Beşiktaş 2-2 Konyaspor

Kötü gidişin ardından sakatların dönüşüyle birlikte yeniden oynayacağı maçların favorisi haline gelen Beşiktaş, uzun zaman sonra hafta içi maç oynamamasına rağmen bir kez daha İnönü'de kazanamadı. Kasımpaşa'nın da üç maçtır hareketlenmesiyle silkelenen Konyaspor ise istediği 1 puanı almayı başardı.

Beşiktaş'ta Schuster, geçen haftanın kadrosundan sakat olan kaleci Rüştü'yü Cenk'le, cezalı Guti'yi ise Nobre ile değiştirmişti. Nobre'nin pozisyonu bu sezon sık görmediğimiz şekilde çift merkez orta sahanın önünde ve en ilerideki Quaresma'nın arkasında, hedef adam rolündeydi. Konyaspor'da ise Bassim Abbas'ın yokluğunda Serkan ve Veli orta sahaya monte edilmişti. En ilerideki Montano'nun arkasında sık sık orta sahayla birleşen ve değişen Erdal ve Grajciar vardı.
Aynı Oyuncular Farklı Görevlerde

Biz biliyoruz ki Quaresma'nın geçmişi kenar oyuncusudur. Nobre, santrafor, Holosko ikinci forvet ya da sağ kenarın uzak forveti, Tabata ise Güney Amerika modeli 10 numara, Denizli modeli on buçuk numaradır. Fakat dün Nobre'nin mevkisinde Quaresma, Quaresma'nın yerinde Holosko, Holosko'nun yerinde Tabata, Tabata'nın yerinde ise Nobre oynadı.

Aurelio ve Ernst ise geçen haftaki maçın ikinci yarısında olduğu gibi yine çift merkez orta sahayı oluşturuyorlardı. Önlerindeki Nobre bu ikiliden kopuk, stoperlerin karşısındaki Quaresma'ya yakın oynuyordu. Ziya Doğan takımının önliberosu Serkan'ı Nobre'ye markaj vermiş, onun geriye gelerek yapacaklarına karşı önlem almıştı. Böylece orta sahada net olarak 2'ye karşı 2 savaşı oluşuyor ve Beşiktaş, topları stoperleri üzerinden oynamaya zorlanıyordu. Toraman ve Ersan bu sebepten çok fazla top kullandılar, hatta Ersan iki kez slalom yaparak rakip ceza sahasına kadar gitti, gitmek zorunda kaldı.

İlk yarı son maçlardaki görüntü tekrarlandı. Top ileri üçlüde yeterince kalmıyor, Holosko ve Tabata'nın oyun tarzlarının etkisiyle oyun merkeze yığılıyordu. Kornersiz, şutsuz geçen 20 dakikanın ardından skoru alan Konyaspor savunma hattını biraz daha geriye çekti.

İkinci Yarı Değişiklikleri

Quaresma'nın sakatlığı sonrası oyuna sağ bek Erhan Güven dahil oldu. Nobre santrafora, Tabata forvet arkasına, Hilbert ise sağ öne geçti. Tabata'yla Nobre'nin yakın oyunu bu bölüm, Beşiktaş'a maçı getirebilirdi. Bu ikili pek çok iyi aksiyon ürettiler, Hilbert ve Holosko da doğrudan aksiyonların içerisinde yer aldılar. Kaçan iki net pozisyon, hatalar üzerinden ilerleyen maçın devamında Beşiktaş'a dert oldu. Konya'nın ikinci golü sonrası kurulan on dakikalık baskıda yine iki iyi gollük pozisyon yakalandı, ama gol çıkmadı. Son bölümde oyun artık kazan - kazan'a dönmüştü, fakat berabere bitti.
Bireysel Hata Golleri

Grajciar'ın golünde gerideki son adam olan Üzülmez'in vuruşu geciktirmek, açıyı bozmak gibi sebeplerden topa sahip olanın önünü kapatması gerekiyordu, fakat Üzülmez'in tecrübesi bu golün Grajciar tarafında atılmasını istedi. Beraberlik golünde ise stoper Kere bir şanssızlık yaşadı. İkinci golde Tabata topu harika çekti, kaleci Gökhan maç boyu olduğu gibi topu sektirdi ve Holosko'dan Beşiktaş'ı öne geçiren gol geldi. Konyaspor'un beraberlik golü ise muhtemelen çalışılmış bir ataktı. İkinci forvet Tazameta, rakip stoper Toraman alıp kırsala götürdü. Ernst akıllıca sağ stoperin boşluğunu doldururken Erhan da bu kademeye talip olunca Konya'nın sol beki Hakan kaleci Cenk'le karşı karşıya kaldı ve Montano'nun iyi pası 1 puanı getirdi.

