Siyah-Beyaz Beşiktaş

Bundan yaklaşık 1 yıl evvel bu sayfada, ''Çökmüş genel kurul yapısının kaotik ortamında, mevcut yapıyı değiştirebilecek tek muktedir güç olarak tribün kalmıştır. Yani; sen, ben; namuktedir Beşiktaşlı'lar!'' demiştim. Bu kokuşmuş zümre demokrasisi, 6 yıllık sefalet sürecinde bir tane dişe dokunur alternatif lider çıkaramadı. ''Kurtarıcı'' olarak lanse edilenlerin ne kadar rezil bir oyunun baş aktörleri olduğuna şu kongre sürecinde hep beraber şahit olduk. Fikret Orman'ından, Metin Keçeli'sine kadar; ne kadar ''önde gelen'' varsa bunların geriden gittiğini gördük. Stada gitmeyen, kongre ve kulüp ortamından habersiz olan fazlasıyla masum Beşiktaşlı'ların ''devrim'' hayalleri maalesef fazla romantiktir. Beşiktaş'ın tek kurtuluş yolu, boynuna kadar çamura gömülmüş olan mevcut genel kurul yapısının lağvedilmesidir. Parayı denkleştirip üye olanın hakkının mevcut yönetimce gasp edildiği günlerin ardındaki umut, Şeref Stadı'nın daimi müdavimlerinin, Beşiktaş'ı uzaktan izleyip menfaat beklemeyenin yöneticilerini belirleyebileceği bir yeni düzendir.

Şu sıralarda saat 17:30 ve oy verme işlemi sonuçlanmış olmalı. Kim kazanır? Bilemiyorum. Murat Aksu, kendisine karşı yapılan ''siyasi ve etnik'' ayrımcılık propagandasına rağmen ''koskoca'' olarak addedilen Beşiktaş camiasının, tarihinde gördüğü en kötü başkanının karşısına çıkarabildiği yegane adaydır. Kazansa da kazanamasa da bir yeni yol açmıştır. Cesaretinden ötürü en azından bir teşekkürü hakeder. Demirören seçilse bile bundan böyle muhalefetin sesi daha gür çıkacak, mücadele kuvvetlenecektir. Ve bir vaadi vardır, o da bizim gibilerin yıllardan beri hayalini kurduğu ''kendi Beşiktaş'ımızı elbirliğiyle oluşturabilme'' vaadidir. Seçilirse bugünden daha büyük mücadelenin zamanıdır. Üç yıl sonra kongre üyesi sayısının ikiye, belki üçe katlandığı günlerde mutlaka çıkacağına inandığım yeni yüzlerin devralacağı Beşiktaş'a bu fırsatı verdiği için kendisine şükran duyarız belki, en azından bugün bunu umuyorum. Kendi adıma Murat Aksu'dan yegane beklentim buydu.

Yarın veya ileride olumsuzluklar yeniden arttığında takıma dönecek olan önce bir kendi ekseninde dönsün ve çapını görsün. Bugün ne sonuç çıkarsa çıksın, ''çökmüş genel kurul yapısının kokuşmuşluğu'' -Demirören'in tabiriyle- temizlenene kadar, tribündeki ''içten'' Beşiktaşlı'nın mücadelesi devam etmek zorundadır. En azından ben, tahammül sınırlarım aşılana kadar okyanusta bir damla olan mücadeleme devam edeceğim.

***

Saat 23:30

Seneye stadı doldurması için yandaş kongre üyeleri ve mevki-makam için onurunu satanlarla pazarlık yapılsın. Biz uzaktan izleriz.

Noat Samisa

31.01.2010

Arsenal 1-3 Man Utd

Nani, Nani, Nani... İnanılmazdı. İlk golde yaptıkları Messi'yi kıskandırır, Ronaldo'yu hasetinden çatlatır. Önce iki kırmızı formalıyı tek hareketle oyundan düşürdü, sonra Denilson'u çaresiz bıraktı ve son vuruşta Almunia'yı da hipnotize ederek topu ağlara gönderdi. Almunia içeri tokatlamasa arkada Park vardı. Nani'nin yarattığı şu sihir, her maçın içerisinden yakalnmaya çalışılan ''zirve an''lara örnektir. Soldan gelişen atak Arsenal savunmacılarınca karşılandı ama yine bir boşta kalan top/topsuz oyun örneği olarak Carrick tarafından yeniden atağa dönüştürüldü. Tek hamlede sağa aktarılan top, iki maçtır iyi işler yapan Nani'nin kariyer zirvesine yaptığı driblinge dönüştü. Denk giden maç belki de bu anda bitmişti.

Arsenal: Almunia, Sagna, Gallas, Vermaelen, Clichy, Fabregas, Song Billong, Denilson, Nasri, Arshavin, Rosicky
Subs: Fabianski, Walcott, Ramsey, Silvestre, Eboue, Traore, Bendtner

Man Utd: Van der Sar, Rafael Da Silva, Jonathan Evans, Brown, Evra, Scholes, Carrick, Fletcher, Nani, Rooney, Park
Subs: Kuszczak, Owen, Berbatov, Giggs, Valencia, Gibson, De Laet
Wenger'in maç öncesi Fletcher'a yöneilk negatif açıklamaları ve öncesinde Fletcher-Carrick-Scholes dörtlüsünün City of Manchester'daki harika oyunu, maçın orta saha tercihleriyle şekilleneceğinin iki menajerin kafasındaki izdüşümünü işaret ediyordu. Ferguson'un Ronaldo sonrası tercihi 4.4.2 olarak yorumlansa da İskoç Hoca merkez forvet kullanmamaya, oyunu uzak forvetler üzerinden şekillendirmeye devam ediyordu. Hedef maçlarda şablonu 4.3.3 olarak değiştiriyor, ortada üç formda British orta sahayla oynuyor. Yani iki takımın düzenleri, santrafor tercihleri birbiriyle büyük oranda eşleşiyordu. Orta sahada kullanılan oyuncular farklıyken, Arshavin-Rooney arasında rol farkı yok. Rooney'nin gücü onu mevkiisi için daha değerli bir hale getirirken, sürekli Rosicky ve Nasri ile yer değiştiren, sıklıkla da sola kaçan Arshavin'in güç yönüyle nispeten zayıf oluşu Arsenal'in rakip kale önünde daha efektif paslaşmasını zorunlu kılıyor. Bugün Song ve Fabregas'ın sağ-sol iç görevlerini üstlendiği bir günde daha geride pozisyon alan Denilson oyun içerisinde hiç sorumluluk alamadı. Karşıda ise çok daha sert, çok daha disiplinli ve çok daha değişken oynayan bir üçlü vardı. Arsenal'in ligdeki son mağlubiyetini Chelsea'den ve yine 3 gol yiyerek almış olması tesadüf değil.

Oyuna hızlı başlayan taraf United oldu. Kazandıkları topları hemen sağa aktardılar. Nani 2 kez Clichy'yi teke-tek yakaladı. Çizgiye inip sert orta yaptı, Arsenal savunmasını zorladı. Ardından benzerini Arsenal denedi. Arshavin'i sol kenarda topla buluşturdular ve Rafael'in üzerine oynadılar. Arshavin de 2 kez denedi, fakat 2 şut girişimi de kaleyi bulmadı. Arsenal'de sol Nani'ye, karşı tarafta da Fletcher sol kenara yanaşınca kadife bileklerin oyunu sınırlandı. Arsenal ortadan gelemiyor, United ise orta sahaları kenarlara sokarak oyunu genişletmeye çalışıyordu. Nani çıktı sahneye, bir ikinci topta nefis bir gol attı. Bu golün henüz 4 dakika sonrasında korner için rakip kaleye kalablık giden Arsenal'de ileride kalan stoper Gallas'ın boşalttığı alana müthiş bir koşu yapan Rooney, Denilson'ın yetişmesine izin vermeden golü yaptı. Park, Rooney, Nani ve tekrar Rooney şeklinde 4 pas, 12 saniyede iki ceza sahası arasını geçerek golü buldular. Chelsea karşısındaki senaryo kendini tekrar ediyordu. Oyun ortada görünse de Arsenal rakip ceza sahası içerisinde etkili olamıyor, kalteli ayaklarını uygun pozisyonda topla buluşturamıyordu. Rakip de kazandığı toplar ve aldığı rebound'lar sayesinde skoru elde ediyordu.
Park'ın uzun sakatlık süreci yeniden Sir Alex'in hedef maç oyuncusu oldu. Luis Nani'ye dair geçmişte şöyle bir post vardır. Takımla senkron uyuşmazlığı yaşıyordu, son 3 maçta oynadığı oyun kariyer zirvesidir. Üç orta sahalı düzende sağ kenar için tarz olarak kadrodaki en uygun oyuncudur. Park'ın orta sahayı dörtlediği, Nani'nin de her ikili mücadelede ayakta kalıp Rooney'ye her pozisyonda yardım ettiği bir ortamda top siyah formalıların ayağındayken sayıların pek bir önemi yoktu. Yine kazanılan bir top, yine çok adamla hücuma gelen Arsenal ve Carrick'in asistinde boş koşuları çok iyi yöneten Park'tan Arsenal'i oyun dışına iten gol geldi. Sonrası Vermalen'in golü, çaresizce yapıla değişiklikler ve ilk kez bir 3 boyutlu maç yayınının yapıldığı günde son düdük çaldığında tabela 1-3'ü yazdı.
Bu harika maçın ardından oluşan tabloda Chelsea 1 puan ve maç eksiğiyle lider. Arkasındaki Man Utd ise bu galibiyetle üçüncü sıradaki Arsenal'e 4 puan fark attı. Final Haftası'na lider giren Arsenal, ilk 2 maçta 5 puan bıraktı. Sebepleri geçmişe, çokça bilinen nedenlere dayanıyor.

EPL 09/10 24. Maç Haftası
Arsenal 1-3 Man Utd
Noat Samisa

31.01.2010

Maalesef İyi Futbolcu Terry

Maalesef İyi Futbolcu'lar serisine sabıkalı ama saman altından su yürüten cinsten bir ekleme daha yapıldı. Tabloid medya ekolünden News of The World, tüm İngiltere gündemini tersyüz eden bir skandalı ortaya çıkardı. 2009'da ''Yılın babası'' seçilen ikiz çocuk sahibi, evli-barklı adam John Terry, geçtiğimiz Aralık ayında Wayne Bridge ile yaşadığı dört yıllık beraberliği sonlandıran Vanessa Perroncel ile sonbaharda bir ilişki yaşamış ve bu ilişkiden peydah olan bebek, ikilinin ortak kararıyla kürtaj yoluyla ortadan kaldırılmış. Skandalın boyutu kabaca bu. Magazinsel ağırlığı fazla olduğunda detayına inmek istemiyorum, ileriki günlerde etraf bu haberi enine boyuna anlatan çevirilerle dolacaktır zaten. Malzeme epey bol, olay dramatik ve gazete ayrıntıları adım adım sızdırıyor. Terry'nin geçen hafta bu skandalın yayılmaması için özel hayatı hakkında çıkacak olan haberlere yasak getirtmesiyle başlayan hikaye, mahkemenin medyadan taraf olup, Terry'ye de ''aileni değil sponsorluk anlaşmalarını korumak için sansür istiyorsun'' diyerek yasağı kaldırmasıyla birlikte Ada'da ''medya bayramına'' dönüştü. Bizi bu postta esas ilgilendiren kısım şudur ki, John Terry'nin ulusal takımdaki yeri ve kaptanlığı tehlikede...

Wayne Bridge'e zamanında ''otoban'' demiştim, öncelikle kendisinden özür diliyorum. Adamın aklında başka şeyler varmış meğer, zihnini sahaya odaklayamıyormuş. John Terry ise en son £10K karşılığında prosedür harici idman tesisi gezisi ayarladığı iddiasıyla manşet olmuştu. Evveli kliptomani sorunu sahibi annesi ve uyuşturucu satıcısı babasına dair pek de insani olmayan haberlerdi. Çeşitli ''standart İngiliz futbolcu alemleri'' geçmişi ve son olarak Chelsea günlerinden kankası Wayne Bridge'e attığı kazık... Artık o da resmen ''maalesef iyi futbolcu'' kontenjanına dahil oldu. Bugün Burnley deplasmanında oyun 1-1 gidiyorken 82. dakikada kornerden gelen topa kafayı vurdu ve takıma galibiyeti getiren golü attı. Skandal patladıktan yalnızca saatler sonra takımına kritik 2 puan kazandırdı. Chelsea kulübü şimdilik oyuncunun arkasında. Capello ve FA'in tutumuna ilişkin henüz net bir açıklama yok, ikircikli haberler geliyor. Bugünden iki seçenek var: Wayne Bridge bu form durumuyla ulusal takımdaki yerini Leighton Baines'e kaptırabilir, ki bu en kolay çözüm olacaktır. Ya da John Terry ulusal takımdan kovulabilir. En az 1 hafta daha Ada'da manşet Terry olacak, eğer futbol geleceğine ilişkin bir yeni gelişme olursa meselenin futbol tarafına yeniden döneriz.

