Beşiktaş 1-1 Kasımpaşa

Beşiktaş için berbat geçen gece, Kasımpaşa için aylar sonra umut oldu. Yıllar sonra hatırlanacak fantastik bir finalle biten karşılaşmanın ilk 85 dakikası boyunca berbat bir oyun sergileyen Beşiktaş, rakibini dikkate almadan oynamaya çalıştığı kargaşada boğulmaktan kurtulamadı.

Beşiktaş'ta son Porto maçından dört değişiklik vardı. Hakan-Rüştü iç saha değişimi yapılmış, bekler Erhan ve İsmail ile tazelenmişti. Tabata'nın yerine Holosko girmiş, takımın ön üçlüsü Porto deplasmanında çok iyi bir ikinci yarı oynayan yapıyla kurgulanmıştı. Bir ad koyacaksak bu akşamki şablona 4-3-3 demeliyiz, fakat içerisinde pek çok farklılık barındırıyordu.

Kasımpaşa'da ise Yılmaz Vural bir süredir imzası sayılan baklava orta saha - çift santrafor kombinasyonundan vazgeçmişti. Bu maçta da klasik 4-4-2 gibi dizildiler. Sağda Valera'nın yerine defansif melekeleri daha gelişkin Özgür tercih edilmiş, oyun tarzı ise aynen korunmuştu. Şahin hücumlarda zaman zaman rakip stoperlere yapılan prese katılırken, bazen de orta sahaya yaklaşıyordu. İdeal bir ikinci santrafor/sahte dokuz numara oyunu oynadı.
Neden?

Jonathan Wilson'ın futbol tarihini farklı bir bakışla anlattığı kitabının giriş bölümünde Euro 2004'te İngiltere'nin İsviçre'yi 3-0 yendiği maçın ardından gazetecilerin bulunduğu bir ortamda çıkan kısa bir tartışma anlatılır. İngiliz bir gazeteci, o sırada yapılan 4-4-2 tartışmasına ''Ne farkı var ki, aynı oyuncular işte. Formasyon önemli değildir, hatta yazmaya değer de değildir.'' cümleleriyle katılır. Arjantinli bir gazeteci ise bu sözlere sertçe ''Formasyon en önemli şeydir, hatta yazmaya daha değer bir şey olduğunu düşünmüyorum.'' cevabını verir. Biz bunu büyütelim ve futbola etkiyen tüm etmenleri işin içine katalım. Ortaya bunların toplamı olan ''sistem'' kavramı çıksın ve soralım: Hemen hemen aynı oyuncuların kullanıldığı Porto maçından bugüne ne değişti? En doğru cevap yorgunluk olacaktır, fakat bu sporcu adamlar asla ilk yarım saati çıkaramayacak kadar kötü durumda olamazlar. Zira bugün Beşiktaş'ın oyunu başlangıçta ne ise, son 5 dakika hariç maçın genelinde aynıydı.

Üç İşe Yaramaz Adam

Kasımpaşa, Yılmaz Vural geldiğinden bu yana olduğu gibi yine aykırı oyununu sahaya koymaya çalıştı. Savunma hattını orta sahaya yakın kurdular, onun önündeki çift dörtlü hatla alan kapattılar ve iki forvetleriyle ön alanda pres uyguladılar. Bekleri ileri göndererek, stoperleriyle ve ona yaklaşan Aurelio'yla oyun kuran Beşiktaş'ı çok kez uzun topa zorladılar. (Rüştü özellikle ilk yarı aut atışlarını sıklıkla uzun kullanmak zorunda kaldı.) Beşiktaş ön presi bir şekilde kırdığında ise Şahin orta sahaya yaklaşarak rakibin kullanabileceği tek aktif alanı da kapatmaya çalıştı. Arkalarında bıraktıkları dev boşluk, Beşiktaş'ı rakip kale önünde bozarken sırtlarını dayadıkları en büyük güç idi, fakat herkes bilir ki futbolda bir avantaj, bir başka dezavantaj sayesinde gelir.

Beşiktaş'ın Rapid Wien deplasmanında görüldüğü gibi rakibin orta sahaya yakın kurdugu çizgi savunmayı mağlup edecek silahı vardı. Fakat Schuster, bu silahı sahaya koymayı değil doğrudan Porto deplasmanının oyun planını sahaya koymayı tercih etti. İki maç arasındaki keskin farklılık şu ki, Beşiktaş bugün gücünün etkisiyle topa sahip olan ve oyuna hükmetmesi gereken takımdı. Kasımpaşa ise savunmayı önde yaparak, geçen sezon mükemmel uyguladıkları ''önde pres - çalınan toplarda kolay ve çabuk hücum'' işini yapmaya çalışıyordu. Beşiktaş'ın ön üçlüsü, bu farklılıkların toplamı sonucu işe yaramaz üç adama dönüştü, hiçbir şey yapamadılar. Bu noktada bize Gareth Bale - Maicon kapışması fikir verebilir:

Maça ilişkin ZM'de yazıldığı üzere, ''Inter, Bale'ın temposunun büyük bir tehdit oluşturmasını engellemek için savunma hattını daha derinde kurabilirdi. Zira geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ni kötü bir şöhret oluşturacak kadar derinde oynayarak kazanmışlardı. (...) Derinde oynamanın dezavantajları olabilir, çok sayıda yüksek top kazanan Crouch mesela; onun gibi bir oyuncuyu ön alanda tutmak daha iyidir. Ama birincil tehdit Bale olduğundan beri, derinde kurulu bariz bir taktik gibi görünüyor.''

