Futbol Yabana Doğru Giderken En Büyük Kapışma: Real Madrid - Barcelona

Barcelona ısrarla topa sahip olmak istiyor, Real Madrid ise bunu kendisi için avantaja dönüştürmeye çalışıyor. Zıtlıklar ve zekalar keskin ve artık favori yok. On sekiz günde dört El Clasico'nun son ikisi ve en vaatkar olanları, başlıyor...Alfredo Di Stefano'yu ben izleyemedim, bu yazıyı okuyanlardan da izleyebilen biri olduğunu sanmıyorum. Kendisi epey erken gelmiş bu dünyaya ve dönemini sallayıp, bizim gönül köşemizdeki pek hürmerperver koltuklardan birine oturuvermiş. Hocalığına ayrı saygılar; ama daha öteye geçiremiyorum kendisini ve onun gibi izleyemediklerimi, maalesef. Lakin şu maalesef, galiba biraz acabalaştı. Kendisi beş gün kadar önce Marca'daki köşesinden Jose Mourinho'nun Real Madrid'ine yönelik ''kişiliksiz takım, kedinin oynadığı fare'' yorumunu yapmışken, Copa Del Rey zaferi sonrası yine aynı köşeden ''Bu sonuç, Jose Mourinho'nun geldiğinden bu yana yaptığı çalışmaların ürünü, umarım uzun yıllar bizimle kalır.'' cümlesini yazdı. Onursal Başkanlık makamına hürmetler, İspanya halkı unutkan mı yoksa? Sanırım yaşlılarına çok saygılılar.

Di Stefano, sert U dönüşü yerine yumuşak bir geçişi seçebilirdi. Mesela, ''Şöför Mourinho yine kale önüne otobüsü parketti, muavin Ramos da kupayı otobüsün altına takoz olarak koydu.'' diyebilirdi. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olurdu. Hem gerçek otobüsün altında ezilen 18 yıllık hasretliğin onurunu, hem de kendisini kurtarmış olurdu! Kabul, her söylediği olay olan Di Stefano'ların yeniden onaylanmaya, görüşlerinin takdir toplamasına ihtiyaçları yok; ama bu halde değerleri kendinden menkule dönüşüyor ve fikirler bir noktadan iki paralık olup, antipati topluyor. Jose Mourinho'nun maç sonrası söylediği ''Geçenlerde biri benim futbolun değil, kupaların hocası olduğumu söylemişti. Teşekkürler, kupaların hocası olmayı seviyorum.'' sözünün muhatabı olan Johan Cruyff da bir süredir bir kesimin gözünde, Simon Kuper'in dediği gibi, ''sürekli bir şeylerden şikayet eden tv figürü'' olmuş durumda. Ama bu isimler kimileri için yarı-tanrı, ya da Ajax başkanı Uri Coronel'in dediği gibi ''tanrının ta kendisi'' ve bu büyük rekabetin köşetaşları, hatta gerçek yaratıcıları, şüphesiz.

Kontrast

On sekiz günde dört El Clasico'dan öncesiyle bugün serinin ortasında bulunduğumuz noktayı karşılaştırırsak, belki biraz olsun Di Stefano'nun durumunu anlayabiliriz! Arsene Wenger'in deyimiyle ezeli rakibine sezonun ilk yarısında beş atan kusursuz Barcelona dominasyonu, son haftalarda kendi standartlarının üzerinde olmayan bir formda seyrederek yarıştığı tüm kulvarlarda rakipleriyle arasına açık bi' mesafe koymuştu. Bir tek Arsenal aykırı biçimde karşı çıkmaya niyetlenmişti, fakat bugün onlar ellerindeki her şeyi kaybetmiş durumdalar. Muhtemel istisna, artık belli belirsiz bir yele dönüştü. Geriye erken kaybedenler ve kafa tutup kazanamayanlar ordusu kalıyordu.

