Rangers 1-0 Bursaspor

İlk maçtaki ağır mağlubiyetin ardından Glasgow'a umutla gidilmişti. Ibrox atmosfer olarak Bursaspor'lu oyuncuların neredeyse tamamının benzerine şahit olmaıdğı bir yerdi, fakat doğru odaklanma ile yalnızca oynayacakları oyuna yoğunlaşabilirlerdi. Fakat dün akşam için bu da yeterli değildi. Zamanında Alex Ferguson'un yan koltuğunun sahibi olan Walter Smith yine yaptı yapacağını, ilk Rangers döneminde üst üste şampiyonluklar kazandığı 3.5.2 / 5.3.2 ile çıkardı takımı sahaya. Old Trafford'dan alınan 1 puan iştah kabartmış, Bursaspor'un oyunu iyi etüt edilmişti.

Valencia karşısında ortaya konulan futbolun kenar yönetim kaynaklı sebepleri vardı. Bursaspor sözümona tecrübeli de olsa, bugün genele ilişkin söylenenler tamamen maç üzerinde etkili olsa bile ileride Nunez - Insua ikilisiyle Valencia'ya karşı denk bir oyun oynanması imkansızdı. Bursaspor anlayış bazında en iyi bildiğinden şaşmamalı ve saha içi tercihlerini buna göre yapmalıydı. Aksi başarı yoluna ihanetti. Ertuğrul Sağlam, ilk maçtaki planları boşa gidince ikinci maçta mutlaka bir şeyleri değiştirecekti. Sözkonusu yazıda geçenler dikkate alınırsa aynı şeyleri düşünmüştük, hatta hoca oyunun devamında bir fazlasını koydu sahaya. Lakin kendi sahasında değilmiş, kazanmak zorunda değilmiş gibi proaktif bir oyun oynamayan, aksine rakibe önlem alarak derinde bekleyen, hatta David Weir'i sarkık libero olarak oynatan bir Rangers vardı sahada. Bursaspor'a karşı ''Bursaspor anlayışı'' ile sahaya çıkmışlardı. Maç boyu 6 kişiyle kendi yarı sahalarında beklediler. Duran topları ve gaflet anlarını kovaladılar. Hücum opsiyonları Bursaspor kadar bile çeşitli değildi.
Ivan Ergic sakatlanınca Ertuğrul Sağlam oyuna Insua'yı aldı. İlk maçta etkili olamamasına sebep olan ortam, (bireysel formsuzluk ya da etkisizliğinden bağımsız olarak) bu maçta tam tersiydi. Oyunda kaldığı sürece çok fazla topla buluştu, nispeten etkin bir oyun oynadı. Ozan çok mücadele etse de Vederson'la kenar ataklarında kurduğu etkileşim yeterli değildi. Keza Volkan-Ali ikilisi de rakibin dizilişinden kaynaklı kenar zaafını oyunu hızlandırarak değerlendiremediler. Rangers'ın golünde Ömer Erdoğan topu taca bıraksa belki de hiç sorun olmayacaktı. Top toplayıcı çocuk yardım etti, dengesi bozulan Bursaspor savunmasında Ali'yle eşleşen Naismith golü yaptı. Sonrasında Rangers'ın rakip kale önünde Bursaspor kadar etkin olduğunu söylemek zor. Geri kalan bölümde Bursaspor topa daha çok sahip olan taraftı, fakat üçüncü bölgede üretkenlik olmayınca, Rangers kalesini iyi savununca ve duran toplarda sorun yaşanmayınca 1-0'a razı olundu. Yine de es geçilen bir net penaltı var, orada düdük gelse maçın seyri bambaşka olabilirdi.

Sonuç: ''Futbolda her şey rakibin varlığıyla çetrefilleşir.''

Bursaspor ikinci CL maçında da yalnızca kendi oyunu üzerinden bir maç senaryosu çizmeye çalıştı. Valencia'nın kapasitesi biliniyordu, buna rağmen takımın daha önce hiç başarılı olamadığı hakim oyun oynanmaya çalışılmış, galibiyet ya da puan imkanı en baştan çöpe atılmıştı. Dün ise Rangers'ın kurduğu tuzağa düşüldü, en iyi bildikleri oyun da kendilerininkine benzeyen oyuna karşı fayda etmedi. Oyunun devamında kenarlar çalışmadıkça oyun tıkandı, Rangers'ın güçlü ve üçlü orta sahası geçit vermedi.

Man Utd maçları için sezon başındaki Trabzonspor Super Kupa maçında yaptığım öneriyi tekrarlıyorum: Hüseyin - Svensson orta sahası önünde Ergiç ve ileride şeytan üçlüsü. Ertuğrul Sağlam bunu daha önce Beşiktaş ve Galatasaray deplasmanlarından denedi. Kaybetmedi. Rakip Man Utd iken iki maçtan alınacak 1 puan dahi büyük başarıdır, fakat bu Bursaspor kolay kolay teslim olmayacaktır.

Rangers 1-0 Bursaspor
Noat Samisa

30.09.2010

Cüneyt Çakır'ın Sınavı

Mehmet Demirkol geçtiğimiz günkü Analar Hep Hagi Doğursun başlıklı yazısında futbol ortamımızın portresini çizdi. Mehmet Topal'ın Valencia macerası saha içi gerçeklerle tartışılabilir, fakat yazının genelinin işaret ettiği bir gerçek, burada bir anafikir var. Sorun, bu memleketin sorunudur. Hakemlikteki adaleti artırmak istiyorsanız, önce bu memleketin hukuk sisteminin adaletini artırmanız gerekli. ''Arkandanyım Kuddusi'ler'' yerine, arkasında federasyonun, devletin ve mahkemenin duracağını bilen hakemler gerekli. Daha doğrusu bunu sağlayabilen bir ülke gerekli. Yoksa isimler sürekli değişir. Bir gün gelir X istenmez, onun yerini dolduran Y aynı süreçlerden geçtiğinden gün gelir o da istenmez. Yerine gelen Z'nin de akıbeti bellidir ve yeniden A göreve gelir. Sonuç kaçınılmazdır, kısırdöngü bir kez daha başa sarar. Hakemlerin tümünün vasıfsız, yetersiz ve aptal olabileceğini düşünmek, toplumun tümüne aynı yaftayı yapıştırmakla eşdeğerdir. Bu kolaycılığa kaçmak istiyorsanız buyrun, seçim sizin.

Cüneyt Çakır ve ekibi, dün akşam kusursuza yakın bir yönetim gösterdi. Üstelik -Mehmet Demirkol'un bahsettiği gibi- sahadaki takımlardan biri Barcelona'ydı. Ujfalusi'nin insanlık dışı müdahalesinden ucuz kurtulan Messi sahadaydı. Yer Tataristan'dı, Asya'nın kuzeyi sayılırdı ve sahada bir Türk, Gökdeniz Karadeniz vardı. Verilen iki penaltıda da darbe ve yorum var. Her iki pozisyonda da asistan hakemle tam görüş açısını yakalıyorlardı ve göz kontakları vardı. Bu iki kararın da notunu etkileyeceğini sanmıyorum, hatta artı dahi yazılabilir. Gösterdiği sarı kartlara anlık reaksiyonlar hariç itiraz dahi olmadı. İki kez nefis avantaj uygulattı, birinde sonucu kötü olunca başa dönerek faulü verdi. Geçen sezonki Fulham-Hamburg maçı da böyleydi, tıpkı diğer Avrupa Kupası maçları gibi. Premier Development kategorisinin en düşük puanlı hakemi Cüneyt Çakır, bu noktaya federasyonun büyük katkılarıyla geldi. Bu maçtan çıkacak muhtemel iyi puanla yolu açık görünüyor. 2012 olmasa bile 2014'e kadar Elite kategoriye çıkarak DK 2014 aday adayı hakemler listesine girebilir.

Futbolun sorunları, bu ülkenin tüm sorunlarının damıtılmış halidir. Futbolda devrim, sadece futbolla olmaz. Futbolu oynayan ve yönetenleri eleştirecekseniz, sadece saha içine ve etrafına bakmanız yeterli değil. Saha içi çokça izoledir, futbolun en güzel hali yeşil çim üzerinde görünendir. Futbol halkın oyunu, futbolun sorunları bu halkın sorunlarıdır.

Cüneyt Çakır, Bahattin Duran, Tarık Ongun, Fırat Aydınus, Tolga Özkalfa ve Süleyman Abay'a tebrikler...

Rubin Kazan 1-1 Barcelona

UEFA Referee Convention
Asistan Hakem
Avrupa'da Türk Hakemi Var
Gol Çizgisi Teknolojisi

Noat Samisa

30.09.2010

Rubin Kazan 1-1 Barcelona

Zamanın en iyi takımı Barcelona, geçen sezon CL yarı finalinde Inter'e kaybedince yaz transfer döneminde iki önemli transfer hamlesi yaptı. İlki hücuma işlerlik kazandıramayan İbrahimoviç'in yerine David Villa gibi bir ideal santraforun transferiydi. İkincisi ise takımdaki yaratıcılığı artırmak adına Fabregas'ın transferi teşebbüsüydü. Olmadı, daha farklı bir fikrin ürünü olarak Mascherano transfer edildi ve henüz sezon başında, daha önceleri sistem içi bir esneklik olarak görülen üçlü savunma geçişleri, çok daha radikal şekilde uygulanmaya başlandı. Bu sayede Barcelona oyunu çok daha ön alanda oynayacak ve kontra ataklarda geride daha sağlam, yerleşik halde duracaktı. Bugün Mascherano henüz maçın ilk dakikasında Pique ve Puyol'un arasına girdi, oyunda kaldığı bölümde ön alana buradan katıldı. Bekler orta sahanın bir parçası gibi davrandılar, Iniesta sol kenarda görünmesine rağmen sürekli Xavi'ye yakın oynadı. David Villa ise santrafor görünmesine rağmen Rubin savunmasının kalabalığında top alamadıkça sürekli sola kaçtı. Maç boyu 3-4-3 oynadılar ve karşılarındaki rakip de tam olarak kendini rakibe göre konumlandırınca ortaya taktik açıdan şaheser niteliğinde bir maç çıktı.
Kurban Berdiyev'in takımı maça 4.4.1.1 görüntüsüyle başladı. Fakat henüz 5 dakika geçmeden bekler stoperlere, stoperler adam markajlarıyla öne - geriye hareket eden liberolara dönüştüler. Kenar adamlarıysa maç boyu Barcelona'nın beklerini kontrol ettiler. Rubin'in saha yerleşimi adeta 6-2-2 idi, bu duruma maç içinde rakibin oyununu dikkate alarak uyguladılar. Önde kazandıkları topları Gökdeniz ya da Kornilenko'yla buluşturup katil ataklar planladılar. Başarılı da oldular. Özellikle sağ stoper Pique'nin topla çıktığı ataklarda kaptırılan toplar, sol bek gibi oynayan Kaleshin'e atağa katılma fırsatı verdi. Noboa ve Murawski'nin müthiş disiplinli alan kapatma gayreti topların kazanılmasını, Gökdeniz topların taşınmasını, Kaleshin de ataklara genişlik kazandırılmasını sağladı.

Maçın 12. dakikasında önde kaptırılan bir topta Villa bir boşluk buldu, Pedro'yu kaçırdı. Rubin'in ilk hatasında gole yaklaşan Barça'da Pedro'nun direkten dönen topu maçın kırılma anıydı. Bu dakikadan sonra devre boyunca duran toplar harici Barcelona'ya pozisyon vermediler. Kaleshin üzerinden genişlettikleri kontra ataklardan birinde Pique'nin açtığı boşluğu doldurmaya çalışan Mascherano'nun hareketi penaltıyla sonuçlandı. Dakikalar 30'u gösterdiğinde Noboa'nın penaltı golü tabelada 1-0 Rubin Kazan üstünlüğünü işaret ediyordu. Sonraki yarım saat oyun benzer şekilde ilerledi. Fakat ikinci yarım saatin sonunda bir kontrada Kornilenko geride beklemek yerine kaleci Valdes'e baskı yaptı. Valdes'in kötü pasında topa sahip olan Murawski önündeki boşluğu değerlendirmek istedi, belki de maçın o dakikasına kadar ilk kez rakip yarı saha ortasına kadar gelebilmişti. Topu kaybetti, orta sahayı çabuk geçen Barcelona ikinci kez bu kadar geniş alan buldu. Oyunu hızlandırıp penaltı kazandılar. Villa'nın golüyle skor 1-1 oldu ve bu dakikadan sonra Berdiyev kontrollü şekilde riskler aldı. Messi'nin de oyuna girmesiyle etkinliği artan Barcelona'ya karşı katı ve derin savunmayı sabit tutarken, ön alandaki oyuncularından yorulanları tazeleriyle değiştirdi. Kalesinde daha çok pozisyon gördü, ama 87. dakikada muhteşem bir kontra atak seti oynamayı da başardılar. Top 6 kişinin ayağına değdi, sonunda altıpasın çaprazında Martins'in kafasını buldu. Bu top direkten döndü, maç 1-1 bitti. İki takım da sahadan mutsuz ayrılmadı.
Sonuç: Barcelona'ya Başkaldıran Adam

Proaktif pas futbolu (possession football ya da tiki-taka) nasıl mağlup edilir? Bu soru daha önce birkaç kez ayrıntılı şekilde cevaplanmıştı. Chelsea, İsviçre ulusal takımı, Inter... ortak özellik derinde beklemek, savunma önünü iyi kapatıp, rakibin kenardan hızlanmasına ve alanı genişletmesine izin vermemekti. Bugün bu fikirlerin tamamını bünyesinde barındıran ve hepsini radikal biçimde uygulayan, bunun üzerine bilinçli hücum planları ekleyen bir Rubin Kazan gördük. Kurban Berdiyev'in futbol aklı kesinlikle başka türlü çalışıyor. Daha önce Zenit'e karşı zayıf takımına oynattığı oyun dahi heyecan vericiydi, yapılan takviyeler sonrası hem ligde toparlandılar, hem de bugün Barcelona'ya başkaldırdılar. Üç maçtır Barcelona'ya kaybetmeyen tek takım Rubin Kazan, tek hoca Kurban Berdiyev. Gösterikleri müthiş özveri takdiri hak ediyor.

