Fulham 2-1 Hamburg

Finaldeler. Bir kez daha geri düşerek, bir kez daha zor olanı yaparak finaldeler. En az Jose Mourinho'nun maç sonu Nou Camp'te attığı tur kadar büyük bir iş başaran Roy Hodgson sayesinde yeniden Hamburg'a gidiyorlar. Vaktiyle George Best'i Craven Cottage'da izlediler. Bobby Robson burada top oynadı ve menajerlik serüvenine Fulham'da başladı. Cohen, Marsh ve daha niceleri... ama hiçbiri bu akşamla kıyaslanamaz. Juventus karşısındaki efsane geri dönüşten sonra bir yenisini daha yaptılar.

Bu kez skor 0-1 iken Zamora oyundan çıkmak zorunda kaldı. Aşil tendonundaki sakatlığa rağmen huzursuzca oynuyordu, ama onun varlığı Fulham'ın hücum planları için elzemdi. 57'de Dempsey girdi oyuna ve başka bir şey oynamaya başladılar. Savunmayı daha öne çıkarıp topları göbekten yükselttiler. B planı devreye girdi, dakikalar ilerledikçe daha iştahlı oynamaya başladılar. Beraberlik golü tam bir Fulham golü, onu aşağıda anlatalım. Önce Simon Davies diyelim. Bu Galli futbolcu Tim Cahill gibi, Craig Bellamy gibi bir şekilde hak ettiğini alamamış bir başka özel adamdır. Pası, koşusu, kontrolü, topu çekişi ve son vuruşu muhteşemdi. Beraberlik golünden sonra Hodgson da devreye girdi. Daha önce çok kez yaptığı gibi Simon Davies'i sol önden sağ beke çekti. Sakatlıktan dönen Pantsil aksıyordu, Nevland oyuna girdi. Demspey sola geçti, Gera'nın müthiş özverisi sayesinde birden takımın hücum gücü arttı. Sağda paslaştılar, Davies ikinci denemesinde takımına korner kazandırdı. 76'da Murphy ortaladı, Etuhu'dan sekti. Seken topa hamle yapan sezonun yıldızlarında Gera boşluğu buldu ve Fulham'ı Hamburg'a geri döndüren golü attı. Kalan dakikalarda Fulham en iyi bildiği işi yaptı. Kapandı, rakibin hızlanmasına izin vermedi. Uzatmalarda van Nistelrooy en kritik fırsatı harcadı ve Cüneyt Çakır iyi yönettiği maçta son düdüğü çaldı.
Simon Davies diyor ki, toplu oyun demek topa sahip olan oyuncu demektir. Biz bunu biliyoruz. Hodgson'ın iki sezon önce küme düşmekten son hafta kurtulan şu takımda yaptığı devrimde en büyük payı bu doktrin alıyor. Topa sahip olan oyuncu topu rakipten bağımsız bir düşünce içerisinde değerlendiremez, illa ki kararını verirken rakibi göz önünde bulundurur. Öyleyse diğer oyuncular topa sahip olan oyuncuya yeterince fazla seçenek sunmalılar ki bireysel yetenekleri sınırlı olan şu takım birliktelik sayesinde çok daha fazlasını üretebilsin. Top rakipteyken herkesi hareketli görürsünüz Fulham'da, bugünün futbolunda zirvede olan her takım elbette top rakipteyken doğru yerleşimle birlikte çabuk, sert ve net olmak zorunda. Ama Fulham'ın farkı topa sahip olduğunda da tamamı hareketli bir takıma sahip olmaları. Topu ileri taşımak için uzun ve yüksek topları kullansalar da rakip sahaya yerleştikten sonra çok keyif veren bir pas oyunu oynuyorlar. Çok hareketliler, asla tıkanmıyorlar. Topa sahip olan arkadaşlarını asla yardımsız bırakmıyorlar. Davies ve Murphy'den öğreniyoruz, bunları her gün çalışıyorlar. Sürekli uygulamalı taktik idmanlar yapıyorlar. Her maça farklı hazırlanıyor, ayrıntılara yoğunlaşarak daha iyi olmak adına Hodgson'ın futbol aklına sığınıyorlar. Her oyuncu yanındakini, etkileşim kurduğu arkadaşını parlatıyor. Zayıf halka sayılabilecek bir tek isim yok. İki kenarda da ters ayaklı kenar adamlarıyla oynuyorlar. Merkez santrafor üzerinden şekillenen hücum planının ikinci forvet Zoltan Gera'dan sonraki aşamasını ters ayaklı Davies ve Duff'ın arka direk koşuları oluşturuyor. Son çizgiyi bekler üzerinden değerlendirip bu sayede rakip kale önünde çabuk çoğalabiliyorlar. Sıkı sıkıya bağlı kaldıkları yerleşim ve oyun disiplini sayesinde hücumdan savunmaya geçişlerde telaşlı değiller, muhteşem bir ahenkle oynuyorlar.

Belki de bugün yalnızca Barcelona ve Arsenal'in sıkı sıkıya bağlı olduğu bir futbol fikri olan enine-boyuna özdeş, alan hakimiyetine yaslanan, sürekli feyk ve yardım koşularına dayalı pasa dayalı oyun modeli, Fulham'ın neo-İngiliz tarzı uzun top-direkt pas'a odaklı merkez adam kullanan oyun tarzında yeni bir yorum kazanıyor. Fulham'ın bu iki takımdan esas farkı ise yetenek düzeyine kıyasla yapmak zorunda olduğu daha katı savunma. Bu yetenek düzeyiyle skor elde edebilmek için Barcelona'yı kopya edemezsiniz. Aynı fikir dün akşam Jose Mourinho'da, geçen sene de Guus Hiddink'te vardı. Ben kendimi ''savunma futbolunu da sever'' olarak tanımlayabilirim. Bazen bir kayarak müdahale en kıvrak çalımdan bile daha etkileyci olabiliyor. Ya da bir kurtarış... Kalecilerin hepsi sözümona ''anti-futbol''un elçisi mi oluyorlar öyleyse? Futbol sahada görüneni toplamıdır, bir bütündür. Barcelona'nın, Arsenal'in ortaya koyduğu muhteşem futbol fikrinin karşısına çıkan Inter ve Stoke City birer karşılıktır. Futbolda taktik dediğimiz şey eğer akıl ürünü ise, bugün futbolculuk geçmişi olmayan Mourinho ''büyük taktisyen, çok başarılı bir futbol adamı'' ise o akıl, Batı'nın Diyalektik fikrine, Doğu'nun Yin Yang'ine mutlaka yaslanır. Akıl bir tez üretir, yani Barcelona sahaya üstün futbol'u koyar. Chelsea ve Inter ise onun antitezini üretir. Artık Barcelona'ya düşen sentezdir. Daha iyisini ortaya koymak adına düşünmelidir. Biz de bugün o daha iyinin nasıl olacağını hayal edebiliriz ve bugün Messi'yi izlediğimiz için zamanında Barcelona'ya başkaldıran tüm takımlara teşekkür etmeliyiz. Yarın da böyle olacak. Umarım herkes bir gün futbolun geçmişten güç alan, gerçekten güzel bir oyun olduğunu, safralardan arınarak üzerine düşünebilmenin eğlenceli olduğunu anlayabilir, o aydınlanmayı yaşar.

Fulham bugün Avrupa'daki her takıma yol gösterecek bir başarıya imza attı. İlk maçtan sonra ''Hamburg'un Craven Cottage'daki planı ilk yarım saat üzerine olmalı. Gol bulamadıkları takdirde dakikalar ilerledikçe tur Fulham'ın eline kalacak.(...) Ruud van Nistrelrooy çok sevdiği topraklarda gol atmayı özlemiştir, rövanşta partneri Petric olursa rakibin sağına yüklenerek üretken olabilirler. Roy Hodgson bugüne kadar hiç yapmadığını yapsın ve Everton'a karşı kilit adamların sakat olduğu yalanını uydursun.'' demişiz. Hamburg maçın 22. dakikasında Petric'le muhteşem bir frikik golü buldu. Sonra sakatlık sonrası zayıf durumda olan Pantsil üzerinde Pitroipa'yla etkili oldular. Zamora sakatlandı, oyunu ele alma fırsatını yakaladılar. Ama sonra 7 dakika içinde yedikleri iki golle ne olduğunu anlamadan kaybettiler. Roy Hodgson geçtiğimiz hafta sonu as kadrosunu dinlendirdi. Yine de yedekler Everton'a direndiler, son dakikada yedikleri penaltı golüyle kaybettiler. Bugün takım son anlarda bile diriydi, konsantreydi. Kuzeydeki takımın ise kolay Burnley deplasmanı sonrası uzatmalarda yürüyecek hali kalmamıştı.

Yokluktan Mascherano'nun sağ bek, Johnson'ın sol bek, Kuyt'ın santrafor oynadığı bir günde oyunun 2-0 gelmesi Liverpool adına büyük başarıdır. Bir uzun top attılar, Johnson aylardır yaptığı gibi yine büyük bir hata yaptı. Kademe arızası oluşturup bomboş Forlan'a golü attırdılar. Bu dakikadan sonra oyun bitti. Yanındaki adama pas atmaktan aciz durumda olan Gerrard, Lucas, Kuyt ile bir reaksiyon daha gösteremediler. 6 yılda üçüncü finaline yürüyen Rafael Benitez bu kez yarı finalde takıldı. Liverpool'un başında son 2 maçına çıkıyor olabilir. Atletico dengesizlikte çığır açan kadrosuyla garip şekilde finale yürüdü. Fulham bu sezon Ligde Liverpool'a kaybetmemişti, Atletico'ya karşı da şansları hiç az değil. Son 10 yılda oynanacak üçüncü İspanyol-İngiliz Kupa 3 Finali olacak. Bundan öncekilerden birini Liverpool, diğeri Sevilla kazanmıştı. Eğer kupayı Atletico alırsa İspanyol'lar Kupa 3'te İngiliz'leri yakalayacak. En az CL finali kadar vaatkar, taktik yönü güçlü bir final olacak. Gönlüm bu sezon Europa League'de 19. maçına çıkacak olan Fulham'dan yana.

Roy Hodgson'ın Fulham'ı

Roy Hodgson'ın Fulham'ı #2
Fulham'ın Uzun Yolu

Noat Samisa

30.04.2010

Oymak Beyi Arshavin

Arshavin'in ilkokulda katıldığı izci kampında çekilmiş fotografı... diye altına not düşülse ben tereddüt etmezdim. Öyle bir surat var ki şu adamda yaş 29'a dayansa da hala çocuk. Fotograf 14 Mayıs'ta Emirates çimlerinde yapılacak izci kampının lansmanı için çekilmiş. 200 şanslı Arsenalli çocuk, bir gün boyunca Emirates çimlerinde hayranı oldukları futbolcularla birlikte zaman geçirecek. Çadır kuracak, yemek pişirecek, oyunlar oynayacaklar. Arsenal sosyal sorumluluk projelerinde öncü bir kulüp, Junior Gunners organizasyonu da en faal kollardan biri. Sezonun son maçından sonra forması olan her çocuk sahaya inebilecek, sezonu Emirates çimlerinde futbol oynayarak kapatacaklar. Sonra da ''baba yine gelelim'' diyecekler ve seneler sonra yine lige erken havlu atan takımlarını alkışlayan özü güçlü, yerellikten doğan taraftar olma hissiyatı sahibi birer Arsenal taraftarı olacaklar.

Andrei Arshavin Londra'ya indiğinde ''Arsenal'in sorunu üstün yetenekli, sihir yaratacak oyuncu eksikliği'' diyenler mutluydu. Ben de mutluydum, Euro 2008'de en etkileyici futbolu oynayan Hollanda'yı uçurumdan aşağı yollayan adam artık Premier League'de oynayacaktı. Hemen etki yapmadı takıma, Fabregas'ın yokluğunun etkisiyle takım beraberliklere abone oldu. Sonra Arshavin bir Liverpool maçı oynadı. O gün ayakları gerçekten sihirliydi. Bu sıralarda Wenger şablon değişimi için ısınma turları atıyordu. ve Arshavin'in Liverpool performansı sonrası klasik 4.4.2 tümden terk edildi. Arshavin'in attığı 4 gol, bugünkü Arsenal 4.3.3'ünün başlıca etkenidir. İyi mi oldu? denirse bu sezonun yine kupasız bitecek olması asıl arızaların ıskalandığına işarettir.