Böyle bir ortamda Barcelona deplasmana gitti, maçı kazanmasa da ligi kazanarak Madrid'den ayrıldı. Tersten bakarsak Real Madrid o gün maçı kaybetmeyip, ligi kaybetti. Barcelona'nın sahada sekiz altyapı oyuncusu vardı, Real Madrid'in onbirinde ise altı oyuncu henüz kulüpte ikinci yıllarını doldurmamışlardı. Biri sürekli topa hakim oluyordu, diğeri cevap olarak topu ayağında istemiyordu. Böyle bir kontrast ortamında Copa Del Rey Finali'ne çıkıldı. Finalin atmosferinin yanında lig maçı, gazozuna gibi görünüyordu. Tek maçta kazanan her şeyi alır idi, aldı.
Makineyi Yağlayan Guardiola vs. Mentör Mourinho Kaptan

Artık psikoloji, bakış ve şartlar farklı. Öncesinde, sonrasında ve sahada neler olmuş olursa olsun, bir sonraki kapışmanın en büyük faktörü, bir öncekinin skoru. Xavi de World Soccer Dergisi'ndeki röportajında, ''Kazanmak omuzlarınızdaki yükü alıyor. Doğruları yaptığına kendini inandırmanı sağlıyor ve insanlar sizi yeniden değerlendiriyor.'' diyerek, başkalarını salt tabelacı olmakla suçlayanlarla hemfikir olmadığını ortaya koyarak, meselenin kendisi açısından çözülmüş olduğunu gösterdi. Aynı yaklaşım Guardiola'da da var ve Sid Lowe'ın sözleriyle, Cruyff'ün Barcelona makinesini Guardiola'nın pragmatizmi yağlıyor. Bu sezon başında geçtiğimiz yıldan dersler çıkararak yeni bir düzen oluşturan Guardiola, bu kararları alırken en çok şuna önem verdi: Topu geri kazanmak

Barcelona'nın pek çok pası dikine değil, alanı sürekli genişletmiyorlar ve yaptıkları her pas atağa yönelik değil; bunlardan ziyade ön alanda kazandığı her top, onların ''hücum futbolu'' amacı ve etiketinin ana dayanağı. Guardiola, rakiplerden öğrendikleri ışığında Messi'yi merkeze çekti, kenarlara topu kullanan değil, merkezden gelen topları değerlendiren oyuncular koydu. Böylece oyunu daha dar alanda oynamaya başladılar, oyun ağırlıkla ortadan oynanır oldu ve bu sayede kaybedilen topları geri kazanmak için daha kalabalık pres imkanı oluşturuldu. Artık onlar sadece en iyi pas yapan değil, aynı zamanda topu en çabuk geri kazanan takım. Artık eskisinden daha dirençli, daha güçlüler. Bu değişimle birlikte bugün dünyada taktik yenilik bayrağını onlar taşıyor, altındaki Guardiola imzasıyla... Lakin son iki maçın biri ezeli ve ebedi rakibe karşı kaybedildi.

Son karşılaşmalarında Pep Guardiola'yı mağlup eden Jose Mourinho'nun asla genel bir formülü olmadı, fenomeni yaratan onun bukalemun futbol fikri. Asla ve asla salt futbol üzerine bir uzman değil. Sergio Ramos'un ''Mourinho bu geminin kaptanı, onunla ölüme bile gideriz.'' sözü ve Didier Drogba'nın, ''Hayatımda üç kez ağladım. Biri çocukken, biri kız arkadaşımdan ayrıldığımda, diğeri ise Jose gittiğinde.'' sözü, onun yarattığı farkın gözlemle edinilemeyen kanıtları. Zira son iki Barcelona maçına baktığımızda, sahada özel bir plan gördüğümüz söylenemez. Farkı yaratan, yüksek konsatrasyon ve hedefe yönelik motivasyondu.