Barcelona geçen sezonun ardından Inter ve Chelsea gibi takımlara çözüm olarak yaratıcılığı daha da artırmaya çalıştı. Pas trafiği alan açmaya yetmediğinde, final pası yetisi yüksek Fabregas'ın tahmin edilemez işlerine yaslanmayı planlıyorlardı. Bu transfer olmadı, ellerinde Fabregas'la da deneyecekleri bir yeni taktik vardı. Önce Busquets'i, bu akşam da Mascherano'yu yeni nesil santra-haf olarak kullandılar. Beklerin kanat oyuncusu rolüne Rubin cevap verdi, 6'lı savunmayla beklerin etkinliğini sıfırladılar. Villa da merkezdeki kalabalıkta top alamadıkça (tıpkı DK 2010'daki son iki maçta olduğu gibi) sürekli sola kaçtı. Merkeze kenarlardan girmeye çalıştılar, ama Messi oyunda değilken üretken olamadılar. Rakibin bir anlık gafletinden yararlanıp, o dakikaya kadar ikinci kez buldukları geniş alanı kullandılar. Son yarım saatte Messi hem alan açtı, hem de tahmin edilemez yaratıcılığıyla ekstra işler yaptı.

Barcelona aynı oyunu oynamaya, daha iyi olmaya çalışmaya devam edecek. Onlar yeryüzünün kesinlikle en iyi takımı. Fakat bundan sonra sürekli kazanmaları, kendi verecekleri kararlara bağlı. İspanya ulusal takımı gibi kanatsız, oyunu merkeze kilitler halde, tıpkı bugünkü gibi mi olacaklar; yoksa oluşturdukları arka üçlüyle devam edip, Messi'yi eklemekle yetinecekler mi? Onlara başkaldıran takımları izlemek hem ortaya çıkan maçların keyfi yönüyle, hem de futbolun devinimin sürmesi gerekliliği sebebiyle çok değerli.

Yıllar sonra da hatırlayacağım harika bir taktik maçtı.

Noat Samisa

30.09.2010

Doğum Günü Pozları

Kaçıncısında olduğumuzu unuttuğum bu serinin devam postuyla yeniden karşınızdayız efenim. Mustafa Denizli sonrası bu fotograflara hepimiz hasret kalmıştık. Bernd Schuster, Denizli zamanının yemek davetlerini bir adım yukarıya taşıyarak sağlık görevlisinden yöneticisine, futbolcusuna kadar herkesi aynı ortamda buluşturmuş. Yemekler yenmiş, muhabbet edilmiş, bir de üzerine Quaresma'nın 27. yaş günü kutlanmış. İlk olarak gözüme Quaresma'nın elindeki ince belli çarptı. Yaşadığım şokun ve sonrasında yüzde beliren gülümsemenin tarifi mümkün değil. Beşiktaş'ta yabancıların başarı şansı, bir bakıma ince belliden sorulur. Şampiyonluk maçından bir gün önce Pamukkale'de sırtını ağaca verip çay keyfi yapan Fabian Ernst ve onun bugünlerdeki performansı bunun ispatı. Tabata ise bizim topraklarda Erol Taş gülüşü, Nippon'da ise madrabaz anime karakterlerinin ''nihaha'' efektli gülme hareketi olan; tarifi zor, görülmesi gerekli halde görülüyor. Şaşırıyor muyuz, elbette hayır. Zafer Hoca'ya selam olsun, arkasında ayakta duran gri gömlekli şahıs Tuğkan Keçecioğlu. Son maçlarda dikkat ediyorum, golü atanlar bi' sevinçle tercümana koşuyorlar. Benim anlayabildiğim kadarıyla işini iyi yapıyor ve futbolcular arasında çok seviliyor. Biri Sürreyya Abi'mize koşar, öbürü tercümana sarılır; Hilbert ve Hakan galibiyet golü sonrası birlikte secdeye kapanırlar. Takım sahada iyi işler yapar, ama akılda çokça bunlar kalır.

Quaresma'nın doğum günü kutlu olsun!

Noat Samisa

28.09.2010

Schuster'den 4.3.1.2 - A Planı Olur Mu?

''Antrenörlüğümün ilk yıllarında her zaman için 4-4-2 oynatmak istiyordum. Fakat Juventus'tayken bu fikrim değişti. Zidane'a sahiptim ve Zidane, onu sağa ya da sola koymamı istemiyor, merkezde kalmak istediğini söylüyordu. (...) Kazanan şablon yoktur, 4-4-2 ya da 4-3-1-2 oynayabilirsiniz. Önemli olan, oyuncularınızın yetilerinin ve karakteristik özelliklerinin farkında olarak onları en doğru dizilişte oynatmaktır.''

Yukarıdaki sözlerin sahibi Chelsea'nin İtalyan hocası Carlo Ancelotti. Onunla ilgili bilinenlerden en popülerleri Milan'la yaşadığı başarılar, Chelsea şampiyonluğu, saha kenarındaki poker oyuncusu tavırları ve 4-3-1-2 şablonu olmalı. Yelpazeyi biraz daha genişletmek gerekirse, Arrigo Sacchi'nin futbolcusu olmasının yanı sıra, Sacchi'nin de öğrencisi olduğu Coverciano'daki (İtalya Ulusal Futbol Merkezi) eğitimini, ''Futbolun Geleceği: Daha Fazla Dinamizm'' başlıklı bir makale yazarak 1997 yılında tamamlamış biri. Şimdilerde İngiltere'de görev yapan Mancini ve Capello da aynı merkezde, benzer eğitim sürecinden geçtiler, keza Rafael Benitez de bu okulun öğrencilerinden biriydi. Okulun ve 90 sonrası yeni dönem mezunların tümünde Sacchi ve (veya) Zeman etkisi belirgindir. Ancelotti'nin kenar yönetim kariyerinin başlangıcında değiştirilemez 4-4-2 fikri de Sacchi'den mirastı, fakat Ancelotti'nin Chelsea'si Nisan ayından bu yana artık 4-3-3 oynuyor. Futbol fikrini bir kez daha elindeki malzemeye göre revize eden Ancelotti, Beşiktaş'ın Antalyaspor karşısında oynadığı oyunu açıklama ve anlamlandırmada bize yardımcı olabilir.

Öncelikle bir noktayı atlamamak gerek. Yukarıdaki sözler futbol oyununu ve antrenörlüğün gereklerini anlatmada yeterli değil. Ancelotti şu zamanda kadar (kariyerinin ilk yılları hariç) yüksek bütçeli ve yarıştığı şampiyonanın kadroca en güçlüsü olan ya da en güçlüsü olmaya meyilli takımlarda çalıştı. Onun takımları hep korkulan, skor için aktif olması gereken oldular. Fakat her takımın Ancelotti'nin futbol fikriyle yükselmesine imkan yok. Özellikle başarısızlık sonrası göreve getirilmiş hocalarda ''eldeki malzemeyi doğru kullanma'' düşüncesinin önemi artarken, daha geniş zamanı olan kulüplerde ''doğru yola uyacak malzemeyi oluşturma'' safhasını az kayıpla atlatma anlayışı geçerli olabilir. İçinde bulunulan ortam ve rakipler de mutlaka sahip olunan futbol fikrini uygulamaya koyma safhasında dikkate alınır. Diğer yandan rakibiniz sizden daha güçlüyse ve kendi A planını size kabul ettiriyorsa, kazanmak için başka bir yol bulmak zorundasınız. Aksi halde ''çaresiz kaybeden'' olabilirsiniz; mesela geçen yılki Barcelona - Arsenal eşleşmesinde olduğu gibi. Altyapıdan, yıllar boyu birlikte oynama sinerjisinden güç alan iki proaktif takım karşılaştı, güçlü olan diğerini ezip geçti.

Buradan hareketle Beşiktaş'ın bu sezon, geçen sezonlarda hiç olmadığı kadar güçlü bir kadroya sahip olduğunun altını çizmek gerek. Kadronun güçlü olduğu kadar dengeli oluşu (özellikle Aurelio transferi sonrası) belirlenecek rasyonel hedeflere gidiş yolundaki istikrar beklentisinin dayanağı. İyileştirilmesi gereken birtakım noktalar ve savunma hattındaki zayıflık düşündürücü olsa da bugüne dek Bernd Schuster yönetiminde oynanan 13 resmi maçta 10 galibiyet, 2 beraberlik, 1 yenilgi alınması, ileriye yönelik heyecanın yaslandığı duvar oldu ve bu maçların tamamında %55 topla oynama barajına ulaşıldı. Aşağıdaki tablo resmi netleştirebilir:
Viktor Maslov Böyle İstedi

Futbol, en sade haliyle alan yaratmaya, boş alanı kullanmaya ve alan kapatmaya dayalı bir oyun. Alan kavramı cansız ve sınırsız olduğundan oyundaki olasılıklar sonsuz. Avantajlar ve dezavantajlar birbirinin çocuğu, ürünü. Oyuna bu şekilde bakıldığında cesaretle sahaya konulan herhangi bir fikrin ya da kararın sahip olduğu birtakım avantajların beraberinde dezavantajlar getirmesi bu eşyanın tabiatıdır. Beşiktaş elindeki güçlü kadroyla, ayağına aldığı her topta gollük aksiyon yaratma potansiyeline sahip olan ve rakibin ikili-üçlü sıkıştırmalarla önlem aldığı Quaresma'yla, hep en uygun adamı ve en boş noktayı gören Guti'yle birlikte bu sezon baskın oyun oynama gayretinde. Oyunun merkezini ileri taşıyan takım, savunmayı hücumun bir parçası olarak görüyor. Şu vakte kadar bu fikir, doğru oyuncu tercihleriyle desteklendiğinde hep başarılı oldu. Geçen sezonun mirası üzerinden devam eden Schuster, İnönü'deki son iki lig maçında farklı bir şey denedi. Bu denemenin devamı olur mu, sonucu ne olabilir; biraz buna bakalım.

Şuradan kaynakla bir kısa tarih yolculuğu yapmak istiyorum. Viktor Maslov, topa sahip olmaya dayalı oyun ve ön alanda pres fikirlerini ilk olarak sahaya koyan futbol adamı olarak ''modern futbolun atası'' kabul edilir. Pres faaliyeti, normalden çok daha fazla enerji ve güç gerektirdiğinden Maslov'un futbolcuları aynı zamanda üstdüzey sporcular olmak zorundaydılar. Onunla birlikte idman metodları ve futbolcuların yaşam tarzları değişti. Aynı dönemde DK 1966'nın şampiyonu olan İngiltere ulusal takımı, ''wingless wonders'' lakabıyla kanatsız, baklava orta sahalı 4.4.2 oynarak şampiyon olmuştu. Maslov, bu dizilişte küçük değişikliklere giderek pres ve topa sahip olma fikrini şablonla birleştirip kendi sistemini yarattı. Savunma önündeki oyuncuya ''dalgakıran'' adını verdi. Forvet arkasındaki, yani rakip savunma hattı ile rakip orta saha arasında oynayan serbest oyuncuya ise diğer herkesin prese katılması gerekliliği suretiyle sahip olduğu defansif görevlere atfen ve biraz da dönemin siyasi konjonktüründen esinlenerek ''demokrasinin tüm haklarını elinde bulunduran kişi'' etiketini yapıştırdı. Bugün aynı şablonun uygulayıcıları Felix Magath ve Thomas Schaaf'ın idman metodları ve Ancelotti'nin mezuniyet makalesi, Maslov'un o günkü düşüncelerini destekliyor. Magath'ın orta sahayı sağlam kapatma yönündeki sözleriyle Maslov'un ''dalgakıran oyuncu'' nitemelesi de benzer. Ve yine Magath'ın, oyunda Maslov'la benzer bir hız artışı sağlayan Rinus Michels'in ''hayvan bakıcısı'' lakabına yaklaştığı ağırlık topu idmanları bu şablonun uygulanışına yönelik önemli ipuçları: Dinamizm, pres, topa sahip olma, oyunu kontrol etme ve daha fazla güç.
Beşiktaş'ın Ankaragücü karşısında ve Antalyaspor maçının yaklaşık 70 dakikasında uyguladığı 4-3-1-2'nin topa daha çok sahip olma, oyunu kontrol etme fikrine hizmet ettiği geçmişten gelen bir gerçek. Fakat bu şablonun günümüzdeki zirve uygulayıcısı olan Ancelotti'nin bu yazının başında geçen sözlerini de Beşiktaş özelinde dikkate almak gerekiyor.

