İkinci Yeni

Beşiktaş büyük umutlarla girdiği sezonun ilk yarısında başarısız oldu ve üzerindeki dört takımın toplam otuz iki puan gerisinde kaldı. Oynadığı maçların yarısını dahi kazanamadı, içeride ve dışarıda ancak dörder galibiyet alabildi. Kupada iki alt lig temsilcisine karşı oynanan iki maçtan ancak üç puan alındı, ama Europa League grubundan alınan üst tur vizesi, kulübün daha önce elde etmediği bir başarı olduğundan apaçık şekilde önümüzde duran başarısızlık tablosunun üzerini kapatıyor. Tribünler sıradışı şekilde optimist, halinden memnun. Nispeten zayıf bir gruba düşülmesiyle artan puanlar, kritik zamanda Avrupa'dan gelen galibiyetler hem hocaya kredi sağlaması, hem de tribünün psikolojisini etkilemesiyle fazladan önem arz etti ve ligdeki kayıpların yarattığı infial ortamını yumuşattı.

Yekünde bugün elde Europa League son otuz ikisindeki Dinamo Kiev eşleşmesi, kupada devam umudu ve yeni transferlerle taraftarına yeniden heyecan zerk eden bir takım var. Fakat üç yeni Portekizli'den ikisinin Europa League'de oynamayacağı göz önüne alınırsa, yeni transferlerin yarattığı heyecanın Dublin yoluyla ilişkili olmadığı ayan beyan görülüyor. Ne amaçla transfer yaptığı belli olan Beşiktaş'ın mutlaka ama mutlaka lig performansının iyileşmesi gerekiyor. Peki bunun oluru nedir, ne olabilir? Bu yönde fikir beyanına başlamadan evvel Bernd Schuster'in önemli gördüğüm demeçlerinden birkaçına bakmak faydalı olabilir:

''Genele baktığım zaman takımdaki eksiğin takım halinde koşmak, takım halinde hareket etmek ve hem topsuz oyunda fiziken, hem de topla birbirini görebilmek ve ona göre davranmak olduğunu söyleyebilirim.''

(5 Ağustos 2010) 3-0 biten Viktoria Plzen maçı sonrası Schuster

“Biz maçları ciddiye alırız. Yine kendi futbolumuzu kendi oyun düşüncemizle oynayacağız. Bugüne dek bütün takımlar bize karşı kontra atak oynadı. Biz bugüne kadar oyun anlayışımızı değiştirmedik, değiştirmeyeceğiz ve ben asla (ne kadar ilerleme sağlanırsa sağlansın) memnun olmayacağım.''

(4 Kasım 2010) 1-1 biten Porto maçı öncesi Schuster

“Kalite eksiğimiz var. Ligin son sırasındaki takıma karşı değil, hangi takım olursa olsun birebirlerde sıkıntı yaşıyoruz. Takım hala istediğim seviyede değil. Çözüm konusunda da hiçbir fikrim yok.''

(9 Kasım 2010) 1-1 biten Kasımpaşa maçı sonrası Schuster

''İkinci yarıda rakibi oynatıp, kontra ataklarla çıkmak istedik; bunu da başardık. Uzaktan çekilen bir-iki şut haricinde pozisyon vermedik. Eski Beşiktaş’ı görmek beni en çok mutlu eden şeydi. Hırs, azim ve maçı kazanma isteğimiz çok önemliydi. Tam olarak mutlu değilim ama daha zamanımız var.''


(14 Kasım 2010) 0-2 biten Gençlerbirliği maçı sonrası Schuster


''Buraya geldiğimde rakiplerden 1960'ların futbolunu beklemiyordum. 2010'da böyle futbol oynanması beni şaşırtıyor. (...) Quaresma'nın olmaması, Guti'nin olmaması, Bobo'nun sakatlığı bizi normal bir takım haline getiriyor.''

(21 Kasım 2010) 2-2 biten Konyaspor maçı sonrası Schuster


Hocayı takım oyunu eksiği eleştirisinden, hakemler ve 60'lar futboluna ulaştıran süreçteki ana hatlara kısaca yeniden bakalım: Delgado-Ernst orta sahasıyla Viktoria Plzen dersi geldi, fakat ancak ikinci kura geçildiğinde (İBBSpor) bu yanlış yapı terk edildi. Delgado gitti, Necip ve Aurelio bu sayede takıma girdi. Holosko ve Nihat'ın Quaresma'nın ters kenarının uzak forveti olmak için tarz yönüyle uygun olmaları, ama formlarının berbat oluşu Hilbert'i sağ öne taşıdı. Sağ bekteki kanser, Hilbert'i geri çekerken Tabata'yı takıma soktu. Tabata-Hilbert işbirliği, sezon başından bu yana takımın sağ kanadının gördüğü en iyi bileşim oldu. Hilbert, Quaresma yokken kenar adamı işini iyi yapamadı, hücum bölgesindeki alternatifler arasından çıktı ve Quaresma'sızlıkta baklava orta saha - çift santrafor asli yol olarak belirlendi. Sakatlıkların bol olduğu süreçte bolca mağlubiyet alındı ve sonunda biraz olsun gerçekçi olundu.

İçerideki Porto maçıyla başlayan yeni bir süreçte takım santraforsuz bir oyunla nispten katı bir yerleşimle sahaya çıkmaya başladı. Lakin bu yapı, antitez niteliğinde futbol oynayan Kasımpaşa'ya karşı maçın ilk yarısında mağlup oldu. Maçın ikinci devresi ise sezon başındaki intiharın üçüncü bölümüydü. Gençlerbirliği deplasmanı, ilk kez bir lig maçında efektif oyuna yönelik hamlelerin görüldüğü maç oldu. Konyaspor maçı çok kötü idi. Bursaspor ve Galatasaray maçlarında Guti ve Holosko'dan gelen ekstra katkı kritik puanlar kazandırdı, fakat Eskişehir deplasmanında takımın bundan önceki mağlubiyetlerinde olduğu gibi ''çaresiz kaybedişi'' kasedi başa sardı. Pekiyi, tüm bu sorunların, sorunlara yeni çözümlerin ve bunları sahadaki ve tabeladaki görüntüsünün arkasındaki esas etmenler nedir? Maddelersek:

Sakatlıklar

Nasıl başarısızlık halinde baş antrenör görevden alınarak en hesapsız çözüm uygulanıyorsa, Beşiktaş gibi sahaya çıkartacağı on bir kişiyi bazen zor bulan bir takımın da kondisyoneri kovması makul sayılabilir. Hoca kovmak için futbolu bilmek gerekmez sıklıkla, dolayısıyla kondisyoner eleştirmek için de tıp eğitimi almış olmaya gerek yok! Yine de olan-bitene yakınlaşıldığında durumun bu kadar basit olmadığı görülüyor. Mesela Nihat'ın vücudu ve zihni zaten iyi durumda değil, yaşadığı her sakatlık normal. Holosko ayağında bir metal cisimle oynuyordu, aklı da epey karışıktı. Bobo'nun mevcut rahatsızlığı ilk geldiği sezon açıklanmıştı, biraz dikkat edilmesi, sürekli gözlenmesi gerekliliğinden başka sorun teşkil etmiyordu. Aurelio, Quaresma ve Guti son iki yılda bırakalım Beşiktaş'ın ilk yarıda otuz maçı aşan yüksek resmi maç temposunu, standart tempoda dahi oynamayan oyunculardı. Buna Ekrem gibi darbeye bağlı sakatlık yaşayanları eklersek, genel futbol gözlemi üzerinden bir sonuca ulaşılabilir.

Bir de şurada bahsedildiği üzere oyunu oynama biçiminin değişmesinin getirdiği idman metodu değişimi ihtimali var. Bunun Beşiktaş'ta da vuku bulduğuna dair elimizde herhangi bir açıklama yok. Şimdilik yalnızca bir tahmin, ama geçmişte Fenerbahçe'nin de Cascallana'yla benzer şeyleri yaşadığı düşünülürse ve takımın yüksek yaş ortamalası hesaba eklenirse bu olasılık dikkate değer.

Özveri Zaafiyeti

Kayseri deplasmanı ile Manisaspor ve Kasımpaşa maçlarında takımın skoru elde etmeye ve rakibin silahlarını sınırlandırmaya yönelik herhangi bir girişiminin görülememesi Schuster ve ekibine güven adına büyük hayal kırıklığıydı. Yalnızca kazanma yolu takip edildi. Bir önceki maçtaki yeni görevlerinde başarılı olan oyuncular, bir sonraki maçta da aynen sahaya çıktı. Kasımpaşa maçına Porto deplasmanıyla eş oyun planıyla çıkılması ve Konyaspor maçı bu açıdan iyi bir örnektir. Tabata, Nobre, Holosko ve Quaresma kariyer geçmişlerinden bambaşka görevlerde bir arada oynamışlardı. Bunun tek anlamı, Quaresma ve Nobre'nin bir önceki maçta bu görevlerde başarılı olmaları ve sakatlıklardı. Sürekli son kazanan kadro ve takım tertibinin bir sonraki maça taşınması, rakiplere yönelik herhangi bir çalışma yapılmaması bugün takımın 28 puanda kalmasına sebep oldu. Tüm noksanlara rağmen biraz özveriyle, skora yönelik ince ayarlar ile en az üç ya da dört puan kaybedilmiş maçı kazanmak mümkün olabilirdi.

Takım tüm bu başarısız maçlarda skoru alamadığı gibi, sezon başındaki coşkulu futbolunu oynayamıyordu. Takım tabelada kazanamadıkça hiçbir şey kazanmadı.

Defansif Organizasyon

''Top bizde olmadığında feci, korkunç bir takımız. Bu yüzden topa ihtiyacımız var.''


(27 Mayıs 2009) Man Utd'la oynadıkları, 2-0 biten CL Final maçı sonrası Guardiola


Barcelona topa dünyadaki diğer tüm takımlardan daha iyi hükmediyor, fakat onları -uzak plandan bakışla- başarılı kılan ana etken, topu geri kazanma konusunda diğer topa sahip olma odaklı futbol oynayan takımlardan çok daha üstün olmaları. Bu uğurda nispeten başarısız geçen sezondan sonra kadrolarında ve saha içi yerleşimde yaptıkları rötuşlarla bugün yeniden çok daha güçlü konuma geldiler. En iyi takım, en iyi örneği de ortaya koyuyor. Ne olursa olsun, hiçbir futbol takımının değeri kendisinden menkul olamaz. Arızalarını rakipler gösterir, iyiye gidişi rakipler mümkün kılar. Bir bakıma 5-0 biten El Clasico'da büyüleyici bir oyun oynayan Barcelona canavarını yaratan, geçen sezonun Inter ve bu sezonun Real Madrid hocası Jose Mourinho'ydu. Beşiktaş ise rakiplerden ders alma noktasında, özellikle Kasım ayına kadar çok eksik kaldı.

Takımın fizik gücü ağır maç temposunu etkisiyle düştükçe ya da orta sahada taktiksel zaafiyet oluştuğunda Beşiktaş takımı birbirinin kopyası goller yedi. Bunun ana sebebini de basitçe açıklamak mümkün:

''Futbolda öncelik, yani tehlike, her zaman için topa sahip olan rakip oyuncu ve topu ondan alabilecek durumdaki diğerleridir.''

Hamdi Serpil Tüzün - Serencebey Gazetesi, Kasım-Aralık 2010

Stoper kolay top kullanırsa, orta saha oyuncularının boşa çıkması yeterli olur. Orta saha oyuncuları kolay top kullanırsa, forvetlerin koşuları anlamlı hale gelir. Forvet ceza sahasında kolayca vuruş yaparsa, kolayca gol atar. Bu üç tasvirden Beşiktaş'ı ilgilendiren esas durum, rakip hücumcuların Beşiktaş kalesine kolayca gol vuruşu yapabilmeleridir. Fakat bu, aslen stoperlerin yetersizliğinden değil, takımın oyunu önde oynamasıyla arkada kalan büyük boşluk nedeniyledir. Oyunu önde oynamaya çalışan Beşiktaş rakip beklere ya da stoperlere iyi baskı yapamaz ve onlar kolay top kullanırsa, orta sahalar topu kolayca alır. Rakip oyunu kurduktan, ön tarafına topu olumlu geçirdikten sonra savunmaya düşen geri kaçmaktır. Beşiktaş'ın yaşlı kadrosu, sakatlıklar sonrası düşen kalite ve fizik yetersizlikle birleşince oyun fikrinin gereklerini yerine getirememeye başladı. Porto deplasmanı bu açıdan milattır, takımın oyun fikri rötuşlandı ve biçimsel bir değişiklik yapıldı.

Fakat bu fikri değişim dahi uygulamada halen bir önceki maçın kazanma yolunun takip edilmesi nedeniyle yeterince efektif olamadı. Beşiktaş'ın topa ihtiyacı var, evet. Fakat eğer başlama vuruşunu yapan taraf değilse, daha ilk dakikada topu kazanmaya ihtiyacı var.
İster çizgi savunma, ister bir başka yol; her neyse. Ön alandaki pres gücü yeterli olmadığından sezonun devamındaki fiziki düşüşle birlikte sorunlar büyüdüğünden dolayı savunmanın, hücumun yalnızca bir parçası sayılmaması gerek.

Barcelona topsuz oyunda Guardiola'nın abarttığı gibi kötü değil, ama Beşiktaş gerçekten kötüydü.

Simao ve Almeida: İkinci Yeni


Simao bir kanat oyuncusu, fakat kariyerinin son bölümünü ters ayaklı kenar adamı (inverted winger) olarak geçirmiş bir oyuncu. Quaresma gibi Sporting çıkışlı, ama bir önemli fark ile:

''Ülkeme döndükten sonraki (Benfica) ilk altı ay, Portekiz futboluna yeniden adapte olmak açısından zor geçti. Çünkü Barcelona'daki ilk yılımda hocam olan Louis Van Gaal, oyunu oynama biçimimi değiştirmemi istemişti. Genç bir oyuncu olarak topu ayağımda istiyor ve sürekli birebirleri zorlamayı, çalım atmayı arzuluyordum. Fakat Van Gaal başka şeyler yapmamı istiyordu. Onun sayesinde top kontrolü (first touch), pas, şut ve takımla birlikte hareket etme hususlarında kendimi kısa zamanda çok geliştirdim. Ertesi sene Serra Ferrer geldi, daha serbest oynamaya başladım. Portekiz'e geri döndüğümde de serbestliğim arttı, fakat Van Gaal'den öğrendiklerim bana Atletico'da da çok yardımcı oldu.''

(Temmuz 2009) Simao Sabrosa'nın ABola.pt'ye verdiği tarihli röportajdan alıntı

Quaresma, Simao'nun yaşadığı dönüşümü gerçekleştiremediğinden dolayı geçen yıl Jose Mourinho tarafından idmanlardaki çift kale maçlarda dahi oynatılmadı. Sporting çıkışlı oluşları, Barcelona'ya transfer olmaları, kanat oyuncusu vasıfları ve Beşiktaş'ta buluşmaları kaydadeğer ortak özellikleri olsa da oyunu oynayış biçimlerindeki benzerlikler sınırlı. Simao'nun topla yapabildikleri Quaresma kadar fazla olmasa da ayağındaki topu gole yönelik kullanmada Quaresma'nın fersah fersah önünde. Ayrıca sağlam geliyor, son bir buçuk yılda 75 maç oynamış bir oyuncu.

Hugo Almeida ise bildiğimiz 9 numara, trend futbolun modern santraforu. Tıpkı Bobo gibi. Bu açıdan şablona entegrasyonu zor olmayacaktır, fakat Bobo'ya göre zayıf olan gol vuruşu, takımın çift kenar adamıyla oynayacağı yeni oyununda karşılaşılacak en önemli sorun olarak görünüyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, takımın sezon başındaki en büyük sorunu, sol kenarda oynayan Quaresma'nın ters kenarına onun servislerini destekleyecek bir uzak forvetin bulunamayışıydı. Holosko ve Nihat kötüydüler, Hilbert sağ beke geçti ve Bobo'nun üzerine çok ağır bir yük bindi. Aşağıdaki grafik, sezonun ilk yarısında olan-biteni sözkonusu bu sorun ve çözüm yolu noktasında bize fikir verebilir:
Yalnızca lig maçları baz alınarak hazırlanan bu grafikteki kategorizasyonda kornerler, duran toplar ve penaltılar da dikkate alındı, atakların gelişimi göz önünde bulundurularak ayrım yapıldı. Ağırlıkla kullanılan 4-3-3 şablonunda rakip savunma hattıyla - hücum hattı arasında bir oyuncu bulunmadığından, Guti'nin zaman zaman merkezden attığı ara pasları amaca yönelik bir tespit olmayacağından değerlendirilmedi, atağın gelişimine göre gol, sola ya da sağa yazıldı.

Beşiktaş sürekli soldan geldi, merkez forvetler Bobo ve Nobre bu sayede toplam 11 gol attı; fakat Guti'nin penaltı gollerini çıkardığımızda gol sayısını merkez forvetlere yakınsayan tek adam 2 gol atabilen Filip Holosko. Sezon başında görülenin toplama yansıması, hücumda topa hükmeden takımın hücumda yeterince efektif olmadığının kanıtı adeta. Gol yükü iki stoperin arasındaki, markaj altındaki santraforun üzerine binen takımın ilk devre oyunun akışında attığı 13 golden 8'inde merkez forvetler Bobo ve Nobre'nin imzası vardı:
Diğer bir deyişle Beşiktaş'ın çokça övgü alan, hocası ve yönetimi tarafından modern addedilen, kimilerince Hollanda ve İspanya futboluyla ortak noktada buluşturulmaya çalışılan oyunu, merkez forvetler haricinde yalnızca 5 gol atabildi. Simao'nun gol ortalaması sezon başına 10 gole yakın, fakat bunlarda doğrudan kaleye gönderilen duran topların ağırlığı fazla. Mutlaka ama mutlaka takıma katkısı olacaktır, ancak yine sahada uzak forvet nitelikli bir oyuncunun bulunmayışı, takımın kale önünde yetersiz kalmasına sebep olabilir.

Özetle, Simao çok değerli bir oyuncu. Onun transferiyle hocanın şikayetçi olduğu yetenek eksikliği giderilmiş olabilir, fakat bu hamlenin skora yönelik açılımında esas probleme henüz bir çözüm bulunabilmiş değil. Bobo - Almeida değişimiyle gol vuruşu başarısı nispeten zayıfladı. Şu durumda belki de bir modern santrafor değil, gerçek bir golcü (poacher) takıma daha uygun olabilirdi.

Sonuç: Sorunlar, Çözümler ve Yeni Sorunlara Yeni Çözümler

Artık sezon başındaki durumdan çok daha farklı bir yerdeyiz. Elde hiçbir mazereti kabul etmeyecek, her açıdan yeterli bir kadro var. Fernandes ve Sivok henüz yazıda bahsi geçmeyen, ama çok önemli iki yeni oyuncu mesela. Bundan böyle takımın daha iyi, daha efektif olması ve tabelada olabildiğince yükselmesi gerekiyor. Bunun da yolunu bize Arrigo Sacchi anlatabilir:

''Herhangi bir proje yoktu, işimiz vasıfları doğru kullanmak üzerineydi. Biliyorduk ki Zidane, Raul ve Figo geri dönmezler, bu yüzden savunma dörtlüsünün önüne savunma yapabilecek birini koyduk. (...) Aslında benim futbolumda oyun kurucu, topa sahip olan oyuncudur ve Makelele bu işi yapamaz. Zaten yapabilmek için de bir fikri yok. O, topu geri kazanmada ustalaşmış (özelleşmiş) biri.''

Real Madrid'in Sportif Direktörü iken yaptıkları üzerine, 2006


Simao'nun gelişiyle birlikte artık Quaresma'nın sağ kenara geçiş ihtimali kuvvetlendi. Maç içinde sürekli değişerek oynayacaklardır, fakat Quaresma ağırlıkla sağ kenarda görünebilir. Makelele'den yola çıkarsak, Quaresma maç boyu aktif şekilde oyun içinde olan bir oyuncu değil. Kendi kaybettiği topları hırsla geri kazanmaya çalışması dışında arka tarafa yardımcı olan bir oyuncu değil. Onun mümkün olduğunca serbestleştirmek ve bu zaafını tolere etmek adına arkasında takım hücumdayken savunmayı üçleyecek olan Toraman'ın konulması iyi bir çözüm olabilir.

Ters kenarda ise Simao'nun içe kaçışlarıyla sol beke alan açması, bu sayede atakların çeşitlenmesi silahı var artık. Bu şekilde kurgulanacak takımda Ernst'in sol içteki varlığı, bir bakıma İsmail'in çıkışlarının sigortası. Aurelio'nun savunma önündeki varlığı da öyle, takımın çekici ve efektif oyununun gereği. Aslında futbolun gerçeği. Rakipleri öğretmen kabul etmek gerekir ve Europa League'deki rakibimiz olan Dinamo Kiev'in efsane hocası Viktor Maslov'un futbol üzerine söylediği söz, çok iyi bir ders olabilir:

''Futbol tıpkı bir uçak gibidir. Hız arttıkça havanın direnci de artar ve bu durumda aerodinamiyi yeniden sağlamanız gerekir.''

Beşiktaş Quaresma'ya sahip, öyleyse hızlı. Artık Simao'ya sahip ve hücumda daha güçlü, daha hızlı. Ama bize hız değil, uçağın hızlı uçması gerekiyor. Uçak, yalnızca motorla uçmuyor ve yeni motorlar, yeni bir şase, iskelet; yeniden aerodinamik hale getirilmiş bir başka mimariye, mühendisliğe ihtiyaç duyuyor.

Futbolda yenilik ve başarı arasındaki bağın en güzel tarifi budur. Schuster bize başka, çok daha iyi bir şeyler gösterebilir ve biz yepyeni şeyler öğrenebiliriz. Ama bugün için benim Beşiktaş'ım budur:
İkinci yarı güzel maçlar izleyeceğiz. CL vizesi ve Man City'i Dolmabahçe'de izleyebilmek, benim bu sezonun geri kalanına dair dileklerimdir ve umarım, üç yeni Portekiz'liyle başlayan ''İkinci Yeni'' dalgası, sadece ''futbol için futbol'' ile anılmaz.

Blog Arşivinden İlgili Yazılar:
Biz Ayrı Gollerin Dünyası'ndanız
Uzak Forvetin Yükselişi
Neden Bursaspor? 4-2-3-1 Zirve Yolu

Noat Samisa

27.12.2010

15 yorum:

borasahin dedi ki...

Noat,

Eline saglik, yorumlarina katiliyorum, nasil oynayabiliriz anlaminda ben de benzer seyler dusunmustum.

Simao ve Q7'nin surekli cizgiye yakin kalip top istemeleri, (Buca -kupa- macindaki Stoch ve Dia ornekleri) Guti'nin fiziksel sikintidan dolayi kaleden uzak kalmayi tercih etmesi, Almeida'nin yetersiz gol vuruslari, kulubede gol vurusu yapabilecek ikinci bir forvetin olmamasi bence hucumdaki en belirgin yetersizlik senaryolari olacaktir.

Ama Q7'nin surekli cizgiye yakin kalacagini sanmiyorum, mutlaka top almak icin ortaya dogru gelecektir, ne kadar sik gelecegi rakiplerin onu ne kadar puskurtecegine bagli, dar alanda kisa paslasmalar ve bol kirmizi kart gorebiliriz :) Dedigin gibi Q7'yi liberate etmek gerekiyor, hem "fake uzak forvet" (Antep macindaki gol uzak forvet gibi iceri kat etmesi sonucu olmustu) gorevi gormesi icin hem de kendiliginden bu isi yapacagindan dolayi. Benim onerim Aurelio oynayacaksa ozellikle maca baslarken sag bekte Toraman yerine Hilbert tercihi. Bu sekilde ondan hucumda buyuk bir beklenti olmayacaktir. 50, 60 metrelik bir alanda gidip gelebilir, en iyi yaptigi is. Gerekirse biraz iceri girer (Bursa macinda Holosko'ya verdigi pas), gerektiginde surpriz kosu yapar. Toraman'in boyle bir gorevi ne kadar basaracagindan tam emin degilim. Tabii bu durumda stoper Toraman'a kaliyoruz ki o da ayri bir problem.

Ismail'in Simao ile daha iyi bir ekip olacagini dusunuyorum. Q7'nin bir bek ile oynamasi pek mumkun degil. 3 kisiyi pesine takiyor, hala topu ayagindan cikarmiyor, Simao cok daha efektif olacaktir. Bir de Ismail takim toplu halde baski yapiyorken gerekirse ice dogru girip prese katki vermeli, onun bolgesini Ersan savunabilir.

Bir de Guti'nin pozisyonunu merak ediyorum, yine ayni sekilde devam edecek mi, yoksa daha mi onde takilacak, herkes Fernandes'in transferini buna yorumladi. Eger Guti ayni sekilde kalmaya devam eder ve skor sikintisi olursa zayif halka olmaya baslayabilir.

Fekat benim en cok merak ettigim ve daha onemli gordugum konu Schuster'in nasil bir strateji izleyecegi. Dunyada bir iki takim haric hicbir takimin surekli onde kalarak topa sahip olmasi mumkun degil, bir noktada elde ettiginiz skoru korumaniz (geriye cekilmeniz) gerekiyor. Bu takimin genel mac stratejisi ne olacak? Galipken? Berabere giderken?

Bu oyunculari tasiyacak yapi ve genel strateji olusturulmazsa puan olarak beklentilerin karsilanamamasi surpriz olmaz gibime geliyor.

Gürhan Çerkez dedi ki...

hoca toramanı sağ bekte kullanır mı? umuyorum ama pek ihtimal vermiyorum

kazimdr dedi ki...

Öncelikle yazı çok güzel(yine), eline sağlık.
Ancak ben Schuster'in Toraman'ı sağ bekte kullanacağını sanmıyorum.
Bir de tahmini Schuster kadronu paylaşırsan sevinirim.

cesc dedi ki...

Toraman'ı stoper oynatmaktab bi' şekilde vazgeçmeli Dayı. Birisi şuna Toraman'ın sağ bek oyunundan bahsetsin ve Schuster de inadından dönsün. Sahadaki 5 yerli için de inanılmaz kritik bi' hamle olacaktır bu Toraman'ın istikrarını da düşününce.

cumkee dedi ki...

fernandes bu şablonun içinde yer bulamazmı ?

Mel dedi ki...

Yazı alışılageldik üzere çok güzel ve önerilen taktiksel diziliş de optimum sayılabilir. Ancak burada isimlerin yarattığı bir yanılsama ileride sıkıntı doğurabilir. Savunmada yer alan iki oyuncu da topla oynamada pek becerili değiller: her ne kadar Ersan modern bir stoperin yaptıklarını yapmaya çalışıyor ve topla ileriye çıkmaya çalışıyorsa da verdiği kararlar çoğunlukla hatalı oluyor ve çok top kaybı yaşanıyor. Savunma önünde yer alan Aurelio ise geçtiğimiz senelerdeki performansının aksine iyiden iyiye savunmaya gömülü oynuyor ve hücum varyasyonlarında pek yer almıyor. Bu iki meselenin yanısıra İbrahim Toraman'ın hücum zaafiyetini de eklediğimizde Beşiktaş'ın savunma-orta alan-hücum hattı arasında kopukluklar başgösterecektir diye düşünüyorum. İsmail Köybaşı hücum etmeyi seven yetenekli bir bek olmasına karşın henüz kendisinde yeterli bir oyun zekası göremediğimden onun hücum katkısının da görüntüden ibaret olacağını düşünüyorum. Üstelik bu takımda her daim yer alması gereken Hilbert yabancı rotasyonu sebebiyle kadroda yer bulamıyor. Bunların sonucunda Beşiktaş'ın topu ayağında tutmakta ciddi sıkıntılar yaşayacağını, dolayısıyla da savunma zaafiyetinin bu kadroyla topu geri kazanmada yetkin olmadığı gerçeğinden yola çıkarak alenen ortaya başgöstereceğini düşünüyorum. Bu sistemin işleyebilmesi için ilerideki dört oyuncunun hareketli ve sürekli savunma bilinciyle hareket etmeleri gerekiyor, üstüne üstlük Aurelio'nun oyunun içerisine daha çok girmesi ve oyuncuların birbirlerine yakınlaşmaları lazım. İlk önerim Toraman'ın Sivok'un yerine stopere, Hilbert'in de sağ beke kaydırılması olacaktır. İkincisi her ne olursa olsun Aurelio'nun yerine Necip yer almalıdır. Her ne kadar Aurelio'nun her daim hayranı da olsam Aurelio bu düzenin oyuncusu değil kanımca. Aurelio yavaş oynayan, topa hakimiyeti ancak yavaş ve garanti bir pas alışverişi ile sağlayan bir takımda parlayacak bir oyuncu, hele hele geçirdiği sakatlıklar ve düşen temposu sonrasında. Necip henüz istenen savunma olgunluğunu ve oyun karakterini yansıtmıyor olabilir, ancak daha dinamik, daha hareketli, ve Aurelio'ya göre daha delici. Topla ilişkisi de an itibariyle standart altı değil. Bana kalırsa Ernst Aurelio'nun yerine savunma bloğunun önüne sola yakın yerleştirilebilir, Necip Ernst'in pozisyonuna kayabilir, ve bu vesileyle aerodinamiği daha elverişli bir takım düzeni kurulabilir.

Elbette özellikle zayıf ve yavaş oynayan takımlara karşı bu takım da çok iş yapacaktır, ancak taktiksel olgunluğa erişmiş, mücadele gücünün üzerine beceriyi ve çabukluğu da ekleyebilen güçlü rakipler karşısında sıkıntılar doğcaktır diye düşünüyorum. Dynamo Kiev bu takımlardan bir tanesi.

Beşiktaş'ın lig fikstürü ise rakiplerine göre çok ama çok hafif. Trabzon, Galatasaray, Fenerbahce, Kayseri, Eskişehir ile içeride oynuyor. Tek ciddi anlamda zor deplasmanları Bursaspor, ki o da muhtemelen dananın kuyruğu koptuktan sonra oynanacak. O yüzden ikincilik zor değil, herşey Fenerbahce ve Bursaspor'un çizecegi performansa bakıyor. 2. haftda olası bir Trabzon beraberliği ya da galibiyeti, ardından Beşiktaş'ın Fenerbahce'yi 5. hafta devirmesi sonucu Fenerbahce Beşiktaş'ı yakalayamaz diye düşünüyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Bora Şahin,

Guti'nin ideal rolü noktasında benim düşüncem hala orta üçlünün nispeten öne oynayan sağ iç adamı olması yönünde. Fakat oyun içerisinde mutlaka görev değişimleri yaşamalı.

Yine toplama baktığımızda hocanın özverisinin gerekliliği gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Daha skora yönelik bir takıma ihtiyacımız var. Strateji konusundaki çekinceleri paylaşıyorum. Takım gibi Quaresma'nın da daha efektif olması gerek.

Gürkan Çerkez, Kazımdr ve Cesc;

Umarım kullanır. Sağ Toraman takımın denge unsuru, stoper Toraman ise zayıf halka.

Tahmini Schuster kadrosunda sol bekte Üzülmez, sağ bekte Hilbert, stoperde Toraman ve Ersan olmalı. Fernandes'i de Ernst'in yerine koymayı düşünüyor olabilir.


Cumkee,

Bulur tabii, ben optimum verim alınacağını düşündüğüm ideal kadromu yazdım. Ernst ve Guti'nin yerine forma bulabilir.


Mel,

Aurelio konusunda farklı düşünüyoruz. Temposu düşük olsa da hazır olduğunda oynadığı oyun yüksek katkı sağlıyor ve ben şu anda onsuz bir takım düşünemiyorum. Ha, Ernst'in derine çekilip Necip'in oynadığı bir üçlü orta sahadan da çok endişe duymuyorum, yani Aurelio olmadığında çok büyük kayıp değil, ama sıklıkla kritik işler yapıyor.

Hilbert'in Tabata'ya oluşturduğu kombinasyon çok iş yaptı, fakat sağ kenarda oynayan Quaresma'yla çok uyumlu olabileceğini sanmıyorum. Quaresma düz ayakla beke alan açacak, onu kullanacak bir oyuncu değil. Ha, elbette ki katkı alınır, fakat hem Quaresma'dan maksimum verim almak, hem de arkayı daha sağlam tutmak adına Toraman önerimi yineliyorum. Hilbert'in bu ligin en iyi 12. oyuncularından biri olarak kalmasını daha sağlıklı buluyorum.

Evet, Dinamo Kiev eşleşmesinde en basitinden benim dikkat çektiğim ön alandaki pres zaafiyeti, dolayısıyla takım savunması sorununun yansıması kolayca görülebilir. Kısta olarak bu turu geçmeyi koyuyorum, Man City'i izlesek kafi.

shelbyl dedi ki...

@Noat

Olusturdugun kadrodaki futboldisi anlamdaki guzel ozelliklerden birisi de, yerlinin yedeginin yerli, yabancinin yedeginin yabanci olmasi.

Eger ki her oyuncunun mevkiisi sabitlenir ve de rotasyon denen seyi hakkiyla yapabilmeye baslarsak cok daha verimli bir oyun ortaya koyariz. O zaman yukarida bahsettigin "ozverisizlik" sorununa da dogal yollardan bir cozum bulmus oluruz.

Fakat ben ilk 1.5 ay icinde Fernandes ve beklerden birinin sakatlanacagi (ilk yarida sakatlanmayan bir tek Hilbert kaldi, herhalde Tanrilara onu kurban veririz) ve bu yuzden rotasyonda sacmalama asamasina gececegimiz ihtimaline kendimi hazirladim, sizlere de bu yolu tavsiye ederim :)

Övünç dedi ki...

Şu aşamada Quaresma'nın içe kat edemeyişinin sebebi ters kanadının hiç işlememesi ve oyunun sürekli onun üzerinden dönüyor oluşuydu bence.Quaresma arka direk koşularını yapabilecek bir adam zira gol atmayı seviyor.

2.bir husus geçenlerde Hugo Almeida temalı bir video izlemiştim.İlginçtir videoda attığı veya spektaküler hareketler yaptığı pozisyonlar da ortalar paslar %75 oranında Quaresma'dan geliyor.Bu adamların arasında ekstra bir uyum olduğuna inanıyorum ve Bobo'ya oranla bitiricilik sorunun aradaki mental bağ ile giderilebileceğine inanıyorum tabi ikisininde sağlıklı kalması kaydıyla.

