Büyük Dinozorlar Çağı: IFABaurus!

Küre biçimindeki top, kale direkleri, düz ve yeşil bir arazi ve biraz beyaz toz Kraliçe Victoria Dönemi'nde de futbol oyunu için yeterliydi. Diğer gerekli unsur yalnızca insanlardı, bugün de öyle. Şükür ki büyük dinozorlar çağı halen sürüyor, şimdilik...
Gomes artık topları ilk seferde tutsa daha iyi olur tabii...!

Bilindiği üzere önümüzdeki hafta sonu Premier League'de sezon finali oynanacak. Geçtiğimiz cumartesi günü aralarındaki puan farkı 3'e düşen lider Man Utd ve takipçisi Chelsea, birbirleriyle karşılaşacaklar. United yüksek moral vaziyet ile gittiği Arsenal deplasmanından mağlubiyetle dönünce uzak ihtimal olarak görülen Chelsea'nin şampiyonluk şansı yeniden yükseldi, fakat epey tartışmalı şekilde. Zira Chelsea, Tottenham karşısında geri düştüğü maçı bir adet olmayan, bir adet de açık ofsayt olan golle çevirdi ve belki de bu yanlış kararlar ile şampiyon olacaklar. Diğer yandan CL bileti hayalleri suya düşen Tottenham üzgün ve kızgındı. Canı yanan menajer Harry Redknapp, ''Teknoloji ile doğru kararı vermek beş saniye alır. İnsanlar bu hataların oyunun eğlenceli yanı olduğunu söylüyorlar. Olmayan bir gol, nasıl olur da oyunun eğlenceli bir parçası olabilir?'' dedi ve tartışmayı ateşledi.

Olayın akşamında İngiltere'nin en çok izlenen futbol programı MOTD'nin yorumcu koltuğundaki Alan Shearer da üzerine basa basa, defalarca ''Herkes gol çizgisi teknolojisinin gelmesini istiyor.'' dedi ve sözkonusu herkes'ler, peş peşe basında yazılarıyla yer aldılar. Guardian'dan Paul Hayward bunlardan biri, konuya ilişkin en çok ses getiren yazılardan biri onunkisi. Bugün de bir haber çıktı ve FIFA'nın gol çizgisi teknolojisini bir sonraki sezon uygulamaya koyacağı yazıldı. Daha önceki haber, FIFA'nın iki sezon sonra isteyen ligin teknolojik ekipmanları denemesine izin vereceği şeklindeydi. Süreç hızlanmış ve Wayne Rooney'nin başına gelenler de eklendiğinde ''mobese futbol'' günleri başlamış görünüyor.

Şaşırtıcı olan, sürecin eşik aşımlarını tetikleyen her iki pozisyonda da Frank Lampard'ın bulunması. Hafta sonu oynanan Chelsea - Tottenham maçında kaleci Gomes, onun şutunu yumurtladı. Geçtiğimiz Haziran'da da kaleci Neuer'i ve çizgiyi geçerek gol olan şut, yine Lampard'a aitti. Her ikisi de doğru kararlar ile sonuçlanmadı ve eminim, Lampard da yalnızca doğru olanı isterdi. Gariptir, her ikisi köşetaşı olay da İngiltere'nin, İngiliz bir oyuncunun başına geliyor ve futbolun karar alıcılar masasında oturan sekiz kişiden biri, İngiliz. Diğer üçü İskoç, Galli ve Kuzey İrlanda'lı, kalan dört delege ise FIFA'ya ait. IFAB'yi oluşturan bu komite, sekiz üyeden oluşuyor. Senede iki kez toplanıyorlar, futbol oyun kuralları üzerinde tam yetki sahibiler. Bir değişiklik yapılması için yeter sayı altı kişi, yani FIFA herhangi bir kuralı değiştirmek istiyorsa, en az iki British üyeyi de yanına almak zorunda. Bu geçmişte çok kolay olmadı, hala da kolay değil. İlginç ama, bela paratöneri İngiliz konservatizmi bazen işe yarayabiliyor!
Futbol oyun kurallarına dair tutuculuğun temeli, geçtiğimiz günlerdeki şaşaalı düğün töreniyle yeniden trend olan ''İngiliz İmparatorluğu'nun Modern Dünya'yı Şekillendirmesi'' iddiasına dayanıyor. Bu iddiayı bir durum tespiti olarak kabul etmemek mümkün değil, aynı şekilde bugünün İngiltere'sinin kraliyet düğünü propagandasında verilen imajın çok gerisinde olduğunu da. Kendilerine has kibirle en önemli yaratıları ve ihraçlarından biri olan futbolun şüpheye yer bırakmayacak bir formu olduğunu ve hikmetinden sual olunamayacağını düşünüyorlar. Bunu oyunu oynama biçimlerine ilişkin saplantılarında da görebiliyoruz, fakat o durum kazanamadıkça esnedi, esniyor. Küresel ısınma tartışmalarında herkesin sorgusuz sualsiz kabul ettiği doğa dengesinin bozulması gerçeği gibi, oyuna yapılacak müdahalenin bu yaratılan futbol doğasını bozacağını düşünüyorlar. Haklılar, fakat bunun sebebi İngiliz üretimi oyunun ve kurallarının kusursuzluğu değil.

Kuralların ilk belirlendiği dönemdeki uygulamaların sebepleri ve değişikliklerin gerekçesine baktığımızda tetikleyici faktörün doğru/yanlış değil, oyuna ilişkin uzun süreli gözlem sonucunda oluşmuş yine oyuna dair artı/eksi olduğunu görüyoruz. Esasen oyunun büyüsünü yaratan dört ana faktör var: Ayakla oynanıyor oluşu, oyun alanının büyüklüğü, on bir kişiyle oynanması ve ofsayt kuralı. Diğer yandan kale vuruşunda ofsayt olmaması, ceza sahası içerisinden kullanılan serbest vuruşlarda ceza sahası içerisinde topa dokunamama zorunluluğu gibi başlangıçtaki ortaya çıkış sebebiyle bugünkü yararı bambaşka olan kuralların değişime uğramasının teklif dahi edilememesi bu bakışla pek mantıklı değil. Futbola ilişkin muhafazakarlığın getirisi, geçmişte oyun kuralları belirlenirken futbolun bir alt kültür olması durumuna karşın, bugünün futbolunun vahşi piyasa ekonomisinin boyunduruğuna girmesine karşı duruştur.

Futbolun insan üretimi, kerameti kendinden menkul kurallar dizisinin eksikleri olabilir. Mutlaka değişmesi gerekenler, fazlalıklar vardır. Fakat bu kurallar belirlenirkenki faktörler ile bugünküler çok başka. Esas çekince bu noktada ortaya çıkıyor ve çok izlenen, çok ilgi gösterilen maçlar için insan faktöründen öteye geçilerek topun çizgiyi geçip geçmediğini bir makinenin belirlemesi isteniyor. Aynı şekilde kamera saha içinde küfrettiğinizi yakalarsa, ceza alıyorsunuz; fakat bunların hiçbiri alt liglerde geçerli değil. Bunun anlamı, futbol maçlarının oyunun anayasası nezdinde önem sıralamasına tutulduğudur. Öyleyse gidin, hafta sonu amatör kümeden yükselme maçına çıkacak futbolculara oynayacakları maçın önemini sorun. Alacağınız cevaptan sonra kendinizden utanabilirsiniz.

Her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir ki, başta ofsayt kuralı olmak üzere hakemliği kusursuz bir uzmanlığı mümkün değil. (Gerçi bizim ülkede topun çizgiyi geçip geçmediğini kulübeden görebilenler var, Almeida'nın Karabük maçındaki golü sonrası...) En üstün nitelikli insan dahi, hakemlik hayatı boyunca yanlış ofsayt kararları verecek ya da açık ofsaytı atlayacaktır. Elinizde kalem çevirmek gibi, çok basit ama sonsuz bir yoğunlaşmayı gerektiriyor. Bir anlık dikkat kaybı her şeyin sonu olabilir ki, oluyor. İşi bu, yapacak; anlayışı makul değildir, zira böyle bir iş tanımı olamaz. İnsan sınırlarını aşan beklenti, oyunun artan hızıyla birleşince hakemlik müessesinin geleneksel yapısının yetersiz kaldığı söylenebilir. Bu kabul de edilebilir, fakat bunun çözümü makinede değil.

Çözüm, geçtiğimiz sezon uygulanmaya başlanan, bu sezon CL'de de denenen çizgi hakemidir. Asırlık hakem geleneğinin etkisiyle henüz geleneksel hakem triosuyla gereken birlikteliği kuramasalar da topun çizgiyi geçip geçmediğine kolayca karar verebilecek ve bu tür durumlarda doğru karar oranını %99'a çıkaracak olan beşinci ve altıncı hakemlerdir; çığırtkanlığı yapılan makine eldeki tek çözüm değil. Öte yandan basit bir iktisadi varsayım uyarınca, dünya genelinde gol çizgisi teknolojisi üreten iki adet firma var. Paranın kapitallere akışı yerine, uygulama tabana yayıldığı takdirde dünya genelinde çeyrek milyon insana hakemlik mesleği yoluyla iş kazandıracak, kendine hızlı zenginler yaratan futbol dünyasının kendi değerini aşan pastasının daha çok insanla paylaşılmasını sağlayacak olan ekstra hakem uygulaması tercih edilmesi gerekendir.

Bugün elde yalnızca futbol dinozorları(!), IFAB'nin tutucu üyeleri kalmış durumda. Bunlara IFABaurus diyorum, epey sempatik görünüyorlar. Lakin bu kalenin de düşmesi yakın. Makine her kale direğine gelecek bu gidişle, ama sezonda iki kez işe yarayınca ancak varlığı bilinecek. Çünkü futbolun semirdiği Victoria Dönemi'nin karanlığı, bazen modern dünyanın sahte ışığından daha parlak olabiliyor.

Konuya ilişkin geçmiş yazılar:

Gol Çizgisi Teknolojisi
Asistan Hakem

Noat Samisa

04.05.2011

6 yorum:

Flying Dutchman dedi ki...

Yazının katıldığım bazı noktaları olsa ve konuyu İngilizlerin gelenekçi yapısı temeline oturtulması tarafına da oldukça övgü dolu baksam da sonunda varılan yere katılmıyorum. Dayanaklarımı kendimce açıklamaya çalışayım.

Birinci olarak bence bu teknolojinin "ne için" istendiği üzerinden gidersek ve bunun futboldaki rolünü masaya yatırırsak daha yararlı olur diye düşünüyorum. Bu teknoloji futboldaki bir olgu üzerine karar vermek için kullanılıyor. "Gol"...Yani futbol sporunun amacı olan şey için. Futbolda kazananı ve kaybedeni doğrudan belirleyen tek şey için. Çünkü her ne kadar bi zaman zaman skora doğrudan etki eden şeyleri konuşsak da aslında etkisi 1'e 1 olan tek şey "gol"dür. Bir penaltı değildir örneğin zira önce topu içeri atmanız gerekir. Ya da kırmızı kart değildir, zira her eksik kalan takımın maçı kaybettiği gibi bir durum yoktur. Bu kural futbolun 1 numaralı belirleyicisi için alınıyor. Dolayısıyla çizgi hakemi, ofsayt kuralları gibi benzer şeylerden ayrılması gerekiyor. Bu başlıbaşına değerlendirilmeli. Bu yüzden de bu sporda her şeyi belirleyen o olgunun ben kesinlik göstermesini beklerim. Dediğim gibi bu oyundaki diğer her şey hakemin yorumuna bırakılabilir.Ama gol başka bir şey.Ve bunu 5, 6 ya da 7. hakemin görmesinin bir garantisi yok, o hakemlerin önlerindeki pozisyonda dahi yanlış karar verdiklerini gördük

Bir de pragmatist bir bakış açısı var. İngilizler bu gelenekçiliği örneğin Wimbledon'da da gösteriyorlardı. Yıllarca yağmur programı mahvetmesine rağmen inat ettiler. En sonunda 2 sezon önce merkez kortun üstünü kapattılar. Evet diğer kortlara hala yağmur yağıyor ama en azından çeyrek finaller sonrası yarı final ve finallerin oynandığı merkez kortta hiçbir sarkma yok. Bence amatör liglerle ilgili bakış açısı da böyle olmalı. Bir yerden başlamak gerekiyor.

Burada önemli olan bu kararın nasıl verileceği. Hakemin kulağına gelecek bir sinyalle olursa en fazla 5 saniye alır veya yardımcı hakemlerle bir görüş alışverişi. Burada oyunun durmasını ve soğumasını engelleyecek önlemler alındığı sürece ben arkasındayım.

Noat Samisa dedi ki...

Şuradan bakalım. Dünya Kupası'ndaki Almanya - İngiltere maçının yıldönümü yakınlarda, yani yaklaşık 1 yıl olacak. Ben takriben 150'den fazla canlı maç izlemişimdir canlı olarak, kaçında tanık olmuşumdur böyle bir duruma? Bir, iki; en fazla tanık olan bir yıl içerisinde beş kez rastlamış olabilir. Böylesi bir durum için, yani 100 maçtan 1'inde karşılaşılabilen bir vaka için tüm stadyumları ya da dahil olan unsurları makine ile donatmak ne kadar anlamlı?

Diğer yandan çizgi hakemlerine, yani şu zamanda asistan hakem olarak yer alan hakemlere biraz zaman verilmeli, yüzyıllık hakem teamüllerinin aşılması kolay değil. Hem ceza sahası içindeki aksiyonlar, hem de çizgiye geçip geçmediği konularında zamanla yardımcı olacaklardır.

Bir de futbolun diğer spor dallarıyla eşleştirilmesini kabul edemiyorum. Tüm bu muhafazakar hal, futbolun kendine has basit niteliğinden geliyor. Tenis hiçbir zaman halkın sporu değil zira.

Morpheus dedi ki...

Galiba esas problem dünyanın gittiği yönle alakalı.İnsanlar artık her şartta kazanmayı birinci planda tuttukları için aleylerine olacak en küçük bir durumu kabul etmek istemiyorlar.Bu teknolojiyi sağlayan iki şirketin olması da durumu daha çekilmez kılıyo benim açımda.ama şimdiki zamanda insanların,paranın kime gittiğiyle pek ilgileneceklerini sanmıyorum.İnsanların ses çıkaracağı esas kon oyunun akışının ne kadar kesileceğidir bence.Bu pürüz giderilirse alt liglerdeki futbolcuların ne düşündükleri kimsenin umrunda olmaz maalesef.Son olarak,yazının son cümlesine katılmakla birlikte,modern dünyanın sahte ışığının temelleri de Victoria Dönemi'nde atılmıştır.Belirteyim...

Övünç dedi ki...

@noat

İyi güzel demişsin de o yüz maçtan 1 tanesi Dünya Kupası çeyrek finali.4 senede bir olan bir organizasyon.

Birde işin şu yönü var ; tam olarak bilemiyorum yanlış karar verdiği için saha dışında dövülen,öldürülen,saldırıya uğrayan hakemler var mı ama net olarak hakemliği bırakan Frisk gibi Obrevo gibi çok ünlü hakemler var.

Bu işte bu kadar fazla para dönerken bu adamların böylesine ağır baskı altında saniyeler içinde doğru kararlar almalarını beklemek hem insafsızlık hemde takımlara haksızlık zaten.

Yazı her zaman ki gibi leziz.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Hatanın kritik olduğu kabul, DK'nın değeri de. Fakat Beşiktaş - İBBSpor kupa finalinde benzer bir pozisyonun gerçekleşme olasılığı daha az ya da daha fazla değil. 1966'da çeyrek finalde değil finalde olmuşluğu var bu olayın, eğer o gün de çizgi hakemi olsaydı sorun olmayacaktı. Zira o günlerde şahin gözü teknolojisi yoktu.

dehræb dedi ki...

adalet her şeyin esası değil mi?
en başta; lampard'ın sayılmayan golüne sevinen bir vicdanlı bir alman'ı tahayyül edemiyorum. kendi hesabıma söyleyeyim, takımımın maçlarında, haksız yere lehimize bir karar verildiğinde o maçtan pek de keyif alamıyorum. adil olmayan kararların sonuçları, bu meselenin muallakta bırakılmasına dair sunulan bütün argümanları hükümsüz kılıyor. çözüme gelince... en uygunu teknoloji gibi görünüyor fakat futbolu besleyen ve ondan beslenen unsurların tamamını düşünecek olursak, daha çok hakemin istihdamı da makul bir çözüm gibi (uygulandığı üzere). fakat hayatın akışı içinde, bu uygulama da geçici gibi görünüyor. özetle, insanın olduğu yerde hatalar da olacaktır. sorumluluk da bunları, zaman neyi gerektiriyorsa o şekilde çözüme ulaştırmaktır.