Belediye'nin Geçmişteki Büyük Rantı - Türkiye Kupası Final: Beşiktaş - İBBSpor

Beşiktaş'ın kötü geçen sezonda tutunduğu tek dal, -turnuvanın ilk dört yılından sonraki sezonlar dikkate alındığında- tarihteki en iyi dönem performansını ortaya koyarak son 5 yılda 3 kez kazandığı Türkiye Kupası. İBBSpor ise zirve ligdeki dördüncü sezonunda, kuruluşunun yirminci yılında sakin ilerleyen projesinin ilk büyük meyvesini toplamak üzere Beşiktaş karşısında. Şansı tutmuyan ile 60'lar futbolu mu, yoksa sahada olan-biten'in bir anlamı var mı? Belki de reçete, hiç yoktan bir eleştiri ve kısa geçmişe yolculuk ya da geleceğe dönüş; buyrun...
Bir futbol maçını şekillendiren faktörleri sayabilir misiniz? Oynayan insan sayısı fazla, alan çok büyük, top yuvarlak ve onu yönlendirecek olan da beyinle arasındaki mesafe bir buçuk metrenin üzerinde olan ayak olunca etki kalemleri kendiliğinden çoğalıyor. Bir de buna zemin koşullarını, hava durumunu, maçın önem derecesini, hakemi, iyi şansı ve kötü şansı, maç öncesi kız arkadaştan gelen telefonu, tribünleri ve daha onca kaydadeğer ögeyi eklediğimizde ortaya kendi değerini aşan, her bilim dalının bir şekilde bulaşabildiği bir oyun çıkıyor. Fakat futbolun özü, her zaman olduğu gibi, hele ki üst düzey futbolda, oyunun başat faktörü olmayı sürdürüyor. Aynı zamanda en kolay değiştirilebilir etken olmayı da...

Denir ki, formasyonlar yerleşik birer kalıp, birer nötr bir değişkendir; belirleyicinin ''iyi yapmak - kötü yapmak'' olduğuna inanmak gerekir. Ama futbolu bir alan yaratma / alan kapatma oyunu olarak görenler, bu önermeye şiddetle karşı çıkarlar. Bir oyun olan futbolda taktik, gözlemin yorumu sonrası ortaya çıkan sebep üzerine işleme konulan farklılıkları içerir. Bir oyuncunun güçlü ve zayıf yanları, o günkü ruhsal durumu, rakibin vaziyeti... hepsinden de önemlisi, oyuncunun topu sahanın neresinde kullandığı ve karşıladığı; yani akli bir değerlendirme üzerine gösterilen sahadaki yeri ve rolüdür. Yine de kabul etmek gereki ki, bir gerçektir, sezon ya da maçlar serisi doğrudan girdi - çıktı şeklinde taktik sebepler üzerine bir sonuç göstermez. Her zaman karşılığını alamayabilirsiniz ya da tam tersi. Sözkonusu sonuç olduğunda yan etkenler normalde olduğundan daha fazla hak iddia edebilir. Ama galiba Beşiktaş - İBBSpor maçları, bu hususta bir istisna. Bu iki takım arasındaki maçlar, şaşırtıcı şekilde doğrudan taktik sebeplerle şekilleniyor.

Beşiktaş bugüne dek İBBSpor'la 8 kez lig maçı oynadı. Bunlardan ancak 2'sini kazanabildi, 3'ünde berabere kaldı ve 3 kez yenildi. Bu süreçte Beşiktaş dört farklı hocayla çalışırken, zirve lige Abdullah Avcı'yla çıkan İBBSpor, ilk sezonunda 12'nci olduktan sonra takip eden sezonlarda sırasıyla 9'uncu ve 6'ncı oldu. Aradan geçen dört yılda, zirve ligdeki ilk günlerindeki kadrolarıyla bugünkü kadro arasında bir kalite uçurumu yok. Ancak aynı hoca, aynı oyuncu grubu ve aynı oyun sistemi (formasyon ve stil) üzerine çalışarak toplam performanslarını iyileştirdiler. Bu süreçte oyun fikri, oyuna bakışı, özverisi ve tecrübesi farklı hocalarla çalışan ve kadrosu hep daha güçlü olan Beşiktaş ise bu takımdan sürekli tokat yemeye devam etti. Aşağıda sözkonusu sekiz maçın skorları ve maça çıkan Beşiktaş kadrolarının orta saha yapısının dökümü var:

