Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin Ardındaki Porto ya da Shit One!

Sezonun en iyi takımlarından Porto, sıradışı futboluyla başından beri favorisi olduğu Europa League'i kazandı. Etkileyici takımı ve muhteşem sezon seyrini yaratanın ilgi çekici kariyer hikayesi, bu güçlü, pürüzsüz başarıyı daha da ilham verici kılıyor. Karşınızda Andra ''Şüphesiz Special'' Boas ve Porto...
Utangaç çocuk okuldan dönerken yaşlı adam evden çıkmak üzereydi. Kır saçlı adam, merdivendeki patırtıları duyunca meraklandı. Kapısının önüne gelmekte olan çocuğu izledi, kendisine bakmasını umarcasına başını kaldırdı. Bekledi, nefeslenen çocuk tıpkı geçen günkü gibi selam verdi. Komşu amca gülümsedi, her zamanki gibi selamı aldı. Çocuğa gününün nasıl geçtiğini sordu, bir süre lafladılar. Sonra bir sessizlik oluştu. Tam bu anda çocuk bir şeyler söyleyecek gibi oldu, ama yeni komşusunu bir kez daha selamlayarak hızla merdivenleri çıkmaya devam etti. Kapıdan girince, başını uzatarak mutfaktan dış kapıya bakmakta olan annesine gülümsedi ve odasına gitti. Hızla bilgisayarını açtı, yazmaya başladı...

Yaşlı adam işinden eve döndüğünde bilgisayarını açtı, mail kutusuna baktı. Gördüğü şey, bir Porto taraftarının takımın santraforu Domingos'un daha fazla süre alması ve düzenli oynaması isteğinin metne dökülmüş haliydi. Yazan kişi bu isteğini düzgün bir İngilizce'yle anlatmış ve gerekçeleriyle açıklamaya çalışmıştı. Aslında bu cümleleri muhatabının yüzüne söylemek istediğini, ama cesaret edemediğinden bu yolu tercih ettiğini de metnin altına eklemişti. Bitirirken de şunları yazmıştı:

''Sir Robson'a saygılarımla, üst kat komşunuz Andre...''

Dönemin Porto hocası Bobby Robson, birkaç gün sonra üst kattaki komşularının kapısını çaldı. Andre'yi evine davet etti ve ikili, Domingos üzerine konuştular. Sonunda Robson, Andre'ye bir teklif yaptı. İsteği, Porto maçlarında Domingos'u izlemesi, sahada yaptıklarını not alması ve sonra tekrar Domingos üzerine tartışmaktı. Çocuk denileni yaptı, yeniden buluştular. Bu görüşmeler sonucunda Robson, Andre'yi Porto altyapısındaki hocalarla tanıştırdı. Artık genç takım oyuncuları hakkında notlar alıyor, fikirlerini üstlerine sunuyordu. Bir yandan da akıcı İngilizce'si sayesinde Robson'la doğrudan iletişim kuruyor, üzerindeki etkisini sürekli artırmayı başarıyordu.

Sonunda kendini Sir Bobby Robson'ın ellerine bıraktı ve onun ayarladığı torpille İskoçya'ya antrenörlük eğitimi almaya gittiğinde henüz 17 yaşındaydı. Zira İskoçya'nın Largs Akademisi, ki Jose Mourinho da burada eğitim almıştır, 18 yaşın altında öğrenci kabul etmiyordu. Ama dönemin Ipswich Town menajeri İskoç George Burley, Robson'ın telkiniyle genç Andre'nin koruyucusu, kollayıcısı ve öğretmeni olmuştu. C Lisans ile bir süre Burley'nin yol göstericiliğinde çalıştı, sonra Porto'ya döndü. Gereken bir yıllık çalışma süresini Porto altyapısında doldurdu, yeniden İngiltere'ye dönerek üç haftalık B Lisans kursuna yazıldı. Yine Burley'den yardım aldı ve kursun sonunda tekrar ülkesine dönüp, A Lisans için gereken müddet kadar çalıştı ve üç yılın sonunda, yani henüz 20 yaşında zirve takımları çalıştırma yetkinliğine sahip bir antrenör oldu. Bir yandan da maç ve performans analizi yetkinliğini sürekli artırıyordu. Sonrası Virgin Adaları, Porto, Jose Mourinho'yla kurduğu takım ve bugün...
Andre Villas-Boas, dün akşam Porto'yla kazandığı Europa League Şampiyonluğu'yla Avrupa'da majör kupa kaldıran en genç antrenör oldu. Aynı zamanda Portekiz Ligi'nde sezonu yenilgisiz tamamladı, bu ligde şampiyon olan en genç üçüncü hoca oldu. O'nun Porto'su, Portekiz lig tarihinin en çok puan toplayan ve üst üste en çok maç kazanan (16) takımı. Avrupa Kupaları'nda en çok maç kazanan ve en çok gol atan Portekiz takımı yine onlar. En çarpıcı olanı ise eski ekip lideri Jose Mourinho'ya ait olan Porto'nun 33 maçlık yenilmezlik serisini 36 maça çıkarmasıydı. Tüm bu muazzam başarıya giden yolda Andre Villas-Boas'ı sürekli Jose Mourinho'nun gölgesi takip etti, ama artık güneş tepeye çıktı.