Bobo'ya bakalım, sahada kaldığı süre boyunca savunma arkasına bir tek koşu yapmayan Holosko'ya bakalım. Crouch örneğine ulaşıyoruz. Ama biliyoruz ki Holosko, ne kadar kötü durumda olursa olsun, bu tip koşuları görev verebildiğinde yapan bir oyuncu. Eskiden az-çok dribling de yapardı, fakat Porto maçı ufak bir ilüzyonmuş, yeniden özüne döndü! Beşiktaş topu kenarlardaki Bobo ve Holosko'ya geçirerek bu ikiliye yaklaşan Nihat üzerinden atak denedi, fakat bu aksiyonlar rakip kaleden 40 metre ötede olunca hiçbir anlamı olmadı, zaten Nihat'ın pek çok pası da doğru adamı bulamadı. Sonuçta ilk yarı boyunca Beşiktaş'ın rakip kaleye attığı şut sayısı yalnızca 2 idi ve bunların ikisi de duran toplardan gelmişti. Beşiktaş adına sahanın en iyi oyuncusu Ersan Adem Gülüm'dü.

Kenarlar çalışmıyor, ileride top tutulamayınca bekler oyuna katılamıyor ve rakibin önde kurduğu savunma aşılamıyordu. Hücumda çoğalmaktan önce topla birlikte rakip kale önüne gitme sorunu vardı ve mutlaka bir değişiklik gerekiyordu.
Schuster'den Maçı Kaybeden Hamle

Henüz ilk devrenin ortalarında ısınmaya başlayan Quaresma, ikinci devre başlarken yaklaşık 40 gün sonra sahaya çıktı. Yer değiştirdiği oyuncu Aurelio'ydu; yani savunma önündeki sigorta, orta sahanın üçüncü adam. Bobo merkeze geldi, arkasına Nihat konuldu. Holosko sağda kalırken, Quaresma sola geçti ve ortaya 4-2-4'e benzeyen bir yapı çıktı. İlk yarı defalarca boşluklara doğru koşular yapamayan, hatta o boşlukları görmek yerine rakip stoperlerin markajına girmeyi tercih eden Nihat, bu anda sahadaki en önemli oyuncuydu. Quaresma kısa zamanda Gareth Bale etkisi yaratarak Kasımpaşa'yı biraz geri itti. Yılmaz Vural kenarda ''geri yaslanmayın'' diye çırpınıyordu, fakat Quaresma sahada iken taviz zorunluluktu.

Artık Beşiktaş top kaybettikçe orta sahada 4'e karşı 2'lik bir garip mücadele oluşmuştu. Kasımpaşa'da genelde yüksek hata oranıyla oynayan savunma hatttı bugün hata yapmıyor, orta sahadan çok iyi yardım alıyordu. Disiplinli çift dörtlünün önündeki Şahin rolünü iyi oynuyor, orta sahadaki nicel artının avantaja çevrilmesini sağlıyordu. Quaresma iyi durumda olmayıp bir de içeri kaçarak oynayınca ileride çok adamla bulunmak Beşiktaş için kabusa dönüştü. Schuster durumun vehametinin kısa zamanda farkına vardı, faciayı Tabata-Holosko değişikliğiyle normalleştirmeye çalıştı. Artık en ileride dört değil, üç adam vardı ve Tabata, ön alanla orta saha arasındaki bağlantıyı iyi-kötü sağlıyordu. Bobo'nun merkeze geçince oyununu normalleştirmesi takımın hücumda hareketlenmesini sağladı. Ama tam baskının kurulmaya başladığı dakikalarda Kasımpaşa'nın golü geldi. Ersan Martin'in cılız kafa vuruşu savunma ve Rüştü'nün katkısıyla skoru 1-0'a getirdi.

Hilbert ve Muhteşem 5+4 Dakika

Sahadaki varlığı eğreti duran Erhan'ın Hilbert'le değişmesi Schuster'in bu maçta forvet sayısını artırarak sorunu çözemeyeceğinin geç de olsa farkına varmış olduğu anlamına geliyordu. Hilbert'le artık sağ kenar da çalışmaya başladı ve gol sonrası hücumlar sağdan şekillendi.

Kasımpaşa, önceki hafta Kayserispor karşısında bugüne benzer şekilde iyi bir oyun ortaya koymasına rağmen yediği iki garip korner golüyle mağlup olmuştu. Bunun üzerine Yılmaz Vural yeni bir yola girmiş, artık kornerlerde duran top alan savunması uyguluyorlar. Yine bilinir ki, futbolda her avantaj içerisinde bir dezavantaj barındırır. İsmail'in golü -tıpkı Fenerbahçe deplasmanında Quaresma'nın akılda kalan iki topun gelişine şutu gibi- net olarak duran top alan savunmasının arızasıdır. Saçma bir gol yemediler de İsmail'in önündeki dev boşluğu kullanarak attığı şut, Kasımpaşa'lı bir oyuncuya çarparak içeri girdi.

Geri kalan bölüm ise fantastik. Yıllar sonra hatırlayacağıma eminim. Sonuçta Guti penaltıyı kaçırdı, maç 1-1 bitti. Ofsaytla biten inanılmaz karambolde ofsaytı gören yardımcı hakem onurlandırılmalı, birkaç maaş ikramiye verilmeli. Muhteşem bir iş yapmış, helal olsun.

Sonuç: Anlayış Farkı ya da Devrim değil; Özveri Gerek

65. dakika sularında Beşiktaş'ın kaleye attığı şut 2/3 iken, Kasımpaşa'nın şut istatistiği 3/9 idi. Buna ne denir ki? Takım açıkça rakibinin oyununa mağlup oldu, 85 dakika boyunca berbat bir oyun ortaya koydu.