2007-2008
Beşiktaş 0 - 0 İBBSpor = Cisse - Delgado
İBBSpor 2 - 1 Beşiktaş = Tello - Delgado

2008-2009
İBBSpor 1 - 1 Beşiktaş = Cisse - Delgado
Beşiktaş 2 - 1 İBBSpor = Ernst - Tello - Delgado

2009-2010
İBBSpor 1 - 1 Beşiktaş = Fink - Ernst
Beşiktaş 2 - 0 İBBSpor = Fink - Necip - Ekrem

2010-2011
Beşiktaş 0 - 2 İBBSpor = Ernst - Delgado
İBBSpor 2 - 1 Beşiktaş = Aurelio - Guti

Beşiktaş'ın İBBSpor'u mağlup ettiği her iki maçta da Mustafa Denizli imzası var. Bu durum bize belki ''Seneye takımı korkak oynatma!'' tezahüratını hatırlatıyor olabilir, zaten buna aşağıda değineceğiz. Aldığı üç mağlubiyetin ikisinde ise Bernd Schuster imzası var. Ertuğrul Sağlam'ın yenilgisinde şüpheli bir kırmızı kart, sonraki galibiyetlerin birinde bir ofsayt gol; mutlaka doğrudan girdi - çıktı ilişkisi kurmak mümkün değil. Ancak böylesi belirgin bir tabloyla sık karşılaşılmaz.

08/09 sezonun başındaki İBBSpor beraberliği, Beşiktaş tarihi açısından bir milattır. Sezona Uğur - Cisse orta saha ikilisinin önünde Delgado'yla başlayan Beşiktaş, sezona dört maçta üç galibiyet ve Trabzonspor deplasmanındaki beraberlikle başlamıştı. Ama ne olduysa Ertuğrul Sağlam'ın fikri değişti ve Olimpiyat Stadı'nda Nobre - Bobo ikilisi bir arada sahada yer aldı. Metalist Kharkiv deplasmanındaki hezimet ve Ertuğrul Hoca'nın görevi bırakması, bu maç öncesi alınan kararın sonucudur. Bir bakıma aynı sezon gelen dublenin ve ilk İBBSpor galibiyetinin de tohumları, Ertuğrul Hoca'nın Cisse - Delgado orta sahasına dönüşünün ateşlediği fitil sayesinde gerçekleşti.

Ertesi sezon başında Mustafa Denizli, çift kesici nitelikli orta saha oyuncusuyla kazanmaya yakın olduğu bir maç oynadı ve berabere kaldı. Bir önceki sezonda gelen galibiyette kurulan orta saha üçgeni bu kez kurulmamış, Delgado'nun partner olduğu çift merkez orta saha yapısına göre artısı her iki oyuncunun da rakibi takibi olan bu yapı, sonucu alamasa da yine kaybetmemişti. Aynı sezonun ikinci yarısındaki erteleme maçında ise bir kez daha orta sahada üçgen kuruldu ve Beşiktaş'ın İBBSpor karşısındaki en iyi performansı ve en net galibiyeti geldi.

Bu sezon ise ''atakçı'' hoca Bernd Schuster, 60'lar futbolu oynadıklarını iddia ettiği rakibinin karşısına 2007 model Beşiktaş'ı çıkardı ve kaybetti. Üstelik bir de değil, iki kez aynı şekilde kaybetti. Delgado'nun yerine benzer fiziki niteliklere ve benzer defansif reflekslere sahip hafif sakat Guti, Cisse'nin yerine ise muadili Aurelio oynadı ve Beşiktaş, tüm sezonun umutlarını üç yıl önce olduğu gibi yine Olimpiyat Stadı'nda bıraktı. Takım yine kadrolar açıklandığında mağlup olmuştu, maç oynanırken değil.

Geçtiğimiz aylarda Eurosport Türkiye'ye röportaj veren Abdullah Avcı'nın şu cümlesi epey çarpıcıdır: ''Bizi (kötücül olmakla) eleştirenler baksınlar, benim takımım Beşiktaş maçlarında başka maçlarda olmadığı kadar pozisyona girdi.'' O'nun takımı yıllardır yakın hatlarla, gerektiğinde derinde ama sıklıkla top orta saha civarına geldiğinde doğrudan topa baskı yaparak, organizasyon ve reaktivite üzerine oynuyor. Bu planlarını zamanla iyileştirdiler, ön alandaki oyuncu kalitesinin artmasıyla artık daha iyi pas yapar hale geldiler. Diğer yandan Beşiktaş'a karşı ekstra bir motivasyonla oynadıklarına dair herhangi bir emare yok, aksine Beşiktaş'ın her zaman rakibinin ekmeğine yağı, balı boca etmesi durumu var. Beşiktaş'ta kadro ve hoca değişiyor, ama değişmeyen her Beşiktaş maçına aşağı-yukarı aynı planla çıkan İBBSpor'un tokatları; zira aşağıdaki görselde modellendirilen durum, sözkonusu Beşiktaş - İBBSpor maçının klasiği olmuş durumda:
H1wY3m on Make A Gif, Animated Gifs
Not: Sorunun isimlerde olmadığını açıkça ortaya koymak adına görseldeki Beşiktaş kadrosu son dört yılın kolajı şeklinde oluşturulmuştur.

