Türkiye 3-2 Belçika

Bu şaşırtıcı, heyecan verici maç, harika bir skorla bitti. Euro 2008'de ''geri dönüşlerin kralı'' sıfatını alan bu takım, çoğunluğu o günden kalma futbolculardan oluşan kadrosuyla bugün bir güzel geri dönüşe daha imza attı. Senaryosu fazlasıyla sürükleyici olan bu maçın hikayesine geçmeden önce bir hatırlatma yapayım. İki yıl Çek Cumhuriyeti maçında skor 2-0 iken sağ bek Hamit Altıntop, sağ öne geçmiş ve tüm gollere katkı yapmıştı. Bu akşam da en az o günkü kadar iştahlı olan takıma kenardan çok net bir yardım geldi ve oyun bu sayede döndü. Taktik yönü ilgi çekici olan bu maç, içerisinde hem ulusal takımımızın geleceği, hem oyuncularımızın nitelikleri, hem de bugünün futboluna ilişkin pek çok fikir barındırıyor.
Semih Olamayan Tuncay

Guus Hiddink dün gece Ntv'deki söyleşinde maçın kadrosuyla ilgili ipuçları vermişti. Hakan Balta'nın zamansız sakatlığını saymaz isek Kazakistan karşılaşmasında ikinci forveti oynayan Nihat'ın yerine orta üçlünün sağında pozisyon alan Selçuk İnan, rakip dikkate alınarak yapılmış tek değişiklikti. İlk bakışta santraforsuz gibi görünse de Tuncay'ın geriye, kenarlara açılarak koşular yapmıyor oluşu ve statik oynama çabası oyun şablonumuzu katı bir 4.3.3 olarak tanımlamayı gerekli kılar. Sorun şuydu ki, Tuncay bu rolün oyuncu değildi. Top oyuna sokulurken beklerimiz yarı sahayı geçmiyor, Emre sık sık geriye gelip top alıyor ve Selçuk İnan ileri çıkarak Tuncay'a yanaşıyordu. Fakat topu ileriye taşıyamadıkça oyun yalnızca Arda'nın üzerine yıkıldı. Arda'nın iki kez tahmin edilemezi yaratması haricinde devre boyunca hiçbir şey üretemedik. Orta sahadaki nicel eşitlik ve yetenek artısıyla kuracağımız pas trafiğini kullanarak rakibi geri itmemiz planlanıyordu; fakat hem ileride top tutulamadı, hem de beklenen pas trafiği hiç kurulamadı. Oyun planını ön alanda kazandığı toplar üzerine kuran Belçika, ilk yirmi dakika sonunda adım adım rakip kaleye yaklaşmaya başladı.Toprakları değil, takımı sahada ikiye bölünmüş Belçika

Georges Leekens, sahip olduğu genç ve atlet takımı maç içerisinde sürekli değişken bir düzende oynattı. Hazard'ın yerine tercih edilen Gillet, maç içerisinde zaman zaman orta sahayı yaklaştı, zaman zaman kenarda top aldı. Dembele'yle birlikte sürekli yer değiştirdiler. Fellaini ise herhangi bir kaba sığmayan oyun tarzıyla zaman zaman forveti ikiledi, top rakipteyken sürekli adam kovaladı. Savunma dörtlüsü hattı hiç bozmuyor, önlerindeki Simons asla yerinden ayrılmıyordu. İlk çeyrek saatlik dilimde 9 kişiyle topun arkasında kaldıktan sonra kalan bölümde sayıca 5+5 ya da 6+4 şeklinde (savunmacı-hücumcu) bölündüler ve Fellaini'yi doğru yerde topla buluşturarak tehlikeli oldular. Bu tehlikelerden birinde kazanılan kornerin sonucu gol oldu, van Buyten'in golü tabelayı 0-1 Belçika lehine değiştirdi.
Açıklama: İlk yarıdaki 4.3.3 görüntüsü, fakat bir istisnayla. Fellaini top kalecisindeyken hava hakimiyeti oluşturmak adına maç boyu forveti ikiledi. Oyunun normal akışında Fellaini'yle eşleşen Aurelio ise bu anlarda rolünü hava toplarında daha etkili olan Servet'le değişti. Aurelio'nun sağ bek olduğu bu anda Sabri, sanki ikinci stoper gibi Fellaini'nin arkaya aşıracğı muhtemel topta Lukaku'nun koşusu ihtimaline karşı önlem olarak sarkık stoper gibi hareket halinde.

