Raymond Verheijen: ''Olimpiyat'ta Yarışmıyoruz, Futbol Oynayacağız''

Türkiye milli takımının şimdiki kondisyoneri Arno Philips, fakat onun uzmanlığı turnuvalar üzerine değil. Euro 2012 yolunda yeni hocamız Raymond Verheijen olabilir.

Yaklaşan Londra Olimpiyatları öncesinde çok önemsenen Galler - İngiltere maçı oynandı, bitti; ama bir konu hala gündemdeki varlığını koruyor. Futbol takımı, yüzyıl başından bu yana ilk kez yaz oyunlarında Britanya olarak temsil edilecek. 1966'dan bu yana futbolda teneke bile kazanamayan Ada'lılar, evlerinde yapılacak olan bu organizasyonda Galli, İskoç ve Kuzey İrlandalı futbolcuların katılımıyla daha iyi bir grup oluşturarak zafere ulaşmayı hedefliyorlar. İngiliz'leri cezbeden ilk İngiliz olmayan oyuncu şüphe yok ki Gareth Bale, fakat genç sol kanat oyuncusu cumartesi günkü maçta sakatlığı nedeniyle forma giyemedi.

Harry Redknapp çıktı, epeydir faydalanamadığı oyuncusunun taze sakatlık haberine, ''Hafta sonu West Ham'e karşı oynadı ve bizden giderken hiçbir sorunu yoktu. Kimseyi suçlamıyorum ama bu hamstring (diz arkası kirişi) sakatlığı da nereden çıktı?'' sözlerini sarfetti. Aylardır bu maçı bekleyen medyanın hayal kırıklığı sayfalara taştı, Redknapp'ın sözleri üzerine Galler teknik ekibi suçlandı. Fakat Bale, ulusal takımla idmana çıkmamıştı bile. Düz koşu sırasında bir ağrı hissetmiş, bunu takımın antrenörüne iletmişti. Taramada sorun saptanması üzerine Bale'ın minor sakatlığı riske edilmemişti. Rivayete göre aksi mümkün olamazdı. Gareth Bale, ulusal takım idmanında sakatlanmış olamazdı. Çünkü Galler ulusal takımının kondisyoneri, Raymond Verheijen.

Verheijen ismi 2010 Dünya Kupası sürecinde epey popülerdi. Çalıştığı Güney Kore takımına ilişkin bilgileri kendisine ait twitter hesabı üzerinden her gün aksatmaksızın iletiyordu. İdmanda ne olmuş, ne çalışılmış, hangi oyuncu iyi performans göstermiş öğrenilebiliyordu. Teknik bilgilerle bezeli bu raporlarda çok çarpıcı veriler de yayınlıyordu. Her günün sabahı Verheijen'in raporları merakla beklenir olmuştu ve bu raporlar aynı zamanda Güney Kore basınında haber oluyordu. Turnuva bittikten sonra bir süre sessiz kalan Verheijen bu ara yeniden popüler oldu.

Henüz 17 yaşında bırakmak zorunda kalan bir Hollanda'lı antrenör, kalçasından yaşadığı ağır sakatlığın kendisini futboldan uzaklaştırmasına izin vermemiş. Amsterdam'da Spor Psikolojisi ve Spor Eğitmenliği üzerine üniversite okumuş, çeşitli kurs ve sertifika programlarıyla öğrenimini tamamlamış. Eğitimini sonlandırırken ''Futbolda Periyodizasyon'' üzerine tez yazmış ve yıllardır futbolun zirvesinde kendine has metodlarıyla sessiz sedasız çalışıyor. Bugün futbolun en özel ikinci adam'larından biri ve kendisinden sitayişle bahsedilmeyi sonuna kadar hakediyor. Muhteşem bir kariyeri var, bugüne dek çalıştığı sekiz büyük turnuvanın listesi aşağıda:

Çalıştığı Ulusal Takımlar - Süreç - Hoca

Hollanda (1998 DK) - Guus Hiddink
Hollanda (Euro 2000) - Frank Rijkaard
Güney Kore (2002 DK) - Guus Hiddink
Hollanda (Euro 2004) - Dick Advocaat
Güney Kore (2006) - Dick Advocaat
Rusya (Euro 2008) - Guus Hiddink
Güney Kore (2010 DK) - Huh Jung-moo
Galler (Euro 2012) - Gary Speed

''Turnuva öncesi Guus beni aradı ve Güney Kore için çalışmamı istediğini söyledi. 'Ben Koreli'lerin hep fit olduklarını ve yüksek konsantrasyonla çalıştıklarını duymuştum, dolayısıyla neden ben?' dedim. 'Sen buraya gel ve bir maç izle, neden olduğunu anlayacaksın. Evet, hepsi fit ve istekli, ama ilk 60 dakika her şeylerini sahaya koyup yoruluyorlar. Bunu çözeceksin.' dedi. Güney Kore'de çalışmaya böyle başladım.''

2002'de Guus Hiddink'le birlikte Güney Kore milli takımına enerjilerini verimli kullanmayı öğreten Verheijen, sonrasındaki iki Dünya Kupası'nda da Güney Kore ulusal takımında görev aldı. Ona Kore'de ''biçerdöver'' diyorlar. Sıradışı idman teknikleri ile her futbolcuyu bir şekilde hazır hale getirmeyi başardığından bu yakıştırma yapılıyor ve çok seviliyor. Son turnuva öncesi Güney Afrika'daki rakım meselesi tartışılıyordu ve çok farklı bir iklimden gelen Koreli'lerin adaptasyonu için özel bir program yapılmıştı. Önce Seul'de çalıştılar, sonra Avusturya'ya gittiler ve en son, turnuva öncesinde Güney Afrika'daki oksijen odası içerikli idmanın akabinde Verheijen halka müjdeyi verdi: ''Deniz seviyesinde yaptığımız 4'e 4 toplu idmanda her oyuncu ortalama 887 metre koşmuştu. Avusturya'da 606 metreye düştü, ama şimdi 1036 metre. Hazırız.''

Güney Kore'nin 2002 ve 2010'da daha önce ulaşamadıklarını başarmasında Verheijen'in payı olduğuna kuşku yok. Daha da ilginci ve önemlisi, şu ana dek çalıştığı yedi şampiyonanın hazırlığında ve turnuva sırasında birlikte çalıştığı hiçbir oyuncunun adele sakatlığı yaşamadığının, varolan sorunların tamamının darbeye bağlı olduğunu iddia ediyor. Söylediğine göre bu dalda bir rekora sahip, her ne kadar çetele tutan olmasa da. Bu doğru mudur, bilinmez; ama sağlam argümanları var ve aksini ispatlayabilen olmadı. Ayrıca daha evvel çalıştığı her hocanın mutlaka onunla tekrar çalışmak istemesi bu savı destekler nitelikte. Dört kez Guus Hiddink'le, üç kez Dick Advocaat'la (Hollanda, Güney Kore, Zenit), iki kez Frank Rijkaard'la (Hollanda ve Barcelona) birlikte çalışması, onun yarattığı farkın kanıtı. Chelsea sonrası Mark Hughes'la birlikte Manchester City'de devam etti ki, bu hikaye ona dair en çarpıcı öykü olabilir.

Aralık ortasında Mark Hughes'un ve ekibinin görevine son veren Manchester City, bu dönemi takip eden yılbaşı periyodunda sakatlık krizine girmişti. Tevez'in Mancini'yle ilk sürtüşmesi de bu dönemde başlar. Teknik ekip ve idman metodu komple değişince işler ters gitmeye başladı. Bu durumu Verheijen şöyle açıklıyor:

''Mancini ve ekibi göreve geldiğinde Manchester City takımı ligin en az sakatlık yaşayan ve en yüksek fizik kapasiteye sahip -ligin sprint (depar) lideriydik- takımı idi. Fakat Mark Hughes ve benim ayrılmamdan sonra 10 gün içerisinde De Jong, Lescott, Sylvinho, Ireland, Richards ve Santa Cruz art arda sakatlandı. Biz günde tek idman yapıyorduk, ortalama 75 dakika sürüyordu ve 90 dakikayı asla aşmıyordu. Ama Mancini her biri 2 saatten günde çift idman yaptırmaya başladı ki, bu tamamen zıt bir uygulamadır.''