Görsel No.1: Geriden pasla oyun başlatan Beşiktaş'ta iki stoper aralarında paslaştılar. Beklerse onlara alan açmak adına orta sahaya yaklaşmışlardı. Orta saha ikilisinden Cisse, oyunu kuracak ilk pası aldı. Rakibin baskısını görünce soluna yöneldi ve kendisini boşa çıkaran Guti'yi gördü. Guti topu aldı, kafasını kaldırdı. Sağına doğru hareketlenerek kendine alan açtı ve bir kez daha kafasını kaldırdı. Ama bu anda elinde üç pas opsiyonu vardı: Sol beke yan pas, topu stoperlere geri vermek ki, epey riskli ve rakip savunma arkasına başarı yüzdesi çok düşük olan bir uzun pas...


Bu aksiyon, her maç defalarca tekrarlanmıştır. Maçı kazanması gereken, hatta son maçta zorunda olan Beşiktaş'ta Guti bir kez sol beke verir, bir kez stopere; ama bu işin böyle yürümeyeceğini bildiğinden risk almaya başlar. Çalım denemeleri, ileri uca merkezden top geçirme çabası hasıl olur ve mutlaka hata gelir. Kenar oyuncuları rakip bek takibinde zayıf olan Beşiktaş, orta saha yuvarlağı civarında topu kaptırdığında rakip kolayca beş ya da altı kişiyle hücuma çıkıyor olur. Bu bir geçiş (transition) periyodudur, Beşiktaş'lı tüm oyuncular bu anda hücum pozisyonlarda bulunurlar. Arka alanda oluşan geniş alanlarda topa sahip olan rakibin mükemmeli yapmasına, çok üstün niteliklere sahip olmasına gerek kalmaz. Bir doğru pas, bir iyi koşu, bir iyi şut (İskender Alın) işi bitirir. Maç boyunca ve golden sonra Beşiktaş hep topu domine ediyor görünür, ama oyununu rakibine asla dikte ettiremez. Skorda geri kalmanın etkisiyle daha fazla risk alınır ve rakibin ikinci golü ile perde kapanır. Futbolda her zaman böyle olmaz, ama gariptir, Beşiktaş - İBBSpor maçlarında hep böyle olmuştur.

Guti gibi top kullanabilen, onun gibi oyuna hükmedebilen birinin varlığı her zaman iyidir, ama topu sahanın neresinde kullanacağı ve neresinde kaybedeceği bundan daha önemli. Aynısı Delgado için de geçerliydi, zira o konuda yorgan gitti kavga bitti. Guti ya da Delgado orta saha ikilisinde olduklarında, birincisi kaptırdıkları topları titizlikle kovalamıyorlar. İkincisi, kendi yarı sahalarında ve baskı altında olsalar bile ince düşünüyor, ideal pası kovalıyorlar; bu yüzden top kayıpları büyük tehlike oluşturabiliyor. Beşiktaş takımı isteyen, arzulu taraf gibi görünmesine rağmen rakibinin tuzağına düşüyor.

Bu tuzağı işlemez kılmak ve futbol sahasındaki şartları dengelemek için daha önce yapılmış olan ve sonuç gören hamleler var. Bunlardan en belirgin olanı, doğrudan yukarıda açıklanan soruna çözüm getiren yapının kurulması:

Not: İsimler yine önemsiz, aslolan sahada görünen yapıdır.

Görsel No.2: Bir üstteki görsel rakibin savunma önü oyuncusu (Mahmut Tekdemir) ile eşleşen bir ikinci forvet ya da forvet arkası kullanan Beşiktaş, bu oyuncuyu değiştirip, savunma önünde oynayabilen biriyle 11'ini oluşturmuş olarak görülüyor. 4-4-2/4-2-3-1 olan şablon, 4-3-3'le değiştirilmiş durumda.

Daha önce iki kez İBBSpor'a karşı maç kazanan bu yapıda kilit, savunma önüne eklenen üçüncü orta saha oyuncusu. Daha önce topa sahip görünen ama oyununu dikte edemeyen Beşiktaş, bu şekilde geride set kurma safhasını uzatıp, topa daha fazla sahip olabilir. Bir fazla oyuncu, üç yeni pas opsiyonu açar, ilkesi uyarınca Beşiktaş'ın topla oynama oranı mutlaka artar. Daha fazla sabır imkanı oluşur ve ayrıca, ön alanda kaybedilen topların sayısı düşer. Ayrıca kaybedilen toplarda da arkada daha kalabalık olunur. Bu durum, Beşiktaş'ı kolayca öne çıkarmasa da en azından şartların eşitlenmesini mümkün kılarak, daha önce hep ana hat üzerinden şekillenen oyunun yetenek farkı ve ayrıntılar üzerine taşınmasını sağlayabilir. İspatı, orta sahada üçgen kurularak kazanılan iki maç.

Yazının başından beri hep söylediğimiz gibi, futbol sahasında gelir - gider asla eşit çıkmaz. Asla garanti yoktur, ama ben artık kadrolar açıklandığında maçı kaybetmek istemiyorum. Mustafa Denizli'nin gösterdikleri ışığında asgari gereklilik, rakibin savunma önü oyuncusu Mahmut'u atıl kılacak olan birbirine yakın (4-3-3 ya da forvet arkası oyuncusu orta ikiliye yakın oynayan 4-2-3-1) üçlü orta saha. Bu yapı kurulmadıkça, daha önceki maçlar ışığında favori her zaman İBBSpor olacaktır. Ayrıca bu bir final, yani Beşiktaş kadar İBBSpor'un da tek şansı kazanmak. Dolayısıyla sabır her şeyden önce geliyor, her iki takım da kaybederse her şeyi kaybedecek. Ama İBBSpor'un bildiği ve iyi becerdiği tek galibiyet yolu belli. Hamle yapması gereken taraf yine Beşiktaş olacak. Kazanan, her şeyi alır!

Duran toplar, iyi şans, kötü şans, hakem kararları... her şey bu finalin skorunu tayin edebilir. Elde kalan kısmi müdahale edilebilir alana yönelik doğru, benim beklentimdir. Sonrasında tabelada yazana diyecek sözümüz olamaz. Akıl tutulması yaşayan Bernd Schuster'in hatalarını eminim yardımcısı Tayfur Hoca görmüştür, sonuç üzerine bir yeni yorum yapacaktır. Ernst'in yokluğunu yegane büyük sıkıntı olarak görünüyor. Cezalı Toraman'ın yerine stoperde Aurelio'nun oynayacak olması da orta sahadaki opsiyonlardan birini daha azaltıyor, fakat üçgeni kuracak oyuncular halen yeter sayıda mevcut.

Kayseri'den güzel anılar, gazete kağıdına sarılı pastırma ve kupayla dönmeyi umarak, herkesin yolu açık olsun...

Beşiktaş (4-3-3): Rüştü; Ekrem, Sivok, Aurelio, İsmail; Fernandes, Necip, Guti; Simao, Quaresma, Bobo.

İBBSpor (4-5-1): Hasagic; Rızvan, Metin, Can, Ekrem; Mahmut, Holmen, Cihan; Tevfik, İbrahim Akın, Gökhan Ünal.

Noat Samisa

09.05.2011

13 yorum:

Kalten dedi ki...

Çok kısa ve değer katmayan bir yorum yapayım: Her seferinde kendini aşmayı başarıyorsun sevgili Salih. Teşekkürler!

alimer dedi ki...

skorlarda bir yanlislik var sanirim zira 2010-11 sezonundaki ilk maci da IBB 2-0 kazanmisti yanilmiyorsam.

bu arada ilk kez yorum birakmak nasip oldu bu guzel bloga. eline saglik butun guzel yazilarin icin.

ali

Kayrakli dedi ki...

"Beşiktaş bugüne dek İBBSpor'la 8 kez lig maçı oynadı. Bunlardan ancak 2'sini kazanabildi, 3'ünde berabere kaldı ve 3 kez yenildi"

bu maçı beşiktaş kazanırsa 9 maçın "ancak" 3ünü kazanabildi diye mi yazacaksın ?

genel olarak güzel bir yazı, eline sağlık.