Birlikte uzun yıllar çalıştığı Jose Mourinho'nun Special One'ına atfen Villas-Boas'a Special Two deniyor, fakat genç teknik adam bu konuda farklı düşünüyor: ''Ben Inter'den ayrıldıktan sonra, Academica'dayken sık sık konuşurduk ama artık Jose'ye konuşmuyoruz. Ayrılmamızın tek sebebi, benim hedeflerimi gerçekleştirmek istememdi.'' Bu noktada akla gelen, ikilinin eski takım arkadaşı olması, profesyonel futbolculuk geçmişlerinin olmaması ve kariyerlerinde sıçradıkları yerin Porto olmasından doğması muhtemel rekabet. Lakin aralarında asla bir yarış olamayacağını söyleyen Villas-Boas diyor ki, ''Tüm zamanların en iyisi olabilecek olan birine ben rakip olamam.'' Ona göre Mourinho, bir antrenörün sahip olması gereken her şeye sahip. Oyuna dahil olan her etkene ayrıca önem veriyor ve her detaya özen gösteriyor. Nitekim Mourinho da hem Porto'da, hem de Chelsea'de detaylar konusunda en büyük yardımcısı olan Villas-Boas için vaktiyle ''o benim gözüm ve kulağım'' diyerek, aldığı övgüye karşılık vermişti.
Yine de kendisini Mourinho'ya denk görmeyen ve kıyaslanmaktan hoşlanmayan Villas-Boas'ın Mourinho'yla benzerlik oluşturan yönlerinin varlığı yadsınamaz. Her ikisi de antrenörlük becerilerinin gücünü maç hazırlığı, rakibe ve detaylara önem gibi çalışkanlık, hırs ve şevk isteyen metodlardan alırken, oyuncu grubuyla kurdukları fevkalade iyi ilişkiyle bu gücü besliyorlar. Bu konuda Porto kalecisi Helton, ''Andre'nin takım arkadaşımızdan farkı yok.'' diyerek aralarındaki ilişkiyi özetliyor. Mourinho'yla zıtlık oluşturan yanlarından biri ise mütevazi ve ketum karakterini yanı sıra, oyuna bakışı. Villas-Boas, Mourinho'ya göre saha içinde daha fazla serbestiyet yanlısı: ''Oyun felsefemiz bana ait değil, daha çok oyuncuların planı uygulamaya ne kadar imkan sağladıyla alakalı. Atak oynuyoruz, her zaman insiyatifi ele alıyoruz; çünkü biz inanıyoruz ki futbol, yaratıcılıkla eş anlamlı bir oyun olmalı.'' Mourinho saha içi ve dışındaki hemen hemen her şeyin kontrolünde ve hükmü dahilinde olmasını isterken, Villas-Boas oyunu doğrudan sahip olduğu futbolcular ve onların yetileri üzerine yıkıyor. Yaratacağı esas farkın, oyuncuların sahip olduğu her şeyi saha içerisinde açığa çıkarmak noktasında olacağında ısrarcı. Mourinho kendine has metodlarıyla oyuncularının, sıklıkla kendisi ne istiyorsa onu yapmalarını sağlarken Villas-Boas, oyunculara serbestiyet tanıyarak onlar için en uygun olanın peşinde koşuyor.

Villas-Boas'ın Porto'su sezon boyunca Jesualdo Ferreira'nın mirasını aynen devam ettirerek ön alanda presi ve sahayı en iyi şekilde kullanmayı amaçlayan atak bir 4-3-3 üzerinden oynadı. Geçtiğimiz sezon Emirates'te Arsenal'den beş yiyen takımın ileri üçlüsü (Hulk - Falcao - Varela) dünkü finalde aynen sahadaydılar, fakat artık bambaşka birer oyuncu olmuşlardı. Takımın kaptanı Bruno Alves, sezon başı Zenit'e gitti. Orta sahanın önemli oyuncusu Raul Meireles de Alves'ten kısa bir süre sonra Liverpool'a doğru yol aldı, ama yerlerini doldurmak Porto için zor olmadı. Finalde Rolando'nun partneri Otamendi, orta sahadan hücuma destek veren oyuncu ise Guarin idi. Sezonun ikinci yarısı Moutinho'nun rolünü çalan Kolombiya'lı Guarin, son ayları muhteşem oynadı ve finalde Falcao'ya muhteşem bir asist yaptı. Müthiş golcü Falcao sezon boyunca, tank misali kanadı kullanan Hulk dönem dönem uçtu; önlerine geleni ezip geçtiler. Yüksek tempoda oynadıkları prese dayalı atak oyunun karşısında kimse duramadı, tüm Avrupa'yı geçip sonunda bir başka Portekiz takımı olan Braga'yla finalde buluştular. Müthiş bir başarıyla buraya gelen Braga, finalde Porto'yu derinde bekledi ve önde kazanacağı toplarla gol aradı. Şablonu Porto'yla eşleyip, rakip kenar oyuncularının oyunu genişletmesine izin vermeyince oyunun büyük bölümünde Porto'yu bozdular. Atağa çıkarken yapılan bir anlık hata skoru değiştirdi; yerleşemediler ve Guarin - Falcao ikilisi cezayı kesti. Aksiyon dozu düşük geçen final yalnızca cila sayılırdı Porto için, zira onlar esas sükseyi sezon boyu oynadıkları futbol ve aldıkları skorla zaten yapmışlardı. Kupa, bu muhteşem sezonun beklenen ödülü oldu.

Andre Villas-Boas'ın yalnızca gidenlerin yeri doldurulan takıma yaptığı katkı, açıkça geçen sezon ile bu sezon arasındaki dev kontrastın sebebini oluşturuyor. Neredeyse aynı oyuncularla bambaşka bir takım yarattı. Şablon aynı kalmış olsa da takımın oyun stiline ve oyuncuların oyun becerisine katkı yaptı, bunun yanı sıra oyuncularına rakipler hakkında sürekli bilgi akışı sağlayarak sahaya daha donanımlı çıkmalarını sağladı. Kontra atak ve duran top gollerinde teorik ve pratik idmanların izleri görüldü, fakat esas farkı yaratan, kendi sözleriyle, çok başka: ''Burada (Porto) bir diktatör yok. Benim işim temsil ettiğim kulübün yapısına ve oyuncuların düzen içerisinde göstereceği kaliteye bağlıdır. Bu yıl da yetenekli oyuncular ve güçlü bir felsefeyle iyi bir harman oluşturduk. Ben futbolu tek bir adamın şovu olarak görmüyorum. Bir maç tek kişiyle değil, ancak kolektif yetkinlikle kazanılabilir.'' Claude Makelele'nin Mourinho'ya dair söylediği ''Başarıda tüm payı kendisine alıyor, oyuncuları unutuyor.'' sözüne sanki bir karşıt yanıt gibi, Andre Villas-Boas başarıyı kulübe ve oyunculara dağıtıyor. Bu yalnızca Mourinho'yla değil, futbol dünyasındaki tek adam algısıyla da nisbi karşıtlık oluşturacak bir söylem. Sıradışı, şaşırtıcı bir mütevazilik ya da gerçek... kim bilir?
Sanırım şuna inanmak gerekir ki, Hoca'nın da söylediği üzere bu bir kolektif başarı. Porto'nun bugün muhteşem bir sezon seyri sonrası rekorların üstünü altına getirerek Europa League Şampiyonu olması, stabil yönetim yapısından oturmuş scouting sistemine, süper menajer Jorge Mendes'in yaratımı olan ''fon'la transfer'' sayesinde kurulan güçlü mali yapıya ve Portekiz'in Brezilya ağırlıklı olarak Güney Amerika'yla kurduğu dinamik bağa kadar pek çok etmenin başarısı. Şüphesiz takım sahaya çıktıktan sonra öncesinde olanlar anlamını yitiriyor, ama kaliteli oyuncuların ve Andre Villas-Boas'ın gölgesinin ardındaki Porto, yıllardır nev-i şahsına münhasır kulüp yapısıyla aykırı kalmaya ve kazanmaya devam ediyor. Yine de tüm bunların çimentosu olan Villas-Boas'a kendisine verdiğinden biraz daha fazla pay vermek gerekli.

