Beşiktaş 1-1 Karabükspor

Beşiktaş yine kazanamadı ve bundan böyle ligdeki hedefini geçen sezonki 64 puanı aşmak olarak belirledi! Karabükspor ise İnönü deplasmanından istediğini aldı, hatta daha da fazlasını kazanmaya yakındılar.

Bernd Schuster, İBBSpor deplasmanının ilk 11'inden cezalı olan Aurelio, sakat olan Guti ve hasta olan Quaresma'nın yerine Ernst, Fernandes ve Hilbert'i sahaya sürdü. Şablon değiştirmeden, aynı düzende; yani yine Nobre'nin özel rolüyle (sahte dokuz numara) hibritleşen 4-4-2 uygulanıyordu. Karabükspor ise son Kayserispor maçında cezası nedeniyle oynayamayan Emenike'nin Angelov'dan formayı devralması hariç, aynı kadro ve formasyon ile sahadaydı.

Karabükspor Presi

Henüz maçın başında Karabükspor'un önde kurduğu savunma, Beşiktaş'a geriden oyun kurarken sorun çıkardı. Savunmayı orta yuvalağa yanaştırıyorlar, birbirine yakın hatlarla yalnızca rakibin bir stoperinin boşa çıkmasına izin vererek önde bastılar. Buna benzer bir görüntüyü daha önce sezonun ilk yarısındaki Kasımpaşa maçında görmüştük. Kasımpaşa'nın boşta stoper de bırakmayan ön alan presi, Beşiktaş'ın geriden oyun kurmasına izin vermemişti. Bu maçta da benzer bir durum oluştu.
Maçın uzunca bir bölümünde Beşiktaş ataklarında oluşan görüntü şu şekildeydi: Toraman ve Sivok geride paslaşıyorlar. Sivok'un önünü boşaltıyorlar ve Sivok öne doğru hamle yapıyor. Önünde sürekli bir koridor oluyor ve oraya Nobre gelerek top alıyor. Zira Beşiktaş'ın iki orta saha adamı Ernst ve Fernandes sürekli baskı altındaydılar, top alamıyorlardı. Topu aldıklarında da kaleden uzak oluyorlar ve ön alanla bağlantı kurmak için yine Nobre'ye ihtiyaç duyuluyordu. Nobre de bu topları sıklıkla ezince, top almak için geri gelmeyen (bu görev Nobre'ye verilmişti) Almeida, kendini sola attı ve Beşiktaş devrenin sonlarına doğru buradan hızlanma imkanı buldu.

Ernst - Fernandes?

Maçın başlangıçtan itibaren hakim görüntüsü, oyunu hızlandıramayan Beşiktaş'ı geride az hata yaparak sabırlı oynaması gerektiği idi. Fakat bu sabırlı oyunda içe kaçan Simao ve geriye gelerek top alan Nobre hariç takımın atak olgunlaştırma sürecine katkıda bulunan oyuncu olmayınca ataklar hep güdük kaldı. Ernst ve Fernandes baskı altında adeta ezildiler, dağıldılar. Onlar topları olumlu kullanamadıkça takımın atağa çıkmak için Nobre bağımlılığı arttı. Hem savunmayla orta saha, hem de orta sahayla hücum hattı arasında işler halde bir bağlantı yoktu. Almeida hava toplarında düşük yüzdeyle oynadı, aldığı topları da sıklıkla ezdi. Karabükspor ise ön alanda top kazandıkça, ki Beşiktaş'ı kendi yarı sahasında oynamaya mahkum ettiler, pozisyonlar buldu. Kornerlerde ön direğe yaptıkları ortalarda hep başarılı oldular, Hakan kısa aralıklarla iki golü önleyerek takımın devreye 0-0 girmesini sağladı.

Presi Kırmak Mümkün Mü?

