Karabükspor 1-4 Beşiktaş

Beşiktaş son beş sezonda toplam 5 maçta rakip filelere 4 gol atma başarısı göstermişti ve bu 4 gol atılan maçlar, her sezon yalnızca birer kez gerçekleşmişti. Ankaragücü, Antalyaspor, Kasımpaşa, Ankaraspor ve Gençlerbirliği, sırasıyla Beşiktaş'ın ''her sezon bir adet 4 gollü maç'' serisine yakalanmışlar, yalnızca Antalyaspor (06/07 sezonunda) bu maçlardan puanla ayrılabilmişti. Bu sezonki 4 gollü galibiyet erken geldi ve bu tip skorların Beşiktaş adına devam edebileceğinin sinyalleri verildi. Dr. Necmettin Şeyhoğlu Stadı'nda süren bakım ve yenileme çalışmaları oyunu ''seyircisiz maç'' havasında soksa da, zemin en az İnönü Stadı kadar kötü olsa da tempolu, bol pozisyonlu ve çokça kırılma anına sahne olan iyi bir maç oldu. 11 yıl sonra zirve lige dönen ev sahibi Karabükspor, skoru koruyamayınca oyunun kontrolünü kaybetti, riskler almak zorunda kaldı ve son düdük çaldığında tabela 1-4'ü yazıyordu.

Erken gol maçı şekillendirdi

Karabükspor'un ''üst üste kazanma'' rekortmeni (Orduspor, 17 maç - Türkiye rekoru) hocası Yücel İldiz, geçen hafta Kayseri deplasmanındaki takımı aynen sahaya sürdü. Takımla birlikte zirve lige terfi eden oyuncular ile ligin tecrübeli oyuncuları ve yabancıların kolajı olan bu takım, sahaya 4.2.3.1 şablonunu temel alarak yerleştirilmişti. Arka dörtlünün önünde Tozo ve Birol, kenarlarda ise Şenol ve Fatih pozisyon aldı. En ilerideki santrafor Emenike'nın arkasında ise takımın hücum merkezi, Şampiyonlar Ligi tecrübesi olan Cernat vardı. Sağ kenardaki Şenol özellikle top Quaresma'dayken içeri yanaştı, sık sık Guti'nin pas yolunu kapatmaya çalıştı. Onun sağ kenarda boşlattığı alanı ise Cernat kullandı, İÜzülmez ile sık sık karşıya geldi.Beşiktaş teknik direktörü Bernd Schuster geçen haftaki kaybeden takımda ısrar etmemiş, oyun planını yeniden hafta içi kazanılan Avrupa Kupası deplasmanı üzerinden kurmuştu. Orta sahada Ernst'in derinde pozisyon aldığı, Necip ve Guti'nin ise iç oyuncusu rolünü üstlendiği bir üçlü ve sağ kenarda bunlara yakın oynayan Tabata sahadaydı. Quaresma yine ters ayakla oynadığı solda kullanıyordu ve en uçta Nobre sürprizi vardı. Bu tercihlerden özellikle Tabata ve Nobre muhtemelen oyun temposunu düşük tutmak amacıyla tercih edilmişti, fakat erken gelen gol oyunu değiştirdi.

Maçın henüz 2. dakikasında İ Toraman'ın iyi karşılayamadığı uzun top, onun boşalttığı alana giren Emenike'yi gole yaklaştırdı. Cenk'in kornere tokatladığı topun devamında kullanılan kornerde yine İ Toraman'ın iyi karşılayamadığı bir serseri top, Emenike'nin önünde kaldı ve Karabükspor bu golle 1-0 öne geçti. Bu gol Beşiktaş'ın oyununu, ardından gelen goller ise her iki takımın da oyun planını değiştirdi.

Duran toplar: Tabata, Nobre ve Cenk

Mağlup duruma düşen Beşiktaş, çabuk reaksiyon gösteremedi. Üst üste yapılan pas hataları topu rakip kaleden uzak tuttu, tek seçenek Quaresma'nın ekstra yaratıcılığıydı. Portekizli basit bir pozisyonda takımına korner kazandırdı. Tabata'nın ortasında ön direkte topa dokunan Necip, en arkadaki Nobre'yi buldu ve 10. dakikada skor eşitlendi. Bu dakikadan sonra oyun iki taraf için de başlangıçtan farklıydı. Senaryolar değişmiş, cesaretlenen Karabükspor daha maceracı bir oyuna niyetlenmişti.

Karabükspor, Cernat'ın üretken olamadığı bu günde Beşiktaş'ın ikinci bölgede kaptırdığı toplar ve Deumi-Mehmet ikilisinden çıkan uzun toplarla rakip kaleye gitmeye çalıştı. Emenike iyi top saklayarak takımını rakip kale önüne taşıyor, aynı zamanda derin toplarda gol tehdidi oluşturuyordu. 1-1'den sonra böyle iki pozisyon buldu, fakat skoru değiştiremedi. Aynı dakikalarda Beşiktaş ise yine istediklerini yapamıyor, oyunu kontrolüne alamıyordu. 26. dakikada sol çaprazdan kazanılan serbest vuruşta topun başına yine Tabata geçti. Kale içine ortaladı. Nobre'nin Deumi'ye faullü müdahalesini hakem farklı yorumlayınca top bir kez daha Karabükspor ağlarını buldu: 1-2. İki takımın da bolca top kaybı yaptığı ve bolca taç atışı kullandığı bu bölümde oyun duran toplar üzerinden ilerledi. Bu kez karşı kalede, 32. dakikada Cernat'ın kullandığı köşe vuruşunda Emenike'nin kafa şutunu muhteşem bir refleksle çıkaran Cenk günün hareketini yaptı, golü önledi. Bu pozisyon maçın en belirgin kırılma anıydı.
İkinci yarı: Başka Beşiktaş

İlk yarı bittiğinde Karabükspor istediklerini yapan, gol atan ve yeterince gol pozisyonu üreten taraftı. Rakibi olabildiğince pasifize etmişler, fakat duran toplarda Nobre'ye engel olamamışlardı. Beşiktaş ise oyunun hiçbir bölümünde istediklerini yapamamış, hatta arka taraftaki hatalar maçın geri kalan bölümü endişe vericiydi. Fakat soyunma odasında şeklen aynı, oyun olarak farklı bir Beşiktaş çıktı. Tabata'nın da içeri yanaşmasıyla oyun alanını sürekli daraltarak topu ayağında tutmaya çalışan, 50-65. dakikalar arasında oyun kontrolünü tümüyle eline alan bir Beşiktaş vardı. Pozisyon zenginliği yoktu, fakat ilk yarıdaki Karabükspor etkinliğinden söz etmek mümkün değildi. Baskın oyunda önde kazanılan toplarda Quaresma baş rolü oynadı, bazen ilginç şekillerde de olsa sürekli kaleyi yokladı. İşler Beşiktaş'ın istediği gibi gidiyordu, hamle Yücel İldiz'den geldi. Cernat'ı sağ kenara çekerek forveti ikiledi ve ön alanda pres gücünü artırarak Beşiktaş stoperlerini zorlamayı amaçladı. Fakat bu hamle de Beşiktaş kötü zemine rağmen iyi oynadığı pas oyununu bozamadı. Quaresma sol iç koridordan hızla içeri daldı. Deumi'nin yerdeki ayağına takıldı ve Guti, kazanılan penaltıda topun başına geçti. Sol ayağıyla sağ köşeyi buldu, maçı bitirdi. Sonradan Karabükspor'un oyunu çevirme çabaları sonuçsuz kaldı, kapanışı güzel bir solo golle Quaresma yaptı: 1-4

Sonuç: Zor Deplasman Karabük, Toraman ve Nobre

Karabükspor bu ligde sahip olduğu direncin ve mücadele gücünün yanına tehditkar gol planları ekleyen takımlarından biri. Cernat'a sahip olmaları, onları set oyununda dahi güçlü kılıyor. Tozo'nun Birol'la kurduğu ikilide üstlendiği rol önemli, zamanla bunun yansımaları görülecektir. Uzun toplarda Emenike'yi kullanabiliyorlar, Tozo'nun iyi bir pasör oluşu ön alanda kazanılan topları yine Emenike üzerinden gole dönüştürmeyi mümkün kılıyor. Takımla uyumlu beklere ve bu ligde yeterli tecrübesi olan stoper ikilisine sahipler. Bugün biraz sıradışı şekilde gelişen oyunda kontrolü kaçırdılar ve mağlup duruma düştükten sonra güçlü rakiplerine cevap veremediler. Gol pozisyonuna girmekte sıkıntı yaşamamaları geleceğe dönük en sevindirici gösterge. Daha efektif olurlarsa eğer, sahip oldukları reaktif oyun anlayışıyla Karabük'ü ligin en zor deplasmanlarından biri haline getirebilirler.

Beşiktaş'ın oyun anlayışı, son yıllarda gözükenler ve ligin trendi göz önüne alındığından 4.3.3 üzerine temellendirilmek zorunda. (Geçen haftaki mağlubiyet bunun bir başka açılımı idi.) Diziliş yönüyle bugün bu uyum sağlansa da sahadaki takım ''trend 4.3.3 şablonu'' modeline uygun değildi. (Bu etiketin alamet-i farikası bir kenarda klasik 4.4.2 dizilişinin çizgiyi boydan boya kullanan kenar adamını, diğer kenarda ise bir adet ''uzak forvet'' olarak nitelenen özel rol sahibi oyuncuyu bulundurulmasıdır. Örn: Malouda-Anelka, Robben-Kuyt, Navas-Villa, Messi-Henry, Quaresma-Holosko vs.) Bugünkü takım ise Tabata'nın sağ kenarda kullanımı nedeniyle oyunu genişletmekten kaçınan, tempoyu yükseltmekten uzak duran bir anlayıştaydı. İkinci yarının başındaki etkin pas trafiğinin birincil etkeni buydu. Fakat erken gelen gol ipleri hocaların elinden aldı, futbolculara verdi. Kenardan gelen hamleler oyunu değiştirmek bir yana, üstün olanın etkinliğini artırdı.

Bugün iki gol atan Marcio Nobre, duran toplar haricinde yine takımın oyununa katılamadı. Onun sahadaki varlığını yalnızca attığı ve atacağı goller onaylayabiliyorken bugün bu eşiği aşmış olması Beşiktaş adına önemli bir kazanım sayılabilir. Son 15 ayda 2. ve 3. resmi gollerini attı, Beşiktaş adına zor olan maçı kolaya çevirdi.

Bernd Schuster'in hedeflediği etkin pas oyununun olmazsa olmazı, topa sahipken yay şeklini alan çizgi savunma. Yüksek pozisyon bilgisi ve çabukluk gerektiren bu düzenek, takım hücum planlarına entegre bir savunma anlayışını bünyesinde barındırıyor. Takımın ön alan oyuncuları bu fikre uyum sağlarken, pas trafiğinde sorunlar yaşandığında arka taraftaki defolar göze batıyor. Özellikle ilk yarı Toraman'ın yerleşim ve ilk müdahale hataları epey sırıttı. Onun sağ bekte tercih edilmesi, Ekrem'in ve Erhan'ın yetersiz kaldığı kadro yapısında Beşiktaş için ideal. Sivok bu açıdan özel bir oyuncuydu ve onu yokluğu sorunu temelden çözebilmek için bir transfer gerekliliğini işaret ediyor. Şayet bu transfer gerçekleşmez ise Schuster'in planları bi' nebze esneyebilir. Radikal biçimde uygulanan çizgi savunma, eldeki stoperlerin hocanın futbol fikrine tam uyum gösterememeleri nedeniyle zamanla biraz daha geride konumlandırılarak hücum-savunma dengesi optimum düzeye ulaştırılabilir.

Cenk kurtarmaya, Quaresma ve Guti bir şekilde üretmeye devam ediyor.

Macyazilari.com: Karabükspor 1-4 Beşiktaş


Noat Samisa

30.08.2010

Maç Yazıları

Türkiye'de futbol yorum programlarının çoğunun lig maçından daha fazla izlendiği, maç yorumcularının teknik direktörlerden daha fazla itibar gördüğü, daha çok tanındığı ve daha fazla para kazandığı bir dönemde yaşıyoruz. Öyle ki; şöhretli eski futbolcular jübile yaptıktan sonra teknik direktör olmak yerine ulusal kanallarda birer koltuk, ulusal gazetelerde birer köşe kapıp maç yorumu yaparak kariyer edinmeyi tercih ediyorlar.

Bu mesleğin bir okulu ve yazılı standartları yok ama bir odağı var. MAÇ. Esas olan maçı yorumlamak, maçı yazmak. Türkiye'de ise gelenek maçı bir kenara bırakıp kulüp yönetimlerinin, teknik direktörlerin, futbolcuların, hakemlerin ve hatta taraftarların teknik sosyal, psikolojik ve ekonomik açıdan doktora yapmış bilirkişi edasıyla yorumlanması. Maç hakkında görsel ve yazılı basında karşılaşacağınız yorumların kapsadığı alan incir çekirdeğini dolduracak kadar ya var ya yok.

Maç ile yapılan kritiklerin ortak özelliği ise normatif olması. Yorumcu ve yazarlarımızın birçoğu futbol sezonu boyunca maçları kendi ideal futbol algı ve doğrularına göre izleyip ona göre yorumluyorlar. Eh, haliyle maçları izleyememiş insanların ertesi gün televizyon ve gazetelerde yorumculardan maç hakkında öğrendikleri ise aşağıdakiler oluyor:

* Teknik direktörlerin hangi diziliş ve taktikleri kullanması gerektiği, kimi değiştirip oyuna alması gerektiği,
* Futbolcuların hangi mevkide hangi görevle oynaması gerektiği,
* Hakemin hangi kararı vermesi gerektiği,
* Taraftarların hangi dakikada nasıl ve ne tür tezahürat yapması gerektiği,
* Yönetimlerin ne kararlar alması gerektiği,

Bunların hiçbiri değersiz görüşler değil ama odak olmaktan ziyade normatif ve öznel yorumlar.

