Beşiktaş 1-3 Porto

İlk yarım saati güç dengesizliği nedeniyle maçın adım adım Porto lehine gelişeceğini haykıran, ama sonrası pek çok kırılma anıyla dolu ilginç bir maç oldu. Porto takımı, kaliteli oyuncuları ve basit futboluyla sonuca gitti, Beşiktaş ise bildik yetersizlikleri ve zayıf kadrosunun ederini aldı.

İki takım da sahaya oyunu 4.3.3 dizilişi üzerinden oynamak üzere çıkmıştı. Beşiktaş'ın 4.3.3'ü biraz daha geçmişten geliyordu, ileride üç adet forvet oyuncusu vardı. Nobre merkezde görünmesine rağmen sürekli geriye kaçıyor, Nihat ve Bobo ise değişken şekilde kenarlara açılıyorlar ya da merkeze yanaşıyorlardı. Top rakipteyken 5'li orta saha formu oluşmuyor, rakip bekleri sıklıkla iç oyuncuları karşılıyordu.

Porto ise ideal bir trend 4.3.3 takımı olarak ileri üçlüsünün hem mekanik, hem de estetik yaratıcılığına güveniyordu. Savunma önünde oynayan Fernando epey derinde oynuyor, neredeyse hiç öne çıkmıyordu. Savunma - orta saha arasını sürekli yakın tutup, kenarlardaki oyuncuların sürekli yer değiştirmeleri ve Falcao'nun ideal santrafor oyunuyla gole gitmeyi planlıyorlardı. Kornerlerde hücumda sıklıkla üç oyuncu yan yana dizilerek Beşiktaş'ın adam savunmasına arıza çıkarmaya çalışıyorlar, savunmada ise iki hat halinde alanı kapatıyorlardı.
Maç başında Nihat - Bobo - Nobre üçlüsünün katkı yaptığı ve birer kez topu kaleye göndermeye çalıştıkları pozisyon maçın ilk kırılma anıydı. Art arda üç şuttan gol çıkmayınca oyun adım adım Porto lehine gelişmeye başladı. Porto ileri üçlüsünün Beşiktaş ceza sahası önünde başlayan presi geriden iyi top çıkmasını engelledi. Toplar sürekli Hakan'a döndü ve ya rakibe ya da taca gitti. Korner dönüşlerinde rakip sahaya topla geçilemedikçe baskı arttı ve sonuçta 26. dakikada Falcao'nun kafası ağları buldu. İlk devrenin kalan bölümünde Porto presi zayıflattı, savunma hattını biraz daha geri çekerek Beşiktaş'ın bir noktaya kadar topla oynamasına izin verdi. Gol sonrası oyun dengelendi. Nobre, iki forvetin arkasındaki hedef adam rolünü bu bölümde iyi oynadı. Tabata'nın ve Nihat'ın pozisyonlarının ardından bir başka gaflet anında Nihat savunma arkasına iyi bir pas attı, Bobo'nun gol koşusu Maicon'u saha dışına gönderdi. Ardından Tabata'nın şutu ve maç bir kez daha yeniden başlıyordu. (Devre sonunda Zapo-Falcao mücadelesinde hakemin düdüğü ağzına götürüp, çalmaktan vazgeçtiği notunu da ekleyeyim.)

Porto'nun 33 yaşındaki hocası Andre Villas-Boas, ikinci devreye sakatlanan Falcao'nun yerine Otamendi değişikliğiyle başladı. Savunma dörtlüsü böylece tamamlandı. Fernando ve Moutinho savunma önünde bir ikili oluşturdular, Belluschi sağa geçti. Rodriguez solda kaldı ve Hulk en önde tek gol silahı olarak bırakıldı. Savunma hattını geri attılar, bir çift dörtlü hat ile disiplinli şekilde alan kapatmaya başladılar. Beşiktaş orta sahası bu bölümde Necip, Ernst ve Tabata'yla iyi pas yapıyor, sağ kenara yanaşan santrafor ve orta sahadan oraya yanaşan ekstra adamla rakibin nicel zaafını kullanmaya çalışıyordu. Başarılı olundu. Hilbert'e çok kez sağ kenarda boş alan yaratıldı, ama içeride üç forvet oyuncusu olmasına rağmen etkili ortalar gelmedi. Oyunun dengesi dakikalar ilerledikçe bu kez Beşiktaş lehine kayıyordu, zira baskı sürdükçe eksik rakibi hataya zorlamak mümkündü. Ama 59. dakikada maç bitti. Ofsayttan gelen uzun topta Toraman ve Zapo ikilisi, çizgi romanlardaki aptal karakterler gibi esas oğlana süper kahramanlık yapması için zemin hazırladı ve Hulk affetmedi.

Geride Hulk'u iki kişiyle bekleyen Beşiktaş gol yiyince, Schuster birinin gereksiz olduğuna karar verip Ali Kuçik'i sağ kenara sokarak ikinci devre başında en iyi işleyen bölgedeki sayıyı artırmaya çalıştı. Ali'nin katkısı etkinliği artırdı, fakat yine gol bölgesine ulaşmak zordu. Uzatmalarda Tabata'dan Bobo'ya iyi bir pas geldi ve Bobo, rakibin 9 kişi olduğu bu anda güzel bir vuruşla skoru tayin etti.
Porto kaybetme kredisiyle İstanbul'a gelmişti, Beşiktaş'ın da eksik kadrosunun gücü zayıf olunca maç liderlik maçından çok sıradan bir iç saha-deplasman puan maçına dönüştü. Porto maç boyu macera aramadan fırsat kovaladı, Beşiktaş ise elinden geleni sahaya koydu. Erken gol, kırmızı kart, daha erken kırmızı kart (Fernando) ya da Zapo'nun pozisyonu maçın bambaşka bir yöne itebilirdi, ama olmadı.