Sonuç: Mazeret Yok!

Ortada oynanan 13 lig maçında alınan 21 puan var. Bu tablonun ve dünün pek çok sebebi var, hepsi tartışılabilir. Ancak hiçbir şey Schuster'e ''Türkiye'de 60'ların futbolu oynanıyor.'' sözünü söyleme hakkını vermiyor. Biz biliyoruz ki, 70'leri futbolu vaktiyle 60'ları mağlup etti. Ben bunu bir acziyet beyanı olarak kabul ediyorum.

Hocanın son iki maçtır daha önce ana eleştiri başlığı olan konuda çaba sarfettiğini söylemek mümkün. Dün için Aurelio'nun hücumda ilk kez bu kadar etkin olmasının sebebi, Gençlerbirliği maçının ikinci yarısından itibaren sahaya konulan çift merkez orta sahalı ve o gün için Guti'nin, dün için ise Nobre'nin arka ikiliden kopuk, düzeni 4-2-3-1'e yakınsayan santrafora yakın oyunuydu. Kornerlerin tamamı Ankara'da paslaşılarak kullanılmıştı, dün ise adam savunmasına karşı direk kornerlerden etkili olundu. Takım rakibe geçmişteki kadar boş alan vermedi, fakat iki kritik hata skoru belirledi. Takımın attığı gollerin de doğrudan rakibin bireysel hatalarına bağlı olması, skoru hocanın ve Beşiktaş'ın elinden almaya yetmiyor. Sıradan bir puan kaybıydı dün akşam, fakat ne hocanın, ne de takımın bu tip puan kayıplarına şu zamanda hiç kredisi yok.

Basit bir dinamik işledi dün akşam. Geçen sene bu zamanlar tüm derdi yönetim olan tribünler, bu sene başarılı oldukları halde gönderilen Del Bosque ve Tigana sonrası her maç Schuster'e selam ediyor. İki odak tepki listesinden çıkınca bu kötü gidişten çıkan negatif enerjinin birilerinin üzerine kalması gerekiyor. Futbolcular günah keçisi olmuş durumda, ama hoca da Delgado olayında olduğu gibi Erhan gibileri yem etmekten de hiç çekinmiyor! Bir sonraki adım, tribünlerin kendi içerisinde birbirine girmesidir; bunu da daha önce yaşadık. Dolayısıyla kaybettiğinde hiçbir şey kazanamayan, gelecek yıla herhangi bir şey taşıyamayacak olan bu takımın daha fazla özveriyle işleri yoluna koyması gerekiyor. Kadrodaki dengesizlik, dün akşam gollerin ana etkeni olan hataların sahipleri ya da diğer zaaflar, 13 maçta alınan 21 puanı açıklamaya yeterli değil.

Noat Samisa

21.11.2010

18 yorum:

Hakan dedi ki...

Maç kazanmak için gol atmak şart ama Beşiktaş'ın gole en yakın futbolcuları Nobre, Holosko ve Tabata. Nobre'nin bugün BJK'nın en iyilerinden olduğu konusunda herkes hemfikir ama gole yaklaştığı veya şöyle söyliyeyim şut attığı tek bir pozisyon bile yok! Tabata ise tamamen asisti düşünen, Beşiktaş formasıyla 2 yılda 2 veya 3 gol atmış bir adam! Holosko bugün boş goleye golünü attı ve bu 220 gün sonra attığı ilk gol! Yani Quaresma-Guti-Bobo üçlüsü hakikaten yokluğunda ağlanacak bir üçlü kabul ama diğer hücumcularının hiçbirinde gol mahareti olmaması yanlış bir planlama değil mi ?

http://hagininkosani.blogspot.com/2010/11/quaresma-yoksa-kartal-da-yok.html

ercan dedi ki...

Topçuların arasında gerçekten de bezdirenler var ama bunun ucu da yine hocaya dokunuyor. Formsuz adamı oynatmak zorunda değilsin.

