Kayserispor 1-0 Beşiktaş

''Denk güçlerin mücadelesi'' şeklinde geçen maç, daha organize olan takımın maç boyu kovaladığı galibiyeti elde etmesiyle sonuçlandı. Yetersiz Beşiktaş, gol için daha fazla plana sahip olan Kayserispor'a oyunun hiçbir alanında üstünlük kuramadı ve üst üste dördüncü mağlubiyetini aldı.

Kayserispor'da Cangele'nin sakatlığı sonrası oluşan yeni takım, kaliteleri birbirine yakın birkaç oyuncunun maçına göre tercih edilmesi olağan sürprizi hariç tahmin edilendi. Şota'nın takımında en ilerideki oyuncu Moritz, DK 2010 Japonya'sı gibi (#18 - Keisuke Honda) aslen klasik 1o numaraydı ve santrafor Ömer, tıpkı Japon santrafor Okubo gibi kenarda pozisyon alıyordu. Selim Teber'in sık sık daha derinde görüldüğü orta üçlü, maç boyu sürekli yer değiştirdiler.

Beşiktaş'ta ise Schuster'in yine fazla seçeneği yoktu. Sakatlar, sakatlıktan dönenler ve maç eksiği olanların bol olduğu ortamda Onur Bayramoğlu forvet arkasında görevlendirilmiş, Nobre'nin olmadığı bugünde ikinci forvet olarak Nihat tercih edilmişti. Şablon yine baklava orta saha - çift santrafor'dan oluşuyor, kenarlarda tek oyuncu bulunuyordu.
Kayseri Organize Orta Saha Bölgesi!

Kayserispor henüz maç başında topu Beşiktaş'a teslim etmeyeceğini gösterdi. Daha ilk dakikada Beşiktaş'ın sağına Hasan Ali'yi sokarak eşleşme problemi yarattılar. Kazandıkları topun kıymetini biliyor, geride bolca hazırlık pası yaparak sabırla boşluk arıyorlardı. Top Beşiktaş'a geçtiğinde ise 10 kişiyle topun arkasına geçiyorlar, dörtlü savunma önünde oluşturdukları beşli hatta Moritz'in de eklenmesiyle topluca alan kapatıyorlardı. Orta sahaları orta çizgideydi, savunma da onun 20 metre gerisinde. Beşiktaş'ın oyunu merkezden oynama fikrini, merkezde Beşiktaş'tan daha kalabalık olarak reddettiler. Hücumda ise rakibin başına açtıkları iş, bu kez Beşiktaş'ın geçmiş maçlarından farklıydı. Kayserispor topu dolaştırıyor ve kendi oyununu Beşiktaş'a dikte etmeye çalışıyordu. Bu noktada bir dominasyondan söz etmek mümkün değil, ama geçmiş maçlarda çok kez yaptıkları gibi sürekli kenarlardan hızlandılar. Kanat adamları son çizgiye geldiğinde, içeride her zaman en az üç Kayserisporlu bulunuyordu.

Spalletti'nin Roma'sı ve Zenit'ine yakın şekilde, oyunu sürekli kenarlara açarak, oyunun ritmini kenarlara açılan toplarla ayarlayarak ve en önemlisi merkezde bir hedef oyuncu kullanmadan ilgi çekici bir oyun oynadılar. (Sahte 9 numara Totti = Moritz) Maçın kısa özetinde görülebileceği üzere soldan 6 kez, sağdan ise 2 kez etkili atak geliştirdiler. Hiçbir atakları merkezden verkaçlarla, 2'ye 1'lerle ya da bir ara pasıyla gelmedi; etkili atakların tamamında son çizgiye topla birlikte ulaştılar. Sürekli alan değiştiren Furkan ve Santana'nın, ters kenardan Ömer'in topsuz koşuları bu hücumları destekledi, setleri sonuca ulaştırdı. Beşiktaş'ın orta saha savaşını kaybetmesiyle birlikte kenarlarda da nicel olarak eksik olması, Kayseri'nin oyun planının pratiğe dökülmesini kolaylaştırıyordu.

Sayın Beşiktaş, Topla Oynama İsteğiniz Reddedilmiştir!

