Zemanlandia

''Ancelotti ve Zaccheroni'yle görüştük, ama ısrarla bize Zeman'ı tavsiye ettiler. Önce Scala'ya gitmiştik, ama iki yıllık kontrat isteyince kongre öncesi risk almak istemedik. Sonunda takıma istediğimiz futbolu oynatacak bir hocayla anlaştık.''

Aziz Yıldırım, kendi dönemindeki dördüncü antrenör olan Zdenek Zeman'ı göreve getirirken mikrofonlara bunları söylüyordu. 1999 yılı sonbaharında, takımın UEFA Kupası'nda MTK'ya erken elenmesi sonrası ligdeki ilk beş maçta üç galibiyet, iki beraberlik alan Rıdvan Dilmen ile yollar ayrılmış, telaşla yeni heyecan arayışına girilmişti. Hani şu meşhur kebapçıda Mourinho - Bayram Tutumlu fotografının çekildiği zamanlar... Bugünün Chelsea menajeri Ancelotti ve Japonya hocası Zaccheroni, ''Zeman sizin istediğiniz atak, bol gol pozisyonlu futbolu oynatır.'' diyince taze başkan Aziz Yıldırım çok heyecanlanmış, ''Artık kulübün başkanı Zeman'dır.'' demiş ve yine hata yapmıştı.
Görsel No.1: Zeman'ın Fernabahçe'deki idmanlar öncesi yaptığı teorik derslerden bir kare. Tam karşıda oturan Sergen Yalçın tahmin edileceği üzere dinlemiyor, gözleri yerde. Ama henüz bu fotografın çekildiği günlerde Zeman, bir Sergen hayranı. Milli takımda izlediği Sergen'i takımının en büyük silahı yapacağını söylüyor, ama gel gör ki Zeman'ın görevde olduğu ilk ay boyunca Sergen'in katıldığı idman sayısı yalnızca beş oluyor. Zeman'lı ilk üç idmana katılan Sergen, geri kalan idman zamanlarında masajda. Hoca önce Sergen'le konuşuyor, ama durum değişmiyor. Sergen sağ kanatta oynamak istemiyor ve Zeman'ın idmanlarının temposundan çok şikayetçi. Zeman, ''Sergen çalışmayı sevmiyor. Teknik olarak en iyi oyuncum, ama takımı taktik olarak anlayamıyor.'' diyerek basın yoluyla da oyuncusunu eleştirmesine rağmen Sergen yine idmanlara katılmıyor, ilk 11 oynamıyor ama sonradan oyuna girip maç çeviriyor. Basının ve taraftarın kendisinden yana olduğu günlerde hocaya cevap veriyor.

Fenerbahçe'nin başında 11 maça çıkan Zdenek Zeman, liderin 1 puan gerisinde aldığı takımdan ayrılırken liderin 13 puan gerisindeydi. Ligde 3 galibiyet, 5 beraberlik ile Trabzonspor ve Galatasaray mağlubiyetleri alan Zeman'lı Fenerbahçe, kupada ise Pendikspor'a elenmişti. Kötü gidişin sonunda Zeman, Başkan'a haber vermeden basın toplantısı düzenliyor ve istifasını açıkladıktan sonra şöyle diyordu:

''Futbolcularla aynı yolda buluşamadık. Belki de hata bendeydi. Ama ben bu futbolu çok seviyorum ve bu sevgiyi futbolcularıma da vermeye çalıştım. Ancak onlarda bu hevesi göremedim. Dün idmanı iptal ettiğimi açıkladığımda aralarında havaya sıçrayanlar vardı. Hepsi antremanlardan şikayetçi. Oyuncularım beni istemediler.''

Fenerbahçe taraftarının unutmak istediği, lanet okuduğu bu dönemden bir kesit yukarıdakiler. Bu dönem belki de Fenerbahçe'linin hafızasında silik, başarısız ve değersiz bir dönem ve Zeman da bu kötü günlerin mimarlarından biri. Fakat başta Twitter olmak üzere dünya üzerindeki kronik futbol hastalarının buluştuğu ortamlarda çok sayıda Zdenek Zeman hayranı var. 30 yılı aşkın süredir antrenörlük yapıp, tek bir kupa kazanamayan, yaşattığı mucizeler hariç gittiği her takımdan kısa sürede kovulan bir adam, kimilerince çok ama çok seviliyor. Çünkü o gerçek bir kült figür, futbol dünyasında eşi benzeri olmayan bir insan.