Fatih'i bi hamlede silip atma cesaretin varsa formsuz adam yerine genç adam oynatma cesaretin de olmalı.

Holosko aylardır baş aşağı gidiyor. Dün Holosko yerine başka bir alternatif kullansaydı saha içinde farklı ne olabilirdi. Bence hiç. Maç sonu ise çok farklı olabilirdi. Holosko küfür işite işite içeri girdi.

Hoca işini biraz ciddiye alacak. 60'ların futbolu diyerek, her maçtan sonra rakibe bok atarak bu işler olmaz. Rakibine laf söylemeyecek, çözüm üreteceksin sayın hocam ;)

Bu takım sene başına nasıl çalıştı ki her hafta biri adaleden sakatlanıyor?

borasahin dedi ki...

Noat %100 katiliyorum.

Diger maclarla karsilastirirsak siradan bir puan kaybiydi diyebiliriz, hatalar sonucu belirledi, mesela diger maclarin bazilarinda taktiksel sikintilar da vardi. Dun takimin 2-1'den sonra oyunu oldurmesi gerekiyordu. Denizli doneminde rakibin seviyesinin cok yuksek olmadigi maclari oldurebiliyorduk. Tabii hatalar yuzunden o zaman da puan kaybedildigi oldu, mesela ikinci yaridaki bir Kasimpasa maci ornek verilebilir, ama rakibin seviyesi bu kadar dusuk degildi sanki!

Bence gun gectikce Denizli'nin gecen sene ki performansinin aslinda kucumsenmemesi gerektigini goruyoruz. Bundan daha zayif bir kadro vardi, ozellikle hucum hattinda. Sampiyon kadroda Yusuf yerine Queresma geldi, Delgado yerine Guti; Aurelio, Fatih, Ersan, Cenk de alternatif oyuncular. Aslinda su an icin kaybedilmis birsey yok, duruma gore geride kalan maclardan 9-12 arasi bir puan toplarsak zirve yarisinin ceperinde olma sansimiz devam edebilir ama acikcasi pek umitli degilim.

Schuster'e gelirsek... Bence bu lige gore un, yag, seker var helva yapilmasi lazim, su ana kadar Schuster bunu yapmayi beceremedi. Kimi sebepleri olabilir. Birseyler yapilmaya calisiliyorsa ve sonuc alinamiyorsa da ben henuz gorebilmis degilim. Guti, Q7, Bobo olsa da bu takim ligi domine eder diyemiyorsun, Gencler macinin yas ortalamasi 30, bu macin 28.5. Rustu ve Guti olsa yine 30 olurdu. Suraya varmak istiyorum, 4 mac onemli ama cok da onemli sayilmaz, zaten yarisin neredeyse disinda kalinmis, tamamen kalinsa da fark etmez, madem buradaki futbolu begenmiyorsun, o zaman bize farkli birseyler goster! Bu takimda kimi genc oyuncular var, onlari gelistir, ortaya bir sablon koy. Mesela Kayseri'nin bir iki macina denk geldim, gercekten calisilmis birseyler oldugu gorunuyor, bizim takimin ne oynamaya calistigi ise tam olarak belli degil!

Schuster icin biraz iddiali davranip bana lokal bir teknik direktor izlenimi veriyor demistim. Mesela Van Gaal'i getirirsin, kendisi bir egiticidir, belki ilk yari 20 puan zor toplarsin, ama zaman icinde birseyler yerlestirmeyi basarir, VDB'nin de uzun sure altyapida calistigini dusunursek benzer bir egitici yani vardi, Tigana'nin oyuncu gelisimi konusundaki basarilari ortada. Bugun onun oynattigi Burak milli takima secilmis durumda, simdilerde keske 20 yasinda Gunes'in elinde olsaydi deniyor, ilginc! Serdar ve Delgado kazanimlari gitti, Bobo'yu da her an gonderebilirler. Schuster bir oyun sistemi yerlesirmeyi basarabilecek bir teknik adam mi, beklemek icin dogru tercih mi? Benim gorusum biraz negatif ama sans vermeden de goremeyiz. O yuzden son 4 mac, devre arasi transfer politikasi, hangi oyuncular grubuna sans verilecegi, ozellikle yaris disi kalirsak, bence kritik konular. 1 sene icinde karar verilebilir.

gürhannn dedi ki...

