Beşiktaş 2-1 Sivasspor

Kolay maç zora, zor geçen dakikalar biraz da şansın yardımıyla döndü ve Beşiktaş, ligde üç maç sonra kazandı. Sivasspor ise ''yeni hoca - yeni heyecan'' paradoksundan bu hafta itibariyle umduğunu bulamadı.

Beşiktaş üç maç sonra sezon başındaki idealine yakın bir diziliş (4-3-3) ve kadroyla sahadaydı. Geçmiş maçlardan farklı olarak Ernst ve Necip yakın ve rollerini değişerek oynadılar, Guti ise oyun ileriye taşındığında nispeten daha önde göründü. Tabata bu sezon en iyi katkı verdiği sağ kenarda oyun tarzı gereği içeri yakınlaşarak (Trabzonspor maçında olduğu gibi) Hilbert'e alan açıyordu, ama takımın sağ beki -sanırım- bu maç ayağını rakip kale çizgisine değdirmedi.
Sivasspor'da ise birbirine yakın oynayan orta üçlü, sağı ve soluyla birleşerek top rakipteyken kademeli bir beşli hat oluşturuyordu. Önde kazanılan toplar haricinde, yalnızca hedef adam Mehmet Yıldız üzerinden rakip kaleye gitmeyi planlıyorlardı. Ceyhun'un yokluğunda Mehmet çok yalnız kalsa da Rıza Hoca'nın oyun planı, arkada sağlam durdukça maçın ilerleyen bölümünde Beşiktaş'ın kendilerine mutlaka bir şans vereceği üzerine gibiydi.

Şahane bir Guti pası, çok güzel bir Üzülmez asisti ve Bobo'dan doğru koşuyla gelen gol için fazla beklenmedi. Sonrası cılız Sivasspor ataklarına karşılık rakip kaleye gitmek konusunda pek iştiyakli olmayan bir Beşiktaş vardı. Temposuz seyreden maçta oyunu koparacak gol de çok gecikmedi, Necip'in beklenmedik şutuyla gelen gol maçın bundan sonraki bölümünün Beşiktaş adını kolay geçeceğini işaret ediyordu, ama öyle olmadı.

Beşiktaş ikinci yarı sahaya neredeyse hiçbir şey koyamadı. Sivasspor'un dün akşamki gücü, Beşiktaş'ın standart oyun disiplinine diş geçirmekten uzaktı; ama arayışlarının sonucunu gördüler. Önce taçtan gelen topta Rüştü'nün çıkardığı şut, sonrasında da Necip'in hatasıyla gelen gol adım adım oyunu Sivasspor'a yaklaştırdı. Oyunu rakip yarı alana taşıyamayan Beşiktaş'ta art arda gelen Guti-Yusuf, Holosko-Nihat ve Bobo-Fatih değişiklikleri ön alan aktivitesini ve tehditleri iyiden iyiye sınırladı, hatta sıfırladı. Hilbert'in önde kaldığı bir anın beş saniye sonrasında onun boşlattığı alandan Sivasspor'a puan şansı geldi, ama direk gole izin vermedi.

Schuster maç sonu ''Bu 3 puana ihtiyacımız vardı. Ancak 3 puan dışında sahada hiçbir şey yoktu. Bence iki takımın da oynadığı futbol hiç güzel değildi.'' dedi. Güzel, iyi, çekici... sıfatları futbol kelimesinin önüne getirildiğinde (herkeste farklı da olsa) bir anlam ifade eder, lakin burada Schuster'in anlattığı sanırım net olarak kötü bir maçı işaret ediyor. Nasıl ''kötü maç'' dersek şöyle ki: İki takımın da oyuncularını görevlendirdiği bölgelerin birebir eş olmasıyla sahada oyunu yönlendirecek, hızlandıracak doğal boş alanlar yoktu, Sivasspor zayıf kaldı, Beşiktaş da ederini sahaya koy(a)madı ve ortaya ''salt skoru almış olmak ya da almaya çalışmak'' üzerinden, yarışmacı düzeyi zayıf bir maç çıktı.
Takım bu maçı bir daha hatırlamamalı. Muhtemelen bu maç içinde olan-bitene dair teknik kadronun da etraflı değerlendirmesi olmayacaktır. Bu akşam için sadece ama sadece kazanmak gerekiyordu, takım da bunu bir şekilde başardı. Perşembe günkü 120 dakikalık ağır maç, üzerine çok yük binen oyuncuları verimli kullanma çabası ilk plandaki mazeretler. Başta Ernst olmak üzere, ki takımın bu açıdan referans noktasıdır, bugün için fiziksel olarak problemi olan oyuncular (maç sonunda itiraf ettiği üzere Hilbert ile birlikte Guti, Fatih, Toraman, Yusuf) takımın kaybolan coşkusunun gözle görülür açıklaması. Bir de işin psikolojik boyutu olmalı. Takımın üst üste kaybettiği maçlar daimi oynama biçimine olan inancı zayıflatmış sanki.