Motivasyon: Daha Sert, Daha Dinamik, Daha Dirençli


Yine de farklara dikkat çekmek gerekirse Mourinho, sezonun ilk yarısındaki intihar maç planından sonra saha içi yerleşimini bu kez esnek tutmuştu. Ayrıca ilk maçtaki 4-2-3-1 dizilişini 4-3-3/4-5-1 olarak değiştirmiş, savunma önüne koyduğu ekstra oyuncuyla rakibe yerleşim farkından oluşan doğal alan bırakmamıştı. Maç başında ön alanda pres uygulattı, kısa süre sonra bu presi yarı saha önünde etkin top kullanan Xavi ve Iniesta'yla sınırlayıp, savunma hattını kendi kalesine yaklaştırdı. Maçı parçalara bölerek oynadı, ama Bernabeu'da bir anlık ön alan presi eksikliği, kırmızı kart ve gole mal oldu; fakat maç, sonrasında çok farklı gelişti. Biraz da Barcelona'nın coşku eksikliğiyle birlikte son yirmi dakika Real Madrid, etkileyici bir futbolla 1 puanı kurtardı. Mesut'u kazandı ve günün yıldızı Pepe'ye yeni bir rol biçildi.

Valencia'daki finalde Pepe artık savunma önünde değil, sol iç pozisyonundaydı. Savunma önünü Xabi Alonso kapattı ve böylelikle daha dinamik bir orta saha oluştu. Pepe'nin fizik gücü, markaj yetisi ve hırsı, orta alanda Barcelona'yı daha fazla pas hatasına zorladı. Bunu dışında tercihler üzerinden bir fark yarattığını söylemek zor, Pepe'nin maçın yıldızlarında olması ise pek oyun kuralları dahilinde değildi. İlk yarıdaki oyun, Mesut farkıyla birlikte açıkça Barcelona'ya kafa tuttu. Barcelona sürekli top sahip olmasına rağmen devre boyunca bu sezonki A planı üzerinden gole gidecek bir yol bulamadı, rakibin hatları arasına giremedi. Üstelik kendi kalesinde tehlikeler yaşadı.Bir Yeni Yaklaşım: Jose ''Derrida'' Mourinho

Bir tercih, bir hamle, bir özel oyuncu değil, Mourinho'nun yaklaşımıydı tüm bu pozisyonları üreten. Her zamanki gibi. Mourinho takımlarının en iyi yaptığı iş, hücumdan savunmaya ve savunmadan hücüma geçişlerdir, genelgeçer terimle transitions. Onun oyunu geçişler üzerine kuruludur. Bu anlayışı daha iyi kavramak için şimdi bir an durup düşünelim: Xavi, Busquets'ten topu aldı. Iniesta'yı gördü. Pası alan Iniesta, topla birlikte sola doğru birkaç adım atıp, sağdan çapraz koşu yapan Villa'yı gördü. Topu araya doğru yuvarladı, ama Ramos bu pası sezdi ve top yolu yarılamışken, topun gittiği noktaya ulaştı. Bu anda zamanı durduralım. Şu anda kim atak yapıyor, kim savunma yapıyor?

Kesin olan şu ki, Barcelona şu anda topu kaybetti. Fakat bu anda oyuncuların tamamı hücum pozisyonlarında bulunuyorlar. Real Madrid ise topu kazandı, ama oyuncuların tamamı şu anda savunma pozisyonundalar. Sahanın geneline baktığımızda an itibariyle atak ve savunma iç içe, bir bütün halinde. İşte bu tip, hücum-savunma ikili karşıtlığına girmeyen, arada kalan anlar üzerine Mourinho yıllardır kafa yoruyor. Kendi sözleriyle:

''Bu geçiş periyotları çok kısa sürer, aksiyonu tamamlamak için en fazla üç ya da dört saniyeniz vardır. Eğer yüksek kalitede oyunculara sahipseniz, hepsi aynı anda aynı şeyi düşünürlerse oyunda ve hareketlenmelerde duraksama olmaz. Sonuca ulaşırsınız. Maçlardaki belirleyici anlar, bu anlardır.''

