Porto'da Schuster ve Holosko Etkisi

Herkes bilir, daha önce çok kereler söylendiği üzere futbol, basit bir oyundur. Genel olarak bu sözün en vurucu şekilde Johan Cruyff tarafından söylendiğini sanılır, fakat bu doğru değildir. Bu sözü 1990 DK'nın ardından kinayeli bir tonda, ''Futbol basit bir oyundur. 22 kişi 90 dakika boyunca bir topun peşinde koşar ve sonunda Alman'lar kazanır.'' İngiliz futbolcu Gary Lineker söylemiştir. Futbola dair söylenmiş en bilinen aforizmanın Alman'ların ''turnuva takımı'' olmalarına yapılmış vurgudan çok daha önde gelen bir anlamı vardı. Yarı final oynayan İngiltere ulusal takımına ve hocaya evvelinde yoğun şekilde eleştiri yapılıyordu, odak noktası Bobby Robson'ın dışarıdan ithal ettiği oyun şablonuydu. Gerçek şu ki, mağlubiyet sonrası içerisinde üçlü savunmayı içere yeni düzen günah keçisi ilan edilmiştir. Lineker de bu sözüyle aslında tartışmaların afakiliğine vurgu yapmıştı. Zira İngiliz'lerin Alman'lara sürekli kaybetmesine neden olan sebepler serisi çok daha derin bir tartışmayı gerektirir.

Johan Cruyff ise kendi futbol fikrini açıklamak üzere ''Basit futbol, en güzel olandır. Zor olan ise futbolu basit oynamaktır.'' demişti. Bu sözdeki basitlik daha çok saflık ve sadelik içeren bir basitlik. Hedef gösterilen şey, yeteneği ve temel bilgiyi en üste koyan, ''kontrol, pas, boş alana koşu, kontrol, pas...'' döngüsü olarak özetlenebilecek, beşe iki idmanı tadında, komple paylaşımcı bir oyun ideali. Öte yandan ülkemiz futbolunun yarışmacı alanda kendini göstermesini sağlayan büyük hoca Jupp Derwall'in yazdığı kitabın adının ''Futbol Basit Bir Oyun Değildir'' olması ve Gary Lineker'e cevap verircesine yazılmış olması da bir başka veri. Sanırım futbolu herkesin konuşabilmesi kadar kolay olan, kitapçı raflarında bulunabilecek olan bu kitabı ve Cruyff'un gerçekte ne dediğini bilmeden bu oyuna ''basit'' etiketi yapıştırmaktır.

İçsel şekilde herkesin bildiği bir oyun, futbol? Belki başlarda öyleydi, senin-benim sokakta oynadığımız oyun halen basit; ama yukarılara çıkıldığında ortada bugünü şekillendiren bir tarih var. Futbol güçlü bir geçmişe sahip, bilişsel bir oyun. Algınız açık olduğunda sıklıkla sahadaki geleneği, farkları ve skoru belirleyen etkenleri görebiliyorsunuz. Ama ''taktik'' sözcüğü ülkemiz futbolunda zayıflığın diğer adı olarak nam salmıştır. Güçlü takımlar oynarlar, diğerleri ise onları bozmak için ''x taktiği'' uygularlar. Büyük bütçeli kulüpler zirvede olmadığında ligin sertliğinden yakınılır, çünkü ''yıldırma taktiği'' uygulanmıştır. Bu husus, sanki yeni bir şeymiş gibi belli dönemlerde sürekli gündeme getirilir; ama bir süre sonra manşetlerden düşer. Rakibin gücüne, güçlü yanlarına göre futbol oynamak da acizliğin eş anlamıdır, ''büyüklük'' kavgası buna izin vermez. Tıpkı zamanla gelişime ve değişime daha açık olan ülkelerce alt edilen İngiltere'de olduğu gibi sahadaki futbolu oynayan ve belirleyen esas aktörler, Türkiye'de de sahadaki futbolu şekillendirmeye çalışan kalem erbablarından daha iyi durumda. Sahadakiler futbolun dilini, televizyonda konuşulan ve gazetelerde yazılanlardan çok daha fazla kelimeyle konuşuyorlar. Bernd Schuster'in Porto deplasmanındaki Beşiktaş'ı da böyleydi.