Çünkü o Zdenek Zeman!

Onun futbol içerisinde ne denli farklı bir adam olduğuna ilişkin 15 yıl sonra yeniden döndüğü Foggia'nın bu sezon -eski adıyla- Serie C1'deki durumundan fikir edinerek başlayalım:
Klasik İtalya alt ligi görüntüsü... diyip geçebileceğimiz bir tablo var yukarıda. Lideri maç başına 1.5 gol ortalamasını ancak aşabilmiş. Tabelanın dibindekilerde ise atılan - yenilen gol durumu, tepedekilerin tam tersi. Ama bir önemli bir istisna var. Liderden 12 gol fazla atan, sonuncudan 19 gol fazla yiyen Zdenek Zeman'ın 9. sıradaki Foggia'sı...

Çekoslovak (sonradan Çek) teknik adamın Türkiye günlerinden geriye hiçbir şey kalmamış olsa bile o dönemi hatırlayanlar mutlaka ''dörtüçüç'' diyeceklerdir. Zeman da zaten Türkiye'deki imza töreninde ''Takımı 4-3-3 oynatacağım. Her zaman hedefim rakipten daha çok gol atmaktır.'' demişti. O dönemin gazete eleştirilerini okuduğunuzda, hocanın bu şablonu asla değiştirmemesinin eleştirildiği kolayca ve sıklıkla görülür. Fakat bu dizilişin Zeman'ın futbol fikrine göre esneme, değişme imkanı yoktur. Futbolcular buna uymak, onun futboluna adapte olmak zorundadır.

Zeman, Türkiye'ye gelmeden önce Roma'dan kovulmuştu. Fakat bu tam olarak saha içi sonuçlar sebebiyle değil, başta Vialli ve Del Piero gibi ligin önemli oyuncularını doping yapmakla suçladığı gerekçesiyledir. İtalya'dan adeta sürülür. O günlerde artık Çizme'de çalışamayacağını anlayınca Fenerbahçe'nin teklifini kabul eder. Türkiye'ye ilk gelişi ise Lazio'nun hocası olarak 1994 yılında gerçekleşmişti. Casiraghi, Signori, Gascoigne ve Boksic'li Lazio, UEFA Kupası'nda Trabzonspor'u elemiş, ama bir sonraki turda Dortmund'a elenmişti. Bu serüven öncesinde Zeman'ın alamet-i farikası, mucizesi ve Zemanlandia'sı olan Foggia günleri vardır.

1991-1992 sezonunda yıllar sonra Serie A'ya dönen Foggia, Zdenek Zeman yönetimindeki genç takımla zirve ligdeki ilk sezonunu 9. sırada bitirir. Bu başarının yanı sıra ortada sıradışı bir tablo vardır. Foggia, sezon boyunca 58 gol atmış, 58 gol yemiştir. Şampiyon Milan'dan sonra ligin en çok gol atan, sonuncu Atalanta'dan sonra en çok gol yiyen takımı olmuşlardır. Bir bakıma bu sezonun Foggia'sının Lega Pro Prima B'deki performansının neredeyse aynısıdır.

Büyük Futbol Anarşisti: Zdenek Zeman

Çünkü Coverciano'da Arrigo Sacchi'yle aynı dönemde eğitim alan ve tıpkı Arrigo Sacchi gibi profesyonel futbolculuk geçmişi olmayan Zdenek Zeman, kendisini, olumsuzculuk (cynicism) üzerine kurulu İtalyan Futbol düzenini yıkmaya adamıştı. İkisi de mezun olurken pres ve alan savunması odaklı makeleler yazmışlar, bu iki ögeyi futbol anlayışlarının merkezine yerleştirmişlerdi. Sacchi bir döneme damga vuran büyük başarılar kazanırken, futbol fikri Sacchi'ye göre kat be kat radikal olan Zdenek Zeman, Foggia mucizesi hariç hiçbir şey kazanamadı.
Onun futbol anlayışı temeli, kendi sözleriyle;

''Dörtlü savunma, yarı saha çizgisine yaklaşmalı. Fakat blok halinde bulunmak yerine en yakın boşlukları doldurmalı. Orta saha oyuncularım sürekli ataklara katılmalı, hiçbir oyuncu belli bir alanı kontrol etmemeli, sürekli hareket halinde olmalı. Aynı zamanda kenarlara yardım etmeli.''