Porto ve Beşiktaş'ın son altı yılda çalıştıkları hoca sayısı eşit. Her iki takım da aynı dönemde 6 hocayla çalıştılar ve yeni sezona yeni hocalarıyla girdiler. Porto'nun yolu yalnızca Türkiye'ye değil, tüm dünyaya uzak. Onların futbol yönetim modeli, Messi'yle eşdeğer; bu denli aykırı. Gerektiğinde pahalı transfer yapıyorlar, (Moutinho, 11 milyon avro) gerekirse Japonya ikinci ligi gol kralına (Hulk) yatırım yapabiliyorlar. Ama ortak özellik, bunlar üstün yetenekli ve gelişime açık oyuncular. Dün ilk 11'de sahaya çıkan Porto'lu oyunculardan Fernando ve kaleci Helton hariç, hiçbiri 2 yıldan uzun süredir Porto forması giymiyorlardı. Bu sezon yeni bir hocayla çalışmalarına rağmen dün akşam kalitelerinin tümünü sahaya koymadan 1-3 kazandılar. Başarıyı yalnızca zaman içerisinde değil, biraz da ayrıntılarda aramak gerek.

Takımın maç kadrosunun 15 kişiden oluştuğu bir günde ileriye dönük yeni bir çıkarım yapmak zor. Yine de Manisa maçına dair söylediklerimi, Kayseri maçı öncesi kısaca özetlemek gerekebilir: Sakatlar düzelmeden, takımın iskeleti yeniden eski haline dönmeden Schuster'in atak ve coşkulu hücum anlayışı ile gücünü hücumdan alan savunmayı birleştirerek ortaya kazanan bir takım çıkarması uzak ihtimal. Takımın savunma hattının kalitesi, geçen iki yıldan zayıf. Takım savunması da hücum gücü düştükçe alarm verdiğinden rakipler değişecek ama Toraman'ın her maç çıldırtırcasına devam eden rezil pozisyon savunması hataları devam edecek. Zapo tarz olarak en uygunu, ama onun da kapasitesi sınırlı. Hal böyleyken Manisa maçındaki oyun, intihara eşdeğer olabiliyor. Kayseri maçında erken bir golün işleri değiştirmesine, maç senaryosunun Beşiktaş lehine gelişmesine ihtiyaç var. Sonrasına tekrar bakılır ve umarım Guti hazır şekilde oynar.

Noat Samisa

22.10.2010

23 yorum:

bora dedi ki...

Noat,

Katiliyorum.

Bence hucum uclusunun dagilimi bu mac icin eldeki kadrodan cikabilecek en iyi kombinasyondu. Daha iyisi zor cikar...

Bu macta savunmayi on plana alalim deseydik de sonuc degismezdi diye dusunuyorum. Bence takim yine de beklentilerin ustunde iyi bir performans sergiledi. En azindan benim beklentilerimin diyeyim. Bu sekilde mevcut kadro ile daha iyisini oynayabilecegimizi sanmiyorum. Geriye yaslanalim desek Tor ve Zapo yine ayni hatalari yaparlardi.

Bence Kayseri maci Porto macindan farkli olur. Kayseri bizi tamamen nullify etmek icin oynar. Bence Porto macina gore bizim acimizdan (cok) daha zor olur...

lacivert dedi ki...

ilk golden önce hulk ın bir deparı vardı. 3 defans oyuncumuz faul yapacak kadar bile yaklaşamadılar adama. şutu hakanın üzerine gitti. enteresan bir andı.

bu sistem seyir zevki açısından çok iyi. yalnız sonuç almak uygun oyuncularla oynanması lazım. dün anlaşıldıki defans ve forvet hattını komple değiştirmek gerekiyor. kaç yıl sürer, bu arada ne kadar başarılı oluruz, ne kadar başarısızlığa tahammül edebiliriz soru işareti burda.

Övünç dedi ki...

Noat

Açıkçası bende senin son paragrafıntaki kadar karamsardım ama bu karamsarlığımızın sebepleri farklı.Bence Bjk kadro zaafiyetine rağmen gayet dengeli bir oyun oynadı.Dediğin gibi maçın başındaki 3 lü kombine ataktan gol çıksa belki başka şeyler konuşuyor olurduk demek isterdim ama konuşmayacağımızı biliyorum çünkü hiç bir Türk takımının Avrupai bir baskıya dayanabildiğini görmedim henüz.

Biraz açıklık getireyim bir kere boşuna denmemiş çuvalın dibi delikse neyle yaparsan yap o çuval dolmaz.Bireysel hata yapılabilir ama ben hiç bir büyük bütçeli takımın üstüste 4-5 maçta birbirinin aynısı amatör hatalardan gol yediğini görmedim.Şimdiye kadar hiç bir maçı defansif olarak domine etmiş bir takım hatırlamıyorum ben.Yani 10 kişi ile Porto'nun yapmış olduğu alan savunmasını yapabilen pek çıkmaz bizden.

Schuster'in kazanma planı bence gayet yerindeydi ve verimli olacağınıda gösterdi ama arkadaki delik o kadar büyük ki yapılacak hiçbir hamlenin karşılığı yok o saatten sonra.Yani Guti ve Q7'nin oluşu psikolojik olarak Porto'yu belki biraz daha geri iterdi ama top sektirme(kötü anlamda ) ustası 2 stoperiniz ve rakipte canavar gibi bir forvet varken bu iyi olurmuydu şüpheliyim.

