İBBSpor 2-1 Beşiktaş

2011 model Beşiktaş, yıllardır çaktığı İBBSpor sınavını yine geçemedi. Üstelik en düşük puanlarından birini aldı, aynı suda bir kez daha yıkanmaya çalışıp çamura bulandı. İBBSpor ise tam da kendi karakterini yansıttı maçta Beşiktaş'ın antitezi oldu ve yine kazandı.

İBBSpor maça geçen haftadan üç değişiklikle başladı. Rızvan Şahin sağ beki devralmış, Gökhan Ünal ve İbrahim Akın ikilisi Gökhan Süzen ve İskender Alın'ın yerine takıma girmişlerdi. Özellikle bu tip maçlarda ideal görüntüsüne ulaşan reaktif 4-5-1 ile sahadaydılar. Beşiktaş ise Hilbert - Ekrem zorunlu sağ bek değişimi haricinde maça, hafif sakatlığı bulunan İsmail'in yerine sol bekte Üzülmez'le başladı. Şablon kazanan takımın devamıydı, Nobre'nin özel rolüyle melezleşen 4-4-2 oynadılar.

Ofsayt Almeida?

Kesinlikle sıradışıydı, ama mutlaka bir anlamı olmalı. Hugo Almeida maçın başından ikinci devrenin ortalarına kadar -ara ara geri gelip sırtı dönük top aldığı anlar haricinde- sürekli ofsayt halinde pozisyon aldı. Bunu bilinçli yapıyor gibiydi, zira onun gibi bir oyuncunun takım arkadaşları pas yaparken daimi olarak ofsaytta kalması saçma olurdu. Bunun anlamı muhtemelen takımın hücum setleriyle ilgiliydi. Merkezde iyi ve kalabalık şekilde kapanan İBBSpor'a karşı Beşiktaş kanatları kullanacak, Almeida ya sola kaçacak ya da pasif ofsayt üzerinden ön direk koşularıyla avantaj sağlayacaktı.
Bekler Anahtar

İBBSpor ilk yarı boyunca rakibini asla kendi savunma hattı ile orta saha arasına sokmayınca geri itilemedi. Böylece savunma hattını ceza sahalarından on-on beş metre önde kurabildiler. Almeida'nın ofsayt hali böylece anlamlı oldu, zira Nobre'nin pas trafiğinde zırvaladığını düşündüğümüzde Beşiktaş'ı merkezde tamamen sayıca azınlıkta bırakmayı başarmışlardı. Fakat bu çift taraflı bir durumdu, Beşiktaş da bir bakıma böyle olsun istiyordu.

Yarım saatlik ilk bölüme bakıldığında Beşiktaş'ın sol kenarı daha sık kullandığını, ama etkinliğin sağ kenardan, Quaresma üzerinden gerçekleştiğini gördük. Simao'nun ortasında Vinicius'un hatasını saymazsak ilk yarı sol kanattan sağdakinin en az iki katı orta yapıldı, ama bunlar hedefe ulaşmadı. Yine de son çizgi zorlamaları kornere dönüştü, fakat buradan da gollük bir aksiyon çıkmadı. Beşiktaş'ın ilk yarıdaki tek net gollük pozisyonu, Quaresma'nın ortasına Nobre'nin kafasıydı. Burada Quaresma'nın ekstra yaratıcılığından ve Nobre'nin uzan forvet rolünden bahsediyoruz, fakat ortada yine Guti ve bekler yok.

Son iki maçta Beşiktaş'ın en büyük farkı, özellikle maç başındaki müthiş coşkulu ön alan presiydi. Bugün orta sahadaki yetersizlik nedeniyle bunun oluşması imkansızdı, fakat baskı bir noktaya kadar vardı ve kenarlar çalışabilirdi. Olmadı. Sakatlıktan yeni dönen Ekrem ve Üzülmez hamlelerde ağır kaldılar, çok fazla sayıda ikili mücadele kaybettiler. Topları tekrar kazanmada sorun yaşandı, ayrıca ön oyuncularıyla etkileşim kuramadılar. Yapılamayan ve karavana giden ortalar, ağır hareketler Beşiktaş'ın tempo yapmasını imkansız hale getirdi. Guti'nin top kullanacak alan bulamadığı ortamda oyun Quaresma üzerine yıkıldı.

Koheziv İBBSpor

İlk yarı baskı yeseler de gol bölgesine çok az sayıda top getirdiler. Orta sahadaki üstünlük ve takım savunmasındaki direnci ortaya koymalarının yanı sıra kenarları kusursuza yakın savundular. Tevfik ve İbrahim Akın her Beşiktaş atağında bekleri kovaladı, gerektiğinde adam değiştirdiler. Beşiktaş bu bölgeye Guti'yi sokabildiğinde etkili oldu, lakin bu dalışların sayısı azdı. Rakibin coşkusunu kırdıktan, orta sahada Guti'yi iyiden iyiye sindirdikten sonra en iyi yaptıkları iş olan savunma - hücum geçişlerini başarılı şekilde uygulamaya koydular. Golde ilk kez korner kazanmışlardı. Her zaman iyi yaptıkları işi yaptılar, hata kovaladılar. Cenk elinden kaçırdı, dakika 35 olduğunda Vinicius tabelayı değiştirdi.
Kırmızı Kart ve İkinci Yarı

Maç sonu Tayfur Hoca, ''Aslında hafta içinde Belediyespor'un nasıl oynayacağını çok iyi biliyorduk pozisyon vermemek için çalıştık ama ikinci yarı bu pozisyonları verdik.'' dedi. Maçı izlerken böyle bir açıklamanın gelebileceğini düşünmüştüm, çünkü bu maçın ilk yarısında Beşiktaş'ın savunma fikrinde küçük farklılıklar vardı. Top İBBSpor'a geçtiğinde bazen pres yapılmadı, geri alanda çift dörtlü hat oluşturuldu. Skor berabere iken bu iyi bir önlem idi, maçın kalan bölümü için güvence ve sabır içeriyordu; fakat sahanın Beşiktaş adına en iyi oyuncusu (kısa sürede defalarca Üzülmez'in ve Guti'nin boşluğunu kapatan) Aurelio oyundan atılınca her şey tamamen değişti.