Noat Samisa dedi ki...

Kayraklı,

Evet, yine ''ancak'' yazacağım. Ligde 17 takım var, hiçbirine karşı Beşiktaş'ın galibiyet istatistiği %35'in altında değil. Tek istisna İBBSpor.

Alimer,

Düzelttim, teşekkürler.

cesc dedi ki...

Tayfur hoca geldiğinden beri orta sahada üçgen kurmaktan vazgeçmedi. Bu maçta da vazgeçmez herhalde. Sadece 2'li yerine 3'lü orta saha ile maça çıkmak bile başlarken bizim için avantaj, ayrıntılarıyla değindiğin diğer getirilerinin dışında.

Bir sonraki önemli olgu ''sabır'' olacak. Tayfur hocanın futbolcularla yapacağı konuşmanın önemli bir kısmında yer alması lazım sabırın. Ha, çok falza üzerinde durmasa bile, kendi tecrübeleriyle, kaliteleriyle sahada bu sabrı gösterebilecek oyuncularımız var, bu da bir artı.


Ben maç öncesi, yukarıdakiler ışığında iyimserim.



Biraz da iste-yorum yapalım: Fernandes'in sert şutlarından biri nihayet girer, kazanırız. =)


Son olarak; eline sağlık.

Cartalete dedi ki...

İlk 2-1'lik mağlubiyeti hatırlıyorum. O maçta Delgado - Tello'nun arkasında Serdar Özkan bildiğiniz ön stoper oynamış; zaten yenilen ilk golde bir hava topunda ezilmişti...

İBB'yle oynanan maçlarda iki kez doğru kadroyla çıkıldı; ikisi de Denizli dönemi. Biri 1-1'lik beraberliki, diğeri 2-0'lık galibiyet.
Gökhan Zan'ın golüyle kazandığımız maçta, yine yampiri Ernst-Sivok-Delgado ortasahası vardı.
Ortasahada bariz egemenliğimizin olduğu tek maç, Necip - Fink ikilisiyle İBB'nin Beşiktaş'a yaptığını (ortasahada set baskıyla nefes aldırmama) Beşiktaş İBB'ye yapıyordu. Zaten kenarlarında da Holosko ve Ekrem vardı, "seneye korkak oynatma" model bir takımdı ama İBB'ye tek üstünlüğümüz olan maç buydu gerçekten...

Bu maçta ortasahada mutlaka geçmiş maçlara nazaran daha iyi durumda olacağız. Ancak İBB'nin kenar forvet tehlikesi halen devam ediyor. Hem önde oynayan kanatların geri dönüp, alan savunmasına katkıda bulunmamasından dolayı; hem de sağbekte Ekrem gerçeğinin varlığı...

Muhtemelen Gökhan Ünal'ı bu maçta sol forvete koyacak Abdullah Hoca...

Aslında gerek kalmamış ama; adet yerini bulsun diye gerisine maç önü yazısında devam edeyim.

Eline sağlık bobo.

Asphalt Monkey dedi ki...

Bu maci normal Süper Lig maclarindan ayri tutmak lazim. Bu tarz maclari yasamis cok oyuncusu var Besiktas'in .

Sene boyunca kondisyon anlaminda yasli kadrosuna ragmen bariz sikinti yasamayan Besiktas'in, isin uzatmalara kalmasi durumunda tecrübe ve IBB'ye kiyasla yedek klübesindeki kalite farkiyla kazanacagini düsündügümden; bugüne kadar yapilmis 8 macta alinmis 3 beraberligin mac öncesi istatistiklerinde Besiktas'tan yana yorumluyorum ve 8 macta sadece 2 defa yendigimiz rakip demek yerine 8 macta sadece 3 defa yenildigimiz bir rakibe kupa finalinde yenilmemizin bir süpriz olacagini düsünüyorum.

BJK4EVER dedi ki...

O degil de Tello-Delgado orta sahasi ne be abicim?
Yarin korkak oynat hocam, yeter ki kupayi alalim....

Onurlu dedi ki...

