Jorge Mendes Bataklığı

Beşiktaş Jimnastik Kulübü, bugün bir başka Jorge Mendes oyuncusu olan Benfica'lı Sidnei için transfer görüşmelerine başladığını duyurdu. Pek çok kişi gibi oyuncuya şaşırdım, ama arka planı benim için sürpriz olmadı. Gerçek şu ki, Sidnei'in bonservisinin %50'si Jorge Mendes'in Gestifute şirketinde -diğer yazılan, %70'i Benfica'da ve kalan %30 Brezilya kaynaklı bir şirkette- Benfica kulübünün transfer yapıldığında bu yönde resmi açıklaması var. Diğer yandan Manuel Fernandes için resmi açıklama yapıldığı günden bu yana epey zaman geçti, bu transfer hikayesinde halen tek bir yeni açıklama ve gelişme yok. Bekliyoruz. Beklerken de boş durmayalım ve neden bu transfer ilişkilerinin üzerinde neden bu kadar durduğumuzu anlatmak, paylaşmak adına Jorge Mendes Bataklığı'nı anlatalım. Hikayeye şuradan başlanabilir, zira ben biraz fazlaca ayrıntılara dalacağım.

Öncelikle hikayenin başlangıcını çok kısa özetleyelim. Bar işletmecisi Jorge Mendes, 1996 yılında ilk işini yaparak girdiği menajerlik piyasasında sahip olduğunu konumu ve nüfuzu zamanla büyüttü. Öyle ki, Mart 2002'de o dönem Portekiz'in en gözde menajeri Jose Veiga'ya posta koyar hale gelmişti. İkilinin iç piyasaya hakim olma savaşını, havaalanında yaptıkları kavgada olduğu gibi Jorge Mendes kazandı ve Portekiz'in altın jenerasyonunu adım adım eline geçirerek büyümeye başladı. Fakat eti-budu belli olan Portekiz Ligi, hem futbolculara hem de Jorge Mendes'e dar geliyordu. İlk büyük işini 2002 yılı yazında yaptı ve hep birlikte bugüne geldik.

2002 yazında İsviçre'de düzenlenen U-21 Turnuvası, bir dönüm noktasıdır. Tribünde oturan Jorge Mendes, yanında konuşulanlara kulak kabartarak muhabbete dalar. İki kişi Hugo Viana'dan bahsediyor ve o yıl, yılın genç oyuncusu ödülünü alacak olan bu wonderkid'i övgüyle anıyorlardır. Akşam için randevulaştığı şahıslardır bunlar, yani İngiltere merkezli Formation menajerlik şirketinin yetkilileri. Görüşmeler orada başlar. Henüz ortada Hugo Viana için resmi bir teklif yoktur, ama Formation şirketi kendi bağlantıları yoluyla oyuncuyu İngiltere'ye getirebileceklerini söyler. Fakat bir şerh koyarlar. Jorge Mendes ülkesindeki piyasayı ele geçirmiş olabilir, ama burada Formation'ın borusu öter.

Formation şirketinin patronu Paul Stretford artık devrededir. Dönemin Newcastle çoğunluk hissedarı Freedy Shephard'ın oğlu Kenneth'le yakın dostluğu olan Stretford, onu kullanarak eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürür. Yıllardan bu yana Keegan'lı güzel günleri anıyor olan Newcastle, tavsiye üzerine şef scout'unu ve kendilerine oyuncuyu öneren Formation yetkilisi, eski futbolcu Tony Henry'i Hugo Viana'yı izletmek üzere İsviçre'ye gönderir. Onay verilir ve Hugo Viana, Jorge Mendes'in ilk büyük transfer başarısını olarak £8.5 milyona Sporting'den Newcastle'a geçer.

Bu transferden kazanılan para £300K'dır. Menajerlik ücreti Formation'a ödenir, ama Stretford sözünü tutarak baştan konuşulduğu gibi parayı ikiye böler. Yarısını kendilerine alır, yarısını Mendes'in şirketi Gestifute'nin hesabına geçer. Bu transfer, bir nevi Formation ve Gestifute'nin yazılı olmayan iş akdidir. İki şirket Nuno Capucho'nun Rangers'a pazarlanmasında birlikte çalışır ve yine parayı kırışırlar. Mendes artık Ada'ya adımını atmış, yağlı müşterilerle dolu bir lige oyuncu getirmeye başlamıştır. Ufak tefek işleri Cristiano Ronaldo transferi izler. Man Utd'dan Sporting'e ödenen £12.2 milyona ek olarak, £1.1 milyon menajerlik ücreti ödenir. Sözkonusu dönemde Man Utd'ın karar alıcılarından biri Peter Kenyon'dur, bunu bir kenara not edelim. Çünkü ileride lazım olacak.

