Quaresma ile Rugby Oynuyoruz

Günlerden bir gün, henüz on yedisindeki William Webb Ellis, yerdeki topu eline alır ve koşmaya başlar. Mite göre, koşu o koşu; bugün milyonlar bir topun peşinden koşmakta. İngiltere'nin Rugby isimli kasabasında gerçekleşen bu koşu, sonrasında kendini kuralları olan bir oyuna dönüştürür ve adına da Rugby Football denir, şehrin adından gelen isimle. Kuralları daha 19. yüzyılın ortasına gelmeden yazılmıştır ve onun yazılı kuralları, futbol oynayanlara ve Ellis'in vaktiyle kurallarını ihlal ederek yeni bir oyun icat ettiği esas futbol oyununun kurallarını yazmak isteyenlere esin kaynağı olur.

Dünyanın faal durumdaki en eski ikinci futbol kulübü olan Stoke City, halen o günlerde yaşıyor. Rugby'nin yazılı kuralları futbola adapte edilmiş ve yan sahadaki rugby maçında kadroya giremeyenler, Britannia Stadium'da nispeten yumuşak bir oyun olan futbol oynuyor. Nitekim kadrolarında 7 -yazıyla yedi- adet 1.90 metre ve üzerinde oyuncu var.

Tek fark, 1925 yılında futbolun ofsayt kuralının değiştirilmesi olabilir. Bu tarihten önce uzun top doğru ve anlamlı bir şey değildi ve zaten hiç işe yaramıyordu. Oyun aşırı dar alanda oynanıyor, kısa pas ve top sürmeye dayanıyordu. Ofsayt kuralı üç oyuncu'dan, iki oyuncu'ya düşürülünce mertlik bozuldu, kullanılabilir alan arttı ve topu ileri vurmak, artık işe yarar oldu. Stoke City de Premier League'ki üç yılında ligin en az yerden pas yapan takımı sıfatını kimseye bırakmadı.

Arsenal tüm bu sezonlarda maçı başı 500'e yakın kısa pas sayısıyla zirveyi bırakmazken, maç başına 200 kısa pas sayısını zor geçen Stoke City'e her sezon en az bir kez mağlup oldu. Geçtiğimiz hafta sonu Man Utd, maçı ceza sahasına 12 orta ile tamamlarken, Stoke City'de bu sayı 35'ti. Son üç maçta yaptıkları toplam pasın 5'te 1'inde topu Peter Crouch'a yolladılar. Carlos Carvalhal'ın Stoke City'e dair ''Türk Havayolları'ndan yardım isteyeceğiz.'' sözünun arka planı, bu sayılardır.
Diğer yandan, haftasonu Man Utd maçının ilk beş dakikasının bilançosu şu şekilde idi: Dakika iki, Hernandez müdahale sonucu sakatlanarak oyundan çıktı. Dakika dört, sağ dipte topu atıp rakibini geçmek üzere olan Nani'nin ayağından tak! diye bir ses geldi. Dakika beş, sol kenarda rakibini geçen Evra, müdahale sonucu havada takla attı, elini yere koymasa kafası üzerine düşüyordu. Eh, bunlar da rugby zamanlarından kalma sayılır. Yer yer gaddarca, yer yer kontrolsüzce (Ramsey'nin ayağını kıran Shawcross'tu), ama her zaman olabilecek en sert şekilde o topu almak, topu alamıyorlarsa da atağı sonlandırmak istiyorlar.

Evleri Britannia Stadium'daki serileri ise şu şekilde: Yılbaşından bu yana 18 maç oynadılar, yalnızca 1'ini kaybettiler. Bu mağlubiyet de ligin son maç haftası, Wigan'a karşı gerçekleşti. 11 kez kazandılar, 6 kez berabere kaldılar. 32 gol attılar, sadece 10 gol yediler. Söz konusu 18 maç içerisinde Chelsea ile iki kez berabere kaldılar, Liverpool'u ve Arsenal'i mağlup ettiler, Tottenham ve Man Utd'a birer kez kaybetmediler. Yani şu zamanda, onları sahalarında yenmek için adı anılan bu takımlardan biri olmak yetmiyor, yetmedi.