Avantaj - Dezavantaj ve Tez - Antitez

Birincisi, bu fikrin uygulandığı ilk maçın Quaresma'sız, ikincinin Guti'siz oluşu. Antalyaspor karşılaşmasında Quaresma'nın ikinci forvet görevine rağmen, etkili olduğu yerlerin hep kenarlarda olmasının altı çizilmeli. Aldırdığı iki sarı kart, yaptığı gollük orta ve trivela şutu, onun en iyi olduğu ''4.3.3'ün kenar adamı'' anlarında geldi. Cartalete Blog'da bu haftaki maç yazısında vurgulanan birkaç nokta da önemli. Keza benzer konu şurada da tartışılmıştı. Benim o günkü düşüncem, Quaresma üzerinden giden bir takımda 4.3.3'ten başkasının düşünülemeyeceği yönündeydi. Fakat bugün, Quaresma'sızlığa ve Guti'sizliğe alternatif bulma planları yapılıyor. Benim düşüncem, Guti ve Quaresma'nın fit olduğu bir günde takımın ideali yine 4.3.3 üzerinden oluşturulacaktır. Baklava orta saha ya da 4-3-1-2'nin uygulama alanı ise, içerideki maçlar olmaya devam edebilir. Top rakibe verilmediğinden, (Ankaragücü ve Antalyaspor maçlarında olduğu gibi) rakibin gücü de dikkate alınarak çok daha kalabalık hücum imkanı veren bu şablon uygulanabilir ve sonuç alınabilir.

Dezavantajlarına gelirsek, yine tarihe bakmak gerekebilir. Maslov'un sözkonusu şablonu, ilerleyen zamanda üçlü savunmanın sarkık oyuncusu tarafından mağlup edildi. Bekler kenar adamlarıyla karşılandı ve 94 DK'ya kadar ''dalgakıran'' oyuncu zirve futbol sahnesinden çekildi. Carlos Alberto Perreira, dönemin trendi üçlü savunmanın liberosunu öne alarak görev tanımı yenilenen yeni dalgakıran oyuncusunu yarattı ve biz adına ''önlibero'' dedik. Bir takımın bir tek önliberosu olabilirdi ve bu fikir de zamanla değişti. Önlibero'lar azaldı, hatta zirve futbolda bir dönem yok oldu. Fakat futbolun kendi helal dairesindeki gezintisi ve sınırsız icatlar alanı vasfı sürüyor. Bu sezon Barcelona yeni bir trendi radikal biçimde uyguluyor. Savunma dışına çıkarılan libero, artık savunma içerisinde konumlandırılarak oradan oyuna katılıyor. Kenarlarda çift oyuncu bulunduran tempolu takımlar, topa daha çok sahip olduklarında, kendi oyunlarını rakibe kabul ettirdiklerinde 4.3.1.2'nin kalabalık ön alan oyuncu grubu atıl alanlarda kalıyor ve kenarlarda oluşan 2'ye karşı 1 durumu mağlubiyeti getiriyor. Bu noktada çift santraforun ölümü süreci bize yardımcı olabilir.

Hilbert - Ernst ve Bobo

Antalyaspor maçındaki ilk gol, içerisinde yukarıda bahsi geçenleri barındırıyor.

Ortaya kümelenmiş Beşiktaş orta sahası, içe çekilerek Antalyasporlu'ları birbirine yaklaştırıyor. Necati'nin sol kenardaki savunma görevinde geç kalması dolayısıyla Hilbert'in önünde oluşan boşluk yaklaşık 25 metre. Hilbert bu alanı kullanıyor.



İkinci karede Bobo, Hilbert'i karşılamaya giden sol bekin boşlattığı alan doğru bir koşu yaparak sol stoper Deniz ile sağ stoper Radeljic'in arasını açıyor. Boşalan bu bölgeye giren Ernst'e güzel bir Hilbert pası geliyor ve Ernst, bu iş için kendisine uygun imkanı veren Bobo'yu nefis bir pasla ödüllendiriyor.


Sonuç

Quaresma'nın varlığı, kenar adamı kullanılmayan bir oyuna sıcak bakmayı zor kılıyor. Son maçta ikinci forvet rolünde oyuna hiçbir katkısının olmayışı önemli bir referans noktası. Quaresma'nın olmadığı günlerde ise B planı olarak en uygunu Ankaragücü maçındaki düzen olabilir. Zira CSKA Sofya maçında Hilbert'ten Quaresma olmasını beklemek sonuç vermemişti.

Ancelotti bir süredir Chelsea'ye 4.3.3 oynatıyor. Bunun birincil sebebi EPL'nin oyun temposuna uygun bir forvet arkası bulamaması oldu. İkincisi ise Inter tarafından CL'nin dışına itilmelerinin imzası olan şablonun defoları kaynaklı olmasıydı. Nitekim 2005 CL Finali'nde çift santrafor - forvet arkasıyla 3-0 öne geçtiği maçı, ikinci yarı Gerrard'ın sağ beke geçişi sonrası kenarlarda yaşanan eşleşme sorunları ana sebebiyle kaybetmesinin ardından 2007 CL Finali'ne yine başarılı bir uygulayıcısı olduğu 4.3.2.1 ile çıkmıştı. İç oyuncuları kenarlara yardım ediyor, önlerindeki ikili ise onların boşlattığı alanı koruyorlardı. O gün yine topa hükmederek ve aynı zamanda rakibe alan vermeyerek kazandılar.

Kenarların oyunun hızını ve genişliğini ayarlayan birer oyuncuyla kontrol edilmesi, defansif açıdan zaaflar oluşturuyor. Pas trafiği daha güçlü bir rakiple karşılaşıldığında (mesela Porto) geri itilen takım, kendi silahlarıyla vuruluyor. Güçlü bir 4.3.3 veya 4.2.3.1 çok rahatlıkla içerisinde çift santrafor barındıran bu düzeni, oluşan büyük zaaflardan yararlanarak mağlup edebilir. Beşiktaş henüz zayıf savunma hattını savunma yapmaya zorlayan bir takımla oynamadı. Porto maçı bu zaafın da en önemli testi olacak.

Özetle, özel bir takım ve idman programı isteyen bu şablonun takımın B planı olarak kalmasında fayda var. Maç içinde geçişler yapılabilir, yine Quaresma ve Guti'ye alternatif olarak kullanılabilir. Fakat hedef maçlarda uygulanabilirliği sınırlı. Yakın zamanda oynanan Werder Bremen - Tottenham maçının hikayesi bu konuda en çarpıcı örneklerden biri.

Geçen sezon bu şablonla harikalar yaratan, rakibi kim olursa olsun her maç oyunu domine etme gayretinde olan Kasımpaşa'nın bugün ligin dibince oluşunun incelenmesi ve bazı çıkarımların Beşiktaş'a yansıtılması gerekebilir. Bu da akşamki maçtan sonraya kalsın.

Beşiktaş 2-1 Antalyaspor
Noat Samisa

27.09.2010

Pazar Akşamı Beşiktaş

Maç öncesinde Aykut Kocaman'ın sol kenarda Dia sürprizine, (hafta içi bu yönde haberler gelse de Stoch'un bu maçta kenarda oturması ilginç) Bernd Schuster'in cevapları vardı. Hoca'lar, özellikle de futbolculuk geçmişi parıltılı ve futbol oynama biçimleri ve yollarıyla ilgili epey birikimi olanlar bu tip sürprizleri çok severler. Daha önce sonuçsuzluğu defalarca ispatlanmış sağ kanat Nihat tercihi, tek santrafor Nobre'ye desteklenince Beşiktaş adına maçın seyri büyük ölçüde belli olmuştu. Fakat geçen yıllara ve benzer sürprizli hedef maç kadro tercihlerine göre bu sezonun Beşiktaş'ında birkaç önemli fark vardı.

''Derin Aurelio''

Pazar akşamı Schuster'in 4.3.3'ünde savunma önünü Aurelio kapatıyordu. İlk yarı Guti sol, Ernst sağ içte; ikinci yarı ise Guti sağ, Ernst sol içte oynadı. Geçmiş maçlarda diziliş bu şekilde olduğunda savunma önünü kapatma görevi her maçta Fabian Ernst'e aitti, fakat bu kez şablon sabit tutularak Ernst tıpkı geçen yılki gibi sağ içte, Aurelio ise geride tercih edilmişti. (Maç boyu asla çift olmadılar, rolleri çok farklıydı.) Necip'in Ernst'in sağ içte yaptığı katkıyı yapamayacağı, bu maç özelinde doğru ve haklılığı oyunun akışı içerisinde görülen bir fikirdi. Her ikisi de görevlerini başarıyla yerine getirdiler.
Yukarıda Marco Aurelio'nun aşırı derinde pozisyon aldığı bir atak başlangıcı görülüyor. Eski tip santra-haf'ın yeniden yorumlanarak oynandığı bu yeni trend, özellikle üçlü orta sahayla oynayan takımlarda bekleri iyice öne taşıyarak, rakibin boyca daraltmaya çalıştığı oyunu ence genişletiyor. Bugün İbrahim Altınsay da bu konuyla ilgili bir yazı yazmış. Aurelio özelinde söylediklerinin tamamına, diğerlerinin de büyük kısmına katılmıyorum. Futbolu geçmişin, ki bu geçmiş birkaç yıl bile olabilir, doğru ve yanlış yargılarıyla değerlendirmek doğru değil. DK 2010'un Meksika'sından sonra bu sezonun Barcelona'sı da geçmişte 4.3.3'ün standart set oyunu olan bu mevki değişimini radikal şekilde uygulamaya başladı.

Beşiktaş'ta Aurelio'nun yaptıklarını Fink de büyük ölçüde yerine getirebilir, ama Aurelio bu açıdan çok daha iyi bir taktik oyuncu. Ulusal takımdaki varlığını Nuri Şahin'le karşılaştırılması bu açıdan doğru değil. Bu kıyasın Gökhan Gönül - Nihat Kahveci karşılaştırmasından hiçbir farkı yoktur, zira Aurelio ve Nuri çok farklı rollerin oyuncuları.

Kötü İlk Yarı Performansı

Kötü nitelemesi hafif kalabilir, nitekim devrenin son 20 dakikası sahada ne yaptığını bilmeyen bir Beşiktaş vardı. En temel problem topun üçüncü bölgeye (Quaresma'nın kısa süre sağ kenara geçişi hariç) taşınaması ve orada kalamamasıydı. Koskoca ilk yarı boyunca ceza sahası atılan iki olumlu pasta biri uzun top, diğeri de Guti'nin duran top dönüşü boşta kalan Zapo'ya pası. Quaresma sık sık ikili, üçlü sıkıştırmalarla pasifize edilince oyun onun ters kanadına yığıldı. Nihat'ın kenar oyunundaki etkisizliği Nobre'nin sürekli geriye gelerek, tehditsiz oyunuyla birleşince Beşiktaş rakip kale önünde etkili olamadı.
Yukarıda Beşiktaş'ın maçın ilk yarısında yaptığı pasların şematik gösterimi görülüyor. Çok fazla pas hatası, yüksek sayıda uzun top var. Ceza sahasına gönderilen 16 pastan yalnızca 2'sinin isabet bulması, kale önündeki etkisizliğin apaçık ispatı. Bordo renkli hatalı pas ise İbrahim Toraman'ın gol öncesinde Dia'nın ayağına attığı topu işaret ediyor.

Ekrem'in Saha Dışında Olduğu Kısa Bölüm

Aykut Kocaman bu dakikalarda eliyle önünü işaret ederek ''buraya pas'' diyordu. Beşiktaş set oyununda Ekrem'in yokluğunu Ernst'le doldurmuştu, fakat kaptırılan topta savunma yerleşmeden Fenerbahçe geldi. Aşağıdaki karede Nihat'ın kısa süreliğine sağ bek oluşu görülüyor. Guti'nin önde kaldığı pozisyonda Nobre yardım koşusu yapıyor, ama nereye? Bu pozisyonun devamında önünde devasa bir boşluk bulunan Andre Santos'tan Gökhan Gönül'ün kafasına inen gollük orta geldi. Tam da Fenerbahçe golünün sonrasında gerçekleşen bu kısa bölümde maç birçok kez Fenerbahçe'nin eline geldi, fakat şanslar pas geçildi. Sonradan oyunun değişmesi, bu bölümde skorun değişmemesine bağlıydı.