Guti'nin etkinliği kaleden uzaklaştıkça ters orantılı bir şekilde azalıyor.Ben hala Amc tarzı oynamasından yanayım ceza sahası çevresindeyken attığı öldürücü pas sayısı artıyor ve artık o pasları algılama kapasitesi daha yüksek adamlarla oynayacak.Geride oynadıkça kendine aşırı güvenden kaynaklanan hatalı yan paslarla pozisyon yememize sebep oluyor ayrıca pozisyon bilgisi sayasinde önde kurulacak baskıda yaptığı anlık preslerin bile önemli geri dönüşü olabilir.Fernandes'in alınma sebeplarinden birinin Guti'yi daha önde kullanabilmek olduğuna inanıyorum.Salt defansif olarak Aurelio daha aktif support rolünde öncelikle Fernandes 2. tercih olarak Ernst düşünülecektir.


Fernandes hem Guti hemde Ernst'i yedekleyebilir ama orjin olarak Ernst'in yerine oynaması daha makul.Yada Ernst ön liberoya çekilir savunma full yerli denenebilir.Burada Rıdvan'ın performansı belirleyici olurdu ama hocanın Aurelio'dan vazgeçmeyeceğini düşünürsek sağ bek Hilbert olarak bir süre devam edecektir.Necip'in girdiği anlarda stoperde Sivok olacaktır.

Yine belirttiğin gibi sağ bekteki olası savunma sıkıntısı Toraman oraya çekilerek düzeltilebilir gibi ama orda Hilbert'inde vazgeçilmez olacağını düşünüyorum.

borasahin dedi ki...

Noat Samisa,

Guti'nin pozisyonu konusunda ayni fikirde degilim. Barca'li bir iki arkadasa takilmak disinda bir Madritista olmadigim icin net bir kararlilikla iddia edemem ama yine de sahayi dikine bolsek, Guti'nin Madrid kariyeri boyunca solda aldigi pozisyon sayisi sagda aldigindan fazladir, hatta Guti'nin surekli olarak ozellikle sagda pozisyon aldigi bir rolu hic hatirlamiyorum diyebilirim. Dikkat edersen Guti o pozisyonda ciddi top kayiplari -paralel paslar, pas atacak biri olmayinca yakin baski kaynakli- yapiyor. Bu takimin savunmasinin oyun kurarken en zayif oldugu an Ernst'in pas opsiyonu olusturmak icin soldan ileri akarken topun rakibe gecmesi ki bu durumda savunma onunde Aurelio ve Guti kaliyor. Bence Ernst saga yakin oynadiginda Hilbert'in onune guzel toplar atti; yani Hilbert Ernst iyi bir birliktelik. Bizim takimin hucum yukunu genelde sol taraf cekiyor, bu durumda Guti'nin saga donmesi de (teknik olarak) daha zor oluyor. Dolayisiyla Guti eger biraz daha onde takilan bir ic oyuncusu olarak kullanilacaksa sola meyilli oynasa daha iyi olur gibi. Ayrica bu durumda Simao'ya yakin kalabilir, ayni Ozil'in Ronaldo'ya daha yakin durmasi gibi.

'The hole'da ya da senin tabirinle tavsan deliginde :) oyuncu bulunmamasi ciddi sikinti. Eger skor yapilmak isteniyorsa her pozisyonda olmasa da birisi mutlaka oraya girmeli. Yeni formulde Guti ve Q7'nin orayi zorlamasi gerektigini dusunuyorum. Bunu soylerken, Guti Alex gibi forvetin arkasina yerlessin demiyorum ama daha fazla onde kalmali ve tercihen (Hilbert'in oynayabilirligiyle iliskili olarak) soldan dahil olmali. Q7'nin liberate edilmesi derken de bunu kast ettim. Sadece sag cizgide kalacaksa bence pek bir anlami olmaz. Q7 Tabata kadar olmasa da mutlaka ortayi zorlamali, Guti ile donusumlu olarak o alana girebilirler mesela, boyle bir durumu da Toraman ile ne kadar saglayabiliriz bilmiyorum, Hilbert bence daha uygun bir tercih. Ayrica Toraman varken Aurelio oynayacaksa (Aurelio) artik daha onde pozisyon almali, ozellikle de baski yapmak gerektiginde. Bu konuda eksi gucunde gorunmuyor.

Necip'in su anda takimda iki belirgin rolu var diye dusunuyorum: Defansif oyunda uclu orta sahanin solu ve takimin tempo yapmasi gerektigi durumda orta sahadaki double pivot'un soldaki oyuncusu. Ilkine ornek olarak Bursa maci verilebilir. Ikincisine ornek olarak Porto 1. maci kirmizi kartlar sonrasi -ikinci yari-, Manisa maci ikinci yari ortasindan sonraki performansi vs. vs. verilebilir. Ozunde orta sahaya hucum ya da savunmasal anlamda direnc ve ruh kazandirmak diyebiliriz. Su an icin Aurelio'nun rolunu oynayabilmesi daha dogrusu direk savunma onunde baslamasi cevresine gore dogru pozisyon almakta sikinti cektiginden dolayi riskli.

Neyse kalanlara sonra devam ederiz :)

Noat Samisa dedi ki...

Shelbyl,

İşte bu kritik sakatlık anlarında hocanın devreye girmesi gerekiyor ki, kendisi ligde şu vakte kadar neredeyse hiç bu işi yapmadı. Çözülebilir sorunlar arasında en önemlisi bence bu. Artık kadro, kalite, alternatif vs. mazereti yok. Hocanın bu katkıyı mutlaka vermesi gerekiyor.

Bu özveri eleştirisi de ''rakibe önlem'' olarak algılanabiliyor ki, bu da yanlış. Gerekirse önlem de alınır, ama mesela rakibin sağ bek bölgesinde sorunu varsa bunun üzerine oynamak gibi gününe göre doğrudan skora yönelik çözümler gerekiyor. Bunun çeyreği olan kadroyla Denizli tavşan mavşan çıkarırdı, ama iyi yapardı bunları mesela. Schuster başka şeyleri iyi yapsa da az ya da çok bu katkıya yine ihtiyacımız olacak.


Övünç,

Quaresma bu sezon 5 gol attı. Biri Karabük maçında kontra atak, diğer dördünün tamamı kalecinin sağına, uzaktan şut. Evet, bu zamana kadar Quaresma kanat adamımız, hücum merkezimizdi. Uzak forvet işini yapmasını zaten istemiyorduk.