Maçın yıldızı yaptığı büyük hataya rağmen maç boyu gösterdiği üst düzey mücadele ve olumlu paslarıyla Necip Uysal. Takımın güçten düştüğü bugünde devamlılığıyla, enerjisiyle, attığı golle fark yarattı. Manisa maçında yaptığı hatanın golle sonuçlanması sonrası ancak ikinci devre toparlanmış, maç sonunda yine dinamizmiyle öne çıkmıştı. Geçen sezon Ankaragücü deplasmanında ise üçyanlış pas sonrası oyundan kopmuş, adeta dağılmıştı. Fiziksel olarak gelişimine somut olarak şahit olmamıza ek olarak bugün, maçın geri kalanında oyununu bozmaması iyiye işaret. Özkaynak pozitif ayrımcılığına devam, ama Necip hala Beşiktaş için çok iyi bir kadro oyuncusundan fazlası değil. Bu akşam da bunu gösterdi.

Hocaya göre takımın en kötü oynadığı maç buymuş, özellikle ikinci yarı için katılıyorum. Son bölümde Bobo ve Guti'yi fazla zorlamama amacıyla ortaya çıkan Yusuf - Tekke - Nihat ön alan üçlüsü büyük çaplı bir faciaydı. Holosko'nun artık alıştığımız etkisiz ve sanal oyunu sürüyor, Tabata ise bugün nispeten etkin görünse de yetersizliğiyle can sıkmaya devam ediyor. İsimleri ya da maliyetleri büyük şu 5'liden takımın iyi verim alamaması, bol alternatifli görünen kadroyu daraltıyor. Gol yükü, oyun akışı içerisinde tamamen Bobo'nun üstüne kalmış durumda. Maşallah bu sezon 19 maçta 13. golü oldu; ama Holosko hafta içi olduğu gibi girdiği pozisyonlarda bu denli cömert olacaksa Bobo'nun olmadığı gün işler sanılandan çok daha fazla karışabilir.

Takım geçmişten gelen artılarını ve eksilerini taşıyor, artık Quaresma ve Aurelio bekleniyor. Sonrası bir şekilde yeniden değerlendirilecektir. Takımın bundan sonra seri şekilde kazanması gerek. Porto maçınde güzel atmosferde halı gibi, insanın içini açan bir zeminde oynanacak. Oyuncular keyif alsınlar, ben de alayım; fazlası gruptaki durum ve öncelikler itibariyle önemli sayılmaz. Kasımpaşa bugün epey toparlanmış göründü, haftaya pazartesi bu maçın ilk 25 dakikası kadar kolay bir maç olacağını sanmıyorum.

