Bebe'ye Baba Şefkati Gerek

Aslında Beşiktaş'ın yeni forveti Bebe ve transferi üzerinde yazmayı düşünmüyor, bu ikircikli meseleyi uzatmak istemiyordum. Bu konu, yakın zamanda yazdığım menajer Jorge Mendes ve Beşiktaş ilişkisine dair yazıya eklemlendiğinden, aynı şeyleri tekrar etmenin anlamı olmayacaktı. Fakat son günlerde elime ulaşan iki yazı, fikrimi değiştirmeme sebep oldu. Hem bunlardan bahsedecek, hem de sözkonusu yazının içeriğinde yanlış anlaşıldığını düşündüğüm bazı noktaların üzerinden geçeceğim.Öncelikle, sözkonusu yazıdaki Bebe bölümü ortadadır. Tekrar tekrar okunabilir, orada kastedilen kesinlikle Bebe'nin alakasız şekilde Man Utd'a çakıldığı değil, transfere sürecine ilişkin usulsüzlüklerdir. Bahsi geçen konular Bebe'yle ikinci bir kontratın yapılması meselesi, daha önce çalıştığı menajerin devre dışı bırakılması ve haklarının transferden çok kısa süre önce üçüncü şahsa geçtiği iddiasıdır. Bunlar çeşitli kanıtlarla birlikte İngiliz gazetelerinde yazıldı. Bu konu üzerine Alex Ferguson vaktiyle şöyle konuşmuştu:

SAF: ''Bu konuda ne söyleniyor tam olarak bilmiyorum. Bebe, Guimares'e geldiğinde biz çalışmalarımızı yapmıştık ve izlediğimiz maçlarda gördüklerimiz üzerine kararımızı verdik.''

Manchester United taraftarlarınca çıkarılan ve ücretli bir yayın olan RedNews Fanzine'in Eylül ayındaki sayısında Bebe transferi üzerine çıkan yazıya bu alıntıyı iliştirmiş ve yazar söze kendisi devam etmiş: ''...ama onun başka bir kulübe imza atmasını bekledik!?'' Şöyle ki, Man United'ın Portekiz scout'u (ayrıca Carlos Queiroz'un tavsiyesiyle) Bebe'yi geçen yazdan çok daha önce izleyip kulübe rapor etmesine karşın, oyuncu yaz başında Vitoria Guimares'e bedelsiz transfer yaptıktan iki ay sonra, büyük bir meblağ karşılığında Man Utd'a transfer oldu. Durum bu. Bunun üzerine bazı Man Utd taraftarları ''...ama Mendes çok büyük kulüplerle çalışan ünlü bir menajer...'' demişler midir, şahsen sanmıyorum. Sonuçta hadisenin sıradışılığı üzerine haberler büyüdü ve bu transfer hem Man Utd'ı, hem de Bebe'yi zor duruma soktu.

Nitekim sözkonusu fanzindeki yazının başlığı ''Bebe'yi Zora Koşmak'' şeklinde. Yazıda konunun üç muhatabı da (Man Utd, Bebe ve Mendes) değerlendirilmesine rağmen, odağa Bebe'nin içerisine sokulduğu zor koşullar konulmuş. Diğer yandan, bilindiği üzere United taraftarının yerel kanadı epeydir ''Love United, Hate Glazer'' kampanyasını yürütüyor. Kampanyanın çıkış noktası, Glazer'ların kulüp üzerindeki hakimiyet sürecinin kulübün geleceği için endişe verici olması. Glazer'lar United'ın hisselerine kredi alarak sahip oldular ve bu krediyi kulüp üzerinden geri ödüyorlar. Futbolun hakimiyeti tümüyle profesyonellerin elinde olsa da, Alex Ferguson gibi bir deha işin başını çekmeye devam etse de, futbol harcamaları denk olsa da (hatta futbolcu maaşı/yıllık gelir oranı en düşük EPL kulübü Man Utd, sadece %46) ve takım halen katıldığı her kulvarda zirveye oynasa da rahatsızlar. Bu gidişatın doğru olmadığının bilincindeler. Çünkü eskisi gibi olmayan şeyler var, mesela yakın zamanda Man Utd'ın transfer stratejisi radikalleşti. Tekrar satışa olanak vermeyen hiçbir transfer yapmıyorlar, asla belli bir yaşın üzerinde oyuncu almıyorlar. Çünkü kulübün finansal düzeni hassas dengelere bağlı ve aynı zamanda daima yarışmacı kalmak niyetindeler. Yaptırım gücü olan taraftar, takımın zirve iddiasının azalmasından duyacağı endişenşn neticesinde yapılan harcamalara karşı eskisinden daha hassas.