Devre bittiğinde işler Türkiye için hiç de iyi gitmiyordu. Planlanan oyun sahaya konulamamış, üstine üstlük skorda geri düşülmüş ve Belçika takımı rakip yarı sahada kendi beklentisinin üzerinde pas yaparak oyun üstünlüğünü ele geçirmişti. Mutlaka bir değişiklik gerekliydi. Bunun saha içinde yapılması mümkün olmadığından devre arası Semih Şentürk diğer yedeklerden farklı bir program eşliğinde hazırlanmaya başladı. Tribünde iki seçeneği düşündüm. İlki Tuncay-Semih değişikliğiyle aynı oyun planı üzerinden ileri top tutarak devam etmekti. İkincisi ise Selçuk-Semih değişikliğiyle Arda'yı sağa, Tuncay'ı sola, Hamit'i de sağ içe çekerek saha içi rotasyonla Hamit'i oyuna sokma planıydı. Hiçbiri olmadı, Guus Hiddink başka bir şey düşündü ve sonucunda kazandı.
Hiddink'in oyuna müdahalesi, Semih ve ikinci forvet Tuncay

Semih kenara geldiğinde tabela Selçuk İnan'ı işaret ediyordu. Hamit yerinde kaldı, Tuncay forvet arkasına geçti. İlk yarı Selçuk'la oynayan Simons, artık ele avuca sığmayan Tuncay'la eşleşmek zorundaydı. İkinci devrenin henüz üçüncü dakikasında ilk yarının kötülerinden İsmail'in ekstra çabası golü getirdi. İsmail'in ortası ve Semih'in ön direk koşusundan daha önemlisi Tuncay'ın yaptıkları. Vermaelen'i içeri çekerek Hamit'in önünü boşalttı. İkinci forvet Tuncay'ın gole direk katkısıyla Hiddink'in planı çok kısa zamanda sonuç vermişti. Oyunun devamında görüldü ki orta sahada sayıca az olmak sorun yaratmıyordu, çünkü Belçika'nın stoper karakterli bekleri asla oyuna katılmıyorlar, bu sayede orta sahanın boşalttığı alanlar atıl kalıyordu. Hamit sık sık içeri yanaşarak top aldı, bu sayede açılan koşu kulvarıyla Sabri'nin kanadı da çalışmaya başladı. Kompany'nin oyundan atılmasıyla maç çözüldü, Türkiye kolay pozisyon üretmeye başladı. Hoca oyunun devamında Gökhan'ı oyuna alarak buradaki etkinliği artırdı ve adım adım planladığı hamlelerin sonuçlarını bir bir gördü. Sağdan gelen Semih golü ve Gökhan'ın çabasıyla kazanılan kornerden gelen galibiyet golünde ikinci devre yapılan kenar hamlelerinin net etkisi vardı.

Duran toplar

Halihazırda sorunlu olan duran top savunmamız bu akşam tüy dikti. Her iki golde de sıradan ortalar yapılıyor, fakat yapılmaya çalışılan adam adama savunma bu topları asist yazdıracak kadar cansız. Oyuncularımızın konsantrasyon kaybı tribünden bile farkediliyor. Onur Kıvrak uzun zaman sonra ilk kez kötü bir maç oynadı, 10 kişi oynayan Belçika'dan şekil olarak yiyebileceğimiz tek golü de kalemizde gördük. Belçika ise duran topları ''duran top alan savunması'' ile karşıladı. Klasik yerleşimden farklı olarak üç hat değil, iki hat olarak dizildiler. Kale sahasını beş kişiyle, ön direği de bir kişiyle korudular. Fakat Arda'nın golü duran top alan savunmasının en bildik arızalarından biri. Korner paslaşarak kullanıldığında ya da ikinci toplarda duran top alan savunması zor duruma düşüyor. Futbol bugün çok güçlü bir tarihi geçmişle birlikte oyun akışında gol üretmenin gitgide zorlaştığı bir oyuna dönüşüyor, fakat duran topların özerk statüsü halen gücünü koruyor. Bu akşam da duran toplardaki savunma zaafları skora direkt etki etti.