Schuster ikinci yarıya Nobre - Fernandes değişikliğiyle başladı. Oyuncu tipleri üzerinden yorum yapıldığında bu daha çok ''defansif etiketli'' bir hamleydi, fakat fikir bambaşkaydı. Beşiktaş ikinci yarı adeta gung ho düşüncesiyle oynadı. Savunma hattı orta sahanın ötesi geçti, rakip kenar oyuncular çok kez kendi yarı sahasından çıkarak, ofsayt ile alakaları olmadan kaleciyle karşı karşıya kaldı. Devrenin başındaki Hugo Almeida üretimi pozisyon kritikti, Quaresma bunu değerlendirebilmiş olsa Beşiktaş oyunun kalan uzun bölümünü daha dengeli oynayabilirdi.

Quaresma bu pozisyonun öncesinde ve sonrasında ikinci santrafor gibi oynadı. Takım bir kenarı hep boşladı, daha ilk yarı oyundan düşen Guti boşlukları kapatmaya çalışırken iyice helak oldu ve takıma ofansif katkı yapamadı. Son bölümde tek hücum planı Almeida'ya atılacak uzun toplar oldu. Simao kendi yarattı, topun başına geçti ve skoru dengeledi. Sonrası ise epey garipti. Gemileri yakarak oynayan Beşiktaş, 66'da beraberliği yakaladıktan sonra kenarda iyi silahları olmasına rağmen devre başındaki fikre yönelik hamleler yapılmadı.

Guti, Üzülmez, Ekrem... hepsi yetersiz durumdaydılar. Bunlardan birine yönelik tazeleme ya da Guti'nin rol değişimi, daha öne atılması mesela, bekledim. Ama hamle ancak 87. dakikada geldi. Giren adam da Ernst idi. İki dakika sonrasında da Necip girdi, Guti çıktı. Ben bu değişiklikleri anlamsız buluyorum, her şeyden önce çok geç. Eğer bir anlamı varsa da skoru korumak olabilir, fakat Beşiktaş bu iki değişiklik sonrası gol yedi ve maçı kaybetti.

Sonuç: Futbol Nedir Ki?

Yukarıdaki paragrafı boşverin. Bu benim ahkam kesmem, ukalalığım olsun. Fakat benim öğretmenim Bernd Schuster. Sene başından beri o anlatıyor, ben karşılaştırıyorum. Normatif fikirleri reddediyorum, yalnızca anlayışa yönelik varsa bir eleştiri, onu öne çıkarmaya çalışıyorum. Evet, benim Schuster'le derdim var. Çok net olarak kendisinden memnun değilim. Sene başındaki İBBSpor maçından sonra yazılan yazı burada, meraklısı okuyabilir. Bugün için o yazıdan bir bölüm almamız gerek, çünkü lazım oldu:

''Futbol oyunu, sadece insanla alakalı değildir. Futbol, diziliş, yerleşim ve boş alan yaratmaya ve alan kapatmaya dair amacı belli bir oyundur. Eğer bu oyunu konuşurken sadece insandan bahsederseniz, bugün Quaresma ve Guti'niz varken nasıl yenildiğinizi anlamlandıramazsınız. Robinho gelince yenilmeyeceğinizi sanırsınız, ama İBBSpor gibiler Beşiktaş'a her daim tokat atmaya devam ederler. Saha dışında bir şeyler yanlış gidiyor olsa bile, doğru yerleşim ve akıl ürünü konumlandırma bir takımı başarıya ulaştırabilir. Bunlar sistemden, felsefeden, ülkenin şartlarından, basından yayından daha önemlidir.''

Şimdi üzerine Simao'nuz var, Hugo Almeida'nız var. Kadronuz neredeyse tam, mazeret yok. Camidaki hava mükemmel. Peki ya sonuç? Evet, Nobre'nin kafası gol olmuş olsa belki bu maç kazanılacaktı. Schuster de demiş ki, ''Mehmet’in atılması ve üzerine glene negatif olaylardan da kaybettik.'' Ama her zaman maç dinamikleri lehinize işlemez. İkinci devre Cenk'in çıkardığı karşı karşıya pozisyonlar ne olacak peki, belki de maç 3-0 olmuştu. Bu, her zaman böyledir. Futbolda mutlaka bir denge olur. Bu maç olmazsa, bir sonraki maç ve hesap ortada. Beşiktaş yine ilk golü yediği bir maçı kazanamadı.

Beşiktaş'ın hocası yine kazanan takımı takip etti. Bu geçmişte de hep böyle oldu. Takım kaybettikçe şablon değişti, anlayış rötuşlandı, hatta fikir yenilendi. Ama Schuster hala ''Bugün maçın başından itibaren çok pasif bir takıma karşı mücadele ettik. bizim hatarlarımızı bekleyen bir takım vardı.'' diyebiliyor. İBBspor'un Beşiktaş'a attığı tokatları say say bitmez. Ertuğrul Sağlam döneminde, Mustafa Denizli döneminde, Schuster döneminde... hep mi tesadüf? Bu takım her maç, neredeyse bütün sezon aynı reaktif fikirle oynuyor ve siz onlara saygı duymak yerine, onları sözde kötüleyerek hatanızı örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Reaktif oynamanın neresi kötü, üstelik yenilmişsiniz? Böyle bir bakış kabul edilemez. Kabul, yanılmışım. Schuster'in özveriyle problem çözücü vasıfları olan biri olduğunu sanıyordum. Fakat geçen zamanda sadece geçmişin tekrarını izliyoruz.

Bugün Beşiktaş'ın sahada üçüncü orta saha oyuncusuyla bulunması ve sabırla golü araması, geçmişte de örneği olan çok da doğru ve ulvi bir fikirdi. Diğer yandan başta Schuster olmak üzere yabancı hocaları eleştirmek zenofobik çağrışımlar yapar oldu insanlarda, kutsala dönüştürüldü. Gerçek şu ki, Schuster işini iyi yapmıyor. Teknik ekipteki tüm yerliler pasifize edildi, dışlandı. 6 ay içerisinde aynı takıma aynı şekilde yenildi Beşiktaş. Yıllardır olduğu gibi, aynı şekilde mağlup oldu. Kadrolar açıklandığında Beşiktaş mağlup oluyor. Ben bunu düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum, nasıl bir aymazlıktır bu?

Quaresma günün iyilerindendi. Cenk Gönen bir anda kaleyi devralmış bir genç kaleci olarak şimdiye kadar hiçbir maçta skor anlamında takımı yakmamıştı ki, bu süre çok uzundu. Büyük sürprizdi şu performansı, o yüzden bugünü cepten yemiş sayabiliriz. Cenk hala bu takımın en iyi kalecisi.