yanlış hatırlamıyorsam konya, gs ve bursa maçlarından alınacak 7 puanın iyi olacağını yazmıştınız. 7 puan alma şansı sürüyor ama pek umudum yok. Yazılarınızın da etkisiyle o iyimser hava bende de mevcuttu lakin sanırım siz de sezon başından beri takımda varolan ışığın söndüğünü düşünüyorsunuz. Bir sitedeki habere göre hoca Fatih Tekke'yi fiziki olarak hazır olmadığından oynatmadığını söylemiş. sakatlıktan çıkalı 1 hafta olan Nobre kadar da mı hazır değildi? Vaktiyle orta saha oynamış, Sergen'den sonra gördüğüm en teknik Türk futbolcu diyebileceğim (attığı müthiş ara paslar vardır örneğin) Fatih, Nobre'nin bu maçtaki pozisyonunda oynasa maçın adamı olmaz mıydı? Bu tarz uygulamaları hocaya olan itimadımızı yaralıyor. Mayısa kadar çok var demiş ancak benim ilk üç umudum bile kalmadı..

zenn dedi ki...

merhaba Noat Samisa..

Schuster'in Holosko ısrarının nedenini anlayamıyorum. kalitesi/oyun becerisi zaten üst düzey olmayan Holosko'yu bu formsuz döneminde üstündeki baskı/seyirci tepkisi bu kadar artmışken sürekli ilk 11'de oynatmak ve maç sonunda küfürlerle protesto edilmesine neden olmak nasıl bir mantıkla açıklanabilir, bilmiyorum. ayrıca Schuster'in kadro seçiminde performans-ödül/ceza değerlendirmesi yapmaması, A/A2 takımdan alternatifleri düşünmemesi de ciddi bir olumsuzluk bana göre.

"1960'ların futbolu" değerlendirmesi de, (doğru da olsa yanlış da olsa) maç sonu açıklamasında çok acemice üretilmiş bir bahane gibi görünüyor. Futbolda serbest piyasa dinamikleri geçerlidir kabaca.
bir sistem işe yaradığı sürece varolur, işe yaramadığında yokolur, yasaklarla düzenlemeler yapamazsınız. Konyaspor'un (60'ların futbolunu oynasın/oynamasın) lig tablosundaki durumu ortada. dün akşam Beşiktaş'la berabere kalarak amaçlarını gerçekleştirdiler. Beşiktaş'ın teknik direktörünün düşünmesi gereken; 2000'lerin futboluyla 1960'ların futbolunu nasıl yenemediği olmalı.

Schuster Türk futbolu üzerine analizlerini paylaşmak istiyorsa bunu maç öncesi/sonrası yerine, başka bir gün uzun uzun yapsa daha iyi olur.

alper dedi ki...

dün kü puan kaybı için söylenecek söz bulamıyor ve hemen hemen ilk kez schustere kızamıyorum bu puan kaybı için.maç sonu 60 lar fitbolu söylemi hariç.

ancak düşünmeden edemiyorum yine de.quaresma sakatlandığında ismail köybaşı veya onur tercihi yapılabilirmiydi erhan yerine diye.en azındna sağ bekimizi hücum oyuncusu yapmaya çalışmazdık kalan sürede.4-4-2 ye dönülebilirdi diye düşünüyorum.

ve yine düşünüyorum hiç süre vermediğimiz fink yerine delgado kalsaydı acaba takımda veya sövdüğümüz tello bile daha iyi olmazmıydı.

ve yine düşünüyorum porto maçında şans verdiği ali kuçik,kayseri deplasmanında şans verdiği onur,milli takımda oynayan köybaşı,stoper sakatlanırsa orelyo stopore geçince oyuna ancak dahil olan bir necip!!! acaba sarı melek genç oyuncu düşmanı mı.

ve yine düşünüyorum 2.golde kim kademe hatası yaptı acaba.toraman,hilbert,erhan ,ernst...kim..

yazık oluyor geçen zamana..schusterle geçen her güne..

B U Z G İ B İ G O L dedi ki...

Aurelio için "hücumda bu kadar etkili" olduğunu sana düşündüren nedir, çok merak ettim. O adamın forması bile terlemiyordur. Sorumluluk almayan, ayağına gelen topu ya yana yada gönderen futbolcuya iade eden bir yapıdaki futbolcuya Beşiktaş orta sahasının hiç ihtiyacı yok, tam tersine dinamik ve üretken bir blok olmalı o bölge. Ernst-Necip bu önerme için en ideali... naçizane

Noat Samisa dedi ki...

