Almanya 3-0 Türkiye

Geçtiğimiz iki günde gazetelere yazılan her maç raporunu, her köşe yazısını okudum. Yabancı basında maça ilişkin yer alan İngilizce ve Fransızca pasajların büyük bölümünü inceledim. Yine yerli ve yabancı blogları okudum ve galiba çok az şeyi ıskalamış olmalıyım. Sanırım bir maç sonrası ilk kez bunu yaptım ve maça dair ne varsa okudum. Herhangi bir yazıdan kendi fikrime yakın gördüğüm bir cümleyi alıntılayıp buraya koymak istedim, ama maalesef bulamadım. Binlerce cümle içerisinde, benim bu maça dair fikrimi olumlayacak tek bir söz yoktu. En sakil medya aktöründen, çok sevdiğim, her görüşüne değer verdiğim İbrahim Altınsay'a kadar herkes Guus Hiddink'e aslında ne yapması gerektiğini anlatıyordu. Blogun bana verdiği imkan en basit haliyle aşağıda yaptığımdır. Herkesin üzerine fikir beyan ettiği bir maç hakkında, yüzde 99'un fikrinden farklı düşündüğümü ortaya koyabilmektir.

Öncelikle maçtan önce yazdığımız bir preview yazısı vardı ki halihazırda çöpe gitmiş durumda. Sonradan twitter üzerinden maç öncesinde kadroya ilişkin birkaç söz söyledim, bunlar da maç öncesi yazısıyla bağlantılıydı. Bunlar da çöp oldu, sahada başka bir şey göründü. Aşağıda sahada görüneni, tercihlerin muhtemel sebeplerini, bizim planlayamadığımızı, düşünemediğimizi; daha doğrusu Hiddink'in (muhtemel) maç planını görsellerle hikayelendirerek incelemeye çalıştım.

*****

Guus Hiddink, bana göre kazanmak üzere bir takım kurguladı; ama işler pek istediği gibi gitmedi. Denediği şey uzak ihtimaldi, zira rakibimizin ve ülkelerinin gücü üzerine yapılan tüm güzellemeler bir yana Almanya ulusal takımı oynadığı son 33 resmi maçta ilk golü attığı istisnasız her maçı kazanmış, ilk golü yediği tüm maçları ise -bir tek istisnayla- kazanamamış bir takımdı. (Sözkonusu istisna biziz, Euro 2008 yarı finalinde ilk golü atıp kaybeden Türkiye) Dolayısıyla Cuma akşamki maçın ikinci yarısının incelemeye değer bir yanı yok. Almanya'ya karşı gol yediğiniz an bitiyorsunuz; fakat 53. dakikada Halil Altıntop'un kaçırdığı gole vahlanmamak elde değil. Sonrasının nasıl gelişeceğini bilemeyiz, tıpkı elimizde hiçbir referans noktası olmadığından senin, benim kadrolarımız sahaya çıktığında tabelanın ne yazacağını bilemeyeceğimiz gibi...

Prese Karşı Ön Alanda Pres

Bundesliga lideri Mainz'ın santraforu Adam Szalai, üç hafta evvel Bayern Münih'i mağlup ettikten sonra ''Onları bekler üzerinden oynamaya zorlamak istiyorduk. Top kenara aktarıldığında iç oyuncularımızdan yakın olanı beke baskı yapacaktı. Bu planımız iyi işledi.'' dedi. (Kaynak: Raphael Honigstein) Mainz bu maçta çift santraforla baklava orta saha oynadı ve kazandı. Karşılarında kendilerinden çok daha iyi top kullanabilen bir rakibe karşı en büyük katkıyı rakip sahada yaptıkları yoğun ve sürekli presten aldılar. Omurgası (Badstuber, Kroos, Muller, Klose ve Lahm) Bayern kaynaklı Almanya milli takımı da oyunu bekleri üzerinden kuruyordu. Hiddink'in planı, top rakipteyken Mainz kadar önde kalmak olmasa da öncelikli amaç beklere top kullandırtmamaktı. Aşağıdaki görsel maçın ilk dakikalarından:
Hamit sürekli Lahm'a, Özer de sürekli Westermann'a yakın oynadılar. Halil ise bazen gölge, bazen gerçek pres yaparak tek santrafor görevinde topun bir şekilde Badstuber'e geçmesini sağladı. İlk yarıda Badstuber'in tam 6 adet diyagonal, derin pası var. Adeta genç stoperin topla oynamasını salık vermiş gibiydik. Topu onun oyuna sokmasını istiyorduk. Almanya yalnızca 3 kez uzun top kullandığı ilk yarıda ilk topları sürekli Badstuber üzerinden kullandı. İkincil planımız ise Kroos'a göre nispeten derinde oynayan Khedira'ya top aldırmamaktı. Orta sahada sayıca fazlaydık, bunu Emre'yi ön alan presine katarak değerlendirdik. Bekler üzerinden oyun kuramayan, Badstuber'e takılı kalan Almanya için Khedira'nın kullanacağı toplar çok önemliydi, fakat bu tehditi büyük ölçüde engellemeyi başardık. (Engelleyemediğimizde ne olduğu biraz daha aşağıda.)Hemen üstteki görsel, bir öncekinin devamı. Topu beklere geçirmelerine Özer ve Hamit'le izin vermedik. Emre sürekli Khedira'ya yakın oynadı, top aldırmadı. Eldeki ilk seçenek uzun oynamaktı, ki Almanya bunu pek sevmez. İkinci seçenek ise Mesut'un geri gelerek top alması, alan açmasıydı. Bu pozisyonda geriye gelerek top almaya zorlanan Mesut'a Aurelio yakın oynuyor ve yüzünü kalemize dönmesine izin vermiyor. Sonuç, yarı saha ortalarında bir taç atışı. İlk 20 dakikada Aurelio'nun böyle 4 adet olumlu, sırtı dönük top alan rakibi durduran hareketi vardı. Aynı bölümde 3 kez geri gelerek top alan Mesut'u bu şekilde pasifleştirmeyi başardık, hem de onu kaleden uzak tuttuk. Fakat devreye bir diğer opsiyon girdi. Miroslav Klose, derin oynanan toplarda sırtı dönük aldığı topları iyi sakladı ve takımını ön alana taşıdı. Çok etkili olamasa da üç kez faul yaparak durduruldu, birinde Servet sarı kart gördü.

Topa Sahip Olma Fikri

Top rakipteyken şablondan ve sahadaki oyuncularımızın tarzlarından yararlanarak iyi bir pres stratejisi belirlenmişti. Beşli orta saha, (Hamit ve Özer'in en verimli oldukları mevki, üçlü orta sahada iç oyuncusu rolü) iyi pozisyon alarak ve bunu sürdürerek Almanya'nın set oynamasına fırsat vermedi. (İlk yarıda verdiğimiz pozisyonların dökümü aşağıda) Diğer yandan Türkiye topu oyun akışı içerisinde kazandığında dikine gitmeye çalışmıyor, daha çok topu koruma gayreti görülüyordu. Oyuncu yapımız buna uygundu. Geriden oyun kurulurken ise beklerimiz, Almanya'dan ve geçmiş Belçika maçından farklı olarak orta saha oyuncularına yaklaşıyorlardı. Aşağıdaki görselde maç içerisinde defalarca gözlenebilen görüntünün bir örneği var:
Bu görüntünün anlamı, en başta uzun oynamak yerine yine topu koruma anlamına geliyor. Basitçe ''topu Alman'lara ne kadar az verirsek, o kadar iyi'' idi. Tabii stoperlerimizin topla münasebet yetisi yetersizliği gerçeğiyle yeniden yüzleştik ve bekleri oyun kurmada kullanmadığımız bugünde geriden çıkarken topu pek de iyi koruyamadık. Bir şekilde Almanya'nın güçlü presini kırdığımızda ise önde pozisyon alan beklerimizle rakip kaleye ulaşmaya çalıştık. (Sabri'nin çoğu heba olan çıkışları ve Gökhan Gönül'ün Özer'e ortası hatırlanabilir. Ayrıca radikal şekilde uygulanışı için bakınız.)