Oysa maç yorumculuğunda esas, dayanağı olmayan, doğruluğu kanıtlanamayacak varsayımsal bir yöntemle maçta olması gerekenleri değil; maçta olanları, sıradan bir futbol izleyicisinin gözden kaçırdığı detayları, bilmediği teknik konuları somut veriler ve görsellerle anlatmaktır.

Maç Yazıları sitesinde bilgimizin el verdiği ölçüde bunu yapmaya çalışacağız.

* Teknik direktörlerin maçta hangi diziliş ve taktikleri kullandığını, oyuna nasıl müdahale ettiklerini,
* Futbolcuların hangi mevkide hangi görevle oynadığını,
* Hakemin ne kararlar verdiğini,
* Taraftarların maça nasıl katıldığını,

vb. maçla ilgili birçok detayı somut veriler, görseller ve hikayeler eşliğinde öğrenmek ve tartışmak isteyenleri bekliyoruz.


Ekip

Noat Samisa

25.08.2010

Lütfen Schuster!

Üç yıl önce de aynı şeylerden bahsediyorduk, yine aynı konuya gelmiş bulunuyoruz. Bunu oyuncular üzerinden açıklamaya çalışınca kolay olmuyor, çünkü bu oyun sadece insanla alakalı değil. Sonra Quaresma'nın hızlı pasında Nihat ıslıklanıyor, iyice öznel yargılara tıkanıyoruz. Beşiktaş'ın yıllardır ve bugün neden benzer puan kayıpları yaşadığını anlayabilmek için şunu bilmek gerekir: Futbol oyunu, sadece insanla alakalı değildir. Futbol, diziliş, yerleşim ve boş alan yaratmaya ve alan kapatmaya dair amacı belli bir oyundur. Eğer bu oyunu konuşurken sadece insandan bahsederseniz, bugün Quaresma ve Guti'niz varken nasıl yenildiğinizi anlamlandıramazsınız. Robinho gelince yenilmeyeceğinizi sanırsınız, ama İBBSpor gibiler Beşiktaş'a her daim tokat atmaya devam ederler. Saha dışında bir şeyler yanlış gidiyor olsa bile, doğru yerleşim ve akıl ürünü konumlandırma bir takımı başarıya ulaştırabilir. Bunlar sistemden, felsefeden, ülkenin şartlarından, basından yayından daha önemlidir.

Daha önce Ertuğrul Sağlam'lı mağlubiyetlerde de takımın şampiyonluk yolunda yaşadığı kayıplarda da ortak noktanın ne olduğunu bu sayfada sayısız kez anlattım. Schuster'li Beşiktaş'ta da aynı şeyleri yaşadık ve bir süre hocanın bu fikrini rafa kaldırdığını gördük. Gerçi ben çöpe attığını sanıyordum, ama maalesef cepte duruyormuş. Bugün Schuster'in Delgado'yu Ernst'in yanında ikinci orta saha oyuncusu olarak konumlandırmasının tek gerekçesi, Delgado'nun o mevkiyi kotarabileceğine hala inanması olmalı. Bunun haricinde hiçbir sebep makul ya da modern, sistemsel, felsefi vs. değil. Bu şekilde pas yapacağına inanılan takım, bugün en az 25 tane uzun top attı. Beşiktaş bugün aynen şu şekilde idi: Kaleci topu kenarlara açılan stoperlerden birine verdi. Ferrari ise bu, sıklıkla topu Ersan'a verdi. Ersan topu sürdü, yerden derin toplar atmaya çalıştı. Bazen (açılması gerekirken geri gelmek zorunda kalan) Üzülmez'e verdi, ama sıklıkla 60 metre uzun top attı. Bu mu sistem? Bu mu modernizm? Kırmızı kart şüphesi olan pozisyon da serseri bir uzun toptu. Bu topları rakip karşıladığında ise Beşiktaş orta sahasında 30'a 40 metre genişliğinde devasa boş alanlar ortaya çıkıyordu. Tüm reboundları turuncu formalılar topladı. Sahada apaçık bir yerleşim sorunu varken, atıl alanlar doldurulamıyorken, üzerine üstlük rakibin 4.3.3 oynadığı bir günde orta sahada nicel olarak bir kişi az iken, neyin felsefesinden bahsedeceğiz yahu. Bunu isterseniz 10 yıl bekleyin, adına da isterseniz istikrar deyin, hala beklersiniz ki ''sistem'' otururacak. Neyse bu sistem artık, ben anlayamıyorum. Eğer bir futbol fikri var ise, bunun önceliği diziliştir. Eğer bir diziliş var ise, bunun öncülü futbolcuların kalitesiyle birlikte kendisine biçilen role uygunluğudur.

Takımın geçen seneden farkını, bunun iyiye gidiş olduğunu, artan kadro kalitesini vs. geçmiş maçlarda işledik ve hep bir çekinceden bahsettik: Sayılı futbol akıllarından birine sahip olan Bernd Schuster en kötü olasılıkla eğrisi doğrusuna denk gelir şekilde bu takımı kazanma yoluna sokardı, ama önemli olan elinde esnek bir kadro olması idi. Orta sahada Necip ve Ernst'ten başka biri bulunmazsa, olası bir sakatlıkta orada yine Delgado oynayacağından bu tip puan kayıpları gün gelir çok büyük etki bırakır idi. Hocaya baskı yapılmamalı idi. Hocaya yardımcı olunmalı idi. Kadroyu kendisinin şekillendirmesine izin verilmeli ve ''bak hoca bunu 8 milyona aldık, bunu gönderirsen yanlışımızı kabul etmiş sayılırız'' denmemeli idi. Tepeden inme transfer yapılmamalı idi. Bu ligin (sıklıkla haksızlık yapılan) bir karakteri olduğu bilinmeli idi. Kısa zamanda bunları geride bıraktığımızı düşünmüştüm, fakat bugün yine aynı durumla karşı karşıyayız.

Bernd Schuster ile ömür boyu sözleşme imzalansa keşke. Ben biliyorum ki eğer kadrosu sadece boyuna değil, enine de geniş olur ve hacmini doldurursa kazanma yolunu hem kendi futbol fikri, hem de yerel gerçekleri dikkate alarak çizecektir. Burada en büyük sorun(lar), Tabata'ların çoğalıp, Ersnt'lerin azalması ve hocanın hareket alanının daralması, isimlerin oyunun önüne geçmesi, geniş alanda Ferrari'nin defolarının ortaya çıkması, bu sebepten Sivok'un yokluğunun vehametinin surata çarpılması, sağ bekteki rezaletin (başka tanım hafif kaçar) en makul çözmünün Toraman olması ve bunun henüz farkedilmemiş olması nedeniyle Toraman'ın da stoper düşünülmesi... gibi bir takım birbirinin öncülü olan sorunlar var ve bunların hepsi birbirine bağlı. Baştaki sorun çözülürse, hepsi yerini bulur.

Bugün tribünlere hakim ses kaypak ve ikiyüzlü idi. Tabii bunda hocanın adeta bazı oyuncuları tribüne yem etmesini de yadsımamak gerek. Bu maçın ardından da ''Robinho'' diye bağırılabilir, ama biz yine aynı şeylerden bahsederiz. Tahtaya ilk olarak Ernst, Necip ve Bobo'yu yazarız, sonrası gelir. Hocanın istediği kadar ısınma turu atma hakkı var, ama işte şu son 10 gün yanlış yapılmasın. Lütfen. Beşiktaş bu akşam çok haklı, her haliyle beklediği mağlubiyeti aldı. Hatta 1-0'dan sonra yapılan değişiklikler, oyunu 1-1'e değil 2-0'a yaklaştırdı. Ama ben biliyorum ki bu takım, aslında bu akşamkinden çok daha fazlası.

Noat Samisa

22.08.2010

Teofilo: Sadece Golcü mü?

Ülkemizin faal durumdaki en yetkin yerli hocası öğretmeye, anlatmaya devam ediyor. Biz de dilimiz döndüğünce tercüme etmeye çalışıyoruz. Bugünkü dersten çıkarken ''Teofilo, Umut, Burak gibi oyuncularla ileride hamle yaparak golü atmak istedik, ancak olmadı.'' dedi. Yıl başından bu yana hedef maç kaybetmeyen bir takımın hocası, ilk mağlubiyetin ardından bu cümleyi kurdu. Geçmişe bakmaz isek Şenol Hoca'nın bu cümlesinin üzerine ''A planı tutmayan mağlup hoca açıklaması'' etiketi yapıştırabiliriz. Fakat maçta görünenler ve bunun sonucundan ortaya çıkan iki veri durumu değiştiriyor. Trabzonspor, bugün %79'luk pas isabetiyle bu dalda Liverpool'u 2 puan aştı. Topla oynamada ise rakibinden yalnızca 2 puan aşağıda kaldı, %49'a ulaştılar. Bu ve benzeri sayıları Benitez'in Liverpool'una karşı Anfield'da oynanan bir turnuva maçında teklif dahi edemezdiniz.

Bursaspor maçı Trabzonspor'un hedef maç idealini bize işaret ediyordu. Trabzonspor takımı, rakip orta sahayı sahadan silince Teofilo'ya uygun ortam oluştu ve golcü, gollerini sıraladı. Geçtiğimiz hafta sonu Ankaragücü karşısında ise bambaşka bir şey görüldü. Set oyununda adeta sahadan silinen Alanzinho ve kenarların yeterince çalışmadığı tek yarı saha oyununda yine edilgenleşen Teofilo, bu maçın soru işaretleriydi. Santrafor Umut Bulut oyuna girdi, Yattara'nın işbirliğiyle yine golleri Teofilo'ya hazırladılar. Teofilo manşet oldu, Umut Bulut ise yine ''çok çalışıyor, ama beceremiyor'' oldu. Gol atmanın çok yolu vardır, ama bir de anahat vardır. Golü getirecek pozisyonu hazırlamak, golü atmaktan daha önemlidir. Nispeten ağır, oyun içindeki etkinliği neredeyse sıfır olan Teofilo, bir kez daha görüldü ki sete-set giden bir maçta tek santrafor oyununda takımına Umut Bulut'tan daha faydalı değil. Öyleyse buradan bir fikir çıkıyor ve peşinden bir diğerini sürüklüyor.

''Umut ve Teofilo birlikte oynasınlar'' denildi, çünkü Ankara'da üç puanın nasıl geldiğini herkes görmüştü. Şenol Güneş'in bu öneriyi dörtlü savunma kullanarak uyguladığını yalnızca geçen sezon İnönü'de şahşt olmuştuk. Bu halde Colman ve Alanzinho'dan düşük verim alacağından ben bu düzenin takımın genel tertibi olacağını düşünmüyorum. Bunun oluru, Şenol Güneş'in Türkiye ulusal takımı ve FC Seoul'de uyguladığı 5.3.2 şablonu olabilir. Bu önerinin en kritik oyuncusu Ceyhun Gülselam. Savunma önünde derin oynadığında belli bir standardı var, bu akşamın da iyilerinden biriydi. Önlibero işini yapabilirse eğer, bu değişim gerçekleşebilir. Fakat şu halde Umut-Teofilo birlikteliği nasıl mümkün olurdu, denirse; ancak böyle:

Bugün Umut solda, Teo merkezde ve Burak sağda olmak üzere geçen maçların asimetrik 4.3.3'ünün, trend 4.3.3'e döndüğünü gördük. Alanzinho kenardaydı. Bu noktada yine Ankaragücü maçına dönersek, dar alanda atıl kalan Alanzinho'nun bugünkü oyunda da yeri yoktu. Bugün amaç, topa sahip olarak kısa ve derin paslarla Umut ve Teo'yu kaçırmaktı. Liverpool'un Fabio Aurelio'yla hücumda güçlenmiş soluna Burak tercihi önlem oldu. Trabzonspor ilk yarı çok iyi pas yaptı. Egemen'in savrukluğu olmasa çok daha akışkan pas trafiği kurulabilirdi. Şenol Güneş'in maç planı belli ki iki aşamalıydı. İlk yarı topa sahip olarak kalesini savunan, gol planları ikinci planda olan Trabzonspor, ikinci yarı rakibin baskısıyla birlikte geride açılacak boşlukları Alanzinho ve Yattara'yla dolduracaktı. Bu teori ilk yarının uzatmalarına kadar çok güzel işledi, rakibe fazla alan vermediler. Devrenin son anlarında Glowacki doğru işi yapıp topu karşılamak için öne çıktı, ama şanssız şekilde takım arkadaşına çarpan top, Glowacki'nin boşalttığı alandan Trabzonspor kalesine gol oldu. Şenol Güneş oyun planını çöpe attı, fazla risk almadan devam etti. Maçın devamında penaltı, kısa periyotlarla Liverpool baskısı ve Trabzonspor'un nadir pozisyonlarında icraat halinde olan adam hep Umut Bulut'tu. Olmadık topları kovalaması, hücum pres azminden apayrı şekilde Umut Bulut bir santrafor, yani golü hazırlayacak işleri yapabilen bir hücum oyuncusu.