şeklindedir. Üç adet santraforla oynar, kanat adamı kullanmaz. (Fenerbahçe'de Boliç - Moldovan - Preko) Onun için fizik kalite, yaratıcılıktan daha önemlidir. Hızlı koşan ve sürekli koşan oyuncular ister. İdmanları bu amaç üzerine tasarlandığından eşsizdir. (Sözkonusu dönemin Foggia'sının en özel oyuncularından, şimdilerin Kuban Krosnodar hocası Dan Petrescu, ''Zeman'ın Foggia'daki idmanlarını kendi takımımda uygulasaydım, oyuncularım beni üç idman sonra kovdurmak isterdi!'' demiştir.) Zeman'ın takımları aldıkları her topta golü düşünürler. Bu amaçla topu ileri oynadıktan sonra alanlarını terk edip, çabucak ileri hareketlenirler. Topa sahip oyuncu topu kaptırdığında çok adamla topa pres uygularlar. Rakip ceza sahası önünde bazen beş, altı kişi pres yaparlar. Gollerin pek çoğunu bu güçlü presle, rakibi gafil avlayarak atarlar ama aynı şekilde arka alanda kalan büyük boşluklar sebebiyle attıkları kadarını yerler.

Zeman'ın futbol fikri Rinus Michels'ten, Johan Cruyff'tan, Arrigo Sacchi'den, Valeri Lobanovski'den çok daha radikal, çok daha anarşist ve idealisttir. Foggia'sına ilişkin internette yeterince görsel materyal olmasa da Lecce günlerindeki birkaç maçın tamamını izlemek mümkün oldu. İnanılmaz hızla alan değiştiriyor, sürekli mevkilerini terk ederek topa ve topun yakınındaki oyuncuların alanını kapatıyorlar. Asla geri kaçmadan, gerekirse tüm takım rakip yarı sahada oynuyorlar. Zeman'ın oyuncularının sihir yapmasına, fazla yaratıcı olmasına gerek yok; asgari yeterliliği sağlasalar kafi. Çünkü yaratıcılığa fazla ihtiyaç duymadan gol atabiliyorlar. Pres, tekrar pres ve daha iyi pres yapmaya çalışıyorlar. Bu yüzden Zeman'ın takımları hep bol gollü maçlar oynamışlar ve sezonun belli bölümlerinde muhteşem skorlar alırken, dönem dönem tepetaklak gitmişlerdir. Bunun sebebi, oyun sisteminin fizik güç ve pres odaklı olmasıdır. Zeman yine bu yüzden her zaman yıldız futbolcularla, üstün yeteneklerle çatışmıştır.

Sergen'le yaşadıkları yalnızca bir örnek. Çalıştığı takımlarda veteranların, yeterince pres yapmayanların biletini hemen kesmiştir. Günde iki paket sigara içen, basına konuşmaktan nefret eden, disiplinli çalışmasıyla bilinen bir adam olarak nice önemli oyuncuların üzerini kolayca çizmiştir ve bazen de yöneticiler bu kararları sonrası Zeman'ın üzerini çizdiler. Bunun geri dönüşümünü ise futbola hediye ettiği onca iyi genç oyuncu üzerinden sağlamıştır:

Signori, Petrescu, Di Vaio, Chamot, Di Biaggio başlangıç döneminde olmak üzere Alessandro Nesta onun en büyük keşiflerinden biridir. Francesco Totti, onun döneminde başkalaşmış, özel bir oyuncu haline gelmiştir. Lecce'de esas oğlan olarak Mirko Vucinic'i seçmişti ve bir başka taktik deha Spalletti, yıllar sonra Vucinic ve Totti'yi çok sıradışı şekilde kullandı. Zeman, tereddüt etmeden atletik genç oyunculara formayı veren, onlarla yükselmeye çalışan bir hocadır ki bugünlerdeki Foggia kariyerinde de büyük takımlardan gelen 10'un üzerinde genç oyuncuyla çalışıyor.