Evlerinde fazladan ne yapıyorlar? Britannia Stadium'daki atmosfer, İngiltere'de aranıp bulunamayan cinsten. Hatta stadın beleş tepesi bile var! Her pozisyona koro halinde tepki, her duran topta yükselen ses, takımın her ekstra hareketinde tribünden çıkan sıradışı bir uğultu... Koro halinde yapılan tezahüratların az olduğu, tamamen sahadaki oyunla bütünleşik bir tribün var orada. Ayrıca top toplayıcı çocukların hepsinin ellerinde havlu var, Rory Delap taç atarken topu kurulayabilsin diye.
Merasimle kuruladığı topu, sanki bir Charlie Adam korneriymişçesine kale içine gönderen Rory Delap'ın şanını artık duymayan kalmadı. Onun işini kolaylaştırmak için reklam panoları sahadan uzağa konuluyor. (Birmingham deplasmanında vaktiyle tam tersi yapılmıştı.) Aslında onun kullandığı taçlarda topun gol olma yüzdesi, takımın kullandığı kornerlerden düşük. Ama gol olmasa bile taçlar işe yarıyor. İçerideki mücadele rakibi yıldırıyor, seken top korner oluyor, faul oluyor; rakibi hem fiziksel, hem de psikolojik olarak zorluyor. Bir başka acayip adam, Matthew Etherington da duran top kullanırken son ana kadar hep topun başında bekliyor. Önceden nereye atacağı kestirilemesin diye. Aniden gerilip, topu içeri gönderiveriyor. Zaten takım topu kanada taşıyınca, rakip kaleye gitmeye değil, faul ya da taç almaya çalışıyorlar.

Tablo bu. Stoke deplasmanı, Europa League'deki, hatta belki de Avrupa futbolundaki en acayip deplasman. Onlar bizim bildiğimiz oyunu oynamıyorlar, böyle bir çabaları da yok. Üç sezon önce ne oynuyorlarsa, artık bu oyuna daha yatkın oyunculara sahip olmak kaydıyla, aynısını oynuyorlar. Hocaları Tony Pulis, 19 yıldır menajerlik yapıyor ve onun takımları bir kez dahi küme düşmedi. Premier League kariyerinde ise en kötü 13'üncü, en iyi 11'inci oldu. Çalıştığı en yüksek bütçeli takım Stoke City ve geçen sezon çıktıkları FA Cup Finali, kulüp tarihinin zirvesine yazıldı.

Stoke City her takımı bozuyor. Onlara karşı asla kendiniz olamazsınız, hele ki deplasmanda. Hızlı oyuncular bir işe yaramaz, usturuplu bir tekme ile icaplarına bakılır. Hava topları tümüyle geçersiz, binde bir büyük hata şansını kovalarsanız belki. Ceza sahasındaki itiş kakışla yıldırırlar, yıkılmazlar. Hele bir de skorda öne geçtiler mi, dönüşü ancak mucize olur. Zira bu zamana kadar hep böyle oldu. Ayrıca formda bir kalecileri ve Etherington ve Pennant gibi oyun içi silahları var. Bunlara da önlem almak zorundasınız.
Fakat bir yol var: Evvelki hafta Sunderland'in yaptığını yapmak, erken bir gol bulmak. Ya da punduna getirip erken dakikalarda kırmızı kart aldırmak. Tabii bu maç Stoke City'nin Kiev dönüşü oynandı ve uzun uçak yolculuğuna bağlandı. Menajer Pulis ise 4-0 kaybedilen maçtan sonra şunları söyledi: ''Bu bir mazeret olamaz. First-class'ta uçuyoruz ve oyuncuların her istekleri karşılanıyor. Bizler futbolun içerisinde bir rüyada yaşıyoruz. Şehrimizdeki madenciler ailelerine para götürebilmek için her gün çok ama çok çalışmak zorundalar. Onların bir yılda kazandığı parayı bizim futbolcularımız bir haftada kazanıyor ve sonra 'seyahat ettik ve bu yüzden kötü oynadık' diyorlar. Böyle bir şey olamaz.''