Almanya Atakları

İlk devrede orta sahada üç, toplamda beş oyuncuyla alan kapatmaya, ön alanda presle rakibe oyun kurdurmamaya, rakibin ekstra silahlarına özel önlem almış olmaya ve topa sahip olduğumuz anlarda meşin yuvarlağı korumaya inanıyorduk. Fakat bütüncül yaklaşım, bireyselliğin öncelik olduğu anlarda kifayetsiz kaldı ve devrenin her bölümünde Almanya'ya önem dereceleri değişken pek çok pozisyon verdik. Bunları kronolojik olarak sıralayalım:

Gökhan Gönül'ün arka direkte iyi bir ters kademeyle önlediği pozisyonun öncesi taç atışı. Sabri bu duran topta edilgen kalıyor ve rakibe alan veriyoruz. Neyse ki çok etkili bir orta gelmiyor.

İkinci pozisyonda ise topa sahibiz. Orta sahadaki paslaşmaların ardından Emre, atağa katılan Sabri'ye pas veriyor; ama hatalı. Sabri önde kalıyor, topu kazanan Lahm hemen topu Müller'e aktarıyor. Sabri'nin boşalttığı alanı dolduran Emre'nin aynı anda orta sahadaki adamına engel olması mümkün değil ve sol bekimizin bölgesine hemen Khedira'yı sokuyorlar. Tek pas hatası yapıyoruz, kusursuz bir kontratak oynuyorlar ama Khedira son hamlede başarılı değil.

Üçüncüsü ise Mesut'un sağ ayağıyla attığı şut. Aşağıdaki görsel bu pozisyonun öncesine ait:
Bu dakikaya kadar Sami Khedira'nın dikine kullandığı top sayısı henüz sıfır. Khedira'ya sürekli yakın oynayan takımda bu pozisyonda bir şeyler ters gidiyor. Görselde işaretlendiği üzere uzaktaki (beyaz) Emre ve (sarı) Hamit pres sırasında bir küçük alan değişimi yapıyorlar ve Hamit, Emre'nin rolüne geçtiğinin farkında değil sanki. Khedira ilk kez bu denli açık alanda top alıyor ve bunu affetmiyor. Khedira'dan Mesut'a bir pas gidiyor, Müller'le verkaç ve işte oyunu ani hızlandırmayla boş alanı elde edilyorlar. Mesut'un sağ ayağıyla attığı şutta Volkan başarılı. Çok net iki hatamız var ilk 10 dakika itibariyle. Biri hücuma çıkarken top kaptırdık ve rakibe alan verdik. İkincisi ise yalnızca birkaç saniye Khedira'ya presi (Hamit) savsakladık, sonucu kalemize gol pozisyonu oldu. Mesut devreye girdi. Nasıl bir takımla oynadığımızın farkına varmak için geç bile kaldık!

Kalemizdeki bir sonraki tehlikenin dakikası 23 ve Aurelio oyunda değil. Sahada 10 kişiyiz. Taç atışı kullanıyoruz. Dönüşünde Almanya hızlanıyor. Sağda oyun kurup, anında zaafımızı kullanıyorlar. Emre'nin sol bekin kademesini alışında Khedira'yı ceza sahamıza soktukları gibi, bu kez yine orta sahada bir kişi eksiğiz ve bu kez Kroos bizim ceza sahamızda. Klose'yle alan boşaltıp, Kroos'u içeri sokuyorlar ve Gökhan yine ters kademede başarılı. Bir de arada Emre'nin ceza sahamız önündeki pas hatasını Servet'in önleyişi var. Öyleyse elde var iki. Duran toplarda çok fazla çaremiz yok, üzerinde durmak yersiz. Sonra Emre'nin iki pas hatası var. Alanı bulduklarında hücumcu orta sahaları anında forvetleştirip, cezayı kesiyorlar. Tuncay'ın oyuna girişinden önceki iki dakika, adeta kabus gibi geçiyor.

Tuncay Oyunda ama Servet Dışarıda

Tuncay tercihini maçın canlı seyrinde farklı bir fikre hizmet olarak okusam da, aslında öyle olmadığını düşünüyorum şimdi. Bizim savunma önünde önemli bir sıkıntımız yoktu. Rakip oraya gelemiyordu zaten, buna izin vermiyorduk. İmkan verdiğimiz anda ise hemen pozisyon bulmuşlardı. Aurelio oyunda kaldığı müddette kusursuza yakın bir oyun oynadı, kabul; fakat Hiddink, Almanya'yı kalemiz önünde değil, ön alanda durdurmayı planlamıştı. Dolayısıyla Toraman ya da Selçuk değil, ön alanda presiyle daha etkin olabilecek birini Aurelio'nun yerine, üstelik ''oyun planını daha da iyileştirici hamle'' olarak sahaya sürdüğünü düşünüyorum.

Nitekim Tuncay'ın çabasıyla kazanılan topla ilk kez rakip ceza sahasına ulaştığımızda dakika 27 olmuştu. Oyun 11'e 11 olduktan sonra ilk 25 dakikadaki durumumuz biraz daha düzeltiyoruz. Bu korneri ceza sahası dışına doğru kullandık, demek ki Almanya'nın duran top alan savunmasının net olarak farkındayız. (İkinci kornerde ise oyuncularımız paslaştılar. Yine amaca uygun.) Nuri'nin rebound ortasında Servet sakatlanıyor ve yine sahada 10 kişiyiz. Rüzgarı dindirdik, sonunda ilk kez rakip kaleye de gittik ama kabus yeniden başlıyor. Emre Belözoğlu artık stoper.
Aurelio'suz geçirdiğimiz üç dakikada kabus gördükten sonra yeni bir üç dakika daha panik halindeyiz; ama 10 kişiyle verdiğimiz şu görüntü çok iyi. Almanya alanı yaratıp sağa yüklenme gayretinde, fakat yakın hatlarımız ve kademeli presimiz topu kolayca kazanıyor. Bu dakikalarda rakip kaleye gitme gayretindeydik ve oyundaki tempo, nispeten yükselmiş durumda. Khedira ve Kroos'u ceza sahamıza soktuğumuz iki pozisyondan ders aldık, artık sahada eksik olduğumuz bu anlarda Özer orta sahaya katıldı. Mesut'un etrafında geziniyor ve Khedira-Kroos ikilisi riske edilmiyor. Lakin eksiğiz ve bir başkasını riske etmek durumdayız. Bu şahıs, sol bek Westermann:
Almanya'nın nasıl bir takım olduğuna cevap mı aranıyor? Buyrun. Sağ kenar adamımız Özer, Servet dışarıdayken orta sahaya entegre olduğu anda boşa çıkan diğer oyuncularını anında buldular. Kalemizde anında bir başka tehlike yaşadık. Westermann'ın soldan getirdiği topta yerden yaptığı ortayı güç bela karşılayıp, atağı savuşturuyoruz. Ama şunu yeniden öğreniyoruz: Kusursuz bir savunma mümkün değil ve Almanya, bulduğu tek boşluğu anında dolduruyor. Bir tek zaafı, hiç ama hiç affetmiyor. Ne kadar yüksek seviye futbol oynadıklarının bir başka örneği. Setlerini bozuyoruz, ama müthiş bir reaktivite gösteriyorlar. İlk yarım saat istediklerini yaptırmadık, ama oyunun ritmi ilk değiştiğinde ya da sayıca eksik olduğumuzda mutlaka karşılığını gösterdiler.

