Fenerbahçe 0-0 Galatasaray

Yıllardır Kadıköy'de seriye bağlanan derbi, bu kez sıradışı şekilde oynandı ve maç öncesindeki genel kanının aksi, sürpriz bir skorla bitti. Sıkı maç oldu, iki takım da skoru elde edebilecek pozisyonları bulsa da gol gelmedi ve oyunun yatay seyreden akışı değişmedi.

Fenerbahçe'de Aykut Kocaman'ın kadrosu ''Alex mi, Semih mi?'' sorusu hariç belliydi. Alex özel bir oyuncuydu ve bu derbilerin has adamıydı, ama sakatlıktan yeni çıkmıştı. Semih ise geçen hafta sahte 9 numara rolünde harika iş çıkarmış, takımın kenar hücumlarını merkezden desteklemiş, merkezden gelişen hücumlarda da kenarları devreye sokmuştu. Bugün tercih mekanik değil, soyut yaratıcılıktan yana kullanıldı ve Alex maça Niang'ın arkasında başladı.

Galatasaray'ın yeni hocası Hagi ise henüz birtakım kararlar almadan ve kendi oyun fikrini takıma yansıtamadan bir derbi oynamak zorunda kalmıştı. Rijkaard'ın takımını sildi, en baştan bir hedef maç planı yaptı. Insua yerine Hakan'ı tercih etti, stoper sayısını artırdı. Savunma önünde Cana'yı Alex'e yakın oynattı, zaman zaman partneri Mustafa ile bu yüzden önlü arkalı görüntü Arnavut oyuncu. Ayhan sola yakındı, Elano ise sağ çizgideydi. Türkiye'ye geldiğinden bu yana ilk kez forvet arkasında oynayan Misimovic'in rolü ise zaman zaman içe kaçmak zorunda kalacak olan Ayhan'a soldan yardım getirmekti. Pino ise Monaco'da zaman zaman oynadığı ikinci forvet benzeri, bolca koşu alanı bulması planlanan santrafor olarak sahadaydı.
Hagi'nin Farklı Galatasaray'ı

Hagi'nin Galatasaray'ı, Rijkaard'ınkinden farklı olduğunu henüz maç başında belli etti. Geriden oyun kurulurken bekler orta sahaya yaklaşmıyor, stoperlere yakın duruyorlardı. Arkadan çıkacak toplar merkezden kenarlara değil, doğrudan kenarlara dağıtılıyor ve oyun mümkün olduğunca dar alanda oynanmaya çalışılıyordu. Çift dörtlü hat (4-4-1-1), aralarındaki mesafeyi sabit tutarak alan kapatıyor, duruma göre Misimovic ve Elano'dan biri, takımın hücum merkezi rolünü üstleniyordu.

Henüz maç başında istenen oldu. Elano'nun pasıyla savunma arkasına sarkan Pino, Volkan'ın tereddütünden yararlanarak topu kaleye gönderdi, ama Gökhan maçın hamlesini yaparak golü önledi. Galatasaray savunması kendi ceza sahasının çift haneli metre uzağı sınırını aşmadan, epey derinde pozisyon alıyor ve organize orta saha, Fenerbahçe'nin ön taraftaki 4'lüsüne top geçmesini engelliyordu. Alex'i sürekli Cana takip etti; hem top aldırmadı, hem de alan bırakmadı. Son seçenek Niang'ın geriye gelerek alan açması ve ritm değiştirmesiydi, fakat Neill'ın yakın oyunu (sertlik sosuyla da olsa) buna da imkan vermedi. Rakibinin oyununa göre maç planı yapan Galatasaray, gücünü savunmadan alan oyun planıyla ilk yarı boyunca çok kez gole yaklaştı. Fenerbahçe'yi önde durdurdular, Alex ve diğer hücumcularla arka alanın bağlantısını kopardılar ve önde kazandıkları toplarda Pino'yla sonuca yaklaştılar.