Arsene Wenger'in futbolculuk geçmişi yaldızsız olduğundan onun metodlarını daha iyi algılayabiliyoruz, sıkıntılarını daha kolay fark edebiliyoruz. Onun yarattığı bu özel takımın devam edebilmesi için bazı tavizler verilmeli, yoksa kupasız geçen sezonlar, patrona teslim olmak üzere olan Arsenal'de Wenger adının daha uzun süre anılmasına izin vermeyebilir. Alex Song her geçen gün geçmişinden daha iyi bir futbolcu oluyor. Abou Diaby sakinliği ve oyun zekasıyla kendine hayran bırakıyor. Denilson artık Brezilyalı'dan çok İngiliz gibi oynuyor, ama toplamı yetmiyor. Wenger bu yaz para harcamak zorunda. ''Transfer yapmak için Dünya Kupası'nı beklemeyeceğiz'' dedi. Önçalışma yapılmış, eksikler pek tabii biliniyor. Arshavin ''yedek kulübesini güçlendirmeliyiz'' diyor, bana göre bu iş halihazırda ilk 11 oynayan bazı oyuncuları kulübeye oturtarak yapılırsa başarı getirir. Bir santrafor alınacak, bu isim büyük olasılıkla Maroune Chamakh. En az bir stoper alıncak, bu isim de Vermaelen'in zıttı oyun tarzına sahip, mümkünse poziyon bilgisi yüksek yerli bir stoper olmalı. Bir de Patrick Vieira'nın yeni versiyonunu bulmalılar. Sonra rahatlıkla tüm kupalara aday olabilirler. Ya da Wenger, 1997-2006 arasında olduğu gibi bambaşka bir şey gösterecek ve ben yine şu cümleyi kuracağım: Futbol düşünürü Wenger'in yaptıkları, bizim gibi vurduğu topu sıklıkla ve çok farkla auta gönderip yine de topa küsemeyenlerin sabah mahmurluğu olur ancak. Rüya bitmiştir çünkü.

Noat Samisa

29.04.2010

Mayıs Sıkıntısı

Dördüncü sıra mücadelesinde Spurs zor fikstürden 6 puan çıkardı, City ise son 2 maçında 1 puan alarak avantaj kaybetti. Kayıplar bununla kalmadı. Sezonun, adının gölgesinin cisminden büyük olduğu maçlarından Arsenal-Man City maçında Shay Given'ı kaybettiler. Omzu çıktı. Henry'nin eli olmasaydı çok daha büyük tantanası olurdu şu sakatlığın, şimdi sadece City tarafı endişeli. Takımın ikinci kalecisi Stuart Taylor da dizinden sakat olunca City kalesi Premier League'de forma giyen ilk Faroe Adaları vatandaşı futbolu olan 22 yaşındaki Gunnar Nielsen'e kaldı. Genç kaleci Arsenal maçında 1 kurtarış yaptı, Mancini maçtan sonra ''yeter bu kadar, topunu keserim senin'' dedi.

Sene başı geçen sezonki hezimetler üzerine kalan Joe Hart'ı Birmingham'a kiralık vermişlerdi, genç İngiliz kaleci sezonun en iyilerinden biri oldu. Şimdi geri çağırmaya yeltendiler. Birmingham'ın tazminat talebini de kabul ettiler ama Joe Hart şimdilik geri dönmeyi reddetti. Geriye tek bir şans kaldı, o da FA'in Football League'de, yani alt liglerde uyguladığı 49'uncu kural. Talimatnameye göre eğer bir kulübün elindeki kalecilerin sakat olduğu bağımsız doktorlarca onaylanırsa, kısa süreliğine bir as, bir de yedek kaleci kiralanmasına izin veriliyor. Kural bir şekilde Premier League'e de uyarlandı. Sunderland'in Macar kalecisi Marton Fulop yarın sabah Manchester City idmanında olacak. Böylece Mayıs sıkıntısı yaşamayacaklarını umuyorlar, lakin hem Hart'ın hem de Nielsen'in ahını taşımak kolay değildir.

Arsenal 0-0 Man City
Noat Samisa

28.04.2010

Fernando Torres #18

Masaya £50 milyon konuldu, Torres'e de basın aracılığıyla ''boş kağıdı istediğin gibi doldur'' denildi. Man City şimdiden Liverpool'un kapısını çalıyor. Rafael Benitez ayrıldığı takdirde Fernando Torres'i Liverpool'da tutacak bir sebep kalmayacak. Eskiden Atletico'da taktığı kaptanlık pazubandının altına ''You'll Never Walk Alone'' yazacak kadar heyecanlıydı, Anfield'a çıkacağı günü bekliyordu. Artık işler değişti. Liverpool'un içinde bulunduğu mali tabloda başa oynayacak yeni bir takım kurgulaması imkansız. Tek yol Benitez'in takımı üzerinden Benitez'le devam etmek, ama o da artık çok kırılgan bir birliktelik olacağından sezon bittiğinde bir karar vermek gerekecek. Torres ise sezonu çoktan bitirdi, Dünya Kupası'nda sahada olabilmenin derdinde. Bu sezon yalnızca 22 Premier League maçına çıkmasına rağmen 18 kez rakip fileleri havalandırmayı başardı. Diz arkası kirişindeki sakatlık artık kronikleşti, dur durak bilmeden iki yıldır Ağustos-Temmuz üst düzey futbol oynayan vücut bu ağırlığı kaldıramayıp önce isyan, sonra defalarca iflas etti.

Torres ve koltuk değnekleri News of the World'e birlikte fotograf vermişler. Torres, ''Premier Lig'de 3. sezonumu geçiriyorum. Ben bu ligin yarışmacı tarafını ve burada oynayan futbolcuları hep beğendim. Gerrard, Rooney, Lampard gibi oyuncuların, uzun yıllardır bu kadar üst düzeyde mücadele edebilmesi beni gerçekten çok etkiliyor. Zira Premier Lig, oyuncuları çok fazla yıpratıyor.'' demiş. Devamında ''biraz daha burada kalırsam futbolu bıraktıktan sonra bile fiziksel sorunlar yaşayabilirim'' ibaresi var ki, Dünya Kupası sonrası olması muhtemel hadiseyi şimdiden haber veriyor.

Andrei Arshavin ise bir başka dertli isim. İlk maçından sonra ''ciğerlerim patlayacak sandım'' demişti, hala da bizim Zenit'te ve Rus milli takımında hayranı olduğumuz Arshavin'i sahaya koyamadı. Liverpool'a attığı gollerin kredisiyle devam ediyor. ''Uyum'' sözcüğünün içini bu açıklamalar doldurur. Ada'nın futboluna uyum sağlayamamaktan yakınan Torres şimdiden bir Liverpool efsanesi oldu. Daha düşük tempoda daha sağlıklı kalarak daha fazla gol atabileceğini biliyor. Arshavin ise Arsenal'de çok iyi maçlar çıkardı, ama sahaya maksimumunu koyamadığının farkında. Daha az depar atıp, nabzını daha düşük tutarak kimsede olmayan futbol aklını sahaya daha fazla yansıtabilmeyi istiyor. Futbolda en az rakibiniz kadar oynamalısınız, bu da ligin varolan futbol kültürüyle alakalıdır. İngiltere'deki hız, tempo... diyorsanız, sebebi başta British model orta sahalar olmak üzere alan paylaşımına dayalı direkt pas oyunudur. İngiliz bu oyunu bilir, bunu oynar, Fulham bu oyunla Europa League finaline yürür ve İngiltere ligine dışarıdan gelen buna adapte olmak zorundadır.

Geçtiğimiz 15 Nisan'da 21. kez anılan Hillsborough 96'sının 9'una sahip olan, kızıl formanın çok yakıştığı Fernando Torres pazar günü sahada olamayacak. Belki bir daha Premier League'de futbol oynamayacak.

Noat Samisa

28.04.2010

Liverpool v Chelsea

Sezonun uzatmaları oynanırken rekabetin en güzel hikayelerinden biri daha yazılıyor. Galatasaray ezeli rakibinin şampiyonluk yolunu açar mı? Lazio kendisini aşağılayan Roma'ya kıyak yapar mı? Liverpool daha önce yapmıştı. Guardian'da Andy Hunter anlatmış, 94/95 sezonunun son haftasından bahsetmiş. 1995 yazında son haftaya 89 puanla lider giren Blackburn Rovers, Anfield deplasmanına gidiyor. Takipçisi 87 puanlı Man United ise Upton Park'ta iddiasız West Ham karşısında. Liverpool ezeli rakibi Manchester United'ı şampiyon yapma pahasına Blackburn'ü 2-1 mağlup ediyor, ama Upton Park'tan çıkan 1-1'lik sonuç Kenny Dalglish'in Blackburn'ünü şampiyonluğa ulaştırıyor. Liverpool bu galibiyetle ilk 5'e girerek UEFA Kupası'na katılmıştı, bugünkü durum 15 yıl önceye fazlasıyla benzer.

Liverpool son 2 haftada 6 puan alırsa eğer Spurs, City ve Villa'nın birbirleriyle oynayacağı maçlardan çıkacak sonuçlara göre umulmadık şekilde sezonu 4. sırada bitirebilir. Ellerinde bu hedef var, Portsmouth'un FA Cup'taki hakkının lige devredilmesiyle artık lig 7'incisi de Europa League'e gittiğinden arkaları sağlam. Peki son maçında Stoke City'ye 7 gol atan lidere karşı ellerinde bir koz var mı? Biraz Gerrard, biraz Anfield ve çokça Rafael Benitez'in hedef maç hocalığı... Ancelotti-Benitez kapışmasında durum 2-1, eğer Rafa sezon sonunda Torino'ya doğru yol alacaksa hesabı kapatıp gitmeli. Chelsea ağır favori; Liverpool taraftarı ikilemde, Man United ise Liverpool'un hediye edebileceği 19. şampiyonluk için pusuda.

1
Chelsea 36 +61 80
2
Man Utd 36 +53 79
3
Arsenal 36 +39 72
4
Tottenham 35 +26 64

5
Aston Villa 36 +16 64
6
Man City 35 +27 63
7
Liverpool 36 +28 62

8
Everton 36 +10 57

09/10 EPL 37. Hafta
2 Mayıs Pazar - 15:30 - Spormax

Liverpool v Chelsea

Noat Samisa

27.04.2010

Hızlı Giden Atlar

Biri geçen sezonun ilk üç ayının yıldızıydı, diğeri bu sezon kışa kadar sahasında korkutucu olmayı başarmıştı. Hull City geçen sezon kümede kaldığında şampiyon Manchester United'dan daha coşkuluydu. Owen Coyle masaldan sıkılıp Bolton'a gitmese belki de bugünlerde Turf Moor'da benzer bir coşku olacaktı. İki takımın aylardır önleyemedikleri çöküşe yeni hocalar da çözüm üretemediler ve bitime 2 hafta kala iki takım da küme düştü. Böylece son iki sezonun play-off galipleri aşağıdaki mücadeleye geri döndü. Burnley bu süreçte ayağını yorganına göre uzattı, parachute payments onlara yeniden dönüş için yardımcı olacak. Hull City ise yokuş aşağı yuvarlanmanın eşiğinde duruyor. İyi oyuncularını satmak zorundalar, lakin öyle kötü bir mali tablo var ki bu da yetmeyebilir.
Burnley son 25 maçta 8 puan aldı ki bunlardan 3'ü diğer düşen Hull City'den, sezonu toplam 4 deplasman puanıyla kapattı. Hull City ise geçen sezon benzer bir performans ortaya koymuş, ama alt tarafta birbirinden kötü takımlar olunca lige tutunmayı başarmıştı. Phil Brown'ı kovmak da kar etmedi ve tarihlerinde ilk kez yükseldikleri zirve lige veda ettiler. Önümüzdeki sene ezeli rakip olarak kabul ettikleri (ama karşı taraf bunu hiç umursamıyor) Leeds United'la aynı ligde olmaları muhtemel. Burnley ise yıllar sonra canlandırdığı Lancashire Derby'yi yeniden nadasa bıraktı. Son iki haftaya girilirken alt tarafta heyecan bitti, amaçsız maçların sayısı arttı. Newcastle ve WBA ligin yeni takımları oldular. Nottingham Forest, Cardiff City ve Leicester City ise play-off'ları garantilediler. Play-off'un son bileti için son haftaya Blackpool avantajlı giriyor, geçtiğimiz hafta sonu Sheffield United'a kaybederek yerini kaybeden Swansea takipte.

İki takım da sezon başlangıçlarıyla bize, sezon boyunca yaşattıkları Premier League deneyimiyle taraftarlarına keyif verdiler. Ama Premier League çok zalimdir, başkaldırı girişimlerine bir süre izin verse de acı son kaçınılmaz.

Hull City 0-1 Sunderland
Burnley 0-4 Liverpool

Kaos Deplasmanları
Masal Kahramanı Owen Coyle

Noat Samisa

27.04.2010

Perde Arkası!

Blog İdman Yurdu takımı olarak geçen yılki başarısızlık sonrası yeni bir yapılanmaya gitme kararı almıştık. Yönetim kararıyla yalnızca iki isim kadroda tutuldu, diğerlerine yol verildi. Küçük bütçeli kulüplerin tipik sorunu olarak kulüpte profesyonel bir yapılanma yoktu. Bu şekilde takımın kadro yapılanmasının sağlıksız olacağını düşünerek kalecilik ve koordinatörlük görevlerinden sonra kendimi Sportif Direktör olarak da konumlandırdım. Yetmedi, malzemeci oldum. Ama bu da yetmedi. İlk maç öncesi kadro sıkıntısı baş gösterince kadro dışı bırakılan eski topçuların bazılarının ayağına kadar gittim. Ben ettim, siz etmeyin, dedim. Takımın başarısı için geri vitesin kralını yaptım ve tüm otoritemi yerlebir etme pahasına sezon başında kendisine kadroda düşünülmediğini bir tebligatla bildirme gereği dahi duymadığım Varol Döken'e ve Pclion Uğur'a formasını geri verdim. Varol Döken çıktı oynadı, 10 kaplan gücündeki rakibe karşı ilk maçta takımın tek ayakta kalan ismi oldu. Sezon başında Varol Döken'e yaptığım yanlışın bedelini son maç öncesi istifa mektubumu başkan Zoban'a sunarak ödedim. Başkan ısrar etti, sezonu görevimin başında tamamladım. Son icraatımı da takıma yeni bir hoca getirerek yaptım. Maçtan önce takımıma ''benim için de oynayın gençler'' dedim ve onlar da beni mahcup etmediler. Kazandık, bu satırları yazarken gözlerimden mutluluk gözyaşları dökülüyor... desem de inanmayın, iki maç da öncesiyle sonrasıyla çok eğlenceliydi.

Artık yutup'tan futbolcu almak istemiyoruz, önümüzdeki senenin takımını çıplak gözle izleyip kuracağız. Ben varım diyen varsa hemen buyursun. Zoban Başkan! Bir turnuva vardı bizim, n'oldu ona?

Chakarita Juniorss 10-0 BİY United
BİY United 5-2 Tigers
Noat Samisa

27.04.2010

PFA 2010: Wayne Rooney

Bu kez her iki ödülü de oy verdiğim isimler kazandı, hak yerini buldu! Wayne Rooney'nin bileğinden yaşadığı kısa süreli sakatlık United'ın CL iddiasını bitirmiş, lig şampiyonluğundaki konumunu zayıflatmıştı. Ama bu sakatlık nedeniyle ödülü de kaybetmesine meslektaşlarının gönlü razı olmadı. Bilek sakatlığı iyileşti fakat kasığındaki sorun nedeniyle artık riske edilmeyecek. Belki ligin son maçına kısmet deniyor, o da Dünya Kupası için insanları daha da fazla endişelendirmemek adına uydurulmuş olabilir. Dünya Kupası'nda sahada olacak, ama ne şekilde olacağı meçhul. Wayne Rooney sezon performansıyla bu ödülü haketti, henüz 24 yaşındayken PFA tarafından Yılın Futbolcusu ödülüne layık görüldü.

James Milner'a verilen ''Yılın En İyi Çıkış Yapan Genç Futbolcusu'' ödülünü ise bir bakıma Martin O'neill'a saygı duruşu niteliğindedir. Geçen sezon bu ödülü kazanan ama bu sezon yeni takım kurgusunda üzerine koyamayan Ashley Young'dan sonra O'neill'ın baştan yarattığı bir başka futbolcu daha ödüllendirildi. Yılın Futbolcusu yine Man Utd'dan, Yılın En İyi Çıkış Yapan Genç Futbolcusu ise yine Aston Villa'dan; her iki takımın da ortak özelliği iskeletlerinin British oyuncular üzerine kurulu olması. Bu da PFA trafından belirlenen yılın takımı:

Joe Hart (Birmingham)
Branislav Ivanovic
(Chelsea)
Thomas Vermaelen
(Arsenal)
Richard Dunne (Aston Villa)
Patrice Evra (Manchester United)
James Milner (Aston Villa)
Cesc Fabregas (Arsenal)
Darren Fletcher
(Man United)
Antonio Valencia
(Man United)
Didier Drogba (Chelsea)
Wayne Rooney
(Man United)

Fletcher yerinde Lampard, Valencia yerine Malouda ya da Bellamy konursa benim için ''sezonun takımı'' oluşuyor. Tevez ve Bent'in muhteşem golcü performansları ise maalesef kotaya takıldı. Bu yılki Onur Ödülü ise Leeds United'a 11 yıl hizmet eden Güney Afrikalı stoper Lucas Radebe'ye verildi.

Noat Samisa

26.04.2010

Şampiyon Rangers

Yakın zamanda Hearts asırlık rekabetin arasına sızmıştı, sonra Rangers 2008 yılında efsane bir sezon geçirdi ama şampiyon olamadı. Nakamura ayrıldı, Old Firm'ün iki yakası da UEFA Şampiyonaları'nın dışında kalarak ekonomik sıkıntı yaşamaya başladılar. Bu sezon geçen yılın rövanşını alması için göreve getirilen Tony Mowbray, varolduğunu iddia ettiği futbolcular çetesini dağıtarak kendini de Celtic'i de bitirdi ve bitime 3 hafta kala Rangers 53'üncü şampiyonluğunu ilan etti. Mowbray, Premier League'de küme düşen WBA'in vasat santraforu Fortune'yi eski öğrenci kontenjanından Scott McDonald'a tercih ettiği gün kaybetmişti. Sonradan Robbie Keane geldi, kolay ligde gollerini sıraladı ama ne fayda... Adamım, yer yüzündeki en iyi son vuruşçulardan biri olduğuna inandığım McDonald artık eski hocası Gordon Strachan'la birlikte Middlesbrough için çalışıyor. SPL gol krallığında yine rekortmen golcü Kris Boyd'un adı var, ama talibi yine en fazla Brimingham. Celtic'in stoperi Caldwell şimdilerde Wigan'da, daha çok örnek var. Glasgow ve biraz da Edingburg rekabetinden başka dışarıya göstereceği şeyi olmayan SPL bu sezon benim yakın markajımdan çıkmıştı. Celtic çok kötü olunca, aşağıdan da zorlayan çıkmayınca ''kötü, daha kötü ve en kötü'' bir sezon oldu. Walter Smith-Rangers ilişkisi her seferinde başa sararak Rangers'a şampiyonluk getiriyor. Yine öyle oldu. Seneye en geç Eylül ayında Atlantik Ligi ya da Yeni Premier League Düzeni fikri konuşulur, sonra İskoçlar kendi eğlencelerine geri dönerler.

SPL 09/10 Şampiyon
Rangers
Noat Samisa

26.04.2010

Beşiktaş 2-2 Sivasspor

Hatalarıyla, sevaplarıyla bir sezon daha bitti. Manisaspor maçı muhtemelen seyircisiz oynanacağından Sivasspor maçı bu sezonki 19. ve son Dolmabahçe ziyareti olarak kapanışı yaptı. Güzel bir Fenerbahçe galibiyeti izledik, futbolun yaşayan efsaneleri Ferguson, Giggs, Owen, Scholes ve nicelerini Boğaz'ın kıyısında seyretme şansını yakaladık. Yıl boyunca protesto ettik, üzüldük, güldük, sinirlendik, eğlendik, ama hep bir sonraki maçı iple çektik. Sonunda takım yarıştığı tüm kulvarlara havlu attı, ama maçtan önce meşalelerle karşılandı ve soyunma odasına alkışlar eşliğinde uğurlandı. Bu da bana yeter. Stadın orada kalması, içerisinde Beşiktaş olması ve benim her Çınarlı Yol yürüyüşünde heyecanlanmam kafi. Her maçın, her senenin bir rövanşı, tekrar olacak; hiçbir şey bugünden değerli değil. Tribünün takımına saygısına takım da bi' zahmet cevap versin, son maça 4. sırayı garantilemiş olarak çıksın ve karar alıcıları daha fazla paniğe sokmasın.İlk yarı sıkıcı Beşiktaş futbolunun kendini daha da geliştirdiğine şahit olmakla geçti. Sezon boyu varlığı-yokluğu arasında ikilemler yaşanan, Şili depremi sonrası kayışı koparan ama sonra ''bittim, okeye dönüyorum'' diyen Tello'nun yalan futbolu Ernst'sizliğe eklenince ortaya aklı kıt bir takım çıktı. Fink'in bitip tükenmek bilmeyen arayışlarına rağmen birincil hücum opsiyonu sahibi orta saha adamı olarak görevlendirilmesi takımı çaresizliğe itiyor, Fink bu noktada yetersiz kalıyor. Necip'in de ısrar edildikçe yükseleceğine zihnim ve kalbimin mutabakatıyla inandığım oyunu henüz takımı ileri taşımaktan uzak olunca ortaya sezonun en kötü Beşiktaş'larından biri çıktı. Uğur'u saymıyorum bile, yalnızca Eskişehirspor maçındaki performansıyla 1 seneyi kurtardı. Rıdvan Şimşek bir heyecandı, onu izlemek keyifliydi. Sırıtmadı, top ayağındayken sürekli pozitif işler yaptı. Topsuz oyunda biraz daha oynamaya ve teşvik edilmeye ihtiyacı var. Sık sık çizgi yakınına yapması gereken koşulara geç kaldı. Sezon seyrinde ben Rıdvan'ın sağ önde değerlendirilebileceğini düşünüyordum, fakat henüz kısmet olmadı. Aynısı İsmail için de geçerli. Önümüzdeki sezon için Rıdvan-İsmail bek ikilisi ütopya, her ikisinin de hücumda-savunmada topsuz oyun eksiği var. Bu da temelde bek olarak yetiştirilmemelerinden kaynaklanıyor. İsmail-Toraman veya Üzülmez-Rıdvan ikilileri önümüzdeki sezonun planlamasında öncelikli kabul edilmeli. Bugün yedek oturan Atınç Nukan ise 93 doğumlu bir stoper. Şimdiden boy pos yerinde, umarım şans yanında olur.

İkinci yarı Sivasspor'un golüne kadar oyun değişmedi. Sivasspor bağıra bağıra ''gol atacağım'' dedi ve golü attı. Sonrasında Beşiktaş takımı reaksiyon gösterdi. Kasımpaşa, Eskişehir ve Fenerbahçe maçlarının mağlup bölümleri, Beşiktaş adına 0-0 biten Ankaragücü ve Trabzonspor maçlarından çok daha üretkendi. Tello'nun güzel ortasına Bobo'nun klas kafasıyla skor eşitlendi. Akabinde Bobo pozisyonlar hazırladı, Holosko gol kaçırmaya devam etti. Kasımpaşa maçında ilk kez takıma kritik bir anda önemli katkı yapan Tabata oyuna girmesinden kısa bir süre sonra yine oyuna etki etti. Bobo taşıdı, Holosko'yu ofsayttan kurtardı ve skor 2-1 oldu. Skoru alan takım 85'te anlamsız bir kontra yedi, Sivok'un pozisyon hatasıyla Rüştü'nün şanssızlığının birleşimi Sivasspor'a 1 puanı getirdi. Son düdük sonrası takım tribünlere çağırıldı ve sezon Beşiktaş için sona erdi.

Benim bugün itibariyle takımın iskeletinde mutlaka varolmasını istediğim oyuncular Sivok, İsmail, Toraman, Ernst ve Bobo. İkinci devre performansı ve yeni sezona dair fikirlerin değişmesi beklentim Ferrari'yi vazgeçilebilir kılıyor. Takımın 6 yıldır taşıdığı oyun fikri, artık kangrene dönüşmüş durumda. Bugün itibariyle en hesaplı çözüm Delgado ve Nihat'ı futbola döndürme uğraşındaki riski hesaplayarak klasik 4.4.2 üzerinden bir yeni takım kurgulamak gibi görünüyor.