Porto bir süre dubleyi kutlayacak, ama biz uzaktan bakan olarak soracağız: Peki sonra? Oyuncularının içlerindeki gücü tümüyle dışarı çıkaran ve sahip oldukları tüm yetileri sahada sergilemelerini sağlayan Andre Villas-Boas'ın sonraki işi ne olacak? Porto'nun yolu belli, bu kolektif başarının yanına eklemlenen futbol aklıyla bir de CL tecrübesi yaşamak ister mi, yoksa Daha Büyükler'in çağrısına mı uyacak? Yine bu hususta kendisinden ipucu alalım: ''CL'de grupları geçersek, çeyrek final oynayabileceğimizi düşünüyorum. Bu benim için yeni bir tecrübe olacak. (...) Ben üstün yetenekli oyunculardan yararlanan normal bir antrenörüm, yeni Special One değilim. Bir gün gelecek bu denli yetenekli oyunculara sahip olmayacağım. Belki de o zaman Shit One olurum!''

Yine diğer etkenlerin uygun olmasına vurgu yapıyor. Kendisine bir kariyer yolu çizmiş durumda, ama belki de umduğundan hızlı, belki de yavaş gelişti bazı şeyler. Zira bu yaşında 17 yıllık antrenörlük deneyimi sonrası şimdiden biraz yorgun görünüyor: ''Amacım gurur duyacağım işler yapmak. Hedeflerim var, ama bu işi uzun süre yapmak da istemiyorum. Bu iş insanı duygusal olarak tüketiyor. Belki 10-12, belki de 15 yıllık bir kariyer; daha fazlası değil. Sonra bırakacağım.'' Bunun anlamı, 33 yaşındaki Villas-Boas 45'ine geldiğinde emekli olmak istiyor. Yani onun peşinde olanların fazla vakti yok. Mourinho sonrası daha dinamik bir oyunun ve CL Şampiyonluğu'nun hayalini kuran para babası Abramovich, bugünden sonra Andre Villas-Boas'ı ilk sıralara yazmış olabilir. Boynuz kulağı geçecek mi, yoksa Villas-Boas -kendi sözleri doğrultusunda- şartların iteklediği bir kahraman mı, yoksa bu eşsiz, ilham verici kariyer kendi yolunda akmaya devam edecek mi? Hep birlikte göreceğiz, umarım şans da yanında olur.
Andre Villas-Boas'ın vaktiyle Bobby Robson'a hakkında telkinde bulunduğu, üzerinde tartıştığı ve bir bakıma ona bugünlerin yolunu açan dönemin Porto santraforu, sözkonusu Domingos kim miydi? Dün akşam Dublin'deki finalde Braga'nın antrenörü olan Domingos Paciencia'ydı.

Porto 1-0 Braga

Kaynakça: Jason Burt, Dominic Fifield, Alex Hayes (röportajlar) ve FIFA.com
Görseller: Daylife


Noat Samisa

19.05.2011

11 yorum:

berthelemy dedi ki...

müthiş bir hikaye. andre villas boas tüm yönleriyle yeni nesil genç burjuvazinin futboldaki temsilcisi gibi duruyor. larry page'den, sergey brin'den, mark zuckerberg'den, steve jobs'tan ve bu kadar ünlü olmasa da yeteneklerinin karşılığını artık alabileceği bir dünya hayal edip bunun için çalışan birçok genç ve başarılı insandan bir farkını göremiyorum zihniyet olarak. işini sevmesi, beynini hep açık tutması, eğitimi tahakküm olarak görmemesi, dayanışmaya inanması, 10 yaşındaki girişimciliği, kendine güveniyle ve tüm bunları tekrar tekrar besleyen yarattığı güzel çalışma ortamıyla futbolda devrim yaratmaya aday olarak görüyorum.

kokuşmuş kapitalizmin demode patronları yerlerini genç burjuvaziye bırakmaya hazırlanırken, onların futboldaki muadili futbolcu eskisi hocaların da yerlerini artık villa boas gibilerine bırakması gerekiyor. bu da bir nevi devrim olucak.

sampi dedi ki...