Guti'nin ana rolünün değişmesi için şablonun değişmesi gerek. Fakat şu zamandan sonra artık takımda iki net kanat adamı var iken merkezde iki kişi ve onun önünde ikinci forvet yetmeyebilir. Sadece nicel görüntüden ziyade kanat adamlarının çizgiye yakın ağırlıklı oyunlarının da tolerasyonu gerek.

Fernandes 13-15 maç oynar tahminimce, katılıyorum. Ernst ve Guti'den biri artık mutlaka 90'ı tamamlamaz, bazen de kenardan gelir.

Noat Samisa dedi ki...

Bora Şahin,

Guti'nin üçlüdeki yeri tartışılabilir elbette. Öncelikle Schuster'in sağ iç kanısına şurada vardığını düşünüyorum: Solda Quaresma içe kaçarak, katederek oynuyordu ve o bölgedeki boşluğu zaten dolduruyordu:

-----X------X------X------X-----
--------------Bobo--------------
----------Q7------------Tabata---
--İso-------------Guti----------
---------Ernst-------------------
-------------Aurelio-------------

gibi.

Evet, uzak forvet işini mutlaka birinin yapması lazım. Bu kenarda olur ya da Alex tarzı ikinci forvet olur; farketmez. Santraforu iki stoperle baş başa bırakmak doğru değil. Biri önde basar, diğeri kademe yapar; hele ki açık alanda. Bobo üç yıl böyle oynayarak 100 gole yaklaştı, yine yaranamadı.

Hugo Almeida'nın daha etkili olacağını sanmıyorum, ama daha fazla gollük pozisyon gelecektir.

Elimizde Necip ve Fernandes'in olması orta saha için büyük zenginlik. İki farklı tarzda oyuncu, duruma göre çok iyi rotasyon beşlisi.

Ekrem M.Sc dedi ki...

Bobo-Almeida kiyasi yapilirken Bobo biraz fazla abartiliyor bana gore. Tamam, Bobo'nun gol vuruslari iyi, ancak hepimiz iyi biliyoruz ki maclarda zaman zaman, hatta sikca pasif goruntu ciziyor, siliklesip etkisizlesiyor, sahada kayboluyor. Iste onun bu hali cekilmez oluyor.

Almeida ise Bobo'dan cok daha guclu, mucadeleci ve yirtici bir santrafor. Kiyaslama yaparken bu noktayi gozden kacirmamak lazim. Turkiye ligi gibi sert/kazma stoperlerin oldugu bir lig icin bu cok onemli bir ozellik. Maclar baslayinca bu farki daha iyi gorecegiz. Gol vuruslari biraz daha etkisiz bile olsa ben her sartta Almeida'yi tercih ederim. Uzaktan soluyla attigi sert sutlari da ekstra bir ozellik olarak sayabiliriz.

planck dedi ki...

Tr ligi için değil ama avrupadaki maçlar için 11de Guti ve Cuma yerine Necip ve Ferdi oynamalı bence. Ernst Cumanın yerinde oynarsa, Necip ve Ferdi ön alanda yırtıcı baskı yapabilen iki oyuncu olarak rakip ortasahaları ara pas ve uzun top açısında deaktif hale getirebilirler. simao da q7 gibi alan kapamayı kendine göre edinmez şekilde oynarsa, hem ortasahayı kaptırmamak hem de önlibero ile oynamak için ortasahaların çok efor sarfetmesi gerekir.

Veya savunma ve hucüm olarak ortasaha farklı yapılanır. Hücumda bekler atağa çıkacağından önlibero yine stoperlerin arasına kayar ama savunmadayken diğer ortasaha oyuncuların arasına girer tam 3lü ortasahamız olur ve o iki oyuncuya daha az yük biner. Tabi top kaptırdığımız anda şok pres en olmazsa olmaz öge.

borasahin dedi ki...

Noat Samisa,

Guti ligdeki ilk mactan, Buca, beri sag ic gibi oynuyor, yani denemeler sonucunda boyle bir kaniya varilmadi, bunda mutabikiz diye dusunuyorum.

Guti aslinda surekli olarak Ernst'in onunde degil, hatta ikinci yarilar itibariyle (yorgunluk) buna benzer bir pattern'in varligindan bahsedilebilir diye dusunuyorum. Oyuna baslarken genelde Ernst ile ayni hizada, hatta daha geride Aurelio'dan top aliyor. Amma velakin Q7 ile Guti teoride (cizdigin diyagram) oldugu gibi birbirlerinden bir pas mesafesi uzakta olmuyorlar, hatta bazen cok kopuk kaliyorlar. Bence zaman zaman Iso, Guti ve Simao'dan solda uclu bir hat olusturulmasi makul olabilir, Simao ice girer, ekmek cikmazsa bir ya da iki pasla top Guti ile bulusturulur, o da sizma planlayan Ismail'in onune topu birakir, Sivas macinda Uzulmez'in pozisyonuna benzer bir taktik calismasi. Ya da oyun kitlendiginde Ernst uzerinden saga acilir vs.

Bence eldekilerle efektif olunabilmesi icin oyuncularin birbirine ne zaman yakin ne zaman da uzak oynayacaginin iyi ayarlanmasi lazim. Eger Q7 bir kosede, Simao obur kosede takilir ve de orta sahadan da destek gelmezse isler cok zorlasir. Bir de tabii isin pas dagitim yonu var, Simao ve Q7'yi teke tek birakmazsan onunda bir anlami kalmiyor, mevcut takimda sanki pas dagitimini hizli bir sekilde yapamayacakmis gibi duruyor. O yuzden birbirine yaklasan, direk bir tarzdan ziyade sabirli biraz daha pasa dayali bir yapi kurmak lazim. Savunma dengesi stoper ve ondeki ikilinin aralarina kimseyi sokmayacak sekilde hareket etmesiyle mumkun kilinabilir. Biraz Villareal tarzi...