Sonuç: Guus Hiddink'e sonsuz güven

İlk yarıdaki görüntü hiç açıcı olmasa da soruna üretilen çözüm ve sonrasında görünenler etkileyiciydi. Tuncay'dan Semih olmasını istemek ile Kerzhakov olmasını istemek arasında fark var. Keza Nihat-Tuncay ikilisiyle tek santrafor Tuncay arasında da büyük fark var. Hocanın istediği akışkan pas trafiği kurulamayınca ileride topu bizim için koruyacak birine mutlak ihtiyaç duyuldu. Bu işi Arda üstlense de sağ kenarı işlevsel hale getirmek için bu çaba yetersiz kalıyordu. Modern santraforun varlığı bugün fazlasıyla belirgin ve belirleyici. Bu maç bunun bir başka ispatı oldu. Pek çok antrenör gibi Christoph Daum'a göre de futbol kontratağa doğru gidiyor, yani oyundaki hız daha da artacağından artık oyunun ritmini ayarlayan merkez santraforlara ihtiyaç kalmayabilir. Fakat bugün değil, belki on yıl sonra.

Tuncay Şanlı bugün ideal rolünü kendisi çizdi. Uzak forvet görevinde oynadığında (ister rakip savunma hattı-rakip orta saha arası, ister kenarda) özel bir oyuncu, fakat rakip stoperlerin kucağında sıradanlaşıyor. Bugün onu kullanmayı öğrendik. İkinci yarıdaki taktiksel değişikliklerin etkisinde Tuncay'ın savaşçı kimliği de büyük pay sahibi.

4-3-3'ün Semih'li varyasyonları takımın ideali olabilir. Şu kadro yapısında forvet arkası oynayacak bir oyuncuya sahip değiliz. Bu rol daha önce orta saha oyuncusu orijinli Emre'ye yüklendi, bugün Tuncay denendi; ama hiçbiri şablonu 4.2.3.1'e yakınsayarak oyun planını idealleştirecek oyuncular değiller. Mesut Özil'in önemini, değerini bir kez daha anlamak için ulusal takımın açmazlarına bakmak gerek.

Guus Hiddink'in dünkü söyleşide söyledikleri kendi yolunun özeti. Hocanın üstün kazanma yolunu bulma becerisi, bugün de görüldü ki kadro planlamasından çok daha değerli. Eğer Hiddink'i seçiyorsanız, beklentilerinizi mutlaka doğru ayarlamalısınız. Kendisine iki yıllık sözleşme ile takımı 2012'ye götürmesi istenmiş, o da söylediklerini uygulayabilecek pek çoğu uluslararası deneyimi olan oyuncularla bildiği yoldan hedefe yürüyor. Bugün ikincilik iddiasını tescilledi ve Almanya deplasmanı için kredi kazandı, kendisine uygun manevra alanını yarattı. Almanya maçı milli takımımızın liderlik iddiası için önemli, mağlubiyet halinde ise sorun yok. İlk 2 maçta 6 puan tek kelime ile harika.

Fotograf: TFF.org

Noat Samisa

08.09.2010

14 yorum:

Ortega dedi ki...

Maçtan sonra okuduğum en iyi analiz. Sadece bir şey sormak istiyorum. Hazard'ın sahaya ilk on bir çıkma ihtimalinde defansta işler bizim için aynı olabilir miydi? Olasılıklar üzerine konuşmak tartışılır gerçi ama merak ediyorum yorumunu. Ben şahsen hem oynayacağı kanadı otobana çevireceğini hem de defansın arkasına atacağı toplarla bizi zor durumlara sokabileceğini düşünüyordum maç öncesi. Neyse ki ilk on bir çıkmadı.

Noat Samisa dedi ki...

Ortega,

Oyun çok farklı geliştiğinden varsayım üzerinden dahi bir fikir üretmek dahi zor. Şunu söyleyebiliriz belki. Belçika'nın her iki kanat beki de yerine çakılı oynadığından iki kenarda da etkin olmaları Belçika'yı daha fazla tehdit üreten bir takım yapabilirdi ve beklerimiz sanırım bu denli fazla sayıda çıkış yapamazlardı. Hazard çok etkili olamasa bile bizim hücum etkinliğimizi kısıtlayabilirdi. Ama buna da elbet Hiddink'in bir cevabı olurdu. :)

Teşekkürler.

Tuncay dedi ki...

