Almanya - Türkiye

Yanında üç vatandaşıyla birlikte bundan dokuz yıl evvel Anadolu topraklarına ayak basan Brezilya'lı Marco Aurelio'yla, ikinci kuşak ailesi yıllar evvel Zonguldak-Devrek'ten Avrupa'ya göç eden Gelsenkirchen doğumlu Mesut Özil, yarın sıklıkla sahanın aynı bölgesini kullanacaklar. Birinin üzerine Türkiye ulusal takımının kırmızı forması, diğerinde ise Almanya ulusal takımının beyaz forması olacak. Birinin ten renginin takım arkadaşlarından çok farklı olduğu, onun başka toprakların çocuğu olduğu, diğerinin ise ilk düdük öncesi davranışlarından, maç sırasında yaşananlara verdiği istem dışı tepkiler esnasında ağzından çıkan sözlerden takım arkadaşlarına pek benzemediği kolayca görülecek. Biri ülkesinin milli takımında oynama fırsatını asla elde edemeyeceğini bilerek Türkiye ulusal takımına katılmayı kabul ederken, diğeri son üç Dünya Kupası'nda en kötü derecesi üçüncülük olan Almanya'nın yıldızı olmayı tercih etti. Ne hissettikleri, dilleri, düşünceleri, kimlikleri ne olursa olsun, onların tercihi bir iyi takımın parçası olmak oldu. Aurelio bundan yıllar önce hayal dahi edemeyeceği stadyumlarda, seviyelerde futbol oynuyor, Mesut ise artık Real Madrid'in oyuncusu. Bir tercih yaptılar ve sonucu şu ana kadar tamamen hayal ettikleri gibi ilerledi. Sizin, bizim düşüncemiz, kalpteki duygular, damardaki kan, akıldaki fikir bu insanların futbol oynama arzularından, en iyilerle beraber olabilme hevesinden daha mı önemli?

Sanmıyorum.

Bir birey olarak belki de küçüklüğünden bu yana iyi bir futbolcu olmanın, en iyilerle birlikte oynamanın hayalini kuran bir çocuk için bazı seçimlerin başkalarına açıklanması gerekmez. Ben, basit bir futbolsever olarak canlı izleme şansına erişeceğim ilk Dünya Kupası'nın hayalini kuruyorum ve Mesut henüz birkaç ay önce bu turnuvanın yıldızıydı. Aurelio vasat bir Brezilya takımında oynuyorken artık Brezilya ulusal takımının karşısına çıkma, Dünya'nın en iyilerine karşı oynama ve belki de onları alt etme şansına sahip. Bu duygunun, bu hayalin gücü galiba en yüce(!) milli hasletlerden daha önde olmalı. Arda'nın bu maçta oynamak için futbol hayatını riske atması da farklı değil. Futbolda iyi olan çocuklar, önlerine tekrar gelmesi zaman alan fırsatları zorlamak istiyorlar. Hayatın başka bir alanıyla ilgili olup da futbol üzerinden çözmeye çalıştıkları herhangi bir dertleri yok, bu çokça böyle. Yarın akşam da her şeyden önce bir futbol maçı oynanacak. Maçtan alınacak zevki kendi adıma katlamak, detayları görmek ve anlamlandırmak üzere yazılan preview aşağıda:

Schweinsteiger'in Yokluğu

Yeni nesil orta saha oyuncusu Bastian Schweinsteiger'in sakatlığı nedeniyle kadrodan çıkarılması, maç öncesinin en önemli gelişmesiydi. DK 2010'un yıldızlarında biri, takımın denge noktası, tüm oyuncuları birbirine bağlayan köprü olan Schweinsteiger'in yokluğunda Almanya başka bir yol bulmak ve bir süredir taşıdığı sorunlarıyla yüzleşmek zorunda. Güney Afrika'da Ballack'ın yokluğu ve Frings'in tercih edilmemesiyle ortaya başka bir takım ve başka bir orta saha çıkmıştı. Bu orta saha gruplarda takımla birlikte belli bir seviyeyi aştı, fakat hem son 16'da, hem de çeyrek finalde kendini denk rakiplere karşı test etme fırsatı bulamadı. Yine sözkonusu yazıda geçen görsellerde de görüleceği üzere hem İngiltere'ye, hem de Arjantin'e karşı orta sahada sürekli bir oyuncu fazla oldular. Rakiplerin bu nicelik kaynaklı alan kapatma sorunu topu iyi kullanabilen Khedira ve Schweinsteiger'i daha da parlattı. Bu iki oyuncuda geçmişlerinde savunma önünü kapatan, merkezi kontrol eden oyuncular değildiler, kısa sürede bir dönüşüm geçirdiler. Özellikle yarın birincil orta saha oyuncusu rolüne soyunacak olan Khedira, halen dönüşümü süren bir oyuncu. Aşağıdaki istatistikler bu konuda bize yardımcı olabilir:

    Pas Arası (Interceptions)
  • 5. sıra: Bastian Schweinsteiger - Toplam 25
  • 21. sıra: Sami Khedira - Toplam 12

  • Top Çalma (Tackles)
  • 13. sıra: Bastian Schweinsteiger - Toplam 15
  • 36. sıra: Sami Khedira - Toplam 8

İstatiktikler 2010 Dünya Kupası'ndan ve OPTA kaynaklı. Şampiyonadaki tüm oyuncular sıralandığında Schweinsteiger'in istatitiklere yansıyan defansif faaliyet noktasında ilk 10'a girdiği görülüyor. Yarı final oynayan diğer üç takımın tamamı, ikişer orta saha oyuncusunu bu sıralamanın ilk 10'una sokmasına rağmen Sami Khedira ilk 20'nin dahi dışında. Almanya'nın oynadığı etkileyici futbolda bu ikilinin payı çok büyüktü, fakat biliniyor ve bu veriler gösteriyor ki Khedira işin savunma tarafında nispeten zayıf bir oyuncu. Bu istatistikleri bir de sayılara asla yansıyamayacak olan birtakım verileri elde edebileceğimiz bir grafikle destekleyelim:Sami Khedira'nın oyunu ile Bastian Schweinsteiger'in oyunu arasındaki fark, DK 2010 yarı final maçı kaynaklı 'heat map' şemalarında açıkça görülüyor. Khedira iyi bir ofansif orta saha oyuncusu, bir futbolcu olarak meslektaşlarından iyi olduğu yönlerinin sayısı epey fazla. Fakat benzer nitelikteli Toni Kroos'la oluşturmaları muhtemel birliktelik top rakipteyken Almanya savunma hattına arıza çıkarabilir. Schweinsteiger'in yokluğunda zaafları daha net ortaya çıkabilir. Yukarıdaki istatistikler ve bu şema ışığında Kroos ve Khedira'dan oluşacak olan Almanya orta sahasının sahaya koyacağı direnç, orta sahamız karşısında yetersiz kalabilir. Bu doğrultuda Kroos yerine Traesch tercihi makul görünüyor, fakat Joachim Löw'ün geçmişte gösterdikleri ışığında orta vadeli planlara Traesch'i dahil etmesi uzak ihtimal.

Maçın seyrini Almanya orta sahasının durumu ve bizim orta sahamızın cevabı belirleyebilir. Lakin skor için her iki tarafın da daha fazlasına ihtiyacı var.

Tempoyu Artırmak ya da Azaltmak değil; Ayarlamak

Vaktiyle yedi yıl İskoçya ulusal takımı hocalığı yapmış, uzun süredir UEFA bünyesinde çalışan İskoç futbol adamı Andy Roxburgh'a göre Ada Futbolu'nun en büyük sorunu tempoyla alakalı. Dışarıdan bakanların hayranı olduğu hız, akıcılık ve sürekli ileri oyun, Roxburgh'a göre Ada'nın futbolunu Kıta'dan ayıran en menfi özellik. Bu tespit üzerine sarfettiği ''Yabancı oyuncular, oyunun temposunu ayarlamak ve çabucak ritm değişimi yaratabilme konularında bizimkilerden çok daha mahirler. Bizim futbolcularımız için onlara karşı oynamak çok zor olabiliyor.'' sözü yakın zamanda futbol hakkında okuduğum en iyi tespitlerden biri. Biz futbolcularımızın herhangi bir kalıba girememesinden, fundamental eksikliğinden sık bahsediyoruz. Aslında Ada'daki kalıp futbolcuların ve oyunu oynama biçiminin tekdüzeliğinin yarattığı sorunlarla bizim durumumuz benzeşiyor. Sürekli öne, bilinçsiz ama iştahlı oynamak konusunda Britanya'lılardan pek aşağı kaldığımız söylenemez. Özellikle de duygularımız aklın önüne geçtiğinde. Almanya ise bu konuda özelleşmiş bir futbol ülkesi.

Yarın iki takımın da mutlaka belli bir oyun planı olacak, fakat oyuncu karakterleri hocalarının tasarladıklarının sahaya yansıması hakkında şüpheler doğuruyor. Almanya bilinçli olarak hücuma yönlendirilmiş bir takım, parçalar uyumlu. Biz ise henüz ne olduğumuzu tam olarak bilmiyoruz. Karşımızda futbolculuk geçmişi zayıf, oyunun oynanma biçimiyle ilgili güçlü tezleri olan Löw olacak. Esas belirleyici, dünyanın en özel futbol akıllarından biri olan Hiddink olacaktır. Oyuncular aşırı hücum fikrindeyse bu törpülenecek ve kazanma yoluna uydurulacak.

Sakatlar ve Hiddink'in Takımı Olmak

Arda'nın yokluğunun telafisi mümkün değil. Hocanın bundan bir hafta evvelki maç senaryosuyla bugünkü arasında birkaç net farklılık mutlaka olacaktır. Oyuncu tercihleri ve kazanma (ya da beraberlik) yolu yeniden çizilmiş olabilir. Hiddink'in takımı olmak tam da böyle bir şeydir. Her milli maç haftası günlerce tartışılan kadro seçimleri yerine, elde ne olursa olsun bundan en iyisini çıkarabilen Hiddink'tir aslolan. Kendi kriterleri, oyuncu seçimlerinde yardım aldıklarına güveni bakidir. Aynı eleştirileri Güney Kore'de de aldı, üstelik tersten. Takımdaki ağabey'ler çetesi, ne durumda olduklarıyla çok ilgilenilmeden takımdan uzaklaştırılmıştı. Şimdi ise Hiddink'in gençler hakkındaki fikirleri sorgulanıyor. Halbuki birazcık geçmişe bakılsa cevabı var. Guus Hiddink, size geleceği değil, bugünün kazanma yolunu vaad eder. Fazlası istemek haksızlık olacaktır.

Bu doğrultuda yarın Nuri Şahin'in sahada olması kesin gibi görünüyor. Üçlü orta sahayla, top rakipteyken Mesut'u Aurelio'ya yaklaştırmaya zorlayan bir ön dörtlü hat kuracağımızı düşünüyorum. Arda'nın varlığı Lahm'ın hücum hevesini azaltmak açısından önemliydi, fakat Tuncay enerjisi de gereken direnci oluşturabilir. İleri uçta Mevlüt'ü daha doğru buluyorum, eldeki diğer seçenek ise Semih. Henüz durumu belirsiz olanlar var, oyuncular değişse dahi şablonla alakalı bir sürprizle karşılacağımızı sanmıyorum.

Duran Top Alan Savunması

Geçtiğimiz Belçika maçında yine duran top alan savunmasına karşı oynamış ve bu stratejinin zaafından yararlanıp Arda'yla gol bulmuştuk. Almanya'nın DK 2010 yarı finalinde İspanya'dan yediği golden daha önce defalarca bahsetmiştik. Yarın oyuncularımızı sıklıkla kornerleri paslaşarak kullanırken, ön direğe sahte koşular yaparken ve ceza yayı civarında pozisyon alırken göreceğiz. Hiddink'in bu ayrıntıyı dikkate alarak uyarılar yaptığına şüphe yok. Duran top alan savunması, adam-adamaya göre çok daha garantili bir savunma stratejisi, fakat adam-adama'daki zaafların bilinmezliği, alan savunmasında yok. Kornerleri alan savunmasıyla karşılayan her takım, aşağı-yukarı aynı zaafları taşıyor. Fakat bir gerçek var ki, bunu uygulayan takımlar her zaman diğerlerinden daha az duran top golü yiyorlar. Yarın gol silahımız duran toplar olabilir. Keza Almanya'da dirençli orta sahamızı aşamadığı takdirde oyun içerisinde özerk statüde olan duran toplardan yardım alabilir.

Sonuç

''Derinde kal, kontra oyna'' reçetesini Türkiye ulusal takımına önermek asla doğru değil, bunu yapabilecek bir takıma sahip değiliz. Rakip Almanya da İspanya düzeyinde proaktivitesi olan bir ekip değil. Buna karşılık her şartta çözümleri ve cevapları var. Bunlardan öte sahada özel oyuncular ve kenarda çok özel iki hoca var. Sahaya çıkacak takımlar, oyun planları ve maçın gidişatından çok kenardan gelecek hamleler skoru belirleyebilir. Bizim için beraberlik harika sonuç olur, zira buraya mağlubiyet kredisiyle geldik ve kazanabiliriz. İki takım da iki yıl öncesinden çok farklı.

Herkese keyifli seyirler...

Türkiye 3-2 Belçika


Noat Samisa

08.10.2010

19 yorum:

ensarkocc dedi ki...

Çok teşekkürler.
Yazıyı okurken maçı kafamda izliyor gibi oldum.

geloraptor dedi ki...

Bireysel bakıldığında Mevlüt Semih'in önünde ama takımla uyumluluk konusunda bir sıkıntısı var Mevlüt'ün. Ben bu yüzden Semih ya da Halil'den biriyle başlanacağını düşünüyorum. Sol bekte de İsmail defansif açıdan zayıf kalsa da Hakan Balta da çok formsuz ve güvenilmez. Son olarak da kalede Onur büyük sürpriz olur Volkan varken.

lacivert dedi ki...

ibrahim üzülmezi kadroya almayan hiddink sarbiyi hızlı diye sol bek oynatacak anlaşılan. hadi biz fener maçında iboyu sağ bek oynattık. maçın ortasında sakatlık, elimizdeki sağ beklerin sakat olması vs. ama milli takım teknik direktörünün ülkedeki tüm solaklar ölmüş gibi sol tarafa iki sağ ayaklıyı koymasının nasıl bir mantığı var anlayamıyorum. bu kanattan çizgiye inemeyeceğimizi anlayan almanya göbeği ve sol kanatı kapatmaya odaklanacak. karşı kaleye gitmeden maçı bitirme olasılığımız var bu kadro yapısıyla.

Noat Samisa dedi ki...

Nasıl Beşiktaş'ta her maç en iyiler oynamıyorsa, Fink evindeyken Erhan Güven ilk 11 çıkıyorsa, milli takım da en iyi oyuncuların oynadığı yer değil. O da kazanmak üzere oluşturulan bir futbol takımı.

Bunu bilirsel eğer Hiddink'le frekanslarımız uyuşabilir.

Hakan dedi ki...

Açıklanmaya başlanan muhtemel 11'lerde solbek Sabri, tek forvet Halil ve sol açık Özer gözüküyor. Allah sonumuzu hayır etsin!

http://hagininkosani.blogspot.com/2010/10/almanya-mac-oncesi.html

lacivert dedi ki...

hiddink rotasyon yapıyor diyorsun yani. bence bu maç bu denemeleri kaldırmaz. bu planlamanın önceden yapılması lazımdı. özerin ilk kez ilk 11 başlayacağı maç almanya deplasmanı olmamalıydı. ardanın yedeği özerse amerikada ya da grup maçlarında bu denenmeliydi. bence orda ozan ipek ya da tuncay oynasaydı sistemimizden taviz vermek zorunda kalmazdık. bugün yeni bir sistem deniyoruz. almanyada ise herşey yerli yerinde. biz giderken onlar geliyorlar.

Noat Samisa dedi ki...

Lacivert,

Hayır, rotasyon değil. Bir fikir eşliğinde maçı kazandıracak en iyi takım çıkıyor sahaya, en iyi oyuncular topluluğu değil. Bunu belirttim.

lacivert dedi ki...

tabi kafasında bir oyun planı var belli. benim anladığım iki hızlı bekle atılacak arapaslarda kademeyi kaybetmemeyi düşünüyor. özeri oynatarak orta sahada pas yüzdesini arttırıp topa sahip olmayı planlıyor. mevlüt-tuncay ile değil de özer-halil ile oynarayarak yavaş defansın arkasına adam kaçırmak yerine bu pas organizasyonunu 6 kişi ile yapmayı planlıyor.
sence bu oyun planı tutar mı. görüşünü merak ediyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Eğer topa daha çok sahip olabilirsek muhtemelen işe yarayacak ve gol bulacağız. Ama rakibimiz çok güçlü, yalnızca kendi planlarımız yeterli değil.

futbol-ex dedi ki...

maçta dikkatimi çeken bir olay ilk dafa bir ALMAN da mesut ismini görmemdi. bu mesut oezil isimli alman oyuncu bayada iyi oynadı...

Övünç dedi ki...

Takım olgusu filan diye konuşuyoruz da İtalya'da,İngiltere'de,İspanya'da milli takımı hakkedipte kadroya giremeyen 1 tane oyuncu oluyor mu onu bir konuşalım önce.Al sana Aritz Aduriz ve Pablo Hernandez kadroya devamlı girmeyen adamlar bunlar.Ama lider takımdalar ve performansları üst düzey şu anda.

Futbol takımı diyoruz ama o futbol takımları daha iyi olmak için daha iyi transferler yapıyorlar bunu göz ardı ediyoruz.Tamam nufüsumuza oranla çok kısıtlı bir ülkeyiz ama sen iskeletini kurmuşsun zaten kalede Volkan, defansta Servet,Gökhan Gönül,ortada Emre Arda Hamit ileride Mevlüt bence iyi bir birleşim.Bunun üstüne Selçuk ŞahiN'i ÖZer Hurmacıyı,Sol bek Sabriyi layık görüyorsan Sergen'le Mustafa Doğan'ın diline düşmeyi hakkediyorsun demektir.

Tamam takım olmak bir istikrar gerektirir ama körlük o istikrara dahil olmamalı sanırım ...

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Evet, oluyor sıklıkla. Özellikle de şampiyonalar öncesinde. Diğer yandan bizim bir iskeletemiz yok, eğer varsa da onunla henüz hiçbir şey başaramadık. Dün, 2008'de Almanya'ya karşı oynayan takımdan üç oyuncu vardı sahada.

Bugün ile 2012 yazındaki kadro da yarı yarıya farklı olacak. Çok basit bir durum var aslında. 40 kişilik bir oyuncu havuzumuz var ve öyle diğerlerine aman aman fark koyan oyuncu sayımız en fazla 5 ya da 6. Kim gelirse gelsin başa, aynı tartışmalar olacak. Hiddink de geçmişte hep aynı şekilde eleştirildi, bi' ara Güney Kore'deki röportajlarını çevireceğim.

Bu adam en iyi elindeki kadroyla kazanmayı bilir. Dün kazanamadı ve biliyor ki her şeyi eleştirilecek. Eleştiriliyor da zaten. Kazandıkça cevap vermeye alışmış bir adam zaten.

Övünç dedi ki...

İşte kendin diyorsun hocam.Adamların arasında fark yoksa niye formsuz olanını oraya koyayım ki.

Bugün bunu tartışıyor olmamızın sebebi zaten ekolümüz-sistemimiz olmaması.Takıma kimi koyarsan koy aynı sistemsizlik aynı kaos futbolu ee o zaman neden takımında oynamayan adamı koyuyoruz kadroya ? Yani Sabri'nin sol bekte yaptığını yapacak 2.bir adam , Özer kadar güvenip sahaya sürülecek 2. bir genç yok mu o 40 kişilik havuzda.

