Mandalina Rüyası: Holloway'in Hikayesi

''Bunu erkekçe tanımlamak gerekirse, eğer bir gece dışarı çıkmışsanız geceyi birlikte geçirmek için bir genç kadın ararsınız ve birini kaldırırsınız. Bu kadın bazı haftalar çok güzel olur, ama bazı haftalar çok da güzel olmaz. Bugünkü performansımız da pek güzel olmayan bir kadın gibi olabilir, ama en azından onu taksiye bindirdik. Bu seferki belki eve götürdüğümüz en güzel kadın değil ama çok canayakın ve hoş, bu yüzden ona teşekkür ederim. Haydi, bir kahve alalım!''

Blackpool menajeri Ian Holloway yıllar önce QPR'ın başındayken kazandıkları Chesterfield maçı sonrasında takımının performansını yukarıdaki gibi değerlendirmişti. İşbu yazı ince kabuklu İzmir mandalinası gibi olmayabilir, içerisinden koca koca çekirdekler çıkabilir; ama bir kere buraya yazmış olacağımdan dolayı çürütüp ziyan etmek olmaz. Tam mevsimi, biz de birer mandalina alalım ve hikayemize başlayalım.

İngiltere'nin Kuzeybatısı'nda yer alan ve bir sahil şehri olan Blackpool'un İngiltere futbolunda söz sahibi olduğu zamanlar bundan çok önce, II. Dünya Savaşı sonrasına rastlar. Stanley Matthews önderliğindeki takım, 1953'te kulübün ilk ve tek büyük kupasını Wembley'de kazanır. Kısa zamanda iki kez final oynadıktan sonra üçüncüde talihleri döner ve FA Cup'a ulaşmayı başarırlar. Mayıs ayındaki finali kazanan takım, sonradan ''Yüzyılın Maçı'' olarak adlandırılacak olan aynı yılın Kasım ayındaki İngiltere - Macaristan maçına dört oyuncusunu gönderir ve bunların tamamı ulusal takımın ilk 11'inde görevlidir. Bilindiği üzere maç 3-6 biter, İngiltere gibi Blackpool'un da şaşalı günleri sona yaklaşmaya başlar. Son olarak bundan 40 yıl önce zirve ligde olan kulübe 2006 yılında bir Litvanyalı gelir ve yeni transferler için bütçe oluşturmak amacıyla kulübün yüzde yirmi hissesini devralır ve bir hedef koyar: Beş yıl içerisinde Premier League!

İlk sezon takım League One'ı aşar ve üç yıllık Championship süreci başlar. Valeri Belokon, sahip olduğu hisse miktarını yerel yatırımcı Owen Oyston'la eşitler ve kulübü eşgüdüm içerisinde, daha iyi imkanlarla idare etmeye başlarlar. 2009 yazında bambaşka güzel bir şey olur ve Ian Holloway, artık takımın yeni menajeri olmuştur. Her şey değişir:

''Sadece bir kez yeni atak oyun düşüncemden şüphe duymuştum. Ama o gün eşim yanıma oturdu ve şöyle dedi: ''Şimdi değiştiremezsin. Buna inanıyorsan, bunu yapmalısın.'' Takımımı tıpkı İspanya milli takımı ve Barcelona gibi oynatmak istiyordum. Çünkü yıl boyunca -08/09- onları gıptayla izlemiştim. Bu planın başarılı olacağını umuyordum ve aynı zamanda eğlenceli olacağını da biliyordum ve Kim (eşi) bunun benim için ne kadar önemli olduğunu biliyordu.''

Blackpool'un başındaki ilk maçında amatör bir takım karşına çıkmış ve -kendi sözleriyle- kaybetmeyi hakeden bir oyunla 0-0 berabere kalmışlardı. Eşi Kim'le yaptığı bu kısa süreli, ama çok önemli konuşma da bu maçın ertesinde geçmişti. Daha önce çokça aykırı, ama temelde klasik İngiliz futbolu üzerine temellenen futbol fikriyle antrenörlük yapan Holloway, izleyerek ve araştırarak öğrendiği, sevdiği yeni oyun biçimini o günden beri tereddüt etmeden uyguluyor. Sıradışı oyunlarıyla yükselmeye devam ediyorlar. Gerçi bu konuşmanın bugün Blackpool'un başarısını doğrudan etkilediği tezi biraz garip, kabul ediyorum. Fakat temelsiz değil. Her ne kadar Holloway ''nahoş galibiyet'' yorumunu çapkınlık tecrübeleri üzerinden yapsa da eşi Kim'le arasındaki bağ epey güçlü.

Geçmiş zaman olur ki, okulun güzel kızı ve popüler çocuğu 14 yaşında otobüste tanışmış ve güzel kız, popüler çocuğun maçlarını tribünden izler olmuş. Zamanla birlikte daha çok vakit geçirir olmuşlar ama gel zaman git zaman, işler yolunda gitmemiş. Popüler çocuk artık profesyonel olmuş, güzel kıza birlikte Wimbledon'a gitmeyi teklif etmiş ama kendine yeni bir erkek arkadaş bulan kız, bu teklifi reddetmiş. Popüler çocuk, ne olursa olsun güzel kızı unutamıyormuş. Wimbledon'daki arkadaşları ''vazgeç'' demişler, istemeyerek de olsa denileni yapmış. Fakat bir gün, annesinden gelen telefon her şeyi değiştirmiş:

''Kim'e olanları duydun mu? Gerçekten çok hasta olduğunu biliyor musun?''


Ian o gün arkadaşından ödünç aldığı arabayla doğruca Bristol'e dönmüş. O günden itibaren işi-gücü bırakmış, futbolu rölantiye almış ve bizzat Kim'in hemşireliğini yapmaya başlamış. Doktorlar üçte bir yaşama şansı vermişler, ama Kim'in erkek arkadaşı buna pek şans vermeyince nişan bozulmuş. Eski aşıklar, Ian ile Kim birlikte kanseri yenmişler. Kısa zaman sonra evlenmişler ve William adında sağlıklı bir erkek çocukları olmuş. Ardından aileye ikizler katılmış, fakat sağır olarak. Holloway, sağır ikizlerini okula götürmek için her gün Bristol - Londra arasını arşınlamaya başlamış. Akabinde doktor onayıyla aileye altıncı üyeyi katmaya karar vermişler, fakat Harriet de aynı engel ile doğmuş. Holloway sonradan ''Dört çocuktan üçünün sağır olması çok ender görülen bir durum. Bize dördüncü çocuğumuzun sağır olma ihtimalinin lotoyu beş kez kazanmakla eş olasılığa sahip olduğunu söylediler, ama oldu.'' diyecekti. Ian Holloway ve eşi azimle işaret dili öğrendiler. Artık çocuklar büyüdü, iyi bir eğitim aldılar ve bu sayede aciz durumda değiller. Babaları onlardan, onlar da babalarından razı.

''Canımın içi, böyle şeyler sadece romanlarda olur.'' diye bilirdik, ama yukarıdaki hikaye doğru ve bitmiyor. Ian Holloway, ilk bölümü çok beğenilen hayatının ikinci ve yine masalsı bölümünü yazıyor:

Mandalina Rüyası

Blackpool takımı yeni yıl fikstüründen -üç maç eksiğiyle- 25 puanda ve 11. sırada çıkmayı başardı. Dipteki takımların son sıçrayışlarıyla düşme hattıyla aralarında beş puan fark kalsa da ilk yarıyı 30'a yakın puanla bitirmek, yeni yükselen bir takım için hem büyük başarı, hem de kümede kalma garantisi olmalı. Yakın zamanda Reading, Hull City ve Burnley benzer ilk devre performanslarıyla yukarılara tırmanmış, fakat ikisi ikinci sezon sendromuyla olmak üzere üçü de zirve ligde üçüncü sezonu görememişlerdi. Blackpool'un akıbeti benzer olur ya da olmaz, ama şu zamana kadar yaptıkları dahi bambaşka, çok özel.

Her şeyden önce takımdaki hiç kimse 10 bin sterlinden fazla haftalık almıyor. Bunun anlamı, takımındaki tüm futbolcuların yıllık - vergi hariç- £500K'dan fazlasına oynamıyor olması ki, bu bedel bazı Premier League futbolcularının yalnızca bir ayda kazandıkları para. Holloway ne olursa olsun bu barajı aşmadı ve transfer politikasını kiralık ve boşta oyuncular üzerine kurdu. Üstelik elde borç yok, ufukta üç yıl boyunca kasayı girecek olan garanti £50 milyon vardı, zira Ian Holloway play-off finaline yükseldikleri maç sonrası ''Premier League hayali çok güzel. Neden 4 yıl boyunca parachute payments'ı almayalım?'' diyerek daha baştan küme düşmeyi kabul etmişti. Parayı stok yapmayacaklar elbet, stadların yeni tribün yapacaklar ve Leeds United olmamaya çalışacaklar; ama bunu yaparken de başarıyı arka plana atmıyorlar. Tabii ki Holloway sayesinde. Hoca sezon başında:

''İspanya gibi Tiki-Taka oynatmak istiyorum. Takımımı İspanya gibi oynarken görmek istiyorum. Nasıl pas yapıyorlar, nasıl top tutuyorlar, baksanıza. Kısa bacaklılar nasıl koşuyorlar ve paslaşıyorlar, muhteşem. Neyimiz eksik, neden biz de onlar gibi oynamayalım?''

demişti. Championship'ten bu şekilde gelmişlerdi, sürpriz şekilde son haftalarda play-off'a girip, yine sürpriz şekilde finali kazanmışlardı; lakin Premier League bambaşka bir yarışmaydı. Holloway geri adım atmadı. Ama sezonun ikinci maç haftasında Arsenal'den 6 gol yediler ve çok sert bir ''Premier League'e hoşgeldiniz'' hediyesi aldılar. Oyunları sorgulandı, Derby County benzetmeleri yapıldı. Holloway ise bu maçın sonrasındaki düşüncesini şöyle anlatmıştı:

''Arsenal'den 6 yemiştik ve bir sonraki hafta oynayacağımız Chelsea maçında neler olabileceği hakkında bir fikrim yoktu. Ama eğer bir boksörseniz, yumruk atmadan ne olacağını tahmin edemezsiniz. Ya da bir dağcı, risk almadan zirveye ulaşamaz. Sadece neler olacağını görmek istedim ve bir yumruk atmak zorundaydım.''

Chelsea'den de 4 yediler, fakat bu Chelsea sezon başındaki play-station futbol oynayan takımdı. Bildikleri yoldan devam ettiler. Savunmayı önde kuruyor, önde presle bol pas yaparak oynamaya çalışıyorlar. Bekler sürekli ataklara katılıyor, onların son çizgiye ulaştığı anlarda ceza sahasında dört ya da beş turuncu formalı mutlaka oluyor. Doğal olarak arkada sıkıntı yaşıyorlar, kaybettikleri maçlar genellikle farklı oluyor.
4-3-3 üzerinden kurguladıkları esnek bir orta sahaları var. Zaman zaman Elliot Grandin merkezdeki ikilinin önünde oluyor, bazen ise düz üçlü oluşturuyorlar. Bol pas yapıyorlar, oyunu sürekli genişletmenin peşindeler. Bazen Taylor-Fletcher'ı sağ kenarda hedef adam olarak kullanıp, onun uzun boyunun yardımıyla sıkışık anlarda topu ileri taşıyorlar. Çok coşkulu ve sadece keyif alarak, kaybedecek hiç ama hiçbir şeyleri olmadan, kaygısızca oynuyorlar. Hatta bunu öylesine saf, naif yapıyorlar ki, sıradışı bir ara hikaye daha yazmayı başardılar:

''Oyun durduğunda hakem Howard Webb'e bir önceki pozisyon için itiraz etmeye gittim. Ama o bana, hatalı olanın aslında biz olduğumuzu söyledi. Sürekli ayakta kalarak çok dürüst oynuyormuşuz, ama bu sefer de o zor durumda kalıyormuş. Bana 'eğer düşerseniz, benim için de işler kolaylaşır' dedi.''

Blackpool'un stoperi ve aynı zamanda Premier League'de sezonun yıldızlarından olan Ian Evatt, Manchester City maçından sonra mikrofonlara bu cümleleri sarfetti. Ne çok faul yapıyorlar, ne de kendilerine faul yapıldığında topu düşünmekten vazgeçiyorlar. Bu yüzden gol de yediler, ama Ian Holloway hala dersine çalışmaya, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kaygısız takımını oynamaktan en çok keyif alacakları şekilde sahaya çıkartmaya devam ediyor. Bu yüzden hakkında FA soruşturma açtı, sıkışık fikstürde bir sonraki maça tüm takımı değiştirerek çıkması sonucunda oluşan şaibeyi ''Eğer kulüp bir yaptırımla karşılaşırsa, istifa ederim.'' diyerek bertaraf etti. Aynı dönemdeki Wayne Rooney krizinde Alex Ferguson'dan yana tavır aldı ve Bosman kuralının futboldaki en büyük sorunlardan biri olduğundan yine kendine has, yarı küfürlü cümlelerle bahsetti.

Tottenham'ın menajeri Harry Redknapp'e göre Ian Holloway'in Blackpool'da yaptığını Jose Mourinho'nun yapması imkansız. Şüphesiz ki öyle, Blackpool'da olan bitenin kolayca açıklanması mümkün değil. Hoca sadece deniyor, futbolcular da öyle. Neler olacağını bilmiyorlar hala, ama denemeye devam diyorlar. Takımın yıldızı Rangers çıkışlı Charlie Adam. Muhteşem bir sezon geçiriyor, harika oynuyor. Orta sahada takımın lideri. Geri kalan oyuncuların hemen hemen hepsi alt ligde o şehir senin, bu şehir benim gezmiş oyuncular. Santrafor DJ Campbell'ı geçen sezon Leicester'dan kiralamışlardı, onun sayesinde Leicester'ı altlarına aldılar. Yabancılar sıradan, bunlardan bize tanıdık isim Richard Kingson. Ama ortaya çıkan bileşim, sahanın her bölgesinde birlikte hareket eden ve gücü ölçüsünde gole gitmeye çalışan, topu savaşarak kazanan, yine gücü ölçütünde akıcı ve futboldan bihaber insanlara bile keyif veren bir takım.

Hayatı masal olan adam, Premier League'de bir peri masalı yazıyor ve Mandalina'lara oynattığı futbolla kimilerine göre Sam Allardyce'a, Alan Pardew'a, Mick McCarthy'e nanik yapıyor. İkinci yarı nerede olacaklar, düşecekler mi, kalacaklar mı; bilinmez elbette. Ama bu ilham veren bir öykü ve aklıma şu iki soru ister istemez takılıyor:

Acaba herkes Holloway ve takımı gibi kaygısız olsa, futbol oyunu bugün nerede olurdu?

''Futbolda taktik, zayıflığın diğer adıdır.'' diye düşünenler acaba bu hikayeden kendilerine bir pay çıkarırlar mı?

Her şey bir yana, aşağıdaki videoda Blackpool'un attığı ikinci gol, bu yazının özetidir.


Blog arşivinden, farklı futbol akımlarının yazdığı eski masallar:

N Forest 3-4 Blackpool
Blackpool - Cardiff
Blackpool 3-2 Cardiff
Mandalina Sezonu

Efsunlu Kaleler
Masal Kahramanı Owen Coyle
Masaldan Sıkıldın Mı?

Kaos Deplasmanları

Şehrimiz Reading

Noat Samisa

04.01.2011

6 yorum:

Sıradan Biri dedi ki...

Bir gün böyle bir yazabilirsem, o gün yazmayı bırakırım. Bu hayattan harika bir film çıkar.
Elinize sağlık çok teşekkür ederim.

tmrfb dedi ki...

muhteşem bir yazı. blackpool sempatizanı olarak tek solukta okudum diyebilirim. ayrıca blackpool taraftarı bazı maçlarda ünlü müzik grubu jethro tull'un şarkılarını söylüyorlar.

guner dedi ki...

Varney mükemmel sol forvet. Charlie Adam da bir o kadar deep-lying playmaker. Hem de İskoç, Adalı. Fakat savunma 4lüsü oldukça ağır, burada ithalat yoluna gidilebilir.

...

Noat Samisa sen çok yaşa.

eralp dedi ki...

Ellerinize sağlık..
Bir de şu komik güzelliği var Holloway'in bilmeyenler için;
"I wanted to take Varney off and put Carney on but we ended up taking off Crainey and it all got a little confused.
...
So we've got a new thing now where the staff are going to run everything past me because Varney, Carney, Crainey is a bit of a tongue-twister."
Yerlere yatmıştım ilk okuduğumda :)

Quaresma7 dedi ki...

Sağ bekte 'Coids' , orta önde 'Southern' , en uç noktada da Harewood. Tam bir PES 11 takımı. :)

Övünç dedi ki...

Bana her sene gerçekleşen Premier League mucizelerinden biri gibi geliyor yaptıkları iş.Hollaway gerçekten ligin en renkli adamlarından biri ve Blackpool gibi gerçekten kısıtlı bir bütçe ile yaptıkları inanılmaz ama bu film biraz tanıdık geliyor bana.

Bilmem hatırlarmısınız bir Steve Coppell vardı,bir Phil Brown vardı ...Rekor puanla şampiyon olan bir Reading vardı,çok değil 2 sene önce fırtına gibi esen Kaplanlar vardı . Allah sonunu benzetmesin :)