Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #1 - Liverpool 4 - 3 Newcastle (1996)

Premier League'de 95/96 sezonu, Brian Little'ın Aston Villa'sının Manchester United'ı 3-1 mağlup etmesinin şokuyla açılmıştı. Geçen sezon küme düşmekten son haftalarda kurtulan Villa'nın EPL'nin ilk 2 sezonunun şampiyonunu mağlup etmesi başlı başına bir sürprizdi, fakat United'ın içerisinde bulunduğu durum bu skoru daha anlamlı kılıyordu. Herkesin kulak aşinalığı olan hikayedir, bir evvelki sezon son hafta kaçan şampiyonluk ve FA Cup finalinin kaybedilmesi sonrası Alex Ferguson, takımın üç önemlisi oyuncusu Paul Ince, Andrei Kanchelskis ve Mark Hughes'a yol vermişti. Aynı yaz ligdeki takım sayısı 22'den 20'ye inmiş, yeni bir dönem başlamıştı. Villa Park'a çıkan Man Utd takımının kadrosu şöyleydi:

Man Utd: Peter Schmeichel (31), Paul Parker (31), Denis Irwin (29), Gary Pallister (30), Gary Neville (20); Lee Sharpe (24), Nicky Butt (20), Roy Keane (24), Phil Neville (18); Paul Scholes (20), Brian McClair (31)

Yedekler: John O'Kane (20), David Beckham (20), Simon Davies (21)

Bunun üzerine o zamanlar 40 yaşında olan taze Match of the Day yorumcusu ex-Liverpool Alan Hansen ''Çocuklarla hiçbir şey kazanamazsınız.'' demiş ve bu yanlış öngörüsü, bugün dahi önüne getirilir. Halbuki 1996 yılının 20 Ocak'ında Alan Hansen haklı görünüyordu. Manchester United her ne kadar sezonun ilk haftasındaki mağlubiyetin ardından 10 maç art arda yenilmese de yılbaşı geçildiğinde Kevin Keegan'ın ilgi çekici futbol oynayan güçlü takımı Newcastle United, eşit puandaki Liverpool ve Man United'ın 12 puan önünde zirvedeydi. Zirveyi zapt etme hakkını daha ilk haftada ele geçirmişler, sonrasındaki 28 maç haftası boyunca elden kaçırmamışlardı. Ama Şubat ayı geldiğinde bu büyük fark, hızlı erimeye başladı. Man Utd muhteşem bir seriyle sürekli kazanarak geliyor, Newcastle ise deplasmanlarda tekliyordu. İç sahada ise yenilmezdiler, sezonun 27. maç haftasına gelen kadar St. James' Park'ta oynadıkları 13 maçın 13'ünü de kazanmışlardı. Sıradaki rakip Man Utd idi, şampiyonluktaki rakiplerine kaybettiler. 12 puanlık fark Mart ayı başında erimiş, lideri deplasmanda yenen Man Utd maç fazlasıyla zirvenin 1 puan yakınına kadar gelmişti. Sonrasındaki zamanda Newcastle durumu toparladı, eksik maçın güvencesiyle hala zirveyi ellerinde tutuyorlardı. Şampiyonluk yolundaki en kritik maç, takipçi Liverpool'a karşı olandı ve 3 Nisan 1996 günü, hafta içi fikstürü dahilinde Anfield'da oynanacaktı. Takımlar başlama vuruşunu yaptığında puan tablosu aynen şöyleydi:

Premier League - 3 Nisan 1996
1 - ManUtd - M/32 - GD/29 - P/67
2- Newcastle - M/
30 - GD/27 - P/64
3 - Liverpool - M/31 - GD/33 -
P/59

İki maç eksiğiyle halen zirvenin hakimi olan Newcastle United, 69 yıllık şampiyonluk hasretini dindirmeye yakındı ve önündeki en büyük engel Roy Evans'ın Liverpool'uydu. Liverpool ise az kalan şampiyonluk umudunu sürdürmek ve evinde güçlü rakibine geçit vermemek istiyordu.

Kevin Keegan maça standart kadrosu ve takımı zirveye taşıyan oyun planıyla çıkmıştı. Klasik 4-4-2 üzerinden oynuyorlardı. Atletik bir takıma sahipti, orta sahadaki üç İngiliz oyuncu ve siyahi santraforlar, yüksek pres gücüyle rakibi kendi yarı alanına hapsetmeyi iyi beceriyorlardı. Bu maça da yoğun presle başladılar. Kazandıkları toplarda çabucak kaleye gitmeye gayret ediyorlar, set hücumlarında ise Les Ferdinand'ı pivot olarak kullanıp, uzun toplarla rakip yarı sahaya çökmeye çalışıyorlardı. Esas amaç ise topun bir şekilde sol kanattaki David Ginola'nın ayağına değmesiydi.
Liverpool menajeri Roy Evans ise İngiltere'de dönemin sıradışı trendiyle futbol oynamayı seçmişti. Diziliş 3-5-2'ydi, forvet arkası oyuncusu McManaman'ın özel rolü vardı. Arkada ence geniş, boyca uzun üç stoper, onların önünde top tekniği yüksek orta saha ikisi Redknapp ve Barnes bulunuyordu. Kenarlar ciğersiz ve tutkuyla futbol oynayan iki adama emanet edilmişti. Fizikli santrafor Stan Collymore hedef adamdı, Robbie Fowler ise her zamanki gibi golcü. Kıta Avrupası'ndaki -Hollanda hariç- üçlü savunma örneklerinden çokça farklı olarak savunma savunma hattı derin değil, high-line oynuyordu.
İlk gol, Liverpool'un topu kaptıran Newcastle'ın çok adamla ön alandaki şok presini hızlıca atlatması sayesinde geldi. Geniş alanı Fowler kullandı, top sola kaçan Collymore'a aktarıldı ve onun ortasına arka direkte Fowler kafayı vurdu. Henüz 2. dakikada Liverpool öne geçiyor, şampiyonluk hayalleri kuran Newcastle ise şok yaşıyordu. Les Ferdinand'ın cevabı gecikmedi, 10. dakikada skor eşitlendi. Dakikalar 14'ü gösterdiğinde ise şok dalgadı bu kez Anfield tribünlerine yayılıyordu. Önde aciz yakalanan Liverpool savunmasının arkasına sarkan Ginola, güzel bir plaseyle Newcastle'ı deplasmanda 2-1 öne geçirdi. Liverpool devre sonuna kadar çok net iki pozisyondan Fowler ile yararlanamazken, halen devam eden Newcastle presi Barnes'ı hataya zorluyor, penaltı - kırmızı kart şüphesi olan pozisyon hakemce devam olarak yorumlanıyordu. Devre bitene kadar başka gol olmadı ve iki takım da soyunma odasına gitti.

Daha çok pozisyon bulan taraf Liverpool'du. Fowler'ın ve Collymore'ın kenarlara açılarak yarattığı boş alanlar ve eşleşme problemleri McManaman tarafından kullanılıyor, kenarlardan gelen iyi destekle gol pozisyonuna dönüşüyordu. Yine de McManaman ilk yarı yeterince etkili olamamış, ön tarafı iyi besleyememişti. İkinci yarı bu duruma müdahale edildi. Roy Evans, artık McManamadan sağ kenara yakın oynamasını, Collymore'dan ise sola yaklaşmasını istiyordu.

İki takım da atak oynamaya çalışıyor, saha içi yerleşimlerindeki farklılıklar sonucu ortaya çıkan doğal boş alanlar kullanıyordu. Önce Fowler attı, skor eşitlendi. Sağdan McAteer uzun oynadı, McManaman çalımlarla içeri girdi ve pasını verdi. Fowler için zor olmadı. Ama beraberlik golünden sadece iki dakika sonra Liverpool, Ginola'dan yediği golün aynısını bu kes Asprilla'dan yedi. Ön alandaki şok presi hızlıca aşan Newcastle orta sahası, topu savunma arkasına koşu yapan Kolombiyalı'yla buluşturdu, o da nefis bir gol vuruşuyla takımını yeniden öne geçirdi. Her zamanki gol sevincini yaptı elbette, taklayı attı. Dakikalar 68 olduğunda Liverpool baskısı artık iyiden iyiye artmıştı. Yine sağdan geldiler, bu kez ortayı McAteer yaptı. arka direkte Collymore dokundu; Newcastle United savunması kombine hataların bedelini beraberlik golüyle ödedi. Tabela 3-3'ü yazıyordu ve artık maçta kayış kopmuş, her şey rayından çıkmıştı. Liverpool saldırıyor, kalan dakikaları sadece galibiyet için oynuyordu.

Sözkonusu zamanda Premier League'de kulübede yalnızca 3 yedek oyuncu bulunabilirdi, bu yüzden hocaların oyuna müdahale seçenekleri kısıtlıydı. Sıklıkla bir stoper, bir orta saha ya da kanat adamı, bir de santraforu yanlarında tutuyorlardı. Stoperler sakatlık olmadıkça kolay kolay oyuna girmezler, diğer iki oyuncu da maçın skoruna göre değerlendirilirdi. Roy Evans'ın hamlesi 81. dakikada geldi, veteran Galli golcü Ian Rush oyuna girerken, stoper Howey oyundan alındı. Artık klasik dörtlü savunma hattına geçtiler ve Collymore açıkça sol kanat oynuyordu. Galibiyet golü bu sayede geldi.

Maçta artık uzatmalar oynanıyordu. Ian Rush ve John Barnes kısa paslarla Newcastle orta sahasını merkezden aştılar, ama ceza sahasına girdiklerinde çarpıştılar ve top ayaklarına dolandı. Garip ve komik bir hal almıştı bu güzel atak, ama muhteşem bitti. Barnes kafasını kaldırdığıda sol kanattan ceza sahasına dalmış durumdaki Collymore'u gördü, topu hemen ona gönderdi. Newcastle'ın sağ beki Watson o anda anlamsızca çok içeriye kaçmıştı ve Collymore topu aldığında önü açık, etrafı bomboştu. Yakın köşeye vurdu, Anfield yıkıldı. Uzatmalarda gelen golle Kızıllar kazandı, maç bitti.

Liverpool 4 – 3 Newcastle United

Fowler 2',
Ferdinand 10'

Ginola 14'

Fowler 55'

Asprilla 57'

Collymore 68'

Collymore 90+2


Kevin Keegan kırmızı ceketiyle Liverpool'un Spice Boys'una nazire yapıyor!

Liverpool bu epik galibiyetin ertesinde Coventry deplasmanında kaybedince yeşeren umutlar soldu. Newcastle ise sonraki maçını kazanarak bir önceki hafta kaybettiği pozisyonu geri aldı, fakat şampiyonluk yarışı artık averaj hesabına kalmıştı. Liverpool maçından iki maç haftası sonra son şampiyon Blackburn'e de kaybettiler ve işler değişti; artık kozlar tamamen Manchester United'ın eline geçmişti. Man United ise sürekli kazanmaya devam ediyor, Ocak sonundan beri teklemiyordu. Bitime dört hafta kala Southampton'a kaybetmeleri Newcastle'ı yeniden heyecanlandırdı. Eksik maçlarını tamamladılar ve umutlar son iki haftaya taşındı. Fakat bitime iki hafta kala Nottingham Forest deplasmanındaki beraberlikle her şey bitti. Manchester United, 12 puan geriden gelerek 4 puan fark attı ve 82 puanla şampiyon oldu.

Newcastle United sezon sonunda elinde geçen sezon PFA Yılın Futbolcusu ödülünü alan Les Ferdinand ve Faustino Asprilla varken Alan Shearer'ı transfer etti. Blackburn Rovers'ın ve Euro 96'da İngiltere ulusal takımının yıldızına dönemin dünya çapındaki en yüksek bonservis bedelini ödediler. Shearer'ın diğer güçlü talibi Alex Ferguson'u £15 milyonla ancak eleyebilmişlerdi ve bu transfer, bir bakıma Newcastle United'ı iki sezon önce küme düşmeye kadar götüren sürecin sembolü oldu. Kevin Keegan aynı sezonun yılbaşında takım ligde dördüncü ve lider Liverpool'un 5 puan gerisindeyken istifa etti, yerine tıpkı 20 yıl önce Hamburg'a transfer olduğunda onun Liverpool'daki formasını sırtına geçirdiği gibi, Kenny Dalglish geçti. 96/97 sezonu sonunda Manchester United yine şampiyon olmuştu, Newcastle United ise transferlere ve hoca değişimine rağmen bir kez daha ikincilikle yetinmek zorunda kaldı. Ertesi sezonlarda yine Kuzeydoğu'ya şampiyonluk getirmek, ülke futbolunu Liverpool - Man Utd rekabetiyle Kuzeybatı eksenine kayan rekabeti Tyneside'a taşımak istiyorlardı. Ama olmadı, asla mümkün olmadı. Her sezon hırsla bir öncekinden daha çok para harcadılar. Her sezona zirveye oynama parolasıyla başladılar ve sonunda küme düştüler. Doksanlar'ın ortasındaki bu rüya dönemin mimarını bugün King Kev olarak anıyorlar.

Liverpool ise 95/96'dan önceki sezonda League Cup'ı kazanmış, ama zirvenin çok uzağında kalmıştı. Geçen yıla göre dört maç az oynamalarına rağmen 95/96 sezonunda bir önceki yıla göre daha az puan topladılar. Başarısız geçen bu sezonun tolerasyonu FA Cup üzerinden yapmaya çalıştılar, ama finalde lig şampiyonu Manchester United'a 1-0 kaybettiler. Steve McManaman sezonu 25 asistle tamamladı, ama bir sezon daha kupasız geçti ve iki yıl sonra kulübün kapısından ilk Kıta'lı menajer, Gerard Houllier girdi. Aradan geçen zamanda bolca kupa kazandılar ve epik galibiyetler almaya devam ettiler, ama lig şampiyonluğu hasreti hala sürüyor. Bugünlerde dibi gördüler ve 20 yıl sonra yeniden Kenny Dalglish'e döndüler.

David Ginola sonradan ''Eğer oyunu bizim istediğimiz şekilde yönlendirebilseydik ve skoru 3-2'de tutubilseydik, hiç kuşkusuz şampiyon olurduk.'' diyecekti. Belki de gerçekten öyle olacaktı, fikstürün en zor maçını kazandıkları takdirde sonraki maçları psikolojik üstünlükle oynayacaklardı. Ama Liverpool'un hocası Roy Evans onların tekerine maç içinde defalarca çomak sokmuştu ve en sert darbe ikinci yarının başlamasından kısa süre sonra gelmişti. McManaman'ın sağa geçişiyle Jason McAteer - Steve McManaman ikilisi maçın ikinci yarısında Newcastle'ın solunu çökerttiler. İlk yarı boyunca kenarlarda oluşan 2'ye karşı 1'ler sorunu böylece çözüldü. Ginola'nın defansif zaafından yararlanan Roy Evans, Newcastle'ın beklerinin çakılı oynaması nedeniyle kanat savunmasında zaten sıkıntı yaşamıyordu. Son bölümde arkada sağlam durdular, şans da yanlarındaydı. Ian Rush'la risk aldılar ve karşılığını gördüler. Collymore'u merkezden uzaklaştırmak sonuç vermişti, Vaktiyle Ada'daki en pahalı transferi yapan Stan Collymore, bir asist iki golle oynadığı maçta tarihin akışını değiştirdi.

2002 yılında Premier League'in 10. yıl kutlamaları çerçevesinde bu maça ''10 Yılın En İyi Maçı'' ödülü verildi. Hem eğlencesi, aksiyonu, hem taktik yönü, hem o günü, hem de sonrasındaki yılları doğrudan etkilemiş olması sebepleriyle liyakatinden sual olunmazdı.

Stan Collymore attı ve Alex Ferguson çoluk çocukla şampiyon oldu. Newcastle United küme düştü, Liverpool ise bugünlerde dibi gördü.


Noat Samisa

08.01.2011

9 yorum:

Flying Dutchman dedi ki...

Bu şampiyonluk senesinin müthiş bir anı vardır ki Kevin Keegan United'ın o puan farkını erittiği ve liderliği maç fazlasıyla ele geçirdiği dönemde, oyuncularına belki de güven vermek ya da hakemleri de etkilemek için, BBC'nin canlı yayınında kulaklığı kafasına geçirmiş ve hakemlerin United'ı kolladığına dair iddialarla Alex Ferguson'a saydırmış, hatta onları geçmeleri halinde bu işten çok keyif alacağını söylemiştir. Zira bu olaydan önce Fergie Leeds ile oynadıkları maçın ardından "bazı takımlar Manchester United'ı yenmeyi şampiyonluktan önemli görüyor, Newcastle karşısında Leeds'i görücez" demiş, Keegan da Leeds'i 1-0 mağlup tmeleri üzerine "Alex Ferguson maçın kasedini istiyorsa gönderelim demiş", sanırım arada Manu'nun son haftadaki rakibi M'boro'yu da gazlamıştır (hoş iş oraya kalmamıştır). Bir nevi geleceği görmüş ve psikolojik bir savaş başlatmıştır ama bu savaşı kaybetmiştir


Ama bu enfes yazıya rağmen sana bir sitemim var :) Evet bu maç bu şampiyonluk için kader anıdır ama bana sorarsan United'ın o sezon geriden gelip seriye bağladığı ve şampiyonluğa ulaştığı maçların ardında tek bir adam vardır...Bu yazıda hiç adı geçmeyen bir adam...Marsilya taşrasındaki olan Caillols tepelerinden birinde doğmuş olan bir adam...Bu sezonun adı Return of The King'dir tek kelimeyle...22 Ocaktaki West Ham maçıyla başlamak üzere Manu o sezon sonuna kadar 6 maçını 1-0 kazanmıştır ve bu 1-0'ların 5'inde takımın tek golünü o atmış (deplasmandaki 1-0'lık Newcastle maçındaki gol de dahil), QPR deplasmanında 1-1 biten maçtaki tek golün de altına imzasını koymuştur.

alperensaylar dedi ki...

schimeichel'ın jeneriklik newcastle maçı a bu sezondu sanırım?

Noat Samisa dedi ki...

Daçmın,

Cantona'nın adı bu yazıda geçseydi, yazı Cantona yazısına dönüşürdü. Zira o sezon kesinlikle böyledir, ama ben maçı anlatmak ve bu özel maçın iki tarafını üzerinden konuyu ele aldım. Konsept olarak da seri böyle devam edecek. 95/96'nın şampiyonluk hikayesi olsaydı bu yazı, pek tabii her cümlede Eric Cantona olacaktı. Ya da verdiğin anektod gibi niceleri. Bu yazı varolanın iki katı uzunlukta olabilirdi, anektodların haddi hesabı yok zira. Mesela maçın canlı yayınında sık sık ekrana getirilen 80'li yaşlardaki yaşlı amca, Keegan'ın açıklamaları, Ferguson'la atışmaları, sonrasi sezona taşanlar vs. derken inanılmaz bir roman var ortada, ama ben sadece bir öykü çıkardım.

Cantona okuması üzerine serzeniş olsa da :) teşekkürler.


Alperensaylar,

Şu direk dibinden çıkardığı kafa şutuyla efsaneleştiği maçı diyorsanız bir sonraki sezon olmalı.

hebenneka dedi ki...

"Böyle kaybetmeyi 1-0 kazanmaya yeğlerim" efsanesi bu maçtan sonra mı doğmuştu?

Ki Newcastle'ın çöküşünde bu sözün yansıttığı felsefenin fazlaca baskın oluşunun da etkili olduğu eleştirisi vardır. Taraftarın hep böyle bir takım beklentisine sokulduğu, o yüzden pek dengeli kadroların oluşturulamadığı söylenir.

Gullit Newcastle'a menajer olduğu zaman "sexy football" sözü vermişti mesela taraftara.

Noat Samisa dedi ki...

Hebenneka,

''Sexy Football'' terimi daha çok Gullit'le alakalı olmalı. LA Galaxy'deyken de aynı tabiri kullanmıştı, sözün ilk çıkışının Euro 96 olduğu yazılır. Ama Gullit'e göre daha öncesi de varmış. Hollandalı'lar futbol fikirlerini pazarlamalarına bayılıyorum doğrusu, biraz da abartısı yok değil. :)

Övünç dedi ki...

Güzel bir yazı dizisi çıkacak heralde buradan , hocam biraz daha aktif görmek istiyorum ben şahsen seni umarım daha fazla fırsatın olur :)

İki takım arasında hemen hemen tam bir sene sonra yine Anfield'da oynanan maçta 4-3 bitmişti ki bu maçta yazıda ki mevzu bahis maç gibi taraftarlar tarafından seçilen Liverpool tarihinin en iyi 5 Premier League maçı arasındadır.Tabi bu maçın sonucu şampiyonluğa etki edememiştir :)

Anil Guzelankara dedi ki...

Soz konusu konu ile ilgili degil ama X milyon poundun £X milyon ile yazildigini ve tre (-) isaretinin saginda ve solunda bosluk bulumamasi gerektigini ogrendim. Tesekkurler Noat :)

Macin anlatimina ve o gunku duygunun yasatilmasina hic deginmiyorum bile. Yine harika bir yazi.

Gurbet Kartalı dedi ki...

Bizim ulkemizdede tarihi degistiren maclarin yaninda, kendi tarihlerini degistiren maclar oynayan pek cok klup vardir elbette...

benim aklima gelen ilk ornekse, -memleketin orasai olmasiyla herhalde- 80'lerin sonuna dogru oynanan bir son hafta mucadelesinde sampiyinluk mucadelesi veren gaziantepspor ile, kumede kalma savasi veren sanliurfaspor arasinda oynanmisti... Tam tarihlerini pek tabiki acip arastirmak lazim, ama bu 2. lig macinin sonunda da bu iki takimin tarihi epey degisti.. Gaziantep hizla yuksleerek simdiki super ligin degismez takimlarindan bir oldu, hatta fenerbahceye bir macin devre arasinda sampiyonlugu bile verdigi soylenir... Sanliurfaspsor ise yillardir, ilgisizlikten sikayet ederek 3. ligten bir turlu kurtulamadi... Henuz gecen sene yapilan yeni statlari umariz onlara ugur getirir ve ileride daha da basarili olurlar...

iste boyle, Liverpool nere, Urfa niree? Ama futbol bu iste, guzel oyun heryerde...

Cumhuriyetin İbrahimi dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=6IyRjEErTbU