Maça başlayan kadroda savunma hattı belliydi. Orta üçlüde ise Guti sağdaki, Ernst ise soldaki bölgeyi almıştı. Hücum hattına geldiğimizde ise işler karıştı. Tabata forvet arkası oyuncusuydu, geçmişte sağ kenarda ve orta üçlüde oynamıştı. Nihat ise en güzel zamanlarını ikinci forvet olarak geçirmişti. Beşiktaş kariyerinde ise sık sık ileri üçlünün sağında oynamıştı. Bobo'ysa ideal tarzda bir tek santrafor oyuncusuydu. Kadro açıklandığında bu üçlüye uygun birer rol bulamamıştım, ileri üçlü takımın A planı olan 4.3.3'e de, B planı olan 4.1.3.2'ye de uymuyordu. Zaten esas önemli olan da bu değildi.

Beşli Orta Saha

Bu görüntüyü (aynı tarz oyuncularla) maç boyu gördüğümüz bir tek maç vardı, o da yine bir Porto maçıydı. İnönü'de 4-3-1-2 dizilişinde Nobre, Nihat ve Bobo'dan oluşan hücum üçlüsü, maç boyu değişken oynayarak top rakibe geçtiğinde beşli bir orta saha oluşturmuşlardı. Daha önce baklava orta saha - çift santraforlu şablonun uygulandığı maçlarda ise santraforlar rakip bekleri değil, stoperleri kontrol etmişlerdi. Bu fark, futbolun yakın dönemde yaşadığı değişimin en kolay fark edilebilen belirleyicilerinden biri olabilir.

Farkı daha net anlamak için içerideki içerideki Manisaspor maçına ve Kayseri deplasmanına bakılabilir. Henüz bahsi geçen bu maçlar oynanmadan bu sayfaya yazılan Schuster'den 4.3.1.2 - A Planı Olur Mu? başlıklı yazının sonuç bölümünde ''Özetle, özel bir takım ve idman programı isteyen bu şablonun takımın B planı olarak kalmasında fayda var. Maç içinde geçişler yapılabilir, yine Quaresma ve Guti'ye alternatif olarak kullanılabilir. Fakat hedef maçlarda uygulanabilirliği sınırlı.'' demişim. Skorlar ve hoca hala bu önermeyi yalanlamadı. Takım her iki Porto maçını da savunmada ise beşli orta sahayı barındıran, rakip stoperleri serbest bırakıp, rakip bekleri sınırlandırmayı amaçlayan bir kurguyla oynadı.
Hedef Adam'sız Oyun

Bobo bir santrafor elbette, ama perşembe akşamki rolü bu değildi. Top Beşiktaş'tayken, ters kenarın adamı -ve devre boyu kanat değiştirdikleri- Nihat'a yaklaşıyordu. İlk yarı aldığı pek çok topu olumlu kullanamadı, bunda sahip olduğu görevinde nispeten ağır oluşu da etkili olmuş olabilir. Önde kazanılan toplarda kenardan çapraz koşular yapan uzak oyuncu olarak sürekli eşleşme problemeri yarattı. Guti, Tabata ve Ernst ile merkezden çeşitlendirilen oyunda iki demarke oyuncu, ataklarda duvar olup oyunu kenarlara genişletmek yerine kenarlardan içeriye kat ederek etkili olmaya çalıştılar. (Maç başı Nihat'ın ara pasına Bobo koşusu, ilk devre boyunca görülen hücum planlarına çok güzel bir örnek.)

Orta Saha Önü Liberosu Tabata

Maçtan alınmış karede de görüleceği üzere Tabata, sık sık takımın en uçtaki oyuncusu gibi göründü. Üçlü orta saha önündeki çapa gibiydi adeta. Hücumda ise iki kenardaki oyuncuları çapraz koşularda topla buluşturmak üzere Porto orta sahasıyla savunma hattı arasındaki bölgede oynuyordu, fakat hem formu, hem de yetenek düzeyi kendisine verilen görevi iyi yapmasına imkan vermiyordu. Penaltı pozisyonunda da öne çıkan stopere baskıyı savsaklayınca devre arası kenara geldi ve yenik durumdaki Beşiktaş'ın hücum planları değişti.

Holosko Etkisi

Tabata - Holosko değişikliğiyle birlikte takımın hücum planları kendiliğinde değişti. Kötü oyununa alışkın olduğumuz Holosko, uzun zamandır görülmedik şekilde oyunun akışına katkı yaptı. Üstelik, takımın hızını artıran ve çok adamla hücum etmesine imkan sağlayan bir hedef adam olarak. Bu sezon pek fırsat bulamadığı sağ kenarda, doğrudan Alvaro Perreira'nın üzerinden oynadı. Geri gelerek aldığı toplarda eşleşme problemleri yaratarak Hilbert'e alanlar açtı. Bu aktivite oyun 11'e 11 devam ederken başlamış, Hilbert sık sık rakip ceza sahası sınırına gelir olmuştu.