Hocanın Ernst'i adeta silmesi, Fernandes'e yüklenmesi gibi birtakım anlamı dışarıdan görünmeyen kararları var, bunlar da eleştirilebilir fakat bugün bir anlamı yok. Zira ana sebep bunlar değil. Yine musibet üzerine takımda birtakım değişimler olacaktır, nitekim geçmişte hep böyle oldu. Fakat bu daha da yeni takım bir yeni problemle karşılaştığında yine çözüm yolu kovalanmayacak gibi görünüyor, en azından tecrübelerimiz bize bunu söylüyor. Dolayısıyla umut yok. Takım sezon sonunda 70 puana ulaşabilirse mucize olur. Hedef Türkiye Kupası ve Europa League'de Manchester City'i Dolmabahçe'de izleyebilmek.

Noat Samisa

30.01.2011

23 yorum:

turgay dedi ki...

guti ernst değişikliğini biraz daha erken mesela 75 gibi yapsaydı schuster bence alırdık maçı(simao’nun yerine ernst’i alması ayrı mesele). veya zaten biraz yetenekli olsalardı ibb’liler maç erkende biterdi bizim için.

şunu söylemem lazım schuster bence uzun yıllar kalmalı beşiktaş’ta çok severim kendisini özellikle medya ve futbolcu ilişkileri konusunda çok iyi ancak oyuna müdahalede çok geç kalıyor. özellikle bugün guti 60′dan sonra acayip oyundan düştü o milimetrik pasları atan adam yerine yasin sülün tarzı bi adam geldi zannettim bi ara. o anda ısrar etmenin anlamı yok. ernst’i alıp fernandes’i guti’nin yerinde oynatmayı tercih etseydi simao-almeida-quaresma 3′lüsü gol kesin atardı. neyse olan oldu bu maçı kazansaydık şampiyonluk yolunda bence müthiş bi şans ele geçirirdik. önümüzdeki takımların istikrarsız oyunlarının yanında bizim 45 dakikalık oyunumuz dahi 3 puanlara yeterdi. herşey bitmedi ama artık gerçekten zor olay. umarım şampiyonlar ligi yaparız. ancak oda schuster’in maç içindeki ruh haline bağlı.

enorton dedi ki...

Noat harika bir yazı ellerine sağlık. Bir ekleme yapmak istiyorum sadece Denizli döneminde İBB maçlarında 2 galibiyet 1 beraberlik alındı. Bugünkü İBB maçları tablomuza bakarsak, Denizli dönemini mumla arıyoruz. Aslında sadece İBB maçları değil, bugünkü kadroyla kıyaslanmayacak derecedeki kadroyla geçen yıl bu hafta 35 puanımız vardı. sakın yanlış anlaşılmasın geçen yıl benim için başarılı bir yıl değildi ancak bu seneden daha başarılı olan bir takım ve hoca için neredeyse hakarete varan laflar edilirken, bu yıl bu başarısız hoca ve dolayısıyla takım göklere çıkarılıyor. Bunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Allahtan sen ve cartalete gibi isimler var da, yalnızlık hissetmiyorum. Yoksa sorun bende galiba diyeceğim, bu toplu akıl tutulmasını gördükçe...

enorton dedi ki...

Kendi yorumuma bir ekleme yapayım. Geçen yıl 19. haftada 35 puandaymışız ama bir maçımız eksikmiş. O maç da ibb maçı, Mart ayında oynayıp 2-0 yenmişiz. Yani tam bir kıyaslama yapacak olursak geçen sene 19. haftada 38 puandaymışız. Bugünün 7 puan önünde...

bezgin dedi ki...

ibbspor'un oynadigi futbolu su acidan elestiriyorum:
1) Goze hos gelmiyor
2) Uzun vadede basari getirmiyor

Ben Bernd Schuster'e sonuna kadar katiliyorum. Hicbir pozitif futbol dusuncesi uretemeden, sadece rakibi durdurmayi ve rakibin hata yapmasini bekleyerek oynayan bir IBBspor vardi karsimizda. Abdullah Avci'nin her zaman yaptigi sey bu.

Schuster'in tek hatasi Guti'yi cikarip Ernst'i almamasi oldu bence. Dedigin gibi bunu cok daha erken yapmaliydi. Onun disinda ilk 30 dakikada 10 korner attik! Ibbspor ceza sahamiza gelemedi ilk yarida, kullandiklari ilk kornerde kaleci hatasiyla gol attilar.
Eger bahsettigim bu istatistik ve Aurelio atilana kadarki oyun, Ernst-Aurelio-Guti formasyonu ile yasansaydi Schuster'in problem cozucu vasiflarina inanacak miydik?

IBBspor macini Schuster'in formasyonu kaybettirmedi, futbolun icinde olan kaleci hatasi, kirmizi kart, beceriksizlik gibi ustuste gelen sanssizliklar kaybettirdi.

Saygilarimla,

Andrea Pirlo dedi ki...

shuster zevk veren futbol oynamak istiyor bunu anlıyorum ama anlamadığım şey güvenli ve dengeli oyun da iyi uygulandığında zevk vermez mi?

ya da takım yenilse bile hücum futbolu taraftara zevk verir mi?

raison dedi ki...

Güzel yazı için teşekkürler

Sonuç bölümüne kadar çok iyi analiz sayılabilecek bir bölüm okudum ama sonrasını okurken yüzüm buruştu.

Her ne kadar bir futbolcuda taktik zeka, fizik ve teknik becerinin olmazsa olmaz üç bileşenin fazlasıyla olması gerektiğini savunsak da takımızdaki yıldız oyuncularımızı fazla abarttığımızı ve yerli oyuncuların bu kalitenin çok altında olduğunu göremezden gelemeyiz. Bu durumda fit dönemindeki Guti ve etrafındaki 10 vezirle İspanya liginde puan rekoru kırarak şampiyon yapan bir teknik adamın eldeki malzemeyle modern futboldan takımı ne kadar nemalandırabilir bunu tartışmalıyız. Bunu yapmak bizleri optimist değil karamsar olmaktan kurtarır.