Fenerbahçe'nin Sınırlandırılmaya Tepkisi

Fenerbahçe, soyunma odasından farklı çıktı. İlk yarı sık sık çok geri kalan savunma hattını biraz daha öne çektiler. Rakip tarafından bozulan oyun planına güven tazelemiş olacaklar ki, devre başındaki kısa bölümde Emre'nin de hareketlenmesiyle topu Stoch ve Niang'a ulaştırmaya başladılar. Stoch-Alex işbirliği ve Niang'ın bireysel çabasıyla ürettiği net pozisyonlardan gol çıkmaması Galatasaray'ın oyunun geri kalanı için şansıydı. 56'da Misimovic çıktı, Barış girdi ve 10 dakikalık Fenerbahçe baskısı, kısa bir süre daha azalarak sürdü ve bitti.

B planı olarak Semih oyuna girdiğinde oyun iyiden iyiye ağırlaşmıştı. Niang'a alan açmak için yeterli izin verilmemişti, ama Semih bu işi yaparak Servet'i de savunma içerisinden çekme işini yapabilirdi. Plan buydu, fakat oyun yeniden ilk yarıdaki hale bürününce Fenerbahçe sıkışmaya, üretken olamamaya devam etti.
Derinde Kalan Savunma ve Kopuk Hatlar

Yalnızca 45-60 arasındaki kısa bölümü maçın kalan kısmından ayırabiliriz. Fenerbahçe bu bölümde çok daha iyi yüzdeyle pas yaptı ve Hagi'yi hamlelere zorladı. Kalan bölümde ise oyun planı gereği derin oynayan ve en fazla üç kişiyle hücum eden Galatasaray'a karşı, savunma tandemi anlamsızca derinde kalan ve dört kişiyle hücum etmeye çalışan bir Fenerbahçe vardı. (Kayseri ve Kasımpaşa maçları bu problemin en net görüldüğü maçlar olabilir.) Yobo ile Niang arası zaman zaman 70 metreye kadar çıktı. Beklerin, bu garipliğe bağlı olarak ileri top tutulamamasının etkisiyle aktif şekilde oyuna katılamamaları, rakibin alan kapatan hatlarının dengede durmasını sağladı. Fenerbahçe geriden top çıkarırken sık sık 6 kişiyle kendi sahasında kalıyor, adeta rakibin işine geleni yapıyordu. Öndeki dörtlünün kaptırdığı topları da bu sebepten geri kazanmakta zorlandılar ve Yobo, arkaya seken sayısız topu bir şekilde yeniden oyuna katarak Fenerbahçe adına günün kahramanı oldu. Fenerbahçe maçın büyük bölümünde topa sahip ve proaktif oynama hevesinde gözükse de bu fikri uygulama biçimi, teoriyi pratiğe dökmekten uzaktı. Yine aynı şey oldu, Fenerbahçe takımı 6+4 şeklinde bölündü ve oyun tekrar Galatasaray'a döndü.

Fenerbahçe oyunu daraltamadıkça, Galatasaray da savunma disiplininden taviz vermeyince seyir zevki düşük bir maç oldu. Son bölümde yakalanan pozisyonlardan gol çıkmadı, iki takım da eline geçen fırsatları değerlendiremeyip oyunun işaret ettiği 1'er puana razı oldu.

Sonuç: Reaktivite vs. Zayıf Proaktivite

Aykut Kocaman maç sonu ''Galatasaray ilk yarıda bütün pas kanallarımızı tıkadı. Oyununu bize kabul ettirdi.'' dedi. Ülkemizde kolay görülmeyecek cinsten gerçekçi bir açıklamaydı. Fenerbahçe, bu sezon Aykut Kocaman'la birlikte topa daha fazla sahip olarak akışkan bir oyun oynama niyetinde. Stoch ve Dia, oyun tarzları itibariyle ideal sistem oyuncuları; Niang da kariyerinin geri kalanını tam bir santrafor olarak geçirmemişse de bu işi belli bir düzeyin üzerinde yapabilen bir santrafor. Geçen yılın sorunları, bu transferlerle büyük ölçüde çözüldü; ancak oyun stili, geçen yılla eş değil. Dolayısıyla Aykut Kocaman'ın net olarak zamana ihtiyacı vardı ve yönetimsel açıdan seçim yapıldıktan sonra geri dönüş olamazdı.

