Burak Yılmaz: Beklenen, İstenmeyen, Şampiyon(luktan) Eden ve Öğrenen

Sezonun adamının hala kendisini kabul ettiremedikleri var, ama bunu umursadığını sanmıyorum. Bu sezon onun en çok umursadığı şey, şüphesiz gol atmak.
'' - Hocam, vallahi ben o zamanlar da iyi topçuydum! ''
'' - Futbolcu evladım, futbolcu...''

Galatasaray deplasmanında attığı golle Trabzonspor'u yeniden zirveye çıkaran genç adam, attığı golden sonra elleriyle kalp çizerek ''Anneee! Annee!'' diye bağırdı kameranın önünde. Hafta içi kendisi için endişelenen annesine hediye etti bu maç kazandıran golü; belki de ona kesintisiz destek olan tek insana. Çünkü Burak Yılmaz yıllarca beklendi, istenmedi, şampiyonluktan etti; ama artık öğrendi.

Beklenen

Burak Yılmaz denilince akla ilk olarak, -belki artık geçen sezonun son haftasında attığı gol geliyordur- bundan yaklaşık beş yıl önce Dolmabahçe'de olanlar gelir. Sezonun ikinci maç haftasında muhteşem bir futbol oynayan Burak Yılmaz, ''Ronaldo Burak'' yakıştırmalarıyla yeni bir heyecanla sezona giren Beşiktaş'ın umudu olmuştu. Fakat bunu pek kimse hatırlamaz, malum pozisyonu ise üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kare kare hatırlayan pek çok kişi olduğundan eminim. Hatırlamayanlara yardımcı olmak gerekirse, soldan İbrahim Üzülmez ortalamış ve Burak Yılmaz topu eliyle kontrol ederek Beşiktaş'ı öne geçirmişti.

Basit bi' futbolcu fırsatçılığı ve hakemlerin gözden kaçırması, olacak iken ve henüz sezon başı olmasına rağmen ortalık karışmıştı. Bir önceki sezondan kalma Konya'da AnELka vak'ası (kabul, pozisyonda faul var), yakın zamanda bir elle kontrol ve bir yalan penaltı olayından mimli Marcio Nobre'nin Beşiktaş'a transferi ve oluşan EL Değmemiş Temiz Lig Cephesi, henüz Ağustos ayında ülke futbol ortamının karışmasının sebepleriydi. Tüm bunlara Beşiktaş YK'sı ve taraftarının çokça elalem ne der kaygısıyla 21 yaşındaki futbolcusunu yok etme teşebbüsü eklenince, acı son biraz ertelense de, gecikmedi. Bir gece ansızın, bizim gibi onun da TV'den öğrendiği üzere, Burak Yılmaz takas sonucu Manisa'ya doğru yol aldı.

Burak Yılmaz'ın Manisa'ya transferi sürgünden çok, gecikmiş bir seyahattir. Zira Beşiktaş'a gelmeden evvel, o dönem Manisaspor'un başında olan Ersun Yanal'ca istenmiş, üstelik bir transfer dönemi öncesinde çok cazip bir teklif yapılmıştı. Aynı günlerde Richard Bettoni önderliğindeki Beşiktaş/Tigana scout'larının takibine giren Burak, eski Beşiktaşlı futbolcu olan babası Fikret Yılmaz'ın da etkisiyle, kafasına Beşiktaş'a gitmeyi koymuştu. Dönemin Antalyaspor antrenörü, sportif direktörü ve CEO'su olan Yılmaz Vural, ''Biz Burak'ı 2 milyon dolar + 4 oyuncu karşılığına Vestel Manisaspor'a vermedik. Sonradan Beşiktaş'a 1 milyon 750 bin YTL’ye gönderdik. Aslında maddi anlamda büyük bir kaybımız söz konusu. Ama biz Burak'ın önünün açılması için bunu yaptık. Çünkü burada kalmayı ve Manisa'ya gitmeyi istemiyordu. Biz onu 6 ay daha takımda tuttuk, milli takımlara kadar yolladık ve sonrasında Beşiktaş'a verdik.'' demişti.
İstenmeyen