Futbol nedir kinin cevabına katılsam da dizilişi ön plana koymak futbolda insanla alakalı olmayan yön değil, insanı hiçe çıkaran bir yaklaşım sunuyor. İçindeki değişkenleri hiçe sayıp statik bir kalıba sokuyor. Kağıt üzerinde forvet oynayan oyuncunun yaptığı defansı, görünürde defans yapan oyuncunun ofansa katkısını göremezden geliyor. Diziliş tabiî ki önemli. Eldeki mevcut kadroda işte o futbol nedir kinin geri kalan kısmından maksimum derecede yararlanmak adına gerekli. Ama futbolcularında taktik, fizik ve teknik olarak eksiklik varsa (hiçbir yıldız oyuncuda simetrik bir şekilde dağılarak ve maksimum düzeyde bulunmaz) her zaman takım oyunun içinde aksayan yönlerin olacak. Zaten takım oyununu ön plana çıkaranda bu eksiklikleri en aza indirip futbolcudan maksimum verim sağlamaktır.

Takım olarak zaaflarınızla bazen bir takıma karşı çok iyi oynarsınız ama bir takıma karşı belki futbolunda cilvesiyle iyi oynayamaya bilirsin. Çünkü o zaaflarından yararlanabilmiştir. Biz taraftarlar için bunun çözümünü aramak yani mükemmeli aramak işin keyif veren yönüdür. Ama işte oyunun baş aktörü insan ve evrimine aykırı bir şey yapıyor. Eliyle yapamadığını futbolda ayağıyla yapmaya çalışıp mucize arıyor.

Umutsuzluğa gerek yok. Schuster sipariş üzerine eldeki malzemeyle göze hoş gelen mükemmelliğe ulaşmaya çalışıyor. Bunu bazen yaşatıyor bazen de üzüyor. Ama gazetecimize dediği gibi 30 yıldır üst düzeyde bu işin içinde. Bizden iyi biliyor.

Gurbet Kartalı dedi ki...

Sevgili Noat,
Bastan asagıya hayal kırıkligi yasadigin belli olan bu yazini okurken inan ilk defa seninle zıt goruste oldugumu farkettim. Benim nacizhane dusuncelerimi surada kisaca ozetlemeye calisacak olursam:

Bu takim 12 puan gerideyken vede ikinci yari 1 kisi eksikken, geri mi cekilmeliydi? Yani 1-0'a razi bir oyun sergileyip arada olursa bir sans golunu mu kovalamalıydı?

Schuster iyi calismiyorsa, bundan evvelki bes senedir gelen hocalardami iyi calısmadi? hemen hemen hepsi yine bu takimda bir sekilde teknik taktik yonetimde yer aliyorlardi. Varsin biraz pasifize olsunlar, su takım hatta 70 puanda almasin. Gaziantep Belediye bizi elesin, ve hatta Dinamo Kievde. Ama artik her maca, olum kalim maci olarak bakmayi birakmak lazim degilmi?

Ben bu takimin onumuzdeki senelerin takimi olduguna ve bunun kurulus asamasinda olduguna inaniyorum. Cruyff'un bir zamanlar defans oyuncularina dedigi gibi biz isimizi dogru yaptigimizda rakip zaten topu goremiyecek. Iste bu sistemi yerlestirmekde bir gunde olmuyor, heleki sistemde en iyi isleyen bir iki disliyi mecburen yerinden cikarinca tabiki pek cok aksakliklar oluyor. Bu yuzden Schuster'e bu kadar yuklenmek biraz agir oluyor. Sonucta gecen sene Denizliye hep bir agizdan demedikmi korkak futbol oynatma hocam diye? Bizde ne istedigimize bir karar verelim artik, heleki bahsettigin gibi uzerine bir Simao, bir Almeida gelmisse en iyi savunma hucumdur felsefesi eminim her Besiktaslinin bugun en cok tercih ettigi sistem olacaktir.

Senelerdir bu takim defansif oynamaya alismis iscilerden kuruluydu, ve simdi mutevazi real madrid olma yolunda ilerliyoruz. Ne zamanki United gibi yerine gore kontra yerine gorede topyekun hucum etmeyi ogrenecegiz iste o zaman basarilarda kendiliginden gelecektir. Bunu yaptiracak kiside Schuster kalibresinde bir hocadan baskasi olamaz.

Bu takim defans yapmayi zaten biliyor. Istesin kapanir kimsede gol atamaz kolay kolay, ama bu sene hucum etmeyide ogreniyoruz. Iyi bir sene gecirirsek, dersimizede iyi calisirsak sanirim onumuzdeki sene gittigimiz her yerin tozunu atacagiz. Bundan kimsenin suphesi olmamali. Ama bu senenin anahtar kelimesi, su modern futbolun en temel felsefesi olan sabir olsa gerek.

Ekrem M.Sc dedi ki...

Aslinda baktigimiz zaman, Aurelio atilmadan once IBB'nin pozisyonu yok. Attiklari gol de duran topta kaleci hatasindan.

Elestirilerinin bazilari haric cogunluguna katiliyorum, ama bence biraz fazla negatif bir yazi olmus. Bu kadar karamsarliga ve umitsizlige dusecek bir durum yok bence. Ongorulemeyen bazi olagandisi durumlar oldu bu macta. Bu surecte duse kalka ilerleyecegiz, bu yol dikenli bir yol, oynamaya calistigimiz futbol tarzini oturtmak kolay degil, ama gulu seven dikenine katlanir.

Övünç dedi ki...

Hocam bu maça Schuster dersini çalışarak başlamış bence.Takım geride pozisyon alıyordu , hücumda yıldızlar ileri top taşıyabiliyordu ama ön direk-arka direk paylaşım sıkıntıları isabetsiz ortalar skoru engelledi.Saçma sapan olmayan bir pozisyondan gol yedik ve iş tam Belediye'nin uzmanlık alanına dönüştü zira bize 1 puan yetmiyordu ve üstelik golden 10 dakika sonra 10 kişi kaldık.Sistemin kilit adamları bekler ve o bekler doğru düzgün işlemeyince adam gayet bilinçli bir şekilde takımı geride konumlandırdı.Bu noktada bir sorun yok.

