El Clasico 4'lüsünden Öğrendiğim 4 Şey

Mourinho'nun ego otobüsü, takoz, demeç ligi şampiyonluğu, por que, UNICEF komplosu, aptal olmayan Einstein, tekmeler, itiş-kakış, otel odası... Guardiola'nın küfürü, koridor kavgası, zanlı Busquets, ödüllü bir tiyatral yapıt olarak Pedro Mascherano Barcelona... ve CL finalindeki Barcelona, önümüzdeki sezonu da İspanya'da geçirmeye niyetli biri ve şefin spesiyali, buyrun...
El Clasico serisi heyecan endeksi, Mourinho'yla öğle bülteni...

1- Barcelona çok üstün, en üstün

Futbol tarihinde pek çok köşetaşı dönem var. Bir takımın, bir hocanın, bir oyuncunun yalnızca dönemini etkilemekle kalmayıp, geleceğe de yön verdiği sıklıkla görülmüştür. Futbolun devinimi bu suretle devam etmiş ve her adım, peşinden bir karşıt adımı getirmiştir. Barcelona da kuşku götürmez şekilde bu günlerin en iyisi olmakla birlikte futbol tarihindeki başlıca yenilikçilerden biri olarak adını tarihe yazdırdı. Onları en iyi anlatan, yine başlarının belası Jose Mourinho:

''Barcelona bir proje üzerine tanımlanmış bir takıma sahip. Cruyff'tan Van Gaal'e, Rijkaard'a ve şimdi Guardiola'yla yıllardır bir felsefeyi takip ediyorlar.''

Barcelona bir köşetaşı, çünkü tarihte daha önce hiçbir takım bu denli uzun süre bir arada ve aynı futbol fikri doğrultusunda idman yapan ve aynı kültür ortamında yetişen oyunculardan oluşturulmamıştı. Yalnızca takım arkadaşının sahanın neresinde olacağını bilen değil, o pası almazsa arkadaşının aklından ne geçeceğini de bilen bir grup onlar. Alan bulduklarında iki ceza sahası arasını muhteşem bir ahenkle; libero kaleci, kusursuz paslar, paslara yardımcı olan ve pasları tamamlayan boş koşular ile inanılmaz final pasını takip eden net son vuruşla aşabilen bir takımlar:


Valdes'in ayak içi mi, Iniesta'nın topu incecik araya koyuşu mu?

Bunun yanı sıra dünyanın en zengin kulüplerinden biri ve eksik yerlerini dünyanın en iyi, en nitelikli oyuncularıyla yamama kudretine sahipler. Aynı zamanda kulübün erk sahibi bir kurum gibi görüldüğü, sıradışı sosyo-kültürel ortama sahipler. Bundan da fazlası, takım olma standartlarını aşmış olan bu ekibe eklemlenen, sürecin kendisine kadar gelen kısmıyla kontrast oluşturacak ölçüde doğrudan problem çözücü nitelikleri olan Josep Guardiola. Onun katkılarıyla Barcelona bugün futbolun sancağını taşıyor, yenilmez gücünü ve trend belirlemeyi sürdürüyor. Jose Mourinho aradaki makası nispeten daraltsa da ezeli rakipler arasında halen bir uçurum olduğu bu seride tekrar onaylandı.

2- Guardiola makineyi yağlamaya devam ediyor

Geçenlerde öğrendiklerimizin bir kısmını anlatmıştık. Aradan fazla zaman geçmedi, Guardiola CL serisinin ilk maçında yeni bir şeyler daha gösterdi. Her zamanki gibi rakibinden öğrenerek, kaybedilen Copa Del Rey finali sonrası kendi payına düşen dersi alçakgönüllülük ile hırs karışımı olması muhtemel duygularla çalıştı ve tekrardan bir yeni fark yarattı. Arka alanda birbirine yakın duran katı Real Madrid'in kazandığı toplarda Barcelona arka alanındaki boşlukları kullanması sorununu, takımının savunma dörtlüsünü Barcelona geleneğiyle zıtlık oluşturacak şekilde kendi yarı sahasında tutarak yanıt verdi. Bu durum takımına arka alanda yüksek direnç kazanırdı, Puyol etkisiyle birlikte rakip kontra ataklarını tümüyle pasifize etti. Ayrıca arka alanda daha kalabalık olmak, Barcelona'ya topa daha çok sahip olma imkanı sağladı; Hücum gücünden biraz feragat etseler de galibiyete bu yoldan ulaştılar. Çaresiz kalan rakibin sinirlerini bozuldu, Ronaldo'nun isyanında olduğu gibi, çok fazla yıprandılar. Copa Del Rey'de ortaya çıkan alan genişletme -aşırı merkeziyetçi oyun nedeniyle son çizginin kullanılmaması kaynaklı- zaafının da Afellay ile doğrudan çözüme gol ile ulaşması, maç planını hedefe ulaştıran faktör oldu.

Johan Cruyff'un Barcelona makinesi, temel düzeyde halen çalışıyor ama Guardiola sahip olduğu pragmatist anlayış ve taze fikirlerle bu makineyi yağlamasa, sözkonusu kupalar olduğunda Cruyff'un pek çok fikri bugün bir anlam ifade etmiyor. Guardiola, daimi atak ve sürekli ön alanda oynama fikrinin teori saplantılı ve mazide kalmış geçersizliğinin farkında olarak takımını sürekli kazanma yoluna uyduruyor ya da yeni kazanma yolları buluyor, uyguluyor. Xavi ve Mourinho gibilerine göre Pep, bu yetilerini dünyanın her yerinde gösterebilir. Bu belki şimdilik tartışmalı, ama şu kesin ki onun bu takımla olan birlikteliği puzzle'ın parçaları gibi. Birbirlerinin yuvasına oturuyorlar.

3- Şanslı kişi, nesneler arasındaki görünmez bağların farkında olandır

Barcelona'nın sahip olduğu güç, satın alınabilir değil. Oyuncuların her birinin bir değeri olabilir. İnsanoğlu aç gözlüdür, olur ya akılları çelinebilir. Lakin bu ahenge ulaşabilmek için yalnızca bir oyuncu ya da oyunculara değil, bir oyuncu grubuna ihtiyaç var. Aynı şekilde onlar arasındaki bu görünmez bağları kesebilmek, koparabilmek için de gözün ilk bakışta gördüğünden fazlasına gerek var. İsimlerinden biri Felix (şanslı) olan Jose Mourinho, futbol ortamında bu yetiye haiz olan nadir birkaç kişiden biri. Onlardan üstün bir tez üretme şansı olmasa da (dev projeye karşı tek kişi) son iki yılda Barcelona'nın sahip olduğu arızaları herkese ve Guardiola'ya göstererek, bugün yaratılan steril dominasyon'un ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Bir bakıma bu Barcelona canavarını Jose Mourinho yarattı.

Copa Del Rey Finali'nde Pepe'yi savunma önünde süpürücü olarak değil, orta üçlünün solunda Xavi'nin markajı olarak kullanması, bu seride yaptığı tek çarpıcı taktik hamle idi. Onun markaj becerisi ve sertliğinden yararlandı. Bunun dışında, Inter'de yaptığı gibi birbirine yakın hatlar ve hedefe yönelik yüksek motivasyon ile kazandı. Sezonun ilk yarısındaki 5-0'lık maçta olduğu gibi yeniden intihar etmedi ve Arsenal'in de reaktif oyunla kazandığı gerçeğinden hareketle teorinin, gerçeği geriden takip ettiğini bir kez daha tasdikledi. Barcelona'ya bu şekilde karşılık vermek, oyunu bir şekilde ayrıntılar üzerine taşıyabiliyor. Üçüncü maçta Pepe atılmasa ya da son maçta Higuain'in golü sayılsa, gibi varsayımlar Barcelona'nın yavaşlatılması sayesinde mümkün olabiliyor. Barcelona makinesinin yağı bitmedikçe, gücü azalmadıkça ve bir futbol delisi sıradışı bir şey göstermedikçe, bilinen yegane şans bu. Wembley'de Sir Alex Ferguson'da da benzer bir yaklaşım görmemiz olası. O da kazandığı sürece korkak, sıkıcı ve olumsuzcu olmayı iltifat sayacaktır.
4- Futbol rahat koltuklarda oynanmıyor

Bu serinin bitmesine en çok sevinen, İspanya milli takım hocası Vicente Del Bosque olmalı. Yeniköy Kasabı, maçlar sırasında sahada olan-bitene dair endişelerini dile getirmişti. Milli takım kampında oda arkadaşı olan futbolcular, ''...abi çekiyoruz diye yani kimse bizim korkacağımızı sanmasın'' minvalinden sözlerle saha içinde dalaştılar. Yetmedi, koridorlarda kavga ettiler. Sabıkalı Pepe tekme attı, canı yanan yerde yatarken bir sonraki pozisyonda havadan nem kapan suratını tutar oldu. Pedro ve Busquets'in oyunculuk becerisi takdir topladı(!) ki, Busquets'in geçen sezonki Inter eşleşmesinden kalma sabıkası da vardı. Guardiola oyuncularına kendinizi yere atın, hakemin üzerine oynayın dedi mi, yoksa Mourinho tekme atmayı salık mı verdi? La Masia'da bunları öğretmiyorlar, MouPad'de de frp oyunu yoktur herhalde! Sıklıkla pek çok derbide görüldüğü üzere futbolcular atmosferden, baskı unsuru olan tüm etmenlerden etkinlenerek dark side'a geçtiler.

Mourinho'nun akıl oyunları ve Guaridola'nın karşılıkları, her maç öncesi ve sonrasındaki basın toplantılarının heyecanla beklenmesini sağladı. Saha içinde en iyisini yapan hocalar, saha dışında da kendilerine bir demeç ligi kurdular ve tartışmasız galip Jose Mourinho oldu. Fakat saldırgan demeçler ters tepti ve üçüncü maçta Jose Mourinho kendi silahıyla vurularak kulübeden atıldı. UNICEF komplosu iddiası, UEFA'nın yönetim kadrosuna dek varan eleştiriler son nokta oldu; maçları kazanamadıkça onursal başkan Di Stefano ve başkan Calderon'dan tepki gördü. Taraflı basının (Marca - As ve El Mundo Deportivo) manşetleri, haberleri Guardiola'nın akl-ı selimi kaybederek zıvanadan çıkması ve en ciddi olay, Busquets'in Marcelo'ya ''mono'' yani maymun dediği iddiası... çirkinleşen, aşırı doza ulaşan El Clasico serisine bir noktada illallah dedirtti.

Provokatörler bir yana, futbol gazete sayfalarında, basın toplantısı salonlarında ve yeşil sahada rahat koltuklara kaykılarak oynanmıyor. Televizyon ekranından bakıp eleştirmek, ahkam kesmek kolay ama bu kadarı da fazlaydı.
Hoşgeldin Abidal...!

Orijinal Konsept: Guardian - Five Things we learned from Premier League this weekend

Noat Samisa

05.05.2011

2 yorum:

Beyzade dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş. ellerine sağlık.

Celal Abbas dedi ki...

teşekkürler güzel yazın için.