Klişeleri ve kulaktan dolma kabulleri bir kenara bıraktığımızda Zeman'ın futbol dünyasındaki varlığı daha büyük bir anlam kazanıyor. Zeman, içerisinde Sergen ya da Gascoigne olmayan bir hücum futbolu peşindeydi. Böyle baktığınız zaman ezber bozan, anarşist ruhlu bir arıza adamdır. Gerçek manasıyla Total Futbol'un peşindeydi ve bu ideale ilişkin Hollanda & Orta Avrupa & Sovyet Rusya'sındaki fikirleri kendi zihninde tekrar tasarlamıştı. Geçmişteki tüm skor odaklı taktik fikirlerden sonra İtalya'ya, dünyaya, asla içerisinde yer alamadığı futbola ders vermek istiyordu. Otuz yılı deviren kariyerinde birkaç yıl bu dersi vermeyi başardı, ama öncesinde ve sonrasında teknik, kaliteli futbolcuların gazabına uğrayarak futbol idealini sahaya koyamadı. Yine bu sebepten asla ve asla yüksek hedefleri olan bir takımda başarılı olamadı.

Rafael Benitez'in Inter'de başına gelenler hala taze. Aynı oyun idealinin yandaşı olmasına rağmen Sacchi ve Zeman'a göre çok daha çağdaş, çok daha geniş futbol fikrine sahip olan Benitez, bugün Inter'li oyuncular tarafından ''iyi ki de gitti'' mealindeki demeçlerle anılıyor. Benzeri, her iki yönde de daha ağırı Fenerbahçe'de Zeman'ın başına gelmiştir. Fenerbahçe'nin yıldızları Zeman'ın idman metodlarını beğenmemiş, ağır bulmuşlardır ve Zeman da futbol dünyasındaki en radikal futbol düşüncesine sahip adamlardan biridir. Aziz Yıldırım'ın işin başındaki Zdenek Zeman kararı ise yalnızca ''Hücum oynatıyor.'' etiketi üzerinedir. Adını ilk kez Ancelotti'den duyduğu bir adamı, sırf hücum oynatıyor diye getirmiş ve sonuçta tesislerde yatıp-kalkan Zeman istifa etmiştir.

Pekiyi kim suçluydu? Zeman mı? Kimse Zeman kadar anarşist ruhlu, radikal ve biraz kaçık değil şu futbol dünyasında, ama kısa zamanda Schuster'in ve Rijkaard'ın bu ülkede yaşadıkları ve yaşattıklarına Zeman üzerinden bakmak faydalı olacaktır. İkisinin de özveri yoksunu olduklarını dikkate almak zorunda olsak da etiket, geçmiş, kupa ya da kariyer sözkonusu başka bir yerde başarı ise hiçbir şeydir. Gerçekten hiçbir şey. İkisi de sözümona atak futbol oynattıkları, böyle bir etikete sahip oldukları için arşa yükseltildiler, ama hiçbiri Zeman kadar kaçık olamazdı. Bugün etiket de hiçbir şeydir, önemli olan ''iyi hoca olanı'' değil, doğru hocayı seçebilmektir. Çünkü iki değil, sonsuz çeşit futbol vardır.

Zemanlandia, bir süredir yeniden Foggia'da. Fenerbahçe günlerine dair anektodu olan varsa, yorum bölümüne beklerim.

Kaynakça: Calcio - John Foot (Kitap), Gabriele Marcotti, La Gazetta dello Sport

Noat Samisa

16.02.2011

11 yorum:

varol döken dedi ki...

pendik'e elendikten sonra elektroşok yediğimiz için anektod falan kalmamış bende o günlerden...

ama ancelotti'nin tesisleri gezip çok beğendiğini hatırlıyorum, takıma hoca değil tesislere müdür arıyorlardı sanki!

Yakup Sabri İNANKUR dedi ki...