Noat Samisa

01.11.2010

14 yorum:

zenn dedi ki...

merhaba Noat Samisa..
Bjk'ın tekrar 4-3-3 dizilişine dönmesi güzel. takım kötü/vasat oynamasına rağmen önceki maçlara göre daha rahat pozisyona girebildi (Guti'nin iyi, Holosko'nun kötü, Tabata'nın etkisiz oyununa rağmen).

artık Türk hakemlik anlayışının da masaya yatırılması ve Türk futbolunun ilerlemesi isteniyorsa değiştirilmesi gerek. hakemlerimizin oyunu, oyun oynamak isteyeni korumak, oyunu bozanı da cezalandırmak gibi bir anlayışı yok maalesef. ve ülkemize gelen bir çok iyi oyuncu da bundan şikayetçi (Niang, Guti, Baros, Quaresma). özellikle bileğe yapılan hareketler basit bir faul olarak değerlendirilmemeli. dün Keita'nın Guti'ye yaptığı harekete faul bile verilmedi. sonrasında yaşananlar malum. bu anlayış oyun kurmak/oynamak isteyene değil, bozmak/savunmak isteyene avantaj sağlıyor.

enorton dedi ki...

Noat yine herzamanki gibi harika bir yazı, tebrik ederim.

Sahaya çıkan 11 konusunda sanırım kimsenin eleştirisi yoktur. Oyuna bakacak olursak uzun zaman sonra 4-3-3 ü sahada görünce sevinmedim dersem yalan olur :) 4-4-2 baklava modeli olmuyordu çünkü, bu sistemle oynadığımız maçlarda sanırım sadece Antalya maçını son dakikada kazandık. ( Ayrıca bir dakika sonra rakip boş kaleye gol atamadı)

En kötülerden başlayayım Toraman -Tabata- Holosko... Toraman'ı çok formsuz görüyorum, çok adam kaçırıyor. Kafası maçta değil sanki, sürekli sinirli bir görüntüsü var.

Maç başladı ve dikkat ettim Holoskonun ismi 16. dakikada geçti, o ana kadar ayağına top bile değmemiş. Maçın genelinde de benzer oldu, sahada onun yüzünden 10 kişi oynadık. Yine sağ tarafta tabata içeri katetdi ama Hilbert bu sefer gerekli bindirmeleri yapamadı, yapmaya çalıştığında ise arkasında derin boşluklar buldu Sivasspor.

Guti faullerin de etkisiyle oyundan düştü 55 ten sonra ve hoca 69 dk da onu çıkardı. Sakatlık riski ve yorgunluğunu da göze alarak ve bu bence doğruydu. Yusuf tercihi de doğruydu, Onur bu sert maçta daha zayıf kalabilirdi. Yusuf süper al da at tarzı bir pas attı ama Nihat topu kaleciye nişanladı, o pozisyon gol olsa çok rahat bir maç izleyecektik kalan dakikalarda. Yine devam eden pozisyonda kornerden gelen topta Ernst'in vuruşu direğe çarparak dışarı gitti.

Holosko hücumda yetersiz olduğu gibi savunmada da Üzülmeze yardım etmeyince bizim sol kanat koridor oldu. Nihat değişikliği sonrası Nihat Üzülmeze biraz daha yakın oynadı, orayı sanki biraz kapadık. Rakip zaten son bölümde sürekli doldur boşalt yaptı Necip ve Ersan bu topları uzaklaştırdılar. Toraman yine etkisizdi.

Tabata Mersin maçının 2. yarısı ve uzatmalarda ve yine bu maçın ikinci yarısında hiç sahada yoktu. İkinci yarıda sağ kanadımız hiç çalışmadı dersek sanırım yanlış olmaz.

Son bölümlerde dua ettim gol yemeyelim diye 90+3 te 4 sivaslı bomboş kaldılar kale önümüzde bu sefer şans bizden yanaydı top direkten dışarı gitti. Aynı pozisyonları Antalya maçında 90+2 de ve geçen hafta Kayseri maçında 90. dakikada yine verdik. Nasıl bir konsatrasyon eksikliğidir bilemiyorum.

Biraz da geleceği konuşacak olursak;
bizim ideal sistemimiz 4-3-3 olacaksa geri dörtlüde büyük sıkıntımız var öncelikle. Sol bekimiz kim belli değil İsmail mi İbrahim mi? İsmail in defans yönü, İbrahimin de hucüm yönü facia. Stoprlerimiz Sivok iyileşecene kadar malesef Zapo, Toraman, Ferrari üçü bir stoper etmiyor. Ersan ı bu üçünden daha iyi buldum. Sivok iyileşene kadar Ersan - Zapo da denenebilir. Sağ bekimiz Hilbert mi, Rıdvan mı, Ekrem mi, Erhan mı? 4 ü de sağ bek değil aslında. Erhan ı hiç saymıyorum, diğer üçünün savunma tarafları çok zayıf.