Servet Oyunda ve Cevap Veriyoruz

İlk yarım saatte, hatta 33 dakikada rakibe verdiğimiz tüm pozisyonlarda başlangıçtan bu yana üzerinde durduğumuz, takımın oyun planı olan ögelerde suç ve ceza'yı gördük. Almanya henüz topu akışkan şekilde ön alana geçiremedi. Oyunun akışında sağ kenarı çalıştıramadı. Mesut'u oyuna sokamadı ve Khedira pasif kaldı. Almanya'nın ''aman aman oynamadığını'' söylerken, Mesut'un nerelerde topla buluşabildiğini görmezden gelemeyiz. Biz izin vermedik, ama taviz verdiğimiz her anı değerlendirdiler. Ama artık cevap verdiğimiz dakikalar geliyor:
Karenin devamında Hamit'ten Özer'e bu atağımızdaki 7. pas gidecek. Sonucunda 8 pasa ulaşılıyor, ama Mertesacker başarılı. Özer soldan içe kaçıyor, sol kenarda yapılan paslar sonrası boşaltılan alan giriyor. Gökhan'ı kontrol eden Podolski yerini kaybetme hevesinde değil, ama Westermann ortalarda yok. Aşağıdaki karede ancak kadraja girebiliyor.
Maçtaki en güzel atağımız, oyun planımıza en uygun aksiyonumuz bu. Özer boş alanı çok iyi kullanıyor ve sağ ayağıyla Tuncay'ın önüne bir gol pası yuvarlıyor. Tuncay biraz geç kalıyor reaksiyon vermekte, halbuki ofsayt yok ve pozisyonu mükemmel. Hatırlanırsa bir de Nuri'nin ara pasında Halil'in kontrol edemediği top vardı, bir duran topun devamında. Özer'in o pozisyondaki rolü de başarılıydı. Maç boyunca bana göre pres görevini başarıyla yaptı, eksik kaldığımızda Mesut'u savundu ve en önemli atağımızda oyun tarzı, alışkanlıkları sayesinde ortaya yönelerek top aldı. Bu pasla gole yaklaşmış olsak Özer tercihi Hiddink'i kahraman yapabilir miydi acaba? Maç sonu hoca Özer'den memnun olduğunu söyledi, çünkü verdiği tüm görevlerde başarılı olmuştu.

Bu paslaşmaların akabinde bu kez tek uzun topla Halil'e ulaşmaya çalışıyoruz. Halil topu sekmeden kontrol edebilse, direkt olarak kaleye yönelecek. Ama olmuyor. İki önemli atak girişimimiz bir reaksiyon, bir de kontrol sorunuyla heba oluyor. Net olarak Servet oyuna döndükten sonra sağlam duruyoruz, 33-41 arası kalemiz önünde sorun yok ama Almanya'ya sorun çıkarmaya başlıyoruz. Tuncay oyunu bizim adımıza hareketlendiren adam. Biraz öne çıkıyoruz, tempoyu yeniden istediğimiz seviyeye getiriyoruz.

Klose Attı: 1-0 ve Maç Bitti

İlk devrenin 41. dakikasına kadar aşağıdaki görüntünün muadilini bulana bir adet tişört göndereceğim. Mesut yine geriye gelip top almış, fakat Mesut için bu alan çok fazla. Klose ve Lahm dahil, herkesi tek pasta görebilir. Basiti yapıyor ve Khedira'yı da oyuna sokuyor ve olaylar gelişiyor:
Tuncay ve Halil'den ikisi de önde kalınca, oyuna giren Mesut'la birlikte sayıca fazla oluyorlar ve oyun yine aniden hızlanıyor. Lahm'ın atak yönünü değiştiren pası iyi değil, araya Özer giriyor ama ayağı kayıyor. Westermann ters kenardan bir fazla oyuncu olarak sağ kenara topla birlikte giriyor, Hamit'i Lahm'ın başından kaçırıyor. İçeride de Klose ve Müller sürekli hareketli. Servet öne geliyor, Ömer onun yerini dolduruyor. Müller geç de olsa farkediliyor ama artık yapacak bir şey yok. İyi orta, iyi kafa şutu. Volkan'ın hamlesi topu önce üst direğe, sonra da yan direğe ulaştırıyor; ama faydasız. Klose attı. Tıpkı Mesut'un maçın başında sağ ayağıyla attığı şutun öncesindeki gibi ön alandaki bir anlık pres zaafiyetiyle oyun hızlanıp, işler karışıyor. Golden önceki 8 dakikada rakibi durduruşumuz, ama rakip kale önündeki aktivitemiz artık anlamsız. Yine de ilk 20 dakika görünenler ışığında şunu ortaya koyabiliriz. Aurelio sahada olsaydı hemen Mesut'un dibinde bitmişti. Nuri Şahin ise bu dakikadan evvel iki kez Mesut'un top kullanmamasına izin vermemesine rağmen bu dakikada Emre'yle iyi bir paylaşım yapamıyorlar ve atağın başlangıcındaki hayati eksik, peş peşe hataları beraberinde getiriyor. Kaybediyoruz.

Sonuç: ''Futbolda Böyle Şeyler Doğaldır''

Türkiye milli futbol takımı, Berlin'de ağır sayılabilecek bir mağlubiyet aldı. Belçika galibiyetiyle kendimize bu maç için mağlubiyet kredisi yaratmış olsak da bu kez hedef maçlarda gösterdiğimiz o şaşırtıcı oyunlardan birini sergileyemedik. Kendimizi hem olumlu hem de olumsuz sürprizlere o kadar alıştırmış olmalıyız ki, Cuma akşamı her anını plan dahilinde oynama gayretinde olduğumuz bir maç sonrası adeta yıkım yaşadık. Bu skor sonrası hoca eleştirilebilir, hem de her tercihiyle. Ama şunu ortaya koymak ve kabul etmek gerek. Almanya'yı mağlup etmenin yollarına ilişkin elimizde herhangi bir referans yok. Birtakım zaafları var, (mesela orta sahanın zayıf pres gücü) ama güçlü yanları çok daha fazla. Bunu başaran son takım İspanya'ydı, ondan önce de Klose'nin oyundan ihraç edildiği maçta Sırbistan. Rakibe göre planda yanlışı-doğruyu belirlemek kolay değil; Hiddink'in Rusya'sı da 2010 DK elemelerinde Almanya'ya iki kez kaybetmişti. Hoca elbet doğrusunu-yanlışını ayırır ve bir hatası var ise eğer, ona ''en iyi'' sıfatını yakıştıran hasletlerine bağlılığı sayesine iyiye gidiş uğruna bunu kabul edecektir. Ama ben uzak ihtimalin denendiği bu maçta, hocanın kendini hatalı gördüğünü sanmıyorum.

Rakibi önde durdurmak, derinde hatlar arası mesafeyi kollayarak rakibe boş alan bırakmamak, (savunmayı önde kuran Avustralya'nın düştüğü durumu hatırlayalım) ve topu aldığımızda onu korumak, çok başarılı işleyen maç planımızın ana ögeleriydi. Kalemizde yaşadığımız tehlikelerin dökümü yukarıda. Takım bu planın arızaları nedeniyle rakibe bir tek pozisyon dahi vermedi. Her maç böyle olmaz. Net olarak yanlış planlanan pek çok maç görebiliriz, bu onlardan biri değildi. Gerçek sorun, elimize geçen gol öncesi fırsatlarında üç kez cömert davranmamız ya da beceriksizliğimiz olabilir. Bu noktada da akla Arda Turan gelmeli. Klose attıktan sonra Halil kaçırdı, sonra oyun koptu gitti. Hiddink'in dediği gibi 1 gol fazla oldu, ama sonuç olağan. Biz, her anını plan dahilinde oynama gayretinde olduğumuz bir maçı ayrıntılarda kaybettik.