Ercan Abi,

Erhan ıslıklanmasın tamam da Erhan oynamasın işte. Hocaya laf edilmeyince iş başka yerlerden patlıyor stadyumda ve sahada.

Adele sakatlıklarında bir idman hatası olduğunu sanmıyorum. Beşiktaş bu sezon şimdiden 30 maça ulaştı, Quaresma son 3 yılda ancak o kadar maç oynamıştı zaten. Aurelio keza, bu temponun adamları değildiler. Normal karşılıyorum.


Bora Şahin,

Oyunu öldürmek, güzel söz. :) En doğrusu buydu galiba.

Kesinlikle. Bu takım kaybederek hiçbir şey kazanmıyor, derken mesele tam da buydu. Geleceğe bir şeyler taşınacaksa Aurelio'ya olmaz o iş. Hoca ısrarla 30 yaş üstü 11'ler kuruyor, biz de ''bu sene öğrensinler, seneye uçarız'' yalanıyla kendimizi kandırıyoruz ve sahadaki güven gün geçtikçe geri gidiyor.

Bir tek devre arası kaldı işte elde.


Gürhan,

7 hedefinin en kolay safhasında kredi bitti. Ne olursa olsun ASY zor deplasman, Bursa çok iyi deplasman takımı. Takımın bu iki maçta 2'de 2 yapması uzak ihtimal, üstelik sakatlar arttı.

Noat Samisa dedi ki...

Zenn,

Merhaba.

Hocanın kazanan takım ve sakatlar hariç TSL için bir kadro kıstası olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla kendisinin ne A2 ne de alternatif oyuncularla alakalı pek tutarlı tasarrufları olduğunu sanmıyorum. Halen güvendiği oyuncularda ısrarcı.

Evet, Konya ligin lideri olsa söylediği bi' nebze kabul edilebilir ama bu takım Kayseri'de, Trabzon'da taktiksel açıdan rakibine mağlup oldu. Konya ne yapsın, bu vasat kadroyla Beşiktaş'la aynı oyunu oynayıp 5 mi yesin? Ya da Schuster'in istediği gibi oynayan ligin en Avrupai futbol oynayan takımı olan Kasımpaşa'ya karşı 3 hafta önceki rezaleti hoca nasıl açıklıyor, bu da ayrı konu. Neresinden baksak elde kalacak bir açıklama.


Alper,

Şu şerhi de koyamıyoruz: Schuster yerine X gelirse daha iyi olur.

Şunu ise ben söylemekten çekinmiyorum. Bu takımın başında Tayfur Havutçu da olsa 13 maçta 6 galibiyet alırdı.

Bunlar Schuster'in değerinden hiçbir şey götürmüyor. İsteğimiz hocanın özverisi ve her puan kaybı sonrası ona-buna sallaması can sıkıcı. 5 ay oldu buraya geleli, biraz daha fazla maç izleseydi 60'ları ilk aylarında söylerdi herhalde.


Buzgibigol,

''Dün için Aurelio'nun hücumda ilk kez bu kadar etkin olmasının sebebi...''

yazmışım. Taktik bir farka ve bunun doğurduğu sonuca dikkat çektim. Konunun Necip'le alakası yok, bu başka bir tartışma. Rica ederim ki, yorum bölümüne karşıt bir görüş yazmadan evvel yazılanı okuyunuz. Buna hakkım olduğunu düşünüyorum.

Yine de teşekkürler.

Murtaza dedi ki...

Noat, Schuster'in oyuncuları farklı görevlerde kullanmasının (Quaresma-> Nobre, Nobre-> Tabata, Tabata->Holosko, Holosko->Quaresma) arkasındaki mantığı senin açıklayabileceğini umuyordum. Nobre'nin mücadele gücünü rakibin hücuma çıkışlarında kullanmak ve Quaresma'nın kanatlara deplase olarak savunmanın dengesini bozması gibi şeyler aklıma geliyor. Ama bunların getirdikleri götürdüklerinden kat kat az gibi... Bu konuda ne düşünüyorsun?

Noat Samisa dedi ki...

Murtaza,

Açıklamak pek kolay değil, daha çok günlük sorunlara çözümler yolu izlendi.