Orta üçlüye gelirsek defans önünde Fink olmuyor bu açık. Ernst olursa bu seferde Ersnt ten sol - sağ içte oynadığı kadar verim alamıyoruz, ilerde top tutamıyoruz. Buranın asıl adamı Mehmet A. ama o da kaç maç çıkarır bu sene bilemiyorum. Önlerinde Guti -Ernst kesin. Solda q7 ortada Bobo bunlar da kesin. Peki sağda kim oynamalı? En büyük sorun bu sanırım. Nihat- Holosko beklentilerin çok uzağındalar. Hilbert mi oynamalı? Tabata mı? Ekrem mi? Nobre mi? Fatih Tekke mi? Senin de geçmiş yazılarında belirttiğin gibi Volkan Şen i alabilsek süper olurdu ama imkansıza yakın gibi.

Elde bu kadro varoldukça, hoca da başka varyasyonlar denemedikçe (diziliş açısından) sanırım bu sezon daha çok sıkıntılı maçlar göreceğiz. Kötümser olmak istemiyorum ama iyimser olmak için bir ışık göremiyorum :(

Övünç dedi ki...

Noat

Herhafta aynı şeyi söylüyoruz gibi " Bu hafta bu sezon oynadığımız en kötü futboldu" ..

Bu maçta ikinci yarıda dibini gördük resmen.Tükenmiş bir takım vardı sahada psikolojik olarak.Taktik disiplin filan için konuşulacak hiçbirşey yoktu.Sivas'ın kaçan golünden sonra futbolcuların yüzündeki korku birşeyleri anlatıyor gibi.

Açıkçası bu sezonla ilgili ilk kez bu kadar karamsar düşünüyorum.Zira geçen seneki Rijkaard ve Galatasaray'ı görüyor
gibiyim ,Allah sonumuzu benzetmesin :)Dediğin gibi kazanmamız gerekiyordu kazandık ama sezon başında birden bire kazandığımızı zannettiğimiz şeyleride kaybetmiş gibiyiz .

tearkan dedi ki...

Olmayacak bir gol yedik ve üç haftadır kazanamayan takım yine mi düşüncesiyle telaşa düştü. Oyuna hakim değildik doğru; fakat öyle ahım şahım bir pozisyon da vermedik ikinci yarıda. Son dakikadaki pozisyon haricinde.

Kadroya gelince Guti'yi Ernst-Necip ikilisinin önünden oynatmak yerine Tabata'nın oynamaya çalıştığı sol yada sağ ön tarafta kullanıp tehlikeli bölgeye daha yakın oynatmak mantıklı olmaz mı? Hem daha az yorulur, hem de sürekli olarak etken bölge içerisinde olur. Guti'nin gerçek mevkisi şu an oynadığı yer doğru; fakat haftaiçi oynadığı 120 dakikanın ve yediği tekmelerin verdiği sinirin etkisiyle ikinci yarı çok yıprandı ve oyundan düştü.

Dünkü kadroda Guti'nin yerine Fink, Tabata'nın yerine de Guti ile daha dirençli bir orta sahaya da sahip oluruz bence. Üçlü ortasahaya Guti'nin kattığı yaratıcılıktan belki biraz yoksun kalırız; ama en azından ön tarafta kağıt üzerinde teknik Tabata'nın yarattığı gereksiz beklentiden sıyrılmış oluruz.

Noat Samisa dedi ki...

Zenn,

Evet, asgari yeterlilikler noktasında dün akşam gerekleri sağlayan bir takım vardı sahada.