Akan oyunda golü hazırlamak, her zaman gol vuruşundan daha önemlidir. Hele rakip Liverpool ise daha da önemlidir. Trabzonspor - Teofilo ilişkisinin kısa sürede ansızın değişmesi, sahadaki futbola dair üzerine konuşulması gereken en önemli konu ve şu anda Trabzonspor'un muamması, Şenol Güneş'in dilemması haline geldi. Kolombiyalı'nın moralinin yüksek oluşu, rakibin ona önlem alacağı düşünülmüş olabilir; biliriz ki antrenörlük, temelinde grup ve birey yönetimi üzerinedir ve Şenol Güneş'in oyun planı devre sonuna kadar fazlasıyla iyi gidiyordu. Bugün oyun alanını sürekli merkezde tutarak, DK 2010 İspanyası'vari bir futbol fikriyle oynayan Trabzonspor'un (geçen sezon gördüklerimiz ışığında) esas güçlü olduğu hali bu değil. İkinci maç bir başka Trabzonspor daha görebiliriz. Şenol Güneş'le özel bir hedef maç takımı olan bu takımın sıkışık maçlar için de farklı çözüm yöntemleri var ve Liverpool henüz Türkiye sınırları içerisinde bizden bir takıma karşı maç kazanamadı. 2005 CL finalini de 90 dakikada kazanamadıklarından bu maçı da seriye ekleyebiliriz. Trabzon'da yine zekice oluşturulmuş bir oyun planı görecekler ve eğer kalelerinde gol görürlerse, tam kadro gelseler bile işler hiç de bekledikleri gibi gitmeyebilir. Geçen sezonun Avrupa'da en özel futbol adamı olan Roy Hodgson'ın cevapları da epey ilginç olacak.

Liverpool 1-0 Trabzonspor
Noat Samisa

20.08.2010

Beşiktaş 2-0 HJK Helsinki

Güzel galibiyet, güzel skor, yeterince iyi olan bir Beşiktaş. Yine ''sıcağa rağmen'' yüceltmeli, yine birtakım değişim emarelerinin görülmesiyle sevindirici bir maç izledik. Yağmurlu Helsinki gündüzlerinden İstanbul'un sıcağına gelen rakip elinden geleni yaptı, organize bir takım olmalarına rağmen ortaya bir farklılık koyamadılar. Maç boyu aynı denemeleri yapıp sürekli başarısız oldular, son anlarda yakaladıkları fırsatta tribünlerin sedasının ''sex, sex, sex on the beach'' makarasından ''Cenk, Cenk, Cenk on the pitch'' gerçeğine dönmesiyle eve eli boş döndüler. En önemli oyuncuları Medo'nun cezalı olması planlarını bozmuş olmalı.

Beşiktaş maça iki defansif karakterli oyuncusundan birini Tabata'yla değiştirerek başladı. Schuster'in Necip'i yanına almasında yoğun maç temposu, forma bulamayan oyuncularla daha taze olmak gibi fikirlerin yanı sıra rakibi de dikkate aldığını düşünüyorum. Rakip, futbola fazla kafa yormayan pek çok Kuzeyli takım gibi klasik 4.4.2 oynadı. Bu durum da Beşiktaş'ın Viktoria Plzen deplasmanındaki taktiksel faciayı tekrar yaşamasını mümkün kılmıyordu. Guti ve Ernst'le nicel eşitlik sağlandı, böylece Tabata'nın rakip orta saha ile savunma hattı arasına girerek Beşiktaş'a geldiği günden bu yana en ideal pozisyonda oynamasına fırsat doğdu. Beklerdeki değişim takıma biraz daha esneklik kazandırdı ve Hilbert'in ekstra performansıyla oyun değişti.
İlk yarı Beşiktaş sürekli soldan gelmeye, ortaya yığılan oyunu hazırlık paslarıyla sürekli sola genişletmeye çalıştı. İsmail'in de desteğiyle sol kenar güçlenmişti ve takımın geri kalanı bugün buna göre oynadı. HJK Helsinki ise iki şeyden medet umuyordu. İlki aynı noktaya kümelenerek indirmeye çalıştıkları kale vuruşları, ikincisi ise Beşiktaş'ın ikinci bölgede kaptıracağı toplar. Set oyununda rakip sahada top tutmayı hiç beceremediler, önde kazandıkları toplarda da çizgi savunmayı aşıp aktif alan yaratamadılar. Bu durum maçın son dakikasına kadar devam etti. Öte yandan uyumlu şekilde alan kapatıyorlar, Tabata'nın etkisizliği nedeniyle orta sahadaki nicel sıkıntıyı tolere edebiliyorlardı. Ta ki 35. dakikaya kadar: Bernd Schuster'in Beşiktaş'ı, bugün harika bir ''trend 4.3.3'ün şablon üretimi golü'' attı.

Quaresma'nın attığı gol harika, fakat Hilbert'in golü bambaşka. Boş kale önündeki topa atılan basit bir kafa, öncesinde yaşananlar sayesinde Quaresma'nın solo golünü aştı. Aşağıdaki görselden takip edilebileceği üzere, derin topta sağ stoperi sırtına alan Bobo, sırtı dönük aldığı topla sağına döndü. Savunmanın ortasında açtığı delik yerleşimi bozunca sağ bek olduğu yere çakıldı ve mecburen Quaresma'dan uzak kalarak pasif savunmaya katıldı. Bobo'nun feyk dönüşü sonrası top Quaresma'ya geldi. Şu karede Beşiktaş'ın santraforu, kimine göre ''golcü'' olan adamı, kaleden yaklaşık 25 metre uzakta. Bu şekilde gol atma imkanı var mı? Golü atanın Bobo olma ihtimali belki az, ama Beşiktaş'ın gol atma olasılığı epey fazla. Quaresma son çizgiye iniyor, sağ kenar adamı Hilbert ön direğe koşarak sol stoperi üzerine çekiyor. Sağ iç Tabata ise arka direğe koşuyor. Güzel orta, iki doğru koşu ve sonrasında boş kaleye atılan harika bir ''uzak forvetler'' golü... Tek forvet Bobo kaleden uzaklaşınca, Beşiktaş bir anda Hilbert-Tabata ikilisiyle çift forvet oynadı. Her zaman Quaresma'lar, Hagi'ler bir yerlerden çakıp tabelayı değiştirmiyor, sıklıkla bu tip goller kazandırıyor.Roberto Hilbert'in soldan gelişen ataklarda maç boyunca birkaç kez yaptığı uzak forvet koşuları, onu bu takımın önemli parçalarından biri yapabilir. Takımın hücum merkezi her daim Quaresma'lı kenar oldukça ters kenarda yapacağı gol koşularıyla kimi zaman arka direkte forveti ikileyen, kimi zaman da goldeki gibi santraforun yerini alacak birine ihtiyaç var. Bu ihtiyacı geçen yıllarda Holosko karşılamıştı, fakat yakın zamanda geriye giden form durumu ve bugün yıllar sonra tek santrafor olarak denenmesi onu bu akşamdan sonra Hilbert'in arkasına itti. Hilbert, sağ kenardaki rakibi Holosko'ya göre daha bi' ''mevkisinin adamı'' olabilir. Temel görevlere ek olarak uzak forvet koşularını yapabildiğini göstermesi onu artık başka gözle değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Ligde kontenjan sıkıntısı nedeniyle yerli bir uzak forvet ihtiyacı var ve Schuster'in maç sonu tanımladığı oyuncu eğer yerli olacaksa en iyi örneği Sercan Yıldırım. Biz Nihat'tan bunu beklerken Nihat'ın, takım 4.4.2 oynarkenki performansıyla 4.3.3'ün sağındaki performansının siyahla beyaz kadar farklı olması Schuster'i de endişelendirmiş olmalı.
Yine bu akşamdan takımın oyun anlayışının geçen yıldan farkını net olarak gösteren bir başka örnek: Yukarıdaki görselde takımın birincil savunma yerleşimi görülüyor. Tıpkı Beşiktaş gibi beklerini öne çıkararak oyun kurmaya çalışan HJK Helsinki, Beşiktaş'ı en geride 7 oyuncudan oluşan bir yay çizmeye zorladı. Ernst takımın boyunu kısaltmak adına savunma içine giriyor, Guti ve Tabata ise ön alanı kontrol ediyor. Bobo ise iki stopere gölge pres yapmakla meşgul. Mecburen uzun oynuyorlar, top sıklıkla çabucak Beşiktaş'a geçiyor. Schuster'in de oyuna kaleden başlarken yapmak istediği, rakibi buna benzer bir yerleşime zorlamak. Fakat şablon değişik olduğundan bazı farklılıklar oluşuyor. (Bu durumu ve bekler sorunsalını yine görsel üzerinde değerlendirmeyi bir dahaki Dolmabahçe ziyaretleri sonrasına bırakayım.) Burada önemli olan takımın boyca kısa (yaklaşık 22 metre), ence uzun olması. Kaleci Cenk ile savunma hattı arasında da aşağı yukarı aynı mesafe var. Pek çok Avrupalı hoca gibi Schuster'in de oyun anlayışının temeli, bu ve benzeri yerleşimlerle kuruluyor.

Bu akşam Hilbert'in ekstra performansıyla değişen bir maç izledik. Hoca oyundan ve takımın gelişimden memnun. Kendisiyle aşık atmak, yol göstermek hadsizlik olur; ama tüm bunlar bizim eğlencemiz. Hoca forvet istiyor ve şayet bu oyuncudan ligde yararlanılacaksa bu isim maalesef yerli olmak zorunda. Fink takımda kalmalı ısrarını yineleyerek Tabata'ya yine ''yolu açık olsun'' diyorum. Stad zemininin bakımından kim sorumluysa kendisini istifaya davet ediyorum. Bu konuda acilen bir şeyler yapılmalı. Quaresma-Süreyya Soner dostluğu, Ferdinand-Süreyya Soner dostluğu gibi olur umarım. Goller çok güzeldi, ikincisin sonrası ondan da güzeldi. Son dakikadaki Cenk kurtarışı olmasa evhamlanırdık, ama 2-0 tam kararında.

Beşiktaş 2-0 HJK Helsinki
Noat Samisa

18.08.2010

Mandalina Sezonu

Blackpool'da dert yok, tasa yok. Borç yok, stad büyüyor, takım yıllar sonra zirve ligde, keyifler gıcır. Sezon sonu düşecekler belki, ama bunun bugün hiçbir önemi yok. Staddaki inşaat sezonun ilk haftasında bitmeyince fikstürde içeride görünen Wigan maçını deplasmanla değiştirdiler. Gerçi deplasmancı da olsalar sayıca Wigan taraftarından fazlaydılar. Tahmin edilemezlikte çığır açan Martinez'in Wigan'ında kaleci Kirkland yine şanssız günündeydi. Gariplikler rezil savunma hatalarıyla birleşince ortaya 0-4'lük Blackpool galibiyeti çıktı. Hafta içi transfer edilen Elliot Grandin ve Marlon Harewood harika oynamışlar. Wolves'ten David Jones'un frikik golüyle birlikte Ian Holloway'in pasif ofsaytta adam bırakma numarası haftanın yaratıcı sürprizleri. Chelsea yine zincirlerinden kurtulmasa liderdiler. Sonrası? Reading, Hull City, Burnley? Bu haftalarda onları dikkatle ve keyifle izlemek gerek. Play-off'lar öncesi ''Üç yıl boyunca parachute payments'tan pay almak harika olacak'' diyen menajer Holloway'in geçtiğimiz haftalarda ''Dünya Kupası'ndaki İspanya gibi, biraz tiki-taka oynamamız lazım'' dediğini de hatırlatayım. Harewood sahada olsa bile her topu gökyüzüne yollamamaya çalışacaklar.

Wigan 0-4 Blackpool

Şehrimiz Reading
Kaos Deplasmanları
Masal Kahramanı Owen Coyle

Noat Samisa

16.08.2010

Bellamy Kovuldu

David Silva transferi sonrası sürpriz olmadı, Craig Bellamy ile Man City arasındaki bağlar koptu. Mancini'nin Eastlands'e henüz yeni ayak bastığı günlerde idman metodlarına ilk karşı gelen Bellamy olmuştu. Mancini'yle kapıştılar, formda olan Bellamy oynamaya devam etti ve mesele hasır altına süpürüldü. Geçtiğimiz günlerde Bellamy, ''Mancini şubat'tan beri benimle tek kelime konuşmadı'' dedi, Mancini ise Bellamy'i yalancılıkla suçladı. Sonuçta Bellamy kendini kovdurdu, idman tesislerine girişi dahi yasaklandı. Ailesini ve çocuklarını özleyen Bellamy, şu sıralar doğduğu şehir Cardiff'e dönüş planları yapıyor.