Tercihlere gelirsek, önceliğimiz topa sahip olmak ve rakibi önde durdurmaktı. Dolayısıyla orta sahamızın tamamı, topla münabet becerisi iyi oyunculardan seçilmişti. Özer'in neden sağa konulduğunun cevabı görsellerde var; ayrıca topu kazandığımızda oyunu Hamit'in kullandığı toplarla sürekli sağa genişletmeye çalıştık. Santraforumuz ileride top tutabilen bir oyuncu olmalıydı, pas yapmayı planlıyorduk. Mevlüt bu sebepten dışarıda kaldı, Semih ve Halil arasından da pres gücü nispeten iyi olan seçildi. Sabri tercihinin arkasında ise ''İsmail'in sakatlığı ve Hakan'ın sorunları'' ibaresiyle, içe kat eten Müller'i durdurma planı (Müller pek topla içe katetmedi, Sabri topları ters ayakla karşılarken sorunlar yaşadı) vardı. Bunların bir kısmını hoca demeçleriyle açıkladı, diğerleri ise sahada görüldü. Sabri'nin yerine elbette bir sol ayaklı sol bek bulunurdu, İbrahim Üzülmez de dahil. Ama Hiddink'in buna ihtiyacı yok. O bir hedef maç hocası, sürekli elindekiyle yetinen bir adam. Elindeki malzemeyi nasıl iyileştiririz, buna bakmamız gerek. Kendisi daha önce oyuncu seçme kriterlerini de açıklamıştı. Hocadan ne beklediğimizi bilirsek, bazı tercihlerin gün geldiğinde farklı anlamları olabileceğinin idarakinde olabiliriz.

Ülke ve futbol olarak Almanya seviyesinde olmadığımızı anlamamız için bir yeni ders daha aldık. Batı'daki güçlü ülkeler seviyesinde bir ülke değiliz ve futbolumuz da bununla paralel. Eskisi kadar gerilerde de değiliz, gün geliyor başkaldırabiliyoruz ama bu takım ''gördüğümüz en kötü Türkiye'' falan değildi. Bunun eleştirisi diğer maçlarda yapılır, Almanya deplasmanında değil. Varsayımlar üzerinden fazla bir şey çıkacağını sanmıyorum, çift taraflı da aksini iddia etmek mümkün ve olmaz olmaz yok. Bu bağlamda eldeki düşük galibiyet ya da puan ihtimaline vahlanmayı anlamsız buluyorum.

Hayallerimizi erteleyerek yeniden rasyonelliğe dönüş zamanı:

Hiddink bizi Euro 2012'ye götür! Zira başka bir şey istemek doğru değil, sana haksızlık olur.

Fotograf: TFF.org

Noat Samisa

11.10.2010

22 yorum:

baris_gerceker dedi ki...

Eline sağlık kardeşim.

Bir maç öncesinde kendi kendine beklentileri yükseltip inşa ettiği o beklentiler tutmayınca sanki o beklentiler olağanmış gibi yaygara kopartanları sükunete davet etmek lazım. Herhangi bir maç, maç biter bitmez yazılamayacak kadar çok değişken içeriyor, biraz sindirmek lazım.

Jester dedi ki...

Yine mükemmel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Sahadaki doğruları, Hiddink'in tercihlerini anlamayan; hadi onu geçtim, anlamak için çaba bile sarfetmeyen, dünyanın en iyi teknik direktörlerinden birini iki gün içinde yine "Hollanda köylüsü" kıvamına getirenlere bu yazıyı okutup hatmettirmek gerek.

Anlarlar mı, orası meçhul.

Tekrar tebrikler böylesine güzel bir analiz için.

Borges dedi ki...

İstisnai kareler olsa da ben Türkiye'nin rakibi önde durdurmak gibi bir planı olduğunu düşünmüyorum. Yukarıda iki kare var maçın genel özetini gösteren.. 1.2 ve özellikle 4.kare.. Küçük bir baskı ve Lahm merkez Mertesacker üçgeni sonucu hemen geriye yaslanıp onları bekleme. Mertesacker oyun kurucu oldu.. Özer ve Hamit ile rakibi önde durduramazsınız ya da beklerine baskı uygulayamazsınız..Hepsi maç içerisinde sürekli merkeze kaydılar.. Ortada durdurma girişimi ise sonuç verse de kısa süreli başarıdan öteye geçemedi zira oynayacak oyun noktası kalmadı geriye.. Tuncay sonrası savunma zaafiyeti oluşsa da pozisyona girme ihtimali artmıştır. Önde baskıyı biraz Tuncay ile gerçekleştirdik ama çok plansız bir şekilde..

Tuchel bunu çok iyi yaptı. İki forvet stoperlere iki kenar da beklere ve gerisi de orta sahaya.. Bayern arenada top yapamadı.. Hiddink bu kadro seçimi ile bunu başarması mümkün değildi..

Almanya oyununu kurarsa sabırlıdır. bekler, bekler ama mutlaka sonuç alır. Biz sonuç almasını geciktirdik sadece..

ers dedi ki...

yine cok başarılı bir yazı ,tebrik ederim..

ama özer konusunda biraz daha sokaktaki insanlara yakın düşünmekteyim (ne yaparsa yapsın yeterli göremedim yani) ..

Noat Samisa dedi ki...

Barış Gerçeker,

Maçın hikayesi olabilir tabii, fakat bu maç sonrasında ilk izleyişte ancak ''yanlıştı'' diyip geçebiliriz. Hiddink, Khedira'ya baskı yapılıp yapılamdığına öncelikle dikkat ediyordur mesela, ama biz başka bir şeyi gözlüyor olabiliriz. Bu frekansa yaklaşmak gerek, yoksa eleştiri epey havada kalıyor.

Teşekkürler.


Jester,

Kesinlikle anlamlandırmak önemli. Bunu yapmayabiliriz, ama o zaman söylediklerimiz, önerilerimiz havada kalıyor.


Borges,

İstisnai kareler mi? Böylesine sığ görsellerle bir yazı yazmadım henüz.

''Ben bunu yapmayı planladık, alın size örnek'' demiyorum. Yazıda da sık sık bunu vurguladım.

Bu maçı bir daha izledim ben, durdurdum bir daha izledim bazı pozisyonları ve sık gördüğüm kareleri not aldım. Onlara da örnek olsun diye birer kare koydum, ispat için; benim fikrimin görüntüsü diye değil.

Yazıda bazı sayılar ve dikkat çekilen noktalar var. Bunlar benim maçı ilk seyir sonrası oluşmuş fikirlerim değil, bu maçtan ben bunları öğrendim. Herkes farklı bir şey öğrenmiş, görmüş olabilir tabii.

Bence mümkündü, eğer ilk skoru bulan biz olsaydık. Tüm bunları mükemmel uygulamadık ki tabela 3-0'ı yazıyor.


Ers,

Teşekkürler.

Borges dedi ki...

Noat Samisa: Yahu ben sığ mı dedim şimdi ? Ne zaman sen sığ bir yorum yaptın ki bugün yapasın ama bu alınganlık başka bir şey neyse.


Genel anlamda önde pres yapan, beklere baskı uygulayan ve stoperlerin de oyun kurmasını engelleyen bir oyun tarzımız yoktu. Görsellerde çok güzel şeyler anlatılmış, gözden kaçan noktalar..(toplamda çok emek verilmiş ve çok güzel bir yazı) Ama genel görüntüyü gösteren görsel ve aklımda kalan hep o kareler..

Yanılıyorumdur zira maçı bir kez o da tribünden izledim.

Kal sağlıcakla.

Noat Samisa dedi ki...

Borges,

Sen demedin, onu ben yazdım. İstisnai kareler üzerinden bir şeyleri anlatırsak eğer bu sığ yorumlar serisi olur. Bu benim fikrim.

Yazıda şöyle bir bölüm var: ''Hiddink'in planı, top rakipteyken Mainz kadar önde kalmak olmasa da öncelikli amaç beklere top kullandırtmamaktı.''