Santrafor Oyunu, ''The Hole'' ve Marcio Nobre

Aşağıda Beşiktaş'ın maç boyu yapamadığını yapan Selçuk Şahin görülüyor. Taç atışında Beşiktaş orta saha oyuncuları uyuyunca Selçuk tam da ''hole'' denilen, savunma hattı - orta saha arasındaki bölgede topla buluştu. Bu noktadan sonrası önde yakalanan savunma oyuncuları için işkence. Selçuk topu Niang'ın önüne atıveriyor, ters kenardan uzak forvet koşusunu yapan Alex de ön direkte gol vuşunu yapıyor; lakin Cenk başarılı. Aurelio bu anda Alex mi, Selçuk mu ikileminde kalıyor; görüldüğü üzere bulunduğu pozisyon yine Beşiktaş savunma hattı içerisinde. Bu, gayet basit ve sık karşılaşılan bir antitez:Sık sık bugünün futbolunun (bugünün derken, yaklaşık 5 yıllık bir süreç) önemli bir gerçeğinden bahsediyoruz. Aynı zamanda Dünya Kupası'nın trendi 4-2-3-1'in ana damarı olan bu olgu, savunma önünü kapatan çift merkez orta saha oyuncusudur. DK 2010'da parlayan orta saha oyuncularına ve Schweinsteiger'in başını çektiği yeni nesil orta saha oyuncuları grubuna bakılırsa bu fark ve üst düzey futbolda, kolay uygulanabilirliğiyle diğer şablonlardan ayrılan 4.2.3.1'in hükümranlığı daha net anlaşılabilir. Bir bakıma futbolda zirvenin yolu, savunma - orta saha hattı arasını savunmaktan ya da topun oraya gelmesine asla izin vermemekten geçiyor. Tam da bu bölgede oynayan klasik 10 numaranın ıslahı süreci de bununla ilişkili.

Fenerbahçe bu tip bir başka pozisyonu maç boyunca üretemedi, fakat taç atışıyla başlamış da olsa sonucu tabelayı değiştirebilirdi. 4.2.3.1'in orta saha oyuncularının bu tip koşuları, savunma önünü tek adamla koruyan 4.3.3'in en büyük ve en önemli zaafı. Beşiktaş'ta defansif açıdan durum buydu ve maç boyu bu sorunun kullanımıyla gerçekleşen tek tehlike bu idi. Beşiktaş kalesindeki diğer tehlikeler çok daha farklı gelişti; ama esas sorun kenarların kullanımının sadece pasifize edilmiş Quaresma'nın üzerine yıkıldığı bu günde topun gol bölgesine taşınamasıydı. Aşağıda bu durumun birincil sorumlusu Marcio Nobre'nin maç boyu yaptıkları görebilir:
Santrafor oyunu, zirve futbolda mutlak gereklilik arz ediyor. Geçen sezon Barcelona'nın şahit olduğu Eto'o - İbrahimoviç farkı bu hususta en bilinen örneklerden biri. Aşağıda maçın ikinci yarısının pas diyagramında daha net şekilde görülebileceği üzere, 4.3.3'te rakip savunma hattıyla, rakip orta saha arası bir oyuncu yok. Temel olarak oyun kenarlara genişletilmeye ve bekler üzerinden çeşitlendirilmeye çalışılıyor. Ters kenarda oynayan Quaresma'nın da içeriden yardımla hareket alanı sınırlanınca takımı gol bölgesine taşıma işi yalnızca Nobre'ye ve Guti'nin paslarına kaldı. Nobre öncelikle hiç tehdit yaratamadığından, sırtını kendi kalesine dönmeyi neredeyse hiç düşünmediğinden takımı gol bölgelerine taşıma işini yapamadı. Duvar olduğu pozisyonlarda oyunu hep sağ kenara doğru yönlendirdi ki, zaten takım sürekli sağdan oynuyordu. Oyunu açma işini yapmadı. Hücumlara derinlik katamadığı gibi Beşiktaş'ın pas oyununa da alanı genişletme yönünde katkıda bulunamadı.

İkinci Yarı: Hazreti Guti ve Nihat
Müthiş, değil mi? İlk yarıyla karşılaştırınca da daha etkileyici oluyor. Ama yine rakip ceza sahası önünde, yani rakip savunma - orta saha hattı arasındaki etkinlik yine sıfıra yakın. İlk yarı sahadaki varlığından şüphelenilen Nihat, ikinci yarıda üç çok önemli ceza sahasına pas ile kendi adına günü kurtarıyor. İkinci yarının tartışmasız yıldızı Guti. 20 metrenin üzerinde (yaklaşık) mesafe kat eden dikine başarılı pasların 4'te 3'ü ona ait. Beşiktaş ikinci yarının tamamında oyunu domine etti, ama gollük pozisyon sayısı kısır kalmaya devam etti. Beyazla belirtilen pas, Guti'nin Bobo'ya penaltı asisti.

70'ten sonra risk
45-70 arası Selçuk Şahin tam 6 kez pas arası yaparken, Mehmet Topuz bu şekilde hiç top kazanamadı. 75'te Alex'in çıkıp Cristian'ın oyuna girmesiyle bu konuda bir iyileştime planlansa da Fenerbahçe orta sahası eskiye göre daha geride pozisyon almaya başladı. Yukarıdaki karede ''şayet bir oyuncu fazladan bir rakiple karşılanıyorsa, sahanın başka bir yerinde mutlaka demarke pozisyonda kalan bir oyuncu vardır'' önermesinin karşılığı görülüyor. Bobo - Aurelio değişikliğiyle orta saha direncini zayıflatarak risk alan Beşiktaş, İbrahim Toraman'ın yine ne yaptığını bilemez bir anında Dia'yı kalecisiyle karşı karşıya görüyor. Artık orta saha oyuncusu sayısı ikiye düşmüşken Ernst'in Aurelio gibi Dia'yı takip etmesi düşünülemezdi, ama Toraman bunun farkında değil. Maçın en önemli kırılma anı buydu. Issiar Dia bu asisti gol yapsa, Beşiktaş'ın proaktif pas futbolu, arkasında bıraktığı boş alanlarla mağlup edilecekti. Aykut Kocaman'ın maç planı da tutmuş olacaktı.

Fenerbahçe'nin Duran Top Alan Savunması
Neden Quaresma iki kez ceza sahası dışında bomboş vole vurdu ve Beşiktaş'ın korner aktivitesi bu kadarla sınırla kaldı? Sebebi Aykut Kocaman'ın kornerlerde uygulattığı duran top alan savunması. Daha önce şurada açıklandığı üzere tavşan adamın görevine sıkı sıkıya sarılması gerekiyor, aksi halde gerideki oyuncular içeridekilere göre çok daha tehlikeli hale gelebiliyorlar.

Son Dakikada Nobre
Sağında Guti bomboş iken ve takım 5 kişiyle rakip kale önündeyken ne yapıyor?

Sonuç

Beşiktaş iyi bir maç oynamadı. Bernd Schuster'in, Quaresma ve Guti'nin geldiğinden bu yana görülenlerin yine görüldüğü, güçlü bir rakibe karşı test edildiği bir maçtı. Pas oyunu, saha içindeki ahenkli alan değiştirmeler ve proaktif futbol sevindiriciydi; fakat bunun skor yönünde açılımı olmadığından rakibe bolca atıl, kullanıma açık boş alan bırakıldı. Genel futbol fikri ve kadro kalitesi Beşiktaş'ı Fenerbahçe'nin önüne koysa da bu maç planları tutan taraf Fenerbahçe ve Aykut Kocaman'dı. Planladıkları fırsatları buldular, fakat üç çok önemli kırılma anında skoru artıramayınca Beşiktaş'ın pas trafiğine Bobo'yla tehditkar hale gelen ön alan etkinliği de eklenince 1 puana razı oldular. Fenerbahçe'nin yıllardan bu yana şiar edindiği dominant hedef maç oyunu, Daum'un ardından Aykut Kocaman'la iyiden iyiye kaybolmuş görünüyor. Fenerbahçe adına bu maçtan ileriye taşınabilecek en önemli yargı bu olabilir.

Schuster'in Nobre ve Nihat tercihlerinin bir açıklaması yok, zaten sahada herhangi bir sonuç da görülmedi. Nihat ikinci yarıdaki oyunuyla bir nebze takıma faydalı görünürken Nobre'nin oyuna efektif bir katkısı yoktu. Maç boyu kazandığı top sayısı üç; keza kazandığı hava topu sayısı da yalnızca üç. (Pres vasfı buna mı eşdeğer?) Takım bu sezon oyunu önde oynuyor, topu kenarlardan gol bölgesine daha kolay ulaştırıyor; bu sebepten Nobre de artık rotasyonda demiştik. Fakat bu maçın bu fikirle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Tekrar tekrar bu takımın ideali görüldü. Bu bir hedef maçsa eğer, bu maça takımın ideali çıkar ya da çıkardı. Maç kaybedilmediği için şimdi Schuster haklı, çünkü lig epey uzun. Telafisi mümkün.

Nihat'ın bu takımda ikinci forvet harici bir rolde kullanılması gereksiz. Hem Nihat'a, hem de takıma yazık. İlk yarı takımla birlikte o da kötü oynadı, yine de emek noktasında eksik değildi. İkinci yarı toparladı. Kanadı aktifleştiremese de hücumda da elinden geleni sahaya koydu.

CSKA Sofya maçı sonrası yazısının sonuç bölümüne
yalnızca savunma hattı ve Guti'yle ilgili birer ekleme yapmak gerekiyor. Guti'nin ideal rolü artık netleşti. Üçlü orta sahada iç oyuncusu olarak devam etmeli. Kadıköy'e çıkan savunma dörtlüsü ise geçen senenin kullanılmayan oyuncularıydı. Sağ bekte oynadığı maçlarda puanlara mal olacak hatalar yapan Ekrem (Kasımpaşa ve Gaziantep deplasmanları), Üzülmez'e tercih edilmeyen İsmail; stoperde üzerine üç yabancı transferi yapılan stoper Toraman ve yetersiz olduğu düşünülerek geçen yıl kiralanan Zapotocny vardı. Takım savunma yapmadığından, yalnızca kaybedilen topları gerisin geriye oyuna kazandırdığından bu dörtlünün geçen sezonki algısı değişti; fakat Fenerbahçe'nin etkili ataklarındaki facia hatalar gözden kaçmadı. Özellikle de Toraman. Niang'ın ilk yarıda kaçırdığı gol pozisyonunun gelişimini izlerken dehşete düşmek mümkün. Yaz dönemi Sivok'un sakatlığı sonrası yapılmayan stoper transferi hikayesinin bir yansıması da Kadıköy'de görüldü, ama yine aynı sonuca varıyoruz: Maç kaybedilmediğinden, genel algıdaki iyimserlik kendini koruyor.

Fenerbahçe 1-1 Beşiktaş
Noat Samisa

23.09.2010

Ankaragücü 3-0 Kasımpaşa

Ankaragücü başından sonuna daha iyi olduğu maçta ihtiyacı olan galibiyeti almayı başardı. Kasımpaşa ise kötü geçen transfer sezonu sonrasında sergilediği kötü performansı devam ettirerek ligin dibine demir attı.

Ev sahibi Ankaragücü takımı bu sezon ilk kez taraftarıyla buluştuğu bu maça, özel hazırlanan 100. Yıl nostalji formalarıyla çıktı. Geçen haftaya göre kadronun yaklaşık yarısı değişmiş, yeni transfer Gabric takıma girmişti. Dönüşü dört gözle beklenen DK 2010’un golcüsü Vittek ilk 11’deydi ve arkasına ulusal takımdan arkadaşı Sapara konulmuştu. Ümit Özat’ın, görevi Roger Lemerre’den aldığından bu yana kullandığı 4.2.3.1 şablonu bu maçta da uygulanıyordu. Merkezi Theo Weeks ve Adem birlikte kapattılar, geçen maçlarda önde oynatılan Güven ise bu kez sağ bekte tercih edilmişti. Aydın ve Zewlakow’nin yokluğunda yine bir devşirme stoper olan Rajnoch’un partnerliğini Muhammet üstlenmişti. Oyun planlarında öncelikle topu Vittek’le buluşturmak vardı. Onun santrafor oyunundaki başarısı Sapara ve forvet karakterli oyun tarzına sahip Metin’a alanlar açacaktı. Diğer hücum planı ise Gabric’in kenardan taşıyacağı toplar, yapacağı ortalardı. Fakat bu ikincil seçenek hiç çalışmayınca henüz 35. Dakikada Gabric oyundan çıktı, Özgür girdi.