Hilbert ikinci devre sağ kenardan birçok orta yaptı. Bunların hemen hemen hepsi tehlikeli oldu, nitekim sahada halen bir merkez forvet yoktu. Şöyle ki, Bobo sağ bek Fucile'yle eşleşerek sağdan geliştirilen ataklarda uzak oyuncu olarak arka direk koşuları yaparken, Nihat da bir başka demarke vaziyetteki oyuncu olarak ön direğe koştu. Stoperler Rolando ve Otamendi, bu anlarda epey zorlandılar.

Tabata'nın yapamadığını Holosko yapmış, topa rakip savunma ile rakip orta saha arasında sahip olmuş ve topu olumlu kullanmış, aynı zamanda taşıdığı toplarla oyunu hızlandırmıştı. Takımın ikinci yarıdaki hücum etkinliğiyle ilk yarıdaki arasında epey fark vardı. Bunun tabelaya yansıması ise kırmızı kart sonrası -CRodriguez'in boşlattığı bölgede- sağında iki boş adam varken benim ''vurmaaa'' telkinimi duymayarak müthiş bir gol atan Nihat sayesinde oldu.

Aurelio, Necip ve Erhan Değişiklikleri


Takım sayıca eksilince savunma önünde stoper işini yapan Aurelio, geri çekildi. Sahada görülen ışığında ikinci alternatif de Aurelio üzerindendi, ön alandan herhangi birinin çıkması takımın yerleşimini bozarak rakibe gereksiz alan açabilirdi. Aurelio - Zapo değişikliği yerine Aurelio'nun kendisi tercih edildi.

İkinci yarıda Holosko hücumda - savunmada değişmeksizin sağ kenarın adamı olunca ve sağ kanadın hücum aktivitesi arttıkça Bobo ortaya yanaşmaya başladı. Zaman ilerledikçe çok efor sarfedip güçten düşmüştü. Schuster son bölümde Bobo'yu çıkarıp, sol kenara Necip'i koydu. 10 kişilik takımda Necip orta sahaya yapılmış bir ekleme gibi görünse de son bölümde Fucile ile yaptığı amansız mücadeleler onun ne amaçla sahaya sürüldüğünün en net kanıtıydı.

Son değişiklik ise yorulan Nihat'ı kenara alıp, Hilbert'le onun boşluğunu doldurarak yerleşimi ve dinamizmi birlikte koruma amaçlıydı.

Sonuç: Tünelin Ucunda Işık Göründü


Beşiktaş Quaresma'yla çok çeşitli, ağırlığın kanatlar olduğu ve aynı zamanda beklerin de doğrudan oyuna katılabildiği, hücumcu ve dengeli bir oyun oynuyordu; biz de bunu her seferinde tekrar etmemek için özetle ''proaktif 4.3.3'' diyorduk. Quaresma'nın sakatlığında ise oyunun merkeze sıkıştırıldığı, kenarların tek oyuncuyla kontrol edildiği, hücumda etkin fakat savunmada nispeten daha fazla zaaf taşıyan bir oyun oynadı, biz de buna özetle ''4.3.1.2'' dedik. Futbol yazınında şablonların anlamı budur. Uygulamada ise gerçek olan tek şey roldür ve bu rollerin birleşmesinden bir takım benzer yapılar oluşur. Birbirine yakın rollere sahip çift merkez orta saha oyuncusu, savunma tandemi, santrafor-uzak forvet kombinasyonu gibi yapılar istisna olarak belirtilmedikçe geleneksel şablonların içerisinde bulunurlar. Sayılar bu rollerin toplamını, ondan da önde sahada kimin nerede oyandığı belirler. Bir maçın başlama düdüğü çaldığı anda sahada kimin nerede oynadığından daha kesin ve üzerine konuşulacak hiçbir şey yoktur. Sistem ise bambaşka bir şey, stil ile formasyonun zamanla ortaya çıkmış bileşimidir.