Mainz orada yalnızca pres örneklemesi. Beklere oyun kurdurmamak önemli argümanının referansı. İlk yarı beklere oyun kurdurmadık, bu da bir pres örneğidir. Ama derinde bekledik ki, burada zaten hemfikiriz; başka türlü şansımız yoktu. (Yine yazıda geçen Avustralya örneği.)

Ben tv'de izlerken canlı seyirdeki fikirlerim çok başkaydı, tekrar sonrası bambaşka. Tribünden elbet çok daha özel şeyler görülebilir, ama bu maçı nasıl izlediğimizin algısı kesinlikle en önemlisi.

nadas dedi ki...

Ayrıntılı ve incelikli bir analiz olmuş, öncelikle emeğin için teşekkür etmeli.

Hiddink'in maç sonu açıklamaları her şeyin cevabını veriyordu aslında.
Kimi neden ve nasıl gerekçelerle tercih ettiğini anlattı.
Bu topraklarda yetişmiş teknik adamların pek yapmadığı biçimde.Kendi tercihleri hakkındaki her soruyu neredeyse hakaret sayan karşısındakini küçük gören cevaplara alışmış bir ülke için fazlasıyla yeterli ve umut verici benim için. Zamanla futbolu da ulemalarımız kadar öğrenir. öğrenebilen bir adama benziyor Hiddink.

Organizasyon, oyuncu kalitesi ve sayılabilecek her açıdan bizden daha iyi olan bir takıma karşı sadece bizim planlarımızın ve seçimlerimizin oyunu 'belirleyeceğini' düşünmek garip bir kafa yapısı.

Hiddink bir plan yapmıştır ve en azından 'sonuç' yanıldığını söylediği için 'kesin' başarılı olacağı varsayılan ama sınanması asla mümkün olmayan başka 'planlar'la sorgulanmaktadır.

Felsefece kusurları fazlasıyla ortada olan bakış açılarıyla yazdıklarını eleştiri sayan adamların, yaptığı her şeyin cevabını oyunun unsurlarıyla veren bir adama 'ders' verebildiği başka ülke var mı acaba? Hayatları inançla yürek arasına sıkışmış, aklın ne olduğundan bihaber adamların, akıl eleştirisinden sadece akla küfür çıkar.

Oyunu hakkıyla ve oyunun içindekilerle anlamaya çalışan böyle bir yazı gördüğüm için eklemek istedim bunları. Kolay gelsin.

bora dedi ki...

Macla ilgili kafa yormadigim icin bir yorumda bulunamayacagim ama Mainz ve Almanya maci orneginde bir celiski mi var, yoksa ben mi yanlis anladim?

Mainz -> "Onları bekler üzerinden oynamaya zorlamak istiyorduk. Top kenara aktarıldığında iç oyuncularımızdan yakın olanı beke baskı yapacaktı. Bu planımız iyi işledi."

"Our mission was to put on pressure and to destroy their passing into the centre," explained the Hungary striker Szalai. "We wanted to force them to play it via the full-backs. When the ball was out wide, one of our holding midfielder moved out. That worked well." Indeed it did. Overrun, Bastian Schweinsteiger and Mark van Bommel were pinging balls into touch with alarming regularity..."

Almanya -> "Hiddink'in planı, top rakipteyken Mainz kadar önde kalmak olmasa da öncelikli amaç beklere top kullandırtmamaktı."

Yukaridaki iki cumleden; Mainz beklerden atak baslasin, sonra kistiralim seklinde, Hiddink ise bekler top kullanmasin ortadan bir oyuncu topu oyuna soksun diye bir sonuc ortaya cikiyor. Yaniliyor muyum? Bu noktada topun nereden oyuna sokulmasi gerektigine dair bir planlama yapilmissa da uygulama yonunden farkli gibi gorunuyorlar. Belki sen de bunu kast etmek istemedin ama sanki tersi bir soylem varmis gibi gorunuyor? Benim bunlardan anladigim benzer dusunce fakat farkli uygulama...

Hiddink'in beklerden oyun baslamasin diye bir tercih yapmis oldugu fikri ise mactaki goruntuden ortaya cikiyor. Badstuber'in topu oyuna sokmak zorunda kalisi bana IBB macindaki Ersan'i animsatti. Top bizdeyken orta sahadaki sayisal dezavantajdan dolayi Ersan'da ayni Badstuber'in pozisyonuna dusmustu...

cakmaktas dedi ki...

eline saglik her zamanki gibi en detayli yorumu senin yazinda okudum,fakat ozer konusunda benim de kafama takilanlar var.Adamin ismini 70 dakika boyunca spiker sarfetmedi,belki alan oyununda gorevini yapmis olabilir ama hucumda istenileni vermedi.bence hamit sagda ozer solda oynasa daha verimli olabilirdik gibi geliyor.Lahm a ayni baskiyi keza hamit de yapabilirdi fakat hucumda sag kanattan daha fazla varyasyon saglayabilirdik(Gokhan gonule cizgi alaninin acilabilmesi gibi).hiddink mutlaka cok cakal bir antrenor bunda hic suphe yok fakat,oynattigi futbol kafalarda soru isareti birakti malesef.

Asphalt Monkey dedi ki...

Yazi icin tesekkürler. Bizlere futbol izlerken cok basit gelen ve önem verilmeyen bircok seylerin aslinda ne kadar önemli oldugunu birkez daha vurguluyor.

Hiddink konusunda yapilan elestirilere kismen ben de katiliyorum.

Ben her mac ayni oyuncularla kendi oyunumu oynarim dersin kimse sana birsey diyemez, ama rakibe göre bir taktik anlayisi ile sahaya cikiyorsak o zaman milli takima cagiracagin oyuncular da ayni mantikla o mac icin özel secilmelidir. Hiddink'in bugune kadar Türkiye'de 10 mac dahi izlememis olmasi onu bundan mahrum birakmaktadir. Secilen oyuncular cok iyi is cikarsaydi ve bu maci 3-0 biz almis olsaydik dahi bu onu hakli kilmayacakti.

Baglamak gerekirse, bloglarin birisinde yazilmisti tekrar vurgulamak lazim, Capello'nun bir haftada izledigi mac sayisi Hiddink'in izledigi toplam mac sayisindan fazla. Hiddink Avrupa sampiyonasina gitse Capello gidemese dahi bu resimde isini iyi yapmis olan benim icin hala Capello'dur.

TA dedi ki...

merak ettiğim topa sahip olunca ne oluyor? rakibi göbekten mi deleceksin.topa sahip birşekilde olunuyor zaten.yani top sana geliyor.önemli olan salt topa sahip olmak değil topa sahip olduğunda ne yapacaksın.bu 11 ile birşey yapamazsın tabi.maçta bırak topa sahip olup atak yapmayı salt topa sahip bile olamadık.buda ilginç.bütün orta saha özellikli oyuncuları oynatıyorsun ve topa sahip olamıyorsun.enteresan.topa sahip olsanda bu 11 le birşey yapamazsın ya orası ayrı.hiddink takımını barca olarak gördü herhalde.4-6-0 oynarım demiştir içinden.doğru düzgün atağımız bile yoktu.ilk yarıda şu kadar az pozisyon vermişiz diye sistemi övüyoruz.ilginç.hiddink tam bir hayal kırıklığı olacak kanımca.
hiddinki çok abartıyoruz ve her yaptığı hamlede bir keramet arıyoruz.rakipte müller varmışta o tarafta ters ayaklı sabriyi koyuyoruz.sanki robben var karşıda.
mourinho usta ne yaptı final maçında.baktı robben sağdan yardırıyor cambiassoyu o tarafa kaydırdı.
sabriyi sol beke koymasının hiçbir anlamı yoktu.
hiddink çok korkmuş ve tamamen beraberliği hedefleyen bir takım ortaya çıkarmış.onu bile yapamadı.beraberlik için çıkıyorsun ve rakip çok rahat pozisyona giriyor.barca-kazan maçında kazan fazla pozisyona giremedi ama fazla pozisyonda vermedi.beraberliğe oynamakta mantıklı birşey ama bu şekilde oynanmaz.çift ön libero koyarsın.kanat açıkları beklere yakın oynar.
hiddink garip saçma ne yaptığı ne oynadığı belli olmayan bir takım sahaya sürdü.
bu milli takım 2008 de yarı final oynadı.elemelerde 2 maçta ispanyaya kök söktürdü.gidemesekte futbol olarak bu kadar aciz durumlara gelmemiştik.hiddink milli takımı çok geriye götürdü kanımca.

