Sinir Bozucu Logos'a Karşı Sevimli Kaos: Schalke - Man Utd

Yıllar boyunca yarışmacı olan ve öyle kalan bir takım, yıllarını büyük yarışma içerisinde geçirmiş bir oyuncunun siklet düşünce keşfettiği huzur ve sürpriz yarı final: Schalke - Man Utd... Bir yandan da eski tüfek, altı patlara karşı.Bu dünyada değişmeyen iki değil, üç şey var. Biri değişimin kendisi, diğeri Sermet Erkin ve son olarak Manchester United'ın geç gelen galibiyet golleri. Sinir bozucu, artık alışıldığından hayret verici değil... denilse de başka takımların Javier Hernandez'i bile yok. Bu hafta yine son dakikalarda attıkları galibiyet golüyle kazandılar, Arsenal kaybetti ve zirveyi bırakmaları mucizelere kaldı. Son on sekiz yıldaki on iki şampiyonlukları olacak, geçen haftaya kadar treble'a gidiyorlardı. Eğer mümkün olursa son üç sezonda ikinci kez CL Finali'ne çıkacaklar.

Alex Ferguson takımın başına geldiğinde takım yirmi ikinci sıradaydı, öyle şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyorken ''haydi, bekleyelim'' demediler; ama tabii bir dahi ile karşılaşan herkes fazla düşünmeliydi. Öyle yaptılar ve bugün Manchester'ın kırmızı yakasına gerçek bir logos (düzen) hali hakim.

Schalke ise sezon başında, son beş yılda üç kez başardığı lig ikinciliği derecesini artık bir adım öteye götürmek istiyor, elli yılı aşkın süre sonra Bundesliga şampiyonu olmak istiyordu. Sezona bir kamyon adam gönderip, bir kamyon adam alarak başladılar. Yeni gelenler, mutlaka gidenlerden daha fazlasına sahip oyunculardı, fakat ilk beş hafta tek bir puan alamadılar. Bunalımdan çıkışı Şampiyonlar Ligi sağladı, ligde yavaş yavaş yukarılara tırmanırken CL'de grubu lider tamamladılar. Sonra karşılarına Valencia geldi ve Raul bu seriye dair, ''bu maça 'bakalım, iyi oynarsak ne olacak?' diye çıktık'' diyordu. İyi oynadılar ve Felix Magath gitti. Akabinde kupanın son sahibi, ama erozyonlu Inter'e beş attılar ve Milano'nun mavi yakasında bir heyelan yarattılar.

Almanya Kupası'nda finaldeler. Raul'e sahipler, ama takımın en büyük starı ve kalecisi Manuel Neuer yeni sözleşmeye imza koymadı, geçtiğimiz günlerde sezon sonunda ayrılacağını açıkladı. Ruhr Derbisi'ni sarı yakası Dortmund kısa zaman önce dibe vurduktan sonra Schalke'nin niyetlendiği şampiyonluğa koşuyor, Schalke ligde orta sıralarda ve bu haftasonu da Kaiserslautern'e evinde kaybetti ama CL'de finale yürüyor!? Nasıl oluyor? Ama yine her galibiyeti tribünleriyle bütünleşerek kutluyorlar, el ele. Bu kaos (karışıklık) ortamı, yeni model ülke Almanya'nın futbol ortamının büyüsünün de etkisiyle pek sürprizli, pek sevimli görünüyor.

Football is coming home!!!

Daha iyi bir futbol şarkısı var mı ki? Şampiyonlar Ligi Finali sekiz yıl sonra yeniden İngiltere'ye dönüyorken Euro 96'nın resmi şarkısını bir kez daha hatırlamak iyi olabilir. Son iki yılda ana damarın Madrid - Barcelona eksenine kayması nedeniyle finalde iki İngiliz ihtimali düşüktü, ek olarak kura da buna izin vermedi. Şimdi sezonun finali, Nisan sonu - Mayıs başı periyodundayız ve sezon boyunca ortaya ne konulduysa, artık bir fazlası konulacak ve hasat toplanacak.

United geçen sezon bu dönemde tüm sezonu kaybetmişti. Wayne Rooney'nin on günlük yokluğu, hem CL'ye hem de lige mal olmuştu. Bu sefer de aynı tehlike kapıda ve Alex Ferguson uyarıyor: Yine Almanlar! İngiltere'de düzenlenen Euro 96'yı Almanlar'ın kazanması ve geçen sezon yarı finalde Bayern'in umulmadık iki maç sonunda Man United'ı saf dışı bırakması, Alex Ferguson'u ihtiyata sevk ediyor olmalı. Üstelik rakibin sağı solu hiç belli olmuyor. Yıllar boyu Güney Kore'de üç öğün yeşil soğan yemekten güdük kalan stoperlerin üzerinden bam bam kafa vuran Brezilya'lı santrafor Edu'nun Inter'e sürprizi gibi, tüm bu kaotik genel tablonun içinde hep garip ve iyi şeyler olmaya devam ediyor. Ayrıca Ralf Rangnick'i kulübede görünce, bir durmak gerekir.

- ''Hocam, saygılar! Ben müridiniz olmak istiyorum!''

Obsesif hocaları kerameti kendinden menkul şahısların elini eteğini öpenlere benzetebilir miyiz, bilmem. İnsafsızlık olur, her sebze mevsiminde güzeldir ve biraz delilik iyidir. Ralf Rangnick de futbolun şeyhleri sayabileceğimiz, ama okuyup üfledikleri takımları vaktiyle uçuran Lobanovski, Sacchi ve Zeman hayranı; tıpkı Sacchi ve Zeman gibi profesyonel futbolculuk geçmişi olmayan, aklını bu üç hocanın ortak takıntısı olan ön alanda presle bozmuş, Profesör lakaplı biri. Futbol teorisi üzerinden oyuna yeni bakış akımının mutlak idolü, ailesini tatile götürme vaadiyle Zeman'ın Foggia'sının idmanlarını izlemeye götüren kaçık bir futbol düşünürü.

Çalışmalarını rakiplerin ve maçların analizini üzerine yoğunlaştırmış olmasıyla müridi olduğu pürist'lerden ayrılıyor, böylece yeni çağa ayak uyduruyor. Bugün CL yarı finalini arefesinde, daha önce tatmadığı duyguları yaşıyor ve buraya kendi çabasından çok, bir fırsat üzerine geldi. Her ne kadar iki maç sözkonusu olduğunda çokça şans olabilir, ama bu seviye bambaşka bir seviye. Onun bugün yarı finale çıkışı, bir noktada kendi şansı; zira kimse Inter'e şansa beş atmaz!

Alex Ferguson O'ndan Öğrendi ve Öğretti: Raul Anlatıyor...

Kuşkusuz Schalke'nin Inter'e beş atmasında da, tüm bu kaos ortamında bir yandan iyi giden işlerde en büyük güç aldığı isim, burada da yıllardır oynadığı gibi oynayan Raul. Halihazırda CL tarihinin en çok maç oynayan ve en çok gol atan (71 gol) oyuncusu, 33 yaşında 385 gol sahibi bir efsane. Futbol tarihinde tartışılmaz bir yeri var, bunun yanı sıra vaktiyle Manchester'ın kalbinde açtığı bir yara ve gösterdiği yeni bir yol var...

Bir öncesi sezon treble yapan Manchester United, 99/00 CL çeyrek finalinde Real Madrid'le karşılaşıyordu. Bernabeu'daki ilk maç 0-0 bitmiş ve Raul, ''United beni korkutmuyor!'' demişti. Gerçi şimdi bunun abartılı bir söz olduğunu söylüyor, ama o gün Old Trafford'da iki gol atarak United'ı yıkmıştı. Deplasmanda 0-3 öne geçtiler. Birini Keane kendi kalesine attı, diğer ikisini Raul attı. Uzak köşeye plase ve Redondo'nun unutulmaz bacak arası çalımını tamamlayan arka direk koşusu... Alex Ferguson, bu maçın ardından bir daha asla sezonun A planı ve kupalar yolundaki ideal tertip olarak çift santraforlu takım kurmayı düşünmedi. Kırmızı'larda özgüven bakidir, değişmez. Üzerlerinde galibiyet gömleği vardır, kolay kolay çıkmaz. Ama Raul, bir bakıma o gömleğin nasıl giyileceğini değiştirdi. Ardından gollerine devam etti ve şimdi Schalke'de tavşanlara yem verip, fidan budayarak yaşıyor:

''Sene başında Man Utd'a gelebilirdim. Ferguson'la doğrudan görüşmedim, ama kulüple aramızda kontak vardı. Ama ben başka bir şey istiyordum, ve bunu Schalke'de buldum. İnsanlar sokakta yürüken beni durduruyorlar, 'teşekkür ederiz, buraya geldiğin için teşekkürler, bu kulüpte oynadığın için teşekkürler' diyorlar. (...) Real Madrid'de yükümlülüklerim vardı ve ayrıca kaptandım. Artık hiçbir ekstra sorumluluğum yok, sadece futbol var. Orada maç kazanmak bir yükümlülük idi, ama burada öyle değil. Her galibiyet bir partiye dönüşüyor, insanlar minnettar ve hep arkamızda.''

Schalke taraftarı gel-git'ler nedeniyle aklını kaçırmış olabilir mi? Almanya tribünlerini genel havası bu ve Veltins Arena'nın yeri, bu güzel, hakkında hep iyi şeyler söylenen kültür ortamı içerisinde şüphesiz yüksekte. Belli ki oradakiler, ''bu maçı kazanacağız da ne olacak?'' demiyorlar; yıllardır şampiyonluğunu gözledikleri takımları alt sıralardan kurtulurmaya çalışırken de haz alabiliyorlar. Boşuna futbolun -her açıdan- yeni model ülkesi değil, olumsuzculuk oralara pek uğramıyor. Ama bundan da önemlisi, tabii Raul açısından, Raul'e hastalıklı duyguların yanaşmıyor oluşu:

''Buraya gelmemde CL fırsatı tabii önemli bir sebep, ama asıl fark Magath'ın bana güveniydi. Bana sürekli oynama ve yarışma içinde kalma fırsatı verdiler, Schalke'yi bunun için seçtim. Ben bu işi, futbolu seviyorum. Futbol benim hayatım. (...) Futbolu bırakan bazı dostlarımla görüşüyorum, diyorlar ki günde iki saat spor yapıyoruz, on kilometre konuşuyoruz. Ama hala top oynuyor olsalardı günde on dakika koşmaktan şikayet ederlerdi! Eğer ağır sakatlıklardan kaçmayı başarmışsanız ve vücudunuz iyi durumdaysa oynamaya devam edebilirsiniz, tabii futbolu seviyorsanız.''

En son 8 yıl önce CL yarı finali oynayan Raul, aynı sezonun çeyrek finalinde toplamda 6-5 biten efsanevi Man Utd çeyrek final serisinin 3-1 biten ilk maçında da Man Utd'a iki gol atmıştı. Alex Ferguson, bu maçtan sonra Galacticos'u bir yana bırakmış ve Raul için ''dünyanın en iyisi'' demişti. İkinci maçta sakatlığı nedeniyle oynayamadı, ama boşluğunu hat-trick yapan Ronaldo doldurmuştu. 2003'te Old Trafford'daki finale gidememişti, bu kez de Wembley'e iki maç uzakta duruyor. Fakat karşılarında tastamam bir takım var.

Taktik: Man Utd'ın Aktif Savunma Yaklaşımı

Man Utd bu hafta, uzun süredir olduğu gibi yine düz dörtlü orta saha ve önünde Rooney - Hernandez ikilisinin olduğu 4-4-1-1 ile oyuna başladı. Fakat gol gelmeyince ilkin Evra girdi, O'shea çıktı. Sonra Owen girdi, Nani çıktı ve Rooney sola geçti. Bu hamle de kenarları yeterince hareketlendirmeyince, Gibson çıktı ve oyuna Giggs girdi. Rooney'nin yeni pozisyonu ise artık orta sahada Anderson'un partnerliğiydi. Sol kanat müthiş bir işlerlik kazandı, nitekim sola yığılan Everton savunma konsantrasyonu, sağı biraz savsakladı ve Valencia'nın art arda yaptığı iki gollük ortadan biri gol oldu.

