Trabzonspor 2-0 Galatasaray

Şenol Güneş'in Trabzonspor'u, mirasını kullandığı Ersun Yanal'ın Trabzonspor'unun son liderliğinden 65 maç haftası sonra yeniden TSL'nin zirvesine çıktı. Yükseliş sürüyor, bundan sonra da sürecek gibi görünüyor. Galatasaray ise Hagi'yle çıktığı üçüncü maçta ilk mağlubiyetini aldı, ama iyiye gidiş emareleri kendini iyiden iyiye belli etti. İyi taktik mücadele, beklentileri karşılayamayan kötü bir maç oldu.

Trabzonspor sahaya Jaja'nın sahte dokuz numara'yı oynadığı 4-2-3-1 şablonuyla çıktı. Glowacki'nin yokluğunda Giray tercih edilmiş, onların önüne Selçuk-Colman ikilisi yerleştirilmişti. Engin ve Burak ters kenarlara konulmuş, maça bu denemeyle başlanmıştı. Umut ise en uçta, tek santrafor olarak oynuyordu.

Galatasaray'ın 4-5-1 şablonunda Fenerbahçe deplasmanından iki farklı oyuncusu vardı. Biri cezası biten kaleci Ufuk, diğeri ise sol bekteki görevi devralan Insua'ydı. Misimovic bu kez çok daha belirgin şekilde sol kenarı kontrol ediyordu, Pino da son iki maçtır olduğu gibi yine ileride tek forvetti.
Ön Stoper Cana, Anahtar Jaja

Galatasaray -son iki maçtır olduğu gibi- yine savunmayı epeyce derinde kurdu. Arasında Cana'nın yer aldığı iki dörtlü hat, kendi yarı sahasında pozisyon alarak alan kapattı. Birer cılız pozisyonla geçiştirilen başlangıç sonrası eşleşmeler oluştu, Trabzonspor'a kullanacak doğal alan ve üzerindeki savunma direnci zayıf adam kalmamıştı. Atak başlangıçları çeşitli şekillerde yapılıyor, top bir şekilde sahadaki rolü en karmaşık oyuncu olan Jaja'ya ulaştırılmaya çalışılıyordu. Brezilya'lı oyuncu, oyunda kaldığı süre boyunca sahanın hemen hemen her bölgesinde faal göründü. Geriye gelerek top aldı, eşleşme problemleri yaratarak merkezde alan açmaya çalıştı. Kendisi alan bulduğunda ise oyunu kenarlara doğru hızlandırmaya gayret etti, fakat orta sahanın kalabalığında çok fazla pas hatası yaptı.

Bilinir ki orta sahada 2'ye karşı 3'ün savaşı, zirve futbolda genellikle 3'ün lehine sonuçlanır. (Bu doğrultudaki en belirgin savaş 4.3.3 ile 4.4.2 arasında) Peki bu maçta da orta sahada daha kalabalık olan tarafın, bu bölgede efektif olduğundan ve topu ele geçirdiğinden söz etmek mümkün mü? Hayır. Lorik Cana'nın rolü, bize bu farkı açıklayabilir. Derin savunma hattının biraz önünde üçüncü stoper gibi oynadı. Hücumlara katılmadı, pas trafiğine doğrudan katkı yapmadı. Dolayısıyla orta sahada 2'ye karşı 2 görüntüsü oluşurken -Hagi'nin istediği şekilde- Jaja'nın etkinliği, yarı adam, yarı alan kontrolüyle Cana ekstrası sayesinde azaltıldı.

Kontraya İzin Yok

Trabzonspor'un oyun sistemi, Fenerbahçe ve Beşiktaş'tan epey farklı. Şenol Güneş'in takımı, oyun merkezini ileride kurmaya ve çok adamla hücum etmeye gayret eden bu iki takıma göre savunma hattını daha geride kuruyor, nispeten daha az adamla hücum ediyor. Hedef maçlarda kalabalıklaştırdığı orta sahasıyla reaksiyon üzerinden sonuca gidiyor. (3-2'lik Fenerbahçe ve 1-0'lık Beşiktaş galibiyetleri) Bugün ise rakibin tamamen Trabzonspor'un hücum ederken yapacağı hatalar üzerine kurulu organize savunmasına karşı ilk yarı çaresiz kaldılar. Fakat Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi ya da sezon başındaki Super Kupa'da Bursaspor'u tuzağa düşürdükleri gibi kendileri Galatasaray'ın tuzağına düşmediler. Yalnızca Pino'nun tek başına taşıyacağı topları hedefleyen rakibe, Fenerbahçe maçındaki gibi boş alanlar vermediler.