Sağ önde Hilbert vardı sezon başı, sağ bekte kanser olunca onu oraya çekip pek kullanılmayan Tabata'dan aykırı bir sağ kenar adamı yaptı hoca. Sonradan şablon değişti, ama Tabata'nın rolü pek değişmedi. Holosko'yu ısrarla solda oynatıyor, geçen maçta da oraya koymuştu ama Porto maçında sağdaydı mesela; garip. Quaresma'yı geçen hafta Bobo'nun yokluğunda en uçta denedi, zaten önceki 2 maçta takım santraforsuz oynuyordu. Nobre'yi ise santrafor olarak verimli bulmadı, geçen hafta kısa sürede forvet arkasında iş yapınca oraya koydu. Tamamen elde olanları kullanma ve kazanan takımı koruma fikri olduğunu düşünüyorum.

Tabata ikinci yarı orta sahaya geçince daha çok iş yaptı, 2. golde Quaresma sola kaçmıştı, sağdan da toplar taşıdı; zira onu Chelsea'ye Barça'ya götüren kenar adamı olarak becerileriydi. Nobre merkez rolünde idare etti, Holosko da rezil durumda olsa bile 10 üzerinden 1 lik oynamasını solda oluşu engelliyor. Dolayısıyla çok anlamlı açıklamaları yok, ama saçma da değil; hepsinin geçmişten gelen sebepleri vardı.

B U Z G İ B İ G O L dedi ki...

"hücumda ilk kez bu kadar etkin" ifadesinden ben şunu anlarım: Aurelio, geçmiş maçlara göre daha pozitif bir performans sergiledi... ben de bu analize nereden vardığını merak ettim. ben yazdıklarını okudum fakat görüyorum ki sen benim ne demek istediğimi anlamamışsın. çok net sorayım: Aurelio nasıl bir pozitif fark yarattı Konyaspor maçında, ki "hücumda ilk kez bu kadar etkin" konumuna kavuşuyor? zira kendisini yan pas, geri pas yaparken görebildim sadece... yoksa taktiksel fark ve doğurduğu sonuç açısından geçmiş maçlara kıyasla anlamlı bir getiri mevcut değil. Ayrıca Necip'in konuyla direkt bağlantısı da var, keza Aurelio tercihinin alternatif maliyeti Necip'tir ve vaz geçilen muhtemel katkı, o formasını bile terletmeyen adamdan çok çok daha fazladır.

Noat Samisa dedi ki...

Buzgibigol,

Aurelio'nun yarattığı fark kendi açısından geçmiş maçlarına kıyasla. Bunun da olumlu-olumsuz olduğu tartışılır; savunma önünde çakılı oynadığı ve bu şekilde faydalı olduğu maçların sayısı daha fazla.

Bu kanıya Beşiktaş kariyerinde -sanırım- ilk kez rakip kaleye gollük bir şu atmasından, bir ara topu sol kenarda taşımasından vardım. Farklı bir rolü vardı bu maçta, bunu belirttim. Bu role elbette Necip daha uygun, fakar başından beri bunu tartışmıyoruz. Hoca bir tercih yaptı, ben de görüneni yorumladım.

Necip'in sadece Konya maçında değil, önceki birkaç maçta da neden bu kadar az süre aldığını benim de anlayamadığım zamanlar oldu.

Övünç dedi ki...

Schuster'in , Trabzon ve Bursa ile ilgili açıklmalarını gene bir nebze makul buluyordum ama bu sefer gerçekten çok saçma laflar etmiş.Yani Real Madrid'e karşı İspanya'da herkes açık futbol mu oynuyordu merak ediyorum ?

Schuster'in bildiğim bildik tavrına destek hala veriyorum,benim bildiğim doğru futbol budurunu sahiplenmek kısa vadede olmasa da uzun vadede belki ülke futboluna etki etmesini,hep konuştuğumuz sıkıcı futboldan,zevksiz ligden kurtulunmasını umuyorum ama biliyorum ki olmayacak çünkü bu ülkenin dinamikleri böyle.Bütün dünyada doğru olan burda değil.