Genel olarak bu orta saha olayinda ben de benzer sekilde dusunurum, iyi bir orta uclu mac kazanmak icin kritik onemdedir. Ama IBB takimi ozelinde maglubiyetlerin bu kadar sahaya cikan kadrolara baglanmasini dogru bulmuyorum. Kabul, sezonun ilk yarisindaki macta cikan kadro yanlisti, ancak ikinci yarisindaki kadro icin ayni seyi soyleyemem. O takim baska hicbir takima ciktigina denk gelmedigimiz bir kirmizi kartla rakibe karsi eksik kalan kadar gayet iyi futbol oynadi. Kirmizi karttan sonrasi tartisilabilir, ancak macin kaybedilecegi kesinlikle sahaya cikan kadroyla belli olmamisti. Zaten sahaya cikan kadroda orta saha tercihlerinden cok daha once bek tercihleri elestirilmeliydi, Ismail ve Hilbert'in takimi surekli ileri iten bindirmelerinden sonra Ekrem ve Uzulmez'in gomulmesini izlemek buyuk eziyetti.

Ama sahaya cikan kadrolar aciklandiginda maci kaybetmek topuna girmemin asil sebebi baska. Yukaridaki yazida bence iki temel nokta atlanmis. Oncelikle 2008-2009 sezonunda kazandigimiz maca hic deginilmemis. O mac sahaya cikan kadroya bakinca kaybedilmis bir macti, nitekim sen yazindaki "Orta sahaya hemen ele geçirdiler ve pas yapmaya başladılar.", "Beşiktaş yine 5+5 bir takıma dönüştü.Aylardır olduğu gibi.", "Orta saha maçın büyük bölümünde deplasman takımının kontrolündeydi." cumlelerinle, ben de yazimdaki "Bugun de Delgado'yla oynamak degil, orta sahayi yine boyle pamuk ipligine baglamak intihar oldu.", yazimdaki "Bu sebeplerden dolayi IBB macinda orta saha hakimiyeti kuramamamizin nedeni Delgado'nun oynayisi degil, Cisse veya muadili bir adamin Ernst'in yaninda oynamamasidir." ve yazimdaki "Yani oynadigi bolge itibariyle ofansif olarak fena isler yapmadi, ama buna karsilik defansif olarak hic bir sey yapamadigi icin orta sahanin cayira donmesindeki sebeplerden biriydi." cumlelerimle bunu net bir sekilde ifade etmisiz. Ama iste bu sacma orta saha duzenine ragmen futbol tabelaya farkli yansimis ve bize belki de sampiyonluk ivmesi kazandiran maci galip bitirmeyi basarmisiz.

Buna ters ornek olarak ise, gecen sene kupada oynadigimiz ve kazanamamamiz halinde kupaya veda edecegimiz icin kazanmak zorunda oldugumuz kupa maci verilebilir. O maca Ernst-Fink-Necip gibi orta sahaya onem veren herkesin onay verecegi bir kadroyla baslamamiza ragmen standart bir Iskender goluyle maci kaybetmis ve kupaya veda etmistik.

Onurlu dedi ki...

Dolayisiyla bu iki ornege bakinca orta saha tercihlerine bakarak sonucu tahmin etmek mumkun olmuyor. Ayni Denizli'nin fiyasko orta sahasi maci kazanabilirken, dogru gozuken orta sahasi maci kaybedebiliyor. Bu yuzden de Schuster'e bu maclar ozelinde bu kadar yuklenmeyi dogru bulmuyorum. Schuster'in zaman zaman yanlis oyuncu tercihleri oldu evet, ancak onun takima kazandirmaya aliskanliklar kayboldukca dogru oyuncu tercihleri yapmak bile ise yaramamaya basladi. Buna somut ornek olarak da eskiye oranla cok daha cakili tutulan Ismail'in gun gectikce siliklesmesi, takim hucumda kalabaliklastikca ve hareketlendikce pas opsiyonlari arttigi icin etkisi katlanan Guti'nin artik oldurucu pas atacak adam bulmakta zorlanmasi gosterilebilir.

Penaltilar sonucu kupayi kazandik, ancak dunku macta cikan kadro da alternatifler arasinda en dogru olani gozukmesine ragmen lig maci olarak baz alinabilecek 90 dakikayi yine kazanamadigimiz gozden kacmamali. 2009'da 2-1 yendigimiz IBB ile dunku IBB arasindaki kalite farki cok da ciddi sayilmazken, bizim kadromuzdaki degisiklikler su sekilde:

Hakan-Rustu, Gokhan Zan-Aurelio, Uzulmez-Ismail, Ernst-Fernandes, Toraman-Necip, Delgado-Guti, Tello-Quaresma, Nobre-Simao