Türk hakemliği son zamanlardaki atılımlarla gelişiyor, zamanla da değişecektir. Şu anki durumu, ülkenin adalet mekanizmalarıyla parelel, ama uluslararası arenaya çıkışlar başladı. Cüneyt Çakır bu hafta Stamford Bridge'e çıkacak, Bülent Yıldırım ise Sevilla'da maç yönetecek. Zamanla teammüller de değişecek ve ülkedeki futbolun silkinmesiyle birlikte mutlaka bir şeyler değişecektir. Ama ben yine de Türk hakemliliğinin durumunun, ülke futbolunun durumundan kötü olduğunu düşünmüyorum.


Enorton,

Takım seri galibiyetler alıyorken burada iki soru vardı. İlki, takımın zayıflayan savunmacı kalitesi, diğeri ise 4.3.3'ü idealleştirecek uzak forveti bulamayışımız. Bunun sonucu olarak baklava orta saha doğdu, geçici çözüm olarak Hilbert sağ bek, Tabata sağ kenar adamı oldu.

Devre arası üç-dört oyuncunun gönderilip, en 2 nokta atışı (stoper ve uzak forvet) yapılması lazım ki, ikinci devre arkamıza yaslanarak takımın zirve yürüyüşünü seyredelim. Aslen bundan da önemlisi, takımın şu süreçte kazanmaya devam etmesidir. Porto maçı hariç tabii.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Kayseri maçında taktik mağlubiyet vardı sahada, zor bir deplasmandı ayrıca. Bizim maçtan önce çıplak gözle Kayseri-Kasımpaşa maçını izledim, onlar da 7 günde 3. maça çıkıyorlardı ve 2. yarı hiçbir şey oynamadılar. Sadece kazandılar mesela. Sivasspor maçı ise benzer şekilde çokça fiziksel ve mental kaynaklı bi gerilemeyi işaret ediyordu. Bu çözülür. Kazandıkça mental sorunlar, hiçbir katkı vermeyen oyuncular biraz kıpırdandığında da fiziksel geriye gidiş toparlanabilir.

Rijkaard'la eşleyeceğimiz nokta şu olabilir: Schuster sürekli kaybetmeye devam ederse kaçınılmaz son, gider. Arkasından ağlanmaz.


Tearkan,

Daha önce bloga Guti'nin sağ iç olması meselesi gündeme gelmişti, yorumlarda bunun üzerinde duran arkadaşlar vardı.

Yukarıda da dediğim gibi, ana sorun Quaresma'nın ters kenarına doğru adamı bulamayışımız. Quaresma yokken ise hiç kanat kullanmayarak durumu çözmeye çalıştık. Sağ kenar Guti yine çözüm önerilerinden biri ama Guti'yi bu yaşta geri koşturmak bana doğru gelmiyor. Verimi düşüreceğini düşünüyorum, ama maç içinde denenebilir elbette.

bora dedi ki...

1. Sivas macinda takimin halet-i ruhiyesinde sorunlar vardi fakat bazi iyi seyler de yok degildi. Mesela 4.3.3'u 4.2.3.1'e yakinsayan orta saha kurgusu. Ofansta Necip ve Ernst'in donusumlu ileri cikislari, defansta savunmanin onune gelerek olusturduklari double pivot. Necip bence su an itibariyle 1-2'li orta saha yerlesiminin ic oyuncusu olmaktan ziyade 2-1'li bir kurgunun iki oyuncusundan biri olarak daha hazir gorunuyor. Dunku basarili mudahaleleri bunun icin yeterli belge sunarken, yaptigi top kayiplari da neden henuz bir ic oyuncusu olmadiginin karsi belgesi idi.

2. 1-2 seklinde kurgulanmis Necip - Ernst - Guti ile ne onde pres yapabiliriz ne de yeterince orta sahadan destek getirebiliriz. Guti Xavi gibi daha geride oynasa hem temposu yetmez hem de baski yapabilmek icin yeterli kondusyonu yok, zaten en genc oldugu donemlerde bile o tarz bir oyuncu degildi. Hadi Guti surekli geriden gelip top alarak oyunu dikte edecek olsa, diger oyuncunun hucumda dripling yapabilen, son paslari veren, gol atan yaratici bir oyuncu olmasi lazim. Ne Necip ne de Ernst bu profile uyuyor. Bence dunku kurgu mevcut uclu icin en uygun duzenek, bunun uzerinden optimizasyona ulasmak lazim.