Bu kez para Gestifute'nin hesabına yatar, fakat Mendes artık kartlarını açık oynamaya başlamıştır. Yarıdan az bir meblağı Formation'a havale eder, fakat durum sene sonu United'ın bilanço açıklamalarında ortaya çıkar. Stretford bu durumu üstlemez, üç eksik beş fazla; neticede iyi para kazanıyorlardır. Ama bu olay üzerine ortaklıklarını resmiyete dökmeye karar verir ve iki şirket arasında bir yazılı anlaşma imzalanır. Artık ortaklıkları belgelenmiştir. Ama Jorge Mendes'ten yedikleri kazık bombardımanı, henüz yeni başlıyordur.

Her şey, Chelsea'nin karar alıcısı konumuna geçen Peter Kenyon'un 2004 yazında Chelsea'nin yeni menajerinin Jose Mourinho olduğunu açıklamasıyla tekrardan değişir. Jorge Mendes'in menajeri olduğu Mourinho, ilk transfer sezonunda üç Portekizli oyuncuyu Chelsea'ye transfer eder. Bunlar Carvalho, Ferreira ve Tiago'dur. Tahmin edileceği üzere bu futbolcuların tümü Jorge Mendes'e bağlıdır. Üç oyuncuya ödenen 50 milyon avro bonservisin yanı sıra Chelsea'nin cebinden 2.45 milyon avro menajerlik ücreti çıkar. Mendes, ilk kez tümüyle kendi koşullarıyla yaptığı sözleşmelerin sonrasında Formation'a zırnık koklatmaz. Parayı yeğeni Luis Correira'nın üzerine yaptığı İrlanda merkezli yeni şirkete aktarır, bu transferde Gestifute'nin çalışmadığını göstererek sözleşmeyi delip geçer. Sonradan ortaya çıktığı üzere Formation ve Gestifute'nin Portekiz mahkemelerinde süren bir davası vardır, sebebi bu üç futbolcunun transferinde eski ortak Formation'ın yediği kazıktır. Ortaklık bozulur, çünkü öküz ölmüştür.
Sırtını Mourinho'ya dayayan Mendes, kendisini İngiltere piyasasına sokan Formation'ın bir daha yüzüne bile bakmaz. İsviçre'de Hugo Viana'yı birlikte izledikleri Formation yetkilisi Tony Henry sonradan, ''Hayatımın iki buçuk yılını Mendes'e verdim, onun için çalıştım. Onu insanlarla tanıştırdım, oyuncularını o kulüplere getirebilmesi için uğraştım. Ama Mourinho gelince kendi başına çalışmaya başladı.'' diyerek yedikleri kazığı anlatıyor. Kısa zamanda Man Utd ve Chelsea'ye birçok oyuncu (ayrıca Anderson ve Nani) pazarlayan Mendes, gitgide portföyünü genişletti. Rusya pazarına da Danny ve Bruno Alves'le el attı. Jose Mourinho'nun Inter'e gidişiyle yeni bir pazar buldu ve son olarak Real Madrid. Bugün dört adet futbolcusu orada, en büyük gelir kaynağı da Cristiano Ronaldo. Zira Mendes, sadece transfer işlemlerini yürüten biri değil. Fiyat listesinde üç hizmet var. Bunların içeriği,

- Futbolcunun kulüple olan görüşmelerini kolaylaştırma
- Futbolcunun selameti ve kulübün refahı için oyuncunun idmana ve maçlara zamanında gelmesini sağlama, bunun yükümlülüğünü üstlenme
- Futbolcunun imaj haklarında hak sahibi olma

şeklinde. Bu üçüne bir de artık yasak olmayan ''X kulübü adına Z kulübüyle olan transfer görüşmelerini yürütme'' menüsünü de ekleyebiliriz, mesela Man United'ın olası De Gea transferinde Mendes'in United adına görüşmeleri yürüteceği yazıldı, fakat bu haberi teyit eden bir yeni habere rastlamadım. Özetle, onun hizmeti diğer menajerlerden pahalı