Hatırlaması güzel oldu. Foggia mucizesi ile tanımıştım o zaman O'nu. Sonra Championship manager 94-95'te Boksiçli Lazio deplasmanları sayesinde beynime kazındı. Sergen'i sağ kanatta(forvet) oynatmak istediğini hatırlıyorum. Kamuoyu bunu çağdışılık ve futbolu bilmemek olarak yorumlamıştı. Aynı kamuoyu Messi'yi sağ kanat-forvet oynatan Barcelona'yı izliyor. Gerçi şu an Messi'yi merkeze çektiler.
Zeman için aklımda kalan başka özellik ise Greenpeaceçilerin kendilerini O'na zincirleyecek kadar sigara içmesiydi. Sürekli tütüyordu adam.

serpil dedi ki...

oldukça güzel bir yazı.. evet türkiye de bu hocaların başarılı olması çok ama çok zor.. aykut zico denedi olmadı, aykut başlarda denedi olmadı olamaz da..

ondskan dedi ki...

hatırladığım kadarıyla bi maçta 74.dk da preko yu oyuna sokmuş 83 te performansını beğenmediği için,bir önceki sene fenerbahce'ye gol atan kontenjanından takıma dahil olan erkan sözeri yi sokmuştur,sırf bu hamlesi bile o zamanlar orta 2'eye giden bende büyük hayranlık uyandırmış,kendi sahamızda puan kaybına rağmen ileriye umut dolu bakmamı sağlamıştı,açıkçası zaman tanınmalıydı istediği sistemi uygulayabileceği bi lig mevcuttu o zaman ki şartlarda,sezon ortası gelmemiş olsaydı ve az kaliteli yabancıları olsaydı belki 30 yıllık kariyerini bi kupa ile taçlandırabilirdi

hebenneka dedi ki...

21 Ağustos 1968 günü Rus tankları ülkeye girip Prag Baharı'nı kışa çevirdiğinde, Palermo'da amcasının yanındadır. Ülkesine dönmemeye karar verir. Palermo Spor Akademisi diyeceğimiz bir okuldan çok iyi bir dereceyle mezun olurken tezi sporcu sağlığı üzerinedir. Sonra Coverciano'dan "patent"ini de alır. Amcası dediğim de eski bir Juventus sağ açığı, Vycpalek. Amcanın 72 ve 73'te Juventus'un başında iki Scudetto'su var sanırım.

"Rus tanklarının Fener'e etkisi" konulu güzel bir hikaye çıkar buradan diye ne zamandır bir köşede tutuyordum bunu, artık yazmam sanırım. Şöyle bir not düşeyim dedim.

twi dedi ki...

noat sen bir reyissin

QuaresmA dedi ki...

Farklı olduğu kesin de verimliliği tartışılır. Foggia'nın şu anki durumunu pek bilmiyorum tabi ama Serie C gibi bir seviyede bile artık başarılı olamıyorsa yöntemleri pek de başarılı sayılmaz.

Flying Dutchman dedi ki...

ulen sunu ne zamandir ben de yapmak istiyordum kismet sanaymis...

cok guzel bir yazi, blogumu ziyaret ederseniz sevinirim

http://vliegendenederlander.blogspot.com/2010/07/zdenek-zeman-ve-foggianin-hikayesi.html

Kalau dedi ki...

Tr gibi başarı odaklı bir ülkede hiç bir şekilde başarılı olamaz.. Belki gerçekten futbolun ruhunu seven ülkelerde şansı olabilir, mesela Almanya gibi..

massimo dedi ki...

Zeman'ın 4-3-3'ü dediğin gibi şimdinin popüler 4-3-3'ü değildi. Çok aykırı bir formatı vardı. Sezon başı gelseydi daha elle tutulur bir şeyler ortaya koyabilirdi. Bol gol yemek dışında etki bırakmadı Fenerbahçe'de. Hatta Sergen bilinçli olarak kendisine verilen görevi değil kendi istediği mevkide oynuyordu. Bunu da deklare etmişliği var diye biliyorum.

sampi dedi ki...

"Antrenmanlari o kadar agir ki Mustafa Dogan'in bile lifi atti" - Sergen (cita Alman milli takiminin yedegi)

Bir de futbolcular tac atmayi bile bilmiyor diye bir antrenman boyunca tac calistirmasini hatirliyorum.

Tam Besiktas'lik hoca aslinda, kupayi siktir et saldir modunda 4-6, 3-4 falan kaybederek takimi alkislarla soyunma odasina yollayabilecek biri.