Transferin Bebe tarafı ise transfer hikayesinden dolayı zorda kaldı. Önyargı oluştu, üstelik Bebe fiziken yetersiz haldeydi ve uzun süre reserv takımla dahi maçlara çıkamadı. Kendisine özel hazırlanan dayanıklılık ve devamlılık idmanlarını yaptı. Sözkonusu yazı, hikayenin bu noktası üzerine odaklanarak sonuçlandırılmış: ''Her ne olmuş olursa olsun, bu transfer hesapsızca yapılmış ve çok para ödenmiş olarak görünüyor. Bazılarımız değişen transfer stratejimizin genç oyuncuların gelişimine yönelmesinden memnun ve onların çalışarak yükselişini görmek istiyorlar, ama nihayetinde elimizde çok sayıda tecrübesiz ve zamana ihtiyacı olan oyuncu olabilir. Bebe gibi zor durumda kalabilirler. Daha alt seviyede gelişebilecekken, bu seviyede başarısız olmaları gelecekleri adına onlar için kötü olabilir. Bu durum beni, Alex Ferguson'un kariyerinin son demlerinde bu yeni transfer yolundan etkileneceği hususunda endişelendiriyor.''

Sonuçta Bebe kötü bir başlangıç sezonu geçirdi, sivrilemedi ve sezon sonunda kiralandı. Man Utd ise yazarın endişelerini bu sezon için haksız çıkararak ligdeki 19'uncu şampiyonluğunu kazandı ve CL'de final oynadı. Yazının son cümleleri ise üçüncü muhatap ile ilgili:

''En azından, her zamanki gibi bir kazanan var, nihai sonuç ne olursa olsun. Bebe sözleşme imzalarken, 'Jorge Mendes bana Man Utd'ı seçmemi tavsiye etti.'' demişti. Jorge Mendes, çalan telefonunda Man Utd'dan birilerinin adını gördüğünde Macarena dansı yapmaya başlamalı.''

Bunu yazan kişi, transfer dinamiklerinden ve ticaretten anlamamakla eleştirilmiş midir, bilemiyorum. Sanırım insanların büyük çoğunluğu, kör göze parmak hükmündeki sıradışılıkların farkında. En azından yeni şeyler gördüklerinde tepki verebiliyorlar. Bu bağlamda bir yeni haber elime geçti. Haber, geçtiğimiz Nisan ayında Portekiz kaynaklı bir futbol finans sitesince geçilmiş. Araştırınca, bu konuyu daha evvelinde BBC'den David Bond'un da yazdığını gördüm. İki haber de Hugo Almeida'nın haklarının %45'ini elinde bulunduran Quality Sports Investments LP fon şirketiyle ilgili. Oluşturulan sisteme dair detaylar şöyle sıralanmış:

- Jorge Mendes ve Peter Kenyon ortaklığında kurulan şirket Amerika, Avrupa ve Orta Doğu'da en az 15 katılımcı, iş adamı aranıyor. Katılımcılardan fona minimum £1 milyon yatırmaları isteniyor.

- Şirket bir vergi cenneti olan Jersey Adası'nda kurulu. İştirakçilere düşük vergi garantisi sunuluyor.

- Şirket, ilk üç ila beş yıl için katılımcılarına en az %10 kar sözü veriyor.

- Şirket, ana hat olarak fon iştirakinin yasal olduğu(?) üç ülkede (Portekiz, İspanya ve Türkiye) iş yapacak. Yükselen oyuncuların Avrupa'nın zirve kulüplerine transfer yapmasına çalışılacak.

Net olarak her iki haberde de Türkiye adı geçiyor. Bu haberler üzerine ortada fol yok, yumurta yokken herhangi biri ''Muhammed Demirci Fona Satılacak!'' diye haber yapabilir, çünkü elde malzeme var. Birincisi Muhammed gerçekten çok yetenekli biri, ikincisi ise koskoca futbol dünyasından üç ülke seçilmiş durumda ve Beşiktaş, halihazırda aynı fon şirketiyle iş yapıyor. Beşiktaş kulübü sözkonusu haberi yalanlasa da şartlar her açıdan bu anlaşmaya yatkın, ileride yeni gelişmeler olacak ya da kokusu çıkacaktır.