Sürekli Lucescu(Perez'li,FleurquiN'li GS haricinde çok zayıf bir takım çalıştırdığına inanmıyorum) antitezi ortaya atılıyor ama büyük bir takımın aradaki kalite farkını sahaya yansıtabilmesi gerek.Büyük takımda oynayan futbolcu 3 hamlede top kontol etmemeli.Üstüste 3 topu rakibe atmamalı,artık rakibin içinden geçerek çalım atılamayacağını bilmeli,30 bin kişinin önüne çıkınca ayakları titrememeli.Görüyoruz işte 2 senedir bel bağladığımız Tello Eskişehir'de yedek oturuyor,keza Tabata,Nobre,Erhan gibi oyuncular ne yetenek ne sistem açısından aldıkları paranın hakkını ,bu kalite farkını sahaya yansıtabilecek adamlar değiller doğruya doğru.

Sadece daha fazla Erhan'lar transfer etmememiz,kadro kalitemizin yavaş yavaşta olsa artması ve bir stabilite sağlaması için kredi verebilirim Schuster'e.Hocam burda Erhan'ı,Delgado'yu yem etmez isek daha çok uğraışırız bu adamlarla Denizli'nin bana bunlar yeter mantalitesiyle gider 8 tane yer geliriz ondan sonra ... Sözleşmesi biten Selçuklar,Ceyhunlar,Orhan Şamlar'a verelim o parayı en azından ...

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Ben ülkemizdeki futbolu sıkıcı bulmuyorum. Pek çok maç ortadaki kalite kıyasına göre eğlenceli geçiyor, tabii bu kişisel bir görüş. Ama şunun bir gerçek olduğuna eminim. Tüm dünyada başka, bizde başka futbol oynanıyor diye bir şey yok. Her ülkenin farklılıkları var, bunlar ne olumsuz, ne de olumlu. Aşağıda Yüzyıl Buhranı başlıklı yazının yorum bölümününde İngiltere için bir yapılmış bir tartışma var, tavsiye ederim.

Ülke futbolunun dünya futbolundaki yerinin, ülkenin dünya siyasetindeki yerine koyun. İstisnalar içinse spor politikasına bakabilirsiniz. Mesela benim yaşadığı yere en yakın ortak kullanılabilir futbol sahası 5 km ötede. Uruguay, İspanya, Avusturya vs. farkı belirleyen etkenler ortadadır. Derwall ile 20'den 70'e çıktı ülke futbolu, ederini buldu. Bundan sonra ancak ülkeyle kalkınabilir.

Schuster'in dimağlara etki edeceği en başından beri hayal tacriliğiydi. Mevzubahis kadro kalitesi ise bu takım Tello'yla şampiyon oldu, net şekilde ortada. Farka Europa League örnek gösteriliyor, daha 4 maç oynadık yahu. Onun yerine 13 maç 21 puanı koyabiliriz masaya.

Schuster'den yalnızca başarı bekleniyor, kendisi de bundan fazlasını yapmaz zaten ki kadronun yaş ortamalası 30'a yakın. Kime ne öğretiliecek ki? Bu takım kaybettikçe hiçbir şey kazanmıyor, seneye de bir şey kazanamaz kaybederek. Elinde bir tek devre arası var, ne olacak ben de merak ediyorum ama kendisinden tek isteğim biraz özveriyle takımı yeniden kazanma yoluna sokması. Her şeyden şikayet ederek ancak popülizm yapıyor, kusura bakmasın.

Övünç dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum.Süper tespitlerin var yine .Bu saatten sonra ülke futbolunun gelişimi ülkeyle paralel olacaktır.

Ama ben özellikle bazı noktalardaki kalitesizliğin değişmesini istiyorum.Abi Sercan'ın ederi 500 binse Bursa 500 veriyor.Umut 750 ise 750 alıyor ama bizde 34'lük Veysel'den hallice Nobre 2m € alıyor.300 bin TL'lik İskender Alın'ın oynadığının 4'te biri top oynamayan Nihat 3.5m € alınca bizde 13 maçta 21 puan alıyoruz doğal olarak zira ederimiz Kayseri kadar ama ödediğimiz Kayseri'nin 15 katı kadar.Toplam 5.5m € sadece 2 adamın maaşlarından bahsediyoruz ki aynı paraya Selçuk+Volkan Şen + Eren Güngör + Hurşut Meriç + Hasan Ali + Serdar Kesimal gibi adamların maaşları ödenip üstüne 2.5 m € cepte kalıyor ... Pek çok dinamik var bu adamlar bu paraya burda oynamayabilir bu adamların bonservisleri var,bu adamlara burda sabredip gelişmelerini bekleyemeyiz gibi ama bu parayı Nobre'ye vereceğime 3. ligden 120 tane futbolcu alırım bir tanesi G. Gönül gibi çıksa kardır hocam ... Demem o ki bu takımı 5m €'ya kurarsın eywallah derim,bu takımın 30 m €'ya kurarsın harbiden iyi kadron olur hoca verimsizdir yine eywallah derim ama,30 m € verip 5m 'luk bile verim alamayıp üstüne üstlük yaşlı adamlara ölü yatırım yaparsan bu noktada öncelik teknik direktörün değildir bence.