Bu akşam itibariyle hocanın kadro ve şablon belirlerken yalnızca iki parametresi olduğuna inanıyorum: İlki kazanmış olmak, ikincisi ise yorgunluk/aciliyet durumu. Bu parametrelerin içerisinde mutlaka ama mutlaka rakip de olmalıydı, ama yok; varsa da ben göremiyorum. Schuster, Kasımpaşa maçlarını izledi mi? İzlemiş de bu takımı sahaya sürmüş (kadro ve formasyon toplamı) ise vahim, ikinci devre Quaresma-Aurelio değişikliğini de bu doğrultuda yapmışsa daha da vahim. Sezon başındaki Viktoria Plzen ve İBBSpor maçlarına benzer şekilde Ernst ve Guti'nin maç biterken adım atacak halleri yoktu, oksijen çadırına ihtiyaçları vardı.

Mesele kendisinin maç sonunda söylediği gibi anlayış değil, mesele özveri. İlla ki takım rakibe göre şekillendirilecek diye bir şey yok, ama ince ayarlara, birtakım ikazlara, farklılaşmaya, ayrıntılara ihtiyaç var. Devrimse amaç, bu akşamki oyunun daha radikalini haftalarca oynayan Kasımpaşa devrim yaptı geçen yıl; inanılmaz maçlar oynadılar. Ama şu anda 3 puanla ligin dibindeler. Ligin karakteri, zamanla her radikalliği kendi içerisinde eritecektir. İyiye gidiş adım adım mümkün. Türkiye'de futbol Derwall ile büyük yol kat etti, fakat herkes bilir ki sınav notunu 30'dan 70'e yükseltmek kolay iken, 70'i 90 yapmak pek kolay değildir. Adım adım, düzenli ve ayrıntılara önem veren, topyekün ve çok uzun vadeli bir çalışma ister. Ben Schuster'de bunu göremiyorum, yalnızca kazanan takımın (oyuncu grubu ve formasyon) peşinden gitmesi yeterli değil. Ligi tanıması için bir sezon çok uzun. Ben kendisinden biraz özveri istiyorum. Porto'yu nasıl analiz ediyorsa, aynısını Kasımpaşa için istemek benim hakkım, bizim hakkımız. Nitekim futbolda dahilikle delilik arasındaki çizgi çok incedir, özveri yoksa anında ceza kesilir.

Son olarak Yılmaz Vural'ın geçen gün Ajansspor'a verdiği röportajdan bir cümleyi alıntılayayım:

'''Ben defansın ileride kurulacağına inanıyorum, çünkü topu kaparsanız kaleye yakın durumda olursunuz. Ama maalesef Türkiye’de bu anlayış yok.''

Noat Samisa

09.11.2010

22 yorum:

gökhan dedi ki...

ben kendi adıma ekim ayı sonuna kadar schuster'e tek bir eleştiri yapmayacağıma dair söz vermiştim. ekim ayı geçti ve şunu söyleyebilirim ki, hayalkırıklığı...

zaten tarz olarak kıl olduğum bi hoca tipi. böyle kafasında tek bir oyun anlayışı olan ve ondan taviz vermeyen, ben kendi futbolumu oynarım, başkalarına bakmam diyen hocalara sinir oluyorum. varsayalım ki yerleştirildi bu tarz, orta sahadaki yaş ortalaman 33. 2 yıl sonra herşey çöp mü olacak yani? hele şu pasa dayalı güzel futbol takıntısı yok mu? sanki dünya üzerinde başarılı olan tek anlayış buymuş gibi sürekli övülmesi, pohpohlanması... ulan bi barcelona çıktı mertlik bozuldu yahu.

hani martin o'neill da boştayken?.. :)

şaka bir yana schuster gitsin yenisi gelsin de değilim ama vaziyet kötü. adam net bir şekilde yeteneğe bağlı futbol oynatıyor. quaresma ve gutiye bağımlılığın sebebi de bu. birde bunlar sakat, yorgun yada formsuz olunca tıkanıyoruz. hani holosko şampiyon olduğumuz dönemdeki gibi oynasa, nihat ispanya yıllarını hatırlasa, nobre ile tabata futbolcu olsa belki bağımlılık kalkar ama bunlar da felaket. bu sebeple schustere de bazen kızamıyorum.

devre arasına kadar fazla kopmasakta 1-2 rötüş yapılsa diye bekliyorum artık. önümüzdeki sezonda şöyle 4-5 oyuncunun yer değiştireceği bir revizyon şart takıma. çünkü schuster ile uzun yıllar çalışmak istiyorsak bunlar şart. yada başka tarzda bi teknik direktör lazım. hangisi daha iyi olur kararsızım vallahi...

ceyhun dedi ki...

orta sahada ernst'in bir ara top oynamayı bırakıp isyan etmesinin sebebi neydi? taktik varyasyondan doğan sıkıntının oyuna yansımasının sonucu mu yoksa toptan kaçan, takımı ileri taşıma konusunda guti dışında risk almayan ve mücadele etmeyen oyuncuların yarattığı isyan mı?

ben sahada takımı için mücadele eden az insan görüyorum. topu ayağına alan önce geriye oynama hevesinde. hatta bir ara guti iki adam önünde ve sıkışmış durumdayken hemen yanındaki aurelio'nun ilerideki boşluğa hamle yapmamasına kızıp topu onun ayağına değil koşması gereken yere göndermesi çok manidardı bana kalırsa. ki aurelio da topu ancak bacaklarını 2 metre açarak alabildi.

evet taktik olarak arızalar olduğu belli ki gayet iyi açıklıyorsun bunları ama oyuncuların takım arkadaşları ve izleyiciler üzerinde yarattığı izlenim ve oyuna etkisi belki taktik hatalardan bile daha büyük zarar veriyor takıma. ben bugün yarın guti'nin takıma küseceğinden korkuyorum(porto maçında gerçekleşmek üzereydi bu), daha önce kleberson ve türevlerine olduğu gibi.

suçun büyüğü shuster'e mi ait sizce?

enorton dedi ki...