Kötü stoperler için pek çok özelliğin etkisinden bahsedebiliriz yavaştır,hava toplarına hakim değildir,markaj konusunda çok yetenekli değildir,rakibin top olmasına izin verir falan filan ama en kötü stoperler konsantrasyonu düşük stoperlerdir ve maalesef İbrahim Toraman'ın çok net bir konsantrasyon sorunu var.Adeta dalıp dalıp uyanıyor maç içinde.İşin komik yanı çoğu Türk stoperde bu sorun var.İstanbul'a gelip tutunamayan İsmail Güldüren,Bekir,İlhan,Kürşat,Erman Güraçar vs vs hep böyle adamlar.

Birde beklerimiz çalışkan olabilir eyvallah,onlardan bir Dani Alves bir Ashley Cole performansı beklemiyoruz ama bir maçta bir tane olumlu orta yapılmaz mı?Bu kabul edilebilir birşey değil bence.İbrahim ve Hilbert'e çalışkanlık kontenjanından prim vermek saçma geliyor bana.Varsın onlar kadar çalışmasın ama 3 defa gidip 3 tane isabetli orta yapsın bekimiz bana yeter.

Zaten sezon başında sende belirtmiştin bu sistem hedef maçlarda canımızı yakar diye ama canımızı yakan sistemden çok amatör hatalar.Oynamak istediğimiz sisteme uygun stoper almaya paramız yetmez.Eldekilerlede bu görüntüleri sık sık görürüz gibi geliyor bana.

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

Evet, umutsuzluk benim maç öncesi hissiyatımdı. Rakip Porto olduğundan bu maça dair şöyle olsaydı kadro ya da oyun anlayışı demek doğru değil. Sahaya iyi-kötü bir takım çıktı ve ederi kadarını oynadı. Maç bittiğinde de kapalı tribüne çağırılıp alkışlandı zaten.

Sorun daha çok Manisa, Kayseri vs. daha orta vadeli. Belirttiğiniz gibi, Kayseri deplasmanı çok daha yarışmacı, sert bir maç olacak.


Lacivert,

Seyir zevki değişken, subjektif bir kavram. Ben bunun yerine sahadaki oyuncunun oyunu yarışmacı bir ortamda oynama amacına hizmet eden kazanma duygusunu öne koyuyorum. Bu duygu karşılanmadıkça, saha içinde görüldüğü iddia edilen iyiy gidiş emareleri de pek anlamlı olmuyor. Zira maç sonrası İbrahim Üzülmez'in söylediği gibi takımda bir moral ve özgüven sorun oluştu bu mağlubiyet serisinde. İleri iletişim kopuklukları da görülebilir ki, bunu istemeyiz.

Bu maç için söylemiyorum bunu elbette, genele dair br fikir.


Övünç,

Futbol her anı planlanabilen bir oyun değil. Rol model Porto'ya bakalım mesela, 11 oyuncudan 9'u henüz iki senelik. Bizde ise Hakan, Zapo, Toraman, Üzülmez, Bobo, Nobre üç yılı aşkın zamandır burada. 6 hoca değiştirmişler, biz de değiştirmişiz. Ama biz kaça almışız oyuncuları, onlar kaça almışlar. Açıkça daha kaliteliler. Bir bakıma Türkiye'nin kalitesi budur futbolda, işler hedef maça gelince değişebilir. Her şeyden önce eldeki malzemedir aslolan ve bu sebepten Rijkaard'ın başarısızlığı olağandır; insani olarak bizim ülkenin karakterinden değil.

Biraz böyle bakmak ve eldekinden keyif almak lazım, diye düşünüyorum. Oldu da Quaresma ve Guti bir kez daha uzun süre sakatlandılar ve tepetaklak gittik, işler yokuş aşağı gitti. Olmaz olmaz yok, planlar çöp olur ve birtakım değişimler kaçınılmaz hale gelir. Sonuçta bir yabancı hocanın iki yılda kimseye yeniden futbol öğretme imkanı yok. Aksi örnekleriyse çok.

Yine konumu ve fikri iyi belirlemek gerekir, diyorum. :)

Jessie dedi ki...

salih benim anlamadığım bir şey var.

bir hayal kuruyorum.

diyorum ki beşiktaş'ın transfer komitesinin başına senle beni getirseler. bize deseler ki size şöyle pasaport çıkarıyoruz, uçak biletleri, otel, yemek masrafları vs... siz bize futbolcu arayacaksınız.

belçika ligi, fransa ligi, hollanda ligi, japonya ligi, brezilya ligi, arjantin, şili, kolombiya... vs

biz gitsek buralarda oyuncu izlesek, porto'nun bulup çıkardığı bu oyuncuları çıkaramaz mıyız? çıkarırız gibi geliyor. hulk'u porto'ya geldikten sonra ilk kez izlediğim ve ilk küfrümü ettiğimde sanırım maçın 4. dakikasıydı.

4 dakikada hulk'un kalitesi anlaşılabiliyor. hulk'un tek maçının 10 dakikasını izlemek yeterli. isterse alkolik, isterse eroinman, isterse kiralık katil olsun. Hulk için 5 milyon euro hiç düşünülmeden verilir. Hulk öyledir demiyorum. öyle olsa bile verilir.

bugün porto'nun kadrosunu oluşturan elemanlar sokak arasında keşfedilmedi ki. bir çoğu porto'ya gelmeden önce bildiğimiz isimlerdi.

neticede bu adamları keşfetmek çok önemli bir iş değil. bu adamları transfer etme cesaretini, vizyonunu ortaya koymak önemli.