Mark Hughes ve Raymond Verheijen takımdan ayrıldığında şimdilerde Cardiff'te oynayan Craig Bellamy ligin en değerli oyuncularından biriydi. Üstün formuyla ligi sallıyor, önüne geleni yıkıyordu. Takip eden ilkbaharda adeta Chelsea'nin üzerinden geçmişti. Bellamy anlatıyor:

''Başlarda Verheijen'in ne yaptığını anlamıyordum. Hatta tartıştık. Az çalıştırıldığımı düşünüyordum, kendimi yeterli hissetmiyordum. Ama ona inanıp devam etmemi, her şeyin daha iyi olacağını söyledi. Devam ettik ve ilk kez bir sezon öncesi kampında sakatlanmamıştım. Sanırım ligin sakatlık rekorunu elimde tutuyorum, her iki bacağımın her yerinden sakatlıklar yaşamıştım. Ama 09/10 sezonu inanılmazdı. Bunda en büyük pay Verheijen'e ait. Eskiden çok çalışırdım, yorulana kadar idman yapardım. Hatta kendimi iyi hissetmediğimde daha fazla çalışırdım. Artık eskisinin yarısı kadar bile çalışmıyorum, ama daha iyiyim, daha çok gol attım ve sakatlanmadım. Cardiff'e transfer olunca Verheijen'a 'benim için çalışır mısın?' diye sordum, kabul etti. Haftada iki gün beraberiz.''

Craig Bellamy her zaman sorunlu bir oyuncuydu. Hem psikolojik, hem de fiziksel olarak yaşadığı problemler nedeniyle çok yüksek olan potansiyelini asla sahaya yansıtamamıştı, ama yaptığı transferlerde yarattığı işlem hacmi çok yüksektir. Ondaki saf yeteneğin herkes farkındaydı; lakin bunun doğru yönlendirilerek dışarı çıkartılması gerekiyordu. Geçen sene Premier League'den iki oyuncu söyle derseniz, tereddütsüz Bellamy ve Bale derim ki, her ikisinin de Galli olması garip bir tesadüftür; belki de değildir!

Raymond Verheijen'in şimdilerde Galler ulusal takımında çalışıyor olmasının ana sebebi, Craig Bellamy'nin köyüne geri dönüş olması. Bu ikili çok iyi dost oldular ve Verheijen, Bellamy'nin kişisel antrenörü olma işini aksatmayacağı tam zamanlı bir iş buldu. Hollanda'lı kondisyoner bir fark yaratıyor ki bunca yüksek kariyerli teknik adam onunla çalışmak istiyor ve yukarıdaki hikaye gerçek oluyor. Bu farkı da kendisi anlatıyor:

''Geleneksel idmanlardaki ortam, en iyi olan yaşar ilkesinde olduğu gibi. Çok çalışılıyor, hafta sonunda en iyi olanlar oynuyor. Futbol bir güç (kısa süreli güç, 90 dakika) oyunu, idmanların niceliğine değil, niteliğine odaklanmalısınız.''

Hollanda'lı kondisyoner, idmanların yarışmacı bir ortama dönüştürülmesinden rahatsız. Bunun kesinlikle doğru olmadığını, futbolda sahip olunan tüm yetilerin gösterileceği yalnızca bir 90 dakika olduğunu ve oyunun karmaşık yapısının geleneksel kabullerle çözülemeyeceğini düşünüyor. Futbol idmanlarının maçlar öncesi sınav olarak görülmesini doğru bulmuyor. Ona göre aslolan maç:

''Pek çok kulüp sezon hedefine göre idman yapıyor, ama bu doğru değil. Aslolan, her maça en nitelikli 11 oyuncunuzla çıkmak olmalı. Birincisi, her maçı kazanmak istersiniz ve bu, bunun için gerekli. İkincisi, tribünler her zaman en iyi oyuncuları izlemek ister. Antrenörler oynanan her maçı, oynanacak bir sonraki maç için başlangıç noktası olarak görmeliler. Her idman bir sonraki maça en taze halde çıkılacak şekilde yapılmalı.''