Beşiktaş'ın Porto karşısında herhangi bir kalıba girmeyen bir takım ve çarpıcı bir maç planı vardı. Schuster, maç boyu Porto'nun kenarlardan etkili olmasına izin vermemek üzerine bir oyun kurgulamıştı. Orta sahada da üç oyuncuyla dirençli bir birliktelik kurulunca Porto'nun hücum planları, kendi yarı alanlarındaki atıl bölgeden çıkacak olan uzun toplara kaldı. Penaltıyı da bu şekilde kazandılar. Skoru bulmuş olmanın verdiği rahatlıkla oyunlarını değiştirmeye gerek duymadılar, fakat kırmızı kartın hemen akabinde gol yemiş olmaları maçın kontrolünün ellerinden kaçmasına sebep oldu.

Maç Europa League için üst düzey bir taktik mücadele olsa da elbette skoru belirleyen kırılma anları vardı. Bobo'nun zekice düşündüğü aşırtma vuruş, Fucile'nin son anda bozduğu bir başka Bobo pozisyonu ve tabii ki Ersan'ın çizgiden çıkardığı gol vuruşu. Bir güzel düşünce ve bir ekstra çaba. ama şunları ortaya koymak gerek: O pozisyonda Bobo değil de bir başkası olsa dener miydi, denese bile isabet sağlayabilir miydi? Ya da Ersan sol ayaklı değil de sağ ayaklı olsaydı, sağa yakın yapılan ve sola yönlenen bu topu çıkarabilir miydi? Varsayımlar üzerine çok şey söylenebilir, fakat futbolda doğru yolun muğlaklığı varsayımları olduğunda daha gereksiz kılıyor. (Olan-bitene bakmak ve ayrıntılardan keyif almak benim tercihim. Tavsiye ederim.)

İkinci yarı yapılan Holosko hamlesi ve Holosko'nun oyuna yaptığı katkı etkileyiciydi. Benzer işleri hem Real Madrid'de, hem de Fransa ulusal takımında Karim Benzema sağ kenarda yapmakta. Schuster bu anlamda oyuna doğrudan etki etti. Ayrıca merkeze bir hedef adam koymadan, ilk yarıdaki gibi santraforsuz, tümden demarke oyuncularla (markajı stoperlerden arındırılmış) atak yapmak, -bırakalım Beşiktaş'ı- dünya futbolunda nadir görülen bir yapı. (Basitçe, bir 4-6-0 yorumu sayılabilir.) Hem bununla, hem de sonradan bu planı bir başka trend plana döndürmüş olmasıyla maça imzasını attı. Rakibi yavaşlattı, fakat savunma dörtlüsünün kurgusal zaafı ile stoper ikilisinin yetersizliğine çözüm üretilemedi. Ersan'ın ikinci yarı ortaya koyduğu oyun iyiydi, bunda devrenin büyük bölümünde İbrahim Toraman'ın sahada olmamasının etkisi var mıdır acaba?

Kısa bir özetle geldiğimiz noktayı belirleyelim. Delgado-Ernst orta sahasıyla Viktoria Plzen dersi, fakat ancak ikinci kura geçildiğinde (İBBSpor) terkedilen yanlış kurgu ve Necip takıma girdi. Holosko ve Nihat'ın Quaresma'nın ters kenarının uzak forveti olmak için tarz yönüyle uygun olmaları, ama formlarının berbat oluşu Hilbert'i sağ öne taşıdı. Sağ bekteki kanser, Hilbert'i geri çekerken Tabata'yı takıma soktu. Tabata-Hilbert işbirliği, sezon başından bu yana takımın sağ kanadının gördüğü en iyi bileşim oldu. Hilbert, Quaresma yokken kenar adamı işini iyi yapamadı, hücum bölgesindeki alternatifler arasından çıktı ve Quaresma'sızlıkta baklava orta saha - çift santrafor asli yol olarak belirlendi. Sakatlıkların bol olduğu süreçte bolca mağlubiyet alındı. Kenar adamlarının eksikliğine ve verimsizliğine Porto deplasmanındaki çözüm bulundu, ama Holosko'nun performansı bizi üç ay önceki noktaya geri döndürebilir. Quaresma geri dönüyor ve Holosko kıpırdandı, Nihat da patladı. Şablonu 4-3-3 ile 4-2-3-1 arasında git-gel'lere zorlayan en önemli problem olan ''sağ kenarın uzak forveti'' biraz kıpırdanmayla takımı ideale yaklaştırabilir. Stoper mevkisine doğru takviye yapılırsa eğer, takımın şu devre arası öncesi süreçte yakalaması muhtemel ivmeyi ikinci devrede de sürdürmesi için büyük bir engel görülmüyor.

