#1 - Skandalın Gölgesi Üzerinde

Tıpkı Fransa Sosyalist Partisi'nin nüfuz sahibi liderlerinden Dominic Strauss-Kahn'ın otel odasında yaptıkları gibi, yakın zamanda ülke futbolunun geleceği üzerine yapılan bir toplantı da Fransa gündeminin merkezine oturmuştu. Beur, Blanc, Noir France'ın yalnızca ''Blanc'' olmaya niyetli göründüğü skandal şimdilik kapatıldı ve pek üstün nitelikli oyuncunun çıkış yaptığı sezonda Ligue 1 şampiyonluğunu skandalın gölgesinin uzağındaki güzel takım Lille kazandı.
''Fransa'nın gerçek yüzünü gördük. İnsanların gerçekte ne düşündüğünü öğrendiğimiz anlar çok zordu. İnsanlar 'Ribery, Gourcuff'e vurdu' diye yazdılar, bu noktaya kadar geldiler; çünkü Gourcuff iyi bir Fransız, Ribery ise müslüman ve biz farklıyız. (...) Fransa'da böyledir, biz kazanamadığınızda hemen ten renginden ve dinlerden konuşmaya başlarız.''

Bu cümleler Nicolas Anelka'nın Dünya Kupası kampında Raymond Domenech'e küfrettikten birkaç ay sonra verdiği bir röportajdan alıntı. Karşıt görüş olarak başarısız takımın omurgasını oluşturan Anelka ve çetesinin ''Kuzey'den gelen yeni beyaz çocuk'' diyerek takımdan dışladıkları iddia edilen Yoann Gourcuff de aslında Breton kökenli, fakat Fransa aşırı sağının ruhani lideri Jean-Marie Le Pen'in de Breton kökenli olması, ağırlıkla beyaz ve hıristiyan olan Breton halkının Fransa topraklarında herhangi bir kimlik sorunu olmadan yaşadığını ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle onlar, ''Fransız'' olmanın koşullarını sağlıyorlar. Uygun olmayanlar ise beurs (Arap kökenliler) ve noirs (siyahlar). Peçe yasağı, göçmenlerle ilgili düzenlemeler derken, önümüzdeki baharda yapılacak başkanlık seçimleri öncesi Le Pen'in Front National'i tıpkı on yıl önce olduğu gibi ikinci tura kalacak görünüyorken, federasyon yetkilileri ve ulusal takımın teknik ekibinin buluştuğu toplantıda konuşulanlar da tüm bu tartışmalardan maalesef etkilendi.

Daha önce de birkaç skandalı açığa çıkaran Mediapart isimli basın kuruluşu, geçtiğimiz Nisan ayı sonunda sözkonusu toplantıda nelerin konuşulduğunu ortaya koymasa, ülke gündeminin Fransa futboluna etkilerinden kimse haberdar olmayabilirdi. Sonradan sonuç üzerine tartışmalar yapılırdı, fakat muhtemelen geç kalınmış olurdu. Özetle, geçtiğimiz yılın Kasım ayında yapılan toplantı, öncelikle Fransa ulusal takımındaki kötü gidiş üzerine öne sürülen fikirlerle başlamış. Kampta yaşananlar, yasaklı oyuncular ve süregelen kötü sonuçlar, çözülmesi gereken yanlışlar olarak görünüyorken, ülke futbolunda bir şeylerin değişmesi gerektiği kanaatine varmış. Buraya kadar çok güzel gelen teknik ağırlıklı tartışma, bir noktadan sonra yanlış yollara sapmış ve koordinatör François Blaquart ortaya ''siyahi ve kuzey Afrika kökenli oyunculara ulusal eğitim merkezlerinde %30 kota uygulayalım'' fikrini koymuş. Bu sözlerin kamuoyunca duyulmasının ardından Blaquart hemen açığa alındı ve hakkında soruşturma başlatıldı.