Domingos Seinfeld bolumu gibi baglanmis sonda :)

Guzel yazi, Porto'ya bir proje takimi olarak saygim sonsuz. Ulke kucuk oldugu icin ligleri derin degil, Iberya ligi kurulsa tadindan yenmez.

MentorDCT dedi ki...

Ellerine saglik!

Fon'la transfer nedir acaba? Arastirabilecegim bir kaynak var mi?

behzat dedi ki...

çok hoş olmuş yazı tebrikler

recepdjnho dedi ki...

Mükemmel olmuş film tadında hatta filmi yapılsa Goal filmlerinden daha cok tutar klavyene sağlık :)

hebenneka dedi ki...

Ne biçim yazı kardeşim bu!

(öbür türlü herkes yorumları eş dost siparişle gönderiyor diye dedikodu çıkaracak, araya böyle bir şey sıkıştırayım da gerçek olduğuna inanmayan kalmasın dedim)

Bir süredir zihin jimnastiği yaptığım konulardan biriydi. Alper Bey totem yaptığından(!) yazamıyorum. Buraya dökeyim bari içimi :) Şunları notlarımıza atmışız, kopyalayıp yapıştıralım:

teknik direktörlük artık "futboldan gelmek şartıyla ortalama zeka ile yapılacak bir iş" olmaktan çıktı. bu anlayış kırılıyor. çalışma yöntemlerine artık çok daha fazla bilimsellik hakim. ortalamanın biraz üstünde bir zeka ve yeterli futbol tecrübesi, "iyi teknik direktör" olmak için yetmeyecek bundan sonra. insana dair ve futbolla içiçe olan alanlarda(motivasyon vb.) artık yalnızca geçmişte soyunma odalarında öğrenilenler ve bunlara yapılacak bir iki ufak ekleme yetmeyecek. bu konulardaki literatüre de aşinalık, hatta başka alanlarda oluşturulmuş stratejilerden de gerektiğinde yararlanabilmeyi gerektirecek iyi teknik direktör olmak.

taktik gitgide detaylanıyor. ayrıntılar daha fazla önem kazanıyor. sahaya baktığında diğerlerinden daha fazlasını görebilmek gerekiyor. 1965'te 38 yaşındayken estudiantes'in başına geçen osvaldo juan zubeldianın getirdiği yeni yaklaşım, artık teknik direktörlük mesleğinin odağına yerleşmeye başladı. kendi oyununuzu iyi oynamanız yetmiyor. rakibin neyi yapmaya çalıştığını, geliştirdiği antitezin karşıt tezini de en kısa sürede süzüp, hamleyi en hızlı şekilde bulacak zihinsel kıvraklığa sahip olunması gerekecek iyi teknik direktörler sınıfına girebilmek için. bilinen klasik yolların dışında yeni yöntemlerin, ayrıntıların daha öne çıkacağı bir süreç var önümüzde. ve mourinho, benitez, boas gibi adamlar yaşanan bu değişimin damgası olmaları açısından bence çok önemliler. her ne kadar bazılarını sevmesem de...

Ha bir de... Şu Clough'ın çimlerin yeri ile ilgili lafı var ya... Dilerim Tanrı onları aslında cennete koymuştur ve üzerinde gezinenlerden birisi de güzel insan Sir Bobby Robson'dır. Her ne kadar bazı öğrencileri O'nun centilmenlik kaleminden epey uzakta kalıp oraya pek yaklaşamasalar da.

r.baggio dedi ki...

ellerine sağlık çok güzel sonlandırılmış yazı.

ezikjakoben dedi ki...

sunay akın tarzı bir bitiriş olmuş bir an "işte o antrenör mustafa kemal atatürk'tü" diyeceksin sandım. harika yazı, eline sağlık

keyifadami dedi ki...

çok güzel bir yazı. yalnız şunu belirtme ihtiyacı hissediyorum. 'serbestiyet' diye bir kelime yok, doğrusu 'serbesti' olacak.

nuri seksigüzel dedi ki...

bir düzeltme yapayım: yazıda 33 yaşındaki villas-boas diye bir ifade var, 37 olacak sanırım...

Devil dedi ki...

@Nuri seksi güzel. Kusura bakma ama yanlış biliyormuşsun :-)
en.m.wikipedia.org/wiki/André_Villas-Boas