Noat harika bir yazı yine ellerine sağlık. Aklımdaki bir çok şeyi ve göremediğim bir çok şeyi yazmışsın ekleyecek fazla bir şey yok. Sadece şunu merak ediyorum takımın en golcü adamını Bobo yu gol bölgesinden uzaklaştırıp sol kenara yaklaştırıp, Q7 yokken bir çok maçta tek hücum silahımız olan Hilberti yedek oturtup hiçbir hücum özelliği olmayan Erhan ile maça başlayarak nasıl gol atmayı amaçlıyordu sence Schuster?

Bir çok maçta gördüğümüz üzere gerideysek ya da oyun kilitlenmişse Schuster Mehmet A. yu çıkarıp bir forvet alıyor. İkinci yarı oyun nerdeyse 4-2-4 e döndü. Guti ve Ernst iflas etti. Bu B planı işe yaramıyor ama hoca bunda ısrar ediyor, bunun nedeni ne olabilir sence?

Fatih Tekke'nin hoca ile tartışmasından sonra iki maçtır forma şansı bulamamasını nasıl değerlendiriyorsun?

Teşekkürler tekrar...

Noat Samisa dedi ki...

Gökhan,

Schuster'in bilip de Martin O'neill da bilemediği pek çok şey vardır, Schuster gibi hocaları küçümsemek bana göre doğru değil. Ben bu konuda hep şu şerhi koyarım, Mourinho'lar Benitez'ler Sacchi'ler bana hep daha yakın gelir. Ama bu Schuster'in ve Schuster'lerin yetkin olmadığı manasına gelmez.

Bana göre Schuster'in tek ihtiyacı biraz daha özveri, daha fazla mesai. Devre arası takviye mutlaka yapılacaktır, ama sorunlar eğer aynı durum devam ederse sürer. Eğer sürerse, ayrılık gerekir; zira anlamı yoktur. Ben de kredisi sonsuza yakın hala, ama fazlasını istemek hak olmalı.


Ceyhun,

Ben oyuna belli bir pencereden bakıyorum, blogda yazılan yazılar zaten bunu belli ediyor. Maçları ya da futbolu tam olarak açıkladığımı asla düşünmüyorum, futbola etkiyen onlarca etkenden yalnızca bir tanesi taktiktir; ama bana göre en belirgin olanı olduğundan üzerine konuşulmaya en değer ögedir. Sebepler çok başka olabilir, lakin benim oyuna bakışıma göre ortaya çıkan sebepler ve sonuçlar budur; nihayetinde burası bireysel ve özgür bir blog. Dolayısıyla bunlar sadece benim fikirlerim, gerçek sayılmazlar.

Öte yandan oyuncuların yetersizlikleri üzerinden eleştiri yapmayı ve hocaları bu yolla aklamak, ülke futbolundaki sorunun odağını futbolcular ya da ''sistem'' olarak göstermek doğru bulduğum bir husus değil. Aslolan eldeki malzemedir her zaman, Aurelio'nun artık ayakları yavaşlamışsa savunma önünde oynar; orayı kapatır, bu işi de iyi yapar ve hoca ondan ataklara katılmasını beklemez, gibi...

Takım için mücadele etmeyen biri olduğunu düşünmüyorum, bunun ucu sabotaja kadar gider. Ernst'in isyanı özellikle de ikinci yarı çok yalnız kalmasına, aşırı yorgunluğa ve istediklerini yapamamasından doğmuş olabilir.

Açıkçası bana göre sorunların kaynağı taktiksel. Bunun da sebebi Schuster'in yeterince özveride bulunmaması.

deniz dedi ki...

öncelikle yazıyı , gerek tespitleriyle gerek üslubuyla , oldukça beğendiğimi belirtmeliyim genel hatlarıyla. ancak her ne kadar bunu söylemek bana çok acı verse de , artık problemin biraz da beşiktaş taraftarında ve inönü stadında aranması gerektiğini düşünüyorum ne yazık ki. geçerli sebeplerim ve somut donelerim çok fazla bunu söylemek için ama bir girersem detaya , çıkması biraz zor olur ve haddinden fazla uzar bu yazı neticede kendi bloguma yazmıyorum , yorum yapıyorum o yüzden lafı uzatmayacağım. sadece nihat kahveci'nin son kayseri ve porto deplasmanlarındaki futboluyla inönü'de oynadığı futbolu bir kıyaslayın bakalım nereye varmak istediğim anlaşılacaktır sanırım.

gökhan dedi ki...

yanlış anlaşılmasın, küçümseme yada hor görme gibi bi durum yok, haddime de değil zaten. sadece pek hoşlanmıyorum bu tarz hocalardan, onu belirtmek istemiştim. bende de kredisi yüksek hala ama ligdeki konumda ortada. biraz özeleştiri yapmalı yoksa tren kaçıyor.

teknik direktör seçimlerinde de uçtayız yalnız. bi yanda bol tavşanlı, sürekli sürpriz yapan mustafa denizli, bir yanda tamamen zıttı olan schuster. bi ortasını bulamadık...

Mel dedi ki...

Taktiksel bir sorun oldugu asikar, zira Schuster Plzen maclarindan beri bir turlu su takimin iki orta sahayla efektif ve organik futbol oynayamayacagini goremiyor. Ikinci yarida yapilmasi gereken Bobo'nun forvete cekilmesi, orta sahanin da Necip ile kuvvetlendirilmesiyken sirf Quaresma nasil olsa sapkadan tavsan cikarir deyip takim savunmasini sifira indirmek olacak is degil.

Ote yandan taktik yaninda oyuncu kapasiteleri de taktigi mumkun kilan etmenlerden oldugu icin en azindan taktik kadar onemli. Taktik dizilisin etkinligini artiran ya da azaltan oyuncularin kendilerine ayrilan bolgede yapmalari gereken isi ne kadar yapabildikleriyle dogru orantili. Bu diziliste en onemli pozisyonlardan biri bekler - oysa Besiktas'in sag beki ne hucum, ne de savunma aksiyonlarinda yapmasi gerekenleri yapabiliyor. Savunmanin icine fazla gomulen Aurelio'ya bir de Guti'nin yorgunlugu eklenince oyunun normal gidisatinda bile Ernst'in yorulmamasi mucize olurdu. Ote yandan Nihat artik teknik, taktik, ve mental olarak cokmus oldugu icin taktik bir yere kadar isliyor. Ayni seyler Holosko icin de gecerli, zaten siz de bahsetmissiniz.

Besiktas bu macta onceki maclarda kurguladigi duzeni uygulasaydi, yani mumkun oldugunca takim halinde onde topa bassaydi, o zaman mutlaka goller bulurdu. Arkada Ersen Martin gibi nisbeten agir bir forvetin olmasi, onu destekleyen Dmitrov ve Sahin'in oldukca suratli olmalarina ragmen Kasimpasa orta sahasinin kirilganligi ve dogru zamanda dogru pasi bir turlu verememesi kontraatak ihtimalini sinirli tutacakti. Zaten cok top kaybeden bir takim Kasimpasa - boylesi bir baski bir suru gol pozisyonu cikartabilirdi.

Son bes dakika ise tamamen Kasimpasa'nin oyun duzenini ve disiplinini yitirdigi icin bu kadar heyecanli gecti. Zaten bu yuzden Fenerbahce'den 6, Trabzon'dan 7, toplamda da 28 gol yemislerdi. maci seyrederken bitik Besiktas'in, sahada yurumeye baslamis Besiktas'in 85. dakikada dahi sansa bir gol bulmasi durumunda ikinciyi atacagini dusunuyordum. Sans, bir dakika sonra Ismail'in garip golu geliverdi, ve Kasimpasa bir anda acemiler mangasina donusuverdi. Hos, yerlerinde eli ayagi duzgun, sakin bir takim olsa mac coktan bitmisti. Yine de son bes dakika Kasimpasa icin ciddi soru isaretleri dogurmakta. Rakibinden fizik olarak kat be kat ustun olduklari dakikalarda bu avantajlarini kullanamayip kalelerinde iki uc pozisyon gormeleri ilerisi icin tehlike arz ediyor. Geri dustukleri her macta rakip takim farka gider, aynen su ana kadar oldugu gibi.

emireri dedi ki...

haftalardır formsuz olan nihat, tabata, holoskoda daha fazla ısrar edilmesini anlamsız buluyorum, çünkü altyapıdan gelebilecek herhangi bir isim takım olgusuna en az saydığım isimler kadar katkı yapar, necip-tabata örneğinde olduğu gibi. necip tam olarak tabatanın ikamesi olmayabilir ama tabatanın yapamadığı birçok şeyi de yapabilmektedir, en azından son dakikaya kadar tüm gücüyle mücadele etmektedir. bu da onu benim gözümde tabatadan daha değerli yapar. çünkü yabancı oyuncu olarak elimizdeki genç-yaşlı yerli oyunculardan çok bir fazlası yoktur. yabancı oyuncuyu takıma koymaktaki amaç ligde o bölgede oynatabileceğin yerli oyuncuların eksikliği değilmidir? yani ülkedeki imkanlar el vermiyorsa bir ürünü dışarıdan getirtip ondan faydalanmazmsın? eğer tabata senin ihtiyaçlarını karşılamıyorsa kendisi ile el sıkışmak için daha fazla beklemeye gerek yok. yapabilecekleri sınırlı olan tabatayı artık sahada görmek istemiyorum, çünkü sahada kaldığı her saniye necip, onur hatta 35'lik yusuf'a yapılan en büyük haksızlıktır. keza holosko ve nihat, ali küçik'ten tecrübeleri dışında şu günlerdeki performanslarıyla hiçbir fazlaları yok. A2 diye bir lig var sanırım ve bu ligin kurulmasındaki amaç formsuz veya sakatlıktan yeni çıkmış oyuncuların form durumlarını yükseltmeleri, bunun yanında eldeki yetenekli gençlerin burada tecrübe edinmeleri. bizim formsuz oyuncularımızın hepsi niçin A takımda oynamak zorundadır, anlamıyorum..

Yusuf Parlayan dedi ki...

"Biz Trabzonspor ve Bursaspor gibi savunma futbolu oynamıyoruz" - Schuster

Bursaspor'u bilmem de Trabzonspor'un da bu cümlede geçmesi biraz garip değil mi sizce de? Defans dörtlüsünün önünde Selçuk İnan, Colman, Engin, Burak, Jaja ve Umut'la mı defans yapıyor Trabzonspor? Ondan öte, ligin dibindeki Kasımpaşa'yı evinde yenemediğin maçın ardından bu açıklama ne kadar mantıklıdır, defans oynuyor dediğin takım o takıma 7 gol atmışken. Umarım bir çeviri hatası falan olmuştur.

cakmaktas dedi ki...

schuster in turkie ligindeki takimlari analiz etmedigi gercegi malesef gun gectiktce daha da kendini belli ediyor ayni elestiri zamaninda rijkard icin de yapilmisti.ama schuster rakipi analiz etmeyen bir adam degil bunu 2.porto macinda gorduk.hulk un ne kadar etkin bir adam oldugunu ben benfica macinda gordum.ve o adam bizim 2.macta kendini o kadar da gosteeremdi.tabi bunun sebebini mautinho nun bizim macta oncelikle yedek soyundurmulmasina baglayabiliriz ama sonuc olarak rakibe gore bir seyler dusunulmus.schuster in artik benim de tepkimi cekmeye baslayan yedek kliubesinden "ulan bunu da atamdilar,kazma bunlar yya,ben bunlara ne tatkik anlatiyim" bakisini siklikla gormeye basladik.bu tr medyasina verilebilecek en buyuk malzemedir.bizim hucum oynamak istedigimiz maclarda tartismasiz necip erns guti uclusunu kullanmamiz gerekiyor ve kanat akainlarini sadecec beklere yuklemek yerine orta uclunun kenar adamlarina ondeki uclunun kenar adamlari trafindan yer acilmasi lazim.ben querasmanin actigi alandan necipin cizgiye kactigi maclari da gordum ama malesef biraz uzakta kaldi.ve komik olan schuster in israrla ilkokul cocugunun PES oynayisinda oldugu gibi gol atmak icin derin den bir orta saha cikarip yerine hucumcu almasi.bunu sen de yazinda dile getirmissin.oysa o noktada necip aurelio degisikligi bizim on saha pres olgumuzu geri getrebilir defansimiz da ayni eskisi gibi otomotikman one atabilirdi kendini.son olarak i.toraman hakkinda bir kac sey soyleyecegim.bu adamda genel anlamda fundamental eksilkigi var bir adam yaptigi mudahelelerin hepsi mi yanlis olur.tamam cogu zaman aldigi risk sonuc veriyor olablir ama ersanin defans blogu icinde yer alisni gordukten sonra toraman in hatalari daha da goze carpar oldu.poz.ayrimcilik yapmadan soyluyorum hucum oynamak istedigimz topa sahip olmak istedigimz her macta onde querasma-bobo-onur uclusunden baska alternatif pek goremiyorum

BJK4EVER dedi ki...

Mesai konusunda bende birseyler yazmistim dun, Belediye macindan sonra da, tekrarlayim dedim, cunku cok ortusuyor.


Adamin kalitesine, futbol bilgisine, cv'sine elbette kimse laf edemez, ama bu adamin mesela Kasimpasa'yi ve oyunculari daha onceden seyredip analiz ettigini ve oyuncularina bilgiler verdigini kimse iddia edemez burada.

Ki buyuk antrenor olmak sana bu ayricaligi da getirmez. Mourinho dunyanin en iyi antrenoru, ama elinin altinda yenilmez armada Chelsea varken basit bir Newcastle maciyla ilgili 5 sayfa not tutmustu, rakibin oyun kurma sekilden baslayip her oyuncunun eksiklerine kadar islemisti, sadece basit bir lig maci icin. Barca macindan evvel oyunculariyla yaptigi 6 saatlik toplantidan bahsetmiyorum bile.
Bu adamin isini ciddiye aldigina asla inanmiyorum. M.Denizli bile maclara kipkirmizi gozler ve sagliksiz bir goruntu ile cikarken bu adamin o kadar rahat tavirla cikip koltugunda yayilmasi beni irrite ediyor, kusura bakmayin.

Noat Samisa dedi ki...

Enorton,

Bu maça özel bir şey amaçladığını sanmıyorum. Porto maçında 1 puan kazanan takımı (oyuncu ve oyun planı) olarak sahaya sürdü, fazlası yoktu. Hilbert'i de dinlendirmiş olmalı, o konuda hak veriyorum.

Fatih'in sanırım sakatlığı yok. Hoca belli ki arasına mesafe koyuyor.


Deniz,

Ben Erhan'ı da oyundan çıkarken alkışladım, sahada mücadele etmesi o alkışı almak için yeterli benim nazarımda. Dolayısıyla ben alınmıyorum, başka insanlara da bunu anlatmak kolay değil. Keşke tek sorunumuz bu olsa.


Mel,

Yılmaz Vural'ın da maç sonu söylediği gibi Beşiktaş golü bulduğunda maç 5-6-7 diye gidebilirdi, daha önce gitti çünkü. Artık her maça final olarak bakan bir takım Kasımpaşa, gole kadar net bir direnç koymaya çalışıyorlar ama sonra dağılıyorlar. Belirttiğiniz gibi 1-1 sonrası da yaşanan buydu.

Hani olur da gol pozisyonlarına girer Beşiktaş, ama atamadığı için maç sıkışır; dün öyle değildi ki esas büyük sorun da budur. Beşiktaş ligin dibindeki, averajı facia Kasımpaşa'nın kalesine gidemedi. Öncelikli sebep formasyon, diğer etken oyuncu kaliteleri ve form durumu, son olarak da hocanın anlamsız Aurelio-Quaresma hamlesi. Ha, maç yine kazanılırdı, ama bu facia 85 dakikayı yalanlamıyor.


Emireri,

Haklısınız, pek çok oyuncu fazlasıyla can sıkıcı.

Noat Samisa dedi ki...

Yusuf Parlayan,

Schuster basit ifade etmiş durumu. Ben de bu sayfada ligin karakterini, Trabzonspor ve Bursaspor'un yükseliş sebeplerini anlatıyorum. Mesele bu aslında, fakat Schuster bunu negatif algıya oturacak şekilde anlatmış. Çok takılmayın, derim.


Çakmaktaş,

Ben Quaresma-Nihat değişikliği bekledim, bu hamle takımı senen başındaki 4-3-3'e yaklaştıracaktı. Hoca bir bakıma kendini yalanladı.

Ön üçlü için de Rıdvan döndüğünde Quaresma-Bobo-Hilbert'in en uygun olan olduğunu düşünüyorum.


BJK4EVER,

6 sayfa not çıkarmasın ama en azından Kasımpaşa'nın ne oynadığı bilsin. Bu bile yeterli olacaktır ama galiba Yekta Kurtuluş'tan maçın 30. dakikasında haberi oldu.

zenn dedi ki...

merhaba Noat Samisa..
senin de yazında ayrıntılı olarak açıkladığın gibi bu maçla birlikte Schuster konusundaki soru işaretleri olumsuz yargılara dönüşmeye başladı yavaş yavaş..

Schuster'in oyuncu/diziliş seçimlerinde ciddi hatalar yaptığını düşünüyorum. oyuncuların oyun karakterlerini/özelliklerini önemsemeden pozisyonun gereklerini yapmasını bekliyor sanki. Bobo santrafor, Nihat derin forvet özellikli oyuncular olduğundan (Holosko şu anki form durumuyla değerlendirme dışı), diziliş kağıt üstünde 4-3-3 ama sahada 4-3-1-2/baklava 4-4-2 şeklinde oluyor. Schuster'in amaçladığı bu da olabilir.. ama bu diziliş önceki maçlarda da hiç iyi sonuçlar vermedi..

ekstradan bir kaç soru:
1. İsmail neden sadece sol bek alternatifi olarak düşünülür, kenar forvet olarak denenmez?

2. Guti neden orta saha ikilisi yerine ileri üçlü içinde (derin forvet/forvet arkası) denenmez?

Övünç dedi ki...

Her zaman olan mevzu hatayı şurada buluyorum dersen her zaman bir anti tez yazılır,Lucescu'nun ismi verilir bir kere.

Hepimiz futbolsever olarak göremiyor,yapamıyor ibarelerini çok sık kullanmaya başladık.Yani 70 milyon insan görüyor Tabata'nın veya Erhan Güven'in takım oyununa verdiği zararı,takımın 80 metrede top oynamaya çalıştığında başına neler geldiğini,Nihat'ın ve Holosko'nun formsuzluğunu bir tek Schuster göremiyorsa burda bir terslik yok mu sizce de ? Aptal mı bu adam , ne yapmaya çalışıyor ?

Demek istediğim bizim bilmediğimiz pek çok dinamik var işin içinde , belki idmanlarda çok iyiler veya çok disiplinliler veya sadece maç başına para alıyorlardır veya yönetim bu adamlara piyasa yapmaya çalışıyordur bilemiyorum.

Gelelim taktik mevzusuna ,Birden bire Schuster'in stoperleri ceza sahası önüne çekmesi çok enteresan bir karar.Bir şeylerden etkilendiği çok açık zira onun futbolu böyle değildi.Takım en azından ileride baskı yapıyordu, yarım saat olsa da bir baskı kuruyordu rakip üzerinde.Atamasa bile gol atabileceğini hissetiriyordu.Sistemin doğrularını çok daha net yerine getiriyordu ama o zaman çok daha dinamik oynuyorduk.Dikine yer değiştirmeler sürekli pas kanallarını açık tutan topsuz oyunlar, birden bire yerini statik futbol ve top şişirmeye bıraktı.Bunun sebebi belki yorgunluktur ama Barcelona oyuncuları bizimkilerden sezon başına 20 maç fazla oynayıp üzerine dünya kupası geçirip hergün üstüne koyup performans arttırırken bizimkilerin sürekli geri gitmesi enteresan.Real'i , Barca'yı çalıştırmış teknik direktörlerin,Fitness koçlarının bu soruna çözüm bulamaması sorunun daha çok futbolcuda olduğunu işaret ediyor sanki ...

Noat Samisa dedi ki...

Zenn,

1- Bilemiyorum. Hocaya İsmail'in kariyerinin yalnızca Beşiktaş'a gelmeden önceki sezonunda, o da 20 maç olmak üzere sol bek oynadığı anlatıldı mı acaba?

2- Quaresma varken Guti'nin üçlü orta sahada yer alması bence en ideal olandı, fakat Quaresma'sız dönemde neden denenmedi, bu konu hakkında hocanın başka bir görüşü var galiba.


Övünç,

Bakınız, maç olur her şeyi mükemmel yapar yenilirsiniz. Bu bile olur. Bazen gücünüz yetmez, yenilirsiniz. İçerideki Porto maçı için tek kelime ettik mi hocaya? Sebebi biliyorduk değil mi, apaçık belliydi.

Ama dün, ligin dibindeki, moralman bitik takıma 85 dakika hiç ama hiçbir şey oynamadı bu takım. Bunun da sebebi taktiksel, ben tribünden bunu gördüm. Ha, bu bir görüştür elbette, katılmayabilirsiniz. Fakat ilk dakikadan başlayan silik oyunu ben yorgunlukla da güven eksikliğiyle de açıklayamıyorum. Zira mantıksal bir sebebi vardı, diyorum.

Futbol bilişsel bir oyun, bakarsanız görürsünüz neticede. Reçetesi yok, doğru her gün, her ortamda, her maçta değişiyor ve bir oyun; amacı kazanmak. Başa dönelim, Schuster'in Delgado'yla yaşadıklarına bakalım. İki idmanda Delgado'nun ne olduğunu anlayamazsınız, iyi futbolcu ancak kötüler arasında net olarak kendini belli eder. Hoca gitti, Delgado'yu Ernst'in yanına koydu. Sonuç: Delgado ıslıklanarak gitti. Biz bilmiyor muyduk peki Delgado'nun bu şekilde oynadığı her maçta ıslıklanacağını? Ha, Delgado gitti artık, yorgan gitti kavga bitti. Ama ha Bobo orta saha oynamış, ha Delgado, sorun bu ve hoca bunu göremedi. Buyrun, örnek. İşi bilmediğinden mi? Asla, zira iş bu değil. Futbol böyle içsel şekilde bilinecek bir şey değil.

Bence savunma hattı dün için geri çekilmedi, Kasımpaşa savunması geri itilemediğinden öne çıkamadı bana göre.

Özetle; kaybeden hoca eleştirilir, ama eleştirinin şiddeti ve yönü bilinmeli. Buraya yorum yazan herkesin de az-çok bunu bildiğini düşünüyorum.


Yorum paylaşan, katkıda bulunan herkese teşekkürler.

zenn dedi ki...