Blaquart'ın fikrinin vehametini kavrayabilmek için Fransa futbol sistemi hakkında bilgi sahibi olmak gerek. Şöyle ki, Fransa'nın çeşitli bölgelerinde federasyonun on iki adet eğitim merkezi var. Bunlardan en meşhuru, Henry ve Anelka gibi oyuncuları eğiten Clairefontaine. Ülke futbolunu bu merkezler besliyor, yüksek kalitedeki eğitim üstün yetenekleri çok iyi işleyerek -en azından eskiden böyleydi- üst düzey futbola sunuyor. Henüz 12-13 yaşında bu merkezlere gelen oyuncular, kendileri için en uygun takımı seçerek profesyonel oluyorlar. Yarışmacı bir ortamın kesinlikle olmadığı bu kurumlar, yalnızca oyuncunun gelişimine yönelik bir politika izliyor. Blaquart'ın önerisi de bu merkezlere seçilecek oyuncuları daha küçük yaşlarda ten rengi, dini ve kökeni üzerine ayırmayı içeriyor. Durumu daha da vahimleştiren, bu teklifin öncesinde ulusal takımın hocası Laurent Blanc'ın ağzından dökülen şu sözler:

''Aynı tür futbolcular çıkardığımız yönünde bir izlenim var: İri, sert ve güçlü oyuncular. Pekiyi kim bu iri, sert ve güçlü olanlar? Siyahlar. Gerçek bu. Tanrı bilir, akademilerde ve eğitim merkezlerinde bunlar çoğunluktadır. (...) Size İspanya'dan örnek vereceğim. Onların böyle bir problemi yok. Bana dediler ki, 'bizim böyle bir sorunumuz yok, çünkü bizde siyahlar yok.'''


Laurent Blanc önce bahsi geçen sözleri yalanlasa da sonradan özür diledi. Hakkında spor bakanlığı tarafından açılan soruşturma sonucunda ''ayrımcılık yaptığına dair net bir kanıt yok'' gerekçesiyle göreve devamına karar verildi. Yıpratıcı geçen süreçte istifasını bekliyordum, ama bir yandan da olaya teknik tartışmaya düşen gündem gölgesi şeklinde bakmak anlamlı olabilir. Esas mesele şu ki, Fransa ulusal takımı çok başarısız bir dönem geçiriyor. Bunun üstesinden gelmek için çözüm arayışları var. Bir yandan da son Dünya Kupası'nda Afrika ülkelerinin forma giyen dokuz oyuncunun Fransa Futbol Federasyonu'nun eğitim merkezlerinden mezun olmuş olması gerçeği var. Aynı görüşmede U-21 takımı antrenörü Erik Mombaerts'in ''Daha ne kadar Dünya Kupası'ndaki rakiplerimizin kadrosunu oluşturmaya devam edeceğiz?'' sorusu, önemli bir karın ağrısı. Bugün itibariyle tam 45 oyuncu, alt yaş kategorilerinde Fransa forması giymelerine rağmen (tam liste burada) A takım seviyesinde başka ülkelerin formasıyla oynamakta.
2002'de Avrupa Şampiyonu olan Fransa U-21 Takımı

Üst sıra - soldan sağa: Hassan Yebda (Cezayir), Jacques Faty (Senegal), Anthony Le Tallec, Stephen Drouin, Julio Colombo, Florent Chaigneau, Mourad Meghni (Cezayir) Alt Sıra - soldan sağa: Florent Sinama-Pongolle, Emerse Fae (Fildişi Sahili), Jeremy Berthod, Kevin Jacmot - parantez içi sonradan seçtiği ulusal takım

Blanc'ın sözlerini de Blaquart'ınkilerle birleştirdiğimizde başka, bu durumla birleştirdiğimizda farklı anlam çıkabilir. Şüphesiz başarısızlar ve başarılı olan takımlarla farklarını ortaya koyduklarında Afrika kökenli oyuncuların genel oyun karakterini bir sorun olarak görmeleri anormal değil. Üstelik, sözkonusu oyuncuların pek çoğu düzenli forma şansı bulduğu ülkeyi seçiyor. Sonradan açıkladığı üzere Blanc'ın bu tartışmada taraf olduğu konu, federasyon bünyesinde eğitilen oyuncuların uluslararası arenada kendilerine rakip olduklarında kendini aldatılmış hissetmesi. Ayrıca futbolun şartları bugün geçmişten farklı. Bu konuda Xavi bize yardımcı olabilir:

''Bundan altı yıl önce benim gibi oyuncuların soyu tükenmek üzereydi. Orta saha oyuncuları iki metre uzunluğunda, sert, güçlü oyunculardan seçiliyordu. Şimdi ise durum değişti, bundan mutluyum.''
Xavi'nin işaret ettikleriyle Blanc'ın işaret ettiği oyuncu grubu aynı. Birisi altı yıl öncesiyle karşılaştırma yaparken, futbola bir dönem hakim olan Claude Makelele ve Makelele'ler gerçeğine dikkat çekerken, diğeri bu oyuncuları üretmenin artık işe yaramadığını, çünkü artık zirve futbolda Xavi'lerin olduğunu ortaya koyuyor. Fark ise bunlara ''siyah'' demek ya da dememek, ama iki metre uzunluğunda, sert ve güçlü olup da beyaz olan bir orta saha oyuncusu bulmak zor.

Sorun şu ki, bu tip orta saha oyuncuları ve onlara uygun yapıyı oluşturarak oynayan takımlar artık kazanamıyor. 98 DK ve Euro 2000 zaferleriyle milli futbol karakterini çeşitlilik üzerine temellendiren Fransa, bu fikrin bugün işlemediğini görmenin hezeyanını yaşayan birkaç adamın iyi giden toplantıda yanlış yola sapan tartışmalarıyla dinazor usulü ırkçılık tartışmalarına bulandı. Aslen ''eğitim merkezlerindeki idman metodlarının fizik ve güç ağırlıklı olması yerine, teknik beceri ve yaratıcılığa daha çok önem verilmesi'' şeklinde olan fikir, yanlış kelimelerle amacını aştı ve adeta uçurumdan aşağı yuvarlandı.

Teyit edildiği üzere tüm bu sözler yalnızca fikir olarak kalmış, kesinlikle uygulamaya konulmamış. Buna mutlak inanan yok tabii; ama şu mutlak bir gerçek ki, Fransa ulusal takımı ve Fransa futbolunun mutfağı zor bir dönemden geçiyor. Ulusal eğitim merkezlerinde eskisi kadar hit oyuncular çıkaramıyorlar ya da bunlar eskisi kadar rağbet görmüyor. Çok daha esnek olan kulüp akademileri, bir süredir revaçta. Anelka'nın da dediği gibi, Fransa'da başarısızlık halinde konu bir şekilde renklere geliyor. Başarı halinde ise ''farklılıkların birleştirdiği Fransa'' oluveriyorlar. Nasri, Benzema, Malouda gibilerden yararlanmaya devam ederken tüm bu fikirlerin, önerilerin sonuca ulaştıracak bir yanı görünmüyor. Tek ilaç zaman ve çalışmak, her zamanki gibi.

Ülkenin ve futbolun gündemi parelel gidiyorken, Kuzeydoğu'dan çıkan bir takım tüm bu olan-biten üzerine birer fikir beyan ederek, bir duruş ortaya koyarak şampiyon oldu. Bu takımın golcüsü, alt yaş kategorilerinde Fransa için oynamış, olan ama sonradan köklerine dönen Moussa Sow, en yetenekli oyuncuları kendi bünyelerinden çıkardıkları Eden Hazard ve Yohan Cabaye, kaptanları siyahi Rio Mavuba ve oynadıkları futbol Katalan-esk, İspanya'vari. Bu takım Lille, hocası Rudi Garcia ve bu sezonun peri masalı onlara ait. Onların yol göstereciliği, ulusal takımın açmazlarına da yardımcı olabilir. Fransa serisinin ikinci bölümü, onların hikayesi olacak.

Kaynakça: L'Express.fr, L'Equipe, Le Parisien, James Horncastle, FFT

Noat Samisa

24.05.2011

Hiç yorum yok: