Barcelona'nın Yeni Numarası?

Dünya üzerindeki tüm şampiyonaların favorisi Barcelona, şu sıralar belki küçük ama önemli bir değişim yaşıyor. Altı kupa ile geçen yıldan sonraki sezon yalnızca lig şampiyonluğuyla yetinen kulüp, bir gerçeğin farkındaydı: ''Bir sezonda, on aylık uzun maratonda sakatlıklar, bireysel hatalar, hakem hataları; bazen de şans zirveye çıkarken yardımcı ya da zafere köstek olur; ama tüm bu müdahale edilemez, engellenemez etkenler kimseyi olan-bitenin akla ve mantığa uyan kısmını dikkate almaktan alıkoymamalı. Bilirsiniz ki şanssızlık sadece sizin değil, rakiplerinizin de düşmanı olabilir.'' Ortada ''geçen yıla nazaran eksilen kupa sayısı'' sorunu vardı, ana yolun dışına taşıldığına karar verildi ve başta Zlatan Ibrahimovic ile ilgili olan olmak üzere bazı kararlar alındı. Barcelona'nın santraforu David Villa ve artık 3-4-3 şablonu sık görülüyor.

3-4-3, bugünün Barcelona'sına uzak bir oyun şablonu değil. Yakın zamanda, geçen sezon CL yarı finalindeki Inter eşleşmesinin ikinci maçında -özellikle rakip 10 kişi kaldıktan sonra belirgin şekilde- Guardiola tarafından uygulanmıştı. Yaya Toure maça doğrudan savunma hattı içerisinde başlamış, oyuna buradan katılmıştı. Biraz daha evvele gidersek, Rijkaard döneminde de uygulandığı maçların sayısı az değildi. En bilinen örneklerden 2007 ilk baharındaki Liverpool serisinin ikinci maçı, Liverpool'un ilk maçtaki ön alan presine çözüm olarak sahaya konulan bu şablonu içeriyordu. Çok daha öncesine gidersek, bu zaten Johan Cruyff'un tarzıydı:

''Cruyff stili: İki kanat, bir santrafor. Bazen santraforun arkasında ve savunma önünde fazladan bir orta saha oyuncusu olabilir. Diziliş her zaman 4-3-3'tür ya da 3-4-3, bu yol Cruyff'un sevdiği yol. Aynı zamanda 70'lerde Hollanda'nın futbolu geleneksel oynama biçimi.''

(Kitaptan alıntı: Brilliant Orange - David Winner)

Cruyff'un tarzı da Ajax'ın ve Barcelona'nın oyun tarzının dayanağı:

''Bizim felsefemiz, gücünü hız ve teknikten alan yaratıcı futbol. Bireysel kalite, bizim için herhangi bir sistemden her zaman (altyapı söz konusu olduğunda) daha önemlidir. Bazen alt yaş gruplarını karıştırarak birlikte idman yaptırırız. 12 yaş altı takımları 3-4-3 oynar, büyükler 4-3-3 oynar ve sonra küçükler de 4-3-3'e geçerler. Değişkendir. Eğer iki iyi santraforumuz varsa 4-4-2 de oynayabiliriz.''

(FIFA.com'dan Alıntı: Jan Olde Riekerink - Ajax altyapı antrenörü)

Dede, Baba, Çocuk, Torun... Dizilişler Ailesi!

Tarihe baktığımızda bugünün hit oyun şablonlarının, mutlaka geçmişte yaygın şekilde kullanılan bir başka dizilişin çocuğu olduğunu görürüz. Bugünün futbolu halen ağırlıklı olarak Brezilya'nın 1958 yılında uluslararası düzeye sunduğu dörtlü savunma üzerinden oynanıyor. Zaman içinde Brezilya'nın kazanan şablonu revize edildi; mesela Hollanda'lılar, oynamak istedikleri oyun için en uygun olanın, Brezilya'nın 4-2-4'ü üzerinden geliştirilmiş 4-3-3 olduğuna kanaat getirdiler. Daha öncesinde ise İngiliz'ler kendi oyunları için en uygununun kanatsız bir takım olduğuna inanırken, henüz yeni doğmuş olan dörtlü savunmayı esas alıyorlardı. Bizim çocuk 4-3-3, zamanla büyüdü, semirdi ve dünyaya yeni bir çocuk getirdi. Dedesi, torununun adını 3-4-3 koydu. Babasına çok benzeyen yeni çocuk, biraz haşarıydı, hiperaktifti; ama zamanla yola geldi. Barcelona, 90'ların başındaki üst üste 4 La Liga Şampiyonluğu serisini ve 92'deki CL Kupası'nı 3-4-3 üzerine temellendirdiği oyun planıyla elde etmişti:

Soru: Sezon öncesinde (1990/1991) Rotterdam'da SVV'yle oynadığınız maçta iki golcüyle oynadınız. Daha sonra bu oyun şeklini Hollanda milli takımı da taklit edip İtalya ve Portekiz karşısında uygulamıştı. Neden inançlarınızı terk ettiğiniz izlenimi verdi bu?

Cruyff: İşe yarayıp yaramayacağını görmek istedim, çünkü Laudrup ve Stoichkov orta sahada da etkililer. Ama bu deney, planların işe yaramayacağını gösterdi. Birkaç gün sonra PSV'ye karşı yine 3-4-3 dizilişiyle oynadık; üç defans oyuncusu, üç orta saha ve üç hücum oyuncusu. O zamandan beri hep 3-4-3 oynadık. Ufak tefek değişiklikler oldu, ama asla SVV karşısındaki gibi değil.''

(Kitaptan Alıntı: Ajax, Barcelona, Cruyff - Frits Barend ve Henk van Dorp)

DNA Testi: Biyolojik Baba 4-3-3!

Testi uzakta değil, bizim ülke sınırları içerisinde de yapabiliriz. Bu sezonun Beşiktaş'ı oyun içerisindeki dörtlü - üçlü savunma geçişlerine en iyi ve en yakın örnek olabilir. Aurelio'nun top Beşiktaş'tayken savunma içerisine girip presi kırması ve alan açması, 4-3-3 şablonunun tüm uygulayıcılarına verdiği bir düzen içi esneklik. Dizilişi 3-4-3'e yakınsayan benzeri görüntüler kısa bir süre oluşur ve kaybolur; top rakipteyken hatlar çok daha belirgin şekilde başa döner. Barcelona'nın bu sezon Atletico Madrid ve Rubin Kazan deplasmanlarında uyguladığı ise bunun bir adım ötesine geçerek Busquets'i ya da Mascherano'yu doğrudan savunma göbeğinde konumlandırıyor, oyuna buradan katılmasına imkan tanıyordu. Geçtiğimiz hafta sonu Zaragoza deplasmanındaki takım ise tüm bu iki aşamayı aşarak gerçek 3-4-3'e ulaşmıştı.

Üç Stoperli Barcelona

Geçtiğimiz haftasonu Zaragoza deplasmanındaki Barcelona'yı üç görselle kısaca inceleyelim. Aşağıdaki görseller, üzerlerine tıklayınca büyüyüp, göze daha hoş görünüyorlar:

Barcelona'nın maç başındaki görüntüsü. Top boşta, yeni yere iniyor. Arkada Puyol, Pique ve Abidal'den oluşan üçlü savunma net olarak görülmekte. Sağda Alves, solda Iniesta. Keita-Busquets orta sahasının önünde Messi-Villa-Pedro üçlüsü var.


İkinci görselde ise Barcelona geriden oyun kuruyor. Busquets savunma önünde, arka üçlü sabit ve kurulabilecek pas üçgenlerinin sayısı epey fazla. Ön alanda iki kişiyle pres yapan Zaragoza'ya karşı geriden top çıkarmak pek zor olmuyor. (2'ye karşı 4)


Son görsel ise en önemlisi. Normalde geride 2 kişiyle bekleyen Barcelona'nın yediği gollerin gelişimi, sıklıkla bu pozisyona benzerdir. Ama pozisyonun devamında üçüncü stoper Abidal, basitçe bir ters kademeyle ''ekstra adam'' olarak süpürücülük işini yapıp, bu tehlikeyi savuşturuyor.