İki takıma bu akşam için birer saf belirleyeceksek: Hücumda güçlü olan Trabzonspor, Galatasaray'ın güçlü savunmasıyla durdurulurken; Galatasaray'ın cılız hücum planları, Trabzonspor'un biraz hücumdan feragat ederek de olsa inşa ettiği arka alan sigortasıyla reddedildi. Savunması - hücumu denk, fazlasıyla sıkışık bir maç oldu.
Yattara ve Bir Anlık Hata

Taktiksel açıdan arapsaçına dönen maçta Trabzonspor'un galibiyet için hücumcuları çoğaltması oyunu Galatasaray'a yaklaştırırdı. Nispeten verimsiz olan Jaja'yı çıkarıp, başka tarzda bir oyuncuyu (Alanzinho ya da Ceyhun) sokmak da pek anlamlı görünmüyordu, zira merkezde dominasyon eksikliği yoktu (Ceyhun) ve rakip kendi yarı sahasında beklediği için Alanzinho'ya uygun bir oyun oynanmıyordu. Eldeki tek makul seçenek değerlendirildi, Yattara - Burak değişikliğiyle hız ve yaratıcılık artırıldı. Sağ kenar aktifleşse de skor eşiğine ulaşılamadı. Gol için başka bir yol kullanıldı.

Egemen'in üstün çabasıyla Pino'dan kazandığı top öncesinde Elano, Pino'ya destek vermek için ortaya doğru bir koşu yapmıştı. Golü buradan başlatmak lazım. Egemen topu kazanınca Cale önünde maç boyu yakalayamadığı bir fırsat buldu, Elano yerinde değildi. Servet'in hatası, Engin'in ekstra çabası ve Ufuk'un anlamsız çıkışı; bu maç için sıradışı sayılabilecek dört etkenin bileşimi, Trabzonspor'a galibiyeti getirdi.

Kalan bölümde Galatasaray risk aldı, maçın geride kalan bölümünde yapamadıklarını kısa sürede (Ceyhun - Jaja değişikliğine rağmen) gerçekleştirdi, fakat gole ulaşamadı. Son anlarda 1-0'la 2-0 arasında bir fark olmadığı bilinciyle çok adamla ileri gidilince, Umut skoru tayin etti ve Trabzonspor liderliğe yükseldi.

Sonuç: İyi mi, yoksa Çok mu? Hangisi?

Bu aralar hakkında çok fazla şey okuduğum 78 DK Şampiyonu Arjantin'li antrenör Luis Menotti'nin bir başka aforizmasının bahsini, bu maç yazısında geçirmeyi uygun buluyorum. Entelektüel şahsiyetiyle öne çıkan eskinin hit hocası Menotti, kendi futbol görüşü ışığına İtalyan futbolu için ''Bence iyi savunma yapmıyorlar, çok savunma yapıyorlar. Zaten iyi savunma diye bir şey yoktur.'' demişti. Menotti'nin zaman içinde futbol görüşünü yenileyememesi, onun bu sözünün bir geçerliğini tümüyle yitirmesine sebep olmuştur; fakat bu söz bizim için güzel bir çıkış noktası olabilir.

Hagi'nin Galatasaray'ı ile Rijkaard'ın Galatasaray'ı arasındaki en belirgin fark, çok hücum eden takımın artık yeterliliğinin bilincinde olarak iyi hücum etmesi oldu. Çok hücum ederken çok kötü savunma yapan takım, artık çapının farkında olarak hücumda ederini oynamaya çalışıyor. Baros ve Arda'nın yokluğunda bu derin savunma kurgusunun hücumu yalnızca Pino ve duran toplar üzerine yıkmış olması bir başka yetersizlik durumu, fakat bunun geçici olduğu biliniyor. İstek ve organizasyon geri döndü, geriye sakatların dönüşüyle güçlenmiş savunmaya eklemlenecek olan ''iyi hücum'' kaldı. Bu yolun sonu bu saatten sonra zirve olur mu? Çok zor, ama Rijkaard-Hagi değişimin kısa ve orta vadede takıma faydası belirgin. Yukarı ivmelenme sürüyor. Hagi'nin gelişinden üç gün sonra sahaya koyduğu duran top alan savunmasının bugün çok güçlü duran top silahlarına sahip Trabzonspor'a karşı sorun yaşamadığını da ekleyelim.