3. Bu takim hucumda topu kaptirdigi noktada pres yaparak oynayabilecek oyunculardan kurulu degil diye dusunuyorum. Yapmasi gereken ritm buldugunda possession'u domine etmek, gerekiyorsa onde pres, rakipler bunu asabilecek sekilde gorunuyor ise, topun arkasina gecip defansi da cok geriye cekmeden kendi yari sahamizin ortalarinda alan daraltarak rakibi karsilayip, kapilan toplarda hizli ve sok kontralar ile sonucu almak bence en uygun kazanma yolu olarak gorunuyor.

4. Dun Sivas'ta Manisa'nin yaptigini yapip one cikan savunmaya onde baski kurarak karsilik vermek istedi ve hani attiklari gol, arti son dakika kacirdiklarinda da bunun semeresini gormediler degil. Ayrica Hilbert ve Necip'in tehlikeli olabilecek birer hatali paslari daha var fakat bunlar disinda savunmanin verdigi bir pozisyon var, onda da Rustu gerekli kurtarisi yapti; yani Sivas cok pozisyon bulmus degil. Maci cevirecek pozisyonlar Necip'in cok guzel dalisi ve pasi sonrasi Bobo'ya, Nihat'a, Ernst'e geldi, bunlari atsak mac bitmisti. Dun kontra atak oyununu iyi oynayamadik.

bora dedi ki...

Bence Guti sag icte hayatta oynayamaz. Denemeye bile degmez, bana guvenin :)

Noat Samisa dedi ki...

Bora,

1- Evet, dün akşam için bu farkı ortaya koymalıyız. Yazıda da bahsettim zaten. Genel olarak ben de daha olumlu olduğunu düşünüyorum.

2- 1-2 derken,

----------X-----------
-----X----------X-----

2-1 derken ise,

-------X-----X--------
----------X-----------

Bunlar birbirinden epey ayrı yapılar. İç oyuncuları kenara yakın iken, merkez orta sahalar yakın oynarlar. 10 numara ise yine merkezde. Dün bu ikisinin ortasında bir yerdeydik, evet ve bu daha uygun gibi geldi bana da. Pres konusu ise bence ön plana koyamayacağımız kadar zayıf olduğumuz bir konu.

3- Üçüncü bölge presi çok zayıf, geriye doğru geldikçe bu düzey yükseliyor. Bahsettiğiniz yapı Ancelotti'nin deplasman oyununa benzer, bir ara bloga taşımak istiyorum bunu.

4- Katılıyorum.

bora dedi ki...

Noat,

Sablon olarak 2. numarali madde ile cizdigin semayi kast ettim. Daha yapisal olanlari oldugu gibi daha loose olanlari da var. Mesela Chelsea "Lampard-Makalele/Mikel- Essien" ile daha yapisal bir yaklasim sergilerken, Barca'nin "Iniesta-Busquets-Xavi" uclusu daha loose bir tarzda. Hatta Deco varken daha bile serbest takiliyorlardi diyebiliriz, bunlar benim gozlemlerim tabii... Ernst-Guti-Necip ile yapmamiz gereken bu ucunun bir ortasi. Bu tarz bir yapilanmada Necip Aurelio'nun su anki halinden sanki daha onde gibi ama seyretmeden karar vermekte istemiyorum...

Sivas macindaki yapi Necip'i ic oynadigindan daha iyi gosterecektir. Dunku mactaki mudahaleleri bence bunun isaretcisi. Eger takim bu sekilde oynarsa zaman icerisinde sanki Necip'in butun toplari cektigi gibi bir goruntu bile ortaya cikabilir fakat bazi sikintilar yok da degil. Mesela bazen cok 'vulnerable" gorunuyor. O pozisyonlari nasil tarif etsem bilemiyorum. Bir ornek -> Bazi durumlarda Haka danscisi gibi rakibin onune tek hamleli bir sekilde cikmasina gerek yok. Enerjinin tek noktaya toplanarak yapildigi mudahaleleri cok dikkatli yapmak lazim, onun disinda bence her yone hareket edebilecek bir sekilde kendini pozisyonlandirmak en iyisi. Orada bir enerji harcayacagina onu sakla, baska bir yere yonlendir. Digerleri hakkinda da firsat buldukca tarifler yapmaya calisirim...