Gelelim Schuster mevzusuna. Yani şu açıklamayı bugün yapmış olması bile ligi hiç izlemediğinin hiç bilgi sahibi olmadığının %100 delilidir bence.Daha önceki yazılarında bu tespitinin biraz havada kaldığını düşünüyordum zira gerçekten sakatlıktan etkilendiğimiz ,başta koparabileceğimiz maçlarda komik goller kaçırıp, abuk goller yiyip amatör hatalarla kaybettiğimiz için öz güven problemi olduğunu,rotasyon piskolojisinin sıkıntı yarattığını düşünüyordum ama bu söylemlerden sonra sana daha fazla hak veriyorum kesinlikle .

Takım kaybederek bir yere varmaz diyorsun kesinlikle haklısın ,Alex Ferguson'ın ilk senelerinde oturtmaya çalıştığı sistem gibi bir uygulaması yok yada Wenger gibi eldeki kadrodan verim alıp sonraki jenerasyonu yetiştirme çabası yok.Doğru bildiği ile günü kurtarma çabası var ama yine söylediğin gibi bence devre arası gelecek için bize epeyce ipucu verecek .

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Geçen sene bu zamanlar tek derdimiz yönetimdi. Uzak zaman değil, herkes hatırlar.

Peki ne oldu? Murat Aksu gelirse, Beşiktaş'a cemaatçilik hakim olur falan diye muhalefet yapan adam vardı. Beşiktaş'ın Demirören'le kimin boyunduruğuna girdiğine bakılmadı. Ne oldu, dinazorların kulübü Beşiktaş'ta gelenek hakim oldu.

Ben de bundan sonra kendime bir konum belirledim. Zira bu diyardan gitmek gerekirdi aksi halde. Sadece ama sadece sahadaki Beşiktaş'a bakar oldum, daha önce her hafta kovaladığım amatör branşları terk ettim. Elimde şu an sadece ama sadece yerellik kaynaklı bir Beşiktaşlı olma durumu ve futbol sevgisi var. Gerçekten sıklıkla gerisiyle hiç ama hiç ilgilenmiyorum. Dolayısıyla yönetim konusunda artık bir cümle dahi kurmak istemiyorum. Tamam iğrenç insanlar, hepsinden nefret ediyorum.

Yönetimler bu denli kepaze iken bu ülkede hiçbir hoca başarısız sayılamaz, evet; ama şu noktada birilerinin başarılı olmasının yolu da hocaların özverisinden geçiyor. Bursa'daki ortam rahat, keza Kayseri; hatta bir süredir Trabzon. İstanbul'da ise müthiş bir baskı ve kepaze yönetimler var; ama bunun değişmesi imkansız. Ülke değişirse belki ki, zaten bu iş tüm dünyada böyle. Aslolan sahada olan biten, yoksa futbol rezil bir oyun.

Ferguson başa geldiğinde kendisinden büyük beklenti yoktu, Man Utd ülke futbolunu domine etmiyordu. Wenger ise ilk sezonun 8 yıllık şampiyonluk hasretine son vermiştir. Kimse kimseye zorla sabretmez, bu doğru değil.

Elde bir tek devre arası kaldı şu anda, ben ondan da umutsuz olsam da bekliyoruz işte.

RuFF dedi ki...

Nasıl bir kafa ile, nasıl bir düşünce yapısı ile Quaresma forvete Tabata sağ açığa ve Nobre ortasahanın ortasında oyuna başlanır ?
Düşünüyorum düşünüyorum çıldırasım geliyor gerçekten.Quaresma sakatlanıp zorunlu yer değişimleri olmasa biz ikinci yarıda o kadar pozisyon bulamazdık.
GS maçında bu oyun anlayışı ile 4lük 5lik olursak şaşıran olacak mı acaba..