Galibiyet serisinde birtakım iyileşme emareleri görüldü, Yobo da takıma girdi. Fakat bugün, yıllardan bu yana görülen en can alıcı sorun, savunma hattının aşırı şekilde geride çakılı kalması problemi devam ediyor. Yobo'dan bu işi çözmesi bekleniyordu, fakat sorun bireysel olmayabilir. Fenerbahçe maç başı belli bir disiplinde oynasa da maçın ilerleyen bölümünde hatlar arası kopuyor. (Skorda farklı üstün olunmasına rağmen Konyaspor maçının son bölümü örnek) Savunma ve hücum takımı olarak (DK 2010 Hollanda'sı gibi) bölünüyorlar, fakat oynamak istedikleri oyun temel olarak proaktif ve bütüncü. Fenerbahçe, ikinci bölgede iyi alan kapatan rakiplere karşı sorun yaşıyor ve kurduğu baskı, ''sahte'' kalıyor. Oyunun merkezini öne taşıma fikri de bu sebepten uygulanamaz durumda. Savunma-hücum geçişleri de yakın sebeplerden çok ağır. Bugün hata kovalayan rakiplerine iyi malzeme verdiler ve yeterince baskın, üretken olamadılar. (Beşiktaş maçı bu açıdan bambaşka bir hikayeye sahiptir.)

Galatasaray'da II. Hagi dönemi iyi başladı, psikolojik buhranın yerini umut aldı. Hagi'nin diğer tüm hamlelerini bu maça özel sayabiliriz, fakat göreve geldikten birkaç gün sonra Galatasaray'ın duran top alan savunmasına geçişini ayrı bir yere koymak lazım. Bugün Fenerbahçe gibi onlar da kornerlerde alanı savundular ve maç boyu Mehmet Topuz'un arka direk pozisyonu (yeterince organize olamayan, üç günlük alan savunması) hariç iki takım da sorun yaşamadı.

Galatasaray bugün aylardır olmadığı kadar organize ve disiplinli bir oyun oynadı. Yine aylar sonra ilk kez, hocanın oyun fikri doğrudan sahada görüldü; zira ortam ve malzemeyle uyuştu. Bu noktada bir başarı ya da yukarı ivmelenme garantisinden söz edemeyiz, ama futbolcuların bu oyun şeklini (bazen günü gününe, sıklıkla da benzer) daha çok sevecekleri ve benimseyecekleri kesin. Bu oyun Mustafa Sarp'ı parlatabilir, Pino'yu yükseltebilir, Servet'i yeniden ülkenin en iyisi yapabilir. Dün akşamki oyun Galatasaray kadrosundaki pek çok oyuncunun alışık olduğuna yakındı ve rakip daha zayıf olduğunda uygulanacak değişikliklerle birlikte zaman içinde farklılıklarını bize gösterecektir.

Günün yıldızlaşan isimleri Yobo ve Pino. Ayhan ve Mehmet Topuz ise kazandıkları pek çok topla takımları adına günün ikinci adamıydılar. Alex'in etkisizliğinin kaynağı ise Hagi'ydi. Bir gol, bir kırmızı kartın çok şeyi değiştirebilirdi; ama bu ancak bir varsayım. Bizim ülkede sıklıkla ''saçmalık''ın eş anlamı olarak algılanan taktik, bugün net şekilde oyunun baş aktörüydü; yani aslında zirve futbolda her zaman olduğu gibi...

Bu kez 0-0 ve kavgasız, gürültüsüz bitti.

Fotograf: Ajansspor.com


Noat Samisa

25.10.2010

9 yorum:

owner dedi ki...

Fenerbahçelileşmemeliyiz!

Daha önce zor durumlarda GS galibiyeti alıp günü kurtaran FB gibi yapıp sorunların üzerini kapatmamalıyız! 10 yıllık serinin bozulması bizi kaf dağına çıkartmamalı, sorunları masaya yatırmalı ve geleceğe sağlam adımlar atabilmeliyiz.

www.sonvagon.blogspot.com

Övünç dedi ki...

Cumartesi günü Real Madrid,tam tarif ettiğin futbolu oynadı.6-4 bölündüler ama onların ileri 4 lüsü DiMaria-Ronaldo-Higuain-Mesut olup rakipte çok iyi bir takım olmayınca fark geldi.Savunma arkasına atılan 40-50 metrelik akıllara zarar paslarla 15 dakikada Racing'in fişini çektiler.

Bunu 2 takım arasındaki kalite farkına mı yoksa rakipleri arasındaki kalite farkına bağlarız bilemedim.Bildiğim şey Racing'in bilinçsiz bir şekilde savunmayı 10 metre öne çektiği her dakikada pozisyon yemesiydi.Birde millet gülecek bana ama Khedira tam bir Mustafa Sarp gibi oynuyor,DiMaria'yı bıraksan 100 metrede Bolt'u zorlar daha önce çok izleyememiştim ama Dünya Kupasındaki haliyle nasıl Real'e alındığını anlamamıştım.Anlattı kendisi ...

benden bu kadar dedi ki...

son cümle çok önemli. dün sahada aksiyon filmi değil futbol maçı oynadı ve 10 yıllık serinin bozulmasına üzülsem de futbolumuz adına pozitiftir bu durum.

murcasa dedi ki...

Pino, saman alevi mi yoksa gerçekten iyi mi onu zaman gösterecek ama Rijkaard'ın gidişi takım üzerinde baya bir etki bırakmış gördüğüm kadarıyla.
http://murcasa.blogspot.com/2010/10/kadkoy-donusu.html

zenn dedi ki...

"Fenerbahçe, bu sezon Aykut Kocaman'la birlikte topa daha fazla sahip olarak akışkan bir oyun oynama niyetinde. Stoch ve Dia, oyun tarzları itibariyle ideal sistem oyuncuları..."

bu konuda farklı düşünüyorum. Stoch ve Dia daha çok direkt pas/koşu taktiğinin oyuncuları. kanat/forvet özellikleri var. ama dış orta saha oyuncusu özelliklerine sahip değiller.. (Stoch bu konuda Dia'dan biraz daha iyi görünüyor). hızlı oyun/geniş alanda etkililer. ama set oyununda, kollektif oyunda etkisizleşiyorlar ve oyundan soğumaya başlıyorlar.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Real Madrid o işi bilinçli yapıyor. Şablonlarına bu sebepten 4-2-1-3 deniyor, Mesut'un ikinci forvet rolü yok. Kenarlardan hızlanıyorlar, yetenek düzeyleri buna uygun. aynı zamanda merkezi ve geriyi de sağlam tutuyorlar, Mourinho böyles bir oyunu çok sever zaten. Fenerbahçe ise bütün olma gayretinde, ama olamıyor.

Zenn,

Yanlış bir anlatım olmuş orada. Stoch ve Dia'nın ''Fenerbahçe, bu sezon Aykut Kocaman'la birlikte topa daha fazla sahip olarak akışkan bir oyun oynama niyetinde.'' önermesine uygunluğunu ben de sizin gibi tartışabilirim.

Ben daha önceki yazılara atfen söylemiştim onu. Stoch ters ayaklı kenar adamı, Dia da uzak forvet rolüne uyuyorlar ve bu sayede ideal 4-3-3 oyuncuları. Buna uygunlar, stile uygunlukları ve düzeyleri elbette tartışılabilir.

Daima Fenerbahçe! dedi ki...

Noat kardeşim gördüğün kadarıyla FB iyi yolda mı? gerçi iyi yolda olup sene sonunda şampiyon olamazsak hoca gönderilecektir ama yinede senin gözünde iyi yolda mıyız?

Noat Samisa dedi ki...

''İyi'' çok geniş bir olgu. Böyle bir yargıyı koymak hem kolay değil, hem de doğru değil; en azından ilgi çekici ve sempatik oyun oynayan bir takım olduğunu düşünüyorum.

Daima Fenerbahçe! dedi ki...

teşekkür ederim cevabın için.