Beşiktaş oyuna önce bi' silkelenerek başladı. Topa sahip olan Kayserispor'a karşı öndeki üçlü sık sık tek hat halinde görülüyor, boşluk arayan stoperlere etkili top kullanma imkanı vermemek adına net olmasa da gölge pres uyguluyorlardı. Stoperler geriden oyun kurarken herhangi bir net baskıyla karşılaşmıyorlar, ilk hazırlık pası kolayca ön alana aktarılıyordu. Fakat bu noktadan ileriye top geçmiyordu. Bir ara orta sahadaki üçlü ve Onur sürekli yer değiştirmeye, bu sayede boşluk yaratmaya çalıştılar. Ernst'in savunma arkasına koşusuyla yakalanan yarım pozisyon da böyle geldi. Sonrasında ise tek çare santraforların alıp kullanacağı, dağıtacağı toplardı. Olmadı, organize Kayserispor Bobo ve Nihat'a sürekli yakın oynayarak Beşiktaş'ın oyunu ileriye taşımasını engelledi. Ön alanda top tutulamadıkça bekler ataklara katılamadı. Kenarlarda da şablon gereği başka oyuncu yoktu, Fink ve Nihat atıl adamlar olarak orta saha kırsalında takılıyorlardı. Nihat bildiğimiz gibiydi, Bobo ise bugün gününde değildi. Oyunun devamında santraforlarla savunma hattının arası açıldı ve Beşiktaş, hücumda çoğalamadı; neredeyse hiç etkili olamadı.
Yakın Maç: Golü Atan Kazanır

Temposuz geçen maçın seyri, henüz ilk dakikalarından itibaren ''atan kazanır'' görüntüsüydeydi. Beşiktaş uğraşıyor, yetersizlik sebebiyle hücumda etkin olamıyordu. Kayserispor ise rakip kaleye gitmek için canhıraş bir uğraşıdan çok aklına güveniyor gibiydi. Ürettikleri gol pozisyonlarında Beşiktaş'ı hücumda ya da gaflet anında yakalamadılar, topu koruyup doğrudan kendi hücum setlerini oynadılar. Duran toplarda da ne yaptıklarını iyi biliyorlardı. Bu açıdan bakıldığında oyun onlara daha yakındı, ama kaçan goller Beşiktaş'ın şansını korumasına sebep oluyordu. Schuster, Guti ve Fatih Tekke ile hücum hattının kalitesini yükseltti. Bu bölümde paslar yerini bulunca kısa süreli bir Beşiktaş baskısı görüldü. Duran toplar kazanıldı, bunların birinde yaşanan karambolde Fatih Tekke maçı kazandıracak gole yaklaştı; ama çerçeveyi bulamadı. Şota ise bu hamlelere Abdullah ve Ali Bilgin'le karşılık vermiş, direnci tazelemişti. Holosko konusunda sanırım Schuster'le aynı şeyi düşündük. Fink-Holosko değişikliğini 80'de yapmak, maçı 1-0'a değil; 0-1'e yaklaştırırdı. Hoca son üç dakikada bu riski göze alabildi; nitekim maç 0-0 bitmedi. En önemlisi de şu ki, golde Furkan'a pası atan oyuncu, Santana'nın yerine oyuna giren ve muhtemelen karşısında Fink'i bulması gereken Abdullah'tı.

Sonuç: Sahadaki Aklı Görecek Gözünüz Açık Olsun!

Kayserispor bugün Beşiktaş'tan daha iyiydi. İki takımın da oyunu ve kadro tercihleri ''bu daha iyi olma durumunu'' gol eşiğine güç bela taşısa da tabela büyük ölçüde maçın ederini yansıttı. Baştan sona çok organize, ne yaptıklarının bilincinde bir oyun oynadılar. Dokuz hafta sonunda 20 puan barajına ulaşan üçüncü takım olan Şota'nın Kayserispor'una dair söyleyecek daha çok şey var, ama çıplak gözle izleyeceğim maçtaki gözlemlerle daha doğru değerlendirmeler yapmak adına bunları önümüzdeki haftasonu yapacakları Kasımpaşa ziyaretine bırakıyorum. Kayserispor, bu maç sonrası benim adıma ligin en aykırı, en seyredeğer takımı.

Beşiktaş bu kez kendi oyun planı üzerinden değil, rakibin oyununa karşı reaksiyon gösteremeyerek mağlup oldu. Bunun bir benzeri Trabzonspor deplasmanında yaşanmıştı, Kayseri deplasmanı da sürpriz sayılmaz. İlk 9 hafta itibariyle TSL'nin en zor üç deplasmanı -toplam 1 puanla da olsa- geride kaldı. Quaresma'lı ve hazır bir Guti'li Beşiktaş için de bu maç bir soru işareti olacaktı, ama oyunun çok farklı gelişeceğini kestirmek zor değil.

Üst üste 4 maç kaybeden her takım, her hoca eleştirilir. Schuster umarım kendine sürekli birtakım sorular soruyordur, zira mazeret bulmak pek zor değil. Bugün sahada ayrıntılara önem veren takım ile A planı çalışmadığında gol adına herhangi bir şey üretemeyen Beşiktaş'ın farkı net olarak görüldü. Bu durum epey can sıkıcı. Duran toplar, gününe göre yapılacak küçük rötuşlar, setler... hepsi zirve futbolda kullanılıyor. A planınız sizi dünyanın en iyisi yapabilecek düzeyde olabilir, ama lig çok uzun bir süreç. 10 ay boyunca elbet şanslı olacağınız günler olacak. Akabinde ise şanssızlıklar yaşayacaksınız. Nihayetinde A planının dışına çıkmak zorunda kaldığınızda kaybetmekte ısrar ederseniz, A planına dönüşte elde özgüven ve inanç olmadığını görerek yıkılabilirsiniz. Takım umarım böyle bir şey yaşamaz. Güzel bir fikstür var şimdi; TSL ve Kupa'da 5 maç üst üste galibiyet işleri düzeltmek bir yana, yeniden şampiyonluk havasını solumayı mümkün kılabilir. Biliyorum ki bu takım, Quaresma ve Guti'yle birlikte bu ligin en iyi kadrosuna sahip.

Noat Samisa

26.10.2010

12 yorum:

cagatay dedi ki...

sevgili noat,
blogunu elimden geldiğince takip ediyorum. ben beşiktaşın son bir kaç maçtaki probleminin aurelio geldiğinden beri uyguladığımız baklavalı orta saha düzeninden kaynaklandığını düşünüyorum (yalnız çok önemli quaresma sakatlandığından beri değil aurelio geldiğinden beri çünkü rapid maçındada baklava orta saha queresma bobo çift forvet oynadık). ben 433 düzenin şampiyon kartala daha çok yakıştığını düşünüyorum. bence bu sistemde israr edilmeli yani kadro şu şekil olacak
kaleci,arka4lü,iki çok yönlü orta saha, bir hücumcu orta saha, iki kanat özellikli oyuncu tek forvet veya tek kanat özellikli oyuncu iki forvet çünkü kanat özellikli oyuncu sayımız az.
yani ön liberolu sistemden tamamen vaz geçip (fb gibi) bu oyuncuyu oyundan alarak kazandığımız yere kanada bir adam koymamız lazım. bu adam queresma olur yoksa yusuf olur ama temel olarak adam eksiltebilen ve isabetli orta yapabilen bir insan evladı olması şart. bjk nin ön libero ile oynadığı bütün maçlarda kısır olduğunu düşünüyorum bilmem sen ne dersin fikirlerini merak ediyorum.
teşekkür,
Çağatay

Övünç dedi ki...

Bizim inanılmaz zayıf yerli rotasyonun en büyük problem olarak konuşuluyor ama Ömer Erdoğan,Mustafa Yumlu yada Kayseri'de fırtına gibiyken Gs'de sürünen Ali Turan,Serdar Kesimal İbrahim Toraman'dan çok mu iyi oyuncular ? Dünkü Furkan'a bakıyorum,Trabzon'dan kovalanan Hüseyin'e bakıyorum Ernst ile aralarında çokmu fark var.

Yani bu oyunculardan maksimum verim sağlayabilmek için ne gerekiyorda biz bunu yapamıyoruz.Adamlar 5 pozisyona girip 3 ünü çakıyor biz gol atamıyoruz .Adamlar 5 pozisyon verip 1 tane yiyorsa biz 5 te 3 yapıyoruz en az.

Bizim en önemli sorunumuz istikrar.Takımın üstüste %75 ile oynadığı 3 maç bile yok.Ernst bir maç süper 2. maç sıradan bir ota saha oluyor.Bobo fırtına gibi eserken markajda kayboluyor.Hilbert bir maç parlayıp 3 maç ana avrat sövdürüyor.

Arkadaş bu kadar dengesiz olunca Schuster'de kafayı kulübelere vura vura yaracak birgün . Zira o ilk golü atsak hep kazanacağımız maçlar Porto-Trabzon-Manisa - Belediye - hatta bu Kayseri maçları.Adamlar buldu mu çakıyorlar.Sen atamıyorsun,e gelenide içeri alıyorsun nasıl maç kazanacacaksın o zaman .Allah hepimize sabır versin :) Büyük takım olmak zor iş ...

zenn dedi ki...

merhaba Noat Samisa..
daha önce de 4-1-3-2 ve 4-4-1-1/4-1-4-1 dizilişlerini karşılaştıran bir yazın vardı.

Schuster'in Q7'nin sakatlığı sonrası -muhtemelen iyi kenar oyuncularının olmaması nedeniyle- kullandığı 4-1-3-2 dizilişinin, şu anda ortaya koyulan etkisiz oyunun en önemli nedeni (Q7 ve Guti'nin yokluğundan bağımsız) olduğunu düşünüyorum.

bu dizilişin eşleşme (rakip beklerle) ve hücumda oyun/alan genişletme konusunda ciddi zaafları var. bu da BJK'ın oyun/top kontrolünü ve hücumda üretkenliğini çok düşürmüş gibi görünüyor.

4-4-1-1 dizilişinin şu andaki kadro için en uygun diziliş olduğunu (Guti ofansif, Ernst Necip dengeli/defansif orta saha için ideal isimler kağıt üstünde) düşünüyorum.

bu konuda ne düşündüğünü öğrenmek isterim...

Noat Samisa dedi ki...

Çağatay,

Fenerbahçe ''ön liberolu sistem''den ya da savunma önünü kapatan adamdan vazgeçmedi, zira bu intihar olur. Yalnızca oraya aslen farklı özellikleri olan birini koyarak fark yaratmaya çalışıyor, yoksa rol hala aynı.

4-3-3'teki savunmacı orta saha ile baklavadaki oyuncunun birbirinden çok fazla bir farkı yok görev olarak. Burada en büyük fark kenarlarda oluşuyor, sanırım şablon açısından en büyük problem burada.


Övünç,

Kayseri elindeki kadrodan en iyisini çıkarmaya çalışıyor Şota'yla, bir ise iyi oyuncularımız olmadığında geri kalan için fazla bir şey düşünmüyoruz Schuster'le, fazla doğaçlama oynuyoruz. Defansif organizasyona sanırım hiç ama hiç çalışılmıyor, savunma yalnızca hücumun bir parçası olarak görülüyor. Ama hücumde efektif olunamadığında (dün aktif de olunamadı) savunma mavi ekran veriyor ve sıradanlaşıyoruz. Elde bu varsa, buna uygun oynanır; Kayseri gibi. Bizim elimizde fazlası var, ama işler kötü gittiğinde kazanmak için B planı yok. Sonuçlarına katlanmak zorundayız maalesef. :(


Zenn,

Merhaba,

4-3-3 ile 4-1-3-2'yi karşılaştırdığım yazı şuydu:

http://noatsamisa.blogspot.com/2010/09/schusterden-4312-plan-olur-mu.html

''Kenarların oyunun hızını ve genişliğini ayarlayan birer oyuncuyla kontrol edilmesi, defansif açıdan zaaflar oluşturuyor. Pas trafiği daha güçlü bir rakiple karşılaşıldığında (mesela Porto) geri itilen takım, kendi silahlarıyla vuruluyor. Güçlü bir 4.3.3 veya 4.2.3.1 çok rahatlıkla içerisinde çift santrafor barındıran bu düzeni, oluşan büyük zaaflardan yararlanarak mağlup edebilir. Beşiktaş henüz zayıf savunma hattını savunma yapmaya zorlayan bir takımla oynamadı. Porto maçı bu zaafın da en önemli testi olacak.''

demişim.

Bana göre takımın ideali 4-3-3, henüz Schuster de 4-4-1-1 ve benzeri, 4-4-2 üzerine temellenmiş yapıları kullanmadı. Dün akşam sizin de belirttiğiniz gibi net olarak şablon sorunu görüldü, ama ben daha ön plana çıkarılması gerekenin oyun stili - malzeme bileşimi olduğunu düşünüyorum dünkü maç için.

Yusuf Parlayan dedi ki...

sevgili noat samisa,

bu blogda, beşiktaşın lig maçlarının analizini bile keyifle okurken, keşke diyorum trabzonsporlu olsaydın da her maçtan sonra heyecanla yazını beklemeye koyulabilseydim:)

artık bir sonraki beşitaş-trabzon maçını beklemekten başka çarem yok galiba, var mıdır trabzon-gs maçı için bir şans?:)

dünkü maç içinse, kim gol atarsa ona gidecek olan bir maçtı dediğin gibi. 2 hafta önceki ts-bjk maçındaki gibi. (gerçi o maçta ilk golü yiyen biz olsaydık gençler maçındaki gibi bir tepki gelebilir miydi takımdan onu da merak etmiyor değilim). beşiktaşla aramızda 7 puan olması iyidir, eğer şampiyonluğa gideceksek bundaki en büyük rakibimiz çünkü bence. ancak tabi 2 sezon öncesinin 20.haftasında puan farkı maç içinde 9 puan da olmuş ama sonunda şampiyon beşiktaş olduğundan bu 7 puanın çok da fazla birşey ifade ettiğini söylemek 9. haftadan çok zor.

dünkü maçın, biz trabzonlular için ayrı bir anlamı daha vardır tabi. şpta da bizim uşaktır ama fatih tekkeyi kulübüde hazırlanırken, ve sonrasında beşiktaş formasıyla sahaya girerken gördüğümde her trabzonlu gibi bir tuhaf oldum. ama bu kesinlikle fatih tekke'ye duyulan bir kızgınlık ifadesi filan değil sadece bir garip olma durumu. nasıl bir duygudur bilmem de sanki boşandığın eşinin yeni evlilik fotoğraflarına bakmak gibi birşey. hüseyini bursada şampiyonluğu kazandıklarında gördüğümde de öyle hissetmiştim. o da garip olmuştur yıllarca özlemini duyduğu şampiyonluğa bursa formasıyla ulaştığında. fatih de trabzona karşı oynarken bir garip olacaktır. neyse garip sözcüğü sınırımı da doldurduğuma göre güzel yazılarının devamı dileğiyle bitireyim artık ben de:)

bora dedi ki...

Dun sablon gercekten iflas etti. Schuster'in Porto macinin taktigi ile cikmasina tamam diyelim de bence en gec 55 - 60 arasi bu isin olmadigini gorup Onur - Bobo - Holosko uclusu ile A planina benzer birseye donsek sanki daha iyi olurdu...

Her neyse benim soyle bir iddiam var: Eldeki mevcut kadro, Turk ve yabanci oyuncu kontenjanlari, defans oyuncularinin nitelikleri ve belki de en onemlisi orta sahanin yeterliligi ya da yetersizligi gibi nedenlerden dolayi 4.3.3 oynayarak ligi tamamlamasinin zor oldugunu dusunuyorum.

Fink'in bu isi yapamayacagini zaten daha 1 dakika bile oynamadan iddia ediyordum, hadi defansif oyunu bir sekilde veya bir dereceye kadar becerdi diyelim, topla iliskiler konusunda hicbir zaman istenileni veremeyecektir. Geriye kaliyor Aurelio, Necip, Guti ve Ernst. Necip'i cikar yas ortalamasi 32.5. Guti'nin rolu biraz Xavi'ye benziyor, geriden geliyor top aliyor, oyunu dikte ediyor, yonlendiriyor vs. O zaman diger ic oyuncusunun penetre edebilen bir oyuncu olmasi lazim, ceza sahasina kosular yapmali, sut cekmeli. Necip ve Ernst bu konuda bana cok yeterli gorunmuyorlar. Zaten Ernst'in Necip'e tercih edilme nedenlerinden biri de bu diye tahmin ediyorum. Dolayisiyla Q7 gelse dahi bu takimin gol pozisyonu bulmak ve skor yapmak konusunda sikinti yasayacagi kanaatindeyim. Zaten oncesinde de yeterli pozisyonlari bulamadigi fikrindeydim fakat o baski savunmanin defosunu kapatiyordu...

4.3.3 yerine veya kimi zaman veya cogu zaman sunu oneriyorum: Oyunu geride kabul edelim, bir kontra atak takimina donuselim, en azindan baskiyi ritm yakaladigimiz bir periyot devam ettirelim, biraz geri cekilelim, aktif dinlenme yapalim, sonra tekrar ritm degisir vs. 4.2.3.1 tarzi bir sablonla bunu yapmak mumkun olabilir diye dusunuyorum. Biraz Real Madrid gibi. Guti Mesut'un pozisyonunda oynar. Necip ve Ernst double pivot tarzinda yerlesirler. Boylece Fink de bir yedek olarak islevsel kilinir. Ferrari'nin yetenekleri ortaya cikar. Sunun gibi birsey:

Tor.........Zapo...Ferrari...Ersan..........
Hilbert.....................................Iso/Ibo
...............Ernst.........Necip................
.........................Guti..........................
....H/E/N............Bobo..................Q7..

H -> Holosko, E -> Ekrem, N -> Nobre

Noat Samisa dedi ki...

Yusuf Parlayan,

Teşekkürler. Trabzonspor-Galatasaray maçının günü ve saati uygun olursa, maç ilgi çekici olursa ve maç sonrasında da uygun zaman olursa isteğinizi yerine getirebilirim. :)

Biraz düşük bir olasılık anlayacağınız üzere. :)


Bora,

Tam damarıma bastın, desem? :)

Twitter hesabının açıklamasına yazmıştım, ''idolü Arrigo Sacchi, oyuna bakışta Rafael Benitez'in müridi olan blog'' diye. Bu ikilinin en büyük özelliği, futbolculuk geçmişleri olmamasına rağmen çok büyük takımlara ve büyük oyunculara hükmetmeleri. Bununla da yetinmeyip, o futbolcuların antrenörlük hayatlarını (Ancelotti ve Rijkaard) şekillendirmeleri. Bu hoca grubu (Mourinho, Zeman, Perreira vs.) yalnoızca Schuster ve benzeri futbolcu eskisi hocalar gibi ''bu şekilde, bu düşünceyle oynamalısınız'' değil, ''burada ve bunu yaparak'' oynamalısın demişlerdi futbolculara. Sahadaki alanları santimetrekaresine varıncaya kadar hesaplamışlardır, topa hükmedemeseler de oyunun imparatoru olmayı başarmışlardır.