Sahaya rengi pembeye kaçan albenili bir formayla çıkan Kasımpaşa’da ise geçen haftaya göre tek değişiklik, geçen sezon iyi bir çıkış yapan genç savunmacı Barış Başdaş’ın savunma tandemindeki yerini geri almasıydı. Yılmaz Vural ilk haftalarda ısrarla kullandığı Ersen, Erdi, Merthan ve Şahin’i adım adım kesmiş, kazanmanın yolunu bu şekilde aramıştı. Geçen sezon Yılmaz Vural’ın gelişiyle birlikte bambaşka bir kimliğe bürünen, direk paslarla sürekli dikine oynama gayretindeki kolay skor bulabilen takım, (bir dönem üst üste 11 lig maçında maç içerisinde öne geçmişlerdi, hatta bunlardan 5 tanesi 2-0 idi) bu sezon değişen iskeletle birlikte gol kabızı oldu. Son dört maçta yalnızca 2 gol atabildiler ve bu goller maçlar koptuktan sonraydı. Bugün de geçen sezonki gibi baklava orta sahalı 4-4-2 (ya da 4-3-1-2) dizilişiyle sahaya yayıldılar. Her zamanki gibi bir hedef oyuncu ya da kenar adam kullanmıyorlardı. Takımın komple hücum – savunma yaptığı, savunma hattını orta sahaya yaklaştırarak oynadıkları pas oyunu üzerinden alan boşaltarak gol kovalamaya çalışacaklardı. Fakat bu mümkün olmadı, çünkü yine gerekli pas trafiğini kurmaktan uzaktılar.

Maçın ilk 10 dakikası, Kasımpaşa’nın çizgiye yakın oynayan Dimitrov üzerinden geliştirdiği iki aksiyonla geçti. Bulgar oyuncunun ortasında arka direğe iyi bir koşu yapan Valera’nın kafa şutu, koşusu kadar iyi olmayınca tabela değişmedi. Akabinde Dimitrov kendi denedi, çerçeveyi bulamadı. Sonrasında adım adım Paşa’nın pas trafiği zayıfladı, Ankaragücü ön alanda kaptığı toplarla rakip kale önünde sık görünmeye başladı. Yarım saat biterken ilk kez gole yaklaştılar. Sapara’nın nefis pasında sol çaprazda topla buluşan Vittek’in şutunda kaleci Murat başarılıydı. Devrenin sonuna doğru kısa bir bölüm Kasımpaşa oyunu rakip kale önüne yıktı. Yine Dimitrov’un ortasında bu kez Keller arka direkte gol vuruşunu yaptı, ama kaleci Özden başarılıydı. Sonrasında Keller’in güzel ortasına Gökhan dokunamadı ve dönüşünde tabela değişti. Kasımpaşa’nın ön alanda kaptırdığı topta Sapara orta sahada tek kalan Tjikuzu’yu kolay geçti. Bekleri de önde kalan Paşa savunması yerleşemeden Vittek’le Luis Henrique teke tek kaldılar. Vittek nefis bir çalım attı, Murat dönen top Metin’in önüne düştü ve ağları buldu. Uzatma anlarında gelen bu golle devre bitti.

İlk yarıda iki takım da oynadıkları oyundan memnun değildi. Ümit Özat bu hissiyatını devre bitimini beklemeden değişiklik yaparak göstermişti. Yılmaz Vural ise skorda geri düşmenin verdiği dezavantajla skor hamlelerini biraz daha erken dakikalara çekti. İkinci devre Varela ve Dimitrov kenara geldiler, Korhan ve Ergün oyuna dahil oldu. Şablon değişti. Ergün sol beke geçince Sancak sol öne kaydı. Korhan artık Tjikuzu’nun partneri olmuştu. Forvet arkası oynayan Yekta’nın da Karabükspor maçında kısa bir bölüm çok etkili olduğu kanada geçişiyle klasik kanatlı 4-4-2’ye geçiş yapıldı. Ankaragücü’nün artık önde kazandığı toplarda Paşa’nın orta sahasını goldeki gibi çabuk geçme şansı yoktu. Fakat halen paslar istenilen akışkanlıkta değildi, pozisyon üretilemiyordu.

Bir duran top dönüşünde gole giden Kasımpaşa çok önde yakalandı. Sapara’nın boş koşusunda onu takip eden Kasımpaşa santraforu Bebbe, elini rakibinin omzuna atınca Slovak oyuncu kendini bıraktı ve pozisyona uzak olan hakem Tolga Özkalfa tereddütsüz faul ve kırmızı kart kararlarını verdi. Kazanılan serbest vuruşta topun başına geçen Sapara direk dibine güzel bir şut gönderdi ve skoru 2-0’a getirdi. Golden önce sağda aldığı topu çalımlarla ceza sahasına taşıyan Yekta’nın gol pasında Gökhan Güleç vuruşu yapmakta geç kalması maçın kırılma anıydı. Kenar hamleler oyuna pozitif etki etmesine rağmen nicel eksiklik ve artan skor dezavantajı maçı bitirdi.

Geri kalan bölümde iyice oyundan düşen Kasımpaşa’da kötü oynayan stoper Luis Henrique kendi kalesine attığı golle skoru tayin etti: 3-0. Bolca Ankaragücü atağıyla geçen son dakikalarda maç kolayca 5’e, 6’ya gidebilirdi. Takımdaki çaresizlik hali Sancak Kaplan’ın Marek Sapara’nın suratına attığı uçan tekme ile kendini somut olarak belli etti. Bu yaralayıcı kasti tekmeye direk kırmızı kart çıktı, muhtemele okkalı bir ceza da gelecektir.

Sonuç: Slovak’lar ve bozulan iskelet

Kasımpaşa ilk 5 maç haftası itibariyle ligin dibine demirledi. Takımın skor üretecek özel bir planı yok. Sorun fazlasıyla temelden geliyor. Yılmaz Vural’ın geçen sezon uyguladığı metodlarla ortaya, temel bir futbol fikri etrafında birlikte yürüyen, gole kolay ulaşan kolektif bir takım çıkmıştı. Bu sezon ise o iskelet bozuldu, takımın orta sahası tamamen yenilendi. Valera ve Dimitrov sürekli çizgiye kaçarak oynuyorlar, gereken iç oyuncusu oyun tarzına uzaklar. Özellikle Dimitrov sık sık çizgiye kaçmaya çalışıyor, çünkü biliyor ki oralarda etkili. Hoca ise bu ikiliden merkeze yakın olmalarını, kenarlara açılan forvetlerin boşalttığı bölgelere girmelerini bekliyor. Aksi halde beklerin kullanımında sıkıntı oluşuyor, merkezde bolca atıl alan bırakılıyor. Hücumda aktif olunamadıkça gerideki gedik büyüyor ve tek adamla burayı savunmak da imkansız olduğundan Kasımpaşa kaybetmeye mahkum maçlar oynuyor. Öte yandan rakip kale önünde Ersen Martin ilk maçlarda çok etkisizdi, şimdi de Gökhan ve Bebbe yeterli değil.

Yılmaz Vural ya şablonu esnetecek, transferde yapılan yanlışlar kabul edilecek; ya da yakında yollar ayrılacak. Murat Erdoğan ve Koray Avcı bu takımın önemli oyuncuları iken hizipçilik suçlamasıyla takımdan uzaklaştırıldılar. Belli ki bu iş hesapsızca bir iş yapılmış. Takımın geçen sezonki pas akışkanlığına, oyun temposuna ve yaratıcılık düzeyine dönmesi için oyuncuların rollerinde birtakım değişiklikler yapılmalı. Ya da oyun fikrinden vazgeçerek ligimizin trendi olan 4.2.3.1 üzerinden bir yeni kazanma yolu belirlenmeli. Yeniden yapılanma kredisini ilk 5 maçta tükettiler, artık tolerans olmayacaktır.

Ankaragücü ise bu sezonki en iyi maçını oynadı. Daha önce burada ve şurada belirtildiği gibi Slovak’lar olmadan sıradanlaşıyorlar. Ellerindeki oyuncu grubu suni bir şekilde toplanmış olduğundan uyumsuz. Bu harmanı yetenek ve tecrübe farkıyla birbirine uyduracak oyuncular Sapara, Vittek ve Sestak. Geçen haftaya göre daha önde pozisyon alan Sapara asıl mevkisini bulunca harika bir maç çıkardı. Bugün forma giyemeyen Sestak’ın da dönüşüyle iyiden iyiye bol alternatifli gol planlarına sahip olacaklar. Geriye savunma dörtlüsündeki istikrarı sağlamak kalıyor. Özgüvenleri yüksek gittikçe revize edilmiş yeni ve rasyonel hedefleri olan 5-8 sıra bandına oturacaklardır. Özellikle iç sahada sürekli kazanan bir takıma dönüşebilirler. Önümüzdeki birkaç hafta Ümit Özat için hala deneme-yanılma ile geçebilir.

Fotograf: Ajansspor.com

Macyazilari.com: Ankaragücü 3-0 Kasımpaşa


Noat Samisa

19.09.2010

Trabzonspor 1-3 Manisaspor

Hafta arasında Hakan Kutlu’yla yollarını ayırarak Hikmet Karaman’la taze bir başlangıca niyetlenen Manisaspor, bu kararının olumlu sonucunu çabucak gördü. Fiziken zayıf durumdaki Trabzonspor karşısına iyi motive olarak çıktılar ve çok ihtiyaçları olan üç puanı ligin en zor deplasmanlarından biri olan Avni Aker’den kapıp kaçtılar.

Şenol Güneş’in göreve gelişi sonrası 2010 yılında evinde maç kaybetmeyen Trabzonspor, bu maça geçtiğimiz pazartesi günü aldığı 6-1’lik görkemli galibiyetin kadrosunu değiştirmeden çıkmıştı. Sezon başında (Super Kupa, Fenerbahçe ve Liverpool maçları) iyi performans gösteren Ceyhun ve Alanzinho kenara çekilmiş, yeni transfer Jaja’yla birlikte sezonun ilk maç haftasındaki Ankaragücü deplasmanında oyunu çözen Umut Bulut takıma girmişti. Yattara’nın da Sivasspor karşısındaki etkileyici performansı onu vazgeçilmez kılıyordu. Jaja’nın sürekli geriye gelerek top alıp ‘’sahte dokuz numara’’ rolünde oynadığı asimetrik/klasik 4.4.2 korunmuştu. Umut’un ters kenarda üstlendiği uzak forvet rolüyle sahada üç iyi santrafor vardı ve bu tercihler, oyunu tamamen Yattara – Serkan kenarı üzerine yığıyordu.

Ligin en çok gol yiyen takımı Manisaspor’da ise Hikmet Karaman takımın yarısından fazlasını değiştirmişti. Geçen haftaya göre savunmada ve orta sahada üçer değişiklik vardı. Ömer, Dixon, Kalabane, Mehmet, Yiğit ve Simpson geçen haftadan farklı olarak Hikmet Karaman’ın ilk maçında ilk 11’de tercih ettiği isimler olmuşlardı. 4.2.3.1’de savunma önünü Yiğit – Mehmet ikilisiyle kapatırken, Makukula’nın arkasındaki üçlüden Simspon solda oynadı; Murat ve Isaac ise maç boyu yer değiştirdiler. Hücumda iken bir şekilde Makukula’yı bulmaya çalışan Manisaspor, diğer seçenek olarak Murat ve Simspon’ın taşıyacağı toplara güveniyordu. Henüz doğru dürüst birlikte oynamayan bu oyuncu grubundan bu maç için yüksek performans beklemek doğru değildi, zira öncelikle gümbür gümbür gelen Trabzonspor’u durdurmaları gerekiyordu. Bu noktada kilit eşleşme Serkan – Simpson idi.

Trabzonspor maça hızlı başladı. Sivasspor karşısında galibiyetin morali ve hafta arasındaki övgülerin getirdiği özgüvenle daha ilk dakikada kredisi kalmayan rakiplerinin üzerine çullandılar. Yattara üzerinden oyunu hızlandırarak rakip savunmayı zorladılar. Kazanılan kornerde Yattara ceza sahası önündeki Selçuk’u gördü. Manisaspor günlerinden bu yana benzer vuruşları yapan, geçen hafta da muhteşem bir gol atan Selçuk yine harika vurdu ve tabelayı değiştirdi. Henüz 8. Dakikada skor 1-0 olmuştu ve Trabzonspor’un iştahı bol gollü bir galibiyeti işaret ediyordu. İlk yarım saatte Selçuk İnan adeta oyunu domine etti. Colman daha derinde pozisyon aldı, Manisa orta sahası top Selçuk’ta iken çaresiz kaldı. Öyle yüksek bir özgüvenle hareketlerinde, paslarında başarı sağlıyordu ki tüm duran toplara da talip oldu. Onun şekillendirdiği ataklarda Trabzonspor defalarca ikinci gole yaklaştı. Jaja sürekli aradı, topu kolayca kale önüne getirdiler ama golü bulamadılar. Hele 27. Dakikada Teofilo’nun kale ağzından dışarı attığı top vardı ki, maçın en önemli kırılma anı buydu.

35. dakikadan sonra işler değişti. Trabzonspor oyunu iyice rölantiye aldı, rakip kaleye gitmekte dahi umarsız davrandılar. Bu dakikaya kadar Makukula’nın bir kontra pozisyonu hariç rakip kale önüne dahi gidemeyen Manisaspor, Murat Erdoğan’ın kornerleri kullanmak üzere sola geçmesiyle devre bitmeden iki gol buldu. Kötü kullandığı kornerleri karşılayan savunma topu yine sola gönderdi, önce Dixon’ın arka direk koşusu Makukula’ya, sonra da Murat’ın ortası Simspon’a golü getirdi. İlk yarım saatte adeta rakibinin üzerine çöken Trabzonspor son 10 dakika sanki kontak kapatmıştı. Manisa bu günahı affetmedi, soyunma odasına 1-2 önde girdiler.

İşler 10 dakikada değişmiş, piramit terse dönmüştü. Tehlikenin farkında olan Şenol Güneş devre başında Jaja – Alanzinho değişikliğiyle idman eksiği olan Jaja’yı yanına alarak oyunu hızlandırma yönünde hamle yaptı. Maçı çevirmek için fazla zaman yoktu, dakikalar ilerledikçe bu gerçek ortaya çıktı. İlk yarım saat sonunda tamamen oyundan düşen Yattara, 65’te yerini Burak’a bıraktı. Bu değişiklikten kısa süre sonra Makukula attığı muhteşem golle skoru 1-3’e getirdi. Dakikalar 70 olduğunda Trabzonspor’un pili bitmişti. Diri kalan, değişikliklerle direnci artırılan Manisaspor önce orta sahayı, sonra oyunu ele geçirdi. Top yapmaya başladılar. Şenol Güneş son çare olarak Ceyhun’u oyuna alıp yüksek toplar sonrasında rebound’larla rakibi sıkıştırmaya çalıştı, ama bir pozisyondan fazlasını üretemediler. Maç 1-3 bitti, Trabzonspor 10 ay sonra sahasında kaybetti.

Sonuç: Bazen kadroyu hocalar değil, galibiyetler ve mağlubiyetler belirler

Trabzonspor iç sahada hiç maç kaybetmediği dönemde aynı zamanda içeride – dışarıda hiçbir hedef maçı kaybetmedi. Takımın bu maçlara özel bir takım tertibi var ve adeta yenilmez konumdalar. Bursaspor, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş henüz bu takıma karşı çözüm üretemediler, kazanamadılar. Lakin diğer yandan hedef maçları kazanan Trabzonspor, aynı takım tertibiyle standart maçlarda yeterince başarılı olamıyor. Hedef maçların yıldızı Alanzinho reaktif oyunda çok etkili, fakat sezonun ilk maç haftasında görüldüğü üzere nispeten düşük profilli rakiplere karşı kalabalık içinde kayboluyor. Onun bu kalabalıktan çıkarılması gerekiyordu. İkincisi ise Teofilo muamması. Kolombiyalı oyunca yalnızca pivot oyunu oynayabilen vasat bir santrafor, ama aynı zamanda duracağı yeri iyi bilen bir son vuruşçu. Onun golleri sıraladığı dönemde bu konuya değinmiştim ve bu durumun Şenol Güneş’in dilemması olduğu söylemiştim. Hem Teofilo’yu oynatmak, hem onu etkin kılmak adına Umut’u oynatmak ve Alanzinho’nun etkisizliğine çözüm olarak bu yapı bulundu. Sivasspor karşısına çıkan takımın tüm tercihlerinin, geçmiş maçlardan gelen gerekçeleri vardı. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, Manisa maçında da kazanma yolu takip edildi. Ama hocanın maç sonu itiraf ettiği gibi ortada bir hata vardı. Federasyonun da düşüncesizliğiyle 5 günde 2. Maçına çıkan bu 11, maçın ikinci devresinde zinde değildi. Rotasyon ihtiyacı vardı, fakat başka bir plan yapılmıştı. Tutmadı, Trabzonspor kaybetti. Kendine güveni yüksek oyuncular, psikolojik artıyı fiziksel yeterlilikle birleştiremeyince Trabzonspor’un kazanan oyun planı dağıldı.

Teofilo kötü bir maç oynadı, belki de bu maç onun takım içindeki rolünün gözden geçirilmesini gerekli kılacak. Umut – Jaja ileri ikilisi Trabzon için çok daha uygun olabilir. Trabzonspor halen çok iyi bir hedef maç takımı, ama şampiyonluk için fazlası gerekiyor. Ayrıca Engin Baytar’ın dönüşü hala dört gözle bekleniyor.

Manisaspor dibi görmüştü, Hakan Kutlu’dan kurtularak(!) sorunun büyük kısmını çözdüler. Hikmet Karaman ilk maçlarında kazanma geleneğini sürdürdü. İyi motive ettiği oyuncu grubu ilk yarım saat rakibe yenilse de oyundan kopmadı, maçı çevirdi. Ariza Makukula gollerine devam ediyor. Onun yedeği geçen sezon Gençlerbirliği’nin birinci santraforu Kahe olan bir takım Manisaspor; kadroları yabana atılmayacak kadar iyi. Ligde kalma hedefinden fazlasına niyetlenebilirler ki, Hikmet Karaman da maç sonunda benzer şeyler söyledi. Simspon ve Makukula’nın yeri garanti. Önemli olan geçen sezonu çok iyi geçiren Murat’ı etkin kılmak. Bu olduğu takdirde Manisa’nın hücum opsiyonları çoğalacaktır. Üzerlerindeki ölü toprağını bu galibiyetle attılar.

Fotograf: ntvmsnbc.com

Macyazilari.com: Trabzonspor 1-3 Manisaspor

Noat Samisa

19.09.2010

Beşiktaş 1-0 CSKA Sofya

Uzatmalarda gelen Ernst golü ile kazanmak harika olsa da maçın genelinde görülenlerin toplamına bakar isek Beşiktaş'ın A planına yönelik soruların ilk kez ciddiyetle cevaplandığı bir maç oldu.

Takımın Bernd Schuster'le birlikte neleri değiştirdiğini kısaca özetleyerek başlayayım. Geçen sezon top geriden oyuna sokulurken sıklıkla uzun oynanır, top bu şekilde ön alana taşınırdı. Bu sezon ise bekler orta saha çizgisine yaklaşıyor, stoperler ceza sahasının kenarlarını açılarak pozisyon alıyorlar ve ceza sahası önü boşaltılıyor. Üçlü orta saha kullanılıp Ersnt derinde oynadığında bu boşluk Alman oyuncu tarafından dolduruluyor ve eğer topu oyuna sokmakta geç kalınmazsa sorun yaşanmıyor. İki ya da üç pasta rakip yarı sahaya kolayca geçiliyor. Top üçüncü bölgeye aktarıldığında tercih edilen kenarın beki hücuma katılırken arkada kalan üçlü, orta saha yuvarlağı civarında bir hat oluşturuyorlar. Bu hat, üçlü orta saha kullanılmayan İBBSpor ve deplasmandaki Victoria Plzen maçlarında sorun oldu. Orta sahada Delgado - Ernst ikilisinin, forvette de Nihat - Bobo partnerliğindeki bu iki maç, takımın geçen yıllardan bu yana üzerinde yürüdüğü kazanma yolunu göstermesi açısından çok önemliydi. Sonrasındaki Helsinki, Karabükspor ve Ankaragücü maçlarında Ernst - Necip - Guti üçlüsüyle görkemli galibiyetler alındı. Aurelio transfer edildi, Fink takımda kaldı; sonuçta takımı taşıyan ana damarın önemi net olarak farkedildi.

Dün akşam daha önce denenen Ernst - Guti - Tabata üçlüsü sahadaydı, fakat geçmişten biraz farklı olarak özellikle ilk yarı Ernst ve Guti birbirlerine yakın oynadılar. CSKA Sofya'nın 5 numarası Yanchev sürekli Tabata'nın etrafında geziniyordu, sebepten Tabata sık sık Nobre'ye yaklaştı. Geriden top çıkarmada ve topu Tabata'ya ulaştırmada bir sıkıntı yoktu, ama ön alandaki yetersizlik oyunun sürekli sıkışmasına sebep oldu.

Roberto Hilbert'i daha önce İnönü'deki Helsinki maçında beğenmiş, takım içindeki rolüne ve niteliklerine yönelik ilk kez sağlıklı bir yorum getirebilmiştim. Quaresma'nın sürekli oyunu genişlettiği takımda sağ kenarda uzak forvet işini yapabiliyor ve aynı zamanda takıma esneklik kazandıracak kenar adamı özelliklerini barındırıyor olması nedeniyle rotasyondaki pozisyonunu Holosko'nun önünde görüyordum. Dün akşam ise Hilbert'ten Quaresma olması istendi, fakat olamadı. Transferi sürecinde takımın ihtiyacı olan kenar adamı özelliklerini barındırmadığına ilişkin soru işaretleri vardı, nitekim gelinen noktada rolü sürekli değişen bir rotasyon oyuncusu oldu. Bu takım için hala çok değerli bir oyuncu, fakat top taşıyarak oyunu genişletmesi, son çizgiye inerek ortalar yapması gerektiğinde yeterince iyi değil. Sağ kenarın çalışmadığı bu günde solda ters ayaklı Holosko olunca işler hepten kötüleşti. Oyun rakip savunma hattıyla Beşiktaş orta sahası arasına sıkıştı. Çalışmayan kanatlar, bekleri oyuna sokmakta etkisiz kaldılar. Aksiyon imkanları ceza sahası önünden savunma arkasına atılan toplarla sınırlandı.
Oyun ortaya sıkıştıkça rakibe atak imkanları doğdu. Sheridan ilk yarıda Ferrari'nin balataları yaktı, Toraman hazırlanırken Fabian Ernst kısa süreliğine stoper oldu. İlerleyen dakikalarda sık sık reaksiyon vermekte geç kalan Toraman ve sürekli yerini kaybeden Ekrem Dağ'ın hatalarıyla birkaç cılız, bir tane de net CSKA atağı gelişti. Aslında buradaki sebep - sonuç ilişkisini somutlamak gayet basit. Schuster'in bir futbol fikri var. Takım sürekli topa sahip olmak ve oyuna hükmetmek istiyor, bu çok güzel. Fakat uygulanmasında birtakım temel yanlışlıklar olduğunda bu söz konusu fikir, bir bakıma kendi kendini mağlup ediyor. Ön alanda şok presle topu yeniden kazanma düşüncesi, uygun yerleşim şartları oluşmadığında kendini gerçekleştiremiyor. Futbolda her düşüncenin ve hamlenin bir artısı, bir de eksisi var. Bu şekilde bakıldığında dünkü maçta artıların sayısı, geçmiş maçlara göre azdı. İlk bir saatte Beşiktaş'ın kaleyi bulan şutunun olmaması, ön alandaki etkisizliğin en açık göstergesiydi. Son yarım saat ise başka bir şey oldu.

Ricardo Quaresma yeni transfer olduğunda kendisi için en uygununun sol kenarda ters ayaklı kenar adamı rolünü alması olduğunu düşünmüştüm. Fakat Hilbert'te olduğu gibi sahada görünenler ışığında bu fikir revize edildi. Dün akşam oyun sıkışık iken Quaresma'nın sağda oynaması mantıklı görünüyordu, lakin bu durum yalnızca 5 dakika sürdü. Bizim Harry Potter - Cigano - Mustang kendi isteğiyle sol kenara geçti. Onun sola geçişiyle İbrahim Üzülmez'in dakikaları başladı. Bek - kanat adamı uyumu sıklıkla basit gerekçelere dayanır. Holosko sol kenarda top taşımak bir kenara, ayağındaki topu çabukcak kaybederken Üzülmez'in ileri gitmesi yalnızca enerji kaybı demekti. Keza Ekrem, Hilbert'le birlikte maç boyu son çizgiye ulaşamadılar. Quaresma ise ayağına aldığı topu vermekte sürekli cimri davrandığından bekini cesaretlendiren bir oyuncu. Aynı zamanda içe kaçtığında alan boşlattı ve Üzülmez sık sık bu boş alana girdi. Oyun bu sayede bir nebze genişledi, fakat top hala gol bölgesinden uzaktaydı.

İkinci hamle Bobo oldu ve Nobre biraz daha geride pozisyon aldı. Diğer yandan Tabata'nın çıkışı hem orta sahadaki direnci düşürdü, hem de pas trafiğini zayıflattı. Rakibin atakları sıklaştı. Beşiktaş ise hala rakip kale önünde etkisizdi. Bobo - Nobre hamlesi rakibi son bölümde daha fazla geri itse de oyuna tempo ve pozisyon zenginliği getirmedi. Solda Quaresma etkisi hariç kenarlar çalışmadıkça çift santraforun bir anlamı olmadı. Bana göre son 15 dakika, öncesine göre daha verimsizdi. Bir şans anı geldi, yapılan gereksiz bir faul sonucu kazanılan serbest vuruşta Guti'nin ortasında Fabian Ernst'in kafası skoru değiştirdi.

Beşiktaş daha güçlüydü, bu sayede aktif bir oyun oynayarak maç boyu gol ümidini taze tuttu. Oyunun hiçbir bölümde rakibin kontrolüne geçmedi, bu da hem futbolculara, hem de tribüne bir rahatlık getirdi. CSKA ise iyi alan kapattı, Beşiktaş'ın telaşsız görüntüsüne rağmen istediğini almaya çok yaklaştı. Son dakikada bu oyunda özerk statüde olan duran toptan bir gol gelmese bu maç Beşiktaş'a ''şanssız puan kaybı'' olarak yazılır, bazı eksiklikler ve rotasyon meselesi daha fazla göze batardı. Fakat bu maçta görülenler dikkate alınırsa eğer, bu üç puan geleceğe dönük hiçbir kaygıyı üzerinde taşımaz.

Bu maçtan benim çıkardığım birkaç önemli sonuç var:

Quaresma'nın özellikle iç sahada sağ kenarda oynaması Beşiktaş'ın hücum opsiyonlarını genişletebilir. En azından maçına göre bölüm bölüm ya da sene başındaki gibi maç içi daimi kenar değişimleri dünkü benzeri sıkışıkları çözebilir, daha fazla alanı takımın kullanımına açabilir. Ulusal takım formasıyla Kıbrıs Rum Kesimi'ne karşı 55. dakikada sonra geçtiği sağ kenarda oynadığı oyun büyüleyiciydi.

Hilbert'ten hücum merkezi olarak verim alınamıyor. Oyuncunun nitelikleri ile istenilenler tam olarak uyuşmuyor. Ama Quaresma sahadayken ters kenarın adamı kim olsun, sorusuna en doğru cevap hala Hilbert.

Kenarların çalışmadığı bir günde oyunun ortaya sıkışmasının çözümü Ankaragücü maçında gizli. Bekleri birinci aşamada, kendiliğinden oyuna sokan baklava orta saha düşük profilli maçlarda önemli bir seçenek. İkinci çözüm ise dizilişi çok fazla esnetmeyerek Guti'yi rakip kaleye daha yakın konumlandırmak. Dün arka taraftaki işi Necip ya da Aurelio yapsaydı ve Guti önde oynasaydı efektif paslar Holosko'yu bile parlatabilirdi.

Sağ bekteki sorun hala çözülmüş değil. Ekrem Dağ hücumda bir noktaya kadar istenileni verebilir, fakat savunmadaki pozisyon hataları dün dahi çok can sıkıcıydı. En başından beri buranın en uygun çözümü Toraman, fakat Ferrari'nin sakatlandığı bugünlerde birbiriyle bağlantılı iki sorun durumu daha da kötüleştiriyor. Sağ bekteki sorun çözülmedikçe savunma tandemi de optimum düzeye ulaşamayacak. Aurelio transfer edildikten sonra şu takıma bir de uygun stoper alınsaydı bugün çok daha rahat olabilirdik.

Takım bu sezon oyunu rakip yarı alana taşıdığından Marcio Nobre yeniden rotasyona katılma imkanı bulsa da Ankaragücü maçındaki oyunu ile bu maçtaki arasındaki fark büyük. Fatih Tekke hazır olunca üçüncü seçenek durumuna düşecek ve en uygun kullanımı, dün Bobo'nun sonradan oyuna girmesi gibi kenarların çalıştığı bir günde gol bölgesini çoğaltmak adına olabilir.

Schuster'in kadrosunu geniş kullanma çabası, saha içindeki temel uygulama metodu uygun oldukça büyük sorun oluşturmayacaktır. Aslolan asgari gerekliliklerin gözetilmesi ve günbegün değişen oyuncu seçimlerinin gününe göre kazanma yoluna uydurularak yapılmasıdır. Hoca hala deniyor, değiştiriyor. Bu süreçte takımın kazanmaya devam etmesi hem bizi mutlu ediyor, hem de hocaya daha fazla hareket alanı açıyor. Golden sonraki sevinci görülmeye değer.

Maçın adamı Fabian Ernst'in bu sezon daha verimli olacağını sezon başında tahmin etmek zor değildi. Görev tanımı belli ve yanında iki orta saha adamı oldukça bu ligin açık ara en iyi defansif orta saha oyuncusu. Geçen sezon sağ içte hücuma da destek verirken zaman zaman sıkıntı yaşamıştı. Bu sezon onun için de başka başladı.

Takım yıllar sonra Kadıköy'e büyük bir özgüven ile gidiyor. Bu galiba iyi bir şey. Derbiler şöyledir, böyledir'den alakasız olarak bu Beşiktaş'ın ve bu Fenerbahçe'nin nasıl bir maç oynayacaklarını, hatta ne planlayacaklarını dahi kestirmek zor.

Noat Samisa

17.09.2010

Bursaspor 0-4 Valencia

Bursaspor tarihinin ilk Şampiyonlar Ligi maçından heves kırıcı bir skor çıktı. Oyun olarak bakıldığında kırılma anlarının Valencia lehine gelişmesiyle maçın yönü değişti, skor biraz da bu sebepten ölçüsüz arttı. Bu mağlubiyetin sonunda bazı fikirler gür sesle söylendi, yankıları futbol ortamımıza yerleşti. Fakat aslında bu fikirler her zamanki yerinde bugünü bekliyorlardı. Bunlardan en çok kullanılanı ''tecrübe'' oldu ve henüz kimseden bu olguyu somutlayıcı fikirler okuyamadım. Esasen ne olduğunu tam olarak ben de bilmiyorum, yine de gerçeği bulmayı denemekte yarar var.

Bursaspor'un şampiyonluk yolunda kullandığı ve kullanmaya devam ettiği 4.2.3.1'de bu maçta iki önemli değişiklik yapılmıştı. Geçtiğimiz Cuma günü oynadıkları Eskişehirspor maçının ilk yarısında Bursaspor'un içeride-dışarıda farketmeksizin oynadığı oyunu, baskın iç saha oyunu'na dönüştürebilecek Insua faktörü görüldü. İkinci yarıda ise ikinci forvet olarak oyuna giren Nunez'in sürekli geri gelerek top alıp oyunu hareketlendirmesi Bursaspor'a maçı kazandıran faktörlerden en önemlisi olmuştu. Bu iki veri, bizi Ertuğrul Sağlam'ın Valencia maçı planına ulaştırabilir. Hoca, takımının topa rakibinden daha fazla sahip olabileceğini, yüksek toplarda daha etkili olan Nunez'den ve kaleye yakın top aldığında asist ve gol potansiyeli yüksek olan Insua'dan faydalanabileceğini düşünmüş olmalı. Fakat böyle olmadı. Valencia oyunun başlangıcından itibaren topa hükmetti, rakip orta sahayı geri itti, iki bekiyle birlikte Bursaspor yarı sahasına çöktü.

Tino Costa'nın golü maçın en önemli kırılma noktası. Bu dakikaya kadar işler Bursaspor için iyi gitmese de normal yollardan rakibe gollük pozisyon izni verilmemiş, geride kurulan savunma hattı rakibin hızlı kenar adamlarına alan bırakmamıştı. Öte yandan rakip kale önüne duran toplar haricinde gidilememiş, akan oyunda Volkan'ın top taşıma çabaları hariç hücum yönünde hamle yapılamamıştı. Her ne kadar Arjantinli oyuncunun golü mucize bir şut olsa da bu dakikalarda Bursaspor orta sahasının savunmasına çok yaklaştığına, geri itildiğine dikkat çekmek gerek. Trabzonspor'la oynanan Super Kupa Finali'nin maç yazısında bu duruma dikkat çekmiş, Bursaspor'un orta sahası geri itildiğinde yaşadığı soruna çözüm olarak üçlü orta saha alternatiflerini önermiştim. Bu fikir geçen seneki Beşiktaş deplasmanında olduğu gibi Ertuğrul Sağlam'ın aklının bir köşesinde elbet var, fakat başta belirttiğim maç planı farklı bir fikre dayandığından bunun bu maç özelinde önemi yok. Valencia oyuna hakim oldu, bi' ara %66'yla topa sahip olarak adım adım Bursaspor orta sahasını geri ittiler. Duran toptan gelen ikinci golle maç çözüldü ve Bursaspor kalesindeki pozisyonların sayısı arttı. Devrenin son dakikalarındaki dağınıklık maçı bu dakikalarda bitirebilirdi, fakat ikinci yarı Bursaspor'a oyunu çevirmek için bir şans geldi.

Valencia'nın skor rahatlığıyla oyunu daha geride oynamaya başlaması, Bursaspor'un topa daha fazla sahip olmasına imkan tanıdı. Turgay ve Sercan'ın oyuna girmesiyle risk alındı ve sonucu görüldü. Sercan'ın ortasında Turgay'ın topa dokunamadığı pozisyon ve akabinde görülmeyen penaltı maçın ikinci kırılma noktasıydı. Maçın 2-1'e gelmesi halinde fantastik bir maç izleyebilirdik. Ardından dakikalar geçtikçe Bursaspor oyundan düştü; futbolcuların bireysel hataları, rölantide oynayan Valencia'ya iki kolay gol fırsatı daha sundu. Sonuçta Bursaspor, bildiğinin dışında bir oyun oynamaya çalıştığı maçı farklı bir skorla kaybetti.

İspanyol mu, İngiliz mi?

Yukarıdaki tablo önemli bir gerçeğe dikkat çekiyor. Bugüne dek UEFA Şampiyonları tarihinde İngiliz takımlarıyla 54, İspanyol takımlarıyla 75 maç yapan Türkiye Ligi'ne mensup takımlarımız için İngiliz takımları İspanyol'lara göre çok daha uygun. İç saha - dış saha farkını da koyarsak Türkiye deplasmanının İngiliz'lere hiç de iyi gelmediğini, ama İspanyol'ların böyle bir sorunları olmadığını net olarak ortaya koyabiliriz. Dün Valencia'nın Bursaspor takımını ve Ertuğrul Sağlam'ı şoka uğratan oyununda, Bursaspor'lu oyuncuların şaşkınlığında bu tablonun gösterdiği ''İspanya Ligi'' farkı yadsınamaz. Açıkça görülüyor ki ligimizin futbol karakterini İber Yarımadası'yla karşılaştırmak doğru değil ve Bursaspor'un Rangers ve Manchester United'dan puan alması çok daha olası.

Şu tecrübe ne ola ki?

Tenisin eski 1 numaralarından Stan Smith'in ''Tecrübe size ne yapacağınızı söyler; güven ise bunu yapmanıza izin verir.'' sözü Bursaspor'a uyarlanabilir mi? Ömer Erdoğan'ın maç sonunda söylediği ''Çok farklı düşüncelerle sahaya çıkmıştık. İlk yarıda çok heyecan yaptık.'' sözüne bakarsak hem evet, hem hayır. Burada kasıt, tecrübenin yaşın, deneyimlerin olgunluğundan çok daha farklı olarak içine girilen yeni futbol ortamında karşılaşılabilecek güçlüklerden haberdar olamama durumudur. Bu noktada Guus Hiddink'e kulak vermekte fayda var:

''Avrupa'nın üst düzey takımlarında oynayan Türk oyunculara baktığımızda Hamit istisna olarak görünüyor. Ancak burada laf dönüp dolaşıp altyapıya geliyor. Oyuncularımızı rekabetçi ve üst düzeyde oynatabiliyor muyuz?''

Söyleşideki ''üst düzey'' vurgusu önemli. Hiddink'in ulusal takımdaki oyuncu tercihlerinde ilk gözettiği nitelik, uluslararası maç tecrübesine sahip olunması. Farklı oyun tarzlarıyla, farklı futbol fikirleriyle karşılaşmış olmak ve oyuncunun bu sayede Guus Hiddink'in söylediklerini, verdiği görevi daha doğru algılayıp, daha iyi uygulayacak olması yapılan seçimlerde ilk kıstas. İkincisi ise hocanın kısmen genel, sık sık da maçına göre çizdiği kazanma yoluna uygunluk. Form durumu, takımındaki konumu, düzenli oynaması vs. gibi diğer etkenler nispeten arka planda. Bursaspor'un ''tecrübe'' ile yaşadığı bir sıkıntı varsa eğer, ancak bu ve benzeri bir durum olabilir ve asla öncül sebep değildir. Salı akşamı sahadaki güç farkı, bana göre tecrübeden çok daha önemliydi.