Kasımpaşa geçen hafta son 2 aydır oynadığı en derli toplu oyunu oynadı. Yılmaz Hoca takımı biraz daha dengeli şekilde kurgulamaya başladı, artık oyun akışında çok kolay gol yemiyorlar. En azından maç başında dirençli olacakları kesin. Schuster'le ilgili en büyük eleştiri başlığı olan ''ligi ve rakipleri tanımaya yeterince mesai harcamama'' halen geçerli, fakat takımın ideal kadrosuna ve oyun formasyonuna yaklaşmış olması Porto maçındaki dik duruşla birleşince bu Beşiktaş'tan bolca umut fışkırıyor.

Bilinmez olan şu ki, futbola böyle şeyler hep olur...

Porto 1-1 Beşiktaş
Noat Samisa

07.11.2010

11 yorum:

BJK4EVER dedi ki...

Hocam ellerine saglik, dokturmussun yine. Ama ben ozellikle bir noktada takildim:

Holosko ve Nihat'ın Quaresma'nın ters kenarının uzak forveti olmak için tarz yönüyle uygun olmaları

Bunu neye dayandiriyorsun acaba? Nihat ve Holosko ikisi de en iyi donemlerini senin de dedigin gibi 2. forvet olarak gecirdi. Uzak forvet rolu icin ise bence Nihat'in surati ve driplingi yetersiz, Holosko'nun ise teknigi ve bitiriciligi yetersiz. Uzak forvet oyunculari biraz versatile olmali Henry, Podolski ve Anelka gibi, ben o tarzi pek goremiyorum bizimkilerde.

Hos, bu kadroda yine ideali simdilik onlar, orada hemfikirim, ama bence devre arasinda olmasa bile gelecek sene buraya kesin saglam bir transfer sart.

Ha, mesela 4-2-3-1'e gecip Guti'yi one atmak da bir fikir olabilir, klasik cift kanatli 4-4-2'ye gecip Guti'yi Tottenham'da Modric'in kullanildigi gibi kullanmak ve forvette Bobo-Nihat ikilisini yapmak vs olabilir orasini bilemem.

Ama 4-3-3'te kesinlikle transfer sart, sonucta oyunun agirligi o 2 oyuncunun uzerine yikiliyor ve o yuku Nihat ve Holosko kaldiramiyor.

tabatas dedi ki...

aurelio-ernst-necip önlerinde guti 4-3-1-2'nin en iyi 3-1 versiyonu bence.

tolga dedi ki...

müthiş

bora dedi ki...

Bence Kayseri macinda da buna benzer bir sablon vardi. Zaten ilk Porto macinin hemen ertesi degil miydi? Nobre yerine Onur vardi. Orta sahada da Fink; Ernst-Necip. Sanirim mac sonu yazinin yorumlar bolumunde bahsetmistim.

Ilk Porto macinda da bu duzen is yapmis fakat savunma oyuncularinin hatalarina toslamistik. Porto ikinci macinda da Holosko bu duzene bir hayat vermeyi basardi. Tabata ve Onur'la sikinti yasadik, ozellikle Kayseri macinda bir de kanattan cok fazla oyuncu kacirmistik.

Noat Samisa dedi ki...

BJK4EVER,

Holosko bu işi şampiyonluk sezonunda layığıyla yapmıştı, en önemli referans burası. Nihat da ikinci forvet olarak birtakım yeterlilikleri sağlıyor. İdeal olduklarını söyleyemeyiz elbette, ama bireysel performanslarını yukarı çektiklerinde takımı 1 seviye yukarı çıkaracak bu işi yapabileceklerini düşünüyorum.

4-2-3-1 ise bence de en ideal olandır, Real Madrid tarzı bir yapı düşünülebilir.


Tabatas,

Evet, Ankaragücü maçının ikinci yarısı hariç hiç denenmemesine rağmen bu yapı da opsiyonlar arasında.


Bora,

Kayserispor maçıyla iki Porto maçı arasındaki fark, top rakipteyken bu denli net şekilde beşli orta saha kurulmamasıydı. Çok kez kenarlarda 2'ye 1'ler oluşmuştu fakat özellikle 2. maçta Porto kenarlardan neredeyse hiç gelemedi.

Ben bunu önemli görüyorum, ayrıca hiç merkez oyuncu kullanılmaması da bu maça özgü net bir farklılıktı. Ben epey etkileyici olduğunu düşünüyorum.