Sözkonusu günlerde Burak Beşiktaş'ı, Beşiktaş Burak'ı istiyordu; ama aradan geçen zaman şartları değiştirmişti. Burak artık Dolmabahçe'de istenmiyordu. Kötü başlayan Manisa günleri, sonradan yeni bir yüksek form dalgasıyla devam etti ve Burak Yılmaz kısa zaman sonra yeniden İstanbul'a döndü. İstanbul'a transfer yapan parlak Anadolu genci sendromu, Burak üzerinden bir kez daha kendini tekrar ediyordu. İşler yine iyi gitmedi, hatta bu sefer iyi başlamamıştı bile:

''Fenerbahçe'de kesinlikle oynayacağımı düşünmüştüm. Ama Aragones'in böyle bir insan olduğunu tahmin edemezdim tabii ki. Fenerbahçe'deki en büyük şanssızlığım Aragones'le çalışmak oldu. Aragones hem beni, hem Fenerbahçe'yi, hem de kendisini bitirdi.''

Burak'ın bu demecinden ilk bakışta çıkan şu olabilir: İstanbul'a transfer yapan parlak Anadolu genci sendromu, başarısızlıklarını başkalarına yükleyen birinin histeri krizlerine mi dönüştü? Bu soruya cevap vermek için biraz beklemek gerekecektir; takriben bugüne dek! Devamında, takip eden Eskişehir günlerine dair ben pek bir şey hatırlamıyorum. Engin Baytar transferi ve Fenerbahçe'nin fazladan bir santrafor ihtiyacı... Aynı vakitlerde Şenol Güneş, uzak diyarlardan ayrılarak Trabzon'a geri dönüyordu.
Şampiyon(luktan) Eden

Burak'a göre, geçen sezonun son haftasında Kadıköy'de attığı gol ve bu golün anlamı, ona Fenerbahçe'de yapılan haksızlıkların bedeli: İlahi Adalet. Benzer şekilde, bu sezon tepki gördüğü Dolmabahçe'de kırık burnuyla attığı maç kazandıran gole de ilahi adalet yakıştırması yapabilir, eğer sorulursa. Belki çok eskilerden kalma bir müsbet hissiyatı olabilir Beşiktaş'a karşı, ama artık huzuru bulduğu ve futbolunu büyüttüğü yer olan Trabzon'a sevdalı olduğuna şüphe yok, en azından işler bu şekilde iyi gittiği sürece. Nihayetinde bu iki golün hikayesinin sonucu ve sorusu aslında şu ki, Burak Yılmaz gerçekten haksızlığa uğramış mıydı? Beşiktaş taraftarı ve Aragones, Burak'ı bugünden çok daha toy iken hatalarıyla kabul edememişlerdi. Büyük bütçeli kulüplerdeki buhranlı günlerin pusu, yeni yetme ümidin üzerine inmişti. Burak'ın dediği gibi;

''Beşiktaş'a gelirken aksini düşünüyordum, ama futbolun sadece sahada oynanmadığı, belirleyici olanın sadece sahadaki performansım olmadığını gördüm. İkili ilişkilerin ön plana çıktığını gördüm. Kamuoyuyla ilişkilerin önemini gördüm. Medyayla, taraftarla ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Bunların hepsinin bir bütün olduğuna inanıyorum.''

Burak Yılmaz'ı Manisa'ya götüren, Filip Holosko'yu İstanbul'a getiren süreç malum Konyaspor maçıyla başladı. Sezona fırtına gibi giren bir genç oyuncu, gündemin ağırlığı altında ezilerek kurban edildi. O günden sonra da her zaman olduğu gibi ısrarla gol koşuları yapıyordu, sürekli deniyordu, her daim çaba sarfediyordu; hatta Beşiktaş'a sakatlık kıranı girdiği bir dönem, takımın tek hücum silahı olarak sahada yer alıyordu ve ıslıklar altında da olsa başına en az iki stoper konulduğundan, takıma faydalı oluyordu. Saha içinde olan-biten'le doğrudan ilişkisi olmayan bir çöküştü onunkisi, yeniden yükselişi de öncelikle saha dışında başladı.
Öğrenen