Halbuki Premier League'de son 2 yılın en formda 5 oyuncusundan biriydi. Yıldızlar topluluğu Manchester City'nin en iyi oyuncusu, benim için izlemesi en keyif veren adamıydı. Manchester Derbisi'nde oynadığı muhteşem oyun ve attığı enfes gol derbi tarihine geçmiştir. Kariyeri boyunca yaptığı transferlerle yaklaşık £50 milyonluk işlem hacmi oluşturan bu arıza adamın gönlü hoş tutulursa sahada yapamayacağı şey yoktur. Yüzyılın başında ilk büyük transferini Newcastle'a yapmıştı, ama yardımcı antrenör John Carver'ı havaalanında sandalyeyle dövünce işler karıştı. Aynı yıl gece kulübünde iki kadına saldırınca mahkemelik olmuştu, basın aracılığıyla Souness'a ''sağ kanatta oynatma beni hoca'' demişti. Celtic'e kiralanarak takımdan uzaklaştırıldı, ama orda da rahat durmadı. Newcastle'ın kaybettiği bir maç sonrası Alan Shearer'a mesaj attı, ''yavaşsın, yaşlısın, bitmişsin'' sözleriyle külüpten tamamen kovulmayı başardı.
Blackburn'e gitti, manevi babası Mark Hughes ile vukuatsız ve güzel yıllar geçirdi. 2007'de onun üstün formuna kayıtsız kalamayan Benitez tarafından Liverpool'a transfer edildi. En bilinen vukuatını da burada gerçekleştirdi. Barcelona'yla oynanacak maçın rövanşından önce takım arkadaşı John Arne Riise'yi golf sopasıyla dövdü. Bu kavgaya rağmen ikili, Nou Camp'a ilk 11 çıktılar. Bellamy golünü attı, kutlamayı golf sopası mizanseniyle yaptı. Hesabı sezon sonunda görüldü, artık West Ham'in oyuncusuydu. Yeni takımındaki ilk resmi maçının ardından menajer Alan Curbishley ile kapıştı. Galler ulusal takımı ve Blackburn'den eski hocası, aynı zamanda manevi babası Mark Hughes'ün Man City'nin başına geçmesiyle yine dellendi. 2009 yıl başında son büyük transferini yaptı, Man City'ye transfer oldu. Gelir gelmez formayı kaptı. Önce santraforda, sonra sol kanatta 1.5 yıl boyunca kariyerinin zirve futbolunu oynadı. Bu süre içinde yine saha içindeki gerekli gereksiz her tartışmaya bilumum küfürle daldı, tribünlerle dalaştı, saçma sapan kırmızı kartlar görmeye devam etti. Yukarıda bahsi geçen Manchester Derbisi'nin ardından sahaya giren United taraftarını yumrukladı, Old Trafford'daki Carling Cup maçında kafasına bozuk paralar yağınca az kalsın tribüne dalıyordu. Roberto Mancini'nin City of Manchester'a gelişi sonrası oynatılmayacağını anlayınca kendine yol yaptı, yarım sezon Mancini'yi CL yarışı telaşıyla köşeye sıkıştırıp formayı almaya devam etti. Şampiyon Chelsea'nin yaşadığı en ağır mağlubiyetin altına imzasını attı. Sezon sonu geldiğinde son hamlesini yaptı ve yine kendini kovdurmayı başardı. Tüm bu vulgar davranışların arasında Sierra Leone'de kendi adına bir futbol okulu kurdu. Bu kuruma bağışladığı meblağ £2 milyonu bulmuş durumda.

Tottenham, Celtic, Fulham ve Cardiff City onun için kapıda bekliyor. Tottenham'a adam satmıyorlar, Fulham'da Mark Hughes var, Celtic'te güzel anılar var. Bellamy'e göre ise kalbi Cardiff'i istiyor. Vücuduna Galler'in ulusal kahramanı Owain Glyndwr'in dövmesini yaptıran bu asi, ele avuca sığmaz, isyankar, arıza Galli'nin Fulham'a giderek göz önünde top oynamaya devam etmesini istiyorum. Çünkü o, maalesef çok iyi futbolcu.

Noat Samisa

16.08.2010

Bucaspor 0-1 Beşiktaş

Beşiktaş bundan önceki 20 sezonun ilk hafta maçlarında on kez kazanmış, yedi kez berabere kalmış, üç kez de kaybetmişti. Deplasmanların sayıca fazla olduğu bu seride takımın gösterdiği performans, aynı dönemde sergilenen toplam performansla aşağı yukarı parelel. Mevcut iklim koşulları ve Bucaspor'un hakkında hiçbir şey bilinmeyen, yeni kurulmuş bir takım olması etkenleri dikkate alındığında epey zor sayılabilecek bu başlangıcı takımın üç puanla geçmiş olması, tek başına dahi ümitvar olma sebebi olabilir. Sonuçta üzerine konuşulacak pek çok ayrıntı olmasına rağmen sahada görünenin toplamı da skor da olumluydu.

Bülent Uygun Etkisi: Birinci Kur

Bucaspor'lu oyuncular bugün hocalarının ilk adımda istediğini yapmayı başardılar. Temel prensipleri, eldeki malzemenin farkında olarak öncelikle rakibi pasifize etmeyi gözettiler. Savunma hattını derinde kurup, dört hat üzerinden güçlü bir kademe anlayışıyla ileride Emre Aktaş'ı tek bırakarak sahaya yayıldılar. Sanırım bugün için bilinçli bir hücum planları yoktu. Beşiktaş ise maça, son iki buçuk resmi maçtır oynadığı düzende başladı. ''Bernd Schuster'in 4.3.3'ü'' diyoruz, ama genel oyun anlayışı geçen seneden farklı olsa dahi üretkenlik noktasında geçen sezonun mirası üzerine kurulmuş bir takım görülüyor. Bugün de henüz maçın başında oyun sıkıştı. Savunma hattını derinde kuran Bucaspor, savunmanın önüne kademeli şekilde yerleştirdiği beşliyle alanları iyi kapattı. Belirgin şekilde görüldüğü üzere Beşiktaş'ta ataklar derinde pozisyon alan Ernst'le başladı. Guti ya da Necip kendilerini göstererek top istediler. Bir sonraki adım beklerin ve kenar adamlarının sürekli hareket halinde olması ve feyk koşular ile alan boşaltılması üzerineydi. Fakat bu noktada takım sıkıntılı olduğundan, sıklıkla ikinci opsiyona geçildi. Ernst'ten pası alan Guti, Quaresma'yı bulmaya çalıştı ve eğer Guti'ye baskı gelirse, Zapo ya da Ferrari en ilerideki Bobo'ya uzun oynadılar. Nihat'ın sürekli içe kaçarak oynadığı oyunda Erhan'ın önü sürekli açık kalıyordu. Başlarda toplar hep sağa oynandı ama Erhan'ın yetersizliği sağ kenarı silah değil, yalnızca tehdit yapıyordu. Yine ortada bir çeşit ''eşiği aşamama'' durumu vardı. Fark yaratan adam Guti iki kez Quaresma'yı bularak Bucaspor'un planlarını değiştirdi. Kademeler ve bazı mevkiler değişti. Bülent Uygun'un istediği oldu, Quaresma nispeten etkisiz olduğu sağa geçti. İki tehlikeli ataktan gol çıkmayınca ilk yarı Beşiktaş için açmazlarla bitti, benim aklıma ise Marcio Nobre geldi.Hz. Guti - Amin

Bucaspor devre boyunca (maçın ilk dakikasında seken serseri topu saymazsak) Beşiktaş kalesini test etme fırsatı dahi bulmamıştı. Bu tabloda orta sahadaki markajlardan birini daha geriye atmak, bu sayede kenarları işler kılmak ve uzun topları oyuna kazandırmak adına çift santrafora dönüş faydalı olabilirdi. Fakat bu ve benzeri fikirlere gerek kalmadı. Bu sezonun Beşiktaş'ı, geçen sezonki yoldan gole ulaştı, önde kazanılan bir topta uyumlu parçalar birleşti. Topu Erhan kazandı, Guti imzasını attı ve Bobo, 46. dakikada yaptığı harika bir gol vuruşuyla tabelayı değiştirdi. Henüz devre başında hevesi kırılan Bucaspor bu dakikadan sonra hücumda hareketlenmeye çalışsa da Guti'nin hatası hariç Beşiktaş kalesini yoklama fırsatı bulamadı. Oyun disiplinini kaybettikçe sadece savunmada problem yaşamadılar, hücumda etkili olma şansları da azaldı. Eksik kalmalarına rağmen son bölümde çok iyi mücadele ederek puan umutlarını son dakikaya kadar diri tutmayı başardılar.

Zapo, Ernst ve Ferrari

Bucaspor'un geride kapandığı bu maç, takımın iç saha sorunlarıyla ilgili öngörü fırsatı oldu. Çıplak gözle izlenen bir maç sonrası daha detaylı değerlendirme yapılacak, ama şimdi bir şeyler söylemek gerekirse bu üçlünün top kullanmadaki yetersizlikleri can sıkıcı. Erhan'ın topla münasebet kaabiliyeti malum. Geri dörtlüden topu çıkarak en uygun adam Üzülmez, yani durum bu kadar kötü. Sivok'un sakatlığının bir de böyle bir yansıması oldu. Toraman dönünce bir noktaya kadar ilerleme sağlanacaktır. Ben yine Tabata'yla yolların ayrılarak Fink'e yer açılmasını ve bir de Holosko'yla vedalaşılarak Sivok benzeri bir stoper alınmasını gerekli görüyorum. Bir de Nihat'ın yerine yerli oyuncu ihtiyacı var, lakin bunun için Bursaspor'la ilişki kurma zorunluluğu var.

Necip Uysal

Aslında hakkında konuşmayı yasaklamak lazım. Maç sonu verdiği röportajda titrek sesiyle kurduğu kısa cümleler gibi konuşmak lazım onu. Otuz metre topla katedip bir kez Guti'ye, bir kez Nobre'ye araya nefis toplar attı, sonra yine içeri dalarak Ediz'i saha dışına gönderdi. Sezon başında durumu idare etmesini istediğimiz bu çocuk, dün maçın sonuna en diri halde ulaşan adamdı. Ben daha fazlasını istemiyorum, bu kadarlık oynasa Beşiktaş'a yeter.

*****


Bucasporlu oyuncuların pek çoğunu henüz hocaları dahi tanımıyor. Kağıt üzerinde planlanan bir kadroda sezon başı bu durum doğaldır, çıplak gözle görülür eksikler belli olmadan yeni bir şey yapmaya çalışmak her zaman çok zordur. Sahada Sivasspor'un bir yansımasının görülmesi için birkaç yıla ihtiyaç var, bunu Bülent Uygun da söylüyor. Yine de bu Bucaspor birkaç ay sonra ligin tüm karakteristik özelliklerini bünyesinde barındıran çok zor bir iç saha takımına dönüşebilir.Ligin ilk maçı, hocanın TSL'nin kendine has özelliklerini farketmesi için yeterince iyi bir sınavdı. Bucaspor benzeri oyun disipline hücum planları ekleyen pek çok takım var bu ligde ve bunlara karşı sahada ''modernizm'' propagandası yapmak yeterli değil. Kazanma yollarını bulmak, takım savunması üzerine biraz daha çalışmak gerek. Schuster'in kısa zamanda bizim yıllardır işe yaramadığından emin olduğumuz yanlışlardan dönerek kazanma yolunu takip etmesi ve kazanmaya devam etmesi sevindirici. Yukarıdaki grafik benim ruh halimi yansıtıyor. Takım kazanmaya devam ettikçe ve gelişim sürdükçe bu yükseliş trendi devam edecektir. Kötü zemine, aşırı sıcağa ve bazı oyuncuların henüz tam hazır olmamasına rağmen hoca kendisi için fazladan kredi yarattı, umarım bundan sonrası daha da güzel olacak.

Bucaspor 0-1 Beşiktaş
Noat Samisa

15.08.2010

Premier League 10/11 #1

Premier League başlıyor, hem de çok hızlı başlıyor. Geçen sezonun son günlerine kadar CL bileti mücadelesi veren Spurs ile City arasındaki kapışmayı ertesi gün Anfield'a Arsenal gelişi takip ediyor. 90'ların ortasında kıran kıran maçlar oynayan United ve Newcastle ise kapanışı yapacaklar. Maçlarını izledikçe diğer takımlara da değinmek üzere öncelikle haftanın iki büyük maçını oynayacak olan takımlara dair kısa preview'ler ile blog da Premier League 2010/2011 sezonunu açıyoruz.

Geçen sezonki dördüncü sıra yarışı, şampiyonluk mücadelesinden daha keyifliydi. Bu sezon Everton ve Liverpool daha iddialı olacağa benziyorlar, bu sayede beş, belki de 6 takımın tek bir sıra için birbirlerini yemelerine şahit olacağız. Kendi içerisinde çok fazla hedef barındıran bu ligin altı da üstü de ayrı güzel. Zirvede yine Man Utd ve Chelsea'nin ağır favori durumları sürüyor, Arsenal ise gönüllerimiz şampiyonluğu ile şampiyonluk yarışı arasında bir yerde takılıyor. Orta sıra takımlarından yukarıyı zorlayanlar olursa daha da keyifli olacaktır. Düşme yarışı ise yine en çetin mücadelenin geçeceği yer olacak.

Tottenham bu yaz tek transfer yaptı. Kiralıklar geri döndü, rehabiletasyona gönderilen bu oyuncu grubu başta Kyle Walker olmak üzere kadroya derinlik kattılar. Geçen sezon başarılı olan oyun anlayışı ve iskelet üzerinden daha alternatifli bir kadroyla devam ediyorlar. Man City ise yine transfer şampiyonu oldu, yeni transferler de yolda. James Milner ve Mario Balotelli yarınki maçı tribünden izleyebilirler. Bekleri yenilediler, orta sahaya takviye yatılar ve forvet hattı daha da zenginleşti. Kadro kalitesinde yine artış sağladılar, ama arka planda sorunları var. Yarın yarısı yeni bir takımla sahada olabilirler. Favori Spurs, yarın Pavlyuchenko ve Woodgate'ten yoksun olacak. Karşı tarafta ise 25 kişilik kadro dışında kalanlar hariç eksik yok.