Lafin belini kirmak gerekirse, kadro kurarken akil tutulmasi yasanmadigi zaman da IBB istatistiklerimiz pek parlak degil. Ideal kadroyla cikmis gibi gozuktugumuz 4 macin sadece 1'ini kazanmisiz (2009-2010 2. mac), 2'sini berabere bitirmisiz (2009-2010 1. mac ve dunku mac), 1'ini de kaybetmisiz(2009-2010 kupa maci). Ikimize gore de yanlis kadroyla cikmis gibi gozuktugumuz 5 macin 1'ini kazanmisiz (2008-2009 2. mac), 2'sini berabere bitirmisiz (2007-2008 1. mac ve 2008-2009 1. mac), 2'sini de kaybetmisiz (2007-2008 2. mac ve 2010-2011 1.mac). 2010-2011 sezonun 2. maci sana gore yanlis, bana gore o kadar da kotu bir kadro degil ve yine kaybedilmis. Sonucta bizim gibi takimlar icin beraberlikle maglubiyet arasinda pek de bir fark olmadigi icin dogru kadroyla da, yanlis kadroyla da pek bir sey degismedigini soylemek mumkun.

Noat Samisa dedi ki...

Onurlu,

Bu görüşler ve yazılar değerli muhakkak. Bahsi geçen her konu daha detaylı incelenebilir.

Şunu belirtmeliyim ki, bu yazı tüme varımla değil, tümden gelim üzerine yazıldı. Daha genel tabirlerle Beşiktaş'ın İBBSpor karşısında kötü karnesi ve İBBSpor'un yıllardır artarak süren başarısı açıklanabilir. Açıklıyoruz da zaten, yazıda da bahsi geçen pek çok benzer tabir var. Ben bu durumu biraz daha somutlamak üzerine bir döküm çıkardım ve esas dikkat çekmek istediğim noktaya bunu argüman olarak kullandım.

Bunlar takımın ön alanda fazla top kaybederek İBBSpor için işleri kolaylaştırması durumu ve topa sahip görünürken, bir pozisyonda çift haneli pas sayılarına ulaşması imkansız şekilde aslında oyununu maçın hiçbir bölümünde dikte ettirememesi problemi. Çift taraflı muhakkak, ama topa sahip olma yüzdesi ekstra pas opsiyonu olan 3. adamla artırmak; sözkonusu tüm problemlere sabır yoluyla iyileştirme sağlayabilir, diye düşünüyordum. Zira kazandığımız İBBSpor maçlarına çıkan yapılar da bu önerilen yapının ideali sayılmaz, ama bir iyileştirme sağladığı da gerçek.

Mesela dünkü maça yazıda önerilen üçlü orta saha çıktı, ama Fernandes'in görece olarak yetersiz savunma refleksleri ve Guti'nin arazi durumu, kadroya bakarak maçı konuşmayı taca çıkardı. Bugün için elimizde olan bu idi, ama ben halen Necip - Fernandes - Ernst olsaydı, dün rahat bir galibiyet alacağımızı iddia edebilirim. Esas vurgulanan da bu. Yine de eğrisi doğrusuna denk geldi, Simao'nun uzatmalarda merkeze geçişi gerçekleşti ve kupa bir şekilde bizim oldu. :)

Bahsi geçen kupa maçının takımın hastalıklı bir sürecinde idi. Tümden geldiğimiz için koşulları da katmamız gerekiyor, bunun aksi bir argüman olduğunu düşünmüyorum.

Yorumla katkı için teşekkürler.

Onurlu dedi ki...

Iste benim de dikkat cekmek istedigim nokta o zaten. Butun orneklemin topu topu 10 mactan olustugu, ustelik hipotezi destekleyen mac adedinin (2007-2008 sezonunun 2. maci, 2009-2010 sezonunun ikinci maci ve 2010-2011 sezonunun ilk maci) hipotezi curuten mac adedi (2008-2009 sezonunun ikinci maci, 2009-2010 kupa maci ve dunku mac) kadar oldugu bir ortamda tumdengelim yapmak hic de saglikli sonuclar dogurmaz. Ayrica bahsi gecen kupa macinda kadro tercihleri disindaki faktorleri de hesaba katacaksak bunu tum maclar icin yapmak gerek ve o zaman da ligdeki son macta Firat Aydinus'un ozellikle Aurelio'ya cikardigi karti Gokhan Unal'a cikartamamasi ve bunun yaninda mac icindeki genel tutumu da degerlendirmeye katilarak butun kosullar esit tutulmali.