Bakın sonuç farklı olurdu filan kısmında değilim ben adamlar bizden 3 gömlek üstün , 100 maç yapsak 80 tanesini Almanya kazanır.Ama en baştan yaşanan bu kaosa bu arıza ya bu saçma düşünceye dayanamıyorum .İngiltere'de sağ kanatta hem Lennon hem SWP hem Walcott oynayabiliyor duruma göre İspanyada Pedro çıkıyor pablo yada Mata yada Cazorla giriyor seçenek var ama bizde 2. adam bile yok hemde şuanda ülkenin en formda 2-3 oyuncusundan biri olmasına rağmen o opsiyon olarak düşünülmüyor ..

Bizim bir iskeletimiz var 80 başı kuşağından Tuncaylı-Emreli-Hamitli kuşak.Bu oyuncuların son demlerinden faydalınıyoruz şu anda.Bir takımın temelini bizim kaleden rakip kaleye direkt bir çizgi çizdiğimizde o çizginin üzerinde oynayan futbolcuların etkinliği belirler.Kalede bir sürü iyi kalecimiz var.Stoper sorunlu ama Servet belli bir çizgiyi yakalamış bir adam.Ortada Emre fazlasıyla yeterli,Nuri lider potansiyelli forvet arkası olarak Arda zaten elimizdeki en iyi futbolcu.Forvette de Mevlüt bence iyi bir iskeleti tamamlar.Şuanki pozisyonları itibariylede İsmail ve G.Gönül değişmez olmalı.Ee elinde bir iskelet oluştu zaten.

Bu son şans bizim adımıza.Gelecek parlak değil.Alttan gelen jenerasyon yok doğru düzgün.Tek şansımız gurbetçiler.
Federasyon böyle bir psikoloji ile Hiddink'ten ne kadar Almancı varsa oynat arkadaş yoksa hepsini kaptıracaz diye bir düşünce içerisinde gerekli mesajı vermeyi uygun gördüyse ancak kendi pisliğini, basiretsizliğini ortaya koymuş demektir ki bana öyle geldi biraz.

Övünç dedi ki...

Ben sıkıntımı tam olarak anlatamadım.Benim derdim skor yazarlığı yapıp Sergen gibi atıp tutmak değil.Sırf kadro seçimi yüzünden evime 5 dakika mesafedeki Belçika maçı için aldığım biletleri hediye etmiş biriyim.

Seninde söylediğin gibi oyuncularımız arasında fark yaratan çok adam yok.Zaten bunu konuşma sebebimiz sistemsizlik, kaos futbolu değil mi ? Yani kimi koyarsak farketmiyorsa neyden korkuyoruz ? Neden sakat adamları milli takıma çağırıp ülkenin en formda adamlarına sırt çeviriyoruz.Yani SAbri'nin sol bek olmasından başka bir çözümü olmayacak kadar kötü bir durumdamıyız ?

Her maç farklı kadroyla çıkalım diyen yok.İskeletimiz yok demişsin ama iskeletimiz var.Bu takımın bence olmazsa olmaz 5-6 adamı var Emre-Arda-Hamit-Gökhan Gönül-Mevlüt-Nuri hatta ne kadar formsuz olsada Tuncay.Bu adamların dışında kadroya kimi koysan sırıtmadan bir performans verir.

Bir oyuncuyu bir sisteme adapte etmek zordur ama bu demek değildir ki elimizdeki adamlarla ölene kadar idare edelim.

Birde artık motivasyon mu dersiniz gurbetçilere mesaj mı dersiniz bu maçta sahaya bu kadar çok Almancı ile çıkmamızın arkasında yeni nesil Türk Almanlara gönderilen bir mesaj olduğunu hissediyorum ben.Bir nevi gelin bize kıymetinizi bileceğiz mesajı .Oynayacak durumda olsa Yıldıray'ı çağırıp 11'e koyacak durumdaydılar sanki ... 70 milyondan umudu kestik ,3-5 milyondan kendimizi kurtarma çabasına girdik ...

TA dedi ki...

''Eğer topa daha çok sahip olabilirsek muhtemelen işe yarayacak ve gol bulacağız''

o sistem barcanın sistemi salih kardeş.topa sahip olmaktan çok topu efektif kullanabilmek önemlidir.almanya bunu yapıyor.topu efektif kullanabilmek içinde kanat oyuncularının yerinde ve iyi olması gerekir.buna bekler dahildir.almanya sağdan soldan aktı.çünkü modern futbolun olmazsa olmazı kanat akınlarıdır.
topa sahip olmak bilmem kaç pas atmak cart curt teferruat.modern futbolun belli başlı ana ilkeleri özellikleri vardır.
bu hataya bursaspor ş.liginde düştü.ve faturası ağır oldu.aynen milli maçta olduğu gibi pozisyon bulmakta zorlandı.neden?tek kanatlı oynamasından.

biz maalesef kapasitesi olan elimizdeki yetenekli oyuncuları kullanmasını bilmiyoruz.özellikle kanat oyuncularını.

bu zamanda üst düzey kaliteli hoca gerçekten çok az var.misal mourinho khedira-alonsoyu hemen göbeğe yerleştirdi.dimariayı ve ronaldoyu kanatlara koydu.hemde ikiside ters ayaklı.neden .yetenekliler.çalım atıp orta yaparlar yada kanattan forvet pozisyonu girerler.

daha öncede yazdım.rakamlar çok önemli değildir.modern futbolun ana prensibleri vardır.bunları uygularsan pozisyon anlamında bir verim alabilirsin.ama kanat oyuncuları özellikleri olmayan topçuları kanatlara koyarsan pozisyona giremezsin.
misal arda sol açıkta çok efektif.neden?rakibin üzerine gidip çalım atar ve orta yapabilir.

biz sanırım modern futbolun ana ilkelerini görmekte zorlanıyoruz.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Hepsine ayrı ayrı cevap verebilirim, ama maç yazısı yazmak istiyorum şu sıra.

Ben bu eleştiri kültüründen, her konudaki memnuniyetsizlikten sıkıldım. En basit sebep bu. Sanırım yurt dışında yaşıyorsunuz, benden daha iyi bilmeniz gerekir. Futbolda ekolü federasyonlar yaratmaz, ülkeler yaratır. Çocuğuna okulda ne eğitim veriyor bu ülke de futbolcusuna versin?

Futbolun sorunlarını futbol üzerinden çözmek imkansız. Futbolun ilgi alanı da belli. Bugün elde bunlar vardı, Hiddink de eldekiler üzerinden bir kazanma yolu çizdi. En iyi yaptığı iş budur, ama tutmadı. Bu kadar. Olan-biten üzerine bir şeyler söyleriz ama ben şu ''sistemsizlik'' muhabbetinden çok sıkıldım. Böyle bir gerçek yok.

Hiddink'i neden seçtik, bu noktaya nasıl geldik? Önce bi' buna cevap verelim.


TA,

Modern futbol dönemi 60 yıllık neredeyse. Futbol içi büyük bir sorunu yok ulusal takımın.

TA dedi ki...

alamanya maçında sol kanatta delinho ve volkanşen sağ kanatta gökhan ve hamit. göbekte şelçuk inan ve emre ve önlerinde nuri . stoperde toraman-servet. forvet mevlüt yada sercan.

böyle bir kadronun almanyaya oldukça zorluk çıkaracağı modern futbolun gerçeğidir.neden? kanatlarda tehdit edici ve uyumlu oyuncular var.hem ofansif hem defansif özellikleri olan oyuncular.

ilginçtir solbek sıkıntısı varken memleketin hem ofansif hem defansif iyi solbeklerinden delinho kadroda yok.memleketin tartışmasız en iyi stoperlerinden toraman yok.sonrada futbolumuz bu kadar elde bunlar var yorumları yapılıyor.şaşmamak elde değil.


sanırım hiddink bu yanlıştan tez zamanda dönecektir.

sabriden solbek hamitten sol açık özerden sağ açık yaratırsan bundan fazlası olamaz sahada.
biz hala anlayabilmiş değiliz maalesef kanat bekleri ve açıklarının önemini.oysa morinho ferguson gibi ustalar yatırımlarını genelde kanatlara yaparlar.volkan şenin kıymetini değerini bilemiyoruz.sanırım bizi mourinho tarzı yada ferguson tedrisatından geçmiş bir hoca düzlüğe çıkarabilir.
bundan 25 sene önce olsaydı arda orta saha ortasında 10 numara oynardı.ama şimdiki futbolda sol açık oynuyor.efektifliği artsın kanattan içeriye girsin yada solbek bindirmesine pasını atsın diye.göbekteki kalabalıktan kurtulsun vs.bunu düşünemiyoruz(elimizde volkan şen varken ardanın yerine).ama almanya düşünüyor ve yapıyor.hamit soldan içeriye giremez.solbek sabri kanattan bindirse hamit sabriye pas verse sol ayak ile ortamı yapacak.sol kanat haliyle felç.ama almanyada podolski soldan bindiriyor.sağdan lahm müller bindiriyor.bu özellikleri var.
bizde de var ama 11 e koymuyoruz.tehdit oluşturamıyoruz.sende lahm ve muller varsa bende delinho-volkanşen var demiyoruz o kanatta.sadece önlem alıyoruz.o kadar.


modern futbol tarihi 20 yıllık bir geçmişe sahip.

cyrosbjk dedi ki...

biz fatih terime, mustafa denizliye kızarken değişik atraksiyonlara girip tavşanlarla uğraşıp kendilerini kral yapmaya çalışıyorlar diye, o çok övülen hiddink çıkarttığı kadroyla burda benim kral demek istedi sanırım. bu maçta yenilmemiz çok olağan birşeydi zaten ama asla böyle değil. o çok kızdığımız ispanya maçlarını tercih ederim ben bu hiddinkin çıkarttığı takıma.değil sol bek milli takımın kapısından geçemiycek adamları alırsan sonucunu da biz çekeriz gene.

lacivert dedi ki...

almanya mağlubiyeti üzerinden ülkenin spor sistemini tartışmak yanlış bence de.günlük olaylara göre bu tartışmaları yapıyoruz. 2006 dünya kupasına gidemeyince tartıştık, avrupa şampiyonasına gidince herşey iyi, bu dünya kupasına gidemeyince gene sistem bozuk. böyle bir yere varamayız.
maçta hiddink almanyayı orta saha savaşında yenebileceği gibi bir yanılgıya kapılmıştı. oysa almanya orta sahası hem fizik güç, hem teknik hem de kondisyon açısından bizden çok önde. bizim orta saha çocuk gibi kaldı. almanlar omuzu koyup topu aldılar her seferinde.
orta saha topa sahip olmak üzere tasarlanmıştı. ama topa sahip olmak için önce topu kazanmak lazım. alan daraltmadığımız için pas arası yapamıyoruz. fizik mücadelede yeniliyoruz. pres yapmıyoruz. almanyadan topu kazanmamızın yolu yoktu. zaten kazandıkları her top ceza sahamıza kadar geldi. o noktaya kadar hiçbir dirençle karşılaşmadılar. aurelio oyundayken de bu böyleydi.
bence ardanın da yokluğunda rakip defansın arkasına sarkabilecek bir kadro tercih edilmeliydi. direk bursanın ileri 3lüsü ozan-sercan-volkanı koyup geriye yaslanabilirdik. mevlüt tuncay vs de iş yapardı. topu onlara aktaracak orta saha oyuncularımız var. almanyanın defansı yavaş. kendi etraflarındanda dönemiyorlar. servetten beterler. tabi bu sistemin de daha önce denenmesi gerekirdi (kendimle çelişmeyeyim).
özerden özellikle bahsetmek istiyorum. neden ilk 11 başladığını anlamamıştım. neden 90 dakika kaldığını da anlamadım. ne oynadı onu hiç anlamadım. takım atağa çıkıyor sağ kanat boş. topu kaybediyoruz almanya atağa kalkıyor sağ kanat yine boş. içeri katetti diyeceğim orta saha da boş. çoğunlukla özeri saha içinde bulmakta zorlandım.