Hulk'u alıyorum dediğinde, dur Robinho'yu alıcaz demeyen bir başkan gerekli.

Porto'yu değil, Porto'nun yapmakta olduğunu yapmayan kulüpleri anlamıyorum. Biliyoruz ki Beşiktaş'a Hulk'un maç kasedi gitse Beşiktaş Hulk'u almaz. Bence mesele tam da bu.

Yoksa Porto'yu bir maçta yensen dahi yeniksin...Yensen ne olur.

bora dedi ki...

Noat,

Katiliyorum. Bence de sorun Porto maci degil, ligdeki maclar...

Sundan dolayi kendimi daha iyi hissettim: Acikcasi cok kotu olabilir gibi bir endisem vardi, oyle olmayinca memnun oldum :) Bunda hocanin taktiginin de etkisi var diye dusunuyorum. Ondeki uclu kambinasyon iyiydi. Bir ara A, B plani, baklava vs. gibi mevzulari konustugumuzda benim anlatmak istedigim dunkunun biraz daha esnetilmis haliydi, ozellikle Nobre'nin sahte dokuz rolunun anlatmak istedigim taktiksel kurgu da sabit bir yeri vardi. Eldeki malzemenin en yuksek verimle kullanilmasi noktasindan hareketle...

Gecen sene bu takim icerideki SL maclarinda savunma yapmaya calisip gol atamadan 7 gol yemisti, Sergen ve surekasina duyurulur...

Bence dunku mac oyuncular bazinda, mevcut duzenek icerisinde eksi ve arti yonleri hakkinda biraz daha bilgi saglamasi acisindan onemliydi...

Mesela Nobre hakkinda benim gorusum su yonde...

"En ondeki oyuncu" veya rakip ceza sahasina yigilmamis bir oyunda merkezde yaninda bir partnerle (Bobo veya X) oynayan Nobre'nin, isin ozu stoperlerin kucaginda olmasi hadisesi, kanser riskine karsi "en kisa zamanda gonderilmesi" gerekirken, yetenekleri kabilinde kullanildiginda takim icin Turk oyuncu statusu de goz onune alinirsa onemli oldugunu dusunuyorum. Sahte dokuz rolunde yapabilecekleri olcusunde basariliydi. En azindan stoperlere karsi olan fizik dezavantaji burada sifirlandi hatta lehine dondu, pas opsiyonu olusturdu, defansa yardim etti... Hep sunu iddia ediyorum: Nobre'den faydalanabilmek icin onun iyi yapabildiklerini maksimum seviyede yapabilecegi bir bolgede kullanmak lazim. Yeterli hacmi olmadigi icin hedef adam rolunde stoperler kendisini cok rahat kontrol ediyorlar. Bu yuzden Nobre defansif yetenekleri icin kullanilmali. Ideal pozisyonlar yavasligindan dolayi daha da zaman kaybetmemesi icin tercihen sag taraf. Sag onde olabilir, belki orta sahanin sag ici, duruma gore (hacimli sarkik orta saha oyuncular, 1-2, 2-1 durumlari filan) sahte dokuz rolu, hatta sagbek bile oynar :)

Noat Samisa dedi ki...

Jessie,

Bana bir adam bul ki, hem futbolla ilgilensin, hem de ''ben futboldan anlamıyorum'' desin. Böyle biri maalesef yok yeryüzünde.

Ha, olmadı kendimize soralım. Beşiktaş'ın, hatta ileri gidip Almanya ulusal takımın hocasının ve oyuncularının sahada yaptıklarına dair ahkam kesebiliyoruz, ama Schuster ve Löw'ün unuttukları kadar dahi futbol bilgimiz ve izlediğimiz maç tecrübesi yok. Bu gayet basit bir mikro örnek, hatta bunu çarpan olarak kullanıp en geniş çerçevede bir panorama da yapılabilir.

Ama yetmez.

Oyuna dair birtakım fikirler var ortada ve bu herkeste farklı olabilir. Zira biri diyor ki yahu bu kadar karışık değil, Cruyff diyor ki basit, ben de diyorum ki ilk bakışta anlaşılmayacak kadar komplike ve seyre değer.

Dünyanın her yerinde futbolu para babalarını yönetir, kapitalizm sayesinde semirenlerin çocukları da aynı yola inanır, futbolda olduğu gibi her konuda kendilerini muktedir sayarlar. Saymayanını bulmak, çölde vaha ya da futboldaki Messi etkisi gibi bir şey, zira sermayenin söylemi ve fikriyatı belli.

Porto'yu yensek çok şey değişirdi, ben bunun aksi düşünceyi doğru bulmuyorum. Ortada bir maç var ve o maç, her bir parçasını planlayabildiğimiz bir şey değil. Keza sezonlar, 10 yıllar... herkes bir şey planlıyor ama çoğu başarısız oluyor. Mesela Arsenal, hala planlıyor. Çünkü planlayabiliyor, henüz sermayeye teslim değil. Birkaç spesifik örneği var, o kadar. Bunlar da gücünü futbolun muğlaklığından alıyor. Futbolda her şeyi mükemmel şekilde akla ve mantığa uygun yapsanız da sonuç kötü olabiliyor neticede.

Porto olsak da yetmeyecek, zira insan kalbi sarkaç gibidir. Bu sefer de Barcelona olmak ister ve kaprislerle ölür gideriz en fazla. Elimizdeki neyse o, biraz da olan-bitenden zevk almak lazım.

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

Kesinlikle. 16 aydır oyunun akışında gol atamayan Nobre, çok zayıf bir santrafor. Santrafor oyununda aciz. Kendi atamadığı gibi en uçta tek olduğunda takımı da ileri gitmekten aciz bırakıyor.

