Fenerbahçe 1-0 Sivasspor

Geçen hafta Anakaragücü deplasmanındaki mağlubiyetle sezonun ilk devresindeki son kredisini de tüketen Fenerbahçe, Alex'le kazandı. Son dört maçta kaybetmeyen ve 8 puan toplayan Sivasspor ise puana çok yaklaştığı maçı kaybederek devreyi 15 puanla tamamlamaya razı oldu.

Fenerbahçe'de geçen hafta cezalı duruma düşen Emre'nin yerine orta sahada genç oyuncu Gökay, sol bekte Caner'in yerine Andre Santos ve yabancı sorununu çözmek adına Lugano'nun yerinde sağ stoperde Bekir oynadı. Alex'in merkez forvet Niang'ın arkasında ikinci forvet / sahte 10 numara'yı oynadığı 4-2-3-1 yine sahaya konulmuştu.

Sivasspor'da geçen hafta cezalı duruma düşen Sedat ve Mehmet Yıldız'ın yerine Diallo ve Keita sahadaydı. Kenarlar sabit tutulmuş, Keita savunmanın önüne konulmuştu. Onun önünde dörtlü hat ve 4-1-4-1 yerleşiminde en önde Pacheco Pedriel vardı.

Cristian'ın Yeni Rolü ve Keita

Sahadaki en ilgi çekici rol Cristian'a aitti. Son birkaç maçtırgeçmişte olduğu gibi savunma önünde değil, orta ikilideki partnerinden çok daha önde oynadı. Fenerbahçe topa sahipken Gökay derine gelerek top alıyor, ilk topları kullanıyordu. Cristian ise sürekli kenarlara doğru yönlendirilen oyunda merkezdeki boş alanlara girmeye çalışıyor, ön alanda kaptırılan toplarda şok prese katkı sağlamaya çalışıyordu. (Geçen haftalardan iyi bir örnek, İBBSpor deplasmanında Alex'in golünde yaptığı pres olabilir.) Geçtiğimiz sezonu Selçuk'la savunma önünde geçirmişti, fakat bir süredir başka bir oyuncu izliyoruz. Arkasında Selçuk, Gökay ya da bir başkası olan Cristian için bu rol daha uygun görünüyor.

Diğer yandan bugün görevini iyi yapan Gökay'ın yetileri, savunma önündeki çapa rolü için çok uygun görünmüyor. Çok az sayıda top çalabiliyor ve yaşı henüz sahadaki en kritik alan olan tavşan deliği'ni kapatmak için genç sayılır. Fakat daha önceki Mehmet Topuz denemesinde olduğu gibi, Aykut Kocaman'ın orta sahadaki oyuncu tercihleri, kesici oyunculardan yana değil.

Sivasspor'da ise savunma dörtlüsü ile orta saha dörtlüsü arasına Keita konulmuştu. Alex'in alanlarını kapattı, Niang'ın geri gelişlerinde öne çıkan stoperlerin kademesini aldı. Önünde oynayan Kadir ve Mehmet ile pek koheziv göründüler, Fenerbahçe orta sahada boş alan ve adam bulamadı.
Uğur Kavuk - Issiar Dia Eşleşmesi

İlk 15 dakika, Issiar Dia sol kenarda istediği alanları buldu. Biliyoruz ki Mehmet Topuz'u uzak savunmak, sol bekin yerini terketmemesi sorun sıklıkla yaratmaz; hatta yerleşim korunduğu için daha etkin bir savunma yolu olabilir. Fakat Dia ya da benzeri, alan buldukça hızlanan ve hızlanınca çok çabuk yön değiştirebilen oyuncuları yakın savunma gerekir. Fakat bu da öncelikle bir avantaj sağlarken, peşinde dezavantajlar getirir.

Dia orta çizgiye yaklaşıp top almaya geldikçe, Sivasspor'un sağ beki Uğur da peşinden geldi. Maç boyu derinde kurdukları savunma hattı, böylece sağ kanadında; sağ stoperle sağ bek arasında bir boşluk bıraktı. Alex'in bu bölgeye dalışları, Ivanovs'un iyi oyunu ve Dia'nın Uğur tarafından teke tekte mağlup edilişiyle etkisiz kılındı; fakat ilk devrede penaltı itirazlarına sebep olan son çizgideki Dia - Ivanovs mücadelesinin sol iç koridora dalış yapan Alex'in pasıyla gelişmiş olması bu duruma iyi bir örnekti. Sivasspor'un sağ iç koridorundaki bu boşluk, oyunun devamında Andre Santos tarafından da kullanıldı, fakat sonuç vermedi.

Geniş, Yayvan Fenerbahçe

Fenerbahçe'nin kendi yarı sahasına sağlam yerleşen Sivasspor'a ve benzeri rakiplerine karşı hücumda yeterince etkin olamaması ve kaptırdığı toplarda rakip hücumcuların kolayca Fenerbahçe savunmacılarıyla ikili mücadele haline gelebilmeleri oyuncu kalitesinden ve karakterinden öte ilk bakışta soyut görünen birtakım etkenlere dayanıyor olmalı. Bu maç iç sahada olması nedeniyle bir istisna oldu, fakat Fenerbahçe'nin deplasman performansında açık şekilde görülen bazı ortak noktalar var. Özellikle maçların ikinci yarılarında (Gaziantep ve Ankaragücü deplasmanları iyi örnekler) ön alandaki pres çok zayıflayınca (buna fiziki düşüş de diyebiliriz) maç boyu orta sahaya yaklaşmayan savunma hattıyla ön alan arasında devasa boşluklar oluşuyor. Bu yalnızca boyuna da değil, aynı zamanda enine; ve bu ence aşırı genişlik, merkezdeki zaafiyetin de esas sebebi.

Cristian ve Gökay'ın varlığı nicel bir sıkıntı oluşturmuyor, keza Sivasspor'un çok adamla hücum etmemesi de bu akşam için büyük sorun oluşturmadı. Emre varken de çok farklı değildi. Lakin yine de Ceyhun oyuna girdikten sonra dikkat çekilmesi gereken bir bölüm var. Dia ve Mehmet Topuz, farklı karakterde oyuncular olsalar da neredeyse aynı rolü oynuyorlar. İkisi de taç çizgisinde, her ikisi de merkezden olabildiğince uzakta oynuyorlar. Evet, bu organize savunma yapan takımlara karşı iyi bir yol olabilir; fakat Fenerbahçe için götürüsü, getirisinden fazla oluyor sıklıkla. İlk problem sürekli merkezde uzak oynamaları sebebiyle orta sahadaki ikilinin sıkça atıl kalması. Sol kenarda ters ayaklı oyuncuların oynatılması bu açıdan -nispeten- artı sağlıyor, ama hele ki bir de Cristian'ın (ya da Emre'nin) hücumcu oyununu eklersek, Fenerbahçe savunmasına geri kaçmaktan başka seçenek kalmıyor. (1-1 biten Bursaspor maçının ikinci yarısı çok iyi örnektir.)

Bu konunun diğer açılımı ise hücumda. Kenar oyuncularının kaleden çok uzakta oynamasının etkisiyle Fenerbahçe'nin kenar adamlarının arka direk koşularıyla gol atamıyor. (Devre boyunca Burak Yılmaz ile bugünkü Ömer Şişmanoğlu ve Sercan Yıldırım performansları gibi) Stoch, Dia ve Mehmet Topuz üçlüsü sezonun ilk devresini toplam 2 golle tamamladılar. Merkez oyuncuları Alex, Niang ve Semih ise toplamda 28 golü buldu. Elbette bu üçlünün hücum gücü çok daha fazla, fakat arada bu kadar fark olması doğal değil. Sivasspor gibi merkezi iyi kapatan, savunma - orta saha arasını bir ekstra oyuncuyla dolduran bir takıma karşı skor sıkıntısı yaşanması bu tabloya göre gayet doğal. Hücumlar ağırlıkla teke tek'te sınırlanan oyuncular üzerinden kenarlardan gelişse de Niang'ın geri gelip top alışları engellenince, Fenerbahçe'nin gol yükü tamamen hücumda sınırlandırılan Alex'in üzerine biniyor. Kaptan bu akşam yine işini yaptı, fakat bu golün evvelindeki Niang - Semih - Dia hücum üçlüsü, bahsedilen bu soruna uzun vadede iyi bir çözüm olabilir.
Sol Bek Krizi

Andre Santos bugün ortalama bir performans gösterdi. Sorun çıkarmadı, fakat epeydir berbat oynuyor. Takımın farklı kazandığı Bucaspor maçındaki performansı korkutucuydu, sanki maça sarhoş çıkmış gibiydi. Caner ise sol bekte çok kez yenilmesi gereken bir oyuncu. Burada oynamaya uygunluğunu geçtim, sol bekte oynamayı hiç sevmiyor. CSKA Moskva'da hocası Gazzaev'le bu yüzden kapışmıştı. Sol ön için, hatta orta saha için iyi bir alternatif olabilir; fakat Fenerbahçe sol beke iyi bir yerli koymak zorunda. Takım her maç bu bölgeden pozisyon yiyor ve bu maçta bile Ceyhun oyuna girdikten sonraki kısa bölümde sorun üretti.

Sol kenar Fenerbahçe'nin aktif hücum kanadı. Aynı zamanda da en büyük zaafı, tıpkı Everton'ın bu sezon attığı ve yediği gollerin 5'te 3'e varan oranda sol kanattan gelmesi gibi; her güç içerisinde bir zaaf barındırıyor. Orta sahada çift hücumcu kenar adamı kullanımında olduğu gibi, savunma dörtlüsünde de çift dış bek kullanmak zayıf proaktivite halinde rakibe geniş boşluklar bırakabiliyor.

Sonuç: Anlamsız Tartışmalar

Dizilişler ve şablonlar futbolda mutlak öneme sahiptir. Onlar olmadan yarışmacı oyun içerisinde varolmak imkansız. Hatta bana göre sistemleri dikkate almadan futbol konuşmak mümkün değil. Fakat dizilişler birer çözüm ya da sorun değiller. Fenerbahçe bir süredir 4-2-3-1 oynuyor, fakat şu anda Aykut Kocaman'ın ideali olduğu söylenen 4-3-3 uygulansa da yukarıda bahsi geçen sorunlarda büyük değişimler olmayacak. Üstelik içerisinde Alex olmadığından (geçmişte de tecrübe edildiği gibi) takımın hücum kalitesi zayıflayacak. Aynı şekilde Dia ve Stoch'un etkinliği aratacaktır, fakat bu uğurda nelerden vazgeçildiği önemli; tıpkı Cristian'ın bir süredir artan aktivitesi gibi. Bir artı, peşinde bir başka eksiyi getirecektir. Önemli olan terazide baskın tarafın artılar olması ve bu fazlalığın galibiyet eşiğine ulaşmasıdır. Optimuma ulaşmak için biraz hücumdan ya da savunmadan feragat edilebilir; yansıması mutlaka tabelada görülür.

Aykut Kocaman atletik oyuncularla oynayabileceği bir oyun düşlüyor, bu uğurda yüksek fizik kapasiteye sahip Dia ve Niang'ı transfer etti. Orta sahada versatil oyuncular kullanıyor. Ama henüz Alex meselesini kendi açısından tam olarak çözebilmiş değil. Alex takıma bir oyunu dayatıyor ve bu oyun hep sonuç aldı. Sadece TSL'de değil, CL'de de verim alındı. Fakat kenarların merkezden uzak olduğu ve santraforun gezgin oynadığı mevcut görüntüde Alex'ten de takımın geri kalanından da tam verim alınamıyor, ama sahada görünende ve sonuçlarda her zamanki gibi Alex ağır basıyor.

Bakalım Aykut Hoca'nın devre arası hamleleri neler olacak? İlk devre iki hocayla çalışan Sivasspor'da artıları ve eksileri konuşacak ortamın olması için bir transfer döneminin geçmesini beklemek lazım. Bugün geçen dört haftanın ve son hafta 10 kişiyle alınan müthiş galibiyetin de özgüveniyle disiplinli, etkin bir oyun oynadılar. Ama bir duran top puan umutlarını bitirdi. İkinci yarı mutlaka bulundukları noktanın üzerine çıkacaklardır, küme düşmeleri uzak ihtimal görünüyor.

Noat Samisa

19.12.2010

11 yorum:

murat dedi ki...

dizilişler ve sistem elbette ki önemlidir ama şimdinin doğru tanımlamasının esneklik ve bütünlük olduğunu düşünüyorum. sahanın içinde bir bütün halinde ve bir birini tamamlayan ve dönüştüren bir esneklikle neredeyse 'dizilişsiz ' diyebileceğimiz bir durumu yakalamak esası gibi geliyor bu işin. özel olarak barcelonayı izlediğim de en çok gördüğüm şey bu kendi adıma. barceolanın oyunu dizilişlerden başka bir oyun. genel bir 4-3-3 ile 3-4-3 sentezi gibi görünse de oyunun içindeki dönüşme esneklikleri muazzam. türkiyeye gelirsek ülkede her şey gibi melez bir durum söz konusu. ben ülkede ispanyol ligi benzeri bir pas oyununun özel olarak hakemler yüzünden imkansız olduğu görüşündeyim. yazında var mesela uğurun dia'yı etkisizleştirmesi, uğur'un bugün ki sertlik standardıyla oyunu uygar bir ligde kartsız bitirmesi imkansızdı. sertlik mezvusu olunca hep aynı örneği veriyorum. son dünya kupasının final maçında hakemin sertliğe izin verdiği kısımda ispanyolların akışkanlığından eser yoktu.
hele niang gibi sertliğe alışkın bir ligden gelen adamın hali bile normalleştirdiklerimizin aslında ne kadar anormal olduğunu yeterince anlatıyor.
ilk iki sırada ki takımın bence temel iki niteliği var, pozisyonlarına sıkı sıkıya bağlı gerçekçi ve katı oyunlar oynamaları.örneğin bu sezonun yere göğe sokulamayan takımı trabzonun geçen sene ki-son on maçtaki fenerbahçeden- daha başka oynamadığını düşünüyorum.

ama büyüklerin çıkmazı burada başlıyor,trabzon için başarı olan fenerbahçe ve diğerleri için yetersizlikle suçlanıyor. onlardan beklenen iyi futbolun ötesinde bir tür abluka futbolu. taraftar profilinin bu hayalle şekillenen beklentileri işleri işinden çıkılmaz yapıyor.

kısaltırsak, korkunç denilen galatasaray ile şahane denilen trabzon arasında uçurum olmadığını düşünüyorum. herkesin birbirine yakın niteliklere sahip olduğu, bir ligde ayrıntılar durumu belirliyor. sezon içi sakatlıklar,hakemler,seriler,hatta takip edilen fikstür vsvsvsv...

Ekrem M.Sc dedi ki...

Besiktas'tan umidi kesince Fenerbahce maclarini mi yorumlayacaksin artik? :)

Mel dedi ki...

Tespitler son derece yerinde. Bir ekleme yapayim - Fenerbahce'nin futbolunun daha organik ve yardimlasmali bir hal alabilmesi icin transfer isteyen oncelikli bolge stoper. Halihazirda rotasyonda bulunan Lugano-Bekir-Yobo aslinda birbirlerini tamamlayici oyuncular degiller. Orta sahada yukarida bahsedilen sebeplerden dolayi olusan boslugu engellemenin ve takimin onde basarken arkada hazirliksiz yakalanmasini onlemenin en akil yolu akilli, cabuk, ve topu oyuna iyi sokabilen bir stoperin takima monte edilmesidir. Orta sahada iyi basan ve alan kapatmayi beceren takimlara karsi Fenerbahce'nin savunmadan cikmasi cok zor oluyor, ki bunu genellikle Gokhan vasitasiyla ve uzun toplarla halletmeye calisiyorlar, cogu zaman da bu girisimler basarisizlikla sonuclaniyor. Ozellikle kanatlarin birbirlerinden uzak ve kopuk oynadigi bir duzende onlari bir araya getirebilecek bir cozum orta sahada stoperin de katilimiyla pas trafiginin artmasi. Sene basindan beri bu sebeple Lugano'nun bu takimda misyonunu tamamladigini dusunuyorum.

Soyle bir baktigim zaman bireysel olarak son zamanlarda Turk futbolunda en kaliteli oyunculara sahip takimin zaman zaman son derece silik ve yetersiz bir oyun oynamasinin tek sebebi yazida da belirtildigi gibi taktiksel dizilis ve yardimlasma eksigidir. Gokhan, Emre, Niang, Alex gibi muthis kapasiteli adamlarin yaninda yer alan Cristian, Volkan gibi ciddi kalburustu futbolcularin yer aldigi bir takimdan bahsediyoruz, ki bunlarin disinda yer alan Stoch, Dia, A. Santos, Lugano, Yobo, Semih de yine lig standardinin oldukca uzerinde oyuncular. Buna ragmen takimda tonla problem var, ve bu bir bakima futbolun ne kadar dinamik ve taktiksel bir mucadele oldugunu her hafta bizlere yeniden gosteriyor.

Fenerbahce icin soyle bir duzen oneriyorum:

------------------Volkan----------------

-----------Bekir------------Yobo---------
-Gokhan-------------------------A.Santos-

-----------------Cristian----------------
---------Mehmet----------Emre----------

-Dia------------------------------Niang-
------------------Alex------------------

Alex'in gezgin santrafor olarak oynadigi, kanatlardan surekli Niang ve Dia ile iceriye dalislar yapan, savunmalari guclu olmayan Dia ve Niang-in arkasini da Mehmet ve Emre ile kapatan bir duzen basarili sonuclar verebilir.

Noat Samisa dedi ki...

Murat,

Diziliş dediğimiz şeyden salt sahadaki göründü anlaşılabilir; fakata şablon ya da sistem bunu bir adım öteye götürüyor. Kimi takımlar bahsettiğiniz esneklikle akışkan (fluid) oyun oynayarak yükselirken, kimi maçları kazanmak için katı (rigid) bir yapı gerekiyor. Oyuncuların yerini terketmesi bazen esas iken, bazen bu doğru olmayabiliyor. Dolayısıyla Barcelona günümüzün trend takımı. En iyi onlar, fakat bu ''futbolun ideali'' olduklarını göstermiyor. Ben böyle bir ideale inanmıyorum, tarihte pek çok döneminde kupaları süpürmüş takım var. Tabii Barcelona çok güçlü bir geçmişle biraz daha fazla süre yukarıda kalacak, ama bu sonsuza kadar sürecek değil elbette. Mutlaka daha yeni bir şeyler göreceğiz ve belki bu daha katı bir yapı olacak.

Hakemler bir ligin sertliğini doğruda etkilemez. Mevcutları değiştirin, yerine yenisini koysanız da beklediğiniz etki olmaz. Sertlik bu oyunda var, ama dozunda. Bunda birtakım iyileştirmelerin gerektiği doğrudur.

Trabzonspor'un geçen sezonki Fenerbahçe'den çok büyük farkları var. En baştan çok akışkanlar ve çok iyi üçüncü bölge presi yapabiliyorlar. Geçen sezonun Fenerbahçe'nin böyle bir hasleti yoktu, iyi bir 1-0 takımı olunmuştu son bölümde.

Trabzonspor ve Bursaspor oyun olarak bu ligin geri kalanından önde bana göre. Fenerbahçe'yle Beşiktaş arasında çok fark olmadığına katılırım, ama Galatasaray'la oyun olarak belirgin farklar ve artılar olduğunu düşünüyorum.


Ekrem M.Sc

Aynı şeyleri yazmaktan sıkıldım. Rapid Wien maçı rekabetten uzak, kötü bir maçtı. Gaziantep maçı da çok farklı sayılmaz.

Devre arası olsun, kadro bi' netleşsin; hepimize yeni bir heyecan olur belki.

Noat Samisa dedi ki...

Mel,

''...Buna ragmen takimda tonla problem var, ve bu bir bakima futbolun ne kadar dinamik ve taktiksel bir mucadele oldugunu her hafta bizlere yeniden gosteriyor.''

Bu cümle için teşekkür ediyorum.

Anlatmak istediğim, öncelikle oyuna yönelik bu bakışı merkeze almaktır.

Kadro da değil, orada-burada üzerine konuşulan sayılar da değil; gerçek bir oyun tartışmasıdır bu. Oyunun ta kendisidir.

Kadro özerisi ilgi çekici kesinlikle. Schuster benzeri yapıyı Alex yerine Guti'yi koyarak bu sezon 5-6 maçta denedi. Çok iyi sonuçlar alındığını söylemiyorum elbette, fakat bu pek bir anlam ifade etmiyor.

Alex sahte 9 numara işini iyi yapacaktır. Orta sahadaki alan hakimiyetinin artışı da sorunların bir kısmını çabucak çözebilir. Böylelikle ana hücum kanadı sol değil, artık sağ olmuş olur. Niang ve Dia'nın ideal pozisyonları bu ayrıca, keza Mehmet Topuz'un da.

murat dedi ki...

noat,

esneklik mevzusu için fazla uzun bir cevap vermek gerekcek onu geçerek yerel meseleye gelirsem.
trabzon ve fenerbahçe arasında farklar olduğunu farkındayım ama fark derken aslında farkın referansı olarak belirttiğim durumdan farkılaşmadıklarıydı kastettiğim.

klişe şu değil mi: üç büyükler önde oynamalı,durmaksızın baskı yapmalı,sürekli üçüncü bölge de oynamalı ve bunu başaramadıkları sürece yetersiz ve başarısız kabul ediliyorlar.

trabzonun bu sene iç sahada en az dört maçını izledim şunu rahatlıkla söylerim: trabzon, oyunu üçüncü bölgeye yıkarak oynamıyor. geçen seneki fenerbahçe ile benzerliği burada yatıyor biraz bir tür kontrol futbolu ile 0-O 'ı hep cepte tutarak oynuyor. ayrıca geçen sene,bunalımı aşmaya çalıştığı kısımdan sonra öz güveni yerine geldiğinde oynadığı maçlarda oldukça etkindi fenerbahçe, üçüncü bölgedeki etkinliği fena değildi.bkz kayseri,ankaragücü,kasımpaşa,trabzon maçları.
son karabük maçında, emenike çıkana kadar karşı kaleye gidemeyen bir takımdan-trabzon- bahsediyoruz nihayetinde.

hakemler konusunda pek anlaşamayacağız. bugün ülkede hakemlik yapma biçimi değişse bazı adamların teknik direktörlük yapamayacağı bir lig yaşıyoruz bence. dün bir ara faul rakamları : 12 iye 2 idi. bir çoğu arkadan sert,yıldırıcı. oynamaya çalışanı koruması gerekenin oynatmayanı koruduğu tuhaf bir hakemlik.guti'nin sayısız maçını izlemişimdir, ne bu kadar kart gördüğünü hatırlıyorum ne de bu kadar çaresiz kaldığını.

yazdıkların,oyunun taktik kısmının vurgulanmasının gerekliliği konusunda hem fikirim. ama söz konusu bu ülke olduğunda sadece oyunun içindeki aklın analizinin durumu açıklamaya yetmediği kanısındayım. çünkü, 'içeriği' oluşturan sürecin bütünüdür söz konusu olan, ve bütün ''bütünüyle'' rasyonel değil.

örneğin galatasaray'ın trabzondan daha kötü bir futbol aklıyla yönetildiğini kabul edebilir miyiz?
eğer bunu kabul edebilirsek sahanın içinde ki fark da anlamlı olur. ülkenin tamamında aynı sorun var bence,rasyonel hiyerarşi yokluğu diyebileceğimiz bir durum söz konusu. altta kalanla üstte olan arasında nedensel ve planlı bir farkın ortaya koyulması imkansız. trabzon da en az galatasaray kadar iyi ve ya kötü yönetiliyor. bu takımın omurgasını oluşturan ve üç senelik bir plan yapan adamı sene sonunda,sezon başı hedefini karşılamasına rağmen kovan bir klüp sonunda trabzon. sahaya kadar planlanan şeyin kendisi o kadar organizasyonsuz ki sahanın içinde ki farkı ve geleceği organizasyonla açıklamak güçleşiyor.

özetle,aslında yazdıklarım genel algıya yazıldı: aynı toplumsal süreçlerin ve aklın sonucu olan aynı oranda düzensiz-kaotik yapılardan bahsediyoruz. kaos büyüdükçe sahanın içini de yönetmek mümkün olmuyor. üç büyükler söz konusu olduğunda sahanın içi daha çok bu kaosun nasıl yönetildiğiyle ilgili ve medya-taraftar beklentileri kaosu yönetilmez kılıyor. aykut kocaman oldukça rasyonel ve analitik nitelikleri gelişmiş biri. böyle bir adamın bile,hazırlığına rağmen, fazlasıyla plansız gözükmesine neden olan kaotik bir futbol ortamına sahibiz.

neyse,umarım uzun ve can sıkıcı olmamıştır. yazdıklarının fazlasıyla övgüye değer olduğunu düşünüyorum ve okumaktan büyük keyif alıyorum. başka bakışlara sahibiz doğal olarak...

borasahin dedi ki...

Noat,

"Trabzonspor'un geçen sezonki Fenerbahçe'den çok büyük farkları var. En baştan çok akışkanlar ve çok iyi üçüncü bölge presi yapabiliyorlar." demissin.

Trabzon'u birkac kere yarim yamalak seyrettigim icin tam bir yorum yapamayacagim ama ucuncu bolge presini iyi yapma ifadesi bana 96-00 Terim donemlerini ve onun onculu olarak kabul edilebilecek Feldkamp ve belirli bir dereceye kadar devamigilleri (Holman) hatirlatti. O GS takimlari da cok iyi 3. bolge presi yaparlardi. Tabii GS'ninki kesik kesik seyrettigim TS'nin otesiydi diye dusunuyorum. Daha radikal bir sekilde uygulanirdi. Takim yillar yili oturdukca Terim de genel itibariyle taktik kurguyu rakip gozetmeden sahneye koyardi, ozellikle Turkiye'de. Buna mukabil Gunes bu farkliligi taktiksel zenginlikle asiyor olabilir...

Aslinda Gunes'in 2010 model TS'si 2002 ulusal takimini da hatirlatmiyor degil. GS'nin kademeli prese dayali oyunu Denizli'den dolayi milli takima yansimamisti. Gunes de o oyunun biraz yumos katilmis bir versiyonunu Dunya Kupasi sirasinda yapmayi basardiydi; cunku elindeki malzeme de farklilasmisti. Ornegin Suat yaslanmisti. Onun yerine Ingiltere'de gercek potansiyeline yaklasan Tugay'i koyarak geriden daha iyi pas yapma sansi yakaladi. Yine pres vardi ama GS'deki kadar radikal degildi, 3'lu 4'lu savunma degisimini de yine ayni turnuvada gerceklestirmeyi basarmisti. Her zaman diyorum, ne zaman Tugay gitti, kaotik kaosu organize kaos haline getiren adam gitti, basarida en buyuk paylardan biri, belki de birincisi ona aitti. 2010 model TS'ye gelirsek, simdi Tugay yerine Selcuk var, Hakan Sukur yerine Umut var, Umit Davala yerine Burak Yilmaz var. Serkan'in top kazanma becerisi ortada, Colman kendini bu konuda gelistiriyor (ikinci Liverpool macinda Teo'nun golu oncesi, sanirim Kuyt olacak, kaptigi top), keza Engin yine oyle.