BJK4EVER dedi ki...

Hoca sanirim Guti'yi onde kullanmak istemiyor, buyuk ihtimalle bu oyun kalitesine ve topla oynama oranimiza kotu yansayacak diye dusunuyor, ki kendi acisindan da hakli.

Ama bir gercek var ki Guti'yi bu sekilde 100% efektik olarak kullanamiyoruz, bunu ozellikle Lucescu iyi yapardi, topla arasi iyi olan oyunculari rakip kaleye yakin oynatip istatistiksel verim alirdi.

Ki Guti Pirlo tarzi bir adam da degil, ayagina hakim, ama cok kolay rakip eksiltebilen (zaman zaman gosteriyor) ve gol noktalarinda etkili de olan bir oyuncu, Real'de forvet oynamisligi da vardir. Oldurucu ara paslarinin rakip kaleye yakin olunca daha da oldurucu olacagindan bahsetmedim bile.

Ki bizdeki onde oynayan bazi oyuncularin yeteneksizligine bakarsak bence de dusunulebilir birsey, Guti'nin playmaker rolunu de Ernst ustlenebilir aslinda.

bora dedi ki...

Noat,

Kayseri macinda da net olarak bir merkez oyuncu yoktu. O pozisyonu Onur isgal ediyordu. Bir bakiyorsun en ondeki oyuncu, bir bakiyorsun savunmadan top almaya gelmis. Hatirlarsan onde yine Bobo ve Nihat vardi, degisen tek oyuncu Tabata yerine Onur'du. Bobo ve Nihat surekli kenarlara dogru aciliyorlardi.

Haklisin 2'ye 1'ler oldu, bence defansif olarak Bobo ve Nihat gorevlerini o macta tam yapamadilar ama taktiksel olarak Schuster'in benzer bir plani oldugunu dusunuyorum. 4.3.1.2'nin klasik forvetlerinden belirgin sekilde daha fazla kenarlara acildilar. O macin sablonu B plani degildi. B plani Manisa ve Antalya maclarinda cok belirgindi.

Bir de Kayseri o macta savunmayi cok derine kurmustu, biraz tuzak oldu, oyuncular ice kat ettikten sonra tekrar eski pozisyonlarini almadilar, defansif olarak gorevlerini yapamadilar derken bunu kast ettim, oyuncularin rakibe gore oynamasi diyelim. Ayrica Kesimal Bobo'yu bayagi sinirladi. Dedigin gibi bu tip bir pozisyon icin biraz agir kaliyor.

Etkileyicilik konusunda ayni sekilde dusunuyorum, hatta Cartalete'nin bloga ilk Porto macindan sonra soyle yazmisim: "Bence bizim takim ikinci golu yiyene kadar bu kadro ile Porto'ya karsi oynanabilecek defansif olmayan en iyi oyunu oynadi. Taktik sahaserdi diye dusunuyorum :)"

Noat Samisa dedi ki...

BJK4EVER,

Ön alanda Quaresma ve Bobo oldukça, bir de bunların yanına asgariyi veren bir üçüncü olursa, Guti'nin mevcut rolünün en iyisi olduğunu düşünüyorum. Tabii sakatlık durumlarında çeşitli değişiklikler yapılmalı, Guti'yi kaleye yaklaştırmak o vakit akla gelecek iyi bir çözüm diye düşünüyorum.


Bora,

Ezberim hiçbir zaman iyi olmadı, ama görsel hafızama güvenirim. :)

Ben de futbolu öğrenmeye çalışıyorum sonuçta, dünyanın her yerinde maçlar izliyor, değişik şeyler görüyorum. Buraya yazma motivasyonumun esas dayanağı da bu. İlgimi çeken ne varsa Türkçe, İngilizce ve Fransızca okumaya çalışıyor, sürekli yeni kitaplar edinmeye gayret ediyorum. Yani yanlış görmüş ya da yorumlamış olabilirim elbette. Fakat az önce Kayserispor maçının özetine baktım, orada üç adet kenar atağı var Kayserispor'un. Hiçbirinde kadrajda Nihat ve Bobo yok. Elbette maç içinde beklerin markajını aldıkları oldu, Onur'la Nihat sürekli değişti, Bobo zaman zaman sola geçti; ama rakip oyun kurarken Porto benzeri bir 5'li hat çok ama çok nadir olmuştur.