Noat Samisa

25.04.2010

Avrupa'da Türk Hakemi Var

Türk hakemi Avrupa'da neden yok? İşte bu yüzden yok... devri bugün son buldu. Fulham ile Hamburg arasında oynanacak Europa League yarı final rövanş maçı Cüneyt Çakır ve ekibine verildi. Ahmet Çakar'ın 95 yılı CL yarı final ilk maçında Bayern-Ajax ve Euro 96 tecrübelerinden sonra ilk kez bir Türk hakemi UEFA Şampiyonaları kapsamında çeyrek final üzeri bir maça atandı.
FIFA ve UEFA hakemleri dört kategoriye ayırıyor. Her klasmanın belli kriterleri ve yaş sınırları var. Birinci kategori ise kendi içinde ayrıca Elit, Asil ve Asil Olmaya Aday olarak üçe ayrılıyor. Klasmanındaki 54 hakem arasında en genç beşinci isim olan Cüneyt Çakır, geçtiğimiz Aralık ayında belirlenen ikinci dönem listelerde II. Kategori'den I. Kategori'ye terfi eden 4 hakemden biriydi. Aynı grupta yer alan Selçuk Dereli ise seviye atlayabilecek yaş haddini bu yıl itibariyle aştığından kariyerinin geri kalanını en fazla II. Kategori hakemi olarak sürdürmek yerine hakemliği bırakmayı tercih etti. Bülent Yıldırım iki dönem art arda klasman atladı, FIFA hakemi sayısındatarihin en parlak dönemi yaşanır oldu. Tabii tüm bunlar hasbelkader olmadı, elbet bir sebebi var. UEFA Referee Convention katılımı kısa zamanda etkisini gösterdi. Euro 2016'nın PR çalışması kısmı da tüm bu atılımların katalizörü oldu.

Bugün FIFA listesinde 6 orta hakemimiz var. Bunlardan geleceği en parlak olanlarından biri geçtiğimiz pazar günü oynanan derbinin hakemi Hüseyin Göcek'ti. Geçmiş zaman kullanıyorum, çünkü artık değil. UEFA'nın yetenekli hakem seminerine davet ettiği sayıları iki haneleri bulmayan grubun içine girmek kolay değildir. Göcek'in üzerine yatırım yapıldı, UEFA tarafından İsviçreli bir hakem hocasının gözetimine alındı. Ama derbideki kötü yönetimi sonrası kırık not alarak sezonu kapattı. Ağır eleştiri bombardımanı sayesinde kariyeri tehlikeye girdi. Hüseyin Göcek, sezon içerisinde ilk olarak Ali Sami Yen'deki Galatasaray-İBBSpor maçından sonra ağır eleştirilmişti. Maç içinde çok ağır hatalar yoktu, maçtan sonra yaşananlarda bir gün önce Aziz Yıldırım'ın hakemler hakkında konuşmasının etkisi vardı. ''Aziz Yıldırım'ın Adamı'' ilan edildi. Sonra bir başka İBBSpor maçında ''Demokratik Açılım''ı taşıma görevi üzerine kaldı. O gün soyunma odasına girip bir daha çıkmayarak ''futbol hakemi'' sıfatıyla yapması gerekeni yaptı. Lakin bu topraklarda en değerli, en anlamlı futbol cümlesi ''Futbol asla sadece futbol değildir.'' olduğundan ''hain'' ilan edildi. Her iki maçta da hatalı kararlar vermiş olabilir, skora etki etmiş de olabilir ama bir gerçek var. Her iki maçta da mağruz kaldığı muamele tamamen ortamla, ülke gündemiyle alakalıydı. Yine geçtiğimiz hafta Beşiktaş'ın değeri kendinden menkul yöneticileri ''Hüseyin Göcek'i istemiyoruz'' dediler. Göcek, Beşiktaş-Kasımpaşa maçında hatalı bir penaltıya hükmetmiş, bu maçta Beşiktaş'ın 3 önemli oyuncusunun cezalı duruma düşmesi nedeniyle sabıkalı ilan edilmişti. Geçen hafta yine sakil ortamın içerisine tedbirsizce atıldı ve bedelini ödedi. Bu kez gerçekten kötüydü, aldığı not da bunun ispatı oldu.

Dünyanın her yerinde maç biter hakem konuşulur. İngiliz hakem eskisi, 2006 DK'da iki sarı kart sonrası kırmızıyı çıkartmayan Graham Poll bugün Daily Mail'de paragraflar dolusu hakem değerlendirmesi yapıyor. Alex Ferguson'un bu husustaki şöhreti malum. Hakem konuşmak ya da hakemi eleştirmek öcü değil, elbet maç içerisinde kendine bulur. Bugün futbola teknolojiyi de soksanız hakem hatası olmaya devam edecektir. Sorun bunu paranoyaya dönüştürmekte, adalet için gereken güç dengelerini günlük veya dönem dönem değiştirmeye çalışmakta. Çözüm bunlara izin vermemekte, prim yapmasına imkan tanımamakta. Sorun asla yeterlilik değil. Bu açıdan bakarsak, ülkemiz futbol ortamında bir ara ''kasap futbolcular'' tartışması modaydı. Bunun üzerinden hakemlerimizin vasıfları da tartışıldı ve her zaman olduğu gibi ''işbilmez'' olduklarına hükmedildi. Fakat bu ligin sertliği yeni değildi. Hakemler de yeni değildi. Şimdi yok mu aynı sertlik? Neden bir dönem gündemin merkezine oturdu da şimdi herkes unuttu? Şu birkaç günde yaşananlar ayrıca ibretlik. Beşiktaş kanadından yapılan saçma başvuru iki gün sonra en fazla gülmek için hatırlanacak. Kongre zamanı ''Beşiktaş'ın sahibi 22 bin kongre üyesidir'' diyenler, şimdi ''camia'' lafını ağızlarından düşürmüyorlar. Taraftar protestosunu destekliyorlar. Muhtemelen yarın staddan tepki bekliyorlar. Sonrasında çıkıp ''işte görüyorsunuz'' diyecekler ve bu devran sürüp gidecek. Futbol ortamındaki aktörler değişmedikçe, gücü elinde bulunduranın tehditleri yanına kar kalmaya devam ettikçe ''hakem'' demeye; zaman zaman kötü niyet, zaman zaman da yetersizlik tartışması yapmaya devam edeceğiz. Harry Redknapp'ın geçen yıl Portsmouth-Guimares maçını yöneten Selçuk Dereli'yi gördüğü en iyi hakemlerden biri olarak tanımlamasından sonra Cüneyt Çakır'ın Europa League yarı finali rövanş maçına atanması da gösteriyor ki tüm bu yaşananların çözümünü ''Türk Hakemi'' başlığı altında aramak anlamsız. Tıpkı ''Türk futbolcusu neden Avrupa'da yok?'' sorusundaki gibi, hatta yıllardan bu yana Şenes Erzik'ten başka hiçbir yöneticimiz neden FIFA ve UEFA kurullarında yok? sorusunun cevabı gibi, yani Türkiye'de her daim olduğu gibi... Sıkıntı tamamen ortamla alakalıdır, Türkçe bilen birinin şu günlerde oynanan maçlara temiz bir zihinle çıkması imkansızdır.Cüneyt Çakır kısa zamanda terfi alıp tecrübesine oranla çok büyük sayılabilecek bir maça atanınca TSL hakemlerinin uluslararası maçlardaki geleceğine dair büyük bir umut doğdu. Eğer Cüneyt Çakır yakın zamanda olduğu gibi bu maçtan da yüksek puanla ayrılırsa en geç bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde maç yönetebilir. Elit hakem olmak demek Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası listesine girmek demek. Bu da 15 yıllık karanlık dönemi kapatıp yeni bir çağı başlatabilir. Doğan Babacan'ın mirası yeniden canlandırılabilir. Yurtdışında saygınlığı olan hakemlik kurumu, bir ihtimal askeri disiplin geleneklerinin boyunduruğundaki dernekçilik darboğazından çıkarak daha profesyonel bir zemine oturabilir.

Ligimizin 1 numaralı hakemi son Kasımpaşa Stadı ziyaretinde kötü anılar bırakmıştı. Bu hafta ligin kaderini çizecek maça daha saygın bir hakem olarak çıkıyor. Yine de şansa epey ihtiyacı olacak.

UEFA Referee Convention
Asistan Hakem

Noat Samisa

24.04.2010

Hamburg 0-0 Fulham

Fulham gerçek bir takım. Şurası daha zayıf, şurası daha güçlü diyemiyorsunuz. Neredeyse her şey simetrik, her şey yerli yerinde. Europa League'de çok iyi motive olup daha başka oynuyorlar. Son iki sezonda yalnızca dört takımdan aynı maçta 3 gol yemiş olmaları sıkı sıkıya bağlı oldukları oyun disiplininin bir ispatı. Kenarlarda yardımlaşma üst düzeyde, set oyununda kademeler asla aksamıyor. Orta saha tandemi-savunma tandemi arasındaki mesafeyi sürekli gözeterek top rakipteyken boyu kısa, eni geniş bir takım oluyorlar. Set hücumları beklerin ayağından çıkacak uzun toplar ve Zamora üzerine kurulu. İkincil planlarıysa en iyi yaptıkları işi yapmak, yani kale sahasına yaslanmadan iyi kapanıp ön alanda kazanılan topları Gera, Duff ve Davies'le buluşturmak.Liverpool'un sefil futboluna senkronu bozuk Atletico eklenince henüz maç başında daha fazla heyecan vaat eden Hamburg-Fulham maçına geçtim. Hamburg maç başında van Nistelrooy üzerinden iki pozisyon üretti, ama cılızdı. 14. dakikada Konchesky'nin uzun topunu Zamora indirdi, Gera'nın şutu savunmaya çarparak kornere gitti. Fulham bu hücum setini sene boyunca her maç en az 5 kere yapıyor, elbette Bruno Labbadia da bunu biliyor ama engelleyemiyor. En az durdurulamaz bir yetenek kadar değerli, rakibi çaresiz bırakan set hücumları olabiliyor. Fulham gibi Premier League'de orta sıralara oynayan bir takım bile bundan 1 yıl önce kimsenin adını duyunca bi' durup düşünmeyeceği üç adamla bir uzun top, bir ince dokunuş ve son vuruş üzerinden sayısız gol üretti ve hala aynı oyun üzerinden pozisyon üretiyorlar.
60. dakikaya kadar Hamburg yalnızca Pitroipa üzerinden Fulham sağını kullanmaya çalıştı. Pantsil olsa sağ kenar çok daha güçlü, ama Ganalı'nın sakatlığında sağ beki kotaran Chris Baird de bu sezonun yıldızlarından. Fulham'ın aşırı organize takım savunması karşısında yeterince boşluk bulamadılar, oyun dıkıştı. 52'de Zamora sakatlanıp oyundan çıktı, galiba yine aşil tendonundaki sakatlık nüksetti. Yerine Dempsey girdi ve Fulham'ın oyun planı değişti. Merkez santrafor kullamadıklarında Mathijsen oyuna girmeye başladı. Hamburg baskı kurdu, Petric ve Rincon eklemeleriyle kenarları zorladılar. Oyun son 10 dakika kazan-kazan'a döndü. Hamburg çok adamla rakip kale önüne gelirken Fulham artık tamamen kontra atak oyununa dönmüştü. Schwarzer yine çok iyi kurtarışlar yaptı. Başkası yapsa muhteşem denir, ama Avustralyalı kaleci artık bu tip performanslara herkesi alıştırdı. Zoltan Gera şahsi becerisiyle iki kez takımını gole yaklaştırdı, ama saliselik tercih hatalarıyla belki de turu getirecek golü kaçırdılar.
Fulham'ın rakibini bozan oyununu bozmak veya gol atmak zorundasınız. Çok organizeler, yaptıkları her hamlenin bilincindeler. Bu sezon ligde iç sahada oynadıkları 17 maçta 12 gol yediler. Evlerinde rakibi çaresizleştiriyorlar, ne olduğunu analamadan kaybediyorsunuz. Daha önce son şampiyon Shakthar, maçın başında öne geçmesine rağmen Juventus ve son Bundesliga şampiyonu Wolfsburg o staddan çıkamadı. Ligde Liverpool ve Man Utd ise 3'er gol yiyip döndüler. Hamburg'un Craven Cottage'daki planı ilk yarım saat üzerine olmalı. Gol bulamadıkları takdirde dakikalar ilerledikçe tur Fulham'ın eline kalacak. Bobby Zamora'nın durumu önemli, eğer sıkıntı ciddiyse işler değişir. Chris Baird cezalı duruma düştü, yerine oynayacak Stephen Kelly takımın en zayıf halkası olacak. Hamburg'da ise Trochowski cezalı. Ruud van Nistrelrooy çok sevdiği topraklarda gol atmayı özlemiştir, rövanşta partneri Petric olursa rakibin sağına yüklenerek üretken olabilirler. Roy Hodgson bugüne kadar hiç yapmadığını yapsın ve Everton'a karşı kilit adamların sakat olduğu yalanını uydursun. Finale bu kadar yakınken Premier League yönetiminden gelecek para cezasının lafı olmaz.Liverpool'da Torres yok, bunalım santrafor N'gog var. Adam yokluğundan Agger sol bek, sağ bek Johnson vasat bir bekten hallice oynuyor. Son haftaların iyilerinden Maxi, bonservisinin sahibi takıma karşı oynayamayınca sezonun bir başka hayal kırıklığı Kuyt'a kaldı takım. Benayoun desen hala şapkadan tavşan çıkarmaya çalışıyor. Kenardakinin eli kolu bağlı. Anca bu kadarını oynuyorlar işte. Atletico bu sefil Liverpool'u bulmuşken 2'yi atamadığına rövanşta üzülebilir.

