Türkiye 2-0 Avusturya

Türkiye'nin yarı yenilenmiş kadrosu, geneli itibariyle yatay seyirde oynadığı maçı kazandı ve yeni yolculuğuna galibiyetle başladı. Guus Hiddink'in dediği gibi, artık sürücü koltuğunda Türkiye oturuyor; tabii sol şeritten son sürat giden Almanya'nın arkasındaki arabada...

Avusturya'nın hocası Dietmar Constantini, son oynadıkları Belçika maçının kadrosunda üç oyuncuyu değiştirdi. Arnautovic, Junuzovic ve Janko'nun yerine Yasin, Scharner ve Maierhoffer oynadı. Ayrıca Arnautovic'in forvet arkasında oynadığı şablon değişmişti. Yasin savunma önündeki dar alanda oynadı, orta sahanın epey derininde pozisyon aldı. Geçen maçta orta sahada oynayan Alaba ise Scharner'ın sol iç bölgesine yerleşmesiyle sol kenarda oynadı. Rakip yarı sahada çok adamla bulunmaya çalışan, high-line kullanımıyla desteklenen bir 4-3-3'le dizildiler.

Türkiye'nin hocası Guus Hiddink ise eldeki malzemeyi rakibe dair yargılarla harmanlamıştı. Kısa zaman önce Şenol Güneş tarafından Gençlerbirliği deplasmanında santrafor olarak (bu maçta Umut Bulut sol kenarda oynadı) kullanılan Burak Yılmaz'a aynı görevi verdi. Arkasında sürekli yer değiştiren bir üçlü koydu ve orta sahaya Selçuk - Nuri ikilisini yerleştirerek Mehmet'in rolünün kilit olduğu, oyunun kanat üzerinden hızlandırıldığı agresif bir 4-2-3-1 kullandı.
Korner Bombardımanı

Türkiye maça agresif başladı. Kaptılan toplar ön alanda kazandırılarak çabucak yeni bir atağa dönüştürüldü. Dakika 11 olduğunda Türkiye'nin korner sayısı 5'ti. Çoğunlukla sağ taraftan olmak üzere art arda kornerler kullanıldı ve bunların dördünden aksiyon üretildi. Rakip Avusturya, tıpkı daha önce Kadıköy'e gelen Belçika gibi, tıpkı Almanya gibi kornerleri alan savunmasıyla karşılıyordu. Henüz ilk kornerde oyuncularımız paslaştılar, belli ki maç öncesi rakipten haberdar edilmişlerdi. Avusturya duruma uyandı, kısa paslaşmaları engelleyerek kornerleri direkt kullanmaya zorladılar. Fakat bu kez de ceza sahası ön çizgisi civarı boş kaldı ve oyuncularımız bu boşluğu kullandılar. Fakat gol çıkmadı. Rakip bu alanı da kapatınca kornerler çaresiz doğrudan altıpas'a yönlendirildi ve ilginçtir, kısa boylu oyuncularımızdan Arda kale ağzında gol vuruşunu yapmayı başardı; fakat topu üstten auta attı.

Oyun karakteri gereği Türkiye'nin geriden pasla oyun kurmasına izin vermeyen Avusturya, maç başında çift dörtlü hat (arasında Yasin) kurarak Türkiye'yi bozmak istedi, fakat bunu ön alanda bir nebze başarsalar da henüz oyun ritmini bulamadan Selçuk'u bir an boş bırakınca sistemleri çöktü. Maçın üçüncü dakikasında Burak kaleciyle karşı karşıya kaldı, top direkten auta gitti. Benzer bir pozisyon bir daha maç boyunca yaşanmadı. Savunmayı önde ve orta sahasına çok yakın kuran, ayrıca top orta saha ile savunma hattı arasına girdiğinde savunma hattı geri kaçmadan pasif alan savunması yapan Avusturya, dengeyi kurduktan sonra rakibine göbekten geçit vermedi.