Dunku macin ozelinden gidersek de bana gore maci dengeye getiren Simao'nun uzatmalarda merkeze gecmesinden cok Bobo'nun yerine Almeida'nin girmesi ve ileride top tutabilmeye baslamamiz oldu. Almeida'nin performansini gordukten sonra Bobo'yla gecirilen ilk yari ne yazik ki bosuna kaybedilmis bir ilk yari gibi geldi bana. Kaldi ki kupayi kaldirmamiza ragmen maci degistirenin Bobo-Almeida degisikligi veya Simao'nun merkeze gecmesinden bagimsiz dunku maci da kazanamadigimiz gozden kacmamali.

Necip-Fernandes-Ernst orta sahasiyla rahat bir galibiyet alacagimiz iddiasi ise Gencler ve Konya maclariyla (ki Sivas macinda Aureliolu kadro da bu tartismaya dahil edilebilir) curutulebilir bir varsayimdan oteye gitmez ne yazik ki, sonucta aksini ispat etmek mumkun olmadigi icin herkes dun sahada olmayan bir kadroyla kolay bir galibiyet elde edilecegini iddia edebilir.

Ozetle demek istedigim su, Schuster'in benim de katilmadigim kadro tercihleri oldu (sezonun ilk yarisindaki IBB maci bunlardan biri), ama takimla ilgili makro planindaki dogrulari kadro tercihlerindeki yanlislarindan cok daha onemliydi. Nitekim benim futbolda orta sahanin onemiyle ilgili sahip oldugum butun dusunceleri taca cikartarak 2007-2008'de Real'de kazandigi sampiyonlukla makro dogrularin kadro tercihlerinden daha onemli oldugunu gostermistir bana gore. Schuster, Guti'yi ulkemizin ofansif orta saha sanan zihniyetiyle hucum oyuncusu olarak degerlendirirsek 4-1-5 sayilabilecek bir duzenle sampiyon oluyorsa mac sahaya cikan kadroyla kaybediliyor demek acimasizlik olur. Sonucta temel olarak ayni seyleri savunuyoruz, bence de Besiktas'in mevcut kadrosunu goz onunde bulundurunca 3 merkez orta sahali bir duzenle oynamaliyiz, ancak boyle bir kadro sahaya ciktigi halde istedigimizi alamadigimiz maclar oldugunu gorunce bu tarz kadrolarin sahaya cikmadigi maclarda akil tutulmasi yasandigini dusunemiyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Onurlu,

Şunları bir düzeltelim önce. Ben Simao'nun ortaya geçmesi maçı dengeledi demedim, hele ki bunun maçı getirdiğini söylemem mümkün değil. Tüm olan-biten bilahare değerlendirilebilir, sayısız kırılma anı oldu. Necip-Ernst-Fernandes orta sahasıyla kazanacağımız iddiasının da diğer maçlarla bir alakası yok, yalnızca İBBSpor'un oyun formasyonu ve stili üzerinden yapılmış bir öngörü. Sonuçta hiçbir kadro, maçı başlangıçta kazanmaz.

Bir diğer nokta, bana göre sezonun ikinci yarısındaki maçta Aurelio'nun kırmızı kartı doğruydu.

Esasen ben Schuster'in makro planda berbata yakın işler yaptığını düşünüyorum. Kadronun gerçeklerini ve ligin karakterini göz önüne almadan teoride kalan hamleler bize üç maçta 12 gol yedirdi, (şimdi diyeceğiz ki Ferrari'nin dirseği; peki Konya, Kasımpaşa, takımın bir ara ilk golü yediği 19 maçtan ancak 3'ünü kazanmış olması; ben geçmişte çok yazdım, sadece bu yazı üzerinden sağlıklı tartışma olmaz) az kalsın geride bir enkaz kalıyordu; şükür ki iyi zamanda istifa edip gitti. Takımın fizik gücü iyi, pres gücü yüksek iken her şey iyi gidiyordu; fakat bütün sezon aynı ritmde gitmez. Hocalık becerisi bundan sonrası. Taktikten öte, planlama, gününe göre çözüm ve insna yönetimi işidir. Schuster hepsinden çaktı.

Guti'yi bu haliyle orta saha oyuncusu olarak görmemek asıl hata olur bence; bu halini tüm sezon geneli olarak düşünebiliriz. Asla ikinci orta saha adamı olacak durumda değildi, ama Schuster bunda ısrar etmeye çalıştı. Kendisi Beşiktaş tarihini en çok destek alan, ama en başarısız hocalarından biri, bu kötü dönem yaşandı bitti ve geriye hiçbir şey kalmadı.