Hamburg 0-0 Fulham
Atletico 1-0 Liverpool
Noat Samisa

23.04.2010

Layık Halef

Futbol dünyasında 35 yaş bir yolun sonu, başka bir yolun başlangıcı demek. 70 yaş ise son düdük, sonrasında uzatmalar oynanıyor. Önümüzdeki sene sonunda Alex Ferguson 70 yaşına basacak. Aynı yıl Hayao Miyazaki'nin de 70'ine ulaşması gösteriyor ki 1941 yılı, savaşa rağmen pek güzel bir yılmış. Bu iki özel isim artık sahneden çekildiklerinde futbolda ve animasyon sinemasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Günaşırı veliahtlar belirlenecek, ruh çağırma seansları yapılacak. Geçiş sürecinin en az sancıyla atlatılması için en uygun çözüm, ustaların veliahtlarını seçmesi...Alex Ferguson 1967'den bu yana şampiyon olamayan Man Utd takımını 92-93 sezonundan itibaren zirveye taşıdı ve İngiltere'nin en büyük rekabetinde bugün şampiyonluk sayıları eşit. 1994 yılında 3-3 biten Liverpool-Man Utd maçında Liverpool tribünlerinde ''Au Revoir Cantona and Man Utd, come back when you've won 18!'' pankartı açılmıştı. Son Anfield ziyaretini ''18. şampiyonluk kupası sahibi Man Utd menajeri Alex Ferguson'' olarak yaptı. Onun futbol aklını küçümseyenler, zaman içinde futbol fikrinin nasıl değiştiğini görmeyenler onun takımını yalnızca ''insan yönetimi becerisi'' ile bu noktaya taşıdığını söyleyebiliyorlar. Hala sıradan bir lig maçındaki gole bile gözlerinin içi gülerek seviniyor, ama kocayıp da maskara olmaya hiç niyetli değil. Biliniyor, artık en fazla 1 ya da 2 sezon daha çalışacak ve sonra tribüne, Bobby Charlton'ın yanına çıkacak. Yeni yüzyıl başında böyle bir kırılma noktası daha yaşanmıştı. Üç kupayla biten sezonun ardından yine şampiyonluk kazanılmış, ama Ferguson'un yan koltuğu boşalmıştı. Görevdeki son yılı olduğunu açıkladı. Bundan etkilenmesi kaçınılmaz olan takım sezonun ilk yarısının ortalarında art arda oynadığı 7 lig maçında 6 mağlubiyet alarak rekor kırdı. Tüm şampiyonalardan erken turlarda elendiler. Ferguson şubat ayında kararından vazgeçti, üç yıllık yeni sözleşmeye imza koydu. 01/02 sezonu Man Utd için tümüyle kayıp bir sezondur. Alex Ferguson'un takım üzerindeki hakimiyetini, onun Man Utd için değerini anlatır. İbret vesikası olarak tarihte durur. Sonrası için endişelenilmesi gerektiğinin açık ispatıdır.

Eli kim alacak? Ferguson imza töreninde kim için ''işte benim bıraktığım sancağı taşıyacak adam'' diyecek? Roy Keane, Mark Hughes, Steve Bruce, hatta Laurent Blanc... kırmızı forma altında Sir Alex'in öğrencisi olmuş nice isimler aday gösterildi. Jose Mourinho anketlerde önde gidiyor, Martin O'neill bir başka güçlü aday. Fabio Capello'yu seçenler de var. Ama benim, benim gibi düşünenlerin bir başka dayanağı var: Hala tamamen Ada'lı bir futbol takımı olan Manchester United'ın iki futbol aklı, Bobby Charlton-Alex Ferguson. Onlar dışarıdan birinin gelip yıllardır başarı üreten yerelliği bozmasına izin vermeyecekler. Arsenal'de, Liverpool'da olduğu gibi başarı gelmezse kabuk değişimi şart ama halihazırda aynı yolda yürüyen ve çok şey vaat eden biri var. Hem de tıpkı Ferguson gibi mavi gözlü, beyaz tenli bir İskoç. Tıpkı Ferguson gibi Glasgow'un banliyölerinde doğmuş, futbolculuğu fazla talep görmeyen biri. Tıpkı Ferguson gibi Man Utd öncesi 12 yıllık antrenörlük tecrübesi var. Tıpkı Ferguson gibi eline düşen her oyuncu kendini birkaç adım yukarı taşıyor. Daha yenilikçi, ama nispeten tecrübe yoksunu. Wayne Rooney'nin üzerine her şeyini koyan adam, yani David Moyes.

Alex Ferguson bu sezon CL kupası ve üst üste 4. EPL şampiyonluğa niyetliydi. Ama Rooney'nin 10 günlük sakatlığı sürecinde CL'den düştüler, ligde avantajlarını kaybettiler. Eğer son üç maç haftasında sürpriz olur ve Chelsea'nin elinden şampiyonluk kupasını alırlarsa, bu sezonun Sir Alex için son olacağını tahmin ediyorum. Olmadı bir sonraki sene, 19. şampiyonluk kupasıyla Liverpool'a gitmeye niyetlenir. Sonrası David Moyes olacak. Daha önce yalnızca 1 kez yenebildiği Ferguson'un United'ını bu sezon 3-1 mağlup ederek rüştünü ispat eden, bitirme sınavını veren zamanın en önemli futbol akıllarından biri.

Yeter ki David Moyes'e Bir Şey Olmasın

Noat Samisa

22.04.2010

Matthew Jarvis

Wolverhampton Wanderers geçen sezon Championship'i 90 puanla lider tamamlayarak 5 yıl sonra zirve lige dönmüştü. Mick McCarthy komutasında elde ettikleri başarıda en büyük pay takımın gol yükünü çeken Ebanks-Blake ile 19 asist yapan Michael Kightly'ye aitti. Bu sezon Ebanks-Blake bildik alt lig golcüsü sendromunu yaşadı, henüz 1 gol atabildi. Kightly ise yeni sezona girerken, adı Benitez'in transfer listesine anılırken sakatlandı. İçe-dışa çalım atabilen, iki ayağını da kullanabilen ideal İngiliz kanat adamı modeline uyuyordu. Ashley Young benzeri bir gelişimle çok iyi bir kenar adamı olabileceği yazılıyordu. Sezon içerisinde bi' kısa dönem formasına döndü ama her iki dizinin de arızalı oluşu nedeniyle 5 aydır formasında uzak. Onun rolünü geçen yıl takımın rotasyon oyuncusu olam Mattew Jarvis devraldı. Potansiyeli Kightly kadar büyük olmasa da Jarvis de kıvrak bilekleri ve patlayıcı sprintleriyle dikkat çekiyor. İkinci forvet rolünü kotarabiliyor, sezon içerisinde orta sahada oynamışlığı da var. Her ikisi de 86 doğumlu, seneye beraber oynarlarsa eğer sıkıcı Wolves futbolu normalleşebilir. Serbest düşüşteki Burnley'nin Hull City'yi de yanına çekmesiyle West Ham bile facia form durumuna rağmen rahatladı. Bu hafta Wigan-West Ham maçından Hammers'ın en az 1 puan çıkarması gerek. Hull ve Burnley'nin son 3 haftada 9 puan alması mucize olacağından 34 puan ligde kalır görünüyor. Wolves işi kolayladı.

Noat Samisa

22.04.2010

Tuncay'a Gider

Stoke City'nin maçlarının izleyene verdiği keyif rakibe göre değişir. Rakibe bakmadan kendi oyununu oynayan takımlara karşı Stoke'un cevaplarını izlemek çok keyiflidir. Oyun zora girdiğinde taç kovalamaları, iç sahadaki atmosfer, tamamen fizik güce dayalı aykırı oyunları içerisinde bolca sürpriz barındırır. Geçtiğimiz cumartesi ligin Wolves'la birlikte en sıkıcı takımı olan Bolton'ı konuk ettiler. Maç beklenildiği gibi sürprizsiz gidiyor, Bolton hücumda sürekli Kevin Davies'i arıyorken son 20 dakika hiç beklenmedik olaylar oldu. Bolton'da günün etksiz ismi Lee çıktı, yerine Vladimir Weiss dahil oldu. Stoke'ta ise Lawrence-Etherington değişikliği yapıldı. Önce Stoke sezonun en üretken ikilisi olan Etherington-Tuncay birlikteliğiyle farkı artırma şansı yakaladı. Sonra Pulis'in ezber hamleleri geldi. Art arda iki forvet oyuncusunu da değiştirdi. Önce Tuncay çıktı, Fuller girdi. Owen Coyle ise bu sıralarda Wilshere'ı sol kenara aldı, Mark Davies'i orta sahaya alarak Matthew Taylor'ı ikinci forvet rolüne kaydırdı. Weiss topu iki kez sağdan getirdi, ikisi de Taylor'ın ayağından ağları buldu. Bolton ligin zor deplasmanlarından birinde müthiş bir geri dönüşe imza attı, geçen sezonun yıldızlarından Matthew Taylor günün adamı oldu.

Maçın ilk yarısında Dave Kitson'ın attığı golün asistini yapan Tuncay adını tabelada gördükten sonra saha kenarına yöneldi, ama kulübeyi pas geçerek doğrudan soyunma odasına gitti. Bu sezon üçüncü kez Tuncay ile Pulis restleştiler. Kim kime gider yapıyor belli değil, ama kimin eli güçlü denirse cevap kesinlikle Pulis'tir. Maçtan sonra Pulis'e Tuncay'ı sordular: ''Eğer doğru olduğunu düşünürsem Tuncay'ı yine oyundan alırım ve Tuncay yine şaşırabilir. Benim için fark etmez.'' dedi. Sezon içerisinde Tuncay-Stoke birlikteliği çok farklı eksenlerde tartışıldı, her daim Stoke City'nin basında teşkil ettiği yerin önemli kısmını oluşturdu. Taraftar Tuncay'ı çok seviyor, adına tezahürat bile yaptılar; ama Stoke City'de hiç kimse Tony Pulis'ten daha fazla krediye sahip değil. Tuncay kendi alıştığı ve istediği şekilde oynatılmıyor, düzenli forma alamıyor. Hocası Pulis de hala Tuncay'ın nasıl bir oyuncu olduğunu netleştirebilmiş değil. Tuncay'ı takımdaki diğer santraforlarla aynı torbaya sokuyor, bu elbet bir yerden patlıyor. Bu gidişle Tuncay Şanlı önümüzdeki seozn Britannia Stadium'da olmayacak. Birmingham, Wolves ve yeni çıkanlardan biri bugünden uygun görünenler.