Selçuk İnan Faktörü

Türkiye'nin La Masia'sı Hürser Tekinoktay'lı Çanakkale Dardanelspor'da yetişen Selçuk İnan, bugün adeta Avusturya'yı sirkülase etti. Merkezde kalabalık olan rakibe karşı maç boyu hareketli oldu, her zaman en boş noktayı bularak top istedi, sorumluluk aldı. Maç başındaki dikine savunma arkası pası sonrası Maierhofer bir daha onu boş bırakmadı, fakat bu kez de bulduğu en iyi açıdan en doğru yere müthiş pasla attı. Orta saha yuvarlağı civarında çapraza, çizgi üzerindeki beklere ve kanat adamlarına sayıları çift hanelere ulaşan uzun mesafeli pasla gönderdi. Oyun bu sayede sıkışmadı, rakibin orta sahadaki nicel üstünlüğü oyuna yeterince yansımadı.

Sağ içte oynayan Baumgartlinger'e göre önde oynayan sol iç Scharner, Nuri'nin olması gerekenden geride oynamasına sebep oldu. Takımımız oyun kurarken ilk toplar hem Selçuk'ta oluyordu, fakat top rakibe geçtiğinde sözkonusu çakışma nedeniyle Nuri daha geride oynuyor gibi göründü. Ön alandaki prese katılamadı, geride kaldı. Ayrıca düşük pas yüzdesiyle oynadı, sanırım gününde değildi. Ama Selçuk İnan attığı muhteşem paslarla Nuri'yi tolere etti.
Taçtan Gol

Burak'ın savunma arkası pozisyonu, iyi görünen oyun performansına rağmen takımın gol dakikasına dek maçın akışında yakaladığı tek pozisyondu. Başlangıçtaki kısa süreden sonra organizasyonunu oturan rakip sağlam durdu, fakat yine bir duran topta delindiler. Tacı Hakan kullandı, Arda iyi sıyrıldı ve güzel bir plase ile bitirdi. Golden sonra Türkiye'nin agresifliği git gide azaldı ve maç dengelendi.

İkinci Yarı - Değişiklikler

Constantini, ikinci devreye risk alarak başladı. Türkiye devre boyunca topa çok fazla sahip olmuştu ve pasların büyük bölümü, Selçuk'la stoper ikilimiz Servet - Serdar arasındaydı. Golden sonra bu bölgedeki paslaşmalarla oyunun kontrolde olduğunu net olarak ortaya koymuştu takımımız, fakat bu durum Baumgartlinger'in yerine Hoffer'e bırakması sonrası santraforun çiftlenmesiyle son buldu. Rakibin ön alandaki presi bu şekilde daha olumlu sonuç verdi ve oyun merkezini biraz daha geriye alarak artık etrafında bir oyuncu bulunan Maierhofer'e uzun toplar göndermeye başladılar. Akabinde Yasin - Ümit değişikliğiyle Alaba ortaya geldi ve böylece hem kenardaki, hem de ortadaki yaratıcılığı artırdılar.

Arda top kontrolü ve ilk hareketlerde başarılıydı, ama maç boyu ikinci hareketleri yapamadı. Pas trafiğine ve prese etkin şekilde katılsa da sakatlık dönüşü Arda kadar yaratamadı. Hatta ikinci devre ortalarındaki bir pozisyonda rakibi bir metre kadar ardında bırakmasına rağmen topa basması, henüz hazır olmadığının ve maç eksiğinin dışavurumu sayılabilir. Pozisyon savunmasında dik durmasına karşın toplu oyunda vasatın altında olan Nuri ve oyun tarzı gereği pas trafiğine hiç katılmayan Burak hücumda aksayan yanlarımızdı; fakat Hiddink'in oyuna müdahalesi hücuma iyi işler yapan Ekici'yi Topuz değişikliği oldu. Selçuk daha derine geldi, Nuri biraz öne çıktı ve üçlü orta saha kuruldu. Semih'in oyuna girmesine kadar geçen 10 dakika, maçın Türkiye adına en kötü periyoduydu.