lacivert dedi ki...

yine çok güzel bir yazı. ama yine katılmadığım noktalar var.
milli takım hocasının elindekilerle yetinmek gibi bir seçeneği yoktur. hakan ve ismailin sorunları varsa onları değil ibrahimi ahmeti mehmeti çağırırsın. rakibe göre oyun taktiği kuruyorsan ona göre kadro da kuracaksın. özeri oynattığı gibi.
yazından alıntı yapıyorum:
Hamit pres sırasında bir küçük alan değişimi yapıyorlar ve Hamit, Emre'nin rolüne geçtiğinin farkında değil sanki.
İkincisi ise yalnızca birkaç saniye Khedira'ya presi (Hamit) savsakladık,
Tuncay ve Halil'den ikisi de önde kalınca,
bu oyuncuların bu taktiği uygulamakta sorun yaşayacakları belliydi. özerin hatalarını yazmamışsın. yazı çok uzayacak diye heralde.
aslında 2. görsel maçın bir özeti. sağ kanatta pres uyguluyoruz. orta çizgideki iki adamımız umutla topu kapmamızı bekliyorlar çünkü kapamadığımız anda ikisi de oyundan düşecek. orta sahada pas alabilecek iki alman oyuncu var ama orta çizgideki adamlarımız stoperi marke ediyorlar. kadraja girmemiş ama iki almanın arkasında ömer ya da servet olmadığından eminim çünkü sürekli geri kaçtılar. neticede bizim ön alan presi arka alanı boşaltmaktan başka bir işe yaramadı.
dediğin gibi hangi kadro çıksaydı maç nasıl sonuçlanırdı bilemeyiz. benim fikrimce klasik oyunumuzu oynasaydık topla oynama yüzdemiz daha yüksek olurdu, daha fazla pozisyon bulup daha az pozisyon verirdik. belki sonuç değişmezdi ama daha başabaş bir oyun oynardık. euro 2008de ilk golü atıp yenildik ama aynı maçta 2-1 den 2-2 ye getirdik skoru. yani maç 1-0 da bitmek zorunda değildi. aslında bu kadro yanlışlıklarına rağmen tuncay oyuna girince onu sola hamiti sağa alsaydı hiddink gene de bir şansımız olurdu. malum beklerin hücuma katılmasını engellemenin bir yolu da karşılarına bir hücum tehdidi dikmektir.

Noat Samisa dedi ki...

Nadas,

Çok doğru bir noktaya dikkat çekmişsiniz, alıntılıyorum:

''Organizasyon, oyuncu kalitesi ve sayılabilecek her açıdan bizden daha iyi olan bir takıma karşı sadece bizim planlarımızın ve seçimlerimizin oyunu 'belirleyeceğini' düşünmek garip bir kafa yapısı. ''

Temel eleştiri bu, ben bu fikri bu denli güzel şekilde cümlelere dökemedim. Biz şu olsaydı, bu burada oynasaydı diyoruz; ama tüm bunların daha iyi olacağına dair elde tek bir referans yok. Fransa'ya karşı şöyle oynayıp kazanmıştık, yok. Euro 2008'de şunu yaptık da oldu, yok. Yok, elde hiçbir veri, çıkış noktası yok. Almanya'nın nasıl mağlup edildiğinin referansları ise ortada. Bu takımın son üç DK'da en kötü derecesinin üçüncülük olduğu ortada. En mükemmel oyuncular, en formda takım ve kusursuz taktikle de çıksak, kazanmamız uzak ihtimaldi.


Bora,

Ben yalnızca Szalai'ın sözlerinin ilgili kısmını aldım, Mainz'ın temel oyun planı ile bizim oyunumuzu bağdaştırmıyorum. Dikkat çekilen nokta, Mainz'ın sıradışı şekilde orta saha oyuncularıyla beklere baskı yapmasıydı, amaçları değil. Biz de orta saha orijinli adamlarla beklere top kullandırtmamak üzere bir plan yapmıştık ve ilk 40 dakika başarılı olundu.

Evet, Ersan çok güzel örnek. İkili orta sahada Ernst derine gelemedi; top sürekli Ersan'a kalmıştı. Güzel hatırlatma oldu kesinlikle.


Çakmaktaş,

Her türlü fikir olabilir, daha iyi olamazdı diyemeyiz. Ama en azından adamı anlamaya çalışalım. Yaptığı mükemmel bir şey olmasa bile ego tatmin etmiyordu herhalde, burası kesin. Bir şekilde daha iyi olmayı düşündü ve bence bu iyi işledi. Ama bir adım öteye geçemedik ve kaybettik.

Noat Samisa dedi ki...

Asphalt Monkey,

Hiddink Güney Kore'de ve Rusya'da aynı bu şekilde ''az maç izlediği ve sürekli ülkesinde kaldığı ya da gezdiği için'' eleştirilmiş bir hoca. Haftaya Korece bilen bir arkadaşıma vaktiyle hakkında çıkan haberleri ve röportajları çevirteceğim, aynı şeyleri göreceğiz.

Hiddink böyle biri. Onunla anlaşırken, onun Euro 2008'de Hollanda'yı sirkülase eden Rusya'sına methiyeler düzerken bunu da bilmek gerek. Dolayısıyla ben buna takılmıyorum. Adamın kendi metodları var, bence de garip, anlayamıyorum ama böyle. Bize gelmese iş bulmak gibi bir sorunu olmasına imkan yok, yalnızca birkaç yüzbin avro az kazanırdı.


TA,

Yazıda ben övgü göremiyorum. Almanya'yı yenmiş olsak övgüden fazlası gerekirdi, zira bunu yapan takım sayısı sayılı. Özer'i alalım sola koyalım da Hamit sağda oynasın; ben gerçekten bir şey farkedeceğini sanmıyorum.

Beraberliğe çıkmak değil, rakibi tavize zorlamanın amaçlandığını düşünüyorum. Taviz vermeden kazanmamız pek olası değildi, sonradan beraberliğe de tav olabilirdik. Zira mağlubiyet kredimiz de vardı.

Ama Hiddink eleştirilmeyi mutlaka hak etmiştir, daha iyiye gidiş için bu da gerekli. Sizi de anlıyorum.


Lacivert,

Bunlar her maçta olur. Muhteşem savunma olmaz, elbet bir noktada hata yapılır. İspanya-Almanya maçında da tam tersi şekilde Almanya hataya zorlandı ve bir duran top golüyle kaybetti. Sıfır hatayla oynamak mümkün değil, bunun yerine hücum tehdidi koymak gerekliydi. Pek beceremedik.

Derinde beklediğimiz doğru, ama topu rakibe teslim edip de kontra oynamadım. Zaten bunu mükemmel yapan bir takım vardı karşımızda, derinde kalmasak sonucu daha kötü olabilirdi, zira örneği DK 2010'daki Avustralya.

Bu bir tek maçtı ve doğur ya da yanlış planlanarak geçti gitti. Uzak ihtimali zorladık, olmadı. Eğer bundan sonraki maçlarda bazı sorunlar yaşar ve yanlış planlanmış maçlar görür ise eleştirilere ben de katılacağım, belki de sonunda Hiddink ilk kez ciddi bir başarısızlık yaşayacak, bilemeyiz. Ama bunu yaşama oranı en düşük adam bu, daha üstü yok. Bu kesin.