Tüm bu hikayede benim eleştirdiğim, esas odaklandığım nokta, Beşiktaş'ın yalnızca 20 oyunculuk bir portföyden sahip olabileceği 10 yabancının 6'sını seçmesidir. Tüm bu yazıların sebebi, bu durumun saçmalığı ve yanlışlığı üzerinedir. Genelde ''...ama iyi oyuncu!'' iddiasıyla yapılan transferlere destek çıkılıyor, lakin kimse bu futbolcuların kötü olduğunu söylemiyor. Mesele, bugün Beşiktaş'ın Arda Turan'ı transfer etmesi olasığının saçmalığıyla aynı. Arda Turan çok iyi oyuncu, ama Beşiktaş'ın kanatlarında iki çok iyi oyuncu var. Ya da Beşiktaş Ernst ile şampiyon oldu, fakat farkedilmeli ki Fernandes , Ernst'le çok az ortak yönü olan bir oyuncu... gibi, örnekler çoğaltılabilir. Tayfur Hoca'nın kapalı kutu durumu da dengesiz kadro yapılanmasının sezona yansıtacaklarına daha kuşkulu bakmaya neden oluyor.
Diğer yandan, uygulanan politikaya ilişkin komplo'vari kuşkuları artıran olaylar var. En basitinden, bahsi geçen tüm bu fon anlaşmaları ve transferler Beşiktaş'ın yararına olacaksa, hiçbir şeyi saklamanın anlamı yokken bazı bilgilerin gizli kalması. Cengiz Zülfikaroğlu'nun ağzından yazılan ''Valencia, oyuncuyu 3 yıllık opsiyonlu Beşiktaş’a kiraladı. Bizim bilmediğimiz başka birşey mi var, o konuyu da araştırıyoruz.'' sözleri epey ilginç mesela. İki yıl sonra kontratı biten oyuncu nasıl üç yıllık kiralanıyor ya da üç yıllık kiralama nedir, pek anlaşılır değil. Valencia'nın isteği üzerine 1 Temmuz'da açıklanacak deniyor, Fernandes gazetelere konuşuyor ve şu %50'lik hisse meselesine dair yeni bir gelişme yok. Diğer yandan Cristiano Ronaldo ülkeye geliyor, Demirören'le kurduğu iş ortaklığının neticesinde Demirören AVM'yi ziyaret ediyor. Akla takılıyor, acaba bahsi geçen 15 yatırımcıdan biri de Yıldırım Demirören olabilir mi?

Nereye otel, nereye AVM yapılıyor; bunun Beşiktaş'ı ilgilendiren bir yanı yok elbette. Ama kulübün muhtemel nakit sıkıntısı neticesinde dün yeni bir %2.5'luk hisse satış kararı duyuruldu. Aynı Beşiktaş, devre arası 2 milyon avroluk bir nakiti sözkonusu fon şirketinden alarak Hugo Almeida transferini kasadan hiç para çıkmadan gerçekleştirmişti. Bu konuya ilişkin henüz yaz transfer dönemi başlamadan evvel bir tahminim olmuştu. Ya Almeida satılacaktı, ya Beşiktaş aynı adamlarla daha çok iş yapacaktı; ya da her ikisi birden. Hangisinin gerçekleştiğini hep birlikte izliyoruz.

Beşiktaş kulübünün Almeida transferinden kara geçmesi için iki olasılık var. İlki elbette oyuncunun satışı. İkincisi ise oyuncunun da katkısıyla sportif başarı yoluyla para kazanılması. Bu ikisi de mümkün olmadığı takdirde, fon anlaşması tümüyle fon şirketinin lehine ve benim de tüm çekincem, Beşiktaş'ın sportif başarıyı üretecek yapıdan yoksun olması ve bu yönde atılan adımların, yine beklenen sonucu vermeme ihtimalinin fazlalılığı üzerine. Her mağlubiyet sonrası ağlama duvarı seanslarının bir anlamı olması için, her gün bir fikre sahip olmak şart. Basketbol şubesi neden bu halde, sorusunu şu olaydan sonra sezon içerisinde sormanın anlamsızlaşması, bir diğer önemli nokta.