Onun futbola getirdiği yenilik, ülkemizde sıklıkla Christoph Daum'a atfedilen ''futbolun geleceği kontra atak'' sözü üzerinden de okunabilir. Kontra atak bir reaktif yoldur ve doğası gereği bir proaktife ihtiyaç duyar. Fakat geçiş periyotları yaklaşımı, oyuna hücum-savunma karşıtlığına ek olarak üçüncü bir yön kazandırıyor. Barcelona'nın Camp Nou'da Arsenal'e attığı ilk gol (Fabregas'ın pas hatası) gibi, bazen topa sahip olmamak, olmaktan tehlikeli olabilir; ya da tam tersi.

Uygulamada ise Real Madrid'in sıklıkla Barcelona'nın sağ bek ve sol bek bölgesini hedeflediğini görüyoruz. Topu kazandıkları anda rakibin hücum pozisyonlarındaki iken en kırılgan olduğu bölgeler, öne kalan beklerin alanları. Sözkonusu boş alanda çabucak hızlanabiliyorlar. Bilhassa bir hücum oyuncusu olarak oynayan Dani Alves'i daimi çıkışları, son maçın yıldızı Di Maria tarafından Real Madrid adına silaha dönüştürüldü. Nitekim gol de bu bölgeden yapılan ortanın, ters kenardan koşuyla desteklenmesi sayesinde geldi. Tekrar vurgulamak gerekirse, bu yaklaşım rakibin Barcelona olmasına özgü bir tercih değil. Daha geniş ifadeyle Mourinho takımlarının her zaman en iyi yaptığı iş, çabucak savunma pozisyonu almak ve kısa sürede uzun mesafeler katederek gole ulaşmak olmuştur. Reaksiyon üzerine kurulu, olumsuzcu bir hoca olarak kötü şöhretlendirilse de, bu anlayış ona bir üstü kapalı proaktif nitelik kazandırıyor.
Plan A, Plan B...

Hocaların zihinlerinde bunlar olurken, sahada Pepe ve Arbeloa kırmızı kart görmüş olabilirdi. Barcelona'nın yavaşlatılan oyun planı, ikinci devre pres gücü düşen rakibine karşı yirmi dakikalık uzunca bir periyotta tekrar hızlanıp çok net pozisyonlar buldu, ama Casillas direndi. Maç boyunca sayısı beşi geçmeyen bu karar pozisyonlarından birinde olan-biten Barcelona'dan yana gelişse idi, tabela mutlaka farklı olurdu. Öyleyse ilk iki maçtan çıkacak sonuç üzerine Guardiola'nın bugün için bir karar vermesi gerek: Yavaşlatılmasına rağmen çalışan A planında ısrar mı, yoksa bir yeni opsiyon mu?

Oyunu merkeze sıkıştıran Barcelona'nın son finalde yaşadığı problem, oyuncuları birbirine çok yakın oynayan Real Madrid'e karşı çok dar bir alanda kalmaktı. Bunun sebebi, derinde kurulan savunmanın, takımın X-faktörü Alves'in savunma arkası koşularını engellemesi ve sahada oyunu kenarlara genişletecek, son çizgiye doğru top taşıyarak rakip savunmanın dengesini bozacak bir oyuncu bulunmayışı idi. Bu bilinçli tercih normalde bir güce dönüşüyorken, aşırı organize Real Madrid'e karşı hücumda eksiklik olarak ortaya çıktı. Guardiola, oyunun devamında Afellay ile bu sorunun üstesinden gelmek istedi ve biliniyor ki, eğer yazın Fabregas gelmez ise, Barcelona bir sol forvet alacak ve bu oyuncunun Gareth Bale olma ihtimali yüksek.