Sonuç: Tiki-Taka Barcelona!

Bekleri orta sahaya katarak hücum eden ve oyun içinde çok farklı formlarda görünen Barcelona, artık bazı maçlarda geride üç stoperle bekliyor. Merkez santraforun yanına sokulan ikinci adam artık arkaya kolayca sarkamıyor, çünkü savunmada bir fazla adam, pozisyona göre rolü değişen bir süpürücü var. Bir oyuncuyu geriye çekerek artık geride çok daha sağlam duruyorlar

İkinci önemli değişiklik ise Cruyff 3-4-3'ü ile Guardiola 3-4-3'ü arasındaki fark. Yukarıda alıntıladığım Cruyff Stili'nde kenarlarda mutlaka iki oyuncu var iken, bugünkü Barcelona'da durum biraz farklı. (Rubin Kazan deplasmanındaki ağırlıklı pozisyon grafiği) İlerideki üç hücumcudan üçü de merkeze yakın oynuyor. Oyunu kenarlara genişletmek yerine, rakip bekleri stopere dönüştüyorlar. Tıpkı DK 2010 Şampiyonu İspanya gibi, oyunu (özellikle de Kazan benzeri deplasmanlarda) merkeze sıkıştırıyorlar. Merkezde birbirine yakın orta saha oyuncuları ve sürekli hareketli, aynı zamanda yaratıcı hücumcularla riski en aza indirilmiş, odağı topa sürekli ama sürekli sahip olmak ve merkezden boşluk aramak olan, DK 2010'da Barcelona iskeletiyle zirve yapan oyunu oynuyorlar.

Guardiola, Zaragoza maçı sonrası bu konu hakkında, ''Gerçek şu ki, (çok da) alışık olmadığınız bir yeni taktiği uygulamak zordur, ama oyuncularımın verdiği tepkiden ve oynadıkları oyundan memnunum.'' cümlesi sarfetti. Ben de bu sezonun Barcelona'sı için ilk üç ay itibariyle özetle şunu söyleyebilirim: David Villa ile hücumda güçlendiler. Anlayış olarak ise hücumdan biraz feragat ettiler, ama buna karşılık olarak savunmada daha sağlam durma yönünde bir yola girdiler. Alanı sürekli genişletmek, 08/09 Barcelona'sının asli yoluydu; bugünkünün değil. Daha garantili ve daha fazla kazanabilecek olan bir oyuna doğru yol almaya çalışıyorlar. Tüm bu sebeplerden dolayı onların adı ''Total Futbol Barcelona'sı'' değil, Tiki-Taka Barcelona. Bugünün en güçlü futbol takımı...

Noat Samisa

26.10.2010

10 yorum:

Çağrı Siretli dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
sampi dedi ki...

4 Mayis 2010:

"Bana gore futbolun gelecegi daha kalabalik ortasaha ve daha hizli stoperlere dogru kayacak. Fantastik bir 3-6-1 falan denenebilir onumuzdeki on yil icerisinde." - sampican (http://noatsamisa.blogspot.com/2010/05/ofsayt-futbol.html)

Barcelona caginin 9 sene onunde:)

Erdem dedi ki...

çok güzel tebrik ederim.

enorton dedi ki...

Sevgili Noat Samisa blogunu farkedeli daha 2-3 ay oldu ve sürekli olarak geçmiş yazılarını ve son güncel yazılarını okuyorum. Gerçekten müthiş emek sarfediyorsun, seni okurken bir futbol fanatiği olarak çok şeyler öğreniyorum. Ellerine sağlık.

Bugün Kayseri - Beşiktaş maçı analizini okuduktan sonra eve geldim ve aklımda Barca'nın 3-4-3 ü ve bunun Beşiktaş'a uyarlaması vardı. Senin bu yazını görünce inan şok oldum, sen de tam bu yeni 3-4-3 ü yazmışsın. Süper analiz etmişsin dediğin gibi daha önce Mehmet A. varken Beşiktaş bunu maç içersinde yapmıştı ama Barca bunu bir adım daha öteye taşıdı ve 3 stoperle oynamaya başladı. Sence Beşiktaş da böyle bir diziliş deneyebilir mi?