Bu bir ilk değil. Giggs'i sol beke çekmek, aynı anda dört santraforla oynamak da dahil; Alex Ferguson gerektiğinde her riski alabiliyor. Oyunun son bölümünde çok sayıda hücumcu ile oynamaktan çekinmiyor, çünkü takımın sahip olduğu soyunma odası birlikteliğinin ve özgüvenin yanı sıra çok önemli bir güvencesi daha var. United arka alanında öyle bir direnç varki, rakipler tuzak kurmalarına rağmen özellikle Old Trafford'daki maçların son bölümünde Van der Sar'ı neredeyse hiç göremiyorlar. Cumartesi günü de aynısı oldu. Aşağıdaki video bu sezon ligde oynanan ve bu pozisyonların akabindee muhteşem Rooney golü sayesinde 2-1 United galibiyetiyle biten City maçından, izleyelim:




Görüntüdeki ilk City atağında Vidic önde hamle yaparak tehlikeyi önlüyor ve atak başlatıyor. United bu dakikalarda tümüyle atak halinde. Giggs, Berbatov ve Rooney sahada, hücumlarda rakip ceza sahasında en az beş kırmızı formalı oyuncu oluyor. Atak dönüyor ve City hücumu başlıyor. Vidic topa sahip olanı karşılıyor, O'shea arkadan gelen Dzeko'yu kovalıyor ve orta saha atıl pozisyonda iken Smalling, Silva'nın pas kanalını markajla kesip, atağı tazeliyor. Yine çok adamla çıkıyorlar ve bu kez dört kişi ileride kalıyor. Sol dipte iki orta saha oyuncusu Scholes ve Fletcher'ı ekarte ettikten sonra artık rakip savunma önündeki bomboş alan tamamen Tevez'e ait. Lakin dörde dört gelişen atakta, City tehlike dahi üretemiyor. Kadife ayaklara karşı savunma dörtlüsü öyle bir pozisyon almış durumda ki, tüm pas ve dribling kanalları tıkalı. Hem topa basıyorlar, hem pas kanallarını kontrol ediyorlar, hem de markaj yapıyorlar.

Bu ve benzeri sahneleri pek çok United maçında görebilirsiniz, bu video sadece bir örnek. Bu tür durumlarda pek çok takım ya yalnızca topa basar ya da kaleye en yakın oyuncuya göre pozisyon belirleyip, onu ofsayta düşürmeyi planlar. Man Utd'da ise ofsayt, savunmacıların umrunda değil. Mutlaka onlar da kendi takımları atakta iken alan daraltıyor, öne çıkıyorlar. Ama top rakipte iken hep aktif savunma halindeler. Topa sahip olana baskı yapıyorlar, aynı zamanda pas kanallarını da tıkıyorlar, gerektiğinde geri kaçıyorlar. Aynı yaklaşımın savunucusu ve çizgi savunma destekli ofsayt taktiği karşıtı Serpil Hamdi Tüzün Hoca'nın dediği gibi:

''...Öncelik, yani tehlike topa sahip alan oyuncu ile ondan topu alabilecek olan diğerleridir. Bunlara dikkat edilmelidir, sağındaki solundaki kendi takım arkadaşlarının konumuna değil!''