Yukarıda bahsi geçen Kasımpaşa maç yazısından bir bölüm:

''Inter, Bale'ın temposunun büyük bir tehdit oluşturmasını engellemek için savunma hattını daha derinde kurabilirdi. Zira geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ni kötü bir şöhret oluşturacak kadar derinde oynayarak kazanmışlardı. (...) Derinde oynamanın dezavantajları olabilir, çok sayıda yüksek top kazanan Crouch mesela; onun gibi bir oyuncuyu ön alanda tutmak daha iyidir. Ama birincil tehdit Bale olduğundan beri, derinde kurulu savunma bariz bir taktik gibi görünüyor.''

''Taxi for Maicon'' olayı olarak bilinen vak'aya dair yazılmış bu alıntı, bugün Simao'nun üç dakika içinde iki rakip oyuncuya sarı kart aldırmasını, Nobre'ye ''al ve at'' dediği ama Nobre'nin kalecinin ayaklarına vurduğu pası, attırdığı golü ve golün öncesinde sol kenarda yaptıklarını açıklayabilir. Daha fazlası da olabilirdi, fakat Beşiktaş merkezi kaybedince Simao'yu yeterince topla buluşturamadı ve rakip sahaya yerleşemedikçe de beklerini hücuma katamadı. (Kasımpaşa maçının ilk yarısında sahada böyle bir oyuncu zaten yoktu, ikinci devrenin senaryosu ise daha farklıydı.) Quaresma'nın oyuna girişi sonrasında ise Yücel Hoca savunma hattını derine attı, Emenike'yi sürgünde bıraktı. Böylece bu problemi tamamen bertaraf ettiler.

Hakem Kararları ve Son Bölüm


Hakem Mustafa Kamil Abitoğlu bugün maça etkiyen 23. oyuncu oldu ve kendisine maç hikayesinde esaslı bir yer edindi. Öne çıkan kritik kararlardan ziyade orta sahadaki korakor mücadelelerde pasif kaldı, faul düdüklerinin standardı sürekli değişti. Emenike - Hakan karşılaşmasında çalınmayan penaltı skandal, Almeida'nın sayılmayan golü ise hata sayılamayacak bir yanlışlık. Orta hakem ve kıdemsiz yardımcının bulundukları yerden topun çizgiyi geçip geçmediğini görme ihtimallerinin olması için o anda çizgi hizzasına bakıyor olmaları gerekirdi. Zemindeki bakış açısı ne pilot kameraya, ne çizgi kamerasına, ne de tribün bakışına benzer; dolayısıyla suçlanacak bir yanı yok. Öte yandan Toraman - Emenike ve Sivok - Emenike mücadelelerinde Emenike adeta dayak yedi. Diğer yanda da Almeida'nın hava toplarına çıkışlarındaki markajcılar temiz işler yapmadılar. Hakem her açıdan, her iki takım aleyhine de berbat bir yönetim gösterdi.
Beşiktaş beraberlik golünü bulduktan sonra baskıyı sürdüremedi, Yücel İldiz de önlem alınca oyun tekrar ortaya geldi. Fakat 80'den sonra çok ciddi bir baskı kuruldu. Beklerin de katıldığı organizasyonlarla Beşiktaş geri yaslanan rakibini abluka altına aldı. Fakat Simao'nun maç boyu etkin olduğu boş alanlar artık doldurulunca ve Quaresma ikili - üçlü sıkıştırmalarla sınırlandırılınca oyun iyiden iyiye doldur-boşalt'a döndü.

Dakika 85 ve skor 1-1 idi. Beşiktaş'ın bir oyuncu değişiklik hakkı elinde duruyordu. Artık bu noktaya gelinmişken ne düşünülebilir ki? Oyun tamamen uzun topa dönmüşken rakip savunmanın arasına fazladan bir pivot'un gönderilmemesi nasıl açıklanabilir ki? 1-1 ile 1-2'nin bugün için Beşiktaş'ta farkı yoktur. Ama 2-1'in ciddi bir farkı olabilirdi. Pozisyonlar bulundu elbette, ama maç daha önce Karabükspor lehine de kopabilirdi. Sonuçta bugün üçüncü değişiklik yapılmadı, Bobo maçı ısınarak bitirdi.