Futbolda her hareketin bir duygu yarattigini dusunuyorum. Mesela rakibinizin size yaptigi bir omuz darbesi, arkaniza kacan bir oyuncu, bir hava topu mucadelesinde rahatsiz edilmeniz, calimi bastiginiz oyuncunun pesini birakmamasi vs. gibi. Mac icerisinde bunlar birikir ve kimi esik noktalarini zorladiginda nitel degisikliklere yol acar. Bazen sunu goruyoruz: Bir takim onde ve kapaniyor, ne beklenir, kontra atak yapmasi, ama bir bakmissiniz onu yapamiyor, normalde yapmasi lazim fakat sahadaki toplam duygu yuku baz alindiginda bunun bir karsiligi yok.

Crow dedi ki...

kadrodan iş yapacak ikinci bir kanat oyuncusu çıkartamayacağız gibi geliyor bana. q7 de ortada oynadığında verimsizleşiyor.
kalıpları sağlayamayan kadromuz var. mevcut şartlarda kitabın dışına çıkıp asimetrik dizilişler denenebilir belki. 4-3-1-2 nin forvetlerinden birini winger gibi kullanabiliriz mesela?
nihat ispanyada olsaydı hala sağ kenarda uzak forvete ihtiyacımız var desen saniyesinde nihat gelse keşke derdim. geçen sene gıkımı çıkarmadım. adam askere gitti hazırlık kampı niyetine. emre de ikinci yılında fenerin tempoya uyum sağlayabildi hem falan diyodum. sorun ne bilmiyorum ama artık sıfırı tüketti.
ersanı çok beğeniyorum. bence sivok dönünce yanına ikinci bir üst düzey stoper almak yerine onu sivokun yanına koyalım. hem ersan şans verilirse iyi oynayacağını gösterdi hem de en kötü ihtimalle yerini zapoya bırakır o da inanılmaz kötü değil.
boboyla yeni sözleşme bence devre arasında yapabileceğimiz en iyi hamle olur.

emireri dedi ki...

hilbertin bu kadar çakılı oynamasının nedeni, sanırım defanstı koordinasyon eksikliğini tolere etmekti. arkaya kaçırıdğımız adamlarla o kadar çok sorun yaşıyoruzki adamlar bunu avrupanın öbür ucu portekizden bile gördüler! sezon başında noat'ın stoper takviyesi isteğini anlayamıyordum, çünkü toraman ve ferrariyi gözümde adeta ilahlaştırmıştım. hala aklımda geçen sezonun ilk haftalarındaki performanslar vardı. o dönem oynayan sivoğun bu denli takım savunmasına yaptığı katkıyı göremiyordum, şimdi ise bu daha açık.. savunma göbeğindeki gediği nasıl kapatırız devre arasına kadar hiçbir fikrim yok.. ersan bence şuanki defans oyuncularımızdan en formda olanı ve bence formaya en layık olanı.. ferrari, zapo ve toraman kadar mücadeleden yoksun, fizik açıdan yetersiz, rakip forvetler karşısında ezilen defans oyuncuları var mıdır acaba? özellikle manisa maçında makukula'nın, porto maçında hulk'un, önceki akşam m.yıldız'ın bizim defansı nasıl dağıttığını hep beraber gördük. temastan bu kadar korkan savunma oyuncusu olurmu ya? anlamıyorum.. omuza omuza girdiğimiz mücadelelerin hepsinde top rakipte, hava toplarının hepsini rakibe veriyoruz, savunmadan topu oyuna hızlı ve etkili çıkaramayınca herşey tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.. savunmaya bir takviye kesinlikle şart oldu, tabi avrupada daha ileri düzeyde bir başarı düşlüyorsak..

Noat Samisa dedi ki...

