Yarı Tanrı Spalletti

Sıcak ya da soğuk olması farketmez. Modern zamanların metal soğukluğu, ateş sıcaklığındaki savaşları popüler kültürü şekillendirdi. Futbol da her daim devletlerce kullanılabilir bulunduğundan tüm bu çekişmelerden etkilenmesi kaçınılmazdı. Kimi Batı'lı takımlar ve antrenörler değerlerinden fazlasını karşılık olarak alırken, oyuna dair bazı fikirlerin Batı'dan çok daha önce şekillendiği Sovyetler'de olan-biten bazen bir anektoddan öteye geçemedi. Kaç kişi bilir Viktor Maslov'u? Yakın zamanların büyük hocası Valeri Lobanovski'nin değeri Andriy Shevchenko'yla sınırlı değildir. Kurban Berdiyev'in Guardiola'nın Barcelona'sına üç maç üst üste kaybetmeyen tek hoca olması tesadüf müdür? Evet, Rus oligark'lar -söylem düzeyinde- birer nefret odağı olarak hayata ve futbola dokunmaya devam ediyorlar; fakat futbol, kendisi için en verimli topraklardan biri olan Rusya'da seyre ve saygıya değer örnekler sunmaya devam ediyor.

Lider Zenit St. Petersburg, bir hafta önce evinde Rostov'u 5-0 mağlup ederek bitime iki maç kala Rusya Premier Ligi'nde 2010 sezonunun şampiyonu oldu. Bu maçtan birkaç gün önce erteleme maçında CSKA Moskva karşısına şampiyonluk için çıkmışlardı, fakat 1-3'lük ağır bir yenilgi aldılar. Bu sonuç, Zenit'in yakın zamandaki Spartak Moskva deplasmanında aldığı mağlubiyetle birlikte bu sezon ligdeki ikinci mağlubiyetiydi. 22 kez kazandılar, ligin en çok gol atan takımı oldular, şampiyonluk maçı bittiğinde +40 gol averajına ulaşmışlardı. Böylelikle son dört yılda ikinci kez Rusya Şampiyonu oldular, Rubin Kazan hakimiyetini sonlandırdılar.

Luciano Spalletti Dönemi

2008 yılında Manchester'daki finalde UEFA Kupası'nı kazanan Zenit, bir sonraki yılın Ağustos ayında kulübe iki büyük kupa kazandıran Dick Advocaat'la yollarını ayırdı. Tymoschuk, Arshavin ve Pogrebnyak gibi başarıda büyük pay sahibi oyuncularını kaybeden Advocaat, yerine iyileri konulamayınca yönetimle anlaşmazlığa düşmüş, kısa zaman sonra biten kontratını uzatmayacağını açıklamıştı. Geçen sezonun Ağustos ayında dört maçlık kazanamama serisinde değişim kararı aldılar ve Advocaat'ın gidişi sonrası uzunca düşündükten sonra geçtiğimiz Aralık ayında takımın başına Luciano Spalletti'yi getirdiler. Roma'ya aykırı bir futbol oynatarak kazandığı başarılarla adını dünyaya duyuran Spalletti, şimdilerde Leningrad'ın yarı tanrısı olmuş durumda.

Spalletti, sezon öncesi transfer döneminde Arshavin ve Pogrebnyak'ın yerini takımın eski oyuncusu Kerzhakov ve PSV'nin uzak forveti Danko Lazovic ile doldurdu. Takımı başından itibaren ligi domine etti. Mayıs ayında en son 11 yıl önce kazandıkları Rusya Kupası'nı müzeye koydu ve devre arası (yaz dönemi) transfer sezonu geldi. Zenit, destekçisi Gazprom'un muslukları açmasıyla gücüne güç kattı. Porto'nun kaptanı Bruno Alves'i 22 milyon avro karşılığında savunma tandemine koydular. Udinese'den sol bek Lukovic'i de savunmaya eklediler. Asıl büyük çılgınlık, şampiyonluktaki en büyük rakiplerinden yaptıkları transferlerdi. Rubin golcüsü Bukharov'u ve kaptanı Semak'ı yaklaşık 15 milyon avro karşılığında kadrolarına kattılar. Semak son aylarda takımın direkt oyuncusu olurken, eldeki kadronun derinliği ve Spalletti'nin oyun planı Bukharov'u kulübeye mahkum etti. Evet, kesinlikle; rakibinin en değerli oyuncusunu kulübede oturtma lüksüne sahip bir takımın şampiyon olması sürpriz değildi.
Sıradışı Zenit Futbolu