Beşiktaş'ın hatırladığım son 3 lü savunması geçen yıl Ankaragücü karşında Denizli'nin oynatmaya çalıştığı 3-5-2 idi. Ama o da maç içersinde 5-3-2 gibi olmuştu ve 0-0 berabere bir oyun sonrası bizi şampiyonluktan uzaklaştırmıştı. Bunun dışında yakın zamanda 3 lü savunma oynadığımızı hatırlamıyorum.

Beşiktaş üzerinden konuşursak sol bek Üzülmezin hücum yetersizliği, ismail'in savunma yetersizliği, yine sağ bek Hilbert'in ve Ekrem'in savunma, Erhan'ın hücum yetersizliği oratada. Ayrıca son maçlarda iyice gördük ki Zapo - Toraman ikilisi çok hata yapıyor.

Bunların ışığında geride Toraman - Ferrari -Zapo (Sivok ve Ersan) şeklinde bir 3 lü savunma sağda defansif özellikleri az olan Hilbert ile solda defansıf özellikleri zayıf olan ismail. Ernst - Guti (Mehmet A. - Necip -Onur) ilerde Q7 - Nobre - Bobo (Holosko - Ali Kuçik)
Şeklindeki bir diziliş için ne düşünürsün?

Çok hata yapan 2 stoper yerine 3 stoperle defansı daha güçlendirmiş, defansif özellikleri zayıf olan İsmail ve Hilbertin hücum özelliklerinden daha çok faydalanmış oluruz diye düşünüyorum.

Tekrar teşekkürler ellerine sağlık...

Noat Samisa dedi ki...

Çağrı Siretli,

Elbette bence. Burada yazdığım her fikir zaten bence, adı üzerinde blog burası.

Güçlü dedim, kusursuz demedim. Böyle bir şey mümkün değil zaten. Hayatta olduğu gibi futbolda da ulaşılamaz olmanın mümkünü yok. Düşünüyorum, benzer sorunları kim yaşamıyor ya da bunun ölçüsü nedir, diye; belki Real Madrid mi ya da Chelsea? Başka da yok herhalde, kim olabilir Barça'dan daha güçlü; hiçbir fikrim yok. Bu zaten öznel bir yargı, takımlar sahaya çıktığında bu yargının hiçbir önemi yok. Futbol kendi yargısını sahada koyuyor zaten. Geçen sene en iyi değillermiş ki bu sene birtakım değişikliklere gittiler mesela; 6 kupadan sonra kendilerini yeterince başarılı saymadılar. İyiye gidiş için bu iç hesaplaşmalar önemli.

Güçlünün zaafları daha belirgin görülür, belki buna bağlayabiliriz sizin düşüncelerinizi.


Şampican,

Haha :)

3-4-3'ü geçmişte de uyguladıklarından ofsayt bayrağını çekiyorum bu anda. :)

Dersen ki herkesler böyle oynayacak, tahminin ilk aşamasının gerçekleşmesi sebebiyle buradan sana alkışımızı gönderir, beklemeye başlarız.


Erdem,

Ben teşekkür ederim.


Enorton,

Çok uzak değiliz bu oyun yapısına, geçiş çok zor olmaz. Ötesini kestirmek zor olsa da bugün birtakım değişiklikler gerektiğinden defansif organizasyon daha iyi olabilir yargısını koyabiliriz.

Sözkonusu Ankaragücü maçı, Denizli'nin en büyük tavşanlarından biriydi. O maçta deplasman tribünündeydim, maç öncesi kadronun şokunu atlatamadan sahada sayısız garip olay olmuştu. Yine de şans gelmişti o gün, Bobo'nun direkten dönen topu gol olsa sonraki haftalar çok farklı gelişebilirdi.