Kısa Süreli Kriz

Arnavutovic'in de oyuna girmesiyle stoperlerimizin etrafında 3 oyuncu görünmeye başladılar ve buna cevaben Selçuk, adeta üçüncü stoper gibi oynamaya başladı. Nuri ve Topuz da pozisyon gereği kenarlara açılınca orta sahamızda devasa boşluklar oluştu. Yine bu sebepten kazanılan toplar ön alana aktarılamadı. Bu bölümde Avusturya maçın geri kalan bölümünde hiç olmadığı kadar çok pas yaptı, çok adamla Türkiye sahasına çöktü. Hatta orta sahamız o kadar geri yaslanmıştı, boşluklar o kadar fazlaydı ki, rakibin sağ stoperi Aleksandar Dragovic bu kısa periyotta iki kez topla birlikte dirbling halinde ceza sahamıza yaklaştı. Biri sağ kenardan tehlike yaratan orta, diğeri ise Fuchs'un kullandığı, Volkan'ın kurtardığı firikiği getiren faul. Semih'in Burak'ın yerine oyuna girmesi ve sırtı dönük top almak için geri gelerek pas trafiğine katılmasıyla kriz çözüldü. Sonrasında önde kazanılan topta Semih güzel bir pas attı, Gökhan Gönül'den Arjen Robben'vari süper bir gol geldi ve maç bitti... derken penaltı ve kapanışı Volkan yaptı.

Sonuç: Daha Genç, Daha Umutlu

Hiddink maç sonunda, ''İlk 25-30 dakikalık süreci beğendim. Burak'ın kaçırdığı pozisyon oldu, şanssızlıktan atamadık. Gol de bu dakikalarda geldi. 3 puandan dolayı mutluyum. Bu golden sonra geriye çekilme durumumuz oldu. Bunun sebeplerini araştırmak lazım. İlk golü attıktan sonra rakip zayıf bir duruma düşmüştü. İkinci gol şansımız varken bunu yapmadık, geriye çekildik onlar da oyuna döndü. (...) Hala bu takımın öğrenme süreci içinde olduğunu unutmayalım. Biraz daha kontrollü olsak daha iyi şeyler olacak. İlk yarım saat ilerisi için önemli.'' demiş. Maçın ilk yarım saatindeki tempo, iştah, agresiflik, pas yüzdesi vs. pek çok şey yeterince iyiydi. Organize rakibe karşı gole kadar ısrar gerçekten değerli, fakat Hoca'nın çekincelerini paylaşmamak elde değil. Ayrıca ikinci devrenin ortalarındaki kısa kriz bölümü de geleceğe taşınacaktır, bu bölüme de dikkat çekilecektir.

Avusturya sıkı bir rakip, iyi bir testti. Belki kalemize güçlü biçimde gelebilen bir takım değildi, ama saha organizasyonları, oyun disiplinleri ve oyunu oynama biçimleri onları değerli kılıyordu. Sahadaki her oyuncu (kısmen Arda hariç) pozisyon savunmasında maç boyu yüksek konsantrasyonla başarı gösterdiler. Bu sayede oyun detaylar üzerine kaldı ve ayrıntılarda başarılı olduk. Nuri, Arda, Burak, hatta Gökhan gibi değerli oyuncularımızın ortalama performanslarının altında kalmalarına rağmen maç boyu endişe duymadan kazandık.

Guus Hiddink geçmişini aşarak her haftasını Türkiye'ye veriyor, çok yoğun bir mesai harcıyor. Skorlar ne olursa olsun, bu çabanın gözardı edilmemesi gerek. Hiddink metodlarıyla dünyanın en iyisi ve ortaya koyduğu çabayla da herkesin bir adım üzerine çıkıyor. Olursa, onunla olacaktır; olmazsa şanssızlık olmalı. Haziran'da Belçika maçı erken final. Son olarak:

Bu ülkenin halihazırdaki en yetenekli futbolcusu Arda Turan: ''Futbol benim en büyük tutkum. Arda gülmüyorsa bunun nedenini herkes kendine sormalı."

Herkes...

Arşivden:
Almanya 3-0 Türkiye
Türkiye 3-2 Belçika

Noat Samisa

30.03.2011

6 yorum:

Metin dedi ki...