şaka yapmıyorum futbolcuların adını görmesem anlattığınız maç bugünkü maç mı diye postun tarihine bakacaktım nerdeyse.. benim izlediğim maç yazdığınızdan baya başkaydı çünkü

benim sahada gördüğüm takım 4-3-3 değil kafasına göre rastgele bi futbol oynuyodu.. belçika ilk yarı resmen makara yaptı. her topu aldıklarında 2 tane adam defansın içine gömülüyodu önlerindeki 4 kişiyle aralarında 50-60 metre fark.

ikinci yarı çağırdığı kadroyla yapabileceği tek hamle semih'i sokmaktı onu yaptı, kompany saflığından atılmasa toplar ona buna çarpıp girmese zaten kaybetmiştik maçı.

hiddink geldi de ne değişti yahu sahaya bakıyorum tarator terimin kadrosu, iki oyuncu farklı ikisi de taktik yönetimi etkilemeyen biri kaleci öbürü stoper. tamamen bala göte 3-2 maç kazanıyoruz 10 kişilik belçika'ya hiddink deha kesiliyo. illa üstünüze alınmayın ama internette takılan türk sporseverdeki hollandalı hoca aşkını rinus michels görse lanet olsun total futbolu oynattığım güne derdi.

Tuncay dedi ki...

ne yapmış şu hiddink de saygı duyuluyo bi de biz bilsek tam olacak. bi tane 88'de aldığı şampiyon kulüpler kupası var o kadar, 88'de oynanan futbolla bugün oynanan futbol arasındaki farkı burada anlatacak halim yok heralde. modern dönemde psv'yle lig şampiyonu olmayana zaten tekme tokat dalıyolar, neymiş de koreyi dünya 4. yapmış. gruptan çıkamayan ev sahibi zaten yok eğer güney afrika kadar gerizekalı değilsen, ondan sonraki turları nası geçtiklerini anlatmaya gerek yok. 3. dünya ülkelerine gidip oraya futbol oynamayı öğretmeye benzemez gelip burda futbol oynatmak.

tarator öldü yaşasın yeni tarator. bu ülkenin insanının vergisine yazık.

guner dedi ki...

Ağabey tribünde olduğun şanslısın, tribünde izlemenin keyfi bir yana, milli takımdan daha formda bir Rıdvan vardı. Maç boyu konuştu, hiç susmadı. Söylediklerinin çoğu doğruydu; Tuncay'ın santrafor oyununu yapamaması, Arda'ya fazla yüklenilmesi, orta sahadan içeri koşular yapacak oyuncunun olmaması vesaire. Ama can sıkıcı olan her seferinde olayın biz öne doğru oynamalıyız, bizim bir karakterimiz vara bağlanması. Dün yine öyle oldu, maçı önde oynadığımız için kazandık. Çıkarımlar doğru ama hemen her durumu dik başla aynı sonuca bağlıyoruz.

Ek olarak, Belçika'nın gereğini aşan negatif futbol oynadığını düşünüyorum. Takım Almanya maçının ilk yarısında da zaman zaman gayet akıcı paslarla çıkabildi, başka şeyler de elbet gösterebildi. Kontra oyuna bu kadar bağlı olmalarının dışında, bu yüksek potansiyelli kadro çok daha iyi olabilir. Defour deli dolu bir adam biraz, bizim Emre gibi, ve ileride oynamaktansa daha geri itildi, yine de kompakt 433te Fellainiyle orta ikiliyi oluşturur, Vertongen de savunmanın önünde başlar. Maçtan önce Sabrinin kanadını haşat eder Dembele demiştim hatırlarsın, kullanılamadı ki adam biraz da bu yüzden. Fellaini. Ofansif box-to-box oyuncusu.

Noat Samisa dedi ki...

Tuncay,

Aynı maçı izledik, ama farklı gözlere sahibiz değil mi?

Maçı kaybettiğimiz zaman ''bala-göte'' kaybetmiyorsak, kazanırken de bu şansla olmaz.

Bence Hollanda'lı hoca hayranlığı yok, ama Hiddink başka. Vergiler konusunda çok dert etmeyim, Hiddink'in ücretinin 5-6 katını karşılayacak kadar güçlü sponsorları var federasyonun.


Güner,

Çok kişi Semih'in oyuna alınması gerektiğini söylemiştir, biz trinünde Semih'i ısınırken gördüğümüzden devre arası ''kim girsin?'' diye sormadık bile. Ama şu var. İlk yarı rakibe kontradan tek bir pozisyon dahi vermedik. Hoca biraz daha etkili bir pas trafiği planlayarak Tuncay'ın bu denli etkisiz kalmayacağını planlamıştı, ama her maçı kusursuz kurgulamak imkansız sonuçta.