Sanırım bu konuda dikkat çekilmesi gereken nokta şu. Schuster'in geçmişinde böyle bir deneme olduğunu sanmıyorum. Ofansif şablonlar ve uygulanış biçimi üzerinde dururken, defansif organizasyon adına herhangi bir farklılık görülmediğinden 1. seçenek 4-4-2, 2. seçenek 4-3-3 ve üçüncü seçenek baklava orta sahalı 4-3-1-2 olarak devam edecek gibi. Beşiktaş bu sezon bu üçlünün dışına hiç çıkmadı.

Şayet başımızda metodları farklı olan bir hoca olsaydı, bu tip çok da büyük olmayan rötuşlar yapılabilirdi. Ama Schuster'in aklına gelenin bu ve benzeri şeyler olduğunu sanmıyorum.

Teşekkürler.

Çağrı Siretli dedi ki...

Güzel bir noktaya değindiğiniz için teşekkür ederim.Güçlü olmanın belirli bir ölçüsü yok.Bu yüzden siz ve ben farklı düşünüyoruz.Ben bu yorumumda Barcelona'nın da çok önemli zaafları olduğunu belirtmek istedim.İnanın sözüm sadece size değil,tüm barcelona severlere.Keşke uzun uzun tartışma imkanımız olsa şöyle güzel bir futbol sohbeti yapabilsek.Benim bir okur olarak tek beklentim,daha geniş bakış açısıyla futbol kültürümü zenginleştirmek.Bu yazınız için de ayrıca çok teşekkür ederim.Bir sonraki Barcelona maçında görüşmek dileğiyle :)

bora dedi ki...

Simdi The Guardian'daki Jonathan Wilson bolumune baktim, anlasilan o da senin gibi bu duruma merak salmis :)

http://www.guardian.co.uk/sport/blog/2010/oct/26/the-question-barcelona-reinventing-w-w

Ben bizi ilgilendiren su bolume takilmis durumdayim:

"In the opening 20 minutes at the Emirates last season when Barcelona overwhelmed Arsenal, the major difference between the sides lay not in technique but in the discipline of their pressing."

Bir ara takimin surekli pres organizasyonu deyip duruyordum. Avrupa'yi gectim, mevcut orta saha oyuncularimizla hicbir sakatimiz olmasa dahi possession temelli bir oyunu pres, passing fluidity ve breaking from the centre of midfield noktalarindan ligdeki her takima her kosulda "basariyla" uygulayamayabilecegimiz gibi bir izlenimim var. GS'nin Emre-Suat-Okan uclusunun oturmasi icin bile yillar gecmisti...

Vecchia Signora dedi ki...

Aslında 3-4-3 baktığımızda hemen hemen guardiola döneminin tamamında kullanıldı.

Özellikle top Barça'dayken defansif nitelikli ortasaha oyuncusunun Pique ve Puyol arasına gömülerek savunmayı yukarıya taşıdığını, rakibin topa yapacağı baskı neticesinde geriye döndürülecek topların vakit kaybetmeden bu stoperler arasına gömülen aslında bir anlamda da "yaratıcı" defansif ortasaha aracılığıyla bekletmeden kanatlara açıldığını görüyoruz.

Fakat Eto'o ve Ibra'dan sonra bu biraz daha belirginleşti. Zira forvet hattında topu tutup servis yapabilecek oyuncu şuan yok. David Villa'nın fiziği ve yetenekleri buna imkan verse de "tarzı" bu değil.

Dolayısıyla her zamankinden çok daha fazla pas yapmalı, topun temposunu yüksek tutmalı Barcelona. Bunu da ancak topa hakimken sahada alacakları 3-4-3 dizilimiyle başarabilirler.

Yorumlarda gördüm, Hercules maçıyla alakalı kısa bir analiz yapılmış.

İlk olarak Hercules pek çok takımın başarıyla uygulayamadığı birşeyi harika yaptı Barça'ya karşı; derin, birbirine yakın 4lü savunma ve orta alana kadarki bölgeyi tutan 5li baklava ile Valdez'in stoperler arasına gömülmüş Busquets'e yaptığı muazzam gölge presi. Böyle olunca da Villa'lı Barça'nın artık ilk işi olan arapaslar da birbirine yakın ve derin Hercules savunması arasında eridi gitti. Caltayud ve Paz'ın çok büyük etkisi vardı bu durumda.