Şunu koyalım ortaya öyleyse. Porto deplasmanında kenarları takım harika kapattı, hücumda ise asla merkezde bir hedef adam kullanmadı. Burada radikal bir fikirden bahsetmeliyiz. Sırasıyla Kayseri, Manisa ve Antalya maçlarında ise takım adım adım hem hücumda hem de savunmada 4-3-1-2'ye yaklaştı.

Burada önemli farklar var elbette, kenar savunması pek önemli bir konu. Porto deplasmanıyla birlikte takımın bundan böyle kolay kolay 4-3-3 yolundan sapmayacağını düşünüyorum.

Övünç dedi ki...

Noat

Detay seviyesi yüksek bir analiz yapmış ilginç teşhislerde bulunmuşsun.Eline sağlık.

Açıkçası ben Holosko ve Nihat'ın istikrarlı bir şekilde faydalı olacaklarına inanmıyorum.Daha önce ekşibeşiktaş'a da yazmıştım en çok eleştirildikleri zamanda.

Holosko iyi bir futbolcu ama kesinlikle büyük takım futbolcusu değil.Zira boş alan seven,panik atak bir adam ve boş alanı özellikle Türkiye Liginde sadece 3-4 maçta bulabilir zira dar alanda çabuk hızlanamaması hem çok top kaybı yapamsına hemde moralinin bozulmasına neden oluyor.Koyun bugün Manisa'da Simpson'un yerine aynı sayıda golü rahatlıkla atacaktır çünkü stiline uygun bir yapı var orda . Saviola - Riquelme'ye benzetiyorum onu.

Nihat'ın kesinlikle futbol dışı bir problemi var inşallah bu maç o problemlerin çözüldüğünün işaretidir.Zira yerli rotasyonumuzun en değerli adamı ama üvey evlat olmaya artık çok yakın ."Vur Nihat vur dağlara taşşlara vur" derken golün bana kapak olmasına çok mutlu oldum.

Birde senin dediğin gibi ,Bobo bu sistem için çok yavaş.Herkesin konuştuğu o şutu düşünüyorumda o pozisyonda Hulk olsa büyük ihtimal stoperlere 10 metre fark atıp topla kaleye girerdi .O anda gitmeye mecali yoktu sanırım Bobo'nun.Ama bu pozisyon onun neden hedef santrafor olarak ceza sahasına yakın olması gerektiğinin kanıtıdır diye düşünüyorum.


Schuster'in bu maç için yaptığı en büyük hata bence değişikliklerin çok gecikmesiydi.Hulk ve Falcao çıktığında Porto maçı 1-1'e bağlamış rolantide oynuyordu tam olabilecek en iyi şey olmuş kazanma fırsatı bize gelmiş baskı kurmamız gerekiyordu ama hem Guti hem Bobo hemde Nihat oyundan düşünce adamlar orta sahayı çok adamla geçmeye başlayıp maçıda alabileceklerine tekrar ikna oldular . O saatten sonrada zaten takımı ileri çıkartmak mümkün olmadı.Yenilseydik şu anki konumumuzdan hiç birşey değişmezdi ama kazansaydık liderlik mücadelesi yapacaktık . Ayrıca sorumulu belliydi saçma sapan kart gören Toraman ateşe atılırdı bu işin şakası tabi :)

Umut ettiren şey yerli kontenjanına 1 adam daha eklememiz , büyük ihtimalle bir aksilik olmazsa istikrarlı rezalet performansının ardından Tabata bir daha forma giyemeden devre arasının gelmesi ve büyük ihtimalle yalan haber olsa da BJK'nın maç sonunda Fucile'nin menajeriyle görüşmüs olması(demekki sağ bekte sorun olduğunun farkındalar).

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Bu maç öncesine kadar ben de bu ikiliden ümidi kesmiştim. Hoca güvendi, oynattı ve her ikisi de bir ışık yaktılar. En azından benim zihnimdeki ve kendi zihinlerindeki algı biraz olsun değişmiş olmalı.

Verim alamasak da katkı vermeleri çok önemli. Biraz kıpırdansalar takım 1 seviye yukarı çıkacak, benim beklentim bu.