İçerisinde farklı savunma metodları arasında geçişi barındıran ve doğru karara dayana daimi aktif savunma yaklaşımı, Man Utd'ın başarısının anahtarlarından biri. Takım savunması arıza yapsa da arkadaki stoperler öylesine zeki, doğru yaklaşım sahibi ve üstün nitelikli ki, alan-adam geçişlerinde sıklıkla doğru kararı vererek orta sahadan katkı alamasalar bile tehlikeyi savuşturabiliyorlar. Toy stoperler Evans ve Smalling, Vidic ya da Ferdinand'ın yönetiminde parlıyor, sezon boyunca işi kotarıyorlar. El hareketleri, yönlendirmeler, liderlik ve topsuz - toplu muhteşem oyun becerisi... Vidic ve Ferdinand eşsiz, onların dünya çapında muadili sayılı. Bu ikili birlikte oynadığında United'ın galibiyet oranı %90'lara çıkıyor. Aktif savunma yapmak için de böyle oyunculara ihtiyacınız var ve Ferguson da bu oyuncuları buluyor, hazırlıyor, eğitiyor, oynatıyor.
Salı akşamı sinir bozucu logos'un menajeri Alex Ferguson'un ne oynatacağı büyük ölçüde belli, sorular sevimli kaos'un hocası Rangnick'e soruluyor. Profesör'ün mutlaka bir sürprizi vardır, fakat yeter mi? Bilinmez. Raul mutlaka herkes gibi Wembley'de olmak istiyor, fakat ondan önce bu maça dair bir ekstra motivasyonu var: Ryan Giggs ile forma değişmek. Onlar belki asla en iyi olamadılar, ama Raul ve Giggs, kesinlikle bugünün BÜYÜK futbolcuları. Siz hep oynayın, e mi...

CL 2011 Yarı Final #1
26.04.2011 Salı - 21:45
Schalke - Man Utd
Noat Samisa

25.04.2011

7 yorum:

Okan dedi ki...

Necati Usta ne diyor acaba maç için?

Daniel dedi ki...

Yine süper bi yazı olmuş.

aycan dedi ki...

valla baba bizide maca hazirladin sayende biraz daha dikkatli izleyecegim maci ve daha fazla keyif alacagim eline saglik...

A. Eren Logoglu dedi ki...

Sir Alex Ferguson'un Manchester United'ının savunma stratejisi üzerine bir yazı planlıyordum, geçmişte de ilgilendiğim bir konuydu, takımın başarı kurgusu Van Der Sar - Vidic & Ferdinand üçlüsüne dayanıyor, gerek kalmamış hiç, harika tespitlerle ve birkaç örnekle -rahatlıkla çoğaltılır- kavramayı kolaylaştırmışsın. United'ın duran top organizasyonlarına, savunma önünde oynatılan Carrick & Fletcher gibi isimlerin gelişimine, bahsettiğin sonradan oyuna giren ve takımı ateşleyen oyuncuların -Tevez kesinlikle unutulmamalı- benzer profiline ve maç sonlarında sürekli kazanıyor olmalarına dair pek çok yazı çıkabilir.

Futbolun teorisini benim kadar önemseyen ve hakkıyla dile getiren birini okumak kadar keyifli bir iş yok sanırım. Ülkemizdeki herhangi bir kulübün senin gibi futbol aklı olan, teoriyi anlayıp yorumlayabilen, video analiz yapan insanları mutlaka istihdam etmesi gerekir, kulüp başkanı olsam kafadan ilk sıraya yazardım seni, Tardini de olurdu muhtemelen, üçe de kendimi koyayım mütevazi olmadan, Eray Sözen vardır bir de, dostum. Bu tür matematiksel işlerle uğraşanlar az zaten. İmkan olsa, verilse, sunulsa çok daha güzel, somut kazanımlar gerçekleşirdi kulüpler açısından, hiç şüphem yok.

Emeğine sağlık.

şambalici dedi ki...

united'ın hastası olduğum savunma anlayışını güzel özetlemişsin, son yıllardaki şampiyonlar ligi başarısı hep bu savunma anlayışının sayesinde. ama bence bu sene oynadığı oyun açısından vasat bir sezon geçiriyor manchester united, geçen sezon başında söylemiştim bir golcüye daha ihtiyaçları var diye. işte bu sene farkı yaratan hernandez oldu, geçen sezon da takımda olsaydı %100 eminim bi treble gelirdi. bakalım treble şansı kalmadı ama bari ferguson 3. kez kupayı alsa.

neil dedi ki...

yazılarnz herzaman oldugu gibi detaylı ve surukleyici bi duzeltme yapayim manu ile bayern gecen yıl yarı final demişsiniz bayern yarı finalde lyonu ceyrek finalde manuyu elemişti saygılar

Maslow dedi ki...

ahaha sahiden sermet erkin hiç mi değişmez :)