Eleştirilecek bir nokta varsa o da %100 yapılmayan rotasyon ve Fink'ten beter hale getirilen Fabian Ernst.Zira 1 puan ile 0 puan arasında bizim için hiç bir fark yok yine 4 maç geride olacağız.Uygulama bence doğruydu ama seçimler için aynı şey söylenemez.Tabata gibi kıytırık futbolcularla yapılan rotasyon takımın en sağlam olduğu yerde 5 yabancı ile oynarken orta sahada yapılmaması tam bir komedi ve hiçbir şekilde izahı yok.Guti için alternatifsiz deniliyor ama bence Fernandes gayet o görevi yapabilir , tabi onun kadar etkili olması mümkün değil ama yapar mı yapar.Aurelio'nun yaptığını Ernst yapamıyorsa neden sözleşmesini uzattın hocam ? Elinde alternatif varken 1 hafta 3 maça neden yaş ortalması 34 olan orta saha ile çıkıyorsun diye sorulmalıdır ..

varol döken dedi ki...

selamlar splinter usta,

bilirsin kendi takımım dışında ve izlemediğim maç üstünde konuşmam, sanırım hep denk geliyor ibb-beşiktaş maçları, bu sezon 90 dakika konsantre izlediğim 2. beşiktaş maçı oldu, fikrim sabit, schuster'in beşiktaş'a vereceği tek şey zaman kaybıdır, ayrıca ernst'i kesmek gerçek anlamıyla beşiktaş'a ihanettir, fatih tekke bu minvalde bir açıklama yapmıştı, schuster, karakteri ve geçmişi ortaya koyulduğunda onun çok intikam bazlı bir hayatı olduğunu ve kendi fikriyat ve uygulamalarının dışında hiçbir şeye tahammülü olmadığını görebiliyorum... sahadaki futbolu konuşacak kadar karşılaştırmalı veriye sahip değilim ama beşiktaş'ın dengesizliğini görebilecek kadar da anlayabildim sanıyorum, kusura bakma ama tahtaravelli gibi takım olmuşsunuz:)

bir de bugün pasif bir takıma karşı oynadık lafını schuster'e yedirecek bir babayiğit bekliyorum, getafe değil bu arkadaş ibb, bu takım gerçek, abdullah avcı da, hani çeken bilir derler ya, schuster daha o kadar çekmemiş ondan...

sevgiler, saygılar, şalgamlar bizden...

zenn dedi ki...

merhaba Noat Samisa..

Schuster'in karnesi gerçekten kötü.
takımın boyunu kısa tutması ve ofansif futbol oynatma isteği (bu da tek başına anlamlı değil) dışında herhangi bir katkısını göremiyorum.

günümüz futbolunda iyi takım olmanın kriterinin toplu ve topsuz oyunda başarılı bir orta saha olduğu tescillenmiş bir gerçek iken, kadroda Ernst/Fernandes/Necip gibi oyuncular varken Schuster'in başka sularda yüzmesi gerçekten garip..

ilk yarıda da değişikliklerle maç çeviren bir hoca değildi Schuster. ama son maçlarda tamamen unutuyor sanki değişiklik yapmayı.

ayrıca yenilgiden yenilgiye taktik/diziliş/kadro değiştirmek de çok bonkörce. kazanılan maçlardan da (örn: son maçların 2. yarısı) bir çok ders çıkartmak, sadece 3 puanla yetinmemek gerekir..

Noat Samisa dedi ki...

Turgay,

Medya'dan senin-benim intikamımı alsın diye futbol antrenörüyle çalışmak isteneceğini sanmıyorum. Futbolcu ilişkilerinin de çok iyi olduğunu söyleyemeyeceğim, yamuk yapanı anında siliyor.


Enorton,

Her açıdan başarısızlık tablosu ortada. İnsanlarda gerçekten bir akıl tutulması var, güzel tabir.


Bezgin,

Uzun vadede nasıl başarı getirmiyor yahu? İBBspor geçen sene 6. oldu. Rızvan'la, Ekrem'le, Mahmut'la CL'ye gitmesini beklemiyoruz herhalde. Bal gibi de başarılılar ve bu sezon da başarılılar. Inter geçen sene CL'yi reaktif futbolla kazandı. Bu bir reçete olamaz, proaktif oynayanlar başarılı diye bir şey yok. Bu fark felsefi değil, sadece eldeki malzemeyle alakalıdır.

Haydi bu maçı taktik üzere kaybetmiş olmayalım, ama umarım bundan öncesini taktik olarak kaybetmişizdir.


Andrea Pirlo,

Bunlar birbirine zıt değil kesinlikle. Dönem dönem başarısız olan hocalar bu güzel oyun - skor oyunu karşılaştırmasının arkasına sığınmışlardır. Sanırsınız yeni çıkan bir şey, halbuki yüzyıllık geçmişi var bu hikayenin.

İnsanlar biraz geniş baksalar her maç keyiflidir kendince ve her şekilde kazanabilmek mümkündür. Beşiktaş göze hoş geldiği için değil, özveri eksikliği nedeniyle kaybediyor.

emireri dedi ki...

Gerçekten de haklısın, Schuster'in kadro seçimi ve yaptığı değişiklikler tam bir felaketti. Skor olarak geridesin, rakibinden bir kişi eksik oynuyorsun, kazanmayı amaçlıyorsun ama ortasahayı tamamen rakibine terk edip mağlubiyeti hazırlıyorsun, sonra da rakibin sistemini elelştiriyorsun. Anlamsız ve boş sözler..

Üstüste üç maçtır şu görüldü ki Guti muhteşem bir ilk yarı oynadıktan sonra oyunun geri kalan koca 45 dakikasında takıma hiçbir şey vermiyor, veremiyor... Fizik olarak düşünülen pozisyona 90 dakika boyunca uygun olmadığı apaçık ortada. Bu yüzden orta sahada hep bir kişi eksik oynuyoruz, her defasında rakip ortasahayı elini kolunu sallayarak geçiyor ve topa ilk müdahale engelli defansımız ile karşı karşıya kalıyor. Sonuçta malesef sürekli olarak hüsran oluyor.

Takıma dair umutlarım hala var, bireysel anlamda iyi bir takımız ama bu takımın kimyasında birşeyler eksik sanki? 100.yıldaki takımda Tayfur-Giunti vardı, önlerindeki yıldızlar ne kadar vurdumduymaz olsa da orta sahayı rakibe vermezdik. Şu an elinde Ernst, Necip, Mehmet ve Fernandes gibi o dönemdeki direnci gösterecek bu bölgeyi kapatmaya yetebilecek adamlar var. İlk yarı bitmiş, ortasahada eksik kalmışsın, çok mu lazım İbrahim Toraman bu takıma? veya sivok, kısaca çift stoper. Zaten rakibin tek forvet oynuyor ve top senin ayağındayken tüm rakip oyuncular topun gerisinde bir şekilde oluyor. Eksik yakalayama imkanın zaten yok, bir kere yakaldın koca maç boyunca, böyle bir pozisyonun olmayacağı zaten ortada.