Ertuğrul Sağlam'ın sürekli yaptığı gibi Sivok'u ileri göndermek de alternatifler arasındadır. Bursaspor son iki sezonda sırf bu hamleyle en az 10 puan kazanmıştır ki en canlı örneği son Sivasspor maçı ve geçen sezon İnönü'deki maçtır. Son kertede anlamsızca risk alınmadı ve maç 1-1 sonuçlandı.

Sonuç: Europa League ve Türkiye Kupası

Artık her maçın kendi içinde eleştirisi oluyor ki, her maçın ayrı hikayesi var. Bunun yanı sıra Beşiktaş kazanamıyor. Kazanamadığı gibi sorun kadro kalitesinde de değil artık, dolayısıyla eleştirilerin yönü daha belirgin. Ama bir yanda da ''öyle olsaydı - böyle olsaydı'' tabirleri anlamsızlaşıyor, kabul ediyorum. Mesela bugün takım kötü bir maç çıkardı ve hakemin de oyuna epeyce müdahil olmasıyla epey garip bir maç oldu. Puan kaybı bu noktada doğal olabilir, her takım sezon içinde böyle maçlar oynar. Sezonun ilk yarısında Karabük deplasmanın Nobre'nin attığı ilk gol faul idi ve o anda işler Beşiktaş için çok kötü gidiyordu. Aksi halde ne olacağını kim bilebilir ki? Biraz da böyle bakmak lazım ama takımın hiç kredisi yok iken ister istemez eski sorunlar daha çarpıcı şekilde insanlarca öne sürülecektir. Bu da gayet doğaldır.

Necip'in oyunda kaldığı kısa sürede sahaya koyduğu oyun günün belki de yegane kazancıdır. Aurelio, Necip, Guti orta sahası takımı Nobre bağımlılığından kurtarabilir. Böylece yabancı sorunu da çözülür, tabii gününe göre rötuşlar yapılmak kaydıyla! Bir de Üzülmez var tabii, sezon sonu jübile olsa hiç fena olmaz. Hazır birbirimizden razıyken bu iş bitsin.

Schuster'in geçmişteki gibi bugünkü planı da işe yaramadı. Hayret edilesi bir durumdu, hoca kazanan takımı devam ettirmemiş, kaybeden takımı tekrardan sahaya sürmüştü. Üstelik bu kez maç içerisindeki hamleler sonuç verdi, ama bu sefer de skor gelmedi. (Bu açıdan da ilk devredeki Kasımpaşa maçına benziyor.) Takım kazanacak kadar gollük pozisyona girmesine rağmen kazanamadı ve şu güzel söz hatrıma geldi:

''Gol atarak maç kazanamazsınız, kazandığınız maçlarda gol atarsınız.''


Beşiktaş ise bu sezon ilk golü attığı 20 maçın 20'sini de kazandı; ama ilk golü yediği 18 maçta yalnızca 3 kez kazanabildi. Elde kalan Europa League var, Manchester City'i Dolmabahçe'de görsek kafi. Ligde facia durumun telafisi ise ancak bir kupa zaferiyle olur; tabii bir de içeride oynanacak olan derbiler var.

Bir de futbolda şans, en geç orta vadede ve her daim kendini eşitler, adaleti sağlar. Farkı ise fazladan çaba belirler. Son olarak Almeida'nın sayılmayan golüne ilişkin tartışmalara dair arşivden iki yazıyı iliştirelim.

Meraklısına:

Asistan Hakem
Gol Çizgisi Teknolojisi

Noat Samisa

06.02.2011

9 yorum:

Flying Dutchman dedi ki...