Çift santrafor olur, dünkü gibi derinde olur ki bu bir kriz çözümüydü, normalde olmaz. Tek santrafor iken de derinde oynuyor ki, budur esas sorun. Kale önünde yapabilecekleri çok sınırlı olduğundan boş alanlara kaçmaya çalışıyor, bu da takımı baltalıyor. (Geçen yıl bu sorun daha belirgindi, şimdi takım önde oynadığında Nobre de var hesaplarda ama Tekke olsa daha iyi tabii) Aynı şekilde Bobo'yu da tek santrafor ve çift santrafor ya da dünkü oyunda ayrı ayrı değerlendirmek lazım.

bora dedi ki...

Nobre'nin cift forvet oldugunda da pek yeterli olmadigi kanisindayim. Tabii en ucta tek basina olmasindan daha iyidir ama yine de sikintili. O yuzden benim Nobre'ye onde bulabildigim su an icin en uygun pozisyon sag taraf: Nobre/Holosko...Bobo...Q7. Ondaki kosu kapasitesinin, mucadele isteginin, gogus goguse carpismanin ortaya cikmasi lazim. Gidecek, gelecek, tempo yapacak, ayrica genel olarak duran top ve ozellikle de on direge kesilenlerde etkinligi var :) Mevcut kadro icinde Q7'nin ters kanasinda Nobre ve Holosko'nun maclarin taktiksel kurgularina bagli olarak degerlendirilebilecek en uygun iki isim oldugunu dusunuyorum...

Nobre sahte dokuz rolunde kismen verimli olabilir. Eger arkadan orta sahadan kosucular olursa, Fletcher gibi, verimi daha da artar. Tabii rakibin orta saha yerlesimine de bagli. 1-2 mi, 2-1 mi ya da free float mi, o bolgedeki oyuncularin hacimleri, oyun karakterleri vs. duruma etki eden faktorler...

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

Yeterlilik konusunda en başta sıkıntı var, ben bunu kenara koyuyor. Ama kadromuzda olduğuna göre bir şekilde faydalanıyor. Bu da santrafor olmamalı, olacaksa şudur; diyorum.

Quaresma'nın ters kenarına koyacak adam bulamama sorunu takımın A planındaki en büyük eksiklik, daha önce çok kez gündeme getirmiştim. Bu sorun Tabata ve Hilbert sağ bek ile tolere edilmeye çalışıldı, hem sağ bek krizine çözdük. Fakat yine de ideale yaklaşmak için Nihat ve Holosko kötüyken birini bulmak gerekiyordu. ''Nobre sağ kenara'' fikri ilk anda garip geldi bana, ama denenebilir şu yoklukta.

bora dedi ki...

Noat,

Tabata hakkindaki fikrim gecmis maclar ve dun itibariyle su sekilde. Dun benim simdiye kadar bu takimda gordugum en iyi performansini sergiledi diyebilirim hatta garbage time'da bir de asist yapti, herhalde acik oyunda ilk resmi asisti olsa gerek :) Bence bu mac su gercegi ortaya cikardi: Tabata onde baski altinda oynayabilecek bir oyuncu degil. Cok yavas dusunuyor ve maalesef rakip baski yaptiginda ya cussesini kullanip topu saklamaya calisiyor ama hacmi yetmedigi ve/veya bu konudaki yeteneksizligi yuzunden topu kaybediyor ya da yanlis pas atmasina yol aciyor. Orta uclu icinde sag ic oyuncusu olarak oynamasi "sanki" en verimli olabilecegi pozisyon olarak gorundu. Yalniz sikinti surada: Bu bolgenin gerektirdigi mucadele gucu ve kosu kapasitesi gibi onemli kriterleri ne kadar karsilayabilecek? Bunun bir rastlanti olup olmadigini anlamak icin bu bolgede daha degisik rakiplere karsi oynayacagi maclari seyretmek lazim. Sanirim "isin sirri baskida". Bu bolgede de baski yerse yine sikinti yasar diye tahmin ediyorum. O yuzden Tabata bence hicbir yerin oyuncusu, Onur'un durumuna bagli olarak kisa zamanda vedalasilmasi gerekiyor.

Sag onde degerlendirildiginde yiyebilecegi olasi baski ve rakip beki takip edememesi gibi sebeplerle sikintili olacagini dusunuyorum. Bence Nobre Tabata'nin hucumda yaptiklarini yapabilir, pas opsiyonu olabilir. Duran top artisi ve rakip beki takip edebilme yetilerini arti olarak bir kenara koyuyorum. Zaten Schuster de bence Nobre'yi kullanim sekliyle bunu gosteriyor. Onun defansif yeteneklerinden faydalanmaya calisiyor. Dun Ernst ile beraber ortayi tutuyordu, yakinda stopere dogru bir gidis var :)

Sakatliklar iyi olmadi tabii ama bu takimin hucum anlaminda yeni bir damar yakaladigini dusunuyorum: "Sagbek oynayan Hilbert". Evet orta konusunda bir uzman oldugu soylenemez ama tek kolu ile boks yapmaya calisan bir takimiz. Soldan tek bir tane atak yapamadigimiz bir oyunda rakiblerin sagdan gelecek ataklara karsi onlem almasi da daha kolay oluyor diye dusunuyorum. Nobre biraz iceri girerek ayni Tabata'nin yaptigi gibi sagbek Hilbert'in onunu acabilir. Hatta Guti'nin kimi zaman yapamayacagi baskiya yardimci olabilir. Ayrica bu duzenekte orta sahadan iceri dogru kosu yapacak ve skor alacak bir orta saha oyuncusu olursa hucum anlaminda takim daha verimli olur.