Neyse anlatmak istediğim, ibb orta saha ve defansı bu kadar yakın oynarken Nobre ve Gutinin ve stoperlerden birinin, özellikle eksik kaldıktan sonra daha fazla oyunda kalmasının bir anlamı yoktu bence. Devre arasında 3 değişiklik yapar Ernst-Fernandes-Necip orta sahası oluşturur ve belki bu sayede ibbye bu kadar kontra şansı vermezdin. Bilmiyorum ben haksızım belki ama ibbnin kalabalık orta sahasına ilk yarı boyunca tek başına Aurelio sonradan Fernandes ile cevap vermenin nedeni ne olabilir? Hangi akıl bana bunu açıklayabilir.

Almeidanın herkesin gördüğü gibi bilinçli olarak o kadar çok ofsaytta kalmasının nedeni, ibb savunmasının geri itmek, ona göre pozisyon almasını sağlamak bu sayede araya adam sokabilmek olabilir ama bu düşünce fazlasıyla basit değil mi?

Noat Samisa dedi ki...

Raison,

Futbola analitik bakışa yönelik yazdıklarınıza katılmam mümkün değil. Bu konuda biraz fazla materyal okumalısınız bence. Hatta diğerlerine, hele ki bunun ''Schuster bizden fazlasını'' biliyor argümanına destek yapılmasını kabul etmiyorum.

Schuster'in farkını ortaya koyması gerekir öyleyse. Bir takıma aynı sezonda aynı şekilde mağlup oldu bu takım, daha ötesi var mı?


Gurbet Kartalı,

Hocanın devre başındaki değişikliğini eleştirmedim. Yanlış bir algı oluşmuş o konuda.

Dün oynayanlardan Aurelio 34, Guti 34, Üzülmez 36, Ernst 32, Nobre 31, Simao 31 yaşında... geleceğin takımı bu mu? Sene başı Necip falan oynuyorken bir anlamı oluyordu bu ''geleceğin takımı'' olayının, ama kusura bakmayın, bu takım açıkça bu sezon sonuç almaya çalışıyor, ama beceremiyor. Hoca ''günü kurtarıyor'' ama şu ana kadar olmuyor.

Geçen senelerde yönetim sakillikleri nedeniyle onca güzel hocaya yanlış yapılması, Schuster yanlışlarını ki bu tamamen özveri eksikliğidir, onu çıkar bunu sok tarzı basitliklerden bahsetmiyorum, onaylamaz.

Ben Denizli'ye korkak oynatma diye bağırmadım, bağırmam. Hoca elindekini ederini oynatmaya çalışıyordu. Tavşanları çoktu, ama kısıtlı malzemeyle deniyordu. Şimdi ise rotasyon diyip, asla kazanan takımı bozmayan Schuster var karşımızda. Bunlar birbirinin zıttı değiller. Bir taraf özveri sahibi, diğeri kaybettikçe değiştiriyor.

Benim gelecek seneye ilişkin şüphelerim çok fazla, takımın kaybederek hiçbir şey kazanmadığını düşünüyorum. Schuster'in oynattığı futbolun da bir ulviyeti olduğunu düşünmüyorum. Çok sevdiğim bir futbol sözüdür: Futbol tıpkı bir uçak gibidir. Hız arttıkça hava basıncı artar ve artık aerodinamiyi yeniden sağlamak gerekir.

Beşiktaş'ın uçağı uçmuyor, sürekli yere çakılıyor ve bizden uçak çakıldığında ortaya çıkan alev topundan zevk almamız bekleniyor. Halbuki bu aksiyon filmi değil, futbol. Başarılı olmak, Beşiktaş'ın dünkü oyununun zıttı değil.

Noat Samisa dedi ki...

Ekrem M.Sc,

Beşiktaş'ın da baskısı yok İBBspor'un golüne kadar. Bir Nobre kafası, kornerler, bir de ters kafa vuruşu. Yazıda da dediğim gibi takım golü bulsa belki bu maçı kazanacak ama sonra?

Bu maçın devamı, geçmişin kopyası oldu. tüm hayal kırıklığının ana sebebi budur. Tek maça özel bir durum olmadığını açıklamaya çalıştım. Sorun, takım sezon başındaki gibi kaybetti ve hoca maç içerisinde sezon başındaki gibi davrandı. Yani umutsuzluktur, hayal kırıklığıdır bu yazı.


Övünç,

Rotasyonun biraz da rakibe göre yapılması gerekir. Ama Schuster kazanan takımı takip etmeye devam ediyor, bu hep böyle oldu. Evet, rakip bir noktada çalışılmış ama maç sonu sözler nedir peki? Anlayamıyorum. Sahaya çıkan takım daha önceki senelerde de İBBSpor'a kaybetmişti, bu sene yetenek fazlası varken yine kaybetti.

Bir şey baştan yanlış olmalı. Bence de yanlış olan şey bu.


Varol Döken,

Tahterevalli güzel tabir abi, ben hücumu Miranda Kerr, savunması Ayşen Gruda demiştim. :)

Şalgama ve size saygılar, sevgiler...


Zenn,

Hocanın takıma katkısı birkaç maçla sınırlı kaldı, katılıyorum. Şimdi bir sonraki maçta takım rötuşlanacaktır, geçmişte olduğu gibi ve bir süre iyi gidecektir. Ta ki bir yeni soruna kadar.

İşte şu süreçler Beşiktaş'a dair düşüncelerimdeki karamsarlığın sebebi, aynı fikirdeyim.

Noat Samisa dedi ki...

Emireri,

Beşiktaş'ın ne kadar eksiği olursa olsun, rakibin sağ beki Rızvan. Şu İBBSpor'da bir oyuncuyu alıp Beşiktaş'a koymayız, ama adamlar senelerdir bizi yeniyor.

Fark da burada işte, kimya da bu galiba. Siz ne kadar yetenekli olursanız olun, İBBSpor en güçlü yanını ortaya çıkararak bir anda Beşiktaş'tan daha iyi görünüyor. Beşiktaş ise doğaçlama futboluyla yine maç içindeki küçük krizleri bile çözemiyor. Hesap ortada, 17 kez ilk golü yiyen Beşiktaş, bunlardan sadece 3'ünü kazandı. Ama 19 maçta ilk golü attı ve hepsini kazandı. Her şey yolunda gidecek, takımın sakatı olmayacak. Her şey yolunda gidecek, takım hep ilk golü atan olacak. Böyle bir dünya yok maalesef. Futbol rakiple oynanıyor.