En Büyük Kapışma

Yarın Real Madrid'de Carvalho ve Khedira yok. Bu durumda Pepe'yi klonlamak gerek! Onun stopere dönüşü, son performanslarıyla uzak ihtimal. Savunma tandemine Albiol'un geçişi ve Diarra'nın orta sahaya konulması muhtemel. Mesut yine doksan dakika sahada kalmayacaktır; oyunun başında mı, sonunda mı kullanılacağı belirsiz. Barcelona'da ise Abidal ve Adriano yok, Maxwell'in durumu şüpheli. Eğer o da olmaz ise Mascherano'nun takıma girmesi beklenebilir. Diğer yandan bu hafta gol atsa da epeydir formsuz olan Villa'nın yerine Iniesta'nın alan yaratma problemini çözmek adına sağa çekilmesi ya da Messi'nin maçın devamında Villa'yla yer değiştirmesi düşünülebilir. Tahmin ediyorum ki Guardiola, son maçın ikinci yarısında iyi giden işler üzerine yine A planına güvenecektir. Oyunun devamı için de yeni planlarını şimdiden cebinde olmalı. (Bu yazı yazıldıktan sonra Iniesta sakatlandı.)

İki takımın da çok önceden yaptığı seçimler var, bugün yaptığı ve yapacağı seçimler var. Nihayetinde diyorlar ki, oynadığım bu futbol benim seçimim! Onları yargılamak yerine, ortaya konulana ve sebeplerine bakalım; bu bize gerçek yargıyı verecektir. Hepsinden önemlisi, çok keyifli ve heyecan dolu bir seri bizi bekliyor. Futbol, onlarla birlikte yabana doğru gidiyor.

Not: Jose Mourinho'ya Derrida adının yakıştırılmasının sebebi, görüşleri edebiyat, güzel sanatlar ve mimari gibi pek çok alanı etkilemiş olan Fransız filozof Jacques Derrida'nın içerisinde ''varolanı ayrıştırarak yıkıp, yeniden yapma'' düşüncesini barındıran yapıbozum (dekonstrüktivizm) fikrinin, modern futbola Jose Mourinho tarafından uyarlanıyor olmasıdır. Gençliğinde futbol oynayan Derrida'nın futbol üzerine söylenmiş sözler seçkisinde sıklıkla karşılaşılan ''Taç çizgilerinin ötesinde hiçbir şey yoktur.'' sözü, onun fikrinin mottosu olan ''Metnin ötesinde hiçbir şey yoktur.'' sözüne kaynak olan düşünceleriyle birlikte değerlendirilirse, kastedilen anlama yaklaşılması ve yukarıda bahsedilen Mourinho yaklaşımının daha iyi anlaşılması mümkün olabilir.


Kaynakça: Sports Illustrated, Marca, Critical Football

CL 2011 Yarı Final #1
27.04.2011 Salı - 21:45
Real Madrid - Barcelona
Noat Samisa

26.04.2011

5 yorum:

babayaro dedi ki...

hocam öncelikle eline sağlık. bir de değinmediğin bişeyi sormak istiyorum: ilk maçın madrid'de olmasının, ya da nou camp'ta olmamasının, tur için nasıl bi avantajı dezavatajı olur takımlar için?

Noat Samisa dedi ki...

Bugünden herhangi bir avantajı ya da dezavantajı olduğunu düşünmüyorum. İlk maçın sonucu bunu belirler.

Morpheus dedi ki...

Eline sağlık.çok güzel yazı.fakat bir hatanı söyleyeyim:'transititons' değil 'transitions'.okuyucuları yanıltmayalım lütfen:))Bir de soru:hangi bölümde okuyorsun?

Noat Samisa dedi ki...

Düzelttim, teşekkürler. O iş biraz karışık, ama şu sıralar İşletme.

coolasfcuk dedi ki...

guardiola'nın b planı diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. ligde şu ana kadar en çok zorlandıkları arsenal eşleşmesinde bile, oyuna tek müdahalesi villa-keita değişikliği şeklinde olmuş; bunun arkasından da maçı vermişlerdi.

ayrıca, bale'in barcelona'ya gelme ihtimali de öyle yüksek değil bence. zaten yeni zamanların en enerjik, "patlayıcı" özellikteki adamının, orta yapmayan, kafa golü atmayan, kontra atak oynamayan takımda işi ne?