Dedigim gibi taktik kurguya bagli. Zaten bu bolgede net bir oyuncunun degil, belirli rolleri yapabilen oyuncularin olmasi ve macina gore onlarin secilmesi bana daha dogru geliyor...

lacivert dedi ki...

cartelete blogunda nobrenin oyunuyla ilgili güzel bir analiz var

http://cartalete.blogspot.com/2010/10/uruguay-gorunumlu-besiktas.html

nobrenin sahte 9 oynamasının en büyük faydası orta saha mücadelesine destek olması oldu. bu bobonun hiç yapmadığı birşey. bu şekilde necip-tabata kanatlara daha fazla yardımcı olabildi. bence q7 döndükten sonra nihatı kesip denenebilir. neleri denemedikki.

kanat forvet oynayan oyuncunun arada sırada da olsa topla çizgiye inmesi beklenir (öbür kanatta q7 olsa bile). nobrede bunun için gerekli mücadele var, sürat ve top tekniği yok. tabatada top tekniği var, sürat ve mücadele gücü yok. holoskoda sürat var, mücadele ve top tekniği yok. kağıt üstünde bu işi en iyi sağ kanat orjinli olan nihat yapar. ama o da ben wallace benzeri bir düşüş gösteriyor. bir sporcu kendini tanımlayan en önemli özellikleri nasıl böyle kaybedebilir. gerçekten acıklı bir durum.

şu anki kadroda bu sorunun çözümü yok gibi görünüyor. bursa volkanı satar mıki.

Noat Samisa dedi ki...

Lacivert,

''Sahte 9 numara'' nitelemesi ''false 9'' olarak geriye gelip top alan ve kullanan golcüler için kullanılır İngilizce futbol literatüründe. Mesela Falcao, Bobo gibi; bunu bir düzeltelim önce. Dolayısıyla Bobo santrafor iken takımın orta sahasına yaklaşması apayrı bir şey olur ve hatalıdır. Nobre'nin dün akşamki rolü bir kalıba girmiyordu bana göre.

hayyam dedi ki...

Hocam yoruma teknik olarak degil biraz farkli iki noktadan bakmak istiyorum.
Uzun suredir takimi Istanbul izleyemiyordum, ta ki son iki maca kadar. Sanirim en son CSKA sfya macini izlemistim. Orada da takim son dk kaya kadar gol bulamiyor ve takim uzerinde seyirci baski degil destek olusturuyor demistim. Ama son iki macta gordum ki cok sey degismis(2006 dan beri ilk defa bu sene dolmabahcede mac izleyebiliyorum). Bir defa tribun etkisi nedir daha tribunler bunu bilmiyor. Manisa macinda daha 15 veya 20. dk olmadan kartal gol gol tezahurati yeni aciktan ve ayni sekilde ilk yarinin ilk ceyregi porto bizim alana yerlesmis bastiriyor ve yine ayni yerden ayni tezahurat. Sirf gurultu yapmak icin bagirmalar. Sonra Manisa macinda 60. dk ka Hakan'i isliklamalar ve yuhlamalar yeni aciktan yine (kapali mudahale edince sustular)ve dunde ayni tepki. Dun Hakan o kadar tedirgin di ki, topu duzeltip pas atmaya nefesi yetmiyordu. Her futbolcu hata yapiyor, tamam kalecinin yaptinin sonucu agir ama bu kaleci 2 yilda takima Nihat'tan Tabata'dan daha cok sey verdi. Yazik yani, bu mudur buyuk(!) Besiktas taraftari ve bilincli(!) Besiktas taraftari...
Manisa macinda yoktu ama dun sahada olan Nihat ise diger takildigim nokta...
Daha ne kadar yok olmayi, sahada efelenmeyi surdurecek? Ben tribunde, o ise sahada izledi maci. Bana gore benim tribundeki katkim onun sahada olan katkisindan daha fazlaydi. Ayakkabi bagladigi sure kadar kosaydi belki cabaliyor ama iste olmuyor diye bilirdik. Mucadeleyi bile yapmiyor. Herkese bagirmaktan, ellerini iki yana acip takim arkadaslarina kafa tutmaktan baska yaptigi bi sey yok. Hata yap ama oyna ki bir seyler yapmaya calistigini gorelim. Yeter artik sana dayanacak gucumuz kalmadi. Hakan'a duyulan tepkinin 1%si bile buna gosterilmezken diger oyunculara haksizligin en buyugu olmuyor mu? Besiktas cocugu diye susmak nereye kadar?????
Aldigin para en yuksek olsun, ardindan sahada varligi bile belli olmasin ve ben besiktas cocuguyum de... Eger sen Besiktas cocuguysan sahadaki digerleri ne?
Nobre'yi, Tabata'yi veya bir baskasini bu takima yetersiz bulabiliyorum. Bize gore yeterli olmaya bilirler ama hic birisi Nihat gibi vurdumduymaz, takim ahengini ve ahlakini bozan oyuncu olmadi...
Bunlari yazarken bile ismini anmak beni hem uzuyor hem geriyor...
Bu sebepten dolayi Hakan'a yapilanlar bana dokunuyor...

Son soz olarak, ben sahada basta Nihat olmak uzere, Tabatalari, Nobre ve Holoskolari gormektense Onur'u, Necip'i, Cumali veya Ali'yi gormeyi yeglerim. Kaybedeceksekte onlarla kaybedelim...
Bu arada kaybedecegimizide dusunmuyorum...
Bir manisa macinda 20 dk'a saha da yer alan Onur, Tabata'nin yapamadiklarini yapti dun de Ali Kucik Nihat'in 100 lerce defa daha ilerisindeydi...

bora dedi ki...