Crow,

Hiçbir şablonu idealleştiremiyoruz elimizdeki kadro gereği. Holosko ve Nihat biraz kıpırdanmış olsalar en yakın şekilde trend 4.3.3 takımı olacağız. Hele Quaresma yokken tümden geçici çözümler üretiliyor. Quaresma'nın ikinci forvet olduğu baklavayı Antalyaspor'a karşı denedik, ben ben tutmadım. Uygulabilir elbette, skor da alacaktır; fakat 4.3.3'teki eksiklerimizi doldurmayı daha öne alıyorum.

Ersan iyi bir üçüncü ya da dördüncü stoper, ben henüz sezon boyu orayı kaldıracağını düşünmüyorum. Sezon başındaki fikrimi koruyorum. Sivok'suzken bir iyi stoper lazımdı, Sivok varken de Ferrari ya da Zapo'yla vedalaşıp iyi bir stoper koymamız lazım arkaya.


Emireri,

Hilbert sanırım ön alanda yeterince top tutalamasıyla birlikte kendi temposuzluğu nedeniyle ataklara az katıldı. Bugüne özel bir şeydi, maç sonu da yorgunluğunu ifade etti zaten.

Övünç dedi ki...

Futbol çok acayip bir hale geldi.Ne söylesem herşeye bir antitez üretiliyor hatta ben kendim düşüncemi yazarken kendime antitez üreterek paragraflar dolusu yazı siliyorum :)

Schuster ve Rijkaard arasında bence bahsettiğinden daha fazla benzerlik var.İkiside sistemlerini gelir gelmez , bir takımın aylarca öğrenmeye uğraştığı sistemleri oturtmuş izlenimi verdiler ve başarılı oldular.Sonra beklenmedik sakatlıklar vs ile sistemelri çöktü.Formsuzlukların etkisiyle mağlubiyetler aldılar.

Neyse geçelim sistem mevzusuna. Bir takıma bir sistem oturtmak dünyanın en zor işlerinden biridir.Hep imrenerek anlatığım bir hikayedir , Ajax'ın genç takımlarında 8-10 yaş arası çocukları bellerinden iplerle bağlayarak toplu bir şekilde hareket etmeleri ve parsellerini kaybetmemeleri sağlanır,total futbolun temeli öyle atılırmış.

Şimdi kazmalar defansa uzun boylu kaleye,hızlılar forvete ekolünden gelen adamlara bu tarz bir futbol oynatmak kolay değil.Kolayca eldeki kadroyu değiştiremeyiz.Sezon başındaki performans biraz kandırdı bizi.Seninde söylediğini gibi güçlü takımlara hedef maçlara karşı test edilmeden onayladık biraz.Şimdi yamalar tutmadı,başlar gidince ayakların hepsi farklı yöne gitmeye başladı.Ama başların gelmesi ayakları tekrar düzene sokar mı emin değilim.

Elimizdeki oyuncu profili istediğimiz sisteme uyum göstermiyor.Sistem değiştirmek istemiyoruz oyuncuları değiştirmeye ne paramız ne zamanımız var.Bu noktada biraz karamsarlık kaplıyor içimi.

Ha umut yok mu yine var.Neden çünkü elimizde bu işi hakkıyla öğrenmiş sistem altyapısı olan 6 adamı sahaya çıkarma şansımızla birlikte Necip gibi,İsmail gibi,Onur gibi,Ersan gibi hatta Cenk gibi çekirdekten yetişmeye müsait adamlar var.Hedefler büyük olunca bu adamlara fırsat vermek kolay değil tabi.Ama 1 sene sonra futbolu bırakacak Tekke,Aurelio,İbrahim Üzülmez gibi adamlarla(Guti'yi ayrı tutuyorum) zaman kaybetmeden bu seneyi sistem süreci olarak geçirip 5 senelik bir kadro oturtulabilir.Elimizde Emre-Okan-Suat-Ergün-Bülent olacak adamlar ve onlara Hagi'lik yapacak bir adamımız var.Ama 96'daki gibi şampiyonluk gelmediği takdirde bunu kaldıracak kredi var mı bilemiyorum.