Abi yine çok iyi çözümlemişsin, beynine sağlık. Analizlerini çok beğeniyorum, hepsi müthiş bi' emek ürünü. Bi' tek Beşiktaş'la ilgili olanlarda farklı hissediyorum, orda Tigana'nın fotoğrafını gördükçe bu kadar eleştirel ve soğukkanlı kalman şaşırtıyor belki de:)
Milli takımla ilgili de umarım emre belözoğlu bu takımda olmaz bi' daha. Şu gelişimi bozabilecek kilit adam o çünkü. azalarak bitse ne güzel olur.

TA dedi ki...

toplama takımız.kalite organizasyon yok.
dün birşeyi daha net gördük.takım olmak başka birşey.tek tek kaliteli oyuncuları bir araya getirip hemen helva yapılamıyor.

TA dedi ki...

4-2-3-1 siteminde ortadaki 2 li bence topal-selçuk inan ikilisi olmalıdır.

3 lüde ise solda arda sağda burak ortada nuri olabilirdi.ileride ise semih.

defansta sol bek ve stoper sıkıntısı var. ömer toprak milli takıma kazandırılmalı.sol bek için hasan ali düşünülebilir.

servet-gökhan zan-hakan balta bence milli takımdaki misyonlarını tamamlamıştır.

Gökhan AKSOY dedi ki...

Avusturya'yı ofansif 4-3-3 oynadılar diye analiz etmişsiniz fakat benim gözlemlediğim kadarıyla defansif 4-5-1 oynadılar. Maierhofer'in ileride tek kaldığı, geri kalan 9 oyuncunun 40 metrede oynadığı, geçen senenin Inter'ini anımsatan bir takımdılar. İlk organize, kalabalık ataklarını da 40. dakikada yaptılar. Yani pek de "Rakip yarı sahada çok adamla bulunmaya çalışan, high-line kullanımıyla desteklenen bir 4-3-3'le dizildiler." şeklinde bahsettiğiniz gibi oynamadılar bence.

Noat Samisa dedi ki...

Gökhan Aksoy,

Bir takımı ofansif ya da defansif olarak ayırmıyorum, zira ofansif takımlar içlerinde güçlü defansif direnç barındırabilir ya da defansif denilen takımlar, bol gol bulabilir.

Dikkat çektiğim nokta, rakibin savunmasının top merkezdeyse geri kaçarak oynamaması. Aslen pres yapmak istediler, fakat biz topu sürekli kenara aktardıkça ister istemez hatlarını savunma önünde dizmeye zorladık. Maç boyunca kaç kez geriden paslı oyun başlatma teşebbüsümüzü engellediklerini ortaya koyarsak, bu önde başma durumu daha net anlaşılır.

Evet, Avustuya 40 metrede oynadı; fakat topu Inter'vari şekilde rakibe teslim etme niyetinde değildiler. Ön alnda topu kapmaya çalıştılar, kapınca da vermemeye çalıştılar ama yetersizdiler.

Gökhan AKSOY dedi ki...

Ben de takımları o şekilde ayırmıyorum fakat maç boyunca sürekli aynı strateji üzerinde durunca, yalnızca 90 dakika için böyle bir genelleme yapabilirim. Geçen senenin Barcelona deplasmanındaki Inter'i net bir şekilde defansif bir takımdı misal. Neyse, bu çok önemli değil.

Avusturya'ya geçelim. Top bizdeyken Avusturya'nın ön alandaki preslerini hesaba katarsak, kendilerinin önde oynama isteklerini algılayabiliriz. Selçuk'un oyun kurarken sürekli pres altında kalıp birçok kez uzun oynamak zorunda kalması da bunun bir başka göstergesi. Fakat bu yalnızca topun bizde olduğu anlarda böyleydi. Rakip sahada çok adamla bulunma amaçları aslen gol atmak değil, bizi durdurup oyun kurmamızı engellemekti. Kazandıkları topları ne kadar anlamsız bir biçimde kullandıklarını hatırlayın.. Ofansı düşünen bir takım bu kadar plansız hareket etmez.

He, uğraştılar ama yetenekleri yoktu diyebilirsiniz ki buna ben de katılıyorum. Fakat maç boyunca ofansif anlamda bizi pek de zorlamadılar.