Burak Yılmaz, artık sabıkalıydı. Futbolun ahlakını ayaklar altına almış, umarsızca çiğnemiş ve bundan mutlu olmuştu; elle kontrol ederek attığı gole sevinmişti. Tartışmanın harlandığı günlerde babası Fikret Yılmaz, oğlunu anlatıyordu: ''Burak'ın yenilgi kabul etmeyen, agresif yapısı vardır. Belki de futbolcu olmasını gerektiren sebeplerden birisi de bu. Hep en iyisi olmak ister. Bazen bu özellikleri kendisine eksi yönde de etki yapıyor. Agresif yapısını hırsıyla birleştirip, sahada futbol kuralları çerçevesinde kullanması gerekir.'' Oğlunu mutlaka herkesten iyi tanıyordu ve işlerin neden yolunda gitmediğini de ne şekilde yoluna gireceğini de iyi biliyordu. Anlaşılıyor ki meselenin Burak tarafı biraz heyecan, hırs ve biraz da öfke kontrolüydü. Fakat Burak'ın dışında gelişen olaylar, artık etki edilemez bir hal almıştı:

''Konyaspor maçında topu elimle kontrol edip golü attıktan sonra en büyük hatam, yaptığım yanlışı bile bile Konyaspor taraftarından, hatta tüm futbol camiasından özür dilemememdir. Golden sonra hakeme gidip 'Hocam golü elle attım!' dememi beklemek ne kadar gerçekçi olurdu, bilemiyorum. Çünkü o zaman 20 yaşındaydım ve büyük bir camiaya yeni gelip ilk golümü atmıştım. Ama sonrasında bu hatadan dolayı özür dileyebilirdim. İşte bu hatadan sonra insanların bana bakışı çok değişti.''

Burak, sahada aynı Burak'tı. Yalnızca beklentiler, istenenler ve nisbi hoşgörü ortamı değişmişti. Çok futbolcudan duyulur ki, özgüven ve paradan gayrı bir şeyler için oynamak, sahaya en iyisini koymanın anahtarıdır. Bugün zirve futbolun büyük hocalarının tamamı, insan iletişimi konusunda ihtisas yapmış insanlardan oluşur. Oyuncuyu kaosun içerisinde çekip sahaya koymak, hareket alanı yaratmak herkesin çok iyi yapabildiği, yapabileceği bir iş değildir. Kısa sürede aşağıdan zirveye çıkmış, psikolojik yıkımla birlikte sert düşmüş; ama tekrar ayağa kalkmış, ardından bir kez daha tökezlemiş ve artık kimsenin umrunda değilken önüne çıkan şansı yeniden yukarı çıkmak için kullanmaya niyetlenmiş biri, tahammül eşiğinin en düşük olduğu yerlerden biri olarak bilinen Trabzon'a geliyordu. Ama bu kez yalnız değildi:

''...En önemlisi Şenol Güneş faktörü. Allah ondan razı olsun. Benim Trabzonspor'da kötü oynadığım maçlar olmadı mı? Oldu ama o beni başka yerlerdeki gibi silip bir kenara atmadı. Bazen kızarak, bazen bağırarak, bazen çok sert konuşarak ama her zaman arkamda durarak beni kazanmaya çalıştı. Ben çok sert konuştuğu zamanlarda bile onun beni sevdiğini ve kazanmaya çalıştığını hissediyordum.''

Hayatında yalnızca üç kez ağlayan Didier Drogba'nın son gözyaşını kimin için döktüğü, taş kalpli Marco Materazzi'nin geçen yaz kimin için ağladığı ve bazen annesinden - babasından çok antrenöründen etkilenen futbolcuların varlığı, Burak Yılmaz - Şenol Güneş ilişkisini izafi bir kabulden çıkararak, bugün ligimizi şekillendiren bir somut etkiye dönüştürür. Öğrenmeye devam eden Burak Yılmaz, açıkça bu sezon lige damga vurdu, vurmaya devam ediyor:

''Futbolla alakalı bazı görüşlerimin değiştiği de doğru. Doğru bildiğim bazı şeylerin yanlış olduğunu yavaş yavaş öğreniyorum. Hem yaşadığım tecrübelerle hem de hocalarımın ve arkadaşlarımın bana yardımcı olmasıyla öğreniyorum. Bu değişiklikler inşallah bundan sonra da olumlu yönde devam edecek.''
Taktik: Uzak Forvet Burak Yılmaz