Almeida'nın bu maçta yaptığını açıklamaya çalıştım, bilmiyorum belki de basit ya da yanlış. Yoksa Almeida'nın aklını evde bırakmış olması gerekirdi.

Övünç dedi ki...

Doğaçlama futbol tabiri durumu yansıtıyor aslında.Ümit edecek bir mevzu arıyorum , en azından 2 bekteki eksik göz önüne alını prakibe önlem alınmaya çalışılmış.İlk maçtakinden farklı bir yenilgi bu aslında bir kere kırmızı kart olayı var zaten bütünüyle ayırıyor durumu.Ama 1-1 yakalandıktan sonra olaya müdahale edememek bir sorun ve bu sorunu çözemeiyoruz.

Hocam her yerde aynı şeyi söylüyorum ilk yardıdaki Ibb maçıda tamamiyle bahtsız bir maçtı.Çok net pozisyonları yemişti Nihat ve Holosko.Bugün büyük takımları büyük yapan yakaladıklarını itelemesi değil mi? 6 pastan ülkenin son dönemde yetiştirdiği en iyi forvet ve kadroda en çok para eden adamın gol atamadığı maçları kaybetttik.Haa bu durum Schuster'in eksiklerini gidermiyor ama özellikle mevzubahis İBB maçları olunca ben genel görüşe katılmıyorum.Kasımpaşa maçı,Konya maçı hatadır.Zira hiç bir çözüm getirlememiştir ama 2 Ibb maçında bariz bir bahtsızlık var.

Gürcan Ulusoy dedi ki...

noat 10 numara yazı, 10 numara yorumlar...

yazdıklarını tekrar etmeyeceğim, bence bir çok noktada benzer şeyler yazmışım.

sadece şunu diyeceğim. schuster'e sistem teknik direktörü falan diyorlar. schuster gördüğüm kadarıyla "modern mustafa denizli".

o adam adama savunma falan yaptırıyordu, fark da oradan kaynaklı.

beşiktaş'a gelmemiş mustafa denizl'yi hayal et, al sana schuster ve 2011 beşiktaş'ı...

sistem oturtacakmış. kaybederek kazanılacak bir şey yoktur.

aurelio'nun kırmızısının da mental ve fiziksel yorgunluk neticesinde geldiğini düşünüyorum

ardarda yaptığı 4. hamlesinde artık bitmişti ve o hamleyi yaptı. yapar...

enorton dedi ki...

Senin elinde dünyaca ünlü iki kanat adamı, Morinho'nun bile peşinde olduğu bir santrafor ve Guti gibi bir beyin var ancak senin gol umudun Nobre :) İşin kazanılan korner, duran toplardan bulunacak bir karambol golüne kalmış. Bu takımın ve hocanın hücum anlayışı bu olmamalı...

raison dedi ki...

Sadece hobi olarak ilgilenirim futbolla ve futbol üzerine yoğun teorik araştırmalara girmem, giremem. Bu konuda birikimli olduğunu, amatör ruhla ama profesyonelce yaklaştığını, karşılıksız emek harcadığını düşünüyorum ve tebrik ediyorum.

Yaptığım bir futbolsever olarak futbol üzerine analitik çözümleme değil futbolun doğası ve değişkenliği üzerine sınırlı bir soyutlama yapmaktı. Futbolda birden fazla doğru olduğunu ve bu doğrular içinde evrensel doğrularda olduğunu düşünerek bu düşünceleri aynı takımın farklı zamanlarda benzer sonuçlar almasını evrensel futbol doğruları neticesinde cevaplamanın biraz zorlama olacağını anlatmaya çalıştım. Çünkü yenilgiler benzerdi yargısına katılmıyorum.

Sadece senin yazından yola çıkarak ilk maçın yorumu ve ikinci maçın ilk yarı yorumu arsındaki farkın aksini iddia ettiğin “Beşiktaş farkı” olduğunu düşünüyorum. Bu İBB maçı yanı.

Bir teknik adam olası yanlışlığı futbolun doğrularıyla beyin fırtınası yaparak önceden göremez mi? Bu bir yöntem olduğu için futbol doğrularına bakış açısından önce dünyaya bakış açısıdır. Gelecek üzerine bir soyutlama yapıp teoride oluşturabilirsin ama pratik içinden de bir teori oluşturabilirsin. Schuster metafizik yapmak yerine ikincisini tercih ediyor. Bunu saklamıyor ve takımını güçlü rakibiyle test etmek istediğini de açıkça söylüyor. Bu benimde doğru olduğunu kabul ettiğim bir yöntemdir.

Noat Samisa dedi ki...

Raison,

Bu işin bu kadar çetrefilli olduğunu düşünmüyorum.

Her şeyden önce futbolun çok güçlü bir tarihi var. Bundan 50 yıl önce rakibe pres diye bir şey yoktu, ilk icadının Sovyet Rusya'sında gerçekleştiği rivayet edilir. Zira takımların birbirlerinden haberi olmuyordu. Rekabet nispeten zayıftı, güçlü ve yenilikçi olan kazanıyordu.

Fakat iletişim ve globalleşme, 80'lerden sonra oyuna inanılmaz bir ivme kazandırdı. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, -istisnai dominasyonlar hariç- başarılı takımların bir anahtarı vardır: Maç hazırlığı.

Bugün herkes birbirinin oyunundan haberdar. Ne olduğunu herkes görüyor, her oyuncu en ince ayrıntısına kadar analiz ediliyor. Evet, bu oyun bilinmez. Dediğiniz gibi çok fazla doğrusu var. Ama bu, akla uygun kısımları görmezden gelmeyi gerektirmiyor.

Aynı bahsettiğiniz hayat görüşü, yani hayatın ta kendisi gibi. Yarın karşıdan karşıya geçerken araba çarpar ölürüz, ama bu bizim yarınki sınava çalışmamızı haklı çıkaramaz.

Schuster'in eleştirdiğim yönü de budur. Futbol bu kadar bilinmez değil. Artık değil en azından. Pratik içerisinden çıkarım yaparak bir teorem oluşturmak ve her şeyden önemlisi çaba göstermek, evrensel bir doğrudur.

Ben Schuster'in bunları ortaya koyamadığını görüyorum. Argümanlarım da ortada.