Mehmet Topal

Mehmet Topal'ın Salı günü Valencia orta sahasındaki rolü, geçen sezonun Galatasaray'ındakinden çok farklıydı. Oyunu rakip yarı sahada oynamayı başaran ve savunma hattını orta yuvarlağa kadar yaklaştıran takımda sınırlı bir alanda savunma önünü kapattı, zaman zaman üçüncü stoper olarak tandemin arasına girdi. Hepsinden önemlisi basit oynama imkanı bulabildi. Bu sebeplerden dolayı dünden bu yana işittiğim Mehmet Topal övgülerini de abartılı buluyorum. Üç ay içinde doğru dürüst maç oynamadan gelişim gösterdiğine mi inanılıyor acaba? Fark şu ki, Mehmet Topal dün akşam uygun takımda ve uygun pozisyonda parladı. Temel farkı ise kendisi açıklamış zaten:

''Türk futbolu dünyanın en zor liglerinden bir tanesi. Burada ise futbol çok çabuk oynanıyor. Herkes kendi işini yapıyor ve arasındaki tek fark burada oyunun çok çabuk oynanması.''

Mehmet'in tespitine en büyük destek, onu kadroya çağırmayan Guus Hiddink'ten:

''Düşük tempo bugün futbolunuzun en büyük sorunlarından biri. Hücuma dönük daha fazla varyasyon ve daha hızlı aksiyon bulmamız lâzım. Tabii ki kontrol oyununun önemini yadsımıyorum. Çıkıp Şampiyonlar Ligi'nde "Önde basın, kontrolü bırakın" diyecek halim yok. Ama düşük hızda giden bir maç, kimin ne kalitede olduğunu gizleyen bir şeydir. Eğer düşük tempo bir futbol kimliği haline gelirse size çok fazla şey katmaz.''

Sonuç: Şampiyonlar Ligi'ne katılmak ödev değil, kazanılmış haktır

Bu mağlubiyetin öncelikle taktik sebepleri var. Ertuğrul Sağlam bir maç planı yaptı, tutmadı. Takımı sonradan takımın en iyi bildiği, şampiyonluk kazandığı yapıya döndürdü, ama bu kez şans yanında değildi. Bir bakıma geçen sezon Sivasspor'un yaptığı hatayı kısmen de olsa yinelediler. Ertuğrul Sağlam takımının kazanma yolunu yeniden çizmeye çalıştı. (üstelik kadroyu tamamen muhafaza etmişken) Takım henüz ligde baskın oyun oynama konusunda ısınma turlarını atıyor, Insua'yı B planı olarak kullanıyorken Bursaspor'un geçen sezon şampiyonluğa ulaştığı A planı ne kadar yetersiz olursa olsun, kısa sürede yapılan eklemelerle oluşturulmuş yeni kazanma yolundan kötü olamaz. Hele ki hedef maçlarda, asla. Bursaspor'un lig yarışında B ve C planlarıyla yoluna devam ederken özellikle hedef maçlarda reaktif oyunda ısrar etmesi yönündeki fikrimi, yeni transfer Stevensson ve Hüseyin'le oluşturulacak orta saha tandeminin önünde Ergic ve ileride Bursaspor'un şeytan üçlüsü Sercan, Ozan ve Volkan önermesiyle destekliyorum. Bu takıma karşı Valencia ve Rangers tıpkı dünkü gibi yine topa hükmedebilir, fakat bana göre bu kadronun vereceği bir karşılık çok daha güçlü olacaktır. Salı günkü maçın gole kadar olan bölümünün Bursaspor için çok da kötü olmamasının açılımı bu.

Salı günü henüz ligde proaktif bir oyun oynayamayan takımın bu fikri CL sahnesine uygulamasını beklemek fazla iyimserceydi. Bu maçtan Ertuğrul Sağlam'la benzer sonuçlar çıkarmışsak eğer, Glasgow deplasmanında çok başka bir kadro ve takım göreceğimizi düşünüyorum. En azından şu kesin ki Hoca'nın maç planı aynı olmayacak.

Futbol ortamımızdaki hakim sese yönelik iki çift laf ederek bitireyim. İlk kez CL arenasında mücadele eden bir takımın amacı, daha önce yalnızca üç Türk takımınca başarılan ''gruptan çıkmak'' olamaz. Hepsinden daha önemlisi, hakkı kazananların bu şansı değerlendirmesidir. Öte yandan ulusal takımın hocası Hiddink'e ''neden genç oyuncuları çağırmadın?'' eleştirisini yaparken Bursaspor'un mağlubiyetini ''tecrübe eksikliği'' ile açıklamak büyük bir çelişki değil mi?

Noat Samisa

16.09.2010

Beşiktaş 4-0 Ankaragücü

Ramazan Bayramı'nın son günü, tatil, anayasa referandumu öncesi; aynı dakikalarda Sinan Erdem Spor Salonu'nda yaşananlar... Bu eşsiz, çok özel günde oynanacak olan bu maç, pekala öğleden sonraya konulabilirdi. Yine de geç saate, maç saatinin milli basketbolcularımızın yarı final mücadelesiyle çakışmasına rağmen İnönü Stadı'nda standart bir lig maçından daha fazla insan vardı. Güç dengesinin kurulamadığı, tamamı Beşiktaş hakimiyetinde geçen maçın sonunda tabela önce 4-0'ı, sonra 83-82'yi yazdı.

Beşiktaş maça, bundan evvel geçen seneki İBBSpor maçında, daha önce de 06/07 sezonu başlangıcında denenen baklava orta sahalı 4-4-2 (diğer tabirleriyle 4.3.1.2 ya da 4.1.2.1.2) ile başladı. Sürekli rakip stoperlerle eşleşen iki santrafor Bobo ve Nobre'nin arkasında ''10 numara'' rolünde Nihat vardı. Arkalarındaki üçlüde ise sağda Guti, solda Necip ve derinde Ernst oynadı. Sahanın ortasının kalabalıklaştırıldığı bu tercih, iki dış bek ile desteklemişti. Ankaragücü ise 4.2.3.1 dizilişiyle çıktığı maçta oyuncular yerlerini sakatlıklar nedeniyle sürekli değiştirek oynadı. Slovak hücumcular Vittek ve Sestak'ın oyun başlangıcında sahada olmadıkları bir günde (üstelik Zewlakow da son anda sakatlandı) sezonun ilk haftasındaki Trabzonspor maçı benzeri bir görüntü verdiler. Hücum planları ön alanda kazanılan toplar ile Meye'nin santrafor oyunu üzerineydi.
Temposuz geçen ilk yarı

Beşiktaş kenar adamı kullanmayıp, oyunu ortaya sıkıştırınca, Ankaragücü'nün kenar adamları da yetersiz olunca oyun tıkandı. Beşiktaş uzun toplarda Nobre'yi bulmaya, final paslarını Nihat'la değerlendirme çalışıyordu. Ankaragücü ise önde kazandığı topları çabuk kullanarak Meye ve Mehmet Çakır'ı Beşiktaş'ın sık sık orta sahaya kadar taşıdığı savunma hattının arkasına kaçırmak istiyordu. Bu paslar için sahadaki tek nitelikli oyuncu Sapara'ydı ve o da bugün nispeten geride oynuyordu. Tıpkı Guti gibi Sapara'nın da ilk yarı kaleden uzak oynaması Ankaragücü'nü daha da edilgenleştirdi. İlk bölümde Nihat'ın ezdiği toplar Beşiktaş ataklarının olgunlaşmasını engelliyor, ancak Necip'in dikine taşıdığı toplar rakip savunmanın dengesini bozuyordu. Devrenin ortalarına doğru İsmail'in doğru koşularının sayısı arttı. Oyun adım adım (hem enine hem boyuna) üç ayrı hat üzerinde pozisyon alan Bobo-Necip-İsmail üçlüsü üzerinden ilerlemeye başladı. Hafta içi Belçika karşısında ulusal takımın sol bekinde sık sık kanat bindirmelerinde geç kalan İsmail, bugün de geç açıldı. İlk yarım saatin sonunda ilk kez ceza sahası ön çizgisi hudutlarını aştı, son çizgiye indi. Yaptığı güzel ortanın Bobo'nun kafasını bulmasıyla skor değişti: 1-0
Forvet arkası, 10 numara Guti

İlk bir saatlik bölümünde Beşiktaş'ın gol dışında iki pozisyonu vardı. Biri Guti'nin pasında Nihat'ın kaleci Özden tarafından önlenen gollük şutu, diğeri ise Bobo'nun üst direkte patlayan füzesi. Ankaragücü'nün ise kaydadeğer bir gol girişimi yoktu. Maçın 58. dakikasında Nihat kenara geldi, Tabata'nın oyuna girmesiyle Guti forvet arkasına geçti ve oyunun şekli birden bire değişti. İlk yarı sağ iç görevinde markajı Hürriyet'i epey yoran Guti, risk alan Ankaragücü karşısında boş alanlar buldu ve bu boş alanları harika paslarla doldurdu. Tabata'yla birlikte pas trafiğindeki isabet ve hız artışı Beşiktaş'ın rakip kale önüne gidişini hızlandırdı. Duran topun reboundunda Tabata - Toraman işbirliği Beşiktaş'ı rahatlatan golü getirdi. Sonrası Guti oynadı, final paslarını kullanabileceği mevkide harika bir yarım saat oynadı. Bobo'yla yaptıkları verkaç sonrası gelen üçüncü golün bu resitali tamamladı. Vittek'in oyuna girmesiyle biraz olsun kıpırdanan Ankaragücü ürettiği iki net gollük pozisyonda ağları bulamayınca Nobre'nin golü skoru belirledi. Baştan sona Beşiktaş üstünlüğünde, üstelik temposuz şekilde seyreden maç 4-0 bitti.

Sonuç

Geçen haftaki maç yazısında Beşiktaş'ın son 5 sezonda yalnızca 5 lig maçında rakip filelere 4 gol atabildiğinden bahsetmiştim. ''Bu sezonki 4 gollü galibiyet erken geldi ve bu tip skorların Beşiktaş adına devam edebileceğinin sinyalleri verildi.'' cümlesinin henüz dumanı tüterken milli maç arasında sonraki ilk maçta bir 4 gollü galibiyet daha geldi. Bu zengin skorun ulusal takım kampından sakat dönen Ricardo Quaresma'nın yokluğunda gerçekleşmiş olması Beşiktaş adına fazlasıyla olumlu. Öte yandan Bernd Schuster'in hem oyuncu rotasyonu, hem de maç sonrası söylediği ''Quaresma oynayamadığı için kanatlardan oynamak yerine orta sahayı güçlendirmek istedik.'' cümlesinden de anlaşılacağı üzere yaptığı şablon değişikliği bu kez daha olumlu sonuç verdi; Viktoria Plzen deplasmanı ve İBBSpor maçında yaşananlar tekrarlanmadı. Burada kilit nokta orta sahadaki yerleşimdir, pozisyon kayıplarının yaşanmamasıdır.

Takımın standart maç düzeninde Quaresma'nın yokluğu çift forvetle tolere edilmişti, ama rakibin bugünkü zayıf futbolu bu değişimin ileriki maçlarda da devam etmesi halinde sonuçlarının ne olacağı halinde net fikirler vermekten uzaktı. İsmail ve Ekrem bu şablonun gerekliliği olan sürekli bindirmeleri yapamadılar, Guti'nin esktra yaratıcılığı efektif şekilde oyuna etki etmiyorken Beşiktaş hücumda tıkandı. Bu bölümde Ankaragücü'nün önde kazandığı toplarda tehlike üretememesi maçın kalan bölümünde sorun çıkmamasını sağladı. Tek santrafor rolünde etkisiz olan Nobre'nin bugün Bobo'nun partnerliğinde son iki yılın en verimli oyununu oynaması sürpriz değil. Beşiktaş'ta güzel şeyler olmaya devam ediyor. Günün ''çok iyi''leri Nobre, Bobo, Necip ve Guti.

Ankaragücü'nde kaleye Senecky, savunmaya Zewlakov, hücum bölgesine Sestak, Gabric ve Vittek eklemeleri ortaya bugünkünden çok daha iyi bir takım çıkaracaktır, fakat hedefin doğru belirlenmesi, gerekirse revize edilmesi gerekiyor. Bugün üst sıraları değil, düşme hattının biraz üzerini zorlayabilecek bir takım vardı sahada ve oyun içi organizasyonu yok gibiydi. Üst üste gelen sakatlıklar takımı sezon başında hedefinden saptırdı, bundan sonrası oyun olarak daha iyi olacak olsa da skor baskısı işleri değiştirebilir.

Taktik yönü zayıf, güç dengesinin kurulamaması sebebiyle güçlü Beşiktaş'ın kolayca skor elde ettiği bir maç oldu. Kötü zeminin de etkisiyle futbol kalitesinin vasatı aşamadığı bu gecede sürprizi Beşiktaş yönetimi yaptı ve üçüncü dönem iktidarındaki en doğru işi yaparak Türkiye - Sırbistan basketbol karşılaşmasının son bölümünü skorboard'dan nakletti. Yaklaşık 25 bin kişinin beraberce tempo tutarak basketbol maçı izlemesi ve skorun değiştiği son anlar muhteşemdi.

Fotograf: Ntvspor.net


Macyazilari.com: Beşiktaş 4-0 Ankaragücü

Noat Samisa

12.09.2010