Noat,

Senin literaturu benden cok daha iyi bildigine eminim. Blog'unda ve daha onceki diyaloglarimizda bahsettigin bir suru kitaplarin hic birini okumus da degilim, yabanci literaturu de son birkac aydir takip ettigimi soyleyebilirim, futbolu ise oldukca uzun bir zamandir dogru duzgun takipte etmiyorum, bu yil ilk defa su ana kadar Besiktas'i bu kadar siki takip ettim, arada Ispanya ligine denk gelirsem kesik kesik bakiyorum. Varacagim yer su: Bu konuda bir iddia da bulunmayacagim ama "false nine" tanimi asagida, zonalmarking'den aldim...

False nine

A unconventional lone striker, who drops deep into midfield. Francesco Totti perhaps invented it for Roma in 2006/7, Lionel Messi played here when he swapped positions with Samuel Eto’o for Barcelona in 2008/09, and Robin van Persie played the role for Arsenal at the start of the 2009/10 season.

Totti, Messi, Persie hepsinin bir orta saha karakteri var.

Noat> ''Sahte 9 numara'' nitelemesi ''false 9'' olarak geriye gelip top alan ve kullanan golcüler için kullanılır
Noat> İngilizce futbol literatüründe. Mesela Falcao, Bobo gibi

Bence yukaridaki tanimlama ile Bobo ve Falcao ornekleri uyusmuyor. Nobre de geriye gelip, top alip kullanmaya calisti, eger false nine rolu Bobo icin kullanilacaksa dunku mac ozelinde Nobre icin de kullanilabilir. Eger Nobre false nine rolune girmiyorsa Bobo ve Falcao'da girmiyor. Bu benim dusuncem tabii...

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

ZM de ben de Jonathan Wilson'ın müridleriyiz, farklı bir tanımlandırma yapmamız mümkün değil. Fark şu: Orada bahsi geçen oyuncular çok radikal şekilde sahte 9 numara oynayan özel oyuncular.

Bu tanım artık çok daha geniş kullanılır oldu, bir de bunun false 10 versiyonu var.

http://www.guardian.co.uk/sport/blog/2009/oct/27/the-question-false-nines-jonathan-wilson

Çıkış noktası bu yazıdır, daha çok 4-4-2 üzerinden yapılan tartışmalardan çıkan bir nitelemedir.

Nobre içinse dün, değişken ileri üçlüde geri çıkan değil, zaman zaman santrafor olan, sıklıkla da Bobo'nun arkasıda pozisyon alan adamdı. Sıradışı.

bora dedi ki...

Noat,

Savunmadaki pozisyon durumunu baz alip, bizim kalenin sol kose gonderini merkez alirsak en uctaki oyuncudan X eksenine gore duz bir hat cizdigimizde, Bobo en ondeki oyuncuydu, "genel olarak" Nobre biraz daha gerisinde merkezde yer aliyordu, Bobo soldan merkeze dogru kayinca bazi durumlarda x, y ekseni bazinda da Nobre'nin onun arkasinda kaldigi oldu...

Eger "false nine" tanimi ileriden geriye dogru gelmeyi kapsiyor ve senin de dedigin gibi Nobre "ileriden geriye degil geriden ileriye dogru" bir hareketlenme gerceklestirmisse o zaman tanimlama icerisine girmez. Yalniz bu durumdan tam emin degilim acikcasi. Bobo'dan daha geride olmasindan bagimsiz olarak, geri gelip top alma durumu ile ileri gidip santrafor olma durumlarini video uzerinden analiz etmek lazim. Eger kimi zaman santrafor olmussa o zaman o pozisyondan geri de donmesi gerekmez mi?

Amma velakin Bobo ve Falcao zonalmarking'de verilen tanim itibariyle bu isi bence verilen ornekler goz onunde alindiginda o kadar radikal bir bicimde uygulamiyorlar. Yani onlar icin false nine rolu oynuyor demek yanlis olur diye dusunuyorum.

Simdi gonderdigin makaleye bakacagim...

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

:)

Bu aslında çok önemli bir konu değil. Öyle uzun uzun tartışmayı anlamlı bulmuyorum. Her seferinde açıklamak yerine belli bir tanım olsun denilmiş, onun üzerine yapılmış bir niteleme. Santrafor var santrafor var; eski usul nitelemeler yetersiz.

bora dedi ki...

Noat,

:)

Sorun degil. Ben zaten o pozisyonu "gizlenmis sahte dokuz" olarak tanimlamisim kendimce ;)

bora dedi ki...

Tarih: 12/06/2004

Henuz bitmemis ama ilk planda soyle bir kategorizasyon yapmisim:

1) Klasik Santrfor / pivot santrfor. Örnek olarak yurt içinden Hakan Şükür, Veysel Cihan, Mehmet Yılmaz; yurt dışından Pandiani(Uruguay), Kluivert(Hollanda), Kanu(Nijerya)...

2) Striker / klasik golcu: Ornek olarak yurt içinden Tanju Çolak, Serkan Aykut; yurt dışından Gerd Muller(Almanya), Papen(Fransa), Flippo Inzaghi(İtalya), Batistuta(Arjantin), Makaay(Hollanda) verilebilir...

3) 10 Numaradan Devşirme Forvetler: Örnek olarak yurt içinden Sergen; yurt dışından Aimar(Arjantin), Totti(İtalya), Baggio(İtalya), Ronaldinho(Brezilya) verilebilir...

