor. Sayısız kez test ettik çünkü, bu takım Delgado'yu ikinci orta saha oynattığı neredeyse her maçta patladı. Hoca elbet bir şey düşünüyor, ama biz bu denemeleri 3 yıldır gördük. Benim o zaman da bu zaman da buraya yazdıklarım tamamen geçmişten, gördüklerimizden gelir, yaptığım asla falcılık, uyarı vs. olmadı; haddime değildir.

Nobre konusu da aynı. Schuster belki senin gibi düşünüyor, ama ben biliyorum ki bu düşüncenin skor açılımı yok, olmayacak. Çünkü geçmişte olmadı.


Algon,

1-0'dan sonranın tamamı için olmasa da 60'tan sonrası için haklı olabilirsiniz. Fenerbahçe çok gömüldü, biraz da bilinçli şekilde olmalı. İşte sözkonusu Dia pozisyonu var ve çok net. Daha iyisi olamazdı. Topu o noktaya getiren bu plan sayılır, o açıdan A Kocaman'a payını vermek gerektiğini düşünüyorum.

helldoradotcom dedi ki...

Bence macin en etkili degiskeni besiktas'in zorunlu 2 oyuncu degisikligidir. Yazida gozume ilismedi ama bu degisiklikler taktiksel anlamda TD'nin elini kolunu bagladi. Oyunun gelisimine gore TD'nin kafasinda planladigi degisikliklerden sadece bir tanesi sahaya yansitilabildi. Nihat ve Nobre'ye 90 dakika sabredilmesi de bu zaruri durumdan ibarettir. Zorunlu degisiklikler olmasaydi Tabata ve Holosko'nun oyuna dahil edilebilecegini dusunuyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Helldoradotcom,

Elbette zorunlu değişiklikler oyunu şekillendiren etmenlerden biri. Fakat burada oyunu şekillendiren etmenlerden taktiksel olanlarına yönelik değerlendirme yapıldı.

nadas dedi ki...

Fenerbahçe'nin organizasyonu bozuk, oyuncu formları dip seviyede,bir kaç oyuncu dışında fiziksel olarak iyi durumda diyebileceğimiz oyuncusu yok. Morali ve öz güveniyse geçen seneden beri devam eden final maçlarla dolu başarısız seriden sonra yerlerde sürünüyor.


Beşiktaş sezon başından beri arkasında bir rüzgarla oynuyor, rüzgarı destekleyecek bir maç serisi yaşaması da bir şans olarak yanında yer aldı. Young Boys,Paok ve Trabzon serilerinden aynı rüzgarla çıkabileceğini düşünmüyorum.

Oyuncular moralli,fiziksel olarak iyi durumdalar vsv. Bu durumdaki iki takımın karşılaşmasında Beşiktaş'ın bu kadar pozisyon vermesi neresinden bakılırsa bakılsın anormal.

Ernst şahane başladı ve diğer oyuncuların da fiziksel durumları ve sahaya koydukları enerjide problem yok buna rağmen oynadığı bütün maçlarda bolca pozisyon veriyor. Bu noktada Fenerbahçe'nin yaptığı gibi topu Beşiktaş'a bırakmadan oynayan her takımın Beşiktaş'a sorun yaratacağını da bir öngörü olarak belirtmeli.


Fenerbahçe maçında Beşiktaş adına problemli olansa Fenerbahçe'nin topa sahip olduğu dakikaların neredeyse tamamında pozisyon vermesi ve Fenerbahçe'nin geride yığılmaktan başka bir şey yapmayan,bir savunma stratejisi ve derinliği olmayan savunmasını delmekte-aşmakta gösterdiği başarısızlığı.