Beşiktaş'ın son 2 haftada yaşadıkları herkese bir kez daha ders olmalı. 17'de 17, o da olmadı 15'Te 15 gibi söylemler, devre arasında kadroya takviye yapılmasıyla söylenen sözlerdi. Futbol böyle bir oyun değil. Bu iddiada bulunanlar hiç hakem hatası olmayacağını mı hesaba katmışlardı bilemiyorum ki Beşiktaş'ın kaybettiği puanları hakem hatasına bağlamak temeli çok sağlam bir önerme olmaz. Futbol takımları altalta 11 tane iyi adamı yazmakla kurulmazlar. Beşiktaş taraftarının yaşadığı hayalkırıklığının sebebi Fenerbahçe ve Galatasaray'ın geçmişte başına gelenden ders almayıp aynı duygulara kendini kaptırmasıdır.

Övünç dedi ki...

Hocam kaybedilen maçların ardından bu yorumları yapmak biraz komik oluyor.Devre arasında kimse kesin konuşamıyordu.Lan acaba yaparlar mı diye bir muallak herkeste vardı.

Aslına bakarsan 17'de 17 çok rahat bir şekilde yapılırdı.Evet rakipler daha fazla konsantre oluyorlar.Sert oynuyorlar.Sakatlıklar var,hakem hataları var evet ama arada çok büyük kalite farkı var hocam.

Bu takım bu sistem denemeleri ile kendi kendini sabote ediyor.Kovalayan beklerle bu sistem olmaz,inatla kovalayan adamları koyuyorsun.Göreceli olarak ligin teknik açıdan en üst seviye takımısın ama yerden değil ters kanada uzun toplar veya hedef forvete şişirilen toplar ana hücum silahın.Orta sahada adam kovalama özelliği olmayan 2 adamla 2 li orta saha oynatmaya kalkıyorsun.Yapılan taktik hatalara rağmen bariz kalite farkıyla takım maç çevirecek pozisyon buluyorken , taktiksel olarak maça iyi hazırlanan,rakibi ciddiye alan bir hocayla bu maçlar kaybedilmez .20 maçta atmışlar futboluna çözüm bulamıyorsan sende bir problem olması lazım öyle değil mi ?

Bilal dedi ki...

ben biraz saha disini yazayim. mactan once emenike'nin tribunlere cagirilmasi sonrasinda da karabuk takiminin bir isinirken birde mac baslamadan hemen once ayni sekilde yapilan sevgi gosterileri macin atmosferini cok dusurdu. macin ilk 10-15 dakikasi bir hazirlik karsilasmasi gibiydi. ne zamanki hava karardi ve stadin isiklari yandi taraftarda kendine geldi. ortam yeniden ateslendi fakat ozellikle bizim golden sonra yan hakemin sakatlanmasi ve karabuklu oyuncularin cok yerde yatmasi hem oyunun heyecanini hem tribunleri soguttu.

hakem kararlarina diyecek bi sey yok. simao'ya yapilan faul icerde, emenike'nin penaltisi yeni acik'tan cok net goruldu zaten herkes penaltiyi verdi zannetti ilk anda. gol konusunda ise yeri falza dert etmiyorum, topun tekrar kalenin disina cikmasindan cozebilirdi.

dun twitter'da biraz tartismistik sevgili noat bu cizgi hakem veya lazerli teknoloji olayini. ben hakem hakim gibi olmalidir dedim sen polis. heralde en iyisi sigortaci gibi olmasi, ne dersin? :))

onceuponatime dedi ki...

Eline sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

Anlamadığım bir nokta var. İkinci yarıda Karabükspor golü atana kadar orta sahada ve kendi ceza sahasında kazandığı topları gelişigüzel ileri atmıyor en azından bir kaç defa topu çevirip güzel set hücumlarıyla beşiktaş orta sahasını yoruyordu. Emenike golü attıktan sonra Karabük savunması panikledi, topları kaleden uzakta olsun da nerede olursa olsun mantığıyla uzaklaştırmaya başladılar, Deumi kendi kalesine attığı golden önce topu bu şekilde uzaklaştırıyor, top orta sahayı geçmiyor ve top Simao'ya aktarılıyor ve gol geliyor. Yine golden önce Simao en birkaç defa daha soldan etkili akınlar gerçekleştiriyor.

Golden iki dakika sonra Quaresma oyuna giriyor ve sol kanada geçiyor, Simao sağa. Burada grip Quaresma ne istediğini yapabildi ne de Simao sağda verimli olabildi. Bu yüzden "Maç içerisindeki hamleler sonuç verdi." cümlenizi tam manasıyla doğru bulmadığımı söylemeliyim. Necip'in girmesi kesinlikle fark yarattı ama hazır olmayan ve güçsüz Quaresma'nın pek etkili bir hamle olduğunu düşünmüyorum.

Tekrardan elinize sağlık.

albayrak dedi ki...

Sevgili Samisa, cartalete ve sen bloglarda başlıca takip ettiğim iki yazarsınız. Bu vesileyle ilk defa sitende yorumumu paylaşacağım. Futbolda bir takımın sahaya cıkardığı kadrodaki taktik mantalite kadar bu kadronun rakibin üzerinde yarattığı psikolojik etki de önemlidir. BJK'ta oyunu iki yönlü en iyi oynayan Ernst, Fernandes, Hilbert Simao ve Nobre'nin ortasahada aynı anda oynaması kağıt üstünde doğru gibi gözükse de BJK'ın oyunu karşı alana yıkma sanşını minimize eder.Üstelik senin dediğin gibi Nobre veya Almeida yerine Necip'in yer alıp kazanan takımın bozulmaması bu sorunu daha da tetikleyecektir diye düşünüyorum. Schusterin BJK'ta yerleştirmeye çalıştığı malum oyun sisteminde hücum oyuncularının yetenekleri ve iki bekin hücuma çıkışları en önemli konudur. Bu oyuncuları destekleyecek 2 adet ortasaha ile
sorunlar minimize edilir. Bu ortasaha sayısını 1e düşünmek defansif arızalara yol açarken, bu sayıyı 3e çıkarmak takımın ileride top tutuşunu azaltacağı gibi rakip ortasahanın da ileri çıkmasına neden olur. Bu da senin dediğin gibi Kasımpaşa ve Karabük maçlarındaki tabloyu ortaya çıkarır. Aynı şekilde Hilbert tarzı bir oyuncunun Q7 veya Nihat gibi oyunculara sağ açıkta tercih edilmesi az önceki tezimi destekler. Zaten dünkü maçta 60.dkdan sonra Karabükün etkinliğinin sıfırlanması Q/'nin girmesi ve Necipin gösterdiği inanılmaz katkıyla rakibin ortasahasını geri çekmek durumunda kalmasıyla rahatlıkça açıklanabilir. Sonuç olarak, antrenörlerin takımlarına uygulatmaya çalıştıkları oyun anlayışı dizilişleri belirleyen en önemli etkendir. Eğer Schuster'in oyun anlayışını sahada görmek istiyorsak, Hilbet'in açık olarak sahada yer alması ve Gutisiz bir
3lü ortasaha Buca, Antep Belediye, Konya gibi çağdışı oyun anlayışlı takımlar dışında her zaman hüsran yaratacaktır.

berthelemy dedi ki...

beşiktaş'la schalke 04'ün bu sene çok ortak yanları var. ikisi de flaş transferler yaparak kadrolarını hiç olmadığı kadar güçlendirdi. ikisinin de başında çok şey beklenen kariyerli hocalar var. ikisi de avrupa'da gayet iyi ilerlerken kendi liglerinde sürünüyorlar. schalke'yi fazla izlemediğim için bilemiycem ama saha içinde de ortak yanları olduğunu düşünüyorum.

ayrıca iki takımın da kendi ülkelerindeki konumları benzerdir aslında. ikisi de ne yaparsa yapsın başarısızlığa mahkum takımlar olmuştur. ikisinin de tarihi hayal kırıklıklarıyla dolu.

Cetin dedi ki...

Tek ve net bir soru soracağım.ORta sahada Necip Guti aurelio oynasa ve Necip önde oynasa,Rafa BEnitez'in sisteminde ki Gerard rolünü üstlenebilrimi? veya o seviyeye gelebilirmi?

emireri dedi ki...

övünç "atmışlar futboluna çözüm bulamıyorsan sende bir problem olması lazım öyle değil mi ?" demiş. bende altına imzamı atarım. haftalardır burada noat'tan da aynı şeyi okuyoruz, rakibe saygı ve ayrıntılara daha fazla önem, işine gerektiği kadar saygı ve ciddiyetle yaklaşmak, yani iş ahlakı dediğimiz şey..

c.tesi günü simaonun sol kanatta yaptığı işleri sağ kanatta yapabilecek birini aradık, kulübede vardı öyle bir adam, ama hastaydı. hoca ise tam tersini yaptı. soldaki adamı sağ tarafa attı ve soldaki etkililiği bitirdi. biraz daha açayım konuyu simao taç çizgisine paralel olarak vurup gittiği her pozisyonda tehlike yarattı, 2 sarı kart, kaçan ve skor olarak tabelaya yansıyan pozisyonlar hep böyle üretildi. sonra schuster birşey keşfetti! oraya ters ayaklı quaresmayı koydu. ters ayaklı quaresmada içe doğru kat ederek oynamayı denedi ve arkasındaki bekten onun boşalttığı alanları doldurmasını bekledi. geriden ibrahimin gelmesi o boşluklara sızması gerekliydi ama gelemedi. gelemezdi de zaten. zaten kurgu baştan yanlıştı, işleyen tek kanalı köreltmeyi kim başka nasıl açıklar bilemiyorum. kanımca oyuna dair en büyük hata buydu. hasta quaresma ile 37'lik ibrahime sol kanadı teslim ederek oyunu kendi lehine çevirmeyi düşünen çağdaş futbol zihniyetine de artık hiç güvenim kalmadı!

neyse atletik özellikleri üzülmeze göre daha iyi olan hilbert ve ismailin quaresma ile oluşturduğu ikililer birbirini tamamlar nitelikte. bazı şeyleri tekrar tekrar denemeye gerek yok, bireysel olarak bazı işleri çok iyi yapabilen oyuncularımız var ama bu oyuncuların eksik yanları da var. elindeki oyuncu kadrosu dahilinde (ki bu imkanlar diğer takımlara göre oldukça geniş) o günkü optimum kadroyu sahaya sürmek gerekiyor. bunu yapacak olan da schusterdir. biraz dikkat ve ciddiyet ile bu takım bu ligin en tepesinde rahatlıkla yer alır.

yine giden lig oldu, hedef en başından beri gelecek sezonun takımını kurmak olmalıydı, "bu yıl eksik bölgelere tam teşhisi koyabilmek için transferde erken davrandık" denerek en azından oyuncular üzerindeki stres kaldırılabilirdi. yapılan transferlere kimsenin itirazı yok, hepsi iyi transferler ama bazen he kendi oyuncularını ve hem de rakibini iyi tanımak gerekiyor.

SirEvo dedi ki...

Schuster'in taktik bilgisinin koskoca bir SIFIR olduğunun kanıtıdır bu maç. Cacık olmaz. Çok net. Seneye falan da görmek istemiyorum ben bu adamı. Gitsin başka liglere çamur falan atsın. Bir lig bu kadar küçümsenmez ya, yazık valla.