@Noat Samisa

1. aslında Schuster'e anlatılması da gerekmiyor. İsmail'in geçmiş kariyerini ben de bilmiyorum. ama defansif yönü zayıf, ofansif yönü güçlü bir bek olduğunu, hız ve dripling özelliği (biraz savruk bir stili olmasına rağmen) olduğunu farketmek zor olmasa gerek. ve bek/kanat dönüşümü çok rastlanan bir durum. (Hilbert/Gareth Bale vb..)

2. kastettiğim; bu maçtaki dizilişte Guti, Nihat'ın pozisyonunda derin forvet olarak denenebilirdi. muhtemelen Schuster Nihat'tan hala vazgeçmemiş ve verim almak için uğraşıyor genel düşüncenin aksine. maalesef genel düşünce haklı çıktı şu ana kadar..

sonuç olarak dediğin gibi Schuster'in sistem, kadro seçimi, rakip üzerine daha çok kafa yorması lazım.. hava tersine dönmeye başladı çünkü..

bora dedi ki...

Guti'yi bir uzak forvet olarak dusunmek hakikaten zor, o bolgenin gerektirdigi fiziksel ozelliklere sahip degil, denemeye bile degmez diyesim geliyor, insanin aklinda bir parca suphe birakan konu takim olculerine gore iyi bir bitirici olmasi, hani orada durup bir tane yakalasa atar gibi geliyor ama iyisi kotusu ile cok zor be diyorum :)

Bence uzerinde durulmasi gereken konu Aurelio'nun defansin onunden topu almasi, sonra mumkunse Guti'yi gormesi, ve nihayetindeki predictable oyun. Maci tribunden seyretmedigim icin cok net birsey soyleyemeyecegim, seyredenler yorumlasin.

Guti'nin uzak forvet olmasindan ziyade niye bu kadar geride kaliyor, onu sorgulamak lazim. Ayrica Guti'nin sag kenara dogru acilmasini da protesto ediyorum :) Benim hatirladigim kadariyla Madrid kariyerinde hic bu kadar saga kayan bir sekilde oynamiyordu. Bazen ciddi derecede tersine geliyor ve top kaybi yapiyor. Bence Guti'nin one cikmasi, Mesut benzeri bir pozisyon onun icin ideali, geriden top cikarma isini digerleri halletsin.

Övünç dedi ki...

Bora

Kesinlikle katılıyorum.Bence Guti %100 safkan bir Mc playmaker ama artık fizik olarak Xavi'nin verdiğini veremiyor.Bu bağlamda kolay faul alabildiği için bence ceza sahasına yakın olmalı Alex gibi yani daha çok bir Amc gibi değerlendirilmeli.Zira artık onun alıp kullandığı uzun toplardan da istediğimiz verimi alamıyoruz ve o da hem sinirleniyor hem de çabuk yoruluyor.

Noat

Ben senin düşüncene kesinlikle katılıyorum.Yani eleştiri babında söylemedim göremiyor edemiyor cümlesini kullanmamızı.

Kesinlikle sistemde arıza var.Demek istediğim 30 senedir futbolun içinde olan bu adamın bunları görememesinde makul bir neden arıyor ve bulamıyorum , sonuç olarak ta derdin başka yerlerde olduğunu düşünmek istiyorum.Yani hala Erhan Güven'e forma verilişinin mutlaka mantıklı bir açıklaması olmalı bana göre zira adamın yeteneksizliğin görmek için profesör olmaya gerek yok.

Bence şuan ki kadroda en makul sistem 4-2-3-1 en makul kadroda Cenk/Toraman-Ferrari-Ersan-İsmail/Necip-Ernst/Hilbert-Guti-Q7/Bobo şeklinde olmalı.Bence maximum verim bu sistemle alınır.

zenn dedi ki...

@Bora

benim yorumum Guti'nin uzak/kenar forvet oynaması yönünde değil kastettiğin buysa (terimlerden kaynaklanan bir anlaşılamamazlık olabilir). Kasımpaşa maçındaki 4-3-1-2'deki Nihat'ın pozisyonunda derin forvet/ofansif orta saha(FM tabiriyle AMC)olarak denenebilir..

Guti'nin geride kalması konusunda sana tamamen katılıyorum. ofansif yaratıcılığı çok yüksek, kondisyonu düşük olan bir oyuncuyu mümkün olduğunca 3. bölgede tutmak, defansif rolünü de hafifletmek verimini arttırır diye düşünüyorum.

bora dedi ki...

Hic FM oynamadigim icin karistirdim sanirim :)

Demek istegini simdi anladim. Evet o bolgede dusunulebilir, haklisin, kimi maclarda is de yapar aslinda fakat rakibe baski yapmak gerektigi durumlarda kosu temposu o is icin yeterli olmayabilir, yani her papaz pilav yemez durumu soz konusu olabilir :)

alper dedi ki...

güzel yazı yazılmış ve güzel yorumlar yapılmış.şahsi düşünceme göre de bu takımın ederi 4-2-3-1 dir .ve en öndeki bobonun arkasında ki üçlünün merkezinde guti solunda Quaresma oynar.

ve sarı meleğin stsl yi çalışmadığına yürekten inanıyorum.iskender alın,isaac,simpson ve mehmet eren gibi topçuları tayfura sorsa söylerdi zaten.o noktada bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum.

ve eğer kasımpaşa maçında gerçekten biz taktiksel olarak defansı bilerek geride kurmayıp ta kasımpaşanın defansının geriye çekilmeme direncini kıramadıysak ise işi daha vahim görüyorum.çünkü ben o direnci kırmak için gerekli yüklenmeyi ve öne hamle yapmayı göremediğimizi düşünüyorum o maç özelinde.ki şahsımı asıl korkutanda budur.nasılsa öyle böyle bu sezon kayıp artık.bırakalımda şu defansı orta sahada kuralım diyorum en azından.