Hulk üst düzey bir oyuncu, Rooney ayarına yakın. Biz Bobo'nun ideal tarzda bir santrafor olduğunu sürekli söylerken Hulk santrafor başladığı Porto kariyerinde sürekli üzerine koyarak çoook güçlü sol ayağıyla kendini sağ kanat oyuncusu yaptı. Bambaşka biri, karşılaştırılamayacak kadar başka. Bobo ise bizim işimizi görüyor, zira Hulk için 30 milyon avro gerekiyor şu ara. :)

Fucile DK 2010'un tackle ile en çok top çalan oyuncusuydu, savunma melekeleri çok güçlü bir bek. Keşke takımımızda olsa ama o da üst düzey futbolda düzenli forma buln biri. Sanmıyorum.

bora dedi ki...

Simdi Kasimpasa maci sonrasi bu mac hakkinda yorum yapmam biraz garip olacak ama olsun, hehe :)

Aslinda ben de gorsel hafizama guvenirim desem :) Tabii yillardir futbolu siki bir sekilde takip edemedigim ve bundan sonra da uzun bir sure kolay kolay edemeyecegim dusunuldugunde maclari eskisi gibi sahin gozlerle izleyemedigimiz bir gercek. Surekli mac seyretmeyince sonucta bazi seyleri yakalamaniz zor oluyor, yani bunun da bir formu, formsuzlugu var...

Neyse pesrevden sonra asil konuya geleyim...

Yine de tam olarak ayni fikirde degilim. Bence Kayseri macinda da ayni Kasimpasa macinda oldugu gibi bir onceki macin ise yarayan formulunu hoca takima direk enjekte etti fakat hem rakip hem de oyuncularin yorgunlugu, mac secimi vs. gibi kriterlerden dolayi plan islemedi. Kayseri Kasimpasa'dan farkli olarak savunmayi daha derine kuran bir takim. Neredeyse kendi ceza sahalarinin biraz onunde baslatiyorlardi. Gencler macinin 35. dakikasindan sonra seyretmeye basladim, yine ayniydi, ha tabii Gencler alan birakmamak icin geriye cekilince mecburen Kayseri savunmasi yavas yavas one cikti. Bizim macta Porto macinin goruntusune benzer anlar olustu ama dedigin gibi pek sik degildi, olmasina da pek imkan yoktu, cunku Porto ilk yari daha cok topla oynayan tarafti, ikinci olarak dedigim gibi Kayseri defansi daha geride kurdugu icin topu orta sahaya gecirdiklerinde bizim besli hatta kirilmalar yasandi, bir kisim oyuncu onde kaldi, Onur pozisyon almakta ciddi sikinti yasadi, ne yapacagini bilmeyen basi kesik tavuk gibi dolandi, hatta top gelmeyince geriye kadar gelmek zorunda kaldi filan, hucumda amac Bobo ve Nihat'i ayni tanimladigin gibi stoperlerden demarke vaziyette derinden kale alanina dogru gelen capraz toplarla bulusturmakti. Dolayisiyla merkezde merkez karakterli bir oyuncu yoktu. Bu tip bir oyunun surekli olarak islemesi icin ortada Forlan tarzinda bir oyuncunun olmasi lazim. Hem oyun kurabilen hem baglanti olabilen hem de direk olarak aksiyona girebilen.

Bunu Ankaragucu macinin oncesinde "cartaleteblog"un yorum sayfalarinda yazmistim:
"Schuster bu mac icin baklava yerlesimli bir 4-4-2 tercih edebilirdi. Aurelio holding midfielder, Necip solda Ernst sagda box-to-box midfielder, Guti ise baklavanin uc noktasinda. Onde pres yaparak baslayip rakibi kendi sahasina cekilmeye zorlayabilirdirk. Boylece kenarlardaki genisligi de Ismail ve Ekrem ile doldurabilirdik. Duruma gore hem onde pres yaparken hem de hucum ederken forvetlerden biri ya da ikisi derine cekilip arkadan gelenlere yer acabilirlerdi veya o bolgeden yakinindaki orta saha adamlari ile atraksiyona girebilirlerdi diye dusunuyorum."

Ankaragucu macini sonradan seyredebildim, o saatte Sirplarla basket maci vardi. Bence o macta Bobo ve Nobre etkili bir performans ortaya koydular, ozellikle kanatlara dogru acilmalari dikkate degerdi, sonra da Schuster bunu biraz daha gelistirdi, ozellikle rakibin beklerini dikkate aldiginda Porto maclarindaki sablon ortaya cikti...

Manisa ve Antalya maclarinda tamamen baklava vardi. Hatta Manisa macinda elestri getirdigim konulardan biri, orta sahanin fazlasiyla kalabalik oldugu halde Bobo'nun kanatlara dogru derine cekilmemesiydi...