Stoke City 1-2 Bolton
Noat Samisa

21.04.2010

Fulham'ın Uzun Yolu

Her Avrupalı deplasman takımı gibi Fulham'a da lüks bir otobüs ayarlandı ve salı günü öğleden sonra 12 saat sürecek Hamburg yolculuğuna çıktılar. Eurotunnel'i kullanarak Kıta Avrupası'na ulaştıktan sonra Belçika ve Hollanda üzerinden Hamburg'a vardılar. Kulüp, sezonluk bilet sahiplerinden deplasman bileti için rezervasyonu olanlara iki otobüs tahsis etti. Diğer taraftarlarsa kendi imkanlarıyla iki otobüs ayarlamışlar, daha fazla imkanı olanlar şahsi araçlarıyla Almanya yollarına düşmüşler. Hatta yaklaşık 1000 kilometrelik yolu motosikletle gidecek olan bile varmış. Maç günü bir ihtimal hava sahası açılırsa eğer kulüp kendi kullandığı özel uçağı taraftara tahsis edecek. Bütün bu heyecan kulüp tarihinde emsali olmayan maçlara canlı tanık olabilmek için.

Fulham'ın Europa League yarı finalinde oluşunu Premier League'deki aşırı para akışına veya patronuna bağlamak büyük haksızlık olur. Takım aynı patronla daha fazla para harcayarak kısa zaman önce küme düşüyordu, keza aynı patron kendi ihtirasları uğruna bu yola girmek için çok zaman kaybetti. Diğer yarı finalistlerden Liverpool zaten UEFA Şampiyonaları'nın en iyi takımlarından biri. Hamburg tarihinde her kupada finale ulaşmış bir takım. Atletico Madrid ise geçmişinde Kupa 1 ve Kupa 2'de finale ulaşmıştı. Bunların yanında Fulham'ın Premier League ölçeğinde fazlasıyla mütevazi olan kadrosunun kıyası olur mu? Oynadıkları futbolun temelde geleneksel İngiliz oyunu olması bir başka güzellik. Danny Murphy anlatır, başlarda Hodgson'ın metodlarını hiç sevmediklerini söyler. Lawrie Sanchez'in dibe vuran pas oyunundan sonra geçiş sürecini berbat geçirdiklerini, bu yüzden yeni hocaya çok da inanmadıklarından bahseder. Sezonun son 5 maçının 4'ü kazanılır, takım ligde kalır ve yeni bir dönem başlar. Hodgson idmanları sürekli durdurur, oyuncularını uyarır. İstediklerini anında sahada görmek ister. Teoriyi ve pratiği idman esnasında birleştirir, açıklamaları saha içinde yapar. Buna sebep olarak da ''Artık futbolcuların hepsi kendi dünyasını yaşıyor. İdman bitince kulaklıklarını takıp dünyayla bağlantılarını kesiyorlar. Ben de işim gereği geçmişi geçmişte bırakıp bugüne adapte olmak zorundaydım.'' sözlerini söylemişti. Yeni nesil futbolculara sıkıcı gelen teorik dersler ve toplu maç izleme seansları Fulham'da uygulanmıyor. Öte yandan Sanchez'in pasa dayalı oyun anlayışıyla takım dibe vurmuşken Hodgson'ın daha yerel ve geleneksel görünen oyun anlayışıyla bugün hayal edemedikleri kupaya yaklaşmış durumdalar. Roy Hodgson'ın antrenörlük kariyerinin çeyrek dünya turu merhalesine ulaşmasının açıklaması budur. Her ortama adapte olabilen, her ortamda kendi fikrini ortaya koyabileceği, futbol fikrini oyuncularına anlatabileceği izole bir dünya yaratabilen ve gittiği her yerde iz, sıklıkla kupa bırakan Roy Hodgson, Avrupa'da bu yılın en özel futbol adamı...
Fulham sezon başından bu yana Europa League fikstürü kapsamında 16 maç yaptı. Eğer finale ulaşırlarsa bu sayı 19 olacak ve 95/96 UEFA Kupası sezonunda Intertoto dahil 20 maçla finale ulaşan Bordeaux'dan sonra Kupa 3'te bir sezonda en çok maç oynayan 2. takım olacaklar. Temmuz ayı sonunda başlayan bu uzun yolun sonuna bakalım Mayıs ayı da dahil olacak mı?

Noat Samisa

21.04.2010

Tom Cairney

Hull City düşerken bir miras bırakıp gitmeye niyetli sanki. 1991 doğumlu orta saha oyuncusu Tom Cairney son 2 ayda gerçek bir yıldız adayı olarak çıkış yaptı. Cairney'nin dikkatleri ilk topladığı maç Hull City'nin lider Chelsea'den 1 puan kopardığı lig maçıydı. Ashbee ve Bullard'ın sakatlığı ona forma şansı vermiş, o da bu fırsatı Ballack ve Lampard'ı sahadan silerek iyi kullanmıştı. 19 yaşındaki oyuncunun Şubat ayı başındaki futbolu herkesi etkiledi. Fakat hızlı çıkışın getirisi olarak genç adamın çevresinde yeni insanlar görünmeye başladı. Phil Brown yanlış insanlardan akıl aldığı gerekçesiyle Cairney'i sonraki maç kadrosuna almadı. Halen genç oyuncu kontratıyla oynayan Cairney'nin yanına futbolcu simsarları sokulmuş, büyük bütçeli takımlardan birine transfer vaadiyle Hull City'nin kendisine önerdiği tam zamanlı kontratı reddetmesi yönünde genç futbolcuya telkinde bulunmuşlardı. Cairney kendi özgür iradesiyle bir karar verdi ve Hull City'nin önerdiği 3 yıllık kontrata geçtiğimiz haftalarda imza koydu. Mart ayı başında Everton'a güzel bir gol attı, yeni menajer Dowie'nin de güveni kazandı. Yumuşak bileklere ve yüksek oyun görüşüne sahip olmasının yanında soğukkanlılığı ve kısa zamanda gelişen fiziğiyle fark yaratıyor. Yaşından daha olgun tavırlarıyla şimdiden göz hapsine alındı bile.

Cairney iki yıl kadar önce beklenen fiziki gelişimi gösteremediği gerekçesiyle Leeds United Akademisi'nden dışlanmıştı. Yakınlardaki Hull City'ye sığındı ve iki yıl içerisinde fiziğini beklenmeyen ölçüde geliştirerek A takıma kadar yükseldi. Leeds United ise bu arada Fabian Delph'i mezun etti ve pazarladı. Tottenham'ın Arsenal galibiyetinde muhteşem bir gole imza atan sağ kenar adamı Darren Rose yine yakın dönem Leeds United Akademisi çıkışlı bir oyuncu. Premier League kurulmadan önceki son şampiyonluğun sahibi Leeds United, 2000'lerin başındaki çöküş sürecine kadar yakın zamanın Portsmouth hocası Paul Hart önderliğinde altyapıdan mantar gibi futbolcu çıkarıyordu. Woodgate, Harte, Kelly, Smith, Robinson, Jones, Kewell... sonradan Defoe, Lennon ve bugün Championship'e dönüşte Leeds'in iskeletini oluşturan genç oyuncularla birlikte Leeds United altyapısı hala çalışıyor. Futbol literatürüne ''Leeds United Sendromu'' diye bir kavram kazandırmış olan kulüp, İngiliz futbolunun en sevimsiz futbolseveri Ken Bates'e rağmen Championship'e dönüş hazırlıklığı yapıyor. Jermaine Beckford'la birlikte bu takımdan has adamım Robert Snodgrass'tır. Umarım ikisi birden seneye EPL'de oynar.

Birmingham 0-0 Hull City
Noat Samisa

19.04.2010

Heurelho Gomes

Bu sezon Stoke kalecisi Simonsen ve Hull City kalecisi Myhill'in Tottenham'a karşı maç alan performansları efsaneleşmişti. Bu kez Tottenham kalecisi Heurelho Gomes iki maç üst üste kalesinde devleşti. Arsenal'e karşı 4 dakika içerisinde 3 gol çıkardı, cumartesi akşamı da Lampard'ın şutunu kurtararak çok kritik bir anda tabelanın değişmesini engelledi. Bugün için her şey güzel olsa da geriye dönüp baktığımızda Gomes'e dair ''Kaleci futbolcunun aptalıdır.'' sözünün doğruluğunu onaylayan hadiseler serisiyle karşılaşırız. Juande Ramos'un transferi Gomes, geçtiğimiz sezonun başında yaptığı fantastik hatalar nedeniyle topun ağzına gelmişti. Redknapp sezon devam ederken Gomes'i kovmak yerine kaleci antrenörünü değiştirme yolunu seçmişti. Yerine daha tecrübeli birini aradılar, önce Cesar'ı sonra da Cudicini'yi getirdiler. Bu sezon takımla birlikte Gomes de iyi başladı, ama sakatlandı. Bir süre yerini Carlo Cudicine'ye kaptırdıktan sonra Ekim ayının ortalarından itibaren kaleyi devraldı. Sezon boyunca pek çok maçta hatasız oynadı. Bugünlerde takıma uydu, formunun zirvesine çıktı. İki maç sonra yeniden en başa dönebilir, ama bir gün gelir standart üstü kaleci performansıyla dahi kazanamayacağınız maçı Gomes sayesinde kazanbilirsiniz. Öyle ilginç bir kalecidir, Guus Hiddink'in has adamıdır.

Noat Samisa

18.04.2010

Fenerbahçe 1-0 Beşiktaş

Bu sefer farklı bir şey yapalım, sahaya çıkan kadroya değil yedek kulübesine bakalım. Sakatlık dönüşü aklını hastane odasında bırakan Holosko, aylardır bir ince iş yapacak umuduyla beklenen Yusuf, Eskişehirspor maçından önce hiçbir şey, sonra pek bir şey oynamıyor olan Uğur, kadro oyuncusu Necip, sene boyu yüzüne bakılmayan Rıdvan ve evlatlıktan reddedilen Serdar Özkan. Kim oynasın, kim tavşan olsun? Ne diyeyim ki ben Mustafa Denizli'ye? Maça başlayan kadrodan memnundum, maç sonu da Hoca oyun planını maçın seyrine uyarlayınca resim netleşti. Elde başka hazır, fit, formsuz olmayan adam vardı da Denizli mi oynatmadı? Beşiktaş için tablo bu kadar net iken sahadakilerden Tello, Toraman ve Ferrari'nin de hafta içi idmanlarının ancak ikinci yarısına katılmış olmaları galibiyet ihtimalini daha da azaltıyordu. Ama iyi bir maç senaryosuyla her zaman şans vardı. Zaten umut olmadan taraftarlık olmaz.

Fenerbahçe'deki tek soru işareti Vederson mu Özer mi? idi, Beşiktaş'ın sağ bek Kaş tercihine karşılık doğru olan Özer seçilmişti. Alex faktörünü sıradan bir hücum oyuncusuna törpülediğinizde sahadaki takımlar hem hücum hem de savunma yönüyle aşağı-yukarı birbirine denk sayılırdı. Ama Alex başka... Topu santrada taca vurdu, üst üste üç taç atışının sonundaki ani baskı Alex'in sihirli ayaklarıyla Fenerbahçe'ye golü getirdi. Sonrasında devre boyunca hiçbir şey yapamayan bir Beşiktaş'a karşı eğer rakip gaflete düşerse pozisyon üreten Fenerbahçe'yi izledik. Oyun çok rahat 2-0'la kopabilir ve bir daha asla Beşiktaş'ın eline gelmeyebilirdi. İkinci yarıda ise aslında hiç özel bir şey olmamıştı ama oyun birden tam terse döndü. Beşiktaş pas yapmaya başladı, beklerini oyuna kattı, savunmasını orta yuvarlağa kadar çıkarıp tüm rebound'ları topladı. Fenerbahçe tıpkı ilk yarıdaki Beşiktaş gibi oynamaya, Güiza'dan tüm yarı sahayı kontrol etmesini istemeye başladı. Tello'nun duran topları birinci direkten öteye kaldıramadığı bir günde ilk yarının Beşiktaş adına en kötü oyuncusu İsmail kıpırdandı ve sürekli Bobo'ya yaklaştı. Uğur'un da istekli oyunuyla 55'te sonra soldan gelişen iki aksiyonla 2 penaltı üretildi. Birini hakem atladı, diğerini de Bobo kaçırdı. Beşiktaş'ın maç boyu tüm hücum etkinliği bu, lakin şu takım Tello da bir tane iyi duran top kullanamamışken ancak bu kadarını yapardı. İkinci yarıdaki oyun ışığında skor eşitledndiği takdirde maç Beşiktaş lehine dönmeye meyilliydi. Yine Kasımpaşa, Eskişehirspor, Ankaragücü ve Trabzonspor maçlarında olduğu gibi Denizli'nin kısıtlı imkanlarda ürettiği skor planlarının tuttuğu ama bu kez bir başka sebepten çöpe giden bir başka izledik. Penaltı düdüğünden sonra sahada futbol namına hiçbir şey olmadı ve maç 1-0 Fenerbahçe galibiyetiyle sonuçlandı.

En son Man Utd-Liverpool maçında Fernando Torres'in penaltı noktasını tekmelediğini görmüştüm. (Meraklısına video) Ferguson bu harekete sarı kart çıkmayışına çıldırmış, Benitez'le kapışmıştı. 20. dakika civarı Torres bu kez bir başka nedenden dolayı sarı kart görünce Ferguson yine yerinden fırladı ve dördüncü hakeme ilk pozisyonun hesabını sordu. Torres'inkinde sistematik bir kazı faaliyeti yok tabii, ama sportmenliğe aykırı hareketten en az ihtar olmalıydı. İstanbul'da amatör takımlarında sahalarının pek çoğu artık suni çim olduğundan bu geleneksel yöntem işlemiyor, ama görüldüğü üzere ''koskoca'' futbolcular ne kadar küçük hesapların peşinde. Bundan sonra penaltı noktası kavgaları izleyeceğiz. Tavsiyem, penaltı kazanan takım oyuncularından en az biri mutlaka penaltı noktasının üzerine otursun ve top yere konulana kadar da yerinden kalkmasın. Yoksa bu stratejik(!) nokta ilhak edilebilir. Günler boyu Bursaspor-Antalyaspor maçındaki saçmalığı dinledikten sonra topun kazılan penaltı noktasının içine konulmadığına dair itiraz gelince tüm bu hengame anlamsızlaşıyor. Seneye de oynayacağız bu maçı, bir sonraki sene de; ama Bilica en fazla 1 ya da 2 derbi daha oynar ve şu yaptıkları her defasında masaya gelir. Gollerden başka bir de dirsekler, tokatlar, saç çekmeler unutulmaz; geriye kalan ne varsa iki gün sonra çöp olur. Hafta boyu penaltı çalışan Bobo çok kötü vurdu ve sahadaki futbola dair konuşulacak ne varsa Volkan'ın kurtarışıyla bitti.

Sezon başı Ali Sami Yen'de benzeri bir seyirde giden oyunda hakemin ıskaladığı bir kırmızı kartın dönüşü gol olmuş, maç 3-0 bitmişti. Sezonun ilk yarısında yine ortada giden bir başka derbide ilk yarıda Gökhan Gönül'e yapılan penaltı pas geçilmiş, sonrasında maç başka bir hikaye yazmış ve oyun 3-0'a gitmişti. İki maçın da hikayesine bakıldığında skorlar sahadaki oyunla net olarak örtüşmez. Hakem maç hikayesinin belki merkezine oturmuştur, belki yanına sokulmuştur; eğer bir yanlışı olmuşsa bir şekilde maça dahil olmuştur. Maç hikayesinde kendine yer bulur ve sonra sahneden çekilir. Sezon içinde elbet sağlaması yapılır. Maç biter, dünyanın her yerinde hakem konuşulur. Ama keşke bizim ülkemizde de hakemi sadece Denizli ve diğer hocalar konuşsa. Maç hikayesi bir yana, Hüseyin Göcek bugün şu maçı berbat yönetti. Çıkardığı istisnasız tüm sarı ve kırmızı kartlardan daha ağırları maç içinde oldu, ama hepsini pas geçti. Oyunculardan her seferinde azar işitmesi maç başında olursa oyuncuların kötü niyetidir, ama maç sonunda da oluyorsa iyi-kötü bir şeyler gösterir. Sanırım bu akşam ülkemizin tek FIFA referanslı hakem koçuna sahip hakemi Hüseyin Göcek'in parlak olması beklenen kariyeri bitti.

Saha içine bakıldığında konuşacak fazla bir şey olmayan bu maçtan geriye kısır tartışmalar kaldı. Alex maç başında bir sihir yarattı ve takımını şampiyonluk rayına soktu. Beşiktaş bu kez şampiyonluk yarışına fiilen havlu attı. Ben takıma bu akşamki oyun için teşekkür ediyorum, bundan fazlası olamazdı. Takım muhtemelen son haftaya 67 puanla çıkacak ve büyük olasılıkla şampiyonu belirleyecek. Bu vakte kadar Dolmabahçe'de iki maç var, ikisinin de olabildiğince keyfini çıkarmak istiyorum. Haftaya ligin altının da üstünün de düğümü Dolmabahçe-Kasımpaşa-Mecidiyeköy üçgeninde çözülecek, umarım bu kez tüm maçların seyri keyifli olur.

Noat Samisa

18.04.2010

Zirvede Bomba İhbarı

''Futbol 90 dakika değildir, ondan daha fazlasıdır'' demişti Bill Shankly'nin parelel evrende yaşayan farklı bir zaman modu içerisindeki klonu... Yine uzatmalar, yine Manchester Derbisi ve yine kazanan Manchester United. Sadece maçlar değil, lig de 90 dakikadan fazlasıdır. İki hafta önceki Man United-Chelsea maçı ligin finaliydi. Ama Man United bu, futbolun 90 dakikadan fazlası olduğunu en bilen takım. Kaybettikleri final sonrası ligin uzatmaları oynanırken yeniden şampiyonluk için heveslendiler. Ferguson maçtan önce City için ''Benim United menajerliğimde ilk kez bir şey kazanmaya yakınlar.'' demişti. Mancini ise ''Kulüp tarihinin en önemli maçı'' olarak nitelendirmişti. Premier League biraz da Paul Scholes'tur, onun ve benzeri British model orta saha adamlarının dakika 1 ya da 90+3 farketmeksizin penaltı noktasına yaptıkları dikine koşulardır. Ireland'ın bir anlık gafletiyle Scholes kendine boş alan yarattı ve United'ı yeniden yarışa sokan golü attı.
Tottenham'ın 4 günde oynadığı 2 maçın toplamı sezonun en iyi kısa dönem performansı olabilir. Ancelotti yine geçmişine dönmüş, sona yaklaşırken santraforlardan birini yanına almıştı. Kaybettiği 2005 CL finaline çift merkez santraforla çıkmıştı, kazandığı 2007 CL finalinde ise orta sahada fazladan 1 oyuncu vardı. Old Trafford'da Drogba maça kenarda başlamış, sürpriz seçimler Deco ve JCole'un iyi oyunuyla rakibi sirkülase etmişlerdi. İkinci yarıya başlarken tüm kozlarını oynadı ama yetmedi. Sağ bekteki kara delik başına yine iş açtı, iki hafta önce Nani'nin ürettiği gol de soldan gelmişti. Çarşamba günü ''Bale'ın tıbbı çaresiz bırakan ciğerleri...'' demişiz. Galli kanat adamı, ilk yarı Ferreira'nın üzerinden geçti. Sağa yatırdı, sola yatırdı; içe çalım atıp sağıyla yakın köşeyi buldu. Sonra her şeyi yaptı, sahada her yere bastı. Terry'yi sahanın dışına gönderdi, maçı aldı. Palacios'un yokluğunda hiç sırıtmayan Modric'in aklı ve Michael Dawson... Spurs eğer bu sezon CL'ye gidecekse bunda en büyük pay sahibi oyunculardan biri Dawson olacak. Forest çıkışlı stoper uzun bacakları ve hamle zamanlamasıyla çok özel bir stoper. Varsın savunmadan çıkarken her topu taca atsın, çok da önemli değil. Spurs sezonun en zor fikstür periyodundan ilk 2 maç itibariyle 6 puan çıkardı ve Sunderland mağlubiyetinin telafisini yaptı. Haftaya Old Trafford'a gidiyorlar, hem kendi CL şanslarını hem de şampiyonu yeniden belirleyecekler. Kaybeden Man City ise Emirates'e gidiyor. Mayıs'ın ilk hafta sonu Liverpool'un rakibi Chelsea olacak ve belki de şampiyonu Kızıllar belirleyecek. 5 Mayıs'taki Man City-Tottenham maçıysa şimdiden sınırsız heyecan vaat ediyor. Herhangi bir kulvarda iddiası olan son 3 (kimileri için 4) maç haftasına girilirken her takım en az 1 büyük maç oynayacak. Elbette seyrine doyulmayacak.

Man City 0-1 Man United
Tottenham 2-1 Chelsea
Noat Samisa

17.04.2010

PFA 2010

Eski futbolcularımız yıllardır ''futbolcular sendikası''nın hayalini kurarlar. Sendika var olunca ödemelerin günü gününe yapılacağına, kimsenin kimsede alacağının kalmayacağına inanmak isterler. İspanya'daki muhtemel boykot iyi bir örnek. Peki ya Diyarbakırspor? Bu hususta en iyi model tabii ki sendikal örgütlenmenin doğduğu yer olan İngiltere'de, lakin ülkemizdeki adaletsizliklerin ve sakilliklerin konsantre hali olan futbol ortamı, bu tip başkaldırıları hazmedemez, kusar. Bu sebeptendir ki ben bildim bileli eski futbolcular örgütlenmek isterler, hala da istiyorlar. Ama henüz eyleme geçemediler. İngiltere'de Profesyonel Futbolcular Birliği henüz 20. yüzyılın başında kurulmuştu. Futbol, Ada'da bir dönemin sonucu olarak ortaya çıkmış ve belli bir kesimce büyütülmüştü. Bugünkü taraftar örgütlenmelerini de benzer bir sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ele alabiliriz. Başkanlığını Championship temsilcisi Leicester City'nin 40'ını aşmış savunmacısı Chris Powell'ın yaptığı PFA'in yönetim kademesinde en kariyerli futbolcu Man United'ın emektar kaptanı Gary Neville. Conference Division'dan Zirve Lig'e kadar her ligin en az 1 temsilcisi PFA'de söz sahibi. Bu sezon Portsmouth'un yaşadığı nakit sıkıntısı sürecinde en etkin mücadeleyi onlar gösterdiler. Premier League Yönetimi'ne ve FA'e baskı yaptılar, rest çektiler. 1974 yılından bu yana her yıl ''yılın futbolcusu'' ve ''yılın en iyi çıkış yapan genç oyuncusu'' ödüllerini dağıtıyorlar ve bu ödüller ülkedeki en prestijli ödül olma özelliğine sahip.

Geçen yıl benim oyum Nemanja Vidic'e gitmişti, ama ödül ''efsaneye saygı duruşu'' olarak Ryan Giggs'e verildi. Öncesindeyse ligin üzerine çıkan adam Cristiano Ronaldo ödüle ambargo koymuş, Thierry Henry'den sonra bu ödülü iki yıl üst üste kazanan ilk futbolcu olmuştu. Bu sezon aday sayısı düşürüldü, bunda golcülerin muhteşem performanslarının payı büyük. Mesela Chelsea'den Drogba'yla birlikte Lampard alınsa en fazla oylar bölünürdü. Bunu göz önünde bulundurmuş olmalılar, yoksa Ancelotti tarafında sıklıkla kaleye yakın konumlandırıldığı sezonda kariyerinin en iyi sezonunu geçiren Lampard'ın adaylar arasında yer almaması doğru olmazdı. Fabregas 20 asistle tamamladığı 07/08 sezonu performansına yaklaştı ve yanına 15 gol ekledi. Üstelik sezonun önemli bir kısmını sakat geçirdi. Şu sıralar yine sakat olmasına rağmen sezonun tartışmasız yıldızlarından biri. Carlos Tevez Mancini'yle birlikte muhteşem bir form yakaladı. Ama gollerini sezon geneline yayamadığından ona ''yılın futbolcusu'' demek doğru olmaz. Eğer Tevez'in ikinci devre performansını çok değerli sayacaksak bence yeni yılın 1 numaralı yıldızı Florent Malouda'dır. Şu sıralar sakat olmasa ve Man United ligde lider olsa Wayne Rooney'nin her iki ödülü de süpüreciğini söylemek kehanet olmazdı. Son iki haftada işler çok değişti. Benim oyum yine de Rooney'ye gitti, ama ödülü Drogba'nın alacağını düşünüyorum.

Yılın en iyi çıkış yapan genç oyuncusu ödülü'nde yine Wayne Rooney adı var. Bu ödülü zaten geçmişte 2 kez almıştı, ama hala 25'ine girmediği için genç oyuncu sayılıyor. Keza Fabregas, o da 2008 ödülünün sahibiydi. Eğer bu ikiliden biri yılın oyuncusu ödülü alırsa, muhtemelen diğer ödüle de sahip olacaktır. Joe Hart şanssız skorlarda kalede olması nedeniyle City'den kovalandıktan sonra Birmingham'da kahraman oldu. 2014'te İngiltere ulusal takımının kalesi için şimdiden 1 numaralı aday. Ama benim oyum James Milner'a gitti. Bambaşka bir oyuncu oldu, kendini aştı, takımı taşıdı. Geçen sezonun ödülünün sahibi takım arkadaşı Ashley Young idi, bu sezon da bu ödül baştan yarattığı bir başka oyuncuya giderse eğer Martin O'neill'a saygı duruşu olarak lanse edilmelidir. Buradan geçen yıl Steven Gerrard'ın kazandığı ''Taraftarların En İyi Oyuncusu'' ödülüne oy verilebilir. Aşağıda adayları yazılı ödülleri kazananları ise PFA belirleyecek.

PFA Player of the Year Award:

Wayne Rooney (Manchester United)
Didier Drogba (Chelsea)
Cesc Fabregas (Arsenal)
Carlos Tevez (Manchester City)

PFA Young Player of the Year Award:

Wayne Rooney (Manchester United)
Cesc Fabregas (Arsenal)
Joe Hart (on loan at Birmingham City from Manchester City)
James Milner (Aston Villa)

Noat Samisa

17.04.2010

Tottenham 2-1 Arsenal

Premier League'de bu sezon geçen sezona kıyasla daha az mükemmel maç seyrettik, kabul. Big Four maçlarının ateşleyicisi Liverpool güçten düşünce büyük beklentilerle izlenen maçlar sözlerini tutamadılar. Geçen sezonki üç 4X4'lük maçın birinde emeği olan Tottenham'ın geçen sezon Liverpool'la oynadığı maç 0-0 bitmişti, ama ben o maçı en az 4-4 biten maçlar kadar çok sevmiştim. Bugün 2-1 sonuçlanan şu maçı da en az onlar kadar beğendim. İki takım da muhteşem oynadı, elinde ne varsa sahaya koydu. Tribün de sahadaki oyuna uydu, her yaşanana alışılmadık bir gürültü ile reaksiyon gösterdiler ve ortaya sezonun en iyi maçlarından biri çıktı. Tottenham kazandı, CL umutlarını tazeledi. Arsenal kaybetti ve bu sezon şampiyonluk yarışına 4. kez havlu attı.

Tottenham:
Gomes, Assou-Ekotto, Dawson, King, Bale, Kaboul, Huddlestone, Modric, Rose, Pavlyuchenko, Defoe
Subs: Alnwick, Bentley, Crouch, Gudjohnsen, Bassong, Kyle Walker, Livermore

Arsenal: Almunia, Sagna, Campbell, Vermaelen, Clichy, Eboue, Diaby, Denilson, Rosicky, Bendtner, Nasri
Subs: Fabianski, Eduardo, van Persie, Walcott, Silvestre, Merida, Eastmond

Gecenin sürprizi ilk kez bir EPL maçına çıkan 90 doğumlu Danny Rose'du. Lennon sakatlandıktan sonra önce sol kenar Modric-sağ kenar Krancjar denendi; ama her iki kenarda da dışa çalım atan bir oyuncu olmayınca Spurs'ün oyunu sıkışmaya başladı. Bunu gören Redknapp takımın Lennon'ın yokluğunda kaybettiği hızı ters kenara Gareth Bale'ı koyup Luka Modric'i ortaya çekerek sağlamaya çalıştı. Pavlyuchenko'nun santrafor oyunu da buna yardımcı oldu. Krancjar'ın düşen formu ve sakatlıkları sürecinde de sağ kenar için zorunlu olarak Bentley'yi yeniden rehabilite etme seansları sürdü, lakin pek başarılı olduğu söylenemez. Redknapp, bu akşam yine Krancjar'ın olmadığı bir günde Bentley'ye güvenmedi. Kariyeri boyunca en iyi bildiği işi yaparak henüz 20'sindeki bir genç futbolcuyu çekinmeden sahaya sürdü. Sağ kenar Rose'a emanet edildi, arkasına da stoperden bozma Kaboul konularak Rosicky'nin Clichy'yi beslemesi zorlaştırıldı. Rosicky sürekli içe katetmeye zorlandı, kalabalığa girmek zorunda kaldı. Galibiyet planın birinci aşamasında eksik Arsenal'in kısıtlı silahlarını durdurmak vardı. Sadece rakibi durdurmakla kalmayan Rose, maçın 10. dakikasında sezonun en güzel gollerinden birini attı. O topa öyle vurmak başka, vurmaya karar vermek çok daha başka güzel. Almunia alabileceği topu tokatladı ve kalesinde hiç beklemediği bir gol gördü.Rose'un enfes golünden önce de maç fazlasıyla hızlı başlamıştı. Arsenal'in bir topu çizgiden çıkarken Spurs Pavlyuchenko'yla gole çok yaklaştı. Tottenham 10. dakikaya yaklaşırken kısa süreli bir baskı kurdu ve sonucunda gole ulaştı. Bu dakikadan sonra Arsenal topa hakim oldu ve ısrarla boşluk aradı. Maç sonuna kadar hiç bıkmadan denediler, araştırdılar. Tottenham ise özellikle ilk 60 dakika muhteşem savunma yaptı. Güçlü alan savunmalarına her seferinde başarılı uyguladıkları kontra atak oyununu eklediler. Devre sonuna doğru sürekli ikinci topları kazandılar, ikili mücadelerde sürekli ayakta kalan taraf oldular. Bir ara Arsenal hiç boşluk bulamaz hale geldi. Pas yaparak rakibi geri ittiler ama topu savunma ile orta saha hattı arasına çok nadir geçirebildiler. Rakip ceza sahanın 15 metre uzağında çizdikleri bir yayda sürekli boşluk aradılar. Sayısız final pası yanlış koşular sebebiyle boşa gitti, dakikalar ilerledikçe rakibin direnci arttı. Arsenal'i durduran Spurs, kazandığı topları çok çabuk kullanarak iki-üç pasta rakip kaleye indi ve yeni pozisyonlar yakaladı.Henüz ikinci devrenin başında skoru 2-0'a getiren gol de en az ilk gol kadar güzeldi. Önde kazanılan topta Defoe sola açıldı, topu sırtı dönük alarak alan boşlattı. Onu boşalttığı alana sol kenar adamı Bale girdi ve koşusunu uzak direğe yönlendirdi. Pavlyuchenko'nun feyki, Defoe'nin peşinden giden sağ stoperin kademesini alan Denilson'u üzerine çekerek Bale'ı Silvestre'yle teke tek bıraktı. Çok çabuk gelişen alan ve mevkii değişimleriyle bozulan kademelerde en büyük hatayı Sagna yaptı, edilgen br savunma yaparken ofsaytı bozdu. Defoe, değme 10 numaralara taş çıkartacak muazzam bir pasla Bale'ı buldu ve Bale de ağları gördü. Tüm bu aksiyonun gerçekleşmesi için 5 saniye yeterli. Spurs rakibini adeta kendi silahıyla vurdu. 2-0'dan sonra Wenger risk aldı. Arsenal'in sol kenarı çalışmıyorken rakibin güçlü solunu Walcott'la tehdit etmeyi planladı. Bu plan 65'e kadar pek tutmadı, hatta Bale'a daha fazla cesaret getirdi. Dakikalar 68'i gösterirken Robin van Persie 5 ay sonra ilk kez oyuna girdi ve topla ilk kez buluştuğunda muhteşem bir santrafor çalımı attı. Son 11 maçta 9 gole ulaşan Bendtner'ın oynadığı ve takımın muhtaç olduğu gezgin santrafor oyununu dünyada en iyi oynayanlar biri olan van Persie hemen fark yarattı. Arsenal her hücumunda topu van Persie'yle buluşturdu, gol de bu sayede geldi.
Arsenal'in golünden önce Gomes'in yaptığı 3 kurtarış da en az goller kadar, maç kadar muhteşemdi. İki van Persie şutunu mucizevi şekilde çıkardıktan sonra Campbell'ın yakın mesafeden vurduğu kafayı insanüstü bir refleksle karşıladı. Huddlestone'ın sahaya koyduğu güç, Modric'in sürekli ikili mücadelere girmesine rağmen halen sağlıklı tutabildiği oyun zekası, Defoe'nin muhteşem asisti, King'in toplu çıkışları ve Bale'ın tıbbı çaresiz bırakan ciğerleri... hepsi ayrıca heyecan vericiydi. Diğer yandaysa Nasri artık Fabregas rolüne alıştı, bundan sonra kenarda oynayacağını sanmıyorum. Diaby'nin soğukkanlılığı, RVP'nin ağır sakatlık sonrası muhteşem dönüşü maçı seyrine doyum olmaz kılan faktörlerdi. Premier League'in en meşhur Judas'ı Sol Campbell, White Hart Lane tribünlerince maç boyu bir kez olsun sektirmeden ıslıklandı. Sonuçta bu bir derbi ve her derbinin elbet böyle bir hikayesi vardır.

İki takımın da eksiklerine rağmen kazanmak zorunda olmaları sayesinde muhteşem maç oldu. Spurs uzun süre sonra Arsenal'i mağlup ederek Wenger'in çomak soktuğu rekabette yeni bir sayfa açtı. Redknapp bu takımda kaldıkça her sene üzerine koyacaklardır. Wenger ise yeni projesinde 4. sezonu bitirdi. Artık para harcasa, en azından kulübeye yatırım yapsa hiç fena olmayacak. Yoksa kariyeri de yetiştirdiği oyuncular da şu güzel takım da yeni patron tarafından çöpe gönderilecek. Son Kale 1.5 yıl gecikmeli de olsa düşmek üzere...

Noat Samisa

15.04.2010

Bir Duble Chelsea

Alex Ferguson'un ''Bolton maçı Chelsea için kolay geçecektir'' açıklamasıyla planladığı akıl oyunu sonuç vermedi, sıkıcı Bolton futbolu klasiğiyle oynanan maç sonunda Chelsea en yakın rakibi Man United'la arasındaki puan farkını 4'e çıkardı. Arsenal bu akşam kazanırsa liderle arasındaki farkı 3'e indirecek, ama averaj farkının fazla olması nedeniyle Chelsea'nin 3 puandan fazla kaybetmesine muhtaçlar. Man Utd her daim vites yükselttiği bu zamanlarda Rooney'sizlik nedeniyle vitesi boşa almak zorunda kaldı. Arsenal de bu kadar eksikle 6'da 6 yaparsa eğer, en az 11 puan geriden gelip aldıkları 97/98 şampiyonluğu ve son dakikada kazandıkları 88/89 şampiyonluğu kadar efsanevi bir finale imza atar. Tüm bu veriler ışığında Chelsea son 5 maçına 1 mağlubiyet kredisiyle giriyor ve fikstürü rakiplerine göre daha kolay görünüyor. Sezon boyu puan farkı yakın takip etti, bitime 5 maç kalmışken 3 ya da 4 puanlık fark yapan takımın bundan sonra kolay kolay raydan çıkmaz.

Chelsea bir bakıma CL'den erken elenmeyi avantaja dönüştürdü. Essien'in sakatlığı Chelsea'ye bir başka avantaj olarak geri döndü. Bunu sağlayan adam Florent Malouda. Old Trafford'da oynadığı oyun başta olmak üzere ligde sezonun ikinci yarısının yıldızı. Devre arası takımdan ayrılmanın eşiğinden dönmüştü, şu sıralarda ise oynadığı futbolun tanımını yapmak zor. Hafta sonu FA Cup yarı finalinde yine golünü attı. Eğer Chelsea, tarihinde ilk kez Zirve Lig Şampiyonluğu ve FA Cup'ı aynı sezonda kazanarak duble yapacaksa bunda en büyük pay sahibi oyuncu Florent Malouda'dır. Form durumları karşılaştırıldığında bana göre Ribery'den üstün oynuyor, Domenech'e selam olsun.

Chelsea 1-0 Bolton

1- Chelsea 34 GD/55 P/77
2- ManUtd 34 GD/50 P/73
3- Arsenal 33 GD/41 P/71
Noat Samisa

14.04.2010