Sezonun devamında kaleyi -kış döneminde transfer edilen- Belarus milli kaleci Yuri Zhevnov devraldı. Lukovic ve Hubocan sol beki paylaştılar, savunma tandeminde ise sıklıkla Alves - Lombaerts ikilisi yer aldı. Orta saha maç - maç olduğu gibi maç içinde de sürekli değişti. Lazovic'in sol kenarda oynadığı maçlarda Danny sol iç oynadı ve Kerzhakov bu ikiliyle müthiş bir birliktelik kurdu. Oyun içinde sık sık sola kaçarak oynayan santrafor Kerzhakov, Lazovic ve Danny ile birlikte Zenit'in soluna müthiş atak gücü sağladı. Ters kenarda genellikle Bystrov tercih edilse de ekstra hücum gücü gerektiğinde Advocaat'ın mirası Rosina kullanıldı. Goller paylaşıldı, vaktiyle 30 milyon avro bonservis ödenerek transfer edilen Portekiz'li oyun kurucu Danny müthiş bir sezon geçirdi.

Luciano Spalletti'nin takımını izlemek, benim için sezon boyu -kısıtlı imkanlara rağmen- büyük keyif oldu. 4-3-3 ve 4-2-3-1 üzerinden santraforlarını sürekli sola kaçırarak sıradışı ve bol sürprizli hücum oyunu oynadılar. Aniden hızlanabiliyor, sürekli oyuna hükmedebiliyorlar. Kolayca yer değiştirebiliyor, gol bölgelerine çok adamla girebiliyorlar. Seozn boyunca golleri çok çeşitli varyasyonlar üzerinden attılar, aynı setleri tekrarlayarak şaşırttıkları da oldu. Geriden oyun kurarken ise sık görünmeyen bir taktik uyguluyorlar ve bir beki sürekli geride tutarak diğerini ileri gönderiyorlar. Yani savunmadan çıkışı üç savunmasıyla yaparak ön alanda pres uygulayan takımlara karşı kolay bir çözüm üretiyorlar. İtalyan Hoca ön alandaki versatil ve teknik oyuncuları etkin kılmak adına Lobanovski tarzı futbol fikriyle özel ikililer ve üçlüler oluşturdu. Bystrov ve Rosina takımın hücum setleri için çok kullanışlı birer taktik oyuncu oldular. Orta sahada yıllardır parlayan Denisov, Tymoschuk sonrası devraldığı savunma önü oyuncusu rolünde daha çok parladı ve takımın geleceğindeki yerini sağlamlaştırdı. Veteranlar Zyryanov ve Semak'a ek olarak takımın destek kuvvetleri olan Fayzulin ve Shirokov'la birlikte genç yetenek Kanunnikov da şampiyonluğa doğrudan katkı yaptı, ihtiyaç halinde faydalı oldu.

Yarı Tanrı Spalletti

Şampiyon Zenit, şimdilerde Europa League'in en büyük favorilerinden biri, bana göre birincisi. Avrupa'da sezon başı, Rusya'da ikinci devrenin başları olan süreçte CL'ye giriş biletini işlerin baştan sona çok kötü gittiği bir maç sonrası sezonun başında çok kötü giden Auxerre'e kaptırmışlardı, fakat bu hüsranın şokunu atlatmayı başardılar. Fatura geçen sezonki kötü gidiş sonrası güç-bela elde edilen üçüncülüğe kesilmişti. Aslında bu kadro pekala CL'ye uygun bir kadroydu, siklet düşmek zorunda kaldılar. Kupa şampiyonu Spalletti'nin kredisi, bu dönemin sonrasıda ortaya Europa League'de tüm maçlarını kazanarak yoluna devam eden bir takım çıkardı. O'nun takıma attığı imzayı farketmek zor değil, ortada aykırı futbol oynayan özel ve güzel bir takım var; fakat halen kadronun büyüklüğünün üzerine çıkılmış sayılmaz.


Zenit taraftarı şampiyonluğu kale direkleriyle kutladı..!?