Sonuçta futbolda mükemmellik, %100 olamıyor.

*****

Yorumlarla katkıda bulunan herkese teşekkürler.

nadas dedi ki...

Dünya kupasının üstünden henüz çok geçmedi. Almanya'nın sonsuz hücum seçeneği olan Arjantin'e pozisyon vermeden maçı tamamladığını hatırlıyor muyuz? Sadece İspanya'ya yenildiler. Aslında Barcelona'ya yenildiler demek daha doğru olur. Yani sadece, klüp takımları düzeyindeki en baskın futbolu oynayan takıma cevap veremediler ,çözüm üretemediler. Aynı seviyedeki klüp-takımların bile cevap veremediği,aciz kaldığı bir takımdan bahsediyoruz. bkz şampiyonlar ligi finali Manchester-Barcelona maçı.
Almanya'yı nerede gördüğümüz aslında her şeyin düğüm noktası biraz. Benim için gelecek turnuva(lar)ın ispanya ile birlikte en büyük favorisi.

bora dedi ki...

Demek istedigini simdi anladim...

"Bundesliga lideri Mainz'ın santraforu Adam Szalai, üç hafta evvel Bayern Münih'i mağlup ettikten sonra ''Onları bekler üzerinden oynamaya zorlamak istiyorduk. Top kenara aktarıldığında iç oyuncularımızdan yakın olanı beke baskı yapacaktı. Bu planımız iyi işledi.'' dedi. (Kaynak: Raphael Honigstein) Mainz bu maçta çift santraforla baklava orta saha oynadı ve kazandı. Karşılarında kendilerinden çok daha iyi top kullanabilen bir rakibe karşı en büyük katkıyı rakip sahada yaptıkları yoğun ve sürekli presten aldılar. Omurgası (Badstuber, Kroos, Muller, Klose ve Lahm) Bayern kaynaklı Almanya milli takımı da oyunu bekleri üzerinden kuruyordu. Hiddink'in planı, top rakipteyken Mainz kadar önde kalmak olmasa da öncelikli amaç beklere top kullandırtmamaktı."

Fakat yukaridaki paragraftan tam olarak soylemek istedigin cikmiyor ya da kafa karisikligi yaratiyor ya da ben de bir anlama problemi oldu diyelim :) Mainz beklerle oyun kurulmasini istiyor, o ornek uzerinden bizim takima geciliyor ve hocanin plani on alanda beklere top kullandirilmamasi olunca ya da bu fikirler paragraf icinde daha cok yer tutunca sanki celiski varmis gibi gorunuyor...

Bu arada bir ara baklava, Q7, Antalya maci vs. derken tartismayi devam ettirememistim ama benim dusundugum baklava sablonunu Mainz'in planindan on alan baglaminda cok farkli degildi, tabii sadece bir versiyonu. Her maci farkli dusunmek gerekiyor...

En cok katildigim noktalardan biri mac anindaki fikirlerle, sonradan analiz ettiginde karsilastiklarinin farkli olmasi. Uzun zaman once surekli bunu vurguluyordum. Bir mac hakkinda gercek analiz yapmak icin veya mac aninda fark ettiginiz ve teknik direktorun yanlis yaptigini dusundugunuz birsey hakkinda oturakli bir iddia da bulunmadan once maci tekrar video'dan hatta mumkunse ustten cekilmis bir kameradan analiz etmek lazim diye...

Emeklerin icin tesekkurler, saygilar...

Noat Samisa dedi ki...

Nadas,

Kesinlikle. Maçı ''yahu bu tercihler anlamsız'' diye izlersek hepsi yanlış sayılabilir, çünkü maç 3-0 bitti. En baştan anlamaya çalışmak gerek, doğru ya da yanlış; ha temiz bir kafayla da maç izlenebilir ama o zaman somut eleştiri mümkün olmuyor.

Almanya hakkında aynı şekilde düşünüyorum. 2014 biraz ilginç bir turnuva olacak ama iki Avrupa Şampiyonası'nda da bence şimdiden favoriler.


Bora,

Bazen bu tip durumlar olabiliyor. İlk bölüm çok uzundu, gereksiz olduğunu düşündüğüm bazı ayrıntıları silerken o bölüm güdük kalmış. Evet, ben de tekrar okuduğumda farklı bir atıf gördüm şimdi. Ama anlaştık sanırım.

Her maçı tekrar izleyerek analiz etme işi hocaların, benimki yalnızca bu tip özel maçlarda mümkün. Mesela tekrar izlediğimde bu Türkiye'ye haksızlık yapıldığını düşündüm, ama Fenerbahçe-Beşiktaş maçında durumun aslında daha kötü olduğu sonucuna varmıştım. Bu tip özel maçların bambaşka hikayeleri olabiliyor, bu yüzden algı 180 derece değişebilir ve fikri de belirleyebilir. Ama mesela Beşiktaş'ın İnönü'de oynadığı ve oynayacağı maçların seyrini aşağı yukarı biliyoruz. Geçmişten problemleri ve bugünün sorunları, kadro durumu vs. bazen tek bir seyir dahi yetebilir, ama bu tip özel maçlar için yetmeyebiliyor. Haklısınız.

Antrenörlük, bizim burada iki-üç kez izlediklerimizi saha kenarında ve maç anında görme işi. Dolayısıyla kimsenin onlardan daha iyisini yapabileceğini iddia etme hakkı yok.

Ben teşekkür ederim.

nadas dedi ki...

Son olarak bu mevzuda bir şeyler eklemek istiyorum.
Oyunun olasılıklı ve seçenekli doğası bu ülkede futbolu olabilecek en basit düzeyde anlamaya yol açıyor. Ama garip olan bu olasılık tüketilebilir değil örneğin üç sıfır kazanan Almanya ile ilgili de sabaha kadar konuşabilir,Löw'ün seçimlerini 'sorgulayabiliriz'.
Genel eleştiri geleneği teknik direktörlere futbolu yani işini öğretmek olduğu için oyuna böyle bakmak neredeyse bir Türk geleneği olmuş durumda.
Bir kereye özgü ve tekrar edilemeyecek bir dünyayı planlamaya çalışan kişi teknik direktör. İşleyeceğini düşündüğü bir planla sahaya çıkıyor.Sayısız değişkenle birlikte bir oyun hikayesi ortaya çıkıyor.
Ama yaygın futbol eleştirisinde elimizde kalan sadece sonuç oluyor ve eğer o sonuç başarısızsa herkes kendi ihtimalini öne sürüyor başarıyı sağlayacak hakikat bende diye. En sonunda her şeyi doğru yaptığında bile kaybedilebilen bir oyundan bahsediyoruz, farkında mıyız?
Eleştiri, üzerine kafa yorulabilecek değerde bir 'eser' varsa anlamlıdır. Anlamlı bir Kant eleştirisi Kant'ın kendi felsefesini oluştururken harcadığı kafa emeğine denk bir çabayı gerektirir. Benzeterek gidersek, anlamlı bir Hiddink eleştirisi,Hiddink'in değeri üzerinden yapılabilir. Hiddink'i eleştirmek kimsenin haddine demek değil bu, sadece bu oyuna kafa yormayı seviyorsak, oyunun en üst düzeyde akıllarından birinin aklını basitleştirmemek gerekir demek. Yorduğumuz kafanın ortaya koyduğumuz fikrin değerli olmasını istiyorsak bir bütün olarak 'futbol aklının' değerini korumak gerekir.
Son bir örnekle bitiriyorum,Bülent-Alpay'dan sekiz sene sonra hala savunma merkezindeki sorunu çözemeyen bir 'futbol ülkesiyiz'.
Almanların sekiz sene boyunca stoper sorununu çözemeyeceğini düşünebiliyor musunuz? Bırakın Almanları böylesine bir genç nüfusa sahip olup bunu yapmayacak dünyada kaç ülke var?
Kısası, futbol aklı ve organizasyonu kendi sorunlarını çözmeye yetmeyen bir ülke için fazlasıyla iddialı ve kibirliyiz.