Şuna geleceğim. Ben bu hocaları ve onların takımlarını kendime çok daha yakın görüyorum. Zira futbolcu sahada yeteneğiyle bir şeyler ararken, onlar bambaşka bir bakışla sahadaki bireyin asla aklına gelmeyecek yollar deniyorlar. Ben de futbola yeteneksiz biriyim ve bu bakışı seviyorum; bir bakıma oyuna meydan okumadır bu.

Tüm bu hocalar gibi, defansif organizasyon bana hep daha önemli gelir. Alanı iyi kullanan (organize kapatan ve bilinçli genişleten) takımları yeteneğe tercih ederim. Zira benim futbola dair seyir zevkim, ana akım ''göze hoş gelen futbol'' tarzından beslenmiyor. Ben sahada kendimin sahaya koyamadığı kazanma duygusunu görmeye çalışıyorum, çünkü bu çok güzel bir oyun. Doğrusu yanlışı yok, bakış, anlayış ve kavrayış farklılıkları var. Bunlar da doğal, herkes elbet bambaşka şekilde bir konum belirleyebilir kendisine futbola bakış noktasında...

Keşke bu yazdığın kadro sahada olsa, diyeceğim; ama bizim şu 4 haftadan önce yaşadığımız güzelliklerin sebebi olduğu gibi bugünkü asıl sorun, oyunu oynayış biçimiyle alakalı. Şablonlar daha sonra geliyor açıkçası. İyi alan kapatan, öndeki üçlüsü pres yapan 4.2.3.1 bana kolay kolay yenilmez gibi geliyor; ama bunun için savunmanın hücumun yalnızca bir parçası görülmemesi, oyuncuların ve organizasyonun üzerine daha fazla eğilinmesi gerekiyor. Bizim arka alandaki yerli kalitemiz de çok zayıf olduğundan bu da kolay değil.

Schuster'e pek aklım ermiyor en baştan beri, bunu itiraf etmeliyim. Sahip olduğu hocalık tarzına dair ben fazla bir şey bilmiyorum zira, kendisine karşı hislerim en başından beri saygı noktasında birleşir. Yılların futbolculuğu, büyük hocalarla çalışma, tecrübe ve oyunu oynama biçimi... ben bunları bilemem. Bunun iyisi kötüsü olmaz, farkı olur. Schuster'in yolu budur ve sanırım şu yazdığın kadroyu ve benzer oyun anlayışını aklına getirmez.

Mel dedi ki...

Yazilariniz cok iyi ve ozenerek, bilerek yazildigi acikca goruluyor. Bu yazi ozelinde son cumle ile ilgili bir iki kelam edesim var. Sene basindan beri de uzerine dusunuyorum acikcasi - sahsi fikrim kadro kalitesi acisindan Besiktas Fenerbahce'den geride, Galatasaray ile de esdegerde. Hatta biraz da ileri gideyim - Fenerbahce'nin duzen ile yasadigi sikintilar herkesi kor etmis durumda, oysa bu takimin kadrosu son zamanlarda benim bu ulke sinirlari dahilinde gordugum en cesitli ve kuvvetli kadro. Basarili olur, olamaz, su anda tahmin yapmak zor, ancak eldekiler umut vaad ediyor.