Tottenham: Sandro (Internacional, £6m rising to £10m)

Man City: Yaya Toure (Barcelona, £28m), David Silva (Valencia, £24m), Aleksandr Kolarov (Lazio, £16m), Jerome Boateng (Hamburg, £11m)

Arsenal'de Fabregas krizi çözüldü, Wenger'e yeni kontrat teklif edildi, Ramsey'nin dönüş tarihi açıklandı. Can sıkan ufak tefek sakatlıklar hariç huzura ermiş şekilde yeni sezona giriyorlar. Gallas, Eduardo, Campbell, Senderos ve Merida'yla yolların ayrılması stoperde alternatif sıkıntısı doğurdu, transfer sezonu bitene kadar Wenger'in futbol idealine göre başka sorun görünmüyor. Sezon geneline dair umutlu olmak için çok sebep var, ama yarına yeterince hazır değiller. Fabregas ve RVP tam iyileşmiş değiller, 90 dakika sahada kalmaları zor. Denilson, Diaby ve Song da son idmanları kaçırdılar. Bendtner'in de sakat olması Chamakh'a büyük yük bindirdi, Faslı santrafor hem iyi oynamak hem de kendine iyi bakmak zorunda. Liverpool'da Torres hazır değil, büyük olasılıkla kulübede olacak. Sezon öncesi resmi maç oynadılar, Arsenal'e göre daha hazır görünüyorlar. Sezon geneline dair tahminlerde ise soru işaretleri çok fazla. Gerrard ve Torres'i elde tutmayı başarsalar da Mascherano bugün-yarın Barcelona'ya doğru yola çıkabilir. Roy Hodgson'ın imzasını kısa zamanda görmek zor olsa da Liverpool'un Joe Cole'la başka bir şey oynamaya başladığını farketmek kolay olacak.

Arsenal: Laurent Koscielny (Lorient, £8.5m), Marouane Chamakh (Bordeaux, Free )

Liverpool: Christian Poulsen (Juventus, £4.5m rising to £5.5m), Danny Wilson (Rangers, £2m), Jonjo Shelvey (Charlton Athletic, £1.7m), Joe Cole (Chelsea, Free), Milan Jovanovic (Standard Liege, Free)

**********

Cumartesi, 14 Ağustos 2010
Tottenham v Man City, 14:45 - Spormax
Sunderland v Birmingham, 17:00
Aston Villa v West Ham, 17:00
Bolton v Fulham, 17:00
Wolves v Stoke, 17:00 - Spormax
Blackburn v Everton, 17:00
Wigan v Blackpool, 17:00
Chelsea v West Brom, 19:30 - Spormax

Pazar, 15 Ağustos 2010
Liverpool v Arsenal, 18:00 - Spormax

Pazartesi, 16 Ağustos 2010
Man Utd v Newcastle, 22:00 Spormax

Noat Samisa

13.08.2010

McGeady de Moskova'ya Gitti

Rusya'ya yıldız yağmaya devam ediyor. Geçen sezonun ikincisi Spartak Moskva'da Valeri Karpin 15 maçın yalnızca 5'ini kazanabilen takımıyla epey zor günler yaşıyordu, yeniden CL potasına girmek için rakiplerin transfer hamlelerine bir cevap vermek zorundaydılar. Celtic'in altın çocuğu Aiden McGeady için £9.5 milyon ödediler, böylece İskoçya'nın ihracat rekoru kırılmış oldu. CL ön elemesinde Braga'ya ilk maçta 3-0 yenilerek elenen Celtic'in düşüşü sürüyor, henüz dibi bulamadılar. Ek gelir elde demedikçe her Ağustos'ta ''Atlantik Ligi kurulsun'' diye ağlaşmaya devam edecekler. Bu transferde kazandıkları parayı transfere harcayacak durumda değiller, şu sıralar Craig Bellamy'i kiralamaya çalışıyorlar. Adamım Ki Sung-yong'un mevkisine Cardiff'in bayrak adamı Joe Ledley de geldi, orta sahayı toparlasalar da ''Celtic-Rangers şampiyonluk yarışı tek hedefi''ni aşabilmeleri için fazlasına ihtiyaçları var.

İsviçre'de sezonun parlayan golcüsü Seydou Doumbia, Hollanda'dan sezonun yıldızı Keisuke Honda, Portekiz'de yılın futbolcusu Bruno Alves derken bir başka hit oyuncu daha Rusya'ya geldi. Stopere 22 milyon avro verecek kadar parası olan, şampiyonluk yarışındaki rakibinin santraforunu kulübede oturtmak için transfer eden Zenit, üç yıldır Moskova dışına çıkan şampiyonluk kupasını bu sezon St. Petersburg'a götürmeye yakın. UEFA Kupası zaferinin ardından bu yatırımlar sayesinde artık Dinamo Kiev'in hatırasının peşinde koşmak istiyorlar. Para futbolda her şeyi halletmeye yetmese de sıklıkla çok işe yarıyor! Sahadan uzak tribünler, kötü zeminler Rusya Ligi'nin takibini pek çekici kılmasa da üstün yetenekli ve çok formda uluslararası oyuncuları izlemek keyifli. Ayrıca Spalletti ve Berdiyev'in takımlarına oynattıkları oyundaki bazı ayrıntılar eşsiz. Tabii tüm bunlardan önce şu yangınları bir an önce söndürseler de hepimiz rahatlasak her şey daha iyi olacak.

Noat Samisa

13.08.2010

Fantasy Premier League

Geçen sezonki fantezi lig benim açımdan bir fiyaskoyla sonuçlandıktan sonra bu yaz pek hevesli değildim, fakat ısrarlar üzerine ekibi yeniden topluyoruz. Bu kez -sembolik de olsa- ödülümüz de var. Sezonu ilk üçte bitirenler, şimdilik ne olacağı meçhul olmakla birlikte sembolik de olsa işe yarar bir ödül kazanacaklar. Hatta sezon içinde yarıştan kopup oyunu boşlayanlardan (başta ben olmak üzere) haftalık ceza toplayarak ligin birincisine ertesi sezon kombine bilet almayı düşünüyorum. Geleneksel, herkesin bildiği ya da çok kısa zamanda öğrenebileceği resmi oyunu klasik lig usulüyle oynuyoruz, gerekli bilgiler aşağıda. Cumartesi öğleden sonra oynanacak Tottenham - Man City maçına kadar lige katılım mümkün. İyi oyunculara olduğu kadar ligin kendi bünyesindeki forumunu hareketlendirecek dinamik oyunculara da ihtiyacımız var!

fantasy.premierleague.com

Lig adı: Noat Samisa League

Kod: 1317638-268827

Noat Samisa

11.08.2010

Gol Çizgisi Teknolojisi

Sepp Blatter'in başkanlığındaki FIFA epeydir tehlikeli sularda geziniyor. Geçenlerde ofsayt kuralını kaldırma teşebbüsü için nabız yoklamışlardı. Güya futbol bu şekilde daha fazla skor alınan bir oyun haline gelecek ve bu sayede daha fazla izlenecekti ve aslında oyundan bihaber olmak tam da böyle bir şeydi. Blatter'in bilmediği şey şu ki, futbolun 11'e 11 hali ''gol atma amacına dayanan'' bir oyun değil. Futbol bir çeşit alan yaratma ve alan kapatma oyunu ve en önemli kuralı off-side da adı üzerine hudut ötesi, kullanılamaz alan, yasak bölge. Boşluk dediğimiz şey sınırsız olduğundan ofsayt kuralı varoldukça futbol sınırsız icatlar alanı ve bol sürprizli olmaya devam edecek. Oyunun özüne aykırı bir diğer iki teşebbüs ise tv yayından yararlanma ve gol çizgisi teknolojisi kullanımı.

Futbolun doğduğu günlerde Britanya'da işçiler vardiya aralarında, öğrenciler ise öğle aralarında bu oyunu oynarlardı. Oyunun belli bir zamanı vardı, çünkü işçilerin iş başına, öğrencilerin derse yetişmeleri gerekiyordu. Genel olarak herhangi bir oyunun hangi koşullarda doğduğunu, geliştiğini görmek için zaman sınırı olup olmadığına bakmak yeterlidir. Oyunu durdurup karar almak, tartışmak, tekrar tekrar olmuş-olmamış'a yoruma bağlı pozisyonları değerlendirmek bu oyuna uygun bir yöntem değil. Bu oyun sürekli akmalı, insani sorunlar hariç durmamalı. Saha dışı engeller varsa ertelenmeli. Hakemlerin sahada adalet dağıtmadığı, yalnızca oyuna bağlılığı ve insanı gözettikleri bilinmeli.

Futboldaki pek çok öge birikimin, koşulların oluşturduğu kültürün sonucu. Futbol hakemliğinin geçmişi neredeyse futbol tarihiyle eş. Bugün nasıl pub kültürü sanayi devrimin bir sonucu olarak görülüyorsa, barmenlik mesleği de ihtiyaç sonucu doğmuştur. Futbol ve hakemlik arasındaki ilişki de böyle. Zaman içinde hakemin görevlerinde yalnızca uslen bazı değişiklikler yapıldı, ama hakemin, insanın futbolun tek koruyucusu olmasına aykırı hiçbir karar alınmadı. Son dönemde ortaya çıkan ceza silme modası FIFA'nın insiyatifi dışında gelişen yerel kararlar ve umuyorum bu tip kararlar zaman içinde yasaklanacaktır. Gol çizgisi teknolojisi insiyatifi insanın elinden alıyor, futbol oyununu büyüten sanayi devrimi, sanki futboldan öcünü alıyor. Bugünkü tez, herkesin gördüğünü benim burada bahsettiğim ''sözkonusu insanlar''ın görememesi üzerine kurulu. Fakat bunun helal dairedeki çözümü makine değil, yine insan olmalı.

Çözüm olarak ben ve benim gibi düşünenler geçen sezon Europa League'de ve öncesinde alt yaş gruplarında denenen 6 hakem uygulamasının tabana yayılmasını, tavana ulaşmasını FIFA'ya öneriyorlar. Bu cümleyi söylediğimde hemen karşılık olarak ''gözünün önündeki penaltıyı vermedi, oyuncular da memnun değil, zaten %30 başarılı olmuş'' gibi cevaplar geliyor. Bunlar normal, fakat hakkaniyetli değil. Yüz yılı aşkın süredir neredeyse aynı hiyerarşik düzen içerisinde sahaya çıkan hakemlerin, bu devasa geçmişi kısa zamanda inkar edip yeniliğe çok kısa sürede adapte olmasını beklemek insafsızca. Teammüllerin değişmesi için yalnızca biraz zamana ihtiyaç var. Dünya genelinde yaklaşık 5 milyon lisanslı futbol hakemi var. Bunların onda biri yarı-profesyonel ve profesyonel düzeydeler, yani bu işten para kazanıyorlar. 6 hakem uygulamasının tabana yayılması demek toplam hakem sayısının 7.5 milyona, futbol hakemlikten para kazanan insan sayısının da dünya genelinde 750 bine çıkması demek. 250 bin kişinin dünya genelinde istihdam edilecek olmasının futboldan öte insanlık için öneminin farkında olmalıyız.

FIFA'nın önümüzdeki Ekim ayında yapacağı toplantıda gol çizigisi teknolojisi masaya gelecek. Hakemler kendileri hakkında yapılacak değişikliklerde tek söz söyleme hakkına sahip değiller ve dünya genelinde seslerini duyurabilecekleri tek bir sendikaları yok. Tek ümit, vizyonsuz(!) ve tutucu(!) dinazorlardan(!) oluşan IFAB'nin yine direnmesi...

Noat Samisa

11.08.2010

Ayman'lar ve Tecrübeleri

Baba Gündüz için futbol, ''hissederek, ilhamla, adeta bir san'at gibi'' oynanması gereken bir oyundu. Rahmetli futbol adamı insanı hep en öne koymuştu, hislerine her zaman güvenmişti. Fakat futbolu sanata dönüştürmek her zaman mümkün olmuyor. Asgari ihtiyaçları karşılanmış bir ademoğlunun ızdırabı aşıp can sıkıntısına geçişiyle sanat ortaya çıkar ya da asgari ücretle ev geçindirmek başlı başına bir sanattır ve bu toprakların iyi futbolcuları, genellikle bu sanatı icra eden babaların oğullarından çıkar. Acımasız bir rekabet vardır futbol ortamımızda, hele ki aşağılara inildiğinde daha da gaddarlaşır. Bu acımasızlığı, kargaşayı, ''asgari yeterlilik düzeyine'' gelme çabasını her yaz görürüz. Takımı zirve lige çıkaranlara ''sen gelme ulan ayı'' denir, onlar kariyerlerine ikinci lig golcüsü (Taner Demirbaş), eksi 10 numara (Serdar Samatyalı) ya da kelebek etkisi (Selahattin Kınalı) olarak devam ederler. Bu sezon da tablo değişmedi, yeni çıkanlar yepyeni birer takım kurdular. Hatta geçen sezon yepyeni bir takım kuran Kasımpaşa, bu yaz bir yeni takım daha kurdu mesela. Aşağıda durumun garipliğini ortaya koymak adına oluşturulmuş bir tablo var. (TSL takımlarının transfer sayılarını belirlemek için en derli toplu listeye sahip olan Uzun Paslar Blog'dan yararlandım.)Avrupalı başka, diyerek kestirip atmayı bırakalı çok oldu. Bu tablodaki Premier League karşılaştırmasının sebebi bu değil. Açıklayayım. Yeni yayın sözleşmesi uyarınca sezonu 25 puanla tamamlayan bir TSL takımının kasasına sezon sonuna kadar toplam 13 milyon avro girecek. Bizim ligimizde 25 puan sıklıkla küme düşer, dolayısıyla en az kazanan olarak sayabiliriz. Premier League'de ise 25 puanlı takım sezon sonunda kasasına 48 milyon avro koymuş olacak. Onların da küme düştüğünü kabul edebiliriz ve asıl fark bundan sonra başlıyor. İngiltere'de küme düşen kulüpler, alt ligde geçireceği sonraki dört yıl boyunca ''parachute payments'' hesabından toplam 48 milyon avro daha kazanacak. Yani bu sezon lige yükselen Blackpool, önündeki 5 yılı planlarken sayfanın tepesine kocaman bir ''Garanti gelir: 100 milyon avro'' yazabilir ve bu gelir yalnızca tv yayın hakları sözleşmesinden gelen para. Bizim ligimizin küme düşeni ise alt ligde kaldığı her sezon tv yayın haklarından maksimum 1 milyon avro kazanabilecek. Stad, bilet, maç günü gelirleri ve merchandising kısmında Blackpool'un Konyaspor'a attığı farkı saymıyorum bile. Ama yukarıdaki tabloya bakıldığında sanki daha çok kazanan bizim takımlarımız, kırmızı sütüna sahip olanlar gariban gibi duruyor.

Pekiyi, hangisi doğru? Kadroyu koruyanlar ilk sezonunda lige tutunuyorlar mı? Yepyeni bir takım kuranlar sürekli düşüyorlar mı? İkinci sezon sendromu nedir? Bunlara geçmeden önce şu farkı ortaya koymak gerek. Ülkemizde coğrafi aidiyetten, yerellikten söz etmek çok zor. Mesela Konyaspor takımının çoğunluğu Konya ve civar şehirlerde doğmuş, büyümüş futbolculardan mı oluşuyor? Ya da Karabük ve Buca; hele ki büyük şehirlerin semt takımlarının yerellikle hiç alakası yok. Futbol ülkemizde aşırı profesyonel oynanıyor. Çantacı hocalarımız var, takımı zirve lige çıkarıp yeniden kendi çöplüklerine gönderiliyorlar. Oyuncu grubunun niteliği tamamen önemsiz, tek gerçek şehirler, semtler ve idareciler. İngiltere'de ise ''bu çocuklar başardılar, öyleyse bu çocuklar oynar'' düşüncesi var. Bir süreç ve onun sonucunda ''futbolcuların ve teknik adamın'' başarısı var, şehirlerin ya da takım elbiselilerin değil. Bu durum futbol literatürüne ''ikinci sezon sendromu'' olarak geçen sorunun kaynağı. Fakat bizim istediğimiz sonuç yine bu değil. Amaç kazanmak, ligde kalmak, başarılı olmak ise hangisi doğru?
Yukarıdaki tablo, Avrupa'nın muhteşem beşlisi ve bizim ligimizde son 5 sezonda ülkelerinin zirve ligine terfi eden takımlardan kaçının ilk sezonunda aynen geri döndüğünü anlatmaya çalışıyor. Ben bu tablonun fazlasıyla çarpıcı olduğunu düşünüyorum. EPL ve La Liga'nın en iyi ve en zor iki lig olduğu gerçeği bir kez daha karşımızda, bu ikilinin alt ligleri ile arasındaki uçurum epey genişlemiş durumda. Onları hem ekonomik açıdan stabil, hem de oyuncu yetiştirme konusunda bolluk içerisinde iki lig, Bundesliga ve Ligue 1 takip ediyor. Optimum oran bu, yani yeni çıkan her 5 takımdan 2'si düşmeye mahkum. Arkasından bizim ligimiz geliyor. Her sene üç yeni yükselenden ikisi kalıyor ve bu istatistik bize bir şeyler anlatıyor.

Sonuç

Yıllardır sil baştan takım kuranlar, bu sonuçlara göre yanlış yapmıyorlar. Bu noktada bir yanlış varsa eğer, sosyo-kültürel ortam içerisinde aranmalı. Gelir dağılımı, sosyal adaleti ve tepki bilinci yeterince tutarlı olmayan bir toplumun futbolundan asgari tutarlılık beklemek dahi anlamsız. Yalnızca futbolun helal dairesi içerisinde kalarak yapılabilecekler sınırlı. Birinci Lig'in atıl durumu değiştirilmeye çalışılsa da aşırı yarışmacı vaziyet değişmedikçe orası bir futbol şampiyonasından çok birinci ligin çöplüğü olmaya devam edecek. Futbolcu ve antrenör odaklı futbol fikri yayılmak için alan bulamadıkça sil baştan takımlar kurulmaya devam edilecek. Bunu TFF çözemez; bu, ülkedeki futbol düşüncesiyle alakalı. Bambaşka şeyler, sıradışı günler (mesela Euro 2016 olsaydı) yaşamamız gerek. 11'e 11 futbol oynanabilecek alanların artması gerek.

Ülkemizde her yeni çıkan takım, mutlaka çift haneli transfer sayılarını görüyor. Tüm bu transfer enflasyonu kişilerin ihtirasları nedeniyle değil, ortamın sakilliği sonucu oluşuyor ve artmaya devam edecek. Zirve lige yükselerek garanti altına alınan yüksek kazanç bu transferlere harcanıyor. Kümede kalınırsa ne ala, bir sonraki sezon için umutlar yeşeriyor. Eğer tersi olursa artan borç yüküyle birlikte sil baştan yapılıyor ve bazen sonu Sakaryaspor gibi olabiliyor. Sivasspor'un zirve lige yükseldikten dört yıl sonra CL bileti alması ve Bursaspor'un yine alt ligden yukarıya terfi ettikten 4 sezon sonra şampiyon olması, terfi alınan ilk sezonlarda yapılan çift haneli transferlerin zirve lige çabuk entegre olmak adına epey yardımcı olduğunun bir diğer kanıtı sayılabilir. Fakat yine bize özgü bir tabloyla karşılaşıyoruz. Sil baştan yapılarak oluşturulan sentetik takımlar bazen Avrupa'da görülmedik şekilde en tepeye kısa zamanda ulaşırken, aşıyı tutturamayanlar ''Leeds United sendromu'' mağduru olarak dibi görüyorlar. Ligimizdeki taktik seviyeye haksızlık etmemek ve Ziya Doğan'ı da anlamak lazım. Ayman'lar, Ayman gibiler ve onların tecrübeleri her zaman birlikte olmuşlar, iyi birer ikili olarak anılmışlardır!

Görseller için MÇ'ye ve veriler için Uzun Paslar Blog'a teşekkürler.

Noat Samisa

10.08.2010

Aksi İrlandalı

Aston Villa'nın Kuzey İrlandalı hocası Martin O'neill, ligin başlamasına bir haftadan az zaman kala görevinden istifa etti. Herhangi bir menajerin bu zamanlarda istifa etmesi çok ender görülen bir durum, sebebin ne olduğuna dair ilk ağızdan henüz bir açıklama yok. Fakat eylemin sahibi aksi İrlandalı Martin O'neill olunca ilk andaki şaşkınlık kısa zamanda kayboluyor. Menajeri olduğu hiçbir kulüpten kovulmayan ve asla para ya da daha büyük hedefler uğruna işini yarıda bırakmayan bu adam yine kendini oynadı, yine imkansız hayallerin peşinde koşanlarla yan yana durmamayı seçti. Genelde içgüdüleriyle, hissettikleriyle hareket ediyordu. Aston Villa'yla yaptığı ilk sözleşme de yalnızca bir yıllık ve başarı endeksliydi; ayrılırken de gayrısını düşünmedi.

Brian Clough'ın iki sezon üst üste Avrupa'nın en iyisi olan takımında önemli parçalardan biri olan bu adam, menajerliğinde ve kararlarında da tıpkı Clough gibidir. Her gittiği takıma eski öğrencilerini götürmüş, her takımında uzun boylu birileri bulunmuştur; yoksa da transfer etmiştir, mesela Norwich'ten istediği uzun boylu adam alınmadığı için işler her açıdan harika giderken ayrılmıştı. Her seferinde oyuncularından maksimum verim almış, yeni oyuncular çıkarmış, varolanı değiştirmiş, sahip olduğu grubu çok kısa zamanda uyumlu bir takım haline getirmişti. Oyuncularıyla kurduğu iletişim bambaşkadır ve bunu en iyi anlatan sözler Martin Laursen'e ait olanlar olmalı: ''Söylediklerini yaptığımızda her seferinde daha iyi olduğumuzu görüyorduk ve bir süre sonra farkında olmadan yalnızca Martin O'neill için oynadığımızı anladık.''Gerçek bir futbol emekçisi olan O'neill'ın başarı sırlarını dışarıdan bakarak anlamlandırmak çok zor, ama geçenlerde Aston Villa'dan neler beklenmesi gerektiğini somut bir örnekle anlatmıştı. Büyük hedefler akla yatkın değildi. Saha dışında ağırbaşlı, saha kenarında da ''sürekli işbaşında'' imajını yansıtan eşofmanlı halleri onu, sürekli adı yanına iliştirilen Clough'tan ayıran en belirgin özellikleriydi. Ve tabii bir de sahip olduğu görece imkanlar... Brian Clough'ın Nottingham Forest'la yaptıkları ''küçük bütçeli taşra takımının rüyası'' hikayesinin en çarpıcı örneği olsa da Ada Futbolu'nda ilk kez yedi haneli bir bedelle transfer yapan (1979'da Birmingham'dan, finalde Malmö karşısında kupayı getiren golün sahibi Trevor Francis, £1 milyon) ve bir kaleciye dönemin en yüksek transfer ücretini ödeyen (Peter Shilton, £250K) kulüp Nottingham Forest'tı. Bugün £1 milyon sıradan bir oyuncunun yıllık maaşı, ama diğer yanda bir transfer döneminde ortaya £100 milyon'dan fazlasını koyabilen takımlar var. Üç yıldır üst üste elde edilen 6. sırada kalmak için bile takımın önemli parçalarının satılmaması, en azından rakiplere satılmaması gerekiyordu. Geçen sezon takımın ruhu ve kaptanı Gareth Barry ayrıldı, O'neill hesap edilmeyeni yaparak bu boşluğu, geçmişi sağ kanat oyuncusu olan James Milner'la doldurdu. Bir sezon önce Barry'i Villa Park'tan koparan Man City, bir süredir O'neill ile başkalaşan James Milner'a gözünü dikmiş durumda. Kulüp ''satmadan yenilerini alamazsın'' dedi, O'neill en baştan Milner'ın satılmasını istemiyorken oyuncunun ağzından çıkan sözlerle son dayanağını da kaybetti. İmzaların eli kulağında.

Martin O'neill'ın bir avukatı yok. Transfer ve kontrat görüşmelerinde kullandığı bir menajeri de yok. Bu ketum adamın hakkında bilinen pek az şey var, fakat bunlar bile onun başka bir adam olduğunu anlatmaya yetiyor. Görevi yaz başında bırakmış olsaydı belki İngiltere ulusal takımının, belki de Liverpool'un başında olacaktı. Hesap yapmadı, bugün için gerekeni yaptı. Eğer hep daha fazlasını isteseydi 58 yaşına gelmeden elbet zirveye oynayan bir kulüpte iş bulurdu. Futbol tutkusu ve kendine saygısıyla, -en doğru tabirle- bir taşralının, Kuzey İrlanda köylüsünün kadirşinaslığıyla hep özel bir adam oldu, öyle olmaya da devam edecek. Ada dışında başarılı olması zor, yine ülke içinden kendisine uygun bir görev bekleyecektir. Arkasında bir de League Cup Finali bıraktı, umarım yeni takımıyla Mart ayında maç kazanır! Aston Villa içinse bundan sonrası fazlasıyla zor olacak.

Daha Fazlası İçin: Martin O'neill'ı Nasıl Bilirsiniz?

Noat Samisa

10.08.2010

Chelsea 1-3 Man Utd

Chelsea'nin yüksek yaş ortalaması üç kupa hedefinin tereddütle karşılanmasına sebep olurken bugünkü maçın yıldızının Paul Scholes olması pek anlamlı. Ryan Giggs bugün on üçüncü Charity/Community Shield maçına çıktı, 40'ına dayanan Edwin van der Sar yine muhteşem kurtarışlar yaptı. İki hafta takımdan ayrı kalacağı söylenen Carrick'in maça ilk 11'de başlamasıyla Alex Ferguson'un küçük oyunlar oynamaya devam ettiğini gördük, yani United cephesinde değişen bir şey yok. Wayne Rooney geçtiğimiz sezon hedef maçlarda tek santrafor olarak oynarken, bugün ikinci forvet/oyun kurucu gibi oynadı. Başarılı oldu, Valencia'yla birlikte harika bir gol attılar. Malouda geçen sezonun ikinci yarısında Essien'in yerine geçen Ballack'ın boşluğunu sol içte yıldızlaşarak doldurmuştu, fakat bugün Ashley Cole'la birlikte kullandıkları sol kenar otoban oldu. Rooney'nin de zaman zaman sağa girmesiyle oradan bolca pozisyon ve iki gol üretildi. Yeni transfer Chicharito'nun attığı gol biraz komik olsa da Meksikalı forvet oyunda kaldığı sürede sürekli çok hareketliydi.

Ancelotti maça imzası olan baklava orta saha - çift forvet ile başladı. Drogba'nın yokluğunda pek bir şey üretemediler, özellikle devrenin ilk yarısından sonra Rooney'nin ele avuca sığmaz oyununa mağlup oldular. İkinci yarı orta sahayı üçleyip, şampiyonluk yolundaki şablona dönünce Drogba'yla birlikte toparlandılar. Son 15 dakika iyi baskı kurdular, gol de geldi ama son anlarda yedikleri golle 1-3 mağlup olmaktan kurtulamadılar. Essien çok iyi oynadı, Sturridge'e attığı muhteşem derin pas maçın en güzel hareketiydi. Dünya Kupası sonrası sendromunu United'dan daha ağır yaşıyorlar, bu açıdan üst üste beşinci özel maçı da kaybetmeleri büyük sürpriz sayılmamalı.