Belki de Turk oyuncularla insiyatif alan bir takim yaratabilmek icin pres faktorunu belirli bir derecenin ustune cikarmak lazim; cunku bu ulkenin yerel futbolculari ikili mucadeleye girmeyi seviyorlar. Hizli oyun pek tercih edilmiyor. Link'ini daha once verdigim Gencler Av. Sampiyonasi finalini seyrediyorum, Ispanya ile bizimkiler oynuyor. Su an uzak forvet oynayan Burak Yilmaz savunma onu oyuncusu, Selcuk onun onunde, sagda ve solda Zafer Sakar (Olcan Adin'in cezasindan dolayi) ve Sezer Ozturk var. Ispanya'ya bakiyorsun, atletizme ve pas becerisine dayali muthis hizli bir oyun. Ornegin sol bek topu hic kontrol etmeden tek pas ile verkaca girecegi adami buluyor, sonra hizla bos alana cikiyor, pas verilen kisi de topu kontrol etmiyor, tek dokunusla sol beki buluyor, hop orta geliyor. "Eger yakalayabilirsen" ortadaki topu temasla alirsin cunku sol beke karsi boyle bir avantajin var.

Ispanyol oyunculara bakiyorsun. Hizlilar, atletikler, ama bizimkilere gore celimsizler. Jesus Navas'i, Valencia'nin sol beki Alba'yi burada oynatmazlar valla :) Bir futbol felsefesi yaratilacaksa Turk oyuncularin fiziksel karakterinin mutlaka dikkate alinmasi lazim. Bizimkiler gures yapmayi, yakin mucadeleyi seviyorlar, yoksa Uzulmez bu kadar uzun sure tutulmazdi: ilgililerin dikkatine :) Eger bunu kademeli ve organize bir sekilde rakip yari sahada yapabilirsen o zaman bir yere varabiliyorsun. Belki de Gunes 2000 sonrasinda yabanci sayisinin artmasiyla yavas yavas dagilan ama bu ligde 20 sene once de gecerli olan fikirlere yeniden sarilmis olabilir, sonucta Gunes o zamalar da buradaydi.

benden bu kadar dedi ki...

fenerbahçe ile ilgili ciddi taktik analiz yapılan tek blog papazınçayırı. yanlış bilmiyorsam sen beşiktaşlısın, yani fenerbahçe yazmasan kimse sana neden yazmıyorsun demez. şartlar buyken ve yazacak tonla mantıklı şey varken fenerbahçe'yi özellikle seçip yazmana ne desem bilemedim açıkçası.. bloglardaki bu ciddi açığı görüp yazının sırf bu boşluk bir nebze dolsun diye yazılmış olduğunu düşündüm ben ve teşekkür etmek istiyorum salih abi.. yazı on numara, tespitler her zamanki gibi de yerinde.. biri senin için bu işten para kazanmıyorsa manyağın biri olmalı demişti ya hakkaten öylesin :)

ellerin dert görmesin.

Noat Samisa dedi ki...

Benden Bu Kadar,

Bu sayfada Galatasaray da yazılıyor, ama bu sezon Galatasaray'ı yazmanın anlamı yok; zira ortada pozitif şekilde tartışılabilecek bir takım yok. Ağırlıkla Kasımpaşa da yazılıyor, mesela haftaya Samsunspor'u yazmayı düşünüyorum. Bir boşluk doldurma amacıyla değil, ne istersem onu yazıyorum.

Biri para verirse eğer, bu yazıları onun için de yazarım. Ama henüz böyle bir talep gelmedi. Daha çok ''zaten para almadan bloga yazıyorsun, benim için de yaz'' diyenlere, kendini akıllı zannedenlere denk geldik. :)

Teşekkürler.

Övünç dedi ki...

Ahahahh Benden bu kadar yazınca başa , blogu kapatıyorum dağılın hulen diyeceksin filan sandım,ikna çabaları sergileyecek yapma etme diyecektim :)

Yukarıdaki arkadaşın nickiymiş meğer :)

Bugünkü Trabzon'un babası bir Ersun Yanal vardı.Genel Koordinatör olduydu , olayı nedir acaba 1 senedir ?

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Milli takımda bu göreve devam ediyor.