Yemeyecektin o elmayı, yedirirler ayvayı...

Burnley 1-2 Chelsea
Noat Samisa

31.01.09

Antalyaspor 0-1 Beşiktaş

İlk yarının ilk 10 dakikasından sonraki 45 dakikada ne oldu? Koskoca 45 dakikada Nihat'ın şutu Batak'ın kafasına çarptı ve ben başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Fink'in sağ kenara dalış yapıp Bobo'ya gol pası çıkardığı gollük aksiyon olduğunda 10. dakikaydı. Sonra 55'teki penaltıya kadar sahada hiçbir şey olmadı. Maalesef mazeret yok, böylesi bir maçı Beşiktaş ve Antalyaspor taraftarları hariç kimseye izletemezsiniz. Yarın İstanbul Süper Amatör Lig'de Levent ile Albayrak takımları arasında kritik bir maç oynanacak ve ben bu maçın bu akşamki Süper Lig maçından çok daha tempolu ve eğlenceli geçeceğine dair herkesle bahse girebilirim. Bu akşamki iki takım, parke salon düzlüğündeki Antalya Atatürk Stadı zemininde 45 dakika boyunca 22 kişinin topun peşinden amaçsızca koştuğu bir oyun oynamayı başardılar. Kıdemli yardımcı baktı oyun çok sıkıcı, 55. dakikada bir penaltı uydurdu. Toraman'ın hızlı gelişen aksiyonda rakibine faulü var. Faul olmasa bile karambol pozisyon, kötü karar. Bir musibet bin nasihatten iyiydi ve Bobo'nun penaltı golünden sonra oyuna heyecan geldi.

Takım ilk 10 dakika istekli görünüyordu. Tello ayağına aldığı topları olumlu kullanıyor, Tabata ilk kez topla bu denli yakın münasebet kurabiliyordu. Nihat top kapıyor, Tita ve Necati'nin geri dönüşleri umursamadığı bir ortamda bekler rakip ceza sahası yakınlarında kolaylıkla Bobo ile iletişim kurabiliyordu. Ne oldu bilmiyorum, 10. dakikadan sonra Beşiktaş kontak kapattı. Orta sahaların nicel olarak denk olduğu bir oyunda yetenekli oyuncular da farkını ortaya koyamayınca üzerine konuşulmaya değmez bir oyun çıktı ortaya. Şifo Mehmet'in hedef maç takım tertibinde Jedinak biraz kaleden uzak kalmanın sıkıntısını çekiyor. Buçuk forvet olarak kullandığı oyuncular da rollerine çok yatkın oyuncular olmadığından çok kopuk göründüler. Yalçın'ın sarkık oynama hastalığı golden sonra ortaya çıktı, sıkıntı yaşadılar. Kötü bir penaltı golüyle yenik duruma düştüler, sanıyorum Şifo'nun planları 70. dakikayı 0-0 geçmek üzerineydi. Denizli'nin Beşiktaş'ının standart planı bu olduğundan art arda gelen Necip ve Holosko hamlelerine şaşırmadım. Tabata bugün nispeten iyi işler yapsa da yine kaleden uzak kaldı. Nihat'ın şu durumu Holosko'yu, Holosko'nun varlığı yabancı kotası nedeniyle Necip'i zorunlu kılar duruma geldi. İlk kez yüksek dereceden görevli ve sorumlu olduğu bir maça çıktı Necip, hücuma çıkışlarda ürkek kalsa da güveni boşa çıkarmamaya devam etti.
Golden sonra iki takım da futbola döndüler, Antalyaspor savunmasını daha önde kurmaya başladı. Beşiktaş'a defalarca maçı bitirme fırsatı geldi. Antalyaspor ise Veysel'in kendini aşarak yaptığı enfes ortada Necati'nin kfasıyla 1 puanı ıskaladı. Günün adamı Michael Fink. Artık formayı tapulamıştır. Biz Tello, Tabata, Nihat, Holosko gibilerden gol-asist katkısı beklerken, Bobo'ya iki kez gol pası veren adam Fink idi. Yine her yere koştu. Yavaş yavaş Ernst'in ağır saygınlığından çalmaya da başladı.

Yine, yeniden Özgüç Türkalp; iki farklı 45 dakikanın bambaşka şeyler gösterdiği bir futbol maçıydı. Beşiktaş cephesinde değişen fazla bir şey yok. Şunu da hatırlatalım, bir kenarda dursun. Beşiktaş'ın asıl maçı yarın ve pazar günü. Artık şu bunalım bitsin istiyorum. Ne zamandır bu kongreyi bekliyorum bilmiyorum, ama artık sıkıldım. Bir şey olsun ve ben bu maç gibileri için Antalya yollarına düşeyim, televizyon başına koşarak gideyim.

Noat Samisa

30.01.2010

Burhan Eşer

Serinin son kahramanı Burhan Eşer. 2006 yazında Jean Tigana'nın istediği ama Beşiktaş yönetiminin çeşitli sebepler ile gerçekleştiremediği üç transfer vardı. Biri şimdilerde Blackburn'de oynayan dönemin Wigan santraforu Jason Roberts'tı. Bu transfer gerçekleşmeyince bir süredir kiralık oynayan ve ikinci alternatif olan Bobo'ya yönelindi. Diğeri ise Galatasaray orta sahasında oynayan Mustafa Sarp'tı. Bu transfer olmayınca Serdar Kurtuluş orta sahaya yerleştirildi. Üçüncü seçilmiş kişi ise Burhan Eşer'di. 2006 yazında küme düşen Diyarbakırspor, 2006 yazında Burhan Eşer için Beşiktaş'tan Ahmet Dursun'un takası ile birlikte epey yüksek bir bedel talep etti. Bu transfer girişiminden sonuç alınamadı, alternatifi olmadığından sezona eldeki oyuncularla başlandı. Beşiktaş'ın Bobo'nun sakatlığında Burak Yılmaz'ın tehdit vasfına muhtaç olduğu günler hatırımdadır. Burak neredeyse hiçbir şey oynamazdı, ama sırf hız tehditi nedeniyle başında bekleyen 2 oyuncu takımı rahatlatırdı. Burhan Eşer bu süreçte Tigana'nın Beşiktaşı'ına yardımcı olabilirdi. Küme düşen Diyarbakırspor'un en değerli oyuncusuydu. Diyarbakır şehrinin çocuğuydu Burhan, sıklıkla kendisine ''vefa'' kelimesini hatırlatanlara karşı gelemezdi. Diyarbakırspor'un yeniden zirve lig yoluna girmesine yardımcı oldu. Ertesi sezon da piyasası düşmüş iken Gençlerbirliği'ne transfer oldu.

Tuncay Şanlı'nın Sakaryaspor formasıyla ilk çıkış yaptığı veya Fenerbahçe formasını yeni yeni giymeye başladığı günleri hatırlamak lazım. Çelimsiz, güçsüz bir kenar adamıydı; çok çabalardı, çabukluğunu kullanırdı. Şimdi Tuncay başka biri oldu, çok daha fazlasını yapar duruma geldi. Bir başkası şimdilerde Hull City'de oynayan Stephen Hunt. Top ayağındayken asla güvenilecek bir adam değildir. Bazen öyle garip hareketler yapar ki, bunları sirkte yapana gülmezler. Ama topa ayağını sokar bir şekilde, bir sihir yaratır. Burhan Eşer de bu tip bir oyuncu. Çok çabuk, hızlı ama çelimsiz. Top ayağındayken ne yapacağı kestirilemiyor. Sürekli oyunun içinde kalıyor, bu şekilde zaaflarını tolere etmeye çalışıyor.
Thomas Doll kısa zamanda pek çok yeni isim çıkardı, pek çok aşina olduğumuz ismi parlattı. Hurşut Meriç, Bilal Çubukçu, Aykut Demir yeni isimler... Cem Can, Orhan Şam ve Mustafa Pektemek de diğer aşama kaydeden yerli isimler. Harbuzi, Hurşut ve Bilal'in skor katkısının yanında Burhan'ın istatistikleri pek anlam ifade etmese de birbirini yükselten şu takımda sağ kenarda oynayan Burhan'ın U-21 milli takımımızda da forma giydiği Diyarbakırspor günlerini aşmaya yaklaştığını düşünüyorum. Kendisi adına kötü geçen iki sezonun ardından yeniden ilk çıkış yaptığı günlerdeki ritmini bulmuşa benziyor. Burhan da tıpkı Yekta Kurtuluş ve Yiğit İncedemir gibi 1985 doğumlu. ''Genç oyuncu, gelecek vaad eden oyuncu'' gibi dibi-zirvesi belli olmayan etiketleri çoktan aşmış durumda...

( Fotograflar Sporx arşivinden. )

Noat Samisa

29.01.2010

Yiğit İncedemir

Ligin ilk yarısında çıkış yapan, takım tertibi sayesinde parlayan oyuncular üçlemesinde bir başka İzmirspor çıkışlı orta saha oyuncusu ile devam ediyoruz. Aslında Yiğit İncedemir'in esas çıkış Adana Demirspor'dan Manisaspor'a trasnferi ve geçtiğimiz sezon 1. Lig'de yılın 11'inde yer almasına giden yolda gerçekleşti. Yekta Kurtuluş'tan farklı olarak genç takımlar düzeyinde milli takım geçmişi olan bir oyuncu olan 85 doğumlu Yiğit İncedemir, 2001-2003 yılları arasında U-15'ten U-19'a kadar tüm alt yaş kategorilerinde ulusal takım forması giydi. İzmirspor'dan Karşıyaka'ya transferi de bu sürecin sonuna rastlar. 02/03 sezonu sonunda yeniden 1. Lig'e yükselen Karşıyaka'nın önemli transferlerinden biri olmuştur. Devamında Adana Demirspor ve Manisaspor'un yeniden zirve lige yükselmesindeki en önemli aktörlerden biri oldu. Sezer Öztürk, Cenk İşler, Rafeael ve Muahmmet Hanifi Akagündüz'ün toplam 50 golü kovaladığı sezonda takımın orta sahasında ağır işçilik yaptı. 2 de gol attı. Bu sezon da Mesut Bakkal'ın revize ettiği düzende Mehmet Güven veya Mehmet Nas ile birlikte sıklıkla 3 oyuncuyla kurulan orta sahanın değişmez oyuncusu olmaya devam etti. Yalnızca ligin 6. maç haftasındaki Diyarbakırspor maçın, ilk 5 maçta gördüğü 4 sarı kartın cezası nedeniyle kaçırdı. Geri kalan 15 maç'ın 9'unda 90 dakika sahada kaldı. Tamamında forma giydi. Geçtiğimiz hafta oynanan Eskişehirspor-Manisaspor maçın bu sezonki 8. sarı kartını görerek Ankaragücü maçı için cezalı duruma düştü.

Yiğit İncedemir'i üç kez canlı izleme fırsatı buldum. Fiziki özellikleri mevkisinin gereklerini fazlasıyla karşılayan bir orta saha oyuncusu. Yekta'ya göre daha geride pozisyon alıyor, etiketine defansif sıfatını yapıştırıyor. Sezgileri güçlü bir oyuncu. Kazandığı topları olumlu kullanıyor. Üçlü orta sahada hücuma katkısı çok sınırlı olsa da Mesut Bakkal sonrası kurulacak yeni düzende eğer Simspon rakip kaleye daha yakın oynatılırsa Yiğit'in rolü de değişecektir. Özellikle kupadaki Kasımpaşa maçında baskı altında çok iyi bir oyun sergilemişti. Moritz'in olmadığı bir günde kanatları çalıştırmak durumunda kalan rakibe karşı havadan geçit vermemişti. Televizyon vasıtasıyla takip etme imkanı bulabildiğim maçlarda ise Simpson ve Mehmet Nas ile birlikte takımın diğer üyelerinden farklı olduğunu hissettiren oyuncuların başını çekiyordu. Galatasaray ve Beşiktaş'a karşı iyi maçlar çıkardı, takımı Manisaspor iki maçtan da 1 puan almayı başardı. Ama takımın buna rağmen düşme hattının yalnızca 1 puan üzerinde oluşu bir değişimin yolunu açtı. Çok pozisyona girip gol bulamayarak kaybettiği maçlar sürecinde tribün tepkisi Bakkal'ı istifanın eşiğine getirmişti, yalnızca ayrılık uzatmalı gerçekleşti. Saf yeteneğine ilişkin potansiyelini henüz Süper Lig'de kinetiğe çevirememiş Yiğit Gökoğlan bir başka ileriki günlerde takip edilmesi gereken oyuncu. Yiğit İncedemir'in sözleşmesi 2011 yazında sona eriyor. Manisaspor küme düşse dahi onun TSL'de kalacağını düşünüyorum.

( Bulunabilen yegane fotograf Sporx arşivinden. )

Noat Samisa

29.01.2010

Yekta Kurtuluş

Kasımpaşa'nın sezonun ilk yarısının son 8 maçlık sürecinde 19 gol atarak topladığı 16 puanda en öne çıkan oyuncu Andre Moritz'di. Brezilyalı oyuncu ilk devre boyunca ligde 7 gol attı, 3 asist yaptı. Kupada yaptıklarıyla toplam gol sayısını 10'a, asist sayısını da 4'e yükselterek devreyi tamamladı. Yeni yıla sakat başladı, sakatlıktan dönüşüne rağmen çarşamba günkü İBBSpor karşılaşmasında forma giyemedi. Onun yokluğunda forvet arkasında Yekta Kurtuluş oynadı. 2007 yazında TSL'nin yeni takımı olan Kasımpaşa'ya İzmirspor'dan transfer olduğunda 22 yaşında olan Yekta, Tarlabaşı'nda geçirdiği 3 yılda önemli gelişim kaydetti. Bir dönem sağ bek oynadığı İzmirspor günlerinden bir zirve lig ekibinin hücum planlarının merkezinde yer alacak kadar yol katetti. Şu günlerde 25 yaşında ve futbolunun altın günlerini yaşıyor. Sezon sonu bitecek olan sözleşmesi için ise henüz Kasımpaşa'da kalma yönünde bir tercihi olmadı. Bu da Yekta'yı daha değerli hale getiriyor.
( Fotograflar Tam Saha Dergisi'nin Yekta Kurtuluş röpotajından alınmıştır. )

Ligin ilk 9 haftasını saha içinde yalnızca 1 puan kazanarak geçen Kasımpaşa'da Yekta'nın yeri sıklıkla kulübedeydi. Besim Durmuş'un kenar oyuncuları kullandığı takım tertibinde orta sahada kendine yer bulamıyordu. Yılmaz Vural da gelişiyle birlikte Yekta'yı tercih etmedi. Vural, 9. maç haftasındaki Beşiktaş karşılaşmasının 35. dakikasında, istediklerini yapmayan Yasir Elmacı'yı oyundan aldı. Sağ iç bölgesine Yekta'yı yerleştirdi. Bu günden beri forma Yekta'nın sırtında. 2-2 sonuçlanan Sivasspor maçında gördüğü kırmızı kart nedeniyle oynayamadığı Diyarbakırspor deplasmanı hariç düzenli forma giydi. 3 asist yaptı, takımın yakaladığı seri onun düzenli forma bulmaya başladığı döneme denk gelir. Sivasspor maçında Cenk İşler'in golü öncesi Ergün'e attığı pas bir asistten daha değerli olabilir. Oyun görüşü, top kullanma becerisi ile farklılık yaratan, sivrilen bir orta saha oyuncusu. Murat Erdoğan bir başka formda isimdi, sol iç mevkisinde İstanbulspor günlerine döndü. Baklava orta sahada simetrik pozisyon alan iki oyuncudan Murat hücuma daha fazla katkı yaparken, Yekta daha defansif bir görev üstleniyor. Emre Toraman'a yardımcı oluyor. Sağ ağırlıklı olmak üzere iki ayağını da kullanabiliyor. İngilizce'sinin iyi olması nedeniyle Moritz'in Kasımpaşa'ya geldiği günlerden bu yana en yakın arkadaşı. İkisi bu süreçte birbirlerini taşıdılar ve sezon sonunda transfer bekliyorlar. Yekta'nın kariyerini yükseltmek için illa ki İstanbul'un büyüklerine gitmesi gerekmiyor. Ankara, Bursa veya Kayseri'ye giderek ve ligin değerli oyuncularından biri olarak futbol hayatına devam edebilir. Lakin kendisini canlı izliyor olmaktan da fazlasıyla memnunum.

Noat Samisa

29.01.2010

Man Utd - Aston Villa

Old Trafford tribünlerindeki sarı-yeşil kaşkollar, 1994 League Cup Finali'ne atıf sayılır. Aston Villa'nın 3-1 kazandığı finalde Man Utd takımı, kulübün geçmişi olan Newton Heath'ın renklerinden oluşan nostaljik formayı giymişti. Taraftarların bu kaşkolları takmaktaki esas amacı kulüpten para aşıran patron Glazer'lara karşı bir ortak tavır olsa da finalin adı buyken ve ortada 1 ay sonra Wembley'de oynanacak bir rövanş var iken güzel bir tesadüf oldu. Sir Alex'in planları tuttu, orta sahaya koyduğu 3 British orta saha elamanı muhteşem oynadılar. Rooney bir attırdı, bir kaçırdı, bir tane de atarak işi bitirdi. Üç orta saha ile sahaya çıkınca forvet arkası kullanmıyorsanız bir adet merkez santraforla oynamak zorunda kalırsınız. Ama Rooney öyle bir oynuyor ki, tek başına forveti çiftliyor. Çok çok güçlü. İlk hareket sonrasında yapması gereken çalım-pas-şut ne varsa asla hızından ve gücünden hiçbir şey kaybetmeden devamını getirebiliyor. Bugün genç stoper Boyata kötü durumlara düştü. Mancini maç içerisinde buraya bir önlem almayınca ve orta sahayı kaybedince takımının yaslanmasına mani olamadı. Carrick ve Scholes'un gol atması ve birer de net gol kaçırmaları açıkça Sir Alex'in Mancini üzerindeki taktik galibiyetidir. Kırmızı formalı orta saha oyuncuları maç boyunca rakip ceza sahasında defalarca pozisyon kovaladılar. Zabaleta orta sahada zayıf kaldı. Tevez ilk maçtaki hırsında olmayıp, Bellamy uzun zaman sonra aşırı hırstan sapıtınca Man City hücumlarında şutlar dağlara-taşlara gitti. Rooney üçüncü golü kaçırdı, dönüşünde Tevez golü ile City umutlandı. Bu arada Bellamy'nin küfür seçkisine de hayran kaldım. Tribünden kafasına atılan cisim sonrası topla kötü oynasa da küfür şampiyonasının açık ara galibi oldu.
Mancini ilk maçtaki oyuna biraz aldanmış olsa gerek. Tevez'in hayatının maçını oynadığı bir günde bile son 15 dakika korkutucu bir Man United baskısı yemişlerdi. Bugün de bölüm bölüm fena baskı yediler, reaksiyon gösteremediler. Mancini'nin City'de neyi değiştirdiğine gelirsek; önce Garrido diyebiliriz. Wayne Bridge faciası sonrası İspanyol oyuncusu iyi maçlar çıkardı. Sonra sakat olan stoperlerin yerine 90 doğumlu stoper Boyata'yı koymakta tereddüt etmedi. Martin Petrov yeniden takıma girdi ve Robinho artık City'den koptu. Şablon ile fazla oynamadı, Hughes'ün kullandığı kurgudan devam ediyor. Bugün Boyata aksıyorken benim aklıma Ireland-Boyata değişikliği geldi, böylece Richards stopere geçecekti. Mancini Garrido'yu dışarı aldı, Zabaleta'yı sola çekti. Rakip bu tercih sonrası oluşan arızayı hemen değerlendirdi ve orta saha oyuncuları sağa yanaştı. Carrick'in golü de City solundan gelişen orta saha oyuncularının katıldığı bir aksiyonla geldi. Nani çizgiyi kullanamasa da son maçlardaki arayışlarını bugün de kullandı ve ilk 2 golde ortalığı karıştırarak golü hazırladı. Maç boyu sağ beke sıkışan Richards, sona doğru Fletcher ile kapıştı. Mancini bir tercih yaptı, orta sahayı kaptırdı. Maç içinde bir tercih daha yaptı, turu kaybetti. İtalyan menajer için kötü bir gece oldu. Kupanın son şampiyonu Man United turladı. Karşısında ''artık şu takıma bir kupa yakışır'' dediğim Aston Villa olacak. Efsane 6-4'lük Blackburn maçıyla final biletini almışlardı. Bu akşam Arsenal'e galibiyet izni vermediler. Gunners için final haftası pek iyi başlamadı. Lider yeniden Chelsea oldu, ligin en sert takımlarından Birmingham'a 3 attılar.

Man Utd 3-1 Man City (4-3)
Noat Samisa

28.01.2010

Bir Zamanlar Tanrıydı

Şimdi hain oldu. Premier League'in Judas'larına her sene bir yenisi ekleniyor. Man City formasıyla Villa Park'a çıkan Gareth Barry senenin ilk Judas'ı olmuştu, onu Owen Coyle takip etti. ''Burada daha büyük hedefler ve imkanlar var. Kalbimin sesini dinledim.'' demişti. Burnley başkanı ise ''para için gitti'' diyerek durumu özetlemişti. Burnley'den ayrılmasının üzerinden henüz 10 gün geçmeden Bolton-Burnley karşılaşması karşısına çıktı. İki kulübün stadları arasında yalnızca 50 km vardı, ama rekabet geçmişlerinde çok fazla anı yoktu. Dün 5 bin kadar Burnley taraftarı Reebok Stadium'a çıkarma yaptı. Maçı Bolton kazandı ve düşme hattından yukarı çıktı. Burnley ise bu mağlubiyetle küme düşme hattına indi. Tek golün sahibi bizim daha evvel yeteneğinde sıkça bahsettiğimiz Güney Koreli oyuncu Lee Chung-yong. Başlangıcı ofsayt da olsa güzel bir gol attı. Coyle'un Kevin Davies'i kenarda oynatıp, Klasnic'i merkeze yerleştirdiği düzende Lee'nin rolü artık daha değerli. Burnley'nin yeni hocası Brian Laws'ın işi bundan sonra çok daha zor. Dilerim ki, futbolun tanrıları seni asla affetmesin ey Owen Coyle...

Bolton 1-0 Burnley
Son Bilet: Burnley
Bir Umut Burnley
Efsunlu Kaleler
Masal Kahramanı Owen Coyle
Masaldan Sıkıldın Mı?

Noat Samisa

27.01.2010

Yıldıray Baştürk Blackburn'de

Bu transferin en net yorumu ''tam bir Sam Allardyce transferi'' şeklinde olur. Sezon başı Allardyce Usulü Salgado demiştik. Yazıda ismi geçen diğer Big Sam transferlerine göre daha zayıf bir kariyeri olsa da Yıldıray'ı Blackburn'e getirirken Allardyce'ın kafasındaki düşünce aynı. Orta sahada oynayan David Dunn sezonun ilk yarısında harika performans sergiledi, takımı taşıdı. Yanında alt liglerden Blackburn'e transfer olan Andrews veya N'Zonzi oynadı. Bu ikilinin performansları iyi olsa da yeterli değiller. Allardyce'ın aklına Ancelotti modeli bir şablon düşmüş olabilir, diyeceğim ama bu da Rovers'ın kadro yapılanmasında pek mümkün görünmüyor. Morten Gamst Pedersen'in sezon sonu kontratı bitiyor ve yeni sözleşme teklifini kabul etmedi. Şu zamanda Blackburn'ün kapısını £5 milyon civarı bir teklifle çalan takım, çok iyi bir kenar adamına kelepir bedelle sahip olabilir. Benni McCarthy'yi santrafor sıkıntısı yaşayan West Ham'e gönderiyorlar. Kalinic ve Di Santo'nun ilk yarı gösterdikleriyle veteran Güney Afrikalı'ya yol göründü. Dünya Kupası aşkına Upton Park'a gidiyor. West Ham'in bir diğer santrafor transferi için Eidur Gudjohnsen adı geçiyor, yarın resmileşebilir.

Premier League'deki temsilcilerimizin sayısı böylelikle 2'ye yükseldi. Transferde Tugay'ın payı var, sözleşme sezon sonuna kadar kiralık. Yıldıray'ın kiralık kontratı üzerinden kazanacağı para brüt £400K. Düzenli oynaması pek mümkün görünmüyor. Kriz anlarında skor üretimine yardımcı olması için kenarda kullanılabilir. Akşama Blackburn'ün konuğu Wigan. Aynı saatlerde Villa Park'ta kıyamet kopacak. Esas kapışma ise League Cup yarı finalinde 2-1'in rövanşı için Old Trafford'da...

Çarşamba, 27 Ocak 2010
Aston Villa v Arsenal, 21:45 - Spormax
Man Utd v Man City, 22:00 - Kanal A

Noat Samisa

27.01.2010

40 Gün 40 Gece

Eğer Damat Ferit Beşiktaşlı olsaydı, bugünkü takım için ''Mustafa Hoca'nın yeni bir oyunuyla karşı karşıyayız arkadaşlar'' derdi. Ferrari sakat, Kaş cezalı olunca ''oldu da Toraman'a da bir şeyler oldu'' alarmı verilirse Necip'in camı kırılacakmış. Necip'in bugün savunma tandemindeki partneri 87 doğumlu Gökhan Çalışır ise daha evvel kulüpten kovulmanın eşiğine gelmiş, kadrodışı bırakıldıktan sonra affedilmişti. Son olarak da ''Toraman kadar oynarım'' diyerek Mustafa Denizli'ye mesaj göndermişti. Rıdvan ve Necip 91'li, İsmail de 89'lu olunca Gökhan'a savunma dörtlüsünün ağır abisi rolü ve arka dörtlünün yaş ortalamasını yükseltmek düştü! Bunlar bizim çocuklardı, kaleci Korcan da dahil olmak üzere daha bi' merakla takip etmeye çalıştık. Orta sahada ise klasik orta saha düzeni veya şerbetsiz baklava orta saha görünümü vardı. Denizli bunu en son Kayserispor maçında denedi, kaybetti. Evveli Ertuğrul Sağlam'ın esas takım tertibidir, Denizli bunu televizyonda yorumcu iken eleştirmiştir. Olmaz olmaz yoktur bu oyunda, belki başka bir şey çıkarır-gösterir diyerekten beklerim; ama bu takımın öncelikleri bellidir. Fink-Tabata orta sahası, çizgilerde Serdar ve Holosko; ileride Nobre-Nihat ile başladı maç. Rakip ise tek santraforun arkasına Cafercan'ı koymuş, eldeki tek veri buydu. İlk 20 dakika ara ara iyi tempo yaptı takım, alan daraltarak orta sahadaki nicel üstünlüğünü kullanmaya çalışan zayıf rakibe karşı etkili oldu. İlk golde Nobre önce rakibin üçüncü stoperi oldu, sonra dönen topu tamamladı. Nihat'ın ilk golü gibisini bu sene izlememiştik, öncesindeki pasların hakkını verelim. Tabata ise Beşiktaş kariyerindeki en iyi duran top ortasını yaptı, Nobre skoru 3-0'a getirdi. Sonra takım ipleri bıraktı, Konya Şekerspor'un golleri geldi. Kendi kalene attığın bir gol olsun be Necip, ben senin kısa adımlarla hareketlenerek pozisyon alışlarını sevdim. Maç içinde bir ara ipler o kadar gevşedi ki, ikinci devrenin ilk 20 dakikası takım karşı kaleye gitmekte zorlanıyordu. Korcan iyi çıkardı, Nihat'ın golü işi bitirdi. 65'teki Tello ve Toraman hamleleri ile takım genel tertibe döndü, Necip orta sahaya geçti. Biz ise tribünde ısınmak için ses tellerimizin yaratacağı sinerjiyi kullanmaya çalışıyorduk: Yıldırım Demirören Yeter!

Yeni Açık tribünü ben daha önce herhangi bir Beşiktaş A takım maçında bu halde görmemiştim. 50 kişi var-yoktu. Hatırlı dostlar sağolsunlar, bugün kapalıda izledim maçı. Bi' ara düşündüm, ne kadar olumsuzluk bu maça toplanmış olursa olsun bu stadın durumu bu olmamalıydı. İş gününde, mesai saatlerinde, dondurucu soğukta, iddiasız bir halde, zayıf bir takımla, vesaire... ''Beşiktaş'ın Ölüsü'' dedikleri buydu galiba. Beşiktaş'ın ölüsü buna oynardı işte, öğrenmiş olduk. Pazar günü ya fiş çekilir ya da benim fişim çekilir. Ne olur bilemiyorum ama hiçbir şeyin benim adıma bugünkü gibi olmayacağı kesindir: Yıldırım gidince, 40 gün 40 gece, inleyecek her yer, ''kurtulduk'' diye...

Necip Uysal bu takımda pekala oynar. Özkaynak düzeni Beşiktaş'a yüksek potansiyelli bir rotasyon oyuncusu armağan etmiştir. Teşekkür ediyorum tüm emeği geçenlere. Ernst ve Fink'in sağ-sol iç pozisyonlarını aldığı bir takımda Necip merkez orta saha rolünü üstlenerek toplu oyundaki becerileri sayesinde takımı ileri taşıyabilir. Rıdvan ise henüz Beşiktaş'ın sağ bekinde düzenli oynayabilecek yeterlilikte değil. Zamana ihtiyacı var. Bunu söylemek için uzunca bir zaman bekledim, Beşiktaş forması altında 90 dakika canlı izlemeden net bir görüş ortaya koymanın yanlış olacağına kanaat getirdim. Onun yerine Rıdvan'ı sağ önde kullanmayı veya sağ bekte ikincil tercih olarak bekletmeyi öneriyorum. Sağ önde onun kıvrak bileklerinden ve hızından yararlanabiliriz. Bugün tribünü heyacanlandıran sadece 1 hareket oldu maçta, o da Rıdvan'ın çalım-şut denemesiydi. İsmail ile aynı gün transferi açıklanan bu özel yeteneğin gelişine daha çok sevinmiştim. Sonlara doğru Cumali de oyuna girdi. A2 maçları Ümraniye'de oynanamaya devam ettikçe takımın kupadan elenip gazozuna kupa maçı oynamasına duacı olmaya devam edeceğiz. Nihat, Nobre ve diğerleri cephesinde ise pek değişen bir şey yok.
Üşüdük, ama tek maç kesmedi. Yukarı çıktık, Tarlabaşı'na doğru yol aldık. Hakem Yunus Yıldırım'ın facia yönetimiyle geçen maçta İBBSpor 2-0'lık net bir galibiyet aldı ve turladı. Moritz'in yokluğunda Murat Akın takıma girmiş, Yekta Kurtuluş forvet arkasına çekilmişti. Abdullah Avcı orta sahayı kalabalık tutunca forvetler ve Yekta o kalabalıkta kayboldu. İleride de sahadaki diğer 21 oyuncudan farklı olduğunu her hareketinden belli eden Herve Tum iş bitirdi. Yılmaz Vural bu duruma henüz ilk yarı içerisinde müdahale etti, Murat-Sancak değişikliğiyle klasik orta sahaya geçti. Yekta'yı sağ kenara attı, kalabalık ve fiziken çok güçlü İBBSpor savunmasını kenarlardan delmeye çalıştı. Ortalar Barbosa'nın kafasında eridi, düşenleri de diğerleri toplayınca Kasımpaşa maç boyu dirayetli bir baskı oluşturamadı. Yine de kaçan pozisyonlar ve verilmeyen penaltılar vardı. Fena maç olmadı, Herve Tum faktörü turu İBBSpor'a getirdi. İki takım cumartesi günü bu kez Olimpiyat Stadı'nda TSL fikstürü dahilinde karşılacaklar. Yılmaz Vural'a geçmiş olsun, umarım hocanın rahatsızlığı ciddi değildir.

Beşiktaş 4-2 Konya Şekerspor
Kasımpaşa 0-2 İBBSpor
Noat Samisa

27.01.2010

Christopher Smalling #2

Fazla olmamış, yalnızca 1 ay... Christopher Smalling ilk kez bir Premier League maçına çıkmıştı, biz de performansından etkilenip onu maçın yıldızı ilan ettiğimiz şu postu yazmıştık. Nedir, necidir bu genç adam? denirse cevap için söz konusu post okunabilir. Man Utd resmen açıkladı, Smalling önümüzdeki sezon Old Trafford'da futbol oynayacak. Fulham'a ödenen bedel kimi kaynaklara göre £7, Times'a göre £12 milyon. Wenger ile Ferguson arasındaki yarıştan daha fazlasını veren galip çıkmış. Nemanja Vidic'i La Liga'ya gönderen spekülasyonlar bu transferden cesaret alacaktır. Bu genç adam eğer Hangeland sakatlanmasa halen Craven Cottage'daki Fulham kulübesinde veya tribündeydi. Elde ettiği ilk 11 şansını iyi kullanıp, Aralık ortasında İngiltere U-21 takımı formasıyla ilk 11 çıktığı Portekiz maçını da sayarsak yalnızca 2 maçla Man Utd'a transfer yaptı. İngiltere futbolunun yedinci basamağından, dünya futbolunun zirve takımlarından birine giden yok yalnızca 2 yıl sürdü. Sen ne güzel adamsın Roy Hodgson... Reserve takımda 15 dakika izledikten sonra profesyonel kontrat önerdiği maliyetsiz oyuncuyu 1 maçla parlattı. Ama şu kötü mağlubiyetler serisine de bi' el atması gerek. Takım Man Utd'a 3 attıktan sonra iflah olmadı.

Tottenham 2-0 Fulham
Noat Samisa

27.01.2010

James Milner #2

Bugün blogda dönüşüm geçiren oyuncular günü yaptık, bir başkası ile devam ediyoruz. Aston Villa'nın geçen sezonki 13 maçlık galibiyet serisinde James Milner'a dair bir yazı yazmıştık. Yazıda bahsi geçen Stewart Downing ile Villa Park'ta buluştular ve bu birliktelik Milner'ı bambaşka bir yola soktu. Downing sakatlıktan kurutularak Aston Villa forması giyemeye başladığında Milner, Young, Agbonlahor, Downing dörtlüsünden mutlaka birinin yedek kalacağını, belki de takımdan ayrılacağını düşünmüştüm; bunu da blogda belirtmiştim. Martin O'neill'ın aklındaki bizim düşüncemizle uyuşmuyordu, zaman içinde bunu öğrendik. Sustuk, hayranlıkla izledik. Eğer Villa bir yeni galibiyet serisi daha yakalarsa, ki yakalacaktır; bir yeni geniş Aston Villa değerlendirmesi yaparız.

Safkan kanat oyuncusu olarak çıkış yapan James Milner, Downing takıma girdiğinden beri orta sahada oynuyor. Gareth Barry'nin geçen yılki rolünü üstleniyor, Petrov'a partner oluyor. Hayranı olduğumuz British orta sahalara dönüşüyor ve bunun yanına yeteneklerini de ekliyor. Steven Gerrard'a yakın meziyetlere sahip bir özel orta saha adamı olma yolunda ilerliyor. O'neill, ''eğer geçmişte orta sahada oynamış olsaydı, buraya çoktan uyum sağlardı'' diyor. Biz de bu fikri Guardian'ın oyuncağı Chalkboard ile destekledik. Futbolda tüm bileşenleri sabit tutarak kontrollü deneyle bilimsel sonuç elde imkanı yok, ama birakım öznel fikirler ekleyerek karşılaştırma yapma imkanı var. Üzerine tıklanırsa büyüyecek olan görselde Barry ve Milner'ın Aston Villa forması altında gösterdikleri pas aktivitelerinin eş takımlarla yapılan maçlardaki karşılaştırması var. 5 ve 6 numaralı görseller ise Ashley Young'ın bu sezonki rolüyle ilgili. Geçen sezon Milner da tıpkı Young gibi bir çizgiye bağlı oynuyordu. Bu sezon Young-Downing ikilisi maç içerisinde sürekli yer değiştiriyorlar, Milner da kenar setlerine orta sahadan katılıyor. Top kullanma hususunda Barry'den önde olsa da top kazanma konusunda kendini geliştirmeye ihtiyacı var. Ligde 3 maçtır kazanamıyor olsalar da öncesindeki 5 maçlık galibiyet, 8 maçlık yenilmezlik serisinde James Milner ve Stylian Petrov'un büyük oynuyor olmaları aslan payını alır. Çarşamba günü Arsenal'e karşı Christmas fikstüründeki 3-0'lık mağlubiyetin rövanşını oynayacaklar. Merakla bekliyorum.

Salı, 26 Ocak 2010
Wolves v Liverpool, 21:45 - Spormax
Portsmouth v West Ham, 21:45
Bolton v Burnley, 22:00
Tottenham v Fulham, 22:00

Çarşamba, 27 Ocak 2010
Chelsea v Birmingham, 21:45
Aston Villa v Arsenal, 21:45 - Spormax
Blackburn v Wigan, 22:00
Everton v Sunderland, 22:00

Noat Samisa

25.01.2010

Deve - Cüce

Yine bir Rory Delap hikayesi ile karşınızdayız efenim... Güçlü kolları, arıza çıkartan omzu, taç atarken sürüdüğü sağ ayağı, havluları; tribünün sert, kavisli ve kale içine gönderdiği taçlarına tepkisi, herkes tatil yaparken yardım için Newcastle-Edinburgh arasında pedal çevirmesi gibi işlere imza atması, vasıfları ve farklılığıyla güzel adamdır. Dünkü Stoke-Arsenal karşılaşmasında sağ kenardan kullandığı taç atışı direkt olarak Ricardo Fuller'ın kafasıyla buluştu ve bu sezon ilk kez ''taçtan Delap asisti'' görüldü. Geçen sezon bu sayı 9 idi, bunların içerisinde yine Arsenal'in as takımına atılmış 2 gol vardı. Bunun elbet bir sebebi var. Stoke City'nin kadro yapısından şurada detaylı olarak bahsetmiştik. Arsenal ise apayrı bir takım, as stoperleri Vermaelen ve Gallas dahi yüksek top hakimiyeti nispeten zayıf oyuncular. Tony Pulis'in futbol fikri için gerekli olanlar, şurada anlatılan Arsene Wenger futbol idealinden çok farklı. Sonuçta geçen yıl yine bir Delap taçında Arsenal oyuncularından 15'er cm uzun olan iki oyuncunun işbirliği ve Fuller golleri getirmişti. Times'ta Bill Edgar güzel bir görsel oluşturmuş, bu golleri açıklamış. Arsenal olursanız, Stoke City'den ''taç golü'' yersiniz. Arsenal'in yapabildiklerinin neredeyse hiçbirini yapamayan Stoke City, sahasında iki maçtır Arsenal'e karşı kazanıyor. Bu fikri referans alıp daha geniş düşünürsek futbol böyle bir oyun olduğu için çok güzeldir. Satranç'ı da Go'yu da bu sebepten zorlar; bazen bir adım ötesine geçer.

FA Cup R4'a ilişkin akılda yine Jermaine Beckford kaldı. Bir de Robert Snodgrass'ın yakında Premier League'e geleceği kehanetinde bulunabilirim. Tottenham'ın sol beki Gareth Bale ile birlikte maçın en dikkat çeken adamlarıydılar. Bale iki yıl evvel diz bağları koparmasa Spurs'ün sol bekini tapulamıştı. £10 milyon para boşuna verilmedi, iki seneye adını çok daha gür seslendireceğiz. FA Cup 2010'da Big Four'dan yalnızca Chelsea kaldı, R5 maçları Şubat'ın ikinci haftasonu oynanacak, EPL bu süreçte haftaiçinden devam edecek. R4 tekrar maçları ise 4-5 Şubat'ta...

FA Cup 2010 R5
Bolton v Tottenham / Leeds
Wolves / Crystal Palace v Aston Villa
Fulham v Notts County / Wigan
Southampton v Portsmouth
Chelsea v Cardiff
Derby v Birmingham
Man City v Stoke
Reading v West Brom
Noat Samisa

25.01.09

Daha Yeni Wayne Rooney

Yeni Wayne Rooney demiştik bir yıl kadar evvel. Aslında Alex Ferguson 2000 yılından bu yana iki santraforuna eş rol yüklemiyor. Ferguson tarafından ikrar edilmese de Yorke-Cole sonrası santrafor-forvet seçimlerini bakılarak bu durum açıkça ortaya konulabilir. Ronaldo ile bir başka takım ortaya çıktı, merkez forveti olmayan takımda uzak forvetler muhteşem bir hız üretir oldular. Ronaldo'nun ayrılmasıyla bu yapı da değişti ve bir çizgi oyuncusu olan Valencia'nın takıma girmesiyle birlikte 5 yıl önceye dönüş yaşandı. Golcüler artık kaleye daha yakınlar. Wayne Rooney'nin bu süreçte kazandıkları onu ''Daha Yeni Wayne Rooney'' yaptı. Artık takımın 1 numaralı hücum opsiyonu konumunda. Kendi yaratıyor, servis yapıyor, goller atıyor. Her yönüyle muhteşem bir golcü oldu, benim için ''Tüm dünyayı serseler önüme, ben önce Rooney'i alırım.'' algısında bir futbolcu. Hull City karşısında attığı 4 golle 'Premier League tarihinde bir maçta 4 gol atan bir takımın tüm gollerini atan' üçüncü oyuncu oldu. Diğer ikisi Andrei Arshavin ve Mark Viduka. Şimdiden ligde 19 gole ulaştı. Gol krallığında lider. Yüzüncü lig golüne yalnızca 1 gol uzakta. Ronaldo ve Shearer'ın 31'er golle sahip olduğu ''38 maçlık ligde bir sezonda atılmış gol rekoru''na talip. Eğer 2008 Ağustos'unda tarak kemiğini üçüncü kez kırmasaydı, belki de İngiltere'yi Euro 2008'e taşıyacaktı. Şimdi yaz için Dünya Kupası hayali kuruyor. Yakın zaman için ise Carlos Tevez ile kapışmayı düşlüyor...

Man Utd 4-0 Hull City
Noat Samisa

25.01.2010

Mikel Arteta

Geçtiğimiz yılın 23 Şubat'ında Newcastle United deplasmanında oynanan maçta Everton formasını giymişti. Aradan tam 11 ay geçti, cumartesi günü Birmingham'a karşı oynanan FA Cup maçında yeniden formasına kavuştu. Benm çok beğendiğim, özel hayranlık beslediğim futbolculardan biridir Mikel Arteta. Dönüşmüştür, gelişmiştir; Moyes'in yol göstericiliğinde başkalaşmıştır. İçerisinde yakın aralıklarla Anelka, Ronaldinho gibi üstün yetenekler ile birlikte yine yeteneğinden sual olunmayan Okocha'nın yanı sıra Cisse ve Christian gibi ülkemiz futbol ortamına uğramış isimleri ve Heinze, Robert, Dalmat gibi uzun süre üst düzey futbol oynayan oyuncuları barındıran Luis Fernandez'in yüzyıl başındaki PSG'sinde orta sahada oynuyordu. Şimdi Mevlüt ve Hoarau, belki de biraz Sessegnon için izlenen takım o zamanlar rüya kadroydu. Mesela zamanın PSG'sinin bir diğer büyük transferi Jerome Rothen'in Ankaragücü yolunda olduğunu öğrenince bi' an afalladım. Bir zamanlar hayal dünyamın kenar adamıydı. Kimlerin yolu Ada'ya düştü de Rothen'e sıra gelmedi. Ankaragücü'ne transfer olursa eğer, dünki Milano Derbisi'nde uygun pozisyonu bulduğunda imzası olan mucize ortasını yapmaktan başka hiçbir şey yapmayıp sağ bek Abate'ye fenalık geçirten Beckham kadar oynasa, Monaco günlerindeki mucize ortalarını Vassell ile buluştursa bile yeter. Saçları hala aynı mı bilmiyorum ama eskiden çok iyiydi. Gelse de izlesek...

Arteta'nın mayasında Barcelona vardı, La Maisa'nın Xavi ve Iniesta arası ''yeni Guardiola'' olarak üzerine düşülen orta saha adamıydı. Bugün Fabregas da idol olarak Pep'in adını söyler, Arteta da başlarda aynısını söylerdi. Cocu, Xavi, Motta, Rochemback ve Gabri'nin olduğu A takıma giremedi. PSG'ye kiralandı. Geçmişi ile ilgili Fernandez'in ona kazandığı topu olumlu kullanmasını öğrettiğini söyler ve önünde Okocha ve Ronaldinho'nun oynadığı günlerin kendisi için öneminden bahseder. PSG sonrası İskoçya'nın nispeten rahat yapısında ve Alex McLeish gözetiminde daha önde pozisyon aldığı günler geçirir. Bir nevi şimdilerde Nacho Novo'nun Rangers'taki rolünü oynamıştır. Sonrası Real Sociedad, Xabi Alonso ile beraberce Merseyside'a geldiler. Bu tip yetenekli oyuncular EPL'in karakteristiği gereği ortaya çok yaklaştırılmazlardı, Moyes'in de başlangıçtaki tercihi bu oldu. Yetenekli bir kenar oyuncusu olarak kendini ispatlayan Arteta, geçen zamanda pek çok yetisini geliştirdi. Fiziken güçlendi ve artık orta sahada pozisyon alacak kıvama geldi. Belki de başlangıçta hedeflenen oyun tarzına ters yoldan ulaştı. Bu yaz PSG günlerinden takım arkadaşı Sylvain Distin de Goodison Park'a geldi, Arteta için bir başka küçük hikaye daha yazıldı.

Yaşanmışlıkların bir sonucu olarak ortaya çıkan eleğin altındaki Arteta'ya olan hayranlığımızın dayanağı British orta saha merakımızdandır. Barry, Lampard, Fletcher, Scholes, Carrick, Cattermole, Ireland, Bullard, Huddlestone, Bowyer, Whelan, Ferguson, Nolan, Parker... bu liste daha çok uzar. Arteta'nın 11 ay sonra oyuna girdiği Birmingham maçında sezon boyunca Bowyer'dan çok daha az hücum rolü alan Barry Ferguson, tam da bu tip oyuncular anlatan bir gol attı. Adına ''iki yönlü'' denebilir, ama tam karşılamıyor. Geçmişte yaptığımız kapsamlı tanımı tekrarlayalım: Genel futbol görüşünde ''düz oyuncu'' olarak değeri yok sayılan bu tip oyuncular, Premier League'in farklı tarzının esas ögesi durumundalar. Altyapıdan A takıma kadar bu yöndeki eğilimi gözlenen ve gelişime en açık mevkii olan orta saha için temel eğitim alan bu tip oyuncular, zamanla takımlarına daha fazla ofansif katkı yaparlar. Onları defansif-ofansif olarak ayırmak mümkün değildir ve çoğunun topla münasebeti ''yetenekli oyuncu'' sıfatını dahi alabilecek düzeyde sayılmaz. Ama pek çoğu, çok üstün oyun görüşü sahibidirler. Top-ayak birliktelikleri yeterli olmasa da hızlı akan oyunda çabuk pas verme, doğru pası seçme ve doğru şekilde atak başlatma görevlerinde başarılıdırlar. Defansif yetileri ise bire-bir fiziki mücadelede sıklıkla yeterli olsa da esasen yer tutma, pozisyon alma ve pas kesme hususlarında uzmanlaşmışlardır. Oyuna hız ve mekanik, öğrenilmiş çeşitlilik katarlar. Arteta'nın tüm bunlara eklediği bir fazla var, o da üstün top kullanma becerisidir. Ayrıca duran top spesiyalistidir, Tim Cahill'i bir şekilde topla buluşturan adamdır. Bu yıl İngiliz vatandaşlığına hak kazanıyor, eğer formasına dönebilirse İngiltere ulusal takımı için adı yazılacaktır.

Kısa bir Arteta yazısı olacaktı ama yine daldan dala oldu. Ezcümle; Arteta tam olarak iyileşse de izlesek... Belki Ali Sami Yen'e de konuk olur, canlı izleriz. Aynı şekilde gelirlerse Rothen'i de izleyelim, Quaresma'yı da...

Noat Samisa

25.01.2010

Kasımpaşa (Ert) Bursaspor

Saat 11 gibi bir Fulya civarındaydım, pek de ekstrem koşullar yoktu. Arabalar Mecidiyeköy'e çıkan yokuşu tırmanıyorlardı, Hakkı Yeten caddesi temizdi. Eve döndüm, maçın tehir ihtimalini soruşturdum. Haber yoktu. Yeniden teçhizat kuşanıp Tarlabaşı'na doğru yola çıktım. Piyalepaşa Bulvarı'na indiğimde trafik akışı namına neredeyse hiçbir şey yoktu. Bu taraflarda ne olduysa saat 13 ile 14 arası oldu galiba, kar yağışı şimdi hafif seyrediyor. İlk fotograf benim stada yeni ulaştığım anlarda çekildi, maçın normal saatine 4-5 dakika kala olsa gerek. Son fotograf ise maçın ertelendiği haberinden birkaç dakika evvel çekildi, saat 14:50 civarı. Yaklaşık 1 saat ne beklendi, ne gözlendi bilmiyorum; çünkü saat 15'teki saha ve hava koşulları, maçın normal başlangıç saatindekinden daha iyiydi. Hakem Yunus Yıldırım zaman içinde 3 kez sahaya çıktı, birinde topla denemeler yaptı. Tribünler ''zıpla zıpla, zıplamayan gey'' tezahüratını bu kez futbol topu için söyledi. Tarihte gol atan taraftar görülmediği gibi top da tezahüratlar sonrası aşka gelip zıplamadı tabii. Yaklaşık 5 cm karla kaplı sahada düştüğü yerde öylece kaldı. İkinci fotografta uzakta görülen Bursaspor taraftarı bu gece ne yapacak bilmiyorum, semt kahvelerinde misafir edilirler mi acaba? Bu hava şartlarında geri dönmeleri de pek mümkün görünmüyor. Yine de yaşananlar, görülenler o an için ne kadar can sıkıcı olursa olsun her macera sonradan güzeldir. Maç yarın saat 14'e ertelendi, 30 lira olan biletler eğer yırtıp atılmadıyda yarın da geçerli olacak. Gerçi yine ertelenecek gibi görünüyor, kar azalsa bile soğuk fena.

İstanbul'a kar yağdı, ülkede gündem değişti. Güzel bir cumartesi gününde Tarlabaşı-Dolmabahçe dublesi vardı planda ama görünen o ki ikincisi de yalan olacak. Bari önceden haber verilse de bu kez boşuna üşümesek...

Bursaspor 2-1 Kasımpaşa

Noat Samisa

23.01.2010

Calum Davenport

Yeni patronların Boleyn Ground'a varışı sonrası rüzgar tersine mi döndü acaba? Batı Londra'da esen sert ve acımasız rüzgarlara, West Ham United kulübünün başına gelen garip hadiselere ilişkin blog arşivi yönlendirmeleri aşağıda. Geçtiğimiz hafta sonu sezonun ilk yarısında mağlup ettikleri Aston Villa'dan kritik 1 puan daha aldılar ve bu sayede düşme hattının üzerinde tutundular. 19 puanları ve yine bolca sakatları var. Carlton Cole, Kieron Dyer, Luis Boa Morte, Herita Ilunga, Danny Gabbidon ve Guillermo Franco geçtiğimiz hafta sonunu sakatlar takımıydı. Takımın en değerli oyuncusu Scott Parker'ın hamstring sorunu sürekli tekrar ediyor, dinlendiremiyorlar. Villa Park'ta 90 dakikayı tamamlayamadı, bir ihtimal hafta sonunu boş geçirecek olması sayesinde durumu tolere edilebilir. Gianfranco Zola & Steve Clarke ikilisi, önümüzdeki 1 aylık periyotta çoğunluğu düşmeme mücadelesi içerisinde yer alan takımlara karşı oynanacak olan karşılaşmalarda türlü fikirler deneyerek takımı Premier League'de tutma yolundaki kararlılıklarını tabelaya yansıtmak zorundalar. Aksi halde yeni patronların ilk başvuracağı değişim kalemi menajer ve ekibi olacaktır. Devre arası transferin bitimine kısa zaman kalan bir santrafor arıyorlar, bu ismin Ruud van Nistelrooy olma ihtimali yazılıyor.
Rüzgarın tersine dönmüş olabileceğini düşündüren gelişme, sezon başında evinin önünde bıçaklı saldırıya uğrayan 83 doğumlu stoper Calum Davenport'un rehabilitasyon süreci sonrası West Ham idmanına dönmüş olması. Coventry City'nin 2000'lerin başındaki altın Akademi jenerasyonunun stoperi olarak Tottenham'a transfer olan oyuncu, futbol yaşamının büyük bölümünü EPL'de yedek stoper olarak orada-burada kiralık geçirdi. Kız kardeşi ve kız kardeşinin erkek arkadaşının suçlandığı olayda annesiyle birlikte ağır bıçak darbelerine mağruz kalan Davenport, atardamar kesilmesi sonucu aşırı kan kaybı nedeniyle hayatını kaybetmek üzereyken hastaneye yetiştirildi. Yaşama dönmesine karşın bacağını kaybetme riskinden bahsedildi, ''futbol kariyeri bitti'' denildi. Zaman içinde mahkeme süreci işledi, Davenport bu dönemdeki zamanını futbola dönüş için çalışmaya harcadı. 4 ayda gelinen nokta kontrollü düz koşular. Sol ayağındaki 40 cm'lik ve sağ ayağındaki 20 cm'lik bıçak izleri ise geçmişin hatırası...

Dean Ashton'a Veda
Beyhude Dolanmış Franco
Boleyn Erkekleri #2
Zola ve Clarke
Danny Gabbidon
Sheffield United v West Ham #2
Upton Park'a Obama Gelecek!
Boleyn Erkekleri
Javier Mascherano

Noat Samisa

23.01.2010

Final Haftası

Çarşamba günü maç fazlasıyla liderliği devralan Arsenal, sezonun üçüncü maç haftasından bu yana ilk kez lider oldu. Art arda gelen iki Bolton galibiyeti ile eksik maçlar tamamlandı ve Kasım sonundaki 0-3'lük Chelsea mağlubiyetinden bu yana ligde süren yenilmezlik serisi tabelaya yansıdı. Geçen yılın aynı dönemine göre Gunners'ın 7 puan fazlası var. Hedef maçlarda şampiyonluktaki her iki rakibine karşı da mağlubiyetleri var. Liverpool, Aston Villa ve Tottenham galibiyetleri var, buna karşın sezon başı alınan Man City yenilgisi var. Genel sezon seyrinde nispeten zayıf takımlara karşı daha fazla galibiyet alarak çıtası geçtiğimiz yılda yüksek seyreden zirveye yerleştiler. Yarın erteleme maçında Man United'ın alacağı muhtemel galibiyete kadar liderliğin keyfini sürüyorlar, ama önlerinde korkunç bir fikstür var:
  • Aston Villa v Arsenal - 27 Ocak 2010
  • Arsenal v Man Utd - 31 Ocak 2010
  • Chelsea v Arsenal - 7 Şubat 2010
  • Arsenal v Liverpool - 10 Şubat 2010

15 gün sürecek olan bu 4 maçlık korku tüneli yarın FA Cup fikstürü dahilinde oynanacak olan Stoke City maçıyla başlıyor, Porto ile oynanacak olan CL Top 16'sı ilk maçıyla devam ediyor. Emirates'te Chelsea'den ağır bir mağlubiyet aldıktan sonra Maviler'den 8 puan daha fazla topladılar. Şu 4 maçlık serinin sonunda fazla puanları iade edebilirler ya da underdog etiketini favori ile değiştirebilirler. Bana göre Song'un muhteşem dönüşünden fazlası veya bir orta saha transferiyle EPL'de şampiyon en büyük adayı olabilirler.
Arsenal'in geçen sezon lige havlu attığı ve uzun süreli galibiyet serisi sürecinde zirveyi zorlayan Aston Villa'ya ilk 4 içerisindeki yerini kaptırdığı dönem Fabregas'ın sakat olduğu ve Arshavin'e dair şablon denemeleri yapıldığı pek çoğu 0-0 sonuçlanan beraberlikler serisine rast gelir. Bu kez Fabregas'ı kurtardılar, İspanyol orta saha oyuncusu atmaya ve attırmaya devam ediyor. Çarşamba günü 0-2'den geri dönüşte yine onun etkisi büyüktü. Clichy'nin de dönüşüyle takım idealini buldu, Rosicky'nin formunu yükseltmesiyle sanki kadro içerisinden bir yeni transfer yapıldı. Afrika Kupası'na giden Song'un yerinde Denilson, Eastmond, Merida ve Ramsey dönüşümlü oynuyor; henüz buraya bir ideal isim konulabilmiş değil. Santrafor bölgesinde ise Wenger'in Adebayor sonrası ortaya koyduğu bir başka futbol fikri var. Geçmişe göre daha hareketli bir hücum hattı oluştu, içerisine Fabregas'ın da dahil olduğu uzak forvetler bu sayede aksiyon bölgesinde daha fazla görünür oldular. Hücumdaki çeşitliliğin artmasının tabelaya en net yansıması gol sayısında oldu. Geçen sezon ligin 22. maç haftası geçilirken 37 gol atabilmiş olan Arsenal, bu sezonun aynı döneminde 59 gol attı. Tüm şampiyonlarda oynadıkları 34 resmi maçta ulaştıkları sayı 82 gole dayanmış durumda. Yine de oyun sıkıştığında telaşlanıp sabırlı pas oyunundan vazgeçebiliyorlar, tempoyu istedikleri seviyeye çekemediklerinde bir safkan santrafora ihtiyaç duyuyorlar. Fabregas'ın dalışlarında ona duvar olabilecek, uzak forvetlere servis yapabilecek ikincil bir alternatif arayışındalar. Kenardan gelen Walcott ve Vela da takımdaki kenar adamları/uzak forvetlerle benzer tarzda oyuncular. Eğer sağlıklı olsaydı Bendtner bu işi yapabilirdi. Wenger ''devre arası aradığımız koşulları sağlayan ucuz bir forvet bulmak zor'' diyor ama yeni transfere kapıyı kapatmıyor. Chamakh ve Dzeko adı geçiyor, takımın oyun planı belli ve işliyor iken yüksek bedelli bir ekleme ihtiyacı yok. Stoper alternatifi olarak eski dost Sol Campbell takıma katıldı, sezon başından bu yana istikrarlı çizgisini sürdüren topla münasebeti kuvvetli Gallas-Vermaelen stoper ikilisi aksadığında veya ek hava hakimiyeti gerektiğinde Notts County'de ''ben neredeyim?'' travması yaşayan Campbell'dan yardım istenecek.

Arsene Wenger ismi 4 yıldır ''kupasızlık'' ile anılıyor olsa da Arsenal geçmişindeki ilk 8 sezonunda en kötü derecesi lig ikinciliği olmuştur. 2004'te Invincibles takım başka bir gösteriydi, 2006 CL Finalisti takım bir hanedanlığın sonu demekti. Takip eden yaz Highbury yıkıldı, Emirates'e geçildi ve Arsene Wenger başka bir yola girdi. Trend futbolu kendi şekillendirdiği oyuncular üzerinden oynamaya ve zirve futbolda bir yeni yol oluşturmaya niyetlendi. Futbolculuk kariyerinin yaldızlı olmayışıdır belki de Wenger'i bu denli deneyci ve idealist yapan; keza kendisini bana yakın hissettiren de budur. Sergen için futbolun doğruları kolay iken, sen-ben için zordur. Belki de sırf budur ''iyi futbolcudan iyi hoca olmaz'' klişesinin çıkış noktası... Futbol düşünürü Wenger'in yaptıkları, bizim gibi vurduğu topu sıklıkla ve çok farkla auta gönderip yine de topa küsemeyenlerin sabah mahmurluğu olur ancak. Rüya bitmiştir çünkü...

Hikayenin devamını ise yine Arsène Wenger yazacak.

Noat Samisa

23.01.2010

THY: Sir'lerin Tercihi

Blog arşivinde Gelişmekte Olmanın Götürdükleri başlıklı bir yazı bulunur. Geçtiğimiz sonbaharda global mali buhran futbolu da sertçe delip geçtiğinde gündemi harmanlamış, ancak geçtiğimiz günlerde 1 yılı aşan patron krizini çözebilen West Ham United'ın o günkü durumunu Güney Kore'nin başkenti Seul Belediyesi'nin Manchester United'a reklam vermesi ile ilişkilendirmiştik. Old Trafford'un led ekran şeklindeki reklam panolarında halen ''Hi Seoul, Soul of Asia'' cümlesi görülebilmekte. Temmuz ayında Man Utd'ın Asya turundaki duraklardan biri Seul olmuş, Şenol Güneş'in o dönem başında olduğu FC Seoul takımıyla bir gösteri maçı oynanmıştı. Malum post Fenerbahçe'sinden Denizlispor'una kadar parası, sıradan bir ticari işletme zihniyetiyle yönetilen 400 milyon dolarlık TV yayın geliri sahibi ülkemiz ligi mensuplarına yönelik bir çeşit eleştiriydi. Dünyanın bambaşka yerlerinde olanları görünce ülkemiz futbol ortamında yaşananlar çok şaşırtıcı gelmeyebiliyor. Şu son haber de bana kalırsa pek şaşırtıcı değil...

Barcelona ile geçtiğimiz günlerde sponsorluk anlaşması imzalayan Türk Hava Yolları, son CL şampiyonunun ardından son 2 sezonun CL finalisti olan Man Utd'ın da lojistik sponsoru oldu. Anlaşma 3.5 yıllık, henüz detayları belli değil. Evvelki havayolu sponsoru olan Air Asia, geçtiğimiz yıl bu zamanlar Man Utd'ın forma sponsorluğuna talip olmuştu. Başaramadılar, ellerinde yalnızca Premier League hakemlerinin forma kolu sponsorluğu kaldı. THY için bundan sonraki adım Liverpool'un hiç var olmayan yeni stadının isim hakkı olur mu? Emirates'in biraz daha batılısı... Yurtiçinde SunExpress'i tek geçerim.

Noat Samisa

22.01.2010

Ireland'dan Jo Fikirleri

Daha önce Ireland'dan Elano Fikirleri'ni yazmıştık. Mark Hughes'ün ilk tasfiye ettiği isim Jo olmuştu, sonra sıra eğrisi doğrusuna denk gelir şekilde Elano'ya geldi. Yalnızca Brezilyalı'lar değil, Shinawatra döneminde transfer edilenler sırayla takımdan ayrılırken, Ireland'ın dikkat çektiği grubun iki üyesinin yaklaşık 6 aydır Robinho'dan ayrı olması nedeniyle bir zamanlar kendi kale çizgisinden top çıkaran Robinho da üç kuruş top oynamıyor. Onun da gidişi yakın ama faturası tuzlu olunca ''üstün yetenekli adam'' kontenjanını doldurmaya devam ediyor. Hafta içi Manchester Derbisi'nde üzerini değiştirmedi bile, maç boyu kulübede öylece oturdu. Cumartesi günü ise erken dakikalarda sakatlanan Santa Cruz'un yerine oyuna girdi ama facia form durumu nedeniyle 60. dakikada kulübeye geri döndü. Dikkate değer bir hikaye bu; Mark Hughes'ün Man City kariyerinde bu üç isme de ceza kesmiş olması tesadüf değildir. Elano'yu yukarıda köprü verdiğimiz postta anlattık. Robinho kimseye haber vermeden kampı erketmişti, rekor ceza aldı. Jo ise en son bilindik Güney Amerikalı arıza hali nedeniyle David Moyes tarafından kadro dışı bırakıldı, evvelinde hasta olduğu gerekçesiyle evine gönderildiği bir günün gecesinde bir gece kulübünde yakalanarak Hughes'ün para cezasından kaçamadı. Jo'nun cezası, Elano'nun ''neden yedek oturuyorum?'' isyanı ile aynı döneme rastlar. Bu üçlü açıkça Mark Hughes'ün üzerine oynuyordu. Hughes, Elano ile zıtlaşsa da sezonun devamında ondan yararlandı. Jo'yu kendisi tercih etmedi, bitmiş transferi onayladı. Eğer kendi tercihi olsaydı, tıpkı Tevez-Adebayor'a rağmen Santa Cruz ısrarında olduğu gibi Jo'yu tercih edebilirdi. Robinho ise tepeden inmiştir, şimdilerde Mancini'nin de başını yiyebilir.

Everton takımı, geçtiğimiz sezonun bu dönemlerinde forvet hattının komple sakat olduğu günlerde felsefik değil, matematik bir 4-6-0 oynuyorken imdada Jo yetişti. Moyes'in elinde para yoktu, Fellaini transferi zaruriyetten bekletilmişti. Kısa vadeli borç kaleminde artış göze alınarak yaz transfer döneminin son günü Fellaini alındı. Böyle bir ortamda Saha, Yakubu, Anichebe ve Vaughan aynı dönemde sakattı. Fayda/maliyet oranı tam sayıyı aşan bir transfer daha yaptı Moyes ve henüz 1 EPL golünü istatistik kağıdına yazdırabilmiş Jo'ya güvendi. Santraforsuz oynayan takım art arda galibiyetler alıyorken, FA Cup'ta Liverpool'u eliyorken Jo'nun katkısı kriz anlarında ilaç oldu. Çalışır düzen içerisinde fırsatçılığıyla iş yaptı, goller attı. Sezon bittiğinde 6 aylık kiralık kontrat da bitmişti, ama Elano'nun gidişiyle Brezilyalı'ları tasfiye etmeye çok yaklaşan Mark Hughes'ün Everton'ın yeni kiralık kontrat isteğini kabul etmesi zor olmadı.
Bugün sık duyduğum ''Elano'nun Premier League'e uyum sağlayamadığı iddiası'' doğru değildir. Mark Hughes ile uyuşamamışlardır, olmamıştır. Jo transferine ilişkin değerlendirmelerde sıklıkla Elano'ya da iliştitilen bu etiket doğru değildir. Zıtlaşan taraflar, Brezilyalı grubu ve Mark Hughes arasından kazanan yoktur. Jo bilinçli olarak Hughes tarafından dışlanmış, kadro yapılanması Elano'yu ayrılmaya zorlamış ve gelinen noktada Robinho'nun durumu ortadadır. Mark Hughes ise artık işsiz. Bir bakıma Jo da eğer uslu dursaydı bugün halen Everton'ın oyuncusuydu. Tam da London Donovan'a ilişkin transfer girişimlerinin olduğu bir dönemde izinsiz olarak Brezilya'ya gidişi, 1 yıl evvel Man City'de yaptığına benzerdi. 3-3 sonuçlanan Chelsea maçında dizinden sakatlanarak oyundan çıkmıştı, sakatlığı nedeniyle dinlenmesi önerilirken sıkışık fikstürü gözardı ederek yılbaşını ailesiyle geçirmek üzere izinsiz olarak ülkesine gitti. Döndüğünde kadro dışı kalmıştı. Bir hafta sonra affedildi, ama görülen o ki David Moyes tarafından üzeri çizilmiş. 5 ay daha devamı mümkün olan kiralık sözleşmesi Man City'ye geri gönderildi, yeniden yazılarak Galatasaray'a verildi. Türkiye'ye gelişi üzerine Premier League geçmişine dair bir performans güzellemesi yapabilmek mümkün değil. Premier League'e terfi ederek açıkça bir önemli fırsat yakalamıştı, ama henüz 20 gün önce yaşanan bir suç-ceza hadisesi sonucu Jo'nun yolu İstanbul'a düştü. Corinthians'tan partneri Bobo ile aynı şehirde yaşayacak. Man City'den has adamı Elano'yla aynı soyunma odasını paylaşacak. Her şey bir kenara, sırf şu iki futbolcu ile olan geçmişi nedeniyle ilginç bir transferdir.

Gezen, araştıran bir santrafor olarak Roman Pavlyuchenko ile birlikte büyük beklentilerin transferi olmuş, ama tıpkı Rus mevkiidaşı gibi pek kimseyi memnun edememiştir. Futboluna ilişkin değerlendirmeler önce CSKA Moskva günlerine, sonra Corinthians günlerine dayanır. Ada'nın Kuzeybatı'sında geçirdiği 1.5 yılda Everton'a transfer olduğu ilk periyot hariç her daim bonservis bedelini sorgulatmıştır. Ne bir Kewell, ne bir Elano, ne de bir Neill gibi Premier League'de çok şey ispat ettikten sonra çeşitli sebepler ile misyonunu tamamlamış değildir. Bilakis, buraya rehabilite olmaya geliyor.
Sonuç olarak, Jo'nun oyun tarzı hem Baros ile hem de Nonda ile benzerlikler gösterir. İyi bir sol ayağa sahiptir. Europa League'de oynayamayacak olmasına rağmen oyunu stili tercih sebebi olmuştur. Disiplin sorunu yarın-öbür gün yazılacaktır, pekala adamın Türkiye'ye geliş bileti bu iken aksi garip olurdu. Craig Bellamy yine barlardan dışarı çıkmıyor, ama Premier League'in son 1 yılının en formda 5 oyuncusundan biridir. Ona da tüm Ada basınında hala ''alemci'' yazıyorlar; yalan yazmıyorlar. David Moyes ise stoperlerin iyileşmesi sonrası tribüne çıkmak zorunda kalacak olan Lucas Neill'ın isteğine cevap verdikten sonra Vaughan'ın dönüşü ve Donovan transferiyle birlikte dakikaları azalacak olan Jo'da ısrar etmedi ve kısa zaman içerisinde ikinci Goodison Park müdavimi de İstanbul'a indi. Everton ligde son 7 maçtır kaybetmiyor. Sakatların adım adım takıma dönmesine Bilyaletdinov ve Fellaini'nin üstün form durumları eklenince kısa zamanda düşme hattından uzaklaşmayı başardılar. Umarım bu seri devam eder ve David Moyes'u aynı takımı daha büyük hedeflere koştururken görürüz.

Noat Samisa

22.01.2010

Sahip


''Beşiktaş'ın gerçek sahibi 22 bin kongre üyesidir.''

Yıldırım Demirören, 17.01.2010

Her zaman olduğu gibi çanak sorulara ezber cevaplar ile gidiyordu ki şu cümle ile söyleşi bir anlam kazandı. Sınırlı olan şuur da kaybolmuş; sayısız doğruyu kısa sürede çarpıtması, yalanları bir kenara artık ezberlediği cümlelerde bile şirazeden çıkmış durumda pek Sayın Başkan. Malum CEO kişisi artık Bugati'siyle bi' sahil turu yaptırır. Sırayla tabii, önce bu gerçek sahipler içerisinden en gerçek görüntüyü veren 3D... pardon YD komünü gezer İstanbul'u... Şu kongre süreci bitsin artık, biz de mazoşistliğimizin yönünü ve şiddetini bilelim. Tak tasmayı gezdir sahip, buna da alışan olur elbet.

Noat Samisa

17.01.2010

Lucas Neill

Galatasaray'ın yeni transferi Lucas Neill'ın daha önce Everton'a transferini ve onunla ilgili düşüncelermizi yazmıştık. Burada bahsettiklerimi tekrar etmeyeceğim. Elini çabuk tutan bu özel oyuncudan 1 sene daha faydalanabilir, demişiz. Öyle bir transferdir işte. Blackburn günlerinde Mark Hughes ile yaşanan lig 6.lığı kariyerinin zirvesidir. Sağ bek olmasına rağmen kornerleri kullanırdı. Vatandaşı Brett Emerton ile birlikte sağ kenarda harika işler çıkarırlardı. Ligin en hit sağ beklerinden biriydi o dönemler, herkes yukarıya transfer beklerken onun seçimi West Ham oldu. Londra'ya inişi bir çeşit Ali Turan vakasıydı, yeni kontrat teklifini reddedip sezon sonunda gideceği takımı seçmek istiyordu. Takım kaptanı olmasına rağmen imza atmayınca sezon ortasında Mark Hughes tarafından gözden çıkarıldı. Sonrası Neill için çok hayırlı olmadı, zaman içinde West Ham ile yaşanan küme düşme korkusuyla birlikte bu sezon başı Neill kendine takım bulamadı.
Bu sezon başı Uzakların İngiliz'i kontenjanıyla Everton'a geldi ve stoper yokluğuna çare olmaya çalıştı. Yaklaşık 20 maça çıktı bu sene, yarısından fazlasında stoper oynadı. Lescott'ı sene başı satan Everton, yerine Distin'i koydu ama o da sezon içerisinde sakatlandı. Jagielka zaten aylardır sakat, bir de üzerine Yobo'nun sakatlığı eklenince Everton savunma tandemi Neill-Hibbert ikilisiyle kuruldu bir dönem. Orta saha oyuncuları iyileşince sağ bek oldu, en son Arsenal karşısında Heitinga ile birlikte stoper oynadı. Kariyerinin en parlak günleri sağ bek olsa da son 4 aydır stoper oynuyor. Öyle aman aman top tekniğine sahip bir oyuncu değildir, Ada'da yükselirken buna çok da ihtiyacı yoktu. Top ayağındayken biraz ürkek gibi görünür ama sağlamcıdır. 3-3'lük Chelsea maçında bundan evvel göstermediği savaşçı yanını da Drogba ile boğuşurken ortaya koymuştur. Harry Kewell'ın da yeni sözleşme teminatıdır belki de... Everton onu bu zor zamanda neden bıraktı, işte bu kısım şu an cevabını en çok merak ettiğim soru. Premier League geçmişi olan Avustralyalı iyidir, her takıma gerekir...