Noat,
fazla uzun ve işgalci bir yorum olmadı umarım.

lacivert dedi ki...

aslında benim eleştirdiğim hocanın oyun sistemi değil. şu veya bu şekilde oynayabilir, başarılı olabilir veya olmayabilir. benim eleştirdiğim şu:
kadro fatih terimin çağırdığı kadronun aynısı diye eleştiriler yapıldığında "4 maçlık kritik bir süreç var, dere geçerken at değiştirilmez" tarzında savunmalar yapılıyordu. ama bir anda hoca almanya deplasmanında sistemi değiştirmeye karar verdi. yeni sistem ne olursa olsun uyguladığınız ilk maçta hatalar yaparsınız ve almanya gibi bir takım hataları affetmez. dolayısıyla bu yöntemin başarıya ulaşma şansı çok çok düşüktü. amerikada özeri takıma monte etmeye çalışmış olsa, fifa sıralamasında ilk 8 deki bir takımla hazırlık maçı yapılsa, ilk iki maçta kısa süreli de olsa hamitle ardayı yer değiştirse vs bu maça hazırlanıyor denilebilirdi. bunları hiçbiri yapılmadı. ortaya bu sonuç çıktı. bunlar yapılsaydı da 3-0 yenilebilirdik. yani mesele kendini dev aynasında görmek, vay efendim almanya bize nasıl 3 gol atar vs değil. mesele milli takımın yönetilme biçimi, oyuncu seçimi (kadro tercihi de değil, çağırırsın o günkü taktiğe göre oynatmazsın) gibi konular. hiddink gibi bir planlama adamı almanya deplasmanında hiç de planlanmış gibi durmayan kararlar verdi. ve biz zaten bu tarz süprizlerden kaçınmak ve milli takımın belli bir plan dahilinde yönetilmesi için motivasyon uzmanı terimi gönderip planlama uzmanı hiddinki getirdik. bu maçta hiddink terim gibi davrandı. o yüzden şimdi terim neden gittiki lafları dolanıyor.

Övünç dedi ki...

Üstün futbol analizi bilgisi,sistem taktik uzmanı olmaya gerek yok.Hiddink'e , Rijkaard'a yapılan eleştirilerde komik olanlar kadar doğru olanlarda var.Hiddink'in planı doğru olsa tutsa şanslydık diyenler eminim olacaktır ama hakkını verenlerde olacaktır nasıl ki kaybettikten sonra şanssızdık diyenler ve çok kötüydük diyenler olduğu gibi.

Kendimizi bulutlarda görmeye alışık bir milletiz biz çabuk sonuç isteriz.Bize kazanacaksın arkadaş istersen Jose Mourinho,Alex Ferguson ol 35 tane şampiyonlar ligi kazan Azerbaycan'a yenilince futbol fakiri olursun ...

Hala sorunun teknik direktörde olduğunu düşünenler var , Neden çünkü biz Dünya 3. sü olduk Avrupa 3. sü olduk şimdik niye böyle olduk bu niyenin cevabı nerde gizli onu merak ediyorum ben , nasıl 3. olduk nasıl bu hale geldik ?


Hiddink'in planlarıyla ilgili birşey söyleyemem maçı o gözle izlemedim zira ama seçimleri ile ilgili konuşmayı kendime hak gördüğümde Noat'tan sert bir yanıt almıştım.Gayri resmi ve resmi olarak toplamda yaklaşık 6 aydır takımın başında olan biri Hiddink ve bu sürecin 2 ayında Türk futbolcu takip etmesi mümkün değildi eywallah ama bu adam Amerikaya 33 futbolcu götürmedi mi ? oraya götürdüğü 33 futbolcudan 9 tanesini bir daha hiç kadroya almadığını , o kadroya alınmayan 9 futbolcunda 3'ünün kadroya çağırılan 5 Bursasporludan 3'ü olduğunu biliyormusunuz peki ?

Hani zamanında efsane Gs'nin çekirdeğinden nasiplenen milli takımın başarıları ortadayken Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birini yaşayan bu adamlardan benzer olmasa da bir iskelet olmazmıydı ?

Neyse bütün bunlardan sonra o 4 ay içerisinde neredeyse hiç maç yapmamış , hiç izlenmemiş , ne yapabileceği tam bir muamma olan Özer'in grubun en kritik maçında ilk 11'de olmasına ben anlam veremiyorum.Ha Özer olmasa Volkan Şen olsa bu maçı kazanırdık da demiyorum kesinlikle ama doğru olan oydu gibi hissediyorum.

Bu arada maçın 2. yarısını kopuk kopuk izledim sayende izlemiş kadar oldum.Yine emek verilmiş bir yazı teşekkürler.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Ne tartışıyoruz, önce onu bi' ortaya koyalım.

Hiddink'in tercihlerini eleştireceksek, ne planladığı hakkında en azından bir fikrimizi olsun şeklinde bir önerme üzerine ben bu yazıyı hazırladım.

Hocanın birebir düşündüğü şey bu olmayabilir, ama ben böyle gördüm diyorum. Blogun bana verdiği patavatsızlık hakkıdır bu en basit haliyle. Üstün sistem uzmanlığı vs. yok burada, zira bizim şurada yazdıklarımız faso fiso'dur; antrenörlük bunu maç anında uygulayabilmektir; halbuki ben maç esnasında Tuncay tercihini çok garipsemiştim. Bunlar olur, olacaktır. Biz futbol izliyoruz ve ben bu kısmından keyif alıyorum ve duvara bir yazı asıyorum; herhangi bir kuruma ya da kişiye bağlı olmadan.

Gerçek şudur. Başarısız olan gider. Bu tüm dünyanın gerçeğidir. Futbolda iyi-kötü ölçütünü sadece skorlar belirler, zira hayat içerisinde özerk bir oyun bu. Kendi dinamikleri var.

Hiddink hakkında ise özetle şunu diyorum. Bu adam aynen bu şekilde Güney Kore'de de Rusya'da da eleştirildi. Orada da maç izlemedi doğru dürüst, yerli yardımcı buldu. Euro 2008 elemelerinde ilk 2 maçta 2 puan aldı, sonra İsrail ve İngiltere'ye yenildi. sonra da son yıllarda şampiyonlarda esamesi okunmayan Rusya'ya yarı final oynattı. Bu adam bu, böyle. Siz, biz yine aynı şeyleri eleştireceğiz, oysa pek takmayacak bunları. İşinize gelmiyorsa verin paramı gideyim, diyecek.

Her maçı izleyen adam da geldi, yerli de geldi, güya yapılandık. Ama sonra? Bu takım Bosna'yı geçemedi. Şimdi Almanya'ya yenildi diye ağıt yakılıyor. Bu adam eldeki malzemeyi dünyada en iyi kullanan adam. Yapılanma vs. hikaye, form durumları da pek önemli değil bu adam için.

Ha, başarının garantisi elbette yok. Aynı Rusya ile DK 2010'a gidemedi. 4 milyonluk nüfuslarıyla muhteşem yapılanan Hırvat'lar da DK 2010'a gidemedi. Her hafta 3 lig maçı izleyen Capello dün ''ucuz kurtulduk'' dedi.

Güney Kore'de 6 adet ülkenin en iyi oyuncusunu 6 ay sonunda takımdan kovmasına kimse anlam verememişti. Ama şu var, evet başarısızlık eleştirilir; nasıl olduğu önemli değil.

Azerbaycan'a yenilen takım eleştirilir, ama 2012 yalan oldu falan; yok böyle bir şey.