Oncelikle sunu belirteyim - yalnizca kadro kalitesinden bahsediyorum, yoksa takimlarin sahadaki performansina bakacak olursak ilk siraya Kayserispor ve Trabzonspor'u koymamiz gerekiyor. Her neyse - beklerde Fenerbahce'nin ciddi bir ustunlugu var - Gokhan, Santos, Caner, hatta Okan oldukca kuvvetli bir rotasyon sagliyor. Besiktas'in dogru durust bir sag beki yok, sol beklerinden birinin hucum, digerinin de savunma zaafiyetleri var. Kaleci sorunu had safhada, Fenerbahce'nin burada da sikintisi yok. Stoperlerde Lugano-Yobo ikilisinin Sivok'un takima dondugunu varsayarsak bile Sivok-Toraman'dan daha iyi oldugunu dusunuyorum. Toraman'in yaptigi pozisyon hatalarinin izahi yok bunca seneden sonra. Orta sahada Ernst disindaki oyuncularda da Fenerbahce ileride (ancak Necip iyi gidiyor) - Emre Mehmet Topuz ikilisinin arkasina kalbur ustu bir oyuncu monte edildigi takdirde oldukca cagdas bir orta saha kurgusuna sahip olabilecek takim haftalardir her duzeni denedi, ancak A. Kocaman 4-3-3'u Cristian - Mehmet - Emre uclusu ile bir turlu denemedi. Rotasyonda sakat olmasina ragmen hala birseyler umit ettigim Ozer var, lakin su ana kadar gosterdigi performans oldukca kotu. Kanat adamlari olarak Besiktas'in Quaresma kozu disinda diger oyunculari hem formsuz, hem de yetenekleri kisitli. Nihat'i Nihat yapan ozguven, genclik, yirticilik gitmis, Holosko geldiginden beri standart cizgisine devam ediyor. Guti hos, Guti guzel, Alex'e nazaran orta saha oynayabilme ozelligi cok onemli, ancak takimin genel sikintilarini cozmesi zor gorunuyor. Forvet hattinda Fenerbahce'nin iki forveti de - Niang ve Semih - Besiktas'in ilk seciminden - Bobo - daha etkili. Ustune ustluk kanat adamlari Stoch ve Dia ikilisi birbirini tamamlayici ozelliklere sahip (4-3-3 kurgusu uzerinden konusursak sayet), ancak bir turlu 4-3-3 denenmemesi savunma zaafiyetlerini on plana cikartiyor. Ki bu oyuncularin yedekleri bile Holosko standardinda, belki Ugur'un zaman zaman daha etkili oldugunu bile soyleyebiliriz.

Ki yedeklere falan goz attigimizda da Fenerbahce ileride gozukuyor. Dolayisiyla merak ediyorum, Besiktas'in kadrosu nasil bu ligin en iyi kadrosu?

bora dedi ki...

Noat,

Goruslerini paylasiyorum. Acikcasi ben de pragmatist bir yaklasimi tercih ediyorum. Dunyada bu tip idealist futbolu oynayabilen cok fazla takim yok, onlar da yillardir bu isin uzerinde calisiyorlar, o yuzden gitgide daha fazla takim defansif organizasyonundan guc alarak birseyler elde etme cabasinda. Bu konjektur icinde TR'nin durumunu konusmaya gerek var mi bilemiyorum!

Bu sene Besiktas'i hic olmadigi kadar takip etmis durumdayim. 9 Avrupa + 9 lig maci = 18. Gecen sene toplamda bu kadar macini seyretmemistim. Acikcasi butun sakatliklar iyilestigi takdirde dahi uzerinde birlestigimiz oyun anlayisi ve sablonun Schuster'in tercihinden daha efektif ve kazanan bir takim yaratacagi dusuncesindeyim. Bence o duzenekte en azindan elimizde bu yili goturebilecek savunma oyunculari var. Neyse oyunculari takibe daha cok tanimaya devam, sonucta oyun planini onlar isler kilacak...

Övünç dedi ki...

Kayseri maçında dikkatimi çeken bir mevzu oldu.Net bir şekilde rakibi ortadan delmeye çalışırken,rakip yarısahaya atılan her pasta yenilen prese top kaybı yapıyorduk.Özellikle Onur heycanında etkisiyle acele paslar ve top kontrol hataları yaptı.

Benim gördüğüm Kayseri ortasahasını dengesiz veya 1 kişi eksik biçimde hiç yakalayamamış olmamız.Furkan'ın 6 pastan kaçırdığı pozisyon ve türevlerinde Kayseri'nin 4-5 oyuncusu oyundan düşmüş ve topun gerisinde kalmış olmasına rağmen onları eksik yakalayamadık(Rüştü'nün kazma degajları).Bu ancak Guti girdiğinde değişti.Zira Guti'yi 2 oyuncuyla gölge markajı şeklinde kontrol etmeye başladıklarında hep bir oyuncumuz açıkta kaldı.rakip yarı sahada biraz daha top çevirebildik.Fink çıktı Holosko girdi,Guti takibini bıraktılar golü yedik ...

Yani biz oyuna hükmedemiyor , adam eksiltemiyoruz ancak rakip çıkarken top kaparsak rakibi dengesiz yakalayabiliyoruz.Q7'siz ortamda en büyük sorun bu.Rakip hata yapmazsa bizden cacık olmuyor.Enteresan bir şekilde bize oynayanlar kişisel hata yapmazken bizimkiler sürekli kişisel hata yapıyor(ara pas sektirmek,ters ayakta yakalanmak,ofsaytı bozmak,hava topu kaybetmek vs vs).Yani Fener'in kovduğu Önder Turacı,daha önce hiç 1. lig tecrübesi olmayan Mustafa Yumlu gibi adamlar bize karşı kahraman oluyorlar.