Noat Samisa

14.01.2010

Maxi'mum Risk

Bu ve buna benzer cinaslı manşeti The Sun veya Daily Mirror atmadan evvel ben yazayım dedim.Liverpool önce League Cup'ı kaybetti; sonra Şampiyonlar Ligi, bu gece de FA Cup elden gitti. Lig şampiyonluğunu saymıyorum artık, dördüncü sıradaki Man City ile olan 5 puanlık farkı eritmek ve aradaki Villa ile Spurs'ü de alt etmek en az şampiyonluk kadar değerli. Yoksa Torres'i en iyi teklifi verene satacaklar, o kadar kötü durumdalar. Arsenal'e karşı ligde alınan mağlubiyette Liverpool'un tüm sakatları iyileşmişti. Maçtan sonra Carragher konuştu, ''Arsenal bizim en iyi takımımızı yendi'' dedi. Büyük maçlarda yenilmez olduğuna inanılan bir takımdı Liverpool, kaybetse dahi bu kadar kolay teslim olmazdı. Şu açıklama bugün gelinen noktayı aylar evvelinden anlatıyor. Artık Benitez'i ben bile savunamıyorum, ortada apaçık bir başarısızlık var. İyi-kötü bir şekilde yürüyecek bu takım, sonuçta son düdük çalana kadar topun Torres ile buluştuğu her an gol tehditidir. İki senedir hep aynı şeyi söyledik, herkes aynısını Benitez'e fısıldıyordu: Bu takımın sürekli kazanabilmesi için Torres-Gerrard mutlaka hazır biçimde ve bir arada sahada olmalıydı. Bu kural 4. sıra yarışı için de aynen geçerli, lakin bugün Reading ile oynanan tekrar maçında bu ikili sakatlanarak oyunu terketti. Torres'inki sanırım yine hamstring sakatlığı, yine dönüş kolay olmayabilir. Şampiyon olabilmek içinse yardımcı oyunculardan mutlaka gol katkısı alınmalıydı. Geçen sezonun sonlarında Benayoun'un yanına ilişecek bir kenar adamı daha beklendi, olmadı. Şimdi Maxi Rodriguez için Atletico Madrid'e para ödemediler, bir süredir geçmişini arayan Arjantinli ile 3.5 yıllık kontrat yaptılar. Yardımcı oyuncu kontenjanından sezonda 10 gol istiyorlar, Maxi de karşılığında Güney Afrika'da Arjantin forması giymeyi düşlüyor.

Oğul Hicks'in Liverpool taraftar oluşumu Spirit of Shankly'nin baskısı ile istifası sonrası Benitez ve ekibinin tazminatını ödemeyi patronların taraftara açıklama şansı yok. ''Bu £20 milyonla neden transfer yapılmadı?'' diye sorarlar adama. Bundan sonrası Benitez için maksimum risk günleridir. Kulüp el değiştirdiği an kapının önüne konulur.

Liverpool 1-2 Reading aet
Noat Samisa

14.01.2010

Taçları Şevki Kullansın

Kayserispor'un Championship temsilcisi Middlesbrough'dan bedelsiz transfer ettiği Mısırlı orta saha oyuncusunun adı bildiğimiz Muhammed Şevki'dir, ama Arapça'dan romanizasyon yapılırken genelgeçer olsun diye İngilizce uygun hali kabul edildiğinden imza törenindeki formaya da Shawky yazılmış. Dirk Kuijt'in adını söylemek zor oluyor diye adamın adını Kuyt yapan ve forma arkasına da bunu yazdıran İngilizler için kolaylık varsa bizim için de var. Ben tercihen Şevki adını kullanacağım. Kayserispor yine akılcı bir transfer yaptı, sezonun geri kalanındaki alacaklarına karşılık bonservisini eline alan bir eski EPL oyuncusunu Kayseri'ye getirdi. Özellikle Premier League oyuncusu diyorum, çünkü bu sezon Championship fikstürü dahilindeki hiçbir maçta görev almadı. Bu sezon kadroya girebildiği tek maç, yıl başında Man City ile oynanan FA Cup maçıydı. Sezona sakat başladı, Southgate görevdeyken Sheffield United'ın teklifini reddetti. Koltuğu devralan Gordon Strachan da sakatlığı düzeldikten sonra dahi ona forma vermedi, en fazla Man City karşısında kulübede oturttu. Strachan'ın bir diğer akılcı hamlesi de Gary O'neill'ı mümkün olduğunca orta sahanın dışına çıkarmak oldu. UEFA Finalisti Rochemback-Boateng orta sahasından 3 yıl içinde Shawky-O'neill ikilisine düşüldü ve arada Cattermole ve Arca gibi oyuncular kaybedildi. Arca halen oynuyor olsa da ağır sakatlık öncesi formunda değil. Middlesbrough'nun geçen sezon Premier League'de tutunamamasının ana etkeni, orta sahadaki kara delikti. Lig seviyesinin çok altındaki, bir evvelki sene mevkiilerinin dördüncü ve beşinci alternatifi olarak kadroda yer alan oyuncuların kısa zamanda M'Boro orta sahasının esas adamı olması Southgate'in sonunu getirdi. Geçtiğimiz sezon Tuncay Şanlı'ya ilişkin değerlendirmelerde sık sık vurguladığımız bu önemli arıza, ligimizin ve Kayserispor'un şartları göz önünde bulundurulursa çok da dikkate değer değildir. Ama transferin karşı tarafını anlamaya yardımcı olur. Kayserispor tarafı içi ise Alioum Saidou'nun bu ülkede 10 yılı devirdiği ve halen talep gördüğü gerçeği vardır. Şevki'nin de Türkiye günleri Saidou'ya benzer bir yol izleyebilir. Saidou kadar sert bir oyuncu değil ama kazandığı topu kullanma konusunda Saidou'dan bir adım önde olduğunu geçen yılki gözlemlerime binaen söyleyebilirim. Sakatlığının uzun sürmesi ve takımında forma görememesi nedeniyle Angola'ya gidemedi, bir daha böyle bir sürpriz yaşamak istemiyor.
Kayserispor takımı bilindiği üzere son iki haftasını lider götürdüğü devreyi son maç haftasında evinde Antalyaspor'a kaybederek 34 puanla 4. sırada tamamladı. Devreyi lider kapama şansını ıskaladılar, liderin 3 puan ardına düştüler. Bu maçtaki Kayserispor golünü takımın kadrosunda bolca bulunan üçüncü kuşak gurbetçi futbolculardan Ömer Şişmanoğlu attı. Sağ kenardan kullanılan bir duran top ve Ömer'in dokunuşu ile fark 1'e inmişti. Ankaraspor'a kağıt üzerinde atılan 3 golü saymaz isek, Kayserispor takımı sezonun geri kalan 16 maçında 25 gol attı. Bu 25 golün 13'ü duran toplardan geldi, yani yüzde 50'nin üzerinde bir ortalama ile ligimizin duran topları en efektif kullanan takımı onlar. Söz konusu 13 duran top golünün dağılımı;
  • 1 Penaltı
  • 2 Serbest Vuruş
  • 3 Korner
  • 7 Taç Atışı

şeklinde oluştu. Premier League'den Stoke City ve Rory Delap adını sık sık telaffuz ediyoruz ama asıl ''taç spesiyalisti'' ülkemiz futbol ortamında iş yapıyor. Bu isim Galatasaray'ın Kayserispor ile transferinde zıtlaştığı Ali Turan. Takımının attığı 7 taç atışı golünün 6'sında onun elleri ve aklı var. Sağ bekte pozisyon aldığı sezonda rakip yarı alan ortalarında kazanılan taçları hızlıca savunma arkasına koşu yapan forvetleriyle buluşturuyor ve takımının bu sayede hız kazanmasını sağlıyor. Rakibin anlık gafletinden yararlanarak savunma dengesini bozuyor. Hızlı gelişen atakta genelde arka direğe gönderilen pas gol oluyor, Ali Turan'a asistin asisti yazılıyor. Elbet bir hoca telkini sözkonusudur, bir ayrıntı üzerinden ligin son 5 haftası 6 gol üretilmiştir. Bu da takımı liderliğe taşımıştır. Pek tabii Galatasaray Ali Turan'ı stoper mevkisine alternatif olarak düşünüyordu. Frank Rijkaard'ın zaten halihazırda taç üzerinden şekillendirdiği hücum setlerine ara ara şahit oluyoruz. Ezcümle şu ki, futbolda detaylar önemlidir. Şans, nesneler arasındaki bağlara kafa yoran insanın yanındadır. Futbol da çokça bu önermeye yaslanır. Bunu bilen hocalar 3'ü 5 yapar. Ligimizin dinamikleri bellidir, tabela bazen bu tip farklılıklar üzerinden şekillenir. Kadro dışı bırakılan Ali Turan'ın sezonun geri kalan kısmında Kayserispor forması giyemeyecek olması şimdi değil ama sezon sonunda bize bir başka şey daha gösterebilir. Şevki pek taç kullanmazdı Ada'da iken, ama mutlaka Ali Turan üzerinden üretilen gollerin yerine yeni bir formül bulunmalı.

Noat Samisa

13.01.2010

Beşiktaş 1-3 Kasımpaşa

Kasımpaşa'nın Yılmaz Vural geldiğinden bu yana peyderpey nasıl değiştiğini her hafta yerinde izleme fırsatı buldum. Hoca da sağolsun her daim konuşuyor, bu değişimin etkenlerini anlatıyor. Dikine çıkabiliyorlar, gezen forvetleri sayesinde iç oyuncularını gol bölgesine sokuyorlar. Bunu yaparken de Yekta'nın ısrarla vurguladığı idmanlardaki pas çalışmalarından güç alıyorlar. Her hafta forvetler kendi hocarlarıyla, orta sahalar ayrı bir hocayla, stoperler bir başka hocayla haftada 2 gün özel idman yapıyor. Belli bir kadro istikrarına sahipler. Hücumdaki çeşitlilikleri Beşiktaş'ın üzerinde ve her maça aynı düşünce ve aynı düzen ile çıkıyorlar. Baklava orta sahada eğer hazırsa Moritz forvet arkası oynuyor, önüne koydukları iki forvetten vazgeçmiyorlar. Deplasmanda Fenerbahçe'ye, deplasmanda Beşiktaş'a ve içeride Trabzonspor'a karşı 3'er gollü galibiyet aldılar, sezonun ilk yarısının son 8 maçının en golcü takımı onlar. Duran top savunmasında ofsayt taktiği yapıyorlar, eğer Denizli bunu biliyor olsaydı ki kendisi bu tip hinlikleri çok sever, ikinci devre 8 siyah formalı birden ofsaytta kalmazdı. Gibi gibi, Kasımpaşa'ya daha pek çok güzelleme yapılabilir. İlk 25 dakika oyunu öyle aman aman iyi değildi. Geçtiğimiz cumartesi Manisaspor karşısındaki Kasımpaşa'yı yorgun görmüşken üç gün sonrasında fantastik işler beklenemezdi. Uğur İnceman'ın Merthan'a refakati ile bir duran top golü geldi. Olabilir, ama sonrasında Ergün Teber'i hücuma çıkaran kademe-yardım rezaleti olmazdı. Ramazan boşa çıktı ve Cenk için golü atmak zor olmadı. Üçüncü gol ise Beşiktaş adına daha da kötüydü. Yekta'nın taç atışında, ofsayta düşeceğini sanan Gökhan Güleç'in bıraktığı topa anlamsız bir Kaş müdahalesi ile maç bitti.Sonra güzel bir gol attı takım ve ben geri kalan dakikalarda protestolara eşlik ederek ısınmakta olan Necip'i izledim. Devre arası da ısınma harekterlerini devam ettirdi, tribünlerin alkışlarıyla oyuna girdi. Toplu-topsuz oyunda yalnızca Necip'e konsatre olduğumdan emin olamıyorum ama takım 2. yarı daha kötüydü sanki. Necip Uysal'ın acilen şımarması gerek, çünkü artık formayı almış durumda ve bunun ikinci evresi ''aman şımarma'' uyarıları ve bu minvalde aba altında sopa temalı A2'ye gönderilme durumudur. Uğur İnceman'ın yalan futbolunun yanında Necip'in arayışları çölde vahadır. Beşiktaş orta sahasında Necip'in adı Ernst ile Fink'in yanına yazılır, şans verilirse oynar. Murat Aksu ''gerekirse A2 ile çıkarım'' dedi, olay oldu. Son 14 yılda iki şampiyonluk gören takım da A takımdı, bu akşam 25 dakikada 3 gol yiyen de Beşiktaş A takımıydı. Ben artık mağlubiyetlere üzülebilmek istiyorum. Çünkü biliyorum, Necip de bu akşama çok üzüldü.

''Estetik yaptır, estetik yaptır, koca kafana estetik yaptır'' ve Ramiz Dayı temalı tezahüratlarla tribün yine en bunalım anda yaratıcılığını ortaya koymuştur. Oyunu satana mesaj ulaştırılmıştır, artık bir şeylerin değişmesini isteyen herkesin açıkça tarafını belli etmesi gerekir. Bu taraf da şu iki adaylı seçim yarışında Murat Aksu'dur. Takım kongreden sonra şampiyon olur mu, kupada gruptan çıkar mı; pek umrumda değil. Herkesin Beşiktaş'ı başkadır, ben mağlubiyetine çok üzüleceğim bir Beşiktaş istiyorum.

Noat Samisa

12.01.2010