Toparlarsak, yeni transfer Bebe, burada nispeten sağlıklı bir ortam bulabilir, en azından başlangıçta. Manchester'da işler en baştan sıkıntılı idi, burada ise sıfır baskı ile işe başlayacak. Man Utd'dan onay alan ham yeteneklerini sergilemeye başlarsa ne ala; hem Bebe kazanacak, hem de Beşiktaş. Ama işler yine kötü giderse, Bebe'nin kariyeri üzerine kalın bir çizik atan bıçak, Dolmabahçe ahalisinin elinde kalabilir. Başlangıçta biraz baba şefkati gerek, sonrası oyuncuya bağlı. Onun performansı, Beşiktaş - Jorge Mendes - Fon ilişkisinin de gelecekteki gidişatını belirleyebilir. Bebe'nin kiralık sözleşmesine konulan opsiyonun bir kısmı, iyi performansı halinde fon tarafından karşılanabilir ve oyuncunun yeniden satışı, bu yatırımı yapanların hayalini kurduğu şey olmalı. Bu halde üç taraf da kazanır.

Noat Samisa

21.06.2011

12 yorum:

SŞB dedi ki...

yine çok güzel bir yazı. fakat merak ettiğim bir şey var, bilmem senin haberin var mı?
tff ne düşünüyor acaba bu futbolcuların haklarının 3. kişilerin elinde bulunmasına. yakın bi tarihte (hiç sanmam ya) bu konuya ilişkin bir düzenleme gelir mi federasyondan?

emireri dedi ki...

belki de y.d. kulüpten alacaklarını bu yolla tahsil etmenin peşindedir? kim bilir!

eğer planları tutarsa oyuncular değerlerini bulur ve diğer kulüplere sıçrama yapabilirse, bundan beşiktaşın pek bir zarar göreceğini düşünmeyenlerdenim, ancak çizilen en kötü senaryonun da gerçek olma ihtimali yüksek.. yani bu yapılanmanın planlı ilerlemediği çok açık ve net, ve diğer yandan muallakta kalan birçok nokta mevcut. kulüp üzerindeki kara bulut tabakası günden güne kabarıyor ve delegelerde buna resmen çanak tutuyor. bu durumda bize sadece "enough yıldırım demirören!" demek kalıyor...

Hynza dedi ki...

fotomaç tadında bir başlık olmuş :)

dehræb dedi ki...

"benim de tüm çekincem, Beşiktaş'ın sportif başarıyı üretecek yapıdan yoksun olması ve bu yönde atılan adımların, yine beklenen sonucu vermeme ihtimalinin fazlalılığı üzerine." demişsin.
aslında buradaki "sportif başarıyı üretecek yapıdan yoksun" olan yönü biraz daha irdelesen hiç fena olmazdı... diğer taraftan, beşiktaş'ın şu anki kadro derinliğiyle ilgili düşünceni merak ediyorum... mesela; orta sahadaki belirsizlik hatta çok zaman aurelio'ya muhtaç bırakmayan dördüncü bir ismin olmayışı, defansın kanatlarındaki soru işaretleri, uyum sorunları gibi... guti'nin alternatifi, fernandes midir? akla gelen isimler veli ve simao'nun pas alış verişi o bölge için yeter mi? bunlar (transfer yapılmazsa) sezon içinde çokça konuşulacak ama önemli olan şimdi konuşmak değil mi?

dehræb dedi ki...

"sportif başarıyı üretecek yapıdan yoksun"luğu biraz daha irdelesen güzel olurdu noat.
diğer taraftan, beşiktaş'ın mevcut kadro derinliği ve tayfur hoca'nın oyun planıyla (bugüne dek bıraktığı intiba kadarıyla elbette) ilgili görüşlerini merak ediyorum.

Noat Samisa dedi ki...

SŞB,

Sanmıyorum. Sadece elde olan oyuncunun haklarının satılması değil, yabancı oyunculardan Türkiye'de oynarken belli bir hakkı ülkesindeki şirket ya da kulüplerde olan oyuncular var. Andre Santos gibi.