Maçın en çarpıcı notu Wembley'nin yenilenmiş zemininin maç boyu sorun çıkarmamasıydı. Başta taraftarla takışan Rooney olmak üzere Lampard, ACole ve Terry tribünlerce ıslıklandı, bu ritüel ligin ilk birkaç haftası daha sürecek gibi görünüyor. Şu sıralar Premier League'de yabancılar ve İngiltere ulusal takımında oynamayanlar daha huzurlu.

Maç EPL standartlarına göre temposuzdu. 6'şar oyuncu değişikliği hakkı özellikle ikinci yarıyı iyiden iyiye hazırlık maçı havasına sokunca seyir keyfi azaldı. Tribünler de oyuna konsantre değildi, galiba yalnızca adet yerini buldu. Şampiyonluğun iki büyük adayından Manchester United sezonun ilk maçlarına daha hazır görünüyor.

2010 Community Shield
Manchester United
Noat Samisa

08.08.2010

Bursaspor 0-3 Trabzonspor

Geçen sezonun şampiyonu Bursaspor sahaya taktik açıdan Sivasspor'un gösterdiklerinden fazlasını koyarak kupaya uzanmıştı. Trabzonspor ise Şenol Güneş'le birlikte başkalaşmış, ligin ikinci yarısında sıralamada üzerinde olan takımlara kaybetmemişti. Ayrıca Türkiye Kupası Finali'nde Fenerbahçe'yi taktik üstünlükle mağlup ettikten sonra ligin son haftasında şampiyonu belirlemişlerdi. Bu iki takım ve Kasımpaşa, özellikle sezonun ikinci yarısında ligin taktik açıdan en heyecan verici ekipleriydiler. Bugün de her ne kadar sezon başı olsa da, aşırı sıcaklar futbolcuları çok zorlasa da taktik açıdan iyi maç oldu ve iyiden iyiye ''hedef maç takımı'' olma yoluna giren Trabzonspor çok net bir skorla galibiyete ulaştı.

Çalışmayan Kanatlar: Ozan ve Volkan?

Bursaspor sahaya şampiyon takımın en zayıf halkası Mustafa Keçeli'yi Vederson'la değiştirerek çıktı. En ileride Sercan değil, Turgay tercih edilmişti. Bu seçimden Ertuğrul Sağlam'ın zihninde oluşturduğu maç senaryosunda orta sahayı mutlaka kontrol altında tutma ve rakibi geri itecekleri düşüncelerinin olduğunu çıkarabiliriz. İleride pas yapma imkanı bulacaklardı, Turgay da santrafor oyunuyla oyunun ritmini ayarlamaya yardımcı olacaktı. Volkan ve Ozan önde kazanılan toplarda ani hızlanacaklar, bu sayede kazanılan duran toplar Ali Tandoğan tarafından gole yaklaştırılacaktı. Tıpkı şampiyonluk yolundaki gibi. Maç başında bunu bir kez başardılar, Ömer'in kafasını Serkan çizgiden çıkardı. Bu gol gelse idi Sağlam'ın oyun planı için uygun zemin oluşacaktı, ama henüz ilk 10 dakikada maçın seyri belli oldu.Trabzonspor'un Colman destekli orta sahasına karşı ön alanda kolay top kaybettiler. Bir şekilde boşluk yarattıklarında da Volkan ve Ozan'ın temposuzlukları atakların olgunlaşmasına engel oldu. Bu ikili çok top ezdiler, vücut vücuda mücadelelerde ayakta kalamadılar. Son çizgiyi zorlamak bir kenara yeterince duran top kazanamadılar. Top sürekli Trabzon'da oldukça Turgay pasifize oldu, Bursaspor savunması geri yaslandı.

Ceyhun-Selçuk ve Colman: Asimetrik 4-3-3 ya da 4-2-3-1

Şenol Güneş bundan üç ay kadar önceki kupa finalinde Ceyhun'un yerine Engin Baytar'ı kullanmış, Selçuk'u daha derinde oynatarak Colman'ın orta saha oyuncusu karakterli sol kenar rolünün yarattığı farktan yararlanmıştı. Bugün daha sert bir orta saha kurdu. Ceyhun'u geride kullandı, Battalla'nın faaliyet alanını sıfırladı. Colman ortaya yardım ederek Selçuk'a alanlar açtı, topsuz oyunda Ergic ve Kirita'ya büyük üstünlük kuran bu üçlü toplu oyunda da sürekli oyunun içinde yer aldılar. İkinci bölgede kazanılan topları Alanzinho taşıdı, orta saha-savunma hattı arasına çok çabuk girerek Bursaspor'un hatları arasındaki bağlantıları kopardı ve günü fark yaratan adamı oldu.
İlk golde herhangi bir futbol takımında asla olmaması gereken bir şey oldu, Bursaspor orta sahası savunmasının içine girdi. Ceyhun önündeki boşluğu şutla kullandı, kaleciden dönen topu Teofilo tamamladı. Ceyhun'un şut becerisi golün ana etkeni olsa da Bursaspor'un yerleşiminin dağılması Trabzonspor'un kadro seçimi ve oyun planıyla alakalıydı. Ceyhun'a bir boşluk yaratıldı ve bu boş alan bir orta saha oyuncusu tarafından iyi bir şutla değerlendirildi. İkinci golde yine Alanzinho topla katederek Bursaspor orta sahasını aştı. Önde yakalanan Vederson'un boşluğunu görerek sağ kenara çapraz koşu yapan Teofilo'yu farkeden Selçuk adrese teslim, enfes bir pas attı ve Teofilo'nun güzel gol vuruşuyla bu gol tamamlandı. Üçüncü gol de belli ki çalışılmış bir korner organizasyonuydu. Henüz Egemen ön direğe hareketlenmeden Teofilo arka direğe koştu ve yine tek vuruşta gole ulaştı.

Selçuk ve Ceyhun hücumda alan bulduklarında gol tehdidi olan orta saha oyuncuları. Ceyhun pek çok yetisi zayıf bir oyuncu olsa da fiziği ve şut becerisiyle fark yaratmayı başarıyor. Savunma önünde kullanıldığına çok daha efektif oynuyor, imkanını bulduğunda mesafe tanımaksızın çerçeveyi bularak takımına ek skor opsiyonu yaratıyor. Selçuk ise benim yıllardır çok beğendiğim, hem çift merkez orta saha içerisinde, hem de üçlü orta sahada sağ-sol iç oynayabileceğini düşündüğüm özel bir yerli oyuncu. Arkasında biri varken çok daha etkili oluyor, eğer Engin ya da Colman topla katetme becerilerini kullanmak adına orta sahada tercih edilmedilerse Selçuk'tan en iyi şekilde yararlanmak için en uygun düzen Ceyhun-Selçuk orta sahası. Bugün bu ikilinin ekstra vasıflarını kullanabilecekleri ortam oluştu, bu ortamı kendileri hazırladılar. Nispeten çok yönlü oyuncular sahaya yine bir fazlasını koydular.

Umut, Teofilo ve Jaja

Bugünün futbolunda hiçbir takım gol atarak maç kazanamaz. Maçı kazandıracak ve golü yaratacak koşulları oluşturmak, koskoca 90 dakikaya sahip olan bu oyunda golden daha önemli. Bugün savunma kalitesinin arttığından dem vurulsa da asıl yukarı ivmelenen kazanma planları oldu. Bunun içerisinde epey uç atak planları da var. Teofilo şu ana kadar pivot oyunu ve muhteşem gol vuruşlarından fazlasını bize göstermedi. Uyum sürecinin hala devam ettiğini varsayarsak kesin konuşmuyorum, ama bugünkü üç gol atmış Teofilo dahi standart bir maçta takıma toplam katkı noktasında Umut'un gerisinde kalabilir. Kolombiyalı santrafor bugün gole kadar vasat bir oyun oynadı, statik oyunu nedeniyle Alanzinho'nun koşu kulvarlarını genişletemedi. Trabzonspor'un orta sahaya hakim olması sayesinde kendisi için gerekli boşlukları buldu ve üç güzel gol attı. Jaja biraz daha fazla gezen, daha hareketli bir oyuncu ve fiziği sayesinde pivot oyununu da rahatlıkla oynayabiliyor. Bu açıdan bakıldığında Teo'nun bugünkü performansına rağmen Jaja transferi gerekliydi. Bu üç oyuncuyla her şablona ve her oyun planına uygun çok iyi bir rotasyon oluşturuldu.

*****

Trabzonspor bu orta sahasıyla Liverpool'a pekala kafa tutabilir. Şenol Güneş'in hedef maç taktisyenliği de bugün görünene eklenirse Roy Hodgson'ın fazla mesai yapması Liverpool'un yararına olacaktır. Sol bekte Cale'den fazlasına ihtiyaç var, fakat bu saatten sonra oraya bir takviye yapılması zor. Bir yabancı stoper daha olsa hiç fena olmaz, ama Şenol Hoca elde Egemen ve Giray varken mutlaka bu yerli oyuncuları kullanmak isteyecektir. Bugün sakatlığı nedeniyle oynayamayan Engin bir başka önemli silah, keza Yattara da öyle. Birkaç transferle çok daha iyi bir takım olunabilirdi, ama bu takım da Şenol Güneş'le birlikte yapabileceğinin maksimumunu kovalayacaktır. Bu sezon da Şenol Güneş'in Trabzonspor'unu izlemek büyük keyif olacak.

Bursaspor'un telaşlanmasına gerek yok, karşılarında bugün için fazlasıyla iyi bir rakip vardı. Orta sahayı kaybettiklerinde düştükleri durumu gördüler, Ertuğrul Hoca'nın bunun üzerinde biraz uğraşması gerek. Üçlü orta saha alternatiflerini deneyebilir, özellikle de CL deplasmanları için. Hüseyin'in dönüşü sonrası Ergic'i öne atarak Bekir ya da Kirita'yla arkada bir yeni ikili oluşturulabilir. Ozan ve Volkan geçen sezon başında sezonu bitirdikleri noktada değildiler, bugün kötü olsalar da onların durumuna ilişkin değerlendirmelerde farkı yaratanın çokça değişen algı olduğu kanaatindeyim. Stepanov savunma tandeminde İbrahim'in yerini alacak, kenarlar çalışmaya başlayacak ve Steinert, Nunez, İnsua gibi oyuncularının kadroya kattıkları esneklikle Bursaspor daha ''tahmin edilemez'' bir takım olacak. Şampiyonluk sonrası cepten yeme hakları var.

Fotograf: TFF.org
Türkiye Süper Kupa 2010
Trabzonspor
Noat Samisa

08.08.2010

Community Shield 2010

Bu hafta Süper Kupa'lar haftası. Bu statünün İngiltere'deki adı olan Community Shield her sene olduğu Pazar günü Ada'nın futbol saatinde oynayacak. Geçtiğimiz sezonun Community Shield sahibi ve çifte kupalı şampiyonu Chelsea, lig ikincisi Man Utd ile tıpkı geçen sezon başında olduğu gibi Wembley'de karşılaşıyor. Kaç kez yenilendiği bilinmeyen Wembley zemini bu sefer sentetik çim karıştırılarak denenecek. League Cup finalinde kötü zemin kaynaklı bir sakatlık geçiren Michael Owen iyileşti, yarın sakatlık sonrası ilk resmi maçına yine Wembley'de çıkacak. Rooney oynayacak, ama tam hazır değil. Carrick, Anderson, Evra ve Ferdinand tribünde oturacak diğer isimler. Chelsea'de Ancelotti ilk 11'i açıkladı. Drogba kenarda oturacak. Cech, Bosingwa ve Alex'in sakatlıklarının sürdüğü durumda sahaya (Hilario; Ferreira, Ivanovic, Terry, Cole; Essien, Lampard, Mikel, Malouda; Kalou, Anelka) ilk 11'i ile çıkacak. Şablon sezonu bitiren 4.3.3 mü, yoksa Ancelotti baklavası mı; henüz belli değil.

Deco, Ballack, Belletti ve Joe Cole'un takımdan ayrılmasıyla Chelsea orta sahasında alternatif sıkıntısı oluştu. Yossi Benayoun forvet arkası için yedeklendi. Essien'in dönüşüyle Ballack'ın geçen sezon sahip olduğu defansif ağırlıklı orta saha rolü dolduruldu. Benfica'nın çok yönlü orta saha oyuncusu Ramires için £18 milyon ödediler. Kia Joorabchian adı bu transferde de ortaya çıkınca Benfica'nın malum şahısla anlaşarak oyuncunun bonservisinin tamamını devretmesini bekliyorlar. Hesaplar geçen sene üzerinden yapılıyor ve bu sezon CL'yi de istiyorlar. Bu kadronun üç kulvarda kupaya oynaması Abramovich'in hayali, ama rasyonel bir hedef değil. Chelsea'nin bu sezon yaşlı kadroyu yenilemesi bekleniyordu, ertelediler. Yalnızca gidenlerin yeri dolduruldu, bir de Essien yeni transfer sayılabilir. Man Utd ise geçen sezonki eksiklerini gidermeye çalıştı. Uzun süre Ferdinand ve Vidic'ten yoksun kalmışlardı, artık bir yeni stoper Chris Smalling var. Tevez'in boşluğunu dolduramamışlar, ekstra bir skorer bulamamışlardı; bu yaz Javier Hernandez'i transfer ettiler.

Chelsea son dört hazırlık maçını da kaybetti, Ferguson sakat ve yorgun dönen futbolcularını gördükten sonra ''Dünya Kupası sefildi'' dedi. Dünya Kupası sonrası sendromunu taşıyan bu iki takıma fırsat verilse bu maçı oynamak istemezler. İkisi de hiç hazır değil, ikisi de çok eksik ve hocalar bu maçı pek önemsemiyorlar. Yine de sahadaki futbolcuların kazanma isteğine güvenmek lazım.