Bugün ligin gol krallığı yarışının zirvesinde Fenerbahçe'nin ikinci forveti/10 numarası Alex de Souza (19) ve santraforu Mamadou Niang (15) var. Bu iklinin takipçisi ise 14 golle Trabzonspor'un sağ kenar oyuncusu Burak Yılmaz. Son maçlarda santrafor olarak kullanıldığı olsa da Galatasaray maçındaki golü gibi, ağırlıkla gol bölgesine yaptığı topsuz koşularla bu istatistiğe ulaştı. Trabzonspor'un forvet arkası, ayrıca hücum merkezi olan Jaja, ceza sahası önünde top kullanacak alan bulduğunda Umut ve Burak'ın dikine ve çapraz koşuları, onun etkinliğini tamamlıyor. Her ikisi de yaratıcılığı zayıf olan ve gol vuruşları çok iyi olmayan bu ikili, toplam 24 olan gol sayılarının büyük kısmını derinden gelerek yaptıkları gol koşularıyla ve kaleciye karşı karşıya pozisyonlarda yaptıkları basit gol vuruşlarıyla gerçekleştirdiler.

Bu sezon Burak'ın en iyi sezonu olduğuna şüphe yok ve gol katkısında bir kenar oyuncusu olarak ligin önemli santraforlarını geride bırakmış durumda. Biraz geçmişe gidersek, Antalyaspor'da Yılmaz Vural'ın alamet-i farikası baklava orta sahalı yapıda çift santraforun arkasında oynayarak parladı. Yılmaz Hoca'nın Beşiktaş'a transferi sürecinde yaptığı, ''Burak bana sürekli forvet oynamak istediğini söylüyordu. Ama ben onu ikilinin arkası denen, yani orta saha ile hücum oyuncularının arasında köprü olarak kullandım. Çünkü çabuk, hızıyla adam geçebilen, uzaktan şut atabilen bir yapısı var. (...) Eğer 4-4-2 oynuyorsanız hücumun sağ tarafında da başarılı olur. Burak'ın çok önde oynarsa bir takım vasıflarını yeterince gösteremeyeceği kanısındayım.'' açıklaması, bugüne ışık tutacak nitelikte.

Bir fazlası, onu 06/07 sezonu başında orta üçlünün sağında, sonradan ikinci santrafor ve sağ kenar adamı olarak kullanan Jean Tigana'nın Burak Yılmaz üzerindeki etkisidir: ''Teknik direktörümüz Jean Tigana'nın da söylediği gibi defansif yönüm zayıf. Burada daha önce hiç oynamadığım bir mevkide oynuyorum, gereklerine uymam gerek. Hocam sağ kanatta oynamanın benim futboluma çok şey katacağını söylüyor.''

Burak Yılmaz'ın 2006 yılında verdiği bir röportajdan alıntılanan yukarıdaki cümleler, onun bugünle geçmişi arasındaki farkı ortaya koyar nitelikte. Burak artık rakip beki kovalıyor, orta saha ikilisiyle aynı hatta yerleşiyor ve daima pres yapıyor. Hırsıyla kovaladığı toplar da ekstra kazanç getiriyor. Çalıştığı antrenörlerin mayasını yoğurduğu, gelişmeye açık bir oyuncu; fakat hala, bu sezonki gol patlamasını tam olarak açıklayamıyoruz. Bu noktada Burak yine bir başka röportajda soyunma odasında konuşulan çok özel bir şeyden bahsediyor; Şenol Güneş'in ona biçtiği yeni rolden:

''Geçen sezondan bu yana ne değişti derseniz, geçen sezon biraz daha kanat oyuncusu gibi oynuyordum. Bu sezon ise biraz daha Umut'a yakın, tamamlayıcı forvet gibi oynamamı istedi. Taktik anlamda bu değişiklik söz konusu ve dolayısıyla daha fazla gol atabiliyorum.''

Aradığımız cevap bu. Bir ayrıntı, yalnızca küçük bir telkin belki; fakat mental yardımla zincirleri çözülen, yaşının ilerlemesiyle olgunlaşan Burak'ı bugün ligimizin zirve oyuncularından biri, milli takımımızın ilk 11 oyuncusu haline getiren farkı yaratan sebep, tam olarak bu. O güçlü, atlet, çabuk ve hızlı. Ayrıca agresif ve biraz mızıkçı. Top ayağındayken yapabildikleri sınırlı, fakat top ona geldiği ilk anda yapacağı kontrol - vuruş ya da tek vuruş, buna imkan sağlayan gol koşularıyla birlikte onu çok değerli kılıyor, ligin zirvesine taşıyor. Kendisinin tek başına bir anlamı yok, ama Şenol Hoca'nın 4-2-3-1 şablonunda Jaja'nın da tek başına bir anlamı yok. Bu ikili (hatta üçlü) birbirilerini mükemmel şekilde tamamlayarak Trabzonspor'u zirveye taşıdılar.

Vaktiyle Ersun Yanal'ın Manisaspor'unun kapısından dönen ama Ersun Hoca'nın yapılandırdığı Şenol Güneş destekli Trabzonspor takımının çok önemli bir parçası olan Burak Yılmaz'ın artık futbola dair yeni doğruları var. Tribünle hala ara ara takışsa da, Şenol Hoca'nın desteği onun sahadaki performansını daim kılıyor. Sahip olduğu vasıflar, onu bu ligin en iyi uzak forveti, çok değerli bir rol adamı haline getirdi. Biraz Dirk Kuyt'vari, üstelik tıpkı Kuyt gibi orta yapmaya çalışırken gol atabiliyor! Tamamlayıcı, destekleyici, ağır işçi, hırslı, inatçı (beyin kanaması riskine rağmen oynuyor), çabuk ve sıklıkla arka direkte... Bundan böyle okey masası muhabbetlerini mezesi ''cacık olamayan adam'' değil. Bu Burak Yılmaz, Türkiye futbolunun çarpıcı bir gerçeği. Ligin en iyi, en değerli futbolcularından biri ve geçen sezon Şampiyonluktan Eden idi, bakalım bu sezon Şampiyon Eden olacak mı?

Burak Yılmaz: Sezon - Kulüp - Gol

2004-2005 Antalyaspor 8
2005-2006 Antalyaspor 9
2006-2007 Beşiktaş 5
2007-2008 Beşiktaş/Manisaspor 10
2008-2009 Fenerbahçe -
2009-2010 Eskişehir/Trabzonspor 4
2010-2011 Trabzonspor 14
(Devam Ediyor)

Kaynakça: Tam Saha Dergisi, TFF.org.tr, Turksportal.net, Tayfun Bayındır, Beşiktaş Dergisi, Sabah, Milliyet ve Vatan gazeteleri...

Görseller: burakyilmaz.net.tr

Noat Samisa

14.04.2011

10 yorum:

indiriver dedi ki...

harika bir yazı olmuş bir çırpıda okuyuverdim teşekkürler

maria lopez garcia dedi ki...

ya alakasız olabilir ama ben Fenerbahçedeken çok faydalı olacağını düşünüyordum eğer kalsaydı. Görüşünüzü çok merak ettim.

nebilim dedi ki...

güzel yazı, ancak hala daha kabullenilmeme durumu var BUrak'ın..hele ki milli takım söz konusu olunca..

iş hayatında başarıyı getiren 4 faktör vardır. yetenek- yetkinlik - niyet ve iletişim.
yetenek bunların en hafifi tıpkı burakta olduğu gibi. yeni bir elemanı yeteneğine göre iş alırsın, niyetine göre iş verir ve yetkinlik kazanmasını sağlarsın ama terfisi içim iletişimini geliştirmesi şarttır.
burakta değişmeyen tek şey yetenek sanırım.

gofis kralı dedi ki...

Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.
27 yıl aradan sonra gelecek şampiyonluğun baş aktörlerinden biri olacak Yılmayan Adam.

borasahin dedi ki...

Noat Samisa,

Burak Yilmaz'in gelisimin gayet guzel gozler onune sermissin...

85-86 grubu Avrupa Sampiyonasi finali yaptiginda o macta Burak savunma onu oyuncusu olarak kullanilmisti :) Onunde Selcuk Inan vardi. Nereden nereye...

Burak Besiktas'ta iken onun ikinci forvet olarak her zaman daha etkili olacagini dusunmustum. Sadece bir iki kere Bobo ya da Nobre'nin arkasinda oynama sansi verildi. Gecmis ve bu maclardan sonra Burak'in top tasimaktan ziyade forvete yakin olursa atletizmi, hizi, bos alanlara kacmasi ve bitiricilikteki fena olmayan ortalamasi ile iyi is yapabilecegini dusunuyordum. Servisi getiren degil servisi alan oyuncu olmaliydi. Eksiler artilar terazisinde artilar lehine maksimum farki yaratacak mevki de o zaman icin Bobo ya da Nobre'den ( tabii ki Nobre'den :) ) bir tanesinin yeriydi.

Besiktas'ta yasadigi taktik sikintilar zaman zaman oyun merkezi olmak zorunda kalmasiyla da ilgiliydi. Gol noktasindan uzak oldukca aranilan nitelikler degisiyor ama Burak'in becerileri fazla is yapmiyordu, o yuzden de cok fazla sayida top kaybi yaptigini hatirliyorum. Ayrica savunma konusundaki basarimi da yuksek degildi. Bence Tigana doneminde cogunlukla yanlis pozisyonda degerlendirildi. Burak 4.4.2'nin sag kanat oyuncusu degildi; yani Yilmaz Vural'a bu konuda tam olarak katilmiyorum. 4.4.2 soz konusuysa ikinci forvet ideal pozisyonu diye dusunuyorum. Ibrahim Akin icin de ayni seyi dusunuyorum. 4.4.2'nin sol kenar oyuncusu degil. Kaleye yakin kalmalilar, buna mukabil goturusu baska bir sekilde dengelenmeli, bu da bizi 4.3.3 ya da 4.2.3.1 vari bir noktaya getirir.

Burak'in kendini yeniden bir uzak forvet olarak tanimlamasi, Tuncay'in yavas yavas captan dusmesi ile birlesince ulkenin en iyisi olmasi takdire sayan. Demek ki herseyden once bir karakter farki var.

Muratonovic dedi ki...

Çok güzel analiz eline sağlık.. Bence Burak'la ilgili en önemli nokta yazındaki küçük bir cümle..

O güçlü, atlet, çabuk ve hızlı.

Güçlü bir oyuncu veya atlet bir oyuncu bulabilirsiniz kolayca, ama bunların hepsini bir arada bulmak hiç te kolay değil.. O yüzden Burak 3. kez büyük bir takımda şans buldu ve o yüzden bugün ligin en önemli oyuncularından biri oldu...

Övünç dedi ki...

Ben hala Burak Yılmaz için "olmuş bu" diyemiyorum zira gösterdiğinden çok daha fazlasına sahip bir oyuncu.Meziyetleri ve fiziksel yapısı itibariyle çok andırdığı Cr 7 ile adını yanyana anamıyorsak onu bu noktaya getiren koşullar kadar , ne kadar olmak istediğini de tartışmalıyız.

Dediğin gibi Beşiktaş günleri pek hatırlanmaz ama daha ilk maçında Tayfur Havutçu'nun jübilesinde Shaktar'a attığı harika gol dün gibi aklımda.Olacak bu adam demiştik zira topsuz oyunda doğru koşuları yapabildiğini fark etmek çok kolaydı.

İnsan ilişkileri konusunda yaptığın tespit mükemmel.Defalarca pek çok ortamda tartıştım katıksız bir hayranı olarak Mourinho'nun farkı taktik tahtasında değil mental sahada yarattığını.İyi bir teknik direktör için değil ama iyi bir dost için futbolcuların sahada kendilerini parçalayacaklarını savundum sürekli.Bu bağlamda Burak Yılmaz , Wenger & Ferguson gibi adamların eline geçseydi bugün adı çok farklı yerlerde anılıyor olurdu orası kesin.

Noat Samisa dedi ki...

Maria Lopez Garcia,

Burak'ın bugünündeki en büyük faktör Şenol Güneş, sonuçta bu değişken varolmadan bir şey demek mümkün değil.


Bora Şahin,

Yılmaz Hoca'nın kitabında sadece 2 şablon olduğundan, klasik 4-4-2'yi sağa koymuş. Diğeri de baklavalı 4-4-2'dir, onda da forvet arkası oynatıyordu zira. :)


Övünç,

Mourinho her ikisinde de zirvede. Hem insan ilişkisi, hem de taktik. Bunlar birbirinden ayrı değerlendirilemez.

BJK4EVER dedi ki...

Benim hatirlayabildigim kadariyla bizde de birkac mac ikinci forvet olarak oynamisti. Tigana ile 2. devrenin basinda Koray-Serdar ve onlerinde serbest Ricardinho-Delgado ile oynarken Bobo'nun arkasinda oynuyordu, baya da iyi oynuyordu o maclarda.

helldoradotcom dedi ki...

Yaziyi bugun tekrar okuyunca farkli bir tad birakti agzimda.. Her zaman dedigim gibi, kisi 7'sinde neyse 70'inde de "cokca" o'dur!