Sezon başında en önemli avantajımız duran toplardan gol buluyor oluşumuzdu.Ama Schuster ön direk planını da rakipler çok çabuk çözdü ordanda gol gelmiyor.Rakip hata yapmazsa biz bastırarak pozisyon bulamıyoruz.

Noat Samisa dedi ki...

Mel,

Benim şahsi fikri, kadro kalitesinden bahsederken mevki mevki değerlendirmelerin hiç ama hiç bir anlam ifade etmediğidir. Bu noktada iyidir-kötüdür'ü tartışacak da değilim oyuncu-oyuncu, amaca yönelik olduğunu sanmıyorum.

Şu var. Bir bakıma benim takıma güvenimi ortaya koyan bir şeydir o son cümle. Öte yandan Guti, Quaresma, Bobo ve Ernst'in varlığının toplamının takıma kattığı katma değeri ben Fenerbahçe'de ve diğer takımlarda göremiyorum. Ama bu yalnızca bir yönü açıklar ve zaten tartışmaya değer görmüyorum, bir yere de varamayız zaten. Hatta o yargının futbol tartışması içerisinde lüzumsuz olduğunu bile söyleyebilirim. :)

Futbol kendi yargısını sahaya koyuyor her zamanki gibi. Geçenlerde de bahsettiğim gibi, bugün benim en büyük şampiyonluk favorim Trabzonspor. Bu sizin için farklı olabilir, sonuç bambaşka bir şey gösterebilir elbette.

Teşekkürler.


Bora,

İdealizm vs. Pragmatizm dersek işler biraz karışıyor. Zira en uç takım olarak sayılan Barcelona bu sezon deplasmanlarda neden 4-3-3 oynamıyor'u sormak ve üzerine düşünmek lazım. Kimse bu iki ucun yılmaz savunucusu değil. Ortada bir oyun ve o oyunun gerekenleri var ve futbolda hiçbir şey, bu oyunu oynayanlardan değerli değil benim gözümde.


Övünç,

Denizli döneminin kötü kopyası, dedim Kayseri maçı sonrası. Denizli, bu kadroyla savunmayı derinde kurup, doğrudan rakibin hataları üzerine oynuyordu. Görüyoruz ki şu kadronun mantıklı yolu bu, kendi oyunuyla ya da başka kolay kolay türlü kazanamıyor.

Bunu kıyas için söylemiyorum, önemli olan bu farkın bilincinde olmak. Schuster'in yaptığının ulvi, Denizli'nin yaptığının tü kaka olmadığının farkında olmak, doğru konumu belirlemek için önemli. Herkes elindeki kadarını yükseltmeye çalışıyor futbolda, olmuyorsa da başka yol denenir sonuçta; hayat devam ediyor.

Bir de Rüştü degajları hatırlatması için teşekkür ederim. Maç sırasında muhabbet esnasında biradere ''bugün geriden oyun kurmuyoruz, Rüştü hep degaj yapıyor'' demiştim ama aklımdan uçup gitmiş, maç yazısını yazana kadar yalan olmuş. Aslında önemli bir veri olduğunu düşünüyorum.

bora dedi ki...

Noat,

Pragmatizm / Idealizm. Felsefe, oyunu oynama sekli vs. bazinda demek istemistim...

Barca. Son maclarini seyredemedim, ayrica deplasmandaki oyun bicimleri hakkinda boyle bir sonuca varacak kadar bilgisi sahibi de degilim acikcasi ama sana guveniyorum:) Dedigin sekilde oynuyorlarsa aynen senin de belirtmis oldugun gibi felsefeden vazgecmeden farkli bir kazanma yolu bulmaya calisiyorlar demektir... Eger oyleyse bence bu yol daha garantici bir yone isaret ediyor gibi. Bakiniz 2010 DK Ispanya...

Ben her zaman futbolda dengeye inanmis biriyim. Dengeye savunmadan da gelebilirsin, hucumdan da fark etmez. Dunyada zaman zaman dengenin bir ucunu radikal bir sekilde uygulayan takimlar cikar, mevcut futbola yeni bir anlayis getirirler ve bir sure sonra da merkezdeki gucler tarafindan absorbe edilirler. Ornegin Cruyff Barca'si, Sacchi'nin Avrupa'da rakipleri fena yapan Milan'i (Real'i gol yagmuruna tuttugu donemler), Capello'nun defansif Milan'i, Van Gaal'in Ajax'i vs. Sacchi Milan'ini cok net hatirladigimi soyleyemem ama hepsini TV'dan bir sekilde seyretme firsati bulmustuk...

TR'nin icinde bulundugu kosullar nedeniyle savunmadan dengeye gelmek benim birinci tercihimdir...