4) Hızlı Forvetler: Ikinci forvetin hiz ile kendini var edeni. Örnek olarak yurt içinden Yunus, Youla(Gine); yurt dışından July(Fransa), Martins(Nijerya)...

5) Kanat Oyuncu Karakterli Forvetler: Genelde üçlü forvetin yanında kenar hücumcu olarak görev yaparlar. Örnek olarak yurt içinden Hami MANDIRALI; yurt dışından Ginola(Fransa), Wiltord(Fransa), Brian ve Michael Laudrup kardeşler(Danimarka), Overmars(Hollanda), Luque(İspanya) verilebilir...

6) Diğerleri: Herhangi bir kategoriye girmeye oyunculardır. Modern futbol bu grubu daha da kalabalıklaştırmaktadır. Örnek olarak yurt içinden İlhan MANSIZ; yurt dışından Schevcenko(Ukrayna), Vieri(İtalya), Henry(Fransa), Anelka(Fransa) verilebilir...

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

İşte şu 6 numara, bugünün trend oyuncuları.Güzel bir ayrım olmuş aslına bakılırsa. Bunların adlandırmalarına daha önce değinmiştim:

http://noatsamisa.blogspot.com/2010/07/biz-ayr-gollerin-dunyasndanz.html

Wiltord'lu gruptaki örnekler tam eşleşmese de başta Wiltord olmak üzere onlara da ''uzak forvet'' (wide forward) diye bir çeviriyi uygun buldum:

http://noatsamisa.blogspot.com/2010/07/2010-dunya-kupas-4-2-3-1in-sifreleri.html

Klasik santrafor ve klasik golcüye de benzer yazılar içinde değinmiştim.

Hızlı forvetlere supporter ya da ikinci forvet ya da Fransız futbol terimi olan ''neuf et demi'', yani 9.5 numara diyebiliriz.

10 numaradan devşirme olanlar (Totti'yi çıkarırsak) False 10 yani sahte 10 numara; en başta Alex de Souza ve DK 2010'da Mesut Özil.

bora dedi ki...

Noat,

Aradan bayagi zaman gectigi icin o siniflamalari yaparken ki dusunce modelimin detaylarini su anda cok net hatirlayamiyorum...

Dedigin gibi kanat oyunculari da ilerleyen yillarda bir ayrisim gosterdiler...

Barca'nin Ronaldinho-Eto-July uclusu benim izledigim takimlar icerisinde uzak forvet kavramini kullanan ilk takim diyebilirim. Topla yaptiklariyla meshur bir oyuncunun tersinde uzak forvet kosulari yapan July... Mesela o zaman July'yi hizli forvet kategorisinde degerlendirmisim. Toplu, topsuz oyun farki bence bu ikisini ayiran en belirgin kriter gibi...

BJK4EVER dedi ki...

Nobre konusu acildigi icin birseyler soylemek zorunda hissettim kendimi. Nobre'yi severim, yerli olarak ihtiyacimizin olan oyuncu oldugunu dusunuyorum, cogu BJK taraftari gibi nefret etmem. Ama Fenerbahce'deyken kendisinin cok begenen biri olarak bizdeki performansina sasiriyorum, ama nedenlere bakmak lazim.
Fenerbahce'deyken 4-2-3-1 sistemindeki uc oyuncu olarak oynuyordu, ilk geldiginde de 4-1-3-2'de van Hooijdonk'un partneriydi. FB'deki profili ise rakip stoperlere pres yapan, hava toplarinda iyi bir hedef olan, karambollerde dogru yerde durun ceza alaninda etkili olan, tipik Hakan Sukur tarzi bir forvetti. O FB'de cok basariliydi, cunku defansi dagitan kosular yapabilen bir Tuncay, iyi ortalar kesen bir M.Yozgatli vardi ve o takim su anki BJK gibi cilginca ofansif oynuyordu, duran toplardaki (Alex, Luciano, Servet) etkinlikten bahsetmedim bile. Ancak bize hic uymadi Nobre. Daum gibi cilginca ofansif oynatan bir hoca yerine Tigana, Denizli gibi defansif dusunen hocalar vardi. Artik takim baski kurarken ceza alaninda topu ittirecek oyuncu yerine ileride topu tutan, geriye gelen ve rakibin baskisini kiran forvet olmustu, ki bu ona pek yaramadi. Onun calistiginin yarisi kadar calisip gol kovalayan Bobo degil de Nobre tartisiliyor olmustu. Tabii bu ozguvenine de yansidi, FB'de defalarca stoperle bogusurken muhtesem kafa golleri atan adam simdi bos kaleye topu yuvarlayamiyordu. Bunu yapamadikca ozguveni gidiyor, takima baska sekilde faydali olmak icin gittikce kendinden uzaklasiyordu Nobre. Ve ne garip ki Daum tarzinda cilginca ofansif oynatan bir hoca geldikten sonra bile FB'deki Nobre'yi goremiyoruz. Ve ben o Nobre'yi gormek istiyorum. Baskiyi orta alanda degil, stoperler oyun kurarken yapan, hava topu mucadelesini orta alanda degil rakibin ceza sahasinda kazanan bir Nobre istiyorum. Su senaryoyu o kadar gordum ki; Nobre orta alana geliyor, topu alip kanada aciyor. Sonra o kanattan orta geliyor, ama Nobre agir kaldigi icin ceza alaninda yer alamiyor ve orta heba oluyor. Bu bir sekilde degismeli, cunku FB'deki gibi oynayan bir Nobre kim ne derse desin Schuster'in takimina cok cok faydali olur.