Teşekkürler.

ubih dedi ki...

Shusteri dinleyin! IBB macinin sonucun sebeblerini irdelemeden once daha oncede tartisilan,bilinen,konusulan Shusterin bugunku Besiktas futbol kulturunu tartismaya acmamiz gerekir.Shusterin reaktif yada proaktif olmaya calistigini hatta macin degisen dinamiklerini cok kafaya taktigini sanmiyorum.Shusterin inatla futbol tarihini,bilgeligini veya tecrubesini,rakip takim futbolunun kriterlerini,mac basi futbol kavramlarini cope atan bir felsefesi oldugunu goruyoruz.Karsi rakip kim olursa olsun oynatmak istedigi futbol kendi takiminin rakip sahada cadir kumasi,orada yasamasi,savunmayi,mucadeleyi,hucumu rakip orta saha cizgisinin gerisinde vermesini istemesi.Turkiyeye bir daha ender gelebilecek kadrosuda bu felsefeyi yuruluge sokmasi icin gayet uygun.Shusteri macin sonucundan daha cok macin futbolu ilgilendiriyor.Bunu daha once Serdal adalinin ve Demirorenin vermis oldugu demeclerdende cikarabiliriz.Ikiside hocayla daha para meselelerini konusmadan bize nasil bir futbol oynamak istedigimizi sordu diyorlar.Bizde hucum eden,saldiran bir futbol istiyoruz yanitini verdik diyorlar.Belki aksi bir yanitta Shuster bizimle calismak istemeyecek,teklifi red edecekti.Bu cok onemli degil.Shuster su an takimin basinda.Oynatmak istedigi futbol icin gerekli transferleride yaptirmis(yapmis) durumda.IBB macinda ve her macta bu futbolla risk aldigini oda biliyor.Artik 60. dakikada Gutinin pres yapamiyacak durumda oldugunu, yoruldugunuda goruyor.Ama icinde Guti her an arkadaslarina kesilemeyecek bir asist yapabilir ihtimaline guveniyor.IBB macinda Besiktasin ilk yari sadece gol aksiyonun Gutinin ortasina Nobrenin yapmis oldugu kafa vurusu oldugunun gorusune katilmiyorum.Ilk yarida Quaremanin iki sutu,Gutinin bir sutu ve yine Quaresmanin ortalariyla Nobrenin iska gectigi pozisyonlarda gol aksiyonudur.Kaldiki 29 dakika icinde kazanilan rekor sayilacak 10 korner Besiktasin ve Shusterin istedigi futbolu oynadiginin ispatidir.Ayrica bu macin kaybedilisindeki sorunlar Shusterin sahaya surdugu dizilis yada macin gidisatina vermedigi ozen degildi.Hakemleri elestirmeyi bende sevmiyorum sizin gibi fakat macin soncunu ve kaderine sadece teknik direktorler yada futbolcular karar veremiyor.Sorun Shusterin bu maca vermek istedigi ama veremedikleride degil.Sorun federasyonun ve hakemlerin nasil bir futbol gormek istedigi.Firat Aydinusun macta gucluyle gucsuzu dengelemeye calismasi cok komik.Bunu daha macin basinda ispatladi.Orta saha mucadelerinde gucsuze maksimum sertlik imkani taniyip,guclunun(futbol oynamayi becerenin)atak yapma hirsini kirmakti.Besiktas atak yapiyor,futbol oynamaya calisiyorken yapilan sert mudahelelerle kaybedilen toplari gormezden geldi.Gucsuzu gucluye dengeledi aklinca.Rakiplerden cebellesip topu kapmis atak psikolosisindeki Aurelioya savunma psikolosindeki futbolcu gorevi vererek cok agir bir kirmizi kart gosterdi.O anda Aurelionun kasti bir hareket yapamayacagini,topa basmaya calistigini anlamamizliktan geldi.Kural budur kardesim taban girdi dedi.Simsek hiziyla kirmiziyi cikardi.Fakat Toramandan topu kaybetmis yere dusmus,arkasi cimlerin uzerinde yerdeyken Gokhan Unalin Toramana sol ayagiyla ilk once baldirina sonra sag ayagiyla hayellerine tekmeler atmasina cimrice sadece sari karti cikarmasi macin enterasan olayiydi.Macin kaderini direk degistirecek detaylar.Ayni zamanda su anda bizim tartistigimiz futbol hamlelerinin kelimelerini degistirecek detaylar.

Levent Özer dedi ki...

Merhabalar,
Yazı için NOAT'a , diğer yorumlar için de sahiplerine teşekkürler. Spor programlarını izlemekten çok daha yararlı burası :)
Ben BJK'nin İBB karşısındaki oyunla eleştiriyi hakettiğini düşünmüyorum. Evet futbol bir sonuç oyunu ama yenilen her zaman haksız değil. Maçın ilk yarısı ile ikinci yarısını ayrı değerlendirmezsek hiçbir rasyonel sonuca varamayız bence.
İlk yarı 45 dakika boyunca İBB'nin pozisyonu yok. BJK %60 üzerinde top hakimiyeti ile tek kale oynamış, 30.dakikada 10. kornerini kullanmış. Birkaç pozisyon yakalamış ve tek pozisyon dahi vermemiş. Buna karşın rakip ilk ve tek kornerinde kaleci hatasından bir gol atmış ve BJK kırmızı kart ile beraber devreyi 10 kişi ve 1-0 maglup kapamış. Şimdi ilk yarıda BJK'yi eleştiremez hiçkimse... Olsa olsa bu baskıya rağmen neden daha fazla gol pozisyonu üretemedik diyebiliriz.
İkinci yarı 10 kişi 1-0 geride olan bir takım aynı zamanda maçı kazanmak zorunda ise defansta açık vermesi normaldir. Bunun başka yolu yok. Schuster 1-1'den sonra bile stratejide en ufak bir değişiklik yapmadı çünkü beraberlik de mağlubiyetle eşdeğer BJK açısından.. Benim açımdan ikinci yarı da başarılı geçmiştir çünkü İBB gibi sahaya çok iyi yayılan bir takıma karşı takım 1 kişi eksikken bile oyunu domine etti büyük bölümde. Bir kumar oynandı ve kaybedildi ama bu kumar oynanmak zorundaydı.
Schuster ile en az 3 yıl çalışılırsa BJK avrupadan bir kupa getirir diye düşünüyorum.