Barcelona da ilah değil sonuçta, onların bile zaman zaman içeriye top indirmeye, şişirmeye ihtiyacı olabiliyor. Böyle olunca da bu kadar kısa bir takımın skor üretme anlamında sıkışmış durumlarda tabelayı değiştirmesi iyice zorlaşıyor.

Llorente, Grafite, Hulk, Dzeko. Bu tarz adamlardan ama bu klastakilerden bahsetmiyorum. Ya altyapıdan Eto'o tarzında güçlü, hızlı, sistemi bilen bir oyuncu yetiştirmeleri lazım yada benzer niteliklerde iyi bir yedek oyuncusu almaları lazım.

Villa geldiğinden beri, özellikle de Hercules maçından beri bu stoperler arasına gömülen Busquets'in 2010/2011 Barça'sındaki öneminden bahsetmek istiyordum ama siz ziyadesiyle yapmışsınız bu analizi.

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

Jonathan Wilson şu ara Arjantin'de geziyor, freelance jounalist olarak Güney Amerika üzerine yakın zamanda yazılar, uzun vadede de kitap yazacak. Bu yazıyla aynı gün ben bu Barça yazısını yayınladım, ama sanıyorum Wilson bu yazısını birkaç gün önce yazmıştı. Yoksa Zaragoza maçındaki safkan 3-4-3'ü pas geçmezdi.

Pres en çok göz ardı edilen konudur futbolda ve en zor iştir. Bunun köklerini taa en başından alırsak, ben şahsen topsuz idmandan hiç ama hiç hoşlanmazdım. Çok yorardı ayrıca. :) Savunmada olayım farketmez, en azından bir top konstantrasyonu mümküm oluyordu. Ama pres, bambaşka bir şey. Top almaya çalışmak değil, alan vermemek, doğru top kullanmayı engellemek... bu, topu dolaştırmaktan daha fazla idman istiyor Viktor Maslov'a göre.

Bizim ise zaten buna uygun oyuncularımız yok. Bu konuda en özel takım da şu an bence Mainz.


Vecchia Signora,

Savunma önündeki oyuncunun 4-3-3'te savunma merkezine gelerek alan açması ofansif bir hamle kesinlikle ve bunu 4-3-3 oynayan her takım yazıda radikal bir durumdan bahsediyorum, maçın 90 dakikası da aynı şekilde görünen 3-4-3'ten.

Hercules maçındaki baklavalı 5'li tespiti çok doğru. İç oyuncuları da beklere baskı yaptılar ve birtakım hatalarla birleşince ortaya Barcelona'nın panzehiri, 0-2'lik bir skor çıktı. Keza Kazan deplasmanındaki 4 stoper, yardımlı ön dörtlü ve Gökdeniz; Murawski beraberlik golünden öne macera aramayıp alanını boşaltmasa belki de Barça yine mağlup olacaktı.

Bir de düzeltme yapayım, Hercules maçında Busquets değil Mascherano savunma önündeydi. :)

sampi dedi ki...

Noat,

Rakibi bozmaya oynayan takimlarin 4 stoper + 5 ortasaha + 1 azman forvet default dizilisini bozacagini sanmiyorum. Olsa olsa bunun varyetelerini yaparlar.

Benim tahminim oynayarak, topa sahip olarak oyunu domine etmeye calisan takimlarin (Arsenal, Chelsea, Real Madrid vs.) 3'luye gecmesi. Bu 3'lu set savunmada gorulur, hucumda rotasyonla bir tanesi oyuna katilir gerektiginde. Neticede rakip forvet sayisi + 1 genel kabul goren bir formul, Bielsa ve Denizli'ye de burdan selam olsun.

Buradaki amac orta saha oyunculari 10 km kosarken stoperlerin 7-8 km araliginda kalmasi. Fletcher her mac Ferdinand'a rahat 2 km takiyordur.

Eforun takima esit dagilmasi Pique, Luciano gibi oyuncularin insiyatif alarak mesafe katetmesine bagli.

Besiktas'ta bunu Sivok'un cok iyi yapabilecegini dusunuyorum mesela.