Hiddink tam da bunu yapar. Biz aşırı hücum fikrinde miyiz, bunu törpüleyip kazanma yoluna uydurur. Yazıda bahsettim, idealimiz 4.2.3.1 ama ''man in the hole'' olacak adamımız yok. Böyle 4.3.3 - 4.4.2 arası gününe göre gidip geleceğiz.

Evet, ben yazıda pek değinmedim ama Belçika açısında tam tersi dakikalar ilerledikçe kötüye giden bir maç oldu. Hazard'ın yokluğunun etkilediğini düşünüyorum, Dembele de maç içinde sakatlanmış. Dediğin gibi bir tek Fellaini vardı akıcı oyunda, duran toplarla skor bulup bunu tolere ettiler ama dönüşü olmadı.

jezfes dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
hayyam dedi ki...

Noat guzel yazi olmus, belki bazi konularda ozellikle de milli takimin iyi oynadigi fikrine katilmiyorum. Sadece 2. yari biraz vasat ustuydu. Ilk yari orta saha gercekten cok direncsiz ti ve bol bol ortadan adam kacirdik hatta bunlar pasla degil top surerek gerceklesti ki bunda da Fellini bas rolu oynadi.
Benim dun takildigim nokta, Aurelio'nun oyunuydu. Takimin geride kalmasinin ve Belcika'nin onde baski yapmasinin en buyuk sebebi Aurelio diye dusunuyorum. Maci canli olarak izledim ve Aurelio'nun Besiktas'a gelmesi sebebiyle de daha farkli bir gozle takip etmeye calistim kendisini.
Aldigi butun paslari yan pas ve geri pas olarak kullanmakta inanilmaz israrciydi ve defanstan top cikarilirkende neredeyse stoperlerin arasina gomulup onlarinda dikine oynamalarini onledi ve bu sekilde de Belcika'ya daha onde basma sansi verdigini dusunuyorum.
Burada Aurelio'nun bolgesine Emre nin gecip', emre'nin yerine de Nuri Sahin'li bir oyun sablonu dusunulemezmiydi?
Ayrica Selcuk sahin degisikligini de pek anlamis degilim. Benim burada bir orta saha alinacaksa ozellikle son dakikalarda uzun toplarla sisirme yapilacagi belli olan Belcika'ya karsi Ceyhun tercih edilemezmiydi.

Noat Samisa dedi ki...

Jezfes,

İlk yarı bizim için pek çok açıdan kötü, rakip için iyiydi. İşler Hiddink'in değil, Leeskens'in planladığı şekilde gitti. Oyundaki bozukluklara böyle bakıyorum, pek çoğunun temle sebebi buydu. Evet, oyuncularımızın altyapı eksikliğinden daimi şekilde bahsediyoruz fakat ben bunları somutlayacak bilgiye ve yeterliliğe sahip değilim. Rıdvan Dilmen mesela bu eleştiriyi yapabilir, futbolculuk geçmişi olan ve mesela Hiddink'le çalışmış biri. Futbolcu için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilebilir. Fakat ben daha bütün bakıyorum oyuna. Arda'da bir eksiklik varsa bunu İsmail'in tolere etmesi ve benzeri şeyler; bugünün gözde antrenörlerinde de bu bakış var. Ama oyuncu seçmek başk bir şey olmalı.


Hayyam,

İyi nitelemesi pek bi' öznel. İyi futbol denen şey güne, zamana, lige, ortama, kişiye vs. her şekilde değişebilir. Ben en nihayetinde şuna bakıyorum. Bu maç bana keyif verdi mi? Hem de ne keyif, tribünde zevkten dört köşe oldum resmen. İkincisi ise maç kazanılmış mı ya da daha doğrusu kazanma adına ne denenmiş, sonucu ne olmuş, ortaya çıkan sorunlara üretilen sonuçlar ne sonuç vermiş ve oyun nasıl değişmiş. Dün akşam hepsi sahada vardı.

Aurelio'yu ben olumlu buldum. Hiddink'e göre şu anda savunma önünde oynayabilecek en iyi oyuncumuz. Emre öne hamleli bir oyuncu, Nuri'yle birbirlerini yedekliyorlar. Keza Necip de buranın oyuncusu.

Ceyhun kadroda yoktu. Zaten Selçuk daha çok forvete gönderilen van Buyten'e önlem için değil, orta saha mukavemetini artımak amacıyla sahaya sürülmüştü.

lakerda dedi ki...

Açıkçası uzun zamandan sonra belli bir taktik disiplin içinde, plan dahilinde oynamaya çalışan bir milli takım gördüm.