Community Shield 2010
08.08.2010 - Wembley - TSİ 17:00 - Ntvspor
Chelsea - Manchester United
Noat Samisa

07.08.2010

Fabregas'ın Kararı

Hem Barcelona hem de Arsenal bir gerçeğin farkında: Başka Fabregas yok. Artık adları birleşik yazılan Xaviniesta'dan önümüzdeki yıllarda bir tane daha üretmenin, bulmanın kolay olmadığını Guardiola gibi Wenger de çok iyi biliyor. Ada'nın Barcelona'sı olmak adına bu sezon birkaç yeni adım daha atan Arsenal için Fabregas'ın kaybı düşüncesi dahi kabus gibiydi. Bir fiyat koymadılar, düne kadar Fabregas'ın ağzından çıkacak bir cümleye bakıyorlardı. Fabregas bu süreçte zorla da olsa Barcelona forması giydi, Messi'yi geçtim İspanya ulusal takımındaki Barcelona grubu sürekli bu konuyu mikrofonlara taşıdılar. Barcelona dört koldan saldırıyor, Arsenal ise yalnızca masaya konulan parayı reddediyordu. Eğer Fabregas ''tamam'' deseydi ne olursa olsun Fabregas bu sezon Katalunya'ya geri dönecekti, çünkü Arsenal'in Barcelona'nın maddi gücüne karşı koyma şansı yoktu. Seçimi oyuncu yaptı, artık kıdemlisi olduğu bu yeni oyuncu grubuyla bir şeyler kazanmadan gitmek istemedi. Bunu da karşı tarafa ''Arsenal'in kararına saygı duyuyorum'' cümlesiyle açıkladı. Arsenal kalmasını istedi, Fabregas zaten bir Barcelona'lıydı ve şu anda üç taraf da birbiri hakkında iyi düşünmeye devam ediyor. Önümüzdeki yaz ne olur bilinmez.

Arsenal'in yaz dönemi transferleri yine radikal değişim vaadinden uzak. Yine orta sahaya takviye yapılmadı, yine yaşı 30'u aşmış oyuncular takımdan uzaklaştırıldı. Vermaelen'in yeni partneri, tıpkı Vermaelen gibi topla münasebet yetileri iyi olan Laurent Koscielny oldu ve Arsenal'de topsuz oyunu, toplu oyunundan daha iyi olan bir oyuncu kalmadı. Gallas, Senderos ve Campbell ile yollar ayrılması sonrası stoper alternatifi olarak elde yalnızca Djourou var. Buraya bir alternatif oyuncu daha transfer edilecektir, keza kale de hala Almunia'nın tüm sezonu fit geçirmesine duacı. Toplama bakıldığında ise geçen sezonlarda Arsenal için ne söyleniyorsa hepsi bu sezon başlangıcında da geçerli. Wenger'in dayanağı ise futbol oynama biçimlerini bizzat şekillendirdiği bu oyuncu topluluğunun artık yeterli tecrübeye ulaşmış olması. Geçen sezon Man Utd ve Chelsea'ye karşı oynadıkları 4 maçın 4'ünü de kaybetmişlerdi, bu sezon bu durumun değişeceğine dair net bir emare yok. Lakin düzelmesi beklenen esas sorun, dar kadronun sezonun devamında deplasmanlarda sürekli puan kaybetmesi. Artık takımın üç hazır santraforu var. Nasri, Fabregas, Arshavin, Rosicky yarıtıcı dörtlüsüne artık Jack Wilshere da eklendi. Kadrosunu derinleştiren Arsenal'in geçen sezonki performansı dikkate alınırsa eğer, zirve iddiası bu kez daha ciddi görünüyor.

Noat Samisa

07.08.2010

Beşiktaş 3-0 Viktoria Plzen

Bugün Beşiktaş'ta iki şey konuşuldu. Biri futbol, diğeri de her geçen gün aşırıyı aşan sıcaklar. Maç günü Köyiçi'nde sadece futbol konuşuluyorsa bu bile yakın zamana göz önüne alındığında çok büyük aşamadır. Beşiktaş dediğimde benim aklıma formadan, stadyumdan fazlası geliyor ve bu bütünün hiçbir parçası birbirinden ayrılamıyor. Sahada ne oluyor-bitiyor'dan çok sokaklarda ne oluyor, bunlar tribüne nasıl yansıyor bugün daha önemli. Zaman içerisinde takım kazandıkça tribünü, sokağı yanına çekecektir; ama bugünlerde tribün takımı yanına almaya çalışıyor. Quaresma ve Guti transferlerinin getirdiği hava gerçekten bambaşka. Bugün İnönü Stadı'nda bolca yabancı turist de vardı, sanıyorum ki bu akşam başka bir yerde daha fazla eğlenemezlerdi.

Beşiktaş'ın ilk iki maçta kazananı bozmayıp, üçüncü maçta görülen yeni kazanma yolunu takip eden çok iyi bir hocası var. Aksi bir adam, geçmişi sayısız ilginçliklerle dolu ama asla takıntılı değil. Bu akşam kadroyu öğrenene kadar tur için ''acaba'' diyordum, ama Necip'in sahada olacağını öğrenince epey rahatladım. İlk yarım saat takım beklentilerimin dışında sorunlar yaşasa da Schuster'in aklındaki ''kazanma'' düşüncesine şahit olmak bugün için yeterliydi. Skor da yeterli olunca sorun kalmadı, henüz yolun başında olan bu takım ilk sınavdan çaktıktan sonra bütünlemeden alnının akıyla çıktı ve umut verici birtakım değişim emareleriyle lige giriyor. Bugün de görülen sorunların çözülmesi ve tolere edilmesi için ise eğer kadro planlamasında son anda bir rezalet yaşanmazsa yalnızca zamana ihtiyaç var.Beşiktaş maça Viktoria Plzen maçının ikinci yarısındaki 4.3.3 ile başladı. Rakip ise ileride tek santrafor, arkasında Horvath ile ilk maçtaki oyununu oynamak istiyordu. Orta sahada rahat olamayınca maç başında kolayca geri itildiler, ama dakikalar ilerledikçe özellikle soldan epey iyi geldiler. İlk yarım saat Viktoria Plzen hücumda çok daha aktif göründü. Beşiktaş ise orta sahada pas trafiğini kuramadı, top rakip sahada kalamdıkça savunma ileri çıkamadı. Bunda en büyük pay ilk yarı sürekli topu ezen Quaresma'nın arkasında oluşan devasa boşluk ve Erhan'ın yetersiz oyunuydu. Quaresma sağ kenarda top aldığında Erhan'ın ataklara katılması intihar gibi, sıklıkla birebirde zar atan Quaresma'nın solda daha verimli oynamasının en önemli sebebi bu. Erhan-Zapo ikilisinin topla münasebet yetileri de epey zayıf kalınca bir de üzerine atak başlangıcında sağ bek bölgesinde kaptırılan toplar ve Zapo'nun telaşlı uzun toplarının duvara çarpıp geri dönmesi eklendi. Maç 31. dakikada değişti, takımın başka bir şey yapmaya ihtiyacı varken imdada bir ekstra çaba yetişti.

Bobo'nun geçen seneki takımda bu akşamki presi yapmasını beklemek anlamsızdı. Geçen sene bugün pasın kötü olduğunu sezerek gittiği yerden en az 30 metre geride pozisyon alması gerekiyordu, ama buna rağmen mesela Man Utd deplasmanında 10 km'yi aşmıştı. İmkanını bulduğunda baskıyı yaptı ve takıma bir fazla oyuncu kazandırdı. Sonrasında Beşiktaş oyuna hakim oldu, pas yapmaya başladı. Güzel paslaşmaların sonunda Delgado'nun pasıyla hareketlenen Quaresma boşluğu buldu, harika bitirdi. Ardından Delgado-Necip-Bobo üçgeni dar alanda muhteşem işler yaptılar, gol çıkmadı. Devre biterken konuk takım yine soldan geldi. Sol iç koridora girdiler, Necip'in pozisyon hatasından yararlanarak net bir gol şansı buldular ama top biraz da şansla ilk maçın kahramanı Hakan'da kaldı. İkinci yarının henüz başlarında rakip 9 kişi kalınca oyun koptu, sonrasını keyifle izledik.
(Takımın dizilişini daha somut şekilde ortaya koymak adına maçtan biri fotograf. Bu kare çekildiği sırada top kaleci Hakan'da. Sarılar ileri üçlü, beyazlar üçlü orta saha ve Üzülmez savunma dörtlüsünden kadraja giren tek isim. Ernst'ten bu rolde geçen yılki performansı beklemek doğru değil, Schuster çok daha basit oynamasını istiyor. Artık rakip kale önünde şut kovalamayacak, daha derinde pozisyon alarak bolca top kazanıp en uygun şekilde atakları yönlendirecek.)

Bugün sahada benim aylar önce yaptığım önerinin bir yansıması göründü. Fikir gayet basitti, üç yıldır eğrisi doğrusuna denk düşer şekilde takip edilen ''sorunlara çözümler, yeni sorunlar ve yeni çözümler'' yolundan sapılmaması gerektiğini düşünüyordum. Bugün geçen seneki takımın orta üçlüsünde Tello'nun yerine Delgado yazıldı, Holosko ters kanatta oynadı ve Quaresma eklentisi Beşiktaş'ın hücumdaki sorunlarına dair epey vaatkar bir çözüm önerisiydi. Net bir ölçü koyamıyoruz tabii, ama aslolan tüm kararların bu fikre yaslanmasıdır. Fakat takımın geçen sene güçlü olan savunmasına baktığımızda karşımıza bambaşka bir şey çıkıyor. Geçen sene yetersiz görülerek kiralanan Erhan, geçen sene Sivok'a tercih edilen Zapo, yerine (stoper) son iki sezonda üç yeni yabancı transfer edilen Toraman ve arkasında çok önemli bir genç rakibi olan emektar Üzülmez. Takım ön tarafta geçen yılın sorunlarını çözerken arkası kısa sürede dağılmış durumda. Zapo ve Erhan geriden hiç top çıkaramıyorlar, özellikle Erhan'ın bu konuda sıkıntılı olması büyük zaaf. Ferrari'ye dair hala fazlasıyla soru işareti varken ben ısrarla bir yabancı stoper transferi öneriyorum.
Necip Uysal'ın bu akşamki oyunu yine fazlasıyla etkileyiciydi. Açıkçası benim kendisinden yakın zamana kadar hiçbir beklentim yoktu. Oynadığı mevkide standart iş yapsa Beşiktaş'a iyi bir rotasyon oyuncusu kazandıranlara teşekkür ederdim. Ama Necip her maç bir fazlasını yapıyor. Ben bu akşamki oyununa şaşırdığımı ve fazlasıyla ümitlendiğimi itiraf etmeliyim. Bundan birkaç önce Necip'in düzenli forma bulması bir hayaldi, ama bu akşamki oyunuyla Fink'in bir adım önünde. Tabii orta sahadaki alternatiflerin azaltılmasına yönelik politikalara katı muhalefetim devam ediyor. Necip'in (yukarıdaki görselde dikkat çekilen de aynı pozisyon) şu videonun 80. saniyesinde görünen pozisyon ve benzerlerinde ayakta kalması ve bu sayede seken topta rakibe boş alan bırakmaması gerekiyor. Şu yaptığı doğru kademe değil, zamanla bu tür durumlarda doğru kararı verdikçe çok daha iyi bir oyuncu olacak.

Delgado'nun yanlışlarıyla-doğrularıyla Schuster'in gözüne girdiğini düşünüyorum. Onu Guti'nin alternatifi olarak düşünecektir, bu da Delgado'ya sezon boyunca 20 maçtan fazla forma şansı getirir. Tabata'yla yollar ayrılmalı, yolu açık olsun. Sivok ilk donan oldu, diğer giden de Tabata olursa takım 10'u buluyor. Bana göre stoper, yönetime göre bir başkasının transferi için biri daha gidecek. Holosko cephesinde attığı harika gol haricinde değişen fazla bir şey yok. Önemli bir taktik oyuncu olma vasfını sürdürüyor, takım 4.3.3 üzerinden devam ettikçe ara ara forma bulsa bile sezon toplamı 10 golü aşacaktır. Schuster için yine zor karar, eğer Holosko'nun son sezonunda geriye gittiğini bilse belki fikirleri değişebilir. Hocanın Bobo'dan ve Ernst'ten memnun olduğunu, öte yandan Guti'yle Quaresma'nın özgürlüğünün sınırları çizmeyi düşündüğünü sanıyorum. Sivok'un sakatlığı ve bugün Toraman'dan gelen kötü haber Ferrari ve Zapo'nun takımda kalmasını mutlak gerekli kılıyor. Garip ama forma şansı bulduğunda en zayıf görüntü veren yeni transfer Hilbert oldu. Şu sıkışık zamanda yanlış yapılmama ihtimali yok, ama bari en az hasarla atlatılsın. Fink kaldığı takdirde takımın stoperdeki alternatif eksikliği hariç büyük sorunu görünmüyor.

Bugün sahada etkileyici ya da en genel tabiriyle iyi bir Beşiktaş yoktu. Sezon başında umut veren, kazanma yolunu takip eden bir Beşiktaş vardı. Farklılıkları belirgin, gelişim sağlandıkça daha iyi olacağının sinyalini veren bir takım vardı. Günler ilerledikçe takım oyununda gelişim sağlanacak, pas alışverişlerinde akıcılık artacaktır. Tek ihtiyaç biraz zaman ve şu günlerde aceleyle karar vermemektir. Tüm bunlar da bu akşam için yeterince memnun olma sebebidir.

Beşiktaş 3-0 Viktoria Plzen
Noat Samisa

06.08.2010