Trabzonspor 11 aydır hedef maç kaybetmiyor. Şampiyon Bursaspor ve İstanbul'un büyük bütçeli takımlarına karşı oynadıkları son 8 maçı kaybetmediler. Bu sene Avni Aker'de oynadıkları üç büyük maçtan da 3 puan çıkardılar. Bugün de sabırla oynadılar, kazanarak zirveye ulaştılar. Her şeyi kararında yapan bir takım olarak sezonun 11. maç haftası itibariyle fark yarattılar. Onlar, bu ligin şampiyonluğunun 1 numaraları favorisi. Bugünden sonra bu iddiayı daha gür sesle söyleyeceğim, zira tabela artık beni doğruluyor. Haftaya Bursa'da ligin iki
''merkez politika takımı'' karşılaşacak, pek çok açıdan vaatkar bir maç bizi bekliyor.

Şenol Hoca maç sonu pek çok güzel şey söyledi, ben içlerinden birini öne çıkarmak istiyorum: ''Lige bakarak her maçı kendi içinde değerlendirmemiz lazım.'' Trabzonspor'un şampiyonluk yolu bu. Hedef maçlarda henüz teklemeyen takım, bu akşam olduğu gibi, benzer oyun oynayan rakiplere karşı her maç ayrı bir çözüm bulmak zorunda. Bu açıdan Teofilo'nun kaçışı hayırsız oldu, lakin Umut'un yeniden takımın esas santraforu olması en büyük kazançtır.

Fotograf: Trabzonspor.org.tr

Noat Samisa

08.11.2010

4 yorum:

Sağnak dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş giriş cumlesındekı Ersun hocanın soyadı sanırım yanlışlık olmuş..

Yusuf Parlayan dedi ki...

Öncelikle teşekkürler maç yazısı için :)

Galatasaray'ın oyunu o denli arkada kabul edip maçın başından gole kadar sadece gol yememeyi düşünmesi bence acıklı. Tamam, daha farklı şeyler düşünseydi Hagi büyük ihtimalle oyun daha erken kopacaktı ancak Galatasaray gibi bir takımın Trabzon'da İBB'den farksız oynaması ne kadar kabul edilebilirdir..

Teofilo'nun kendisinin gitmesi değil de Umut'un tam manasıyla alternatifsiz kalması kötü oldu takım için. Allah göstermesin bir sakatlık geçirirse veya cezalı durumda olursa en öne Burak veya Jaja'yı koymak zorunda kalacağız ve sıkıntı yaşamamıza sebep olacaktır bence. Teofilo geri dönüyormuş, gelince nasıl karşılanır bilmem ama en azından devre arasına kadar takıma katkı veremeyecektir o kadar idman eksiği vesaireyle. Eksiği olmasa bile Şenol Hoca onu düşünür mü orası da ayrı mesele. Büyük ihtimalle satılacaktır veya bir yere gönderilecektir diye düşünüyorum ancak takımda kalsa bile Umut'a bir yedek bulunması gerektiğini düşünüyorum devre arasında.

"Derbi"leri geride bıraktık şimdi Bursa-Eskişehir-Antep üçlüsüyle oynayacağız arka arkaya. Bu üç haftayı da kayıpsız geçmemiz halinde yavaş yavaş inanmaya başlayacağız galiba şampiyonluğa.

Noat Samisa dedi ki...

Sağnak,

Teşekkürler, düzeltildi.


Yusuf Parlayan,

Öyleyse bile bu Hagi'nin suçu değil. Galatasaray'ın cismani büyüklüğüyle, eldeki kadronun (hele ki dünkü kadronun) çapı kesinlikle uyuşmuyor. Eğer bu kadro, cismani büyüklüğün izin verdiğini oynarsa Rijkaard'ın gidiş dönemi olan-biteni tekrar etmekten öteye gidilemez. Hagi'nin yaptığı Galatasaray'a ederini oynatmak. Elbette daha iyisi olabilirdi, fakat bu akşam için doğru olan bu.

Evet, Umut'un yedeklenmesinde büyük sorun var. Eğer darbe almazsa bir sezonda 50 maç oynayacak kapasitesi var Umut'un ama tekme bu, nereden geleceği belli olmaz. :)

3'te 3 çok büyük hedef bana kalırsa. Takım zaten haftalardır kazanarak geliyor, bence haftaya Bursa'da beraberlik, hatta belki mağlubiyet kredisi var.

sonvagonblogspot@yahoo.com dedi ki...

Yönetim her gün eriyen takıma çare bulmalı, bence hızlıca kadro dışı (servet-sarp-ayhan-barış-ali-zan) ve devre arası ayrılık çözer bu durumu!