İtalyan Hoca'nın kontratı üç yıllık. İlk yıl dolmak üzere ve elde edilen iki kupa var. Proje ise çok daha fazlası. Bu sezon için Europa League'de final, önümüzdeki yıl içinse CL'de mutlak başarı. Benitez'in kötü gidişi sonrası adı Inter'le sık sık anılsa da ben bu iyi projeyi bırakacağını sanmıyorum. İyi hoca, iyi kadro, uygun ortam bileşimi, hedef rasyonel belirlendiği sürece vasatı mutlaka aşar; zira birileri mutlaka hata yapıyordur. Üst düzey antrenörün etkisi ise büyük fark yaratır, bu da Coverciano'nun en iyi öğrencilerinden biri olan Spalletti şüphesiz sahip olduğu bir etiket. Leningrad'ın tanrısı olabilmesi için mutlaka daha fazlasını ihtiyacı var.

CSKA İkinci, Rubin Üçüncü

Rusya'da sezon önümüzdeki hafta bitiyor. Rubin'in geçtiğimiz hafta sonu şampiyon Zenit'le 2-2 berabere kalması sonrası ilk üç tamamen netleşti. CSKA Moskva CL'ye direk gidiş biletini alırken üçüncü Rubin ön eleme oynamak zorunda. Çok kötü günler geçirmesine rağmen Valeri Karpin önderliğinde sezonun ikinci yarısı müthiş bir çıkış yakalayan Spartak Moskva ise tepedeki üçlünün arkasına yerleşmeyi başardı. Moskova takımları yakın zamanda pek çok iyi transfer yapmalarına rağmen halen Zenit ve Rubin üstünlüğünü kırabilmiş değiller. Dinamo Kiev'in Sovyet futbolunun lokomitif olduğu günlerdeki gibi Rus futbolu Moskova'dan dışarı çıkmış durumda.

Zenit 2-0 Rubin

Rubin Kazan 1-1 Barcelona

Kaynakça: Football Guru, Jonathan Wilson yazıları, European Football Weekends


Noat Samisa

22.11.2010

11 yorum:

KANDIRALI dedi ki...

şu blogu takip ediyorum ya hocam bu yazı işte sebeplerinden biridir.

Emrah Gölbaşı dedi ki...

harika bir yazı. eline sağlık.

can metin dedi ki...

bir ara kerzhakov'un liverpool'a geçeceği dedikodusu vardı. şayet bu transfer gerçekleşirse bukharov için güzel haber olur.

taktik meselesine gelince zenit şu an için bana göre 4-2-3-1 en iyi uygulayan takım. bunda da sürekli hareket halindeki orta saha oyuncuları etkili sanırım. sonra 4'lü defansın önünde oynayan zyryanov ve denisov top kendi sahalarındayken her zaman topun yakınında oluyorlar. dikkat ederseniz chicago bulls'un üçgen seti gibi bir üçgen oluşturuyorlar.

sahaya o kadar güzel yayılıyor ki adamlar mesela, anyukov ya da lukoviç'ten birisi ileri çıktığı zaman ön liberolardan birisi onun yerini hemen dolduruyor. zaten takım ileri çıktığı anda defans hemen üçleniyor. bunun yanında orta sahadaki danny, bystrov ve lazoviç üçlüsü sürekli yer değiştiriyor. hani bizde "defansa gelip topu almıyor." yorumuna karşılık danny topu alıp tek başına götürüyor.

yedekler açısından rosina sonlara doğru canlansa da ionov sağ kanadı kapacak gibi gözüküyor. takımın yumuşak karnı ise bence stoperleri. alves için böyle bir yorum komik kaçsa da bana göre böyle. kaleci meselesi ise tam anlamıyla komedi. malafeev komik hatalar yaparak yerini kaybetti. bir de ufak bir sakatlık olayı vardı. (hajduk maçındaki hatası gerçekten komik.) yedek kaleci zhevnov ise yetenekli bir isim çok şanssız goller yiyor. mesela cska maçında yediği 2. gol. zaten bu maçtan sonra kaleyi yine bıraktı. (ligdeki 8 maçta 10 gol yemişti 26. hafta itibariyle)

son olarak da uzun bir yorum oldu ama şunu da eklemek istiyorum. ön liberoların sürekli topun peşinde olduğunu belirtmiştim. cksa maçında bu kanala baskı gelince takım bir anda adım atamaz oldu. bir de love gibi canavar isim o bölgede olunca maç resmen işkenceye dönüştü. her şeye rağmen ülkemizde pek takip edilmese de rusya ligi, zenit bence izlenmeli.

Noat Samisa dedi ki...