Verheijen ilk olarak Rus sporbilimci Leo Matveyev'in ortaya attığı ''sporda periyodizasyon'' fikrinin kuvvetli savuncularından biri. Yüksek hedef üzerine tepeyi zorlamak yerine aşama aşama hedef koymak ve bu doğrultuda çalışmak, olması gereken. Hele ki futbolda. Ona göre geleneksel idman metodları ve süreçleri, futbolcuları yalnızca yoruyor:

''Sezon öncesi idmanlarında takımlarına yükleme yapan antrenörler, sıklıkla düzeyin yeterince iyi olmadığına inanıyorlar ve dozu daha da artırıyorlar. Hatta bazıları için bu durum takım organizasyonu üzerine yoğunlaşmayı gözardı etmeye kadar varıyor ve bilinçaltında takıntı halini alıyor. Sezon öncesi çalışmalarında ve sezon içerisinde günde çift idman yapmak futbolcuları sadece yorar, hiçbir işe yaramaz. Eğer çok değil, doğru idman yapılırsa Aralık ayı geldiğinde oyuncular, geleneksek idman metodlarını uygulayanlara göre çok daha fit olacaklardır.''

Bu gereksiz yorgunluk, Verheijen'e göre yalnızca boşa gitmiş zaman ve enerji değil, sakatlıkların büyük çoğunluğunun ana sebebi. Özellikle bağ ve lif sakatlıklarının en büyük sebebinin aşırı yorgunluk olduğu iddiasında. Vucüdun yorulduğunu anlayan beyin, vücuda yavaşlaması yönünde bir sinyal gönderiyor, fakat futbolcu buna ters şekilde ekstra bir güç ortaya koyduğunda koordinasyonunu kaybeden kasların bütünlüğü zayıflayarak sakatlıklara davetiye çıkarıyor. Kas sakatlıklarından muzdarip oyuncularının pek çoğunun sorunu, ona göre yorulduklarını anlayamamaları:

''Patlayıcı güce sahip, ani deparlarla atak oynayan oyuncular diğerlerine göre çok daha fazla yorulurlar. Tüm takım aynı idmanı yaparsa, bu oyuncular diğerlerinden daha fazla enerji harcayacaklardır. Bellamy bunu yaşıyordu. Eğer bu oyunculara farklı idman programları uygularsanız, sezon boyunca her maç yüksek verim alabilirsiniz. Arjen Robben'in cam adam olduğunu söylüyorlar, ama bence cam antenörlerle çalışıyor!''

Futbolcuları kurban edenin gereksiz yorgunluk olduğunu düşünen Verheijen'e göre kondisyonerin büyük çoğunluğunun alaylı değil mektepli oluşu ve okullarda verilen antreman eğitiminin futbola yönelik olmayışı büyük bir sorun. Verheijen'in iddiasına göre mektepli antrenörler futbolun ruhundan ve amacından bihaberler, futbolculara performans sporcusuymuş gibi idman yaptırıyorlar. Fakat ona göre bazı oyuncuların aerobik yetileri çok kuvvetli olmalıyken, kiminin oyundaki rolü gereği atletik vasıflarının yükseltilmesine gerek yok. Hepsinin çok hızlı koşmasına, en yükseğe zıplamasına ihtiyaç yok. Sadece bu da değil, tüm takımın yaş, fiziksel durum, hedef gibi kriterleri; ayrıca ülkenin kültürü de dikkate alınarak idman programı belirliyor:

''Antreman metodu birinin isteğine ya da tecrübelerine göre şekillenmez. Bugün her takımda farklı kondisyonerler var, hepsinin farklı fikirleri var. Bu arada olan futbolculara oluyor, pek çoğu gereksiz sakatlıklarla kurban ediliyorlar. Futbol idmanı kişiye özel olmalıdır, onun sahada en iyi şekilde yeteneklerini sergilemesine hizmet etmelidir. (...) Altyapıdan yeni yükselen gençlere, veteran savunmacılara, santraforlara ayrı idman programları uygulanmalı.''
Hollandalı kondisyonere göre sakatlıkların %80'i önlenebilir. Geri kalan kısmın %15'i ise darbeye bağlı ödem ve kemik sakatlıkları, bunlar için önleyici idman metodları maalesef mümkün değil. Yaşantısına dikkat eden bir oyuncunun, Verheijen'e göre yaşadığı her adele sakatlığı, idman metodundaki yanlışlardan ileri geliyor. Geceden kalma şekilde idmana gelen oyuncu için de ayrı bir program uygulanabileceğini iddia eden bu adam için futbolcu her ne durumda olursa olsun onu sahaya hazır bir şekilde çıkaracak ve sezon boyu kaslarından, liflerinden, bağlarından sorun yaşatmayacak bir formül var. Sakat listesi çift hanelere ulaşan takımlardaki hocalar için ''işbilmez amatörler'' tabirini kullanıyor ve bunun çalıştığı takımda mümkün olamayacağını söylüyor.

Sanırım tüm söylediklerinde haklı görünüyor, fakat pek çok hoca futbol fikri doğrultusunda onun metodlarını henüz tam olarak doğru bulmuyor. Yüksek pres gücüyle oynayan takımlar için onun idmanları hafif. Fakat Inter'de Benitez'in, Beşiktaş'ta Schuster'in yaşadığı gibi yaşlı ve atletik olmayan oyunculara atletizm ve güç odaklı ağır idmanlar yaptırmak, ters etki yapıyor. Ne idmanlardan sonuç alınıyor, ne de sahaya olumlu bir yansıması oluyor. Dolayısıyla Verheijen'in varlığı tek başına anlamsız, birlikte çalıştığı hoca da onun gibi şartlara göre tercihler yapabilen biri olmalı. Bu açıdan bakıldığında Guus Hiddink'in has adamı olması sürpriz değil.

Hiddink'le birlikte Rusya'da çalıştıktan sonra Chelsea'de de beraberdiler. Ona ilk büyük fırsatı veren adam, sonraki zamanlarda da gerektiğinde Verheijen'i çağırdı. Her zaman iyi bir ikili oldular ve Verheijen geçenlerde ''Guus Hiddink için oyuncuları ve onların kültürü mercek altına alınmalıdır. Onun antrenörlük tarzı, oyuncularını ve takımını geliştirmek için esnek bir araçtır.'' sözleriyle Hiddink'e dair nefis bir özet yaptı. Bugün Türkiye milli takımının kondisyonerliği görevinde Arno Philips var. Hollandalı antrenör, yazın Verheijen'le birlikte Güney Kore için de çalıştı. (Yalnızca Avusturya kampındaki birkaç idmanda) Aslında Verheijen'le ekip olarak çalışıyorlar, 2002 DK'da da beraberdiler. Verheijen metod uzmanı iken Philips'in uzmanlığı güç ve dayanıklılık idmanları üzerine.

Geçtiğimiz aylardaki bir röportajda Guus Hiddink, nabzın normale dönmesi, geçiş reaksiyonu süresinin Hollanda'lı futbolcularda yaklaşık 15 saniye, Güney Kore'li futbolcularda (başlangıçta) 45 saniye ama Türkiye'de bundan da fazla olduğunu söylemişti. Ona göre bunun psikolojik sebepleri var, fakat Güney Kore'li futbolcular bu açıdan gelişebildiklerine göre Türk futbolcusunun da aşama kaydetmesi mümkün. Bunun takım oyunu için önemi büyük ve bugünkü Avusturya maçı öncesinde Hoca'nın uyarısı, oyuncularının iç saha atmosferinin büyüsüne kapılmamaları gerektiği yönünde. Tıpkı Güney Kore'de olduğu gibi enerjiyi verimli kullanamama ve motivasyonu doğru yönlendirememe sorunlarımız var.