Bizse Quaresma ile rugby oynuyoruz. Tümüyle emek, fiziksel güç ve hırs üzerine kurulu organize bir takıma karşı uzaktan kurbanlık koyun gibi görünüyoruz. Sorun şu ki, bu deplasmanda her şeyiyle ideal bir futbol takımı olmak da yetmeyebilir. Çokça şansa ihtiyaç var. Puan için olduğu kadar, erken bir gol yenilmesi halinde skorun artmaması için de öyle.

Skor ne olursa olsun, tüm oyuncular için iyi bir tecrübe olacak. Tüm Türkiye de gerçek 60'lar futbolu, hatta 1860'lar futbolu neymiş, görecek. Maçın hikayesinin tümüyle Beşiktaş lehine gelişmesi, hakemin kolay faul çalabilen biri olması ve ceza sahasındaki şarjlara müsamaha göstermemesi ve ertesi gün İngiliz basınında artık bir efsaneye dönüşen ''Bir salı akşamı, yağmurlu Stoke deplasmanı...'' klişesinin kırıldığına ilişkin yazılar okumak dileğiyle...

Muhtemel, Stoke City (4-4-2): Begovic; Huth, Upson, Shawcross, Wilkinson; Etherington, Delap, Whelan, Pennant; Walters, Crouch.

Noat Samisa

28.09.2011

6 yorum:

ahmet serdar dedi ki...

bu yazıyı bjkli oyunculara okutmamak lazım. bir gsli olmama rağmen benim bile içim karardı.

Gökhan dedi ki...

noat mükemmel bir yazı, bir çırpıda okudum. ellerin dert görmesin, sen hep yaz böyle.

Firewalker dedi ki...

Harika bir yazı olmuş elinize sağlık, Stoke City gibi "sıkıcı" bir takım üzerine ancak bu kadar ilgi çekici bir yazı yazılabilirdi.

Övünç dedi ki...

Stoke City'i bundan daha iyi tanımlamak gerçekten imkansız.

Bu sezonki genel görüntümüz ile sahaya çıktığımız takdirde 1 kırmızı , 2 sakat ve 3 farklı bir mağlubiyet ile sahadan ayrılmamız büyük olasılık dahilinde.Performansımız bir anda yükseliş gösteremez ama anlık bir direnç sağlanabilirse biraz şansın yardımı ile puan alma ihtimalimiz de var.

aea dedi ki...

Britannia ligin en zor deplasmanı dediğimde kıs kıs gülenlere bu yazıyı okutacağım teşekkürler.

emireri dedi ki...

gerçekten de dediğin gibi yaptılar, bir kez bile olsa dip çizgiyi bulmayı, oradan içeri kesmeyi denemediler.. en kısa yoldan nasıl ceza sahasına yakın taç, faul kazanırız, nasıl olurda korner yaptırırız hep onu kovaladılar.. bu kadar aciz, bu kadar zavallı bir futbol anlayışı görmedim, şu an ligin dibindeki antep takımı stoke cityden futbolu sadece birşey dışında çok çok daha iyi oynuyor, kurguluyor.. sadece ve sadece duran toplara dayalı bir futbol anlayışı, inanılır gibi değil.. üstüste 3 pas yapıp kaleyi zorlamayı düşünmediler bile ve biz buna bir türlü çözüm üretemedik..! sinir olmamak işten bile değil.. yazık o deplasmanda alınamayan 3 puana.. tek kelimeyle yazık..