Kandıralı ve Emrah Gölbaşı,

Teşekkürler.


Can Metin,

Kerzhakov giderse Spalletti zannımca transfer ister. Statik bir santraforla bu oyunu oynamaları pek mümkün değil kanaatimce. Bukharov daha çok destek güç gibi, tabii rakibi zayıflatma politikası da vardı.

Evet, Danny - Lazovic ve Kerzhakov'dan oluşan, bazen de Shirokov ya da Semak'ın Lazovic'in yerine geçip Danny'nin sola geçtiği iki çeşit oyun planları var. Her ikisinde de Danny anahtar, merkez orta sahalar ise takımın temel direği kesinlikle. Keza dikkat çektiğiniz gibi set oyunları da planlı, sürekli bir düzen ve disiplin dahilinde işliyor.

CSKA maçında benim gözlemlediğim kadarıyla Danny'nin ikili orta sahanın biraz önünde oynaması nedeniyle rakibin üçlü orta sahasına baskı oluşturamadılar. Çok kötü bir maç oynadılar, CSKA iyi kilitledi Zenit'i; daha önce Auxerre'e karşı bile bu duruma düşmemişlerdi.

Zenit benim için de özel bir takım, hakkında konuşabilen birilerini daha görmek sevindirici. Detaylı yorum için çok teşekkürler.

Bir de ''ore wa tensai baskettoman sakuragi hanamichi'' :):):)

can metin dedi ki...

danny'nin cska maçındaki pozisyonu kesinlikle oyunun gidişatını değiştirdi. hatta ikinci yarıda oyuna giren rosina o bölgeye geçince işler bayağı değişti. her ne kadar cska deplasmanda erken skor üstünlüğünü sağlasa da. danny'nin en etkili olduğu yer kanatlar, ki sıradan kanatta bekleyen bir oyuncu değil. fenerbahçe de mesela bu dizilişle çıkıyor gibi ama oyuncuların saha içindeki görevleri o kadar farklı ki. şayet aykut kocaman böyle bir taktiği uygulayabilse ne güzel olurdu. (oyuncuların mevcut yeteneğini düşünmezsek.)

son olarak da az evvel hanamichi'yi-slam dunk- izliyordum. bu anime hakkında güzel bir yazın vardı, aklıma gelir hep. hem hanamichi hem de zenit iki ayrı güzel konu:)

Zinedine Zidane dedi ki...

Spalletti en sevdiğim ve beğendiğim teknik adamlardan biridir.
Takım yaratma konusunda cokbaşarılıdr. Gönlüm UEFA kupasını alsın ister. ama favorim Porto:)

varol döken dedi ki...

ben şimdi rus ligi izlesem aklıma direkt votka gelir, eh votka içince de sızıyoruz (bknz. tunciklerin evindeki antep hüsranı), o yüzden yazdıklarından yine hiçbir şey anlamamakla birlikte, madem tenkit, madem fikir madem yorum dedin işte aha buraya bırakıyorum... (rus futbolu değil de edebiyatı dersen bak o zaman başka, oblomov bildin mi sen oblomov, dünyanın en tembel orta sahası hani:)

Noat Samisa dedi ki...

Bilmem mi baba, tembel de olsa alıp-veren oyuncudur Oblomov. Malum evde malum gün ''Tatsız Bir Olay'' yaşandığında da İvan İlyiç abimiz o kadar şampanya içiyor ama dokunmuyordu. Ah o son votka cilası yok mu, bu Budala'ca hareket; işte bütün mesele buydu. Diyorum işte, içme demiyorum ama iyi iç. Sonra Doktor Jivago bile kurtaramıyor adamı.

Jzanetti dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=OLBoxf2oyNk Bu maç videosunda bahsettiginiz bütün atak kombinasyonları var neredeyse, kontra atak, organize atak, uzun topla başlayan atak. Maçın kilidini açan da benim Zenit için iyi bir oyuncu olucagını düşündügüm Kanunnikov.

Hakan dedi ki...

böyle bir başlığa hiç gerek olduğunu sanmıyorum. oldukça rahatsız edici. sizden ricam daha uygun bir başlık bulmanız.

Noat Samisa dedi ki...

Hakan,

Başlıktan fazlasıyla memnunum. Gerek olduğu için yazı yazmadığım gibi, başlığı da gerektiği için atmadım. Öyle bir atıf yapmayı uygun bulduğum bir an denk geldi, yazdım.