Şu kesin ki Galler Euro 2012'ye gidemeyecek. Kim bilir, belki de sonrasına enkaz bırakan Amerikalı kondisyonerler vakasından sonra olur da Euro 2012'ye gidersek, takımın idmanları aynı zamanda scouting raporları da hazırlayabilen, ''futbol için idman'' savunucusu, kısa süreli şampiyonların uzmanı, sıradışı antrenör Raymond Verhijen'a emanet edilir.

29.03.2011 - 20:30
Türkiye - Avusturya
Noat Samisa

29.03.2011

11 yorum:

D.A dedi ki...

Harika yazı olmuş. eline sağlık.

Firewalker dedi ki...

Harika bir yazı olmuş. Ellerine sağlık Noat Samisa.

onur dedi ki...

gene zihin açıcı, gene harika bir yazı olmuş.

Kalten dedi ki...

Çok güzel olmuş bu yazı. Beşiktaş bağlantısı da gerçekten ilginç. Manchester City zamanı Marrone'nin tam arkasına denk geliyor yanılmıyorsam, fikirleri ne kadar uyuşur merak ettim.

ihsan cem dişbölen dedi ki...

Gene harika bir yazı olmuş.

Sıradanbirblog dedi ki...

Yazı çok güzel. Klişelerle dolu futbol görüşleri arasında daha ne hikayeler vardır.

ozzie dedi ki...

Ellerine saglık. Umarım Besiktas ya da Türkiye icin de çalıştığını görürüz birgun.

ozan dedi ki...

Yazıyı son cümleye kadar tam Beşiktaş'a istediğim adam diye okudum da kısa süreli şampiyonaların uzmanı deyince hevesim kursağımda kaldı. Bu adamın antrenmanları lig maratonunu götüremez mi acaba?

Noat Samisa dedi ki...

Ozan,

Benim de Beşiktaş için çalışmasını istediğim adam, ama sorun şu ki dünyadaki herkes (%5'lik istisnayı çıkaralım, radikal futbol fikri olanları) Verheijen'i istiyor. Ama görüldüğü gibi pek hırsı olmayan, iş bulmama gibi bir derdi olmadığından rahat çalışabildiği, baskının az olduğu ya da özel dostluklar kurduğu insanlarla çalışmayı seçen biri. Takip ettiği şey para olmadığından burada olması pek mümkün görünmüyor.

Ligi götürür elbette, City ve Chelsea'yle yaptıkları ortada. Ama şampiyonalarda bambaşka bir uzmanlığı var. Haftada 3 maç oynuyorsunuz şampiyonada ve bu adam 3'üne de aynı 11'le çıkılmasını sağlıyor.

Dabenti dedi ki...

Geçen sezon Belçika maçında sakatlanan Arda'nın, 1 ay sakat kaldıktan sonra Almanya maçı için kadroya çağrılıp ilk antremanda sakatlanması "işi bilen adam" makyajını oldukça bozuyor. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Elindeki en değerli oyuncuyu bu şekilde sakatlıyorsan, iyi antreman yaptıran biri değilsindir. Bu kadar net.

Noat Samisa dedi ki...

Dabenti,

Kuşkusuz, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz sözü güzel bir söz. Bunu kendinize de uyarlayabilir, yazıyı okuyabilirdiniz ve Raymond Verheijen'in Türkiye'de hiç çalışmadığını, dolayısıyla Arda'yla hiç çalışmadığını görebilirdiniz. Arno Philips sadece bilgi olarak geçiyor yazıda ve kendisi zaten milli takımdan ayrılarak Anzhi'ye geçti.