İlk yarıdaki etkisiz oyunun sebebinin biraz da Selçuk İnan olduğunu düşünüyorum. Ben kendisinin daha çok ofansif özellikleri olduğunu düşünüyordum. Belki Hiddink de bu konuda yanıldı. Manisa günlerini hatırlıyorum bu adam tamamen defansif bir orta saha olmuş resmen. Bu açıdan orta 3'lünün yanlarında oynayacak kadar verimi veremedi. Aslında tam da çıkartamadım nerede oynadığını. Aklıma da bizim Necip geldi. Dripling yeteneğiyle çok özel bir futbolcu. İlerideki maçlarda kadroya alınabilir. Ceyhun,Selçuk Şahin,. Takım defansif orta sahalardan geçilmiyor.

lakerda dedi ki...

Bir de fikrini çok merak ettiğim konu var.

İsmail Köybaşı'nın performansını nasıl buldun? Ben Beşiktaşta bile bu kadar iyi daha doğrusu dengeli oynadığını pek görmedim. Fakat sağda solda okuyunca yine klasik sol bek olmaz, defansı zayıf diyenler çok dünkü maç özelinde. Bir çok insanın ezbere konuştuğunu düşünüyorum, dünkü maçta aciz duruma düştüğünü görmedim. Evet herkesin gözü farklı ama başka maç mı izledim diye şüpheye düştüm gerçekten.

Sol açık oyuncusu diyenler var. Evet ofansif özellikleri fazla ama ileride oynadığında o patlama gücünden yararlanamayız diye düşünüyorum, hücumda ekstra seçenekleri olan bir oyuncu değil. Pozisyon bilgilerini geliştirdiğinde kalburüstü bir sol bek olarak yararlanmak, kendisini vasat bir sol açık olarak değerlendirmekten daha mantıklı bana göre.

Noat Samisa dedi ki...

Lakerda,

Selçuk dün sağ iç gibi oynadı, fakat Emre'nin sık sık geriye gelip top almasıyla takımın ön alanda top tutamaması birleşince forvete yaklaşarak oynadığı oyun aşırı etkisiz gözüktü. Benim izlenimin Selçuk'un oyundan alınışının performansıyla alakalı olmadığı, tamamen taktik sebeplerin bu değişimi gerekli kıldığı yönünde. Yoksa ilk yarı en etkisiz iki isim kimdi, denirse Hamit ve Tuncay'dı derim. Ama taktik değişim sonrası ikisinin de oynadığı oyun ortada.

İsmail Köybaşı da ilk yarının kötülerindendi. Üç kez basit pası tutamadı, zaman zaman Arda'yı desteklemekte geç kaldı. Fakat biz rakibi geri itince bulduğu boşluklarla ikinci yarı parladı.

İflah olmaz bir Üzülmez muhalifi olsam da ben İsmail'e şu haliyle gönül rahatlığıyla formayı veremiyorum. Geriye koşuları refleks düzeyinde dahi zayıf, ikili mücadele sıkıntısını saymıyorum bile. Toraman sağ beke geçer, Quaresma sağ kanatta oynarsa Fenerbahçe deplasmanında dahi İsmail'e güvenebilirim, ama normal şartlarda kolay değil.

Evet, İsmail Beşiktaş için vasat bir ön alan oyuncusu, anca durumu kotarır. Düzenli forma bulacağı yer ancak sol bek olur.

Zinedine Zidane dedi ki...

bizim bildiklerimiz kadar Hiddink in unuttukları vardır. ama Nuri Şahin'i neden takıma dahil etmediğini hem anlamıyor hem de merak ediyorum.bekleyip göreceğiz:)

shelbyl dedi ki...

@guner

Benim icin macin en guzel anlarindan birisi Ridvan'in bizim yedigimiz ilk golden sonra "adam adama kalmadi artik" demesi, ve de o isaret ettigi alan savunmasinin Belcika'nin maglubiyetini getirmesiydi. 30 dakika icinde kendini yalanlayabildi adam, cok basarili.

Adam adama kalmadi artik ne demek yahu? Kaldi ki bizim kornerden yedigimiz golde tam anlamiyla bir adam adama oldugu da soylenemez.

Ridvan'da goz var, ama fundamental olmadigindan genelleme yapmak istediginde acayip cumleler sarf edebiliyor. Yoksa mactaki yorumlari isabetliydi, ona bir sey diyemem.