Dehraeb,

Geçen sene olsa bu irdelemeyi yapardım, ama bu yıl futboldan öğrendiklerim bunun anlamsız olduğunu düşünmeme sebep oldu. Bir de sonradan iş ''ben demiştim'' oluyor, bu da itici. Ben takımın ancak ilk dördü zorlayabileceğini düşünüyorum, en fazla bunu not olarak düşeyim.

powerslide dedi ki...

hocam kendimi bir an titanic filminde sandım okurken. gemi buz dağına çarpmış bizler yukarıda herşeyden habersizken sen kazan dairesinden yukarı koşup bizlere olanları ve olacakları anlatıyormuş gibi oldu. yıllardır her sezon öncesi heyecanla lig başlasın hadi bu sene döktürelim artık diye beklerken ilk defa bu sene içimde bir huzursuzluk ve umutsuzluk var. sen ilk dördü zorlarız derken iyimser olmuşsun gene.

menderes mete dedi ki...

fon uygulaması sadece almeida da var sanırım diğer oyuncularda henüz böyle bir anlaşma olmadı.Mendes konusunda da bence fazla şüpheci davranıyoruz.Mendes işini yapıp para kazanmak istiyor.Daha çok kazanmak için bu tarz uygulamaya gidiyorsa bunu normal karşılamak gerek.Yıllarca abuk sabuk menejerlerden kazık yedik.Hala elimizde bu kazıklar.Sivokun bile alıcısı yok.Kiralama yoluyla 2 oyuncu aldık bize zararı bunlar kadar olur mu? Sanmıyorum.Mendes'den yiyeceğimiz kazık bunlar kadar olmaz.Bu sene ben baya umutluyum çok iyi bir kadro kuruldu.En önemlisi Ersan ve Pektemek transferi ile birlikte yerli sıkıntısı azaltıldı.Diğer gurbetci gençlerden de 1 kişi yakalasak yeterli olacaktır...

dehræb dedi ki...

"bu yıl futboldan öğrendiklerim bunun anlamsız olduğunu düşünmeme sebep oldu." deyince "cehalet mutluluktur" sözü aklıma geldi. ben de son yazılarını okudukça, özellikle de fon ilişkisini öğrenince futbolun ilişkiler yumağından pek haz almadım. futbolun saha içi ve görsel yönüyle haşır-neşir olan bizim gibi taraftarlar/izleyiciler için "aslında birçok şeyi bilmemek daha mı iyi?" diyesim geliyor. hatta bazen, bu kadar menfaat ve çıkar ilişkileri içeren futbolun mutfağının temiz olabileceğine inanmak pek safiyane, diye düşünüyorum. neticede, yüzlerce/binlerce kişinin emeğinin hasılası olan büyük musluklar, birkaç kişinin elinde ve sorumsuzca akıtılıyor çoğu zaman. acıyorum ve bununa yetinmekle kalıyorum. bize de maçları izleyip yorum yapmak/dinlemek kalıyor. işte bu kadar.

dehræb dedi ki...

ve futboldan zevk almak için bize yine la liga yolu görünecek o zaman. her şeyin en iyisini biz yapacak değiliz ya!

dehræb dedi ki...

@menderes mete
mendes hakkında yazdıklarına kısmen katılabiliyorum. elbette herkes namusuyla para kazanacak işini yapacak lakin menajere göre futbolcu almak sorunu baş gösterebilir. noat'ın da mendes bataklığı yazısında irdelediği buydu yanılmıyorsam. "Fark, Porto ve benzeri kulüplerin oyuncuları çoklukla kendilerinin bulması ve Mendes'in ve Mendes gibilerin olaya sonradan dahil olması." örneğin; transfermarkt sitesinden baktığımda, porto'da ve mendes'le ahbab olan mourinho'nun r.madrid'inde gestifute'den çok sayıda futbolcu yok. futbolcu sayısı-menajer oranında bir menajerin ağırlığı pek sezilmiyor. açıkçası ben, takımımın kendi scoutlarının olmasını, kendi oyun felsefesi ve ekolüne göre oyuncu seçmesini, menajerlerle de -gerekiyorsa- sonradan aracılık vs. bağlamında irtibat kurulmasını isterim. [çok şey istedim sanki:)] yoksa transferde bir nevi "menajere görelik" pek sağlıklı görünmüyor.

menderes mete dedi ki...

@dehræb
elbette scout sistemi olsun isteriz ama malesef olmuyor,yapılmıyor.Tek menejere bağımlı olunmasına bende karşıyım ama ahmet bulut vb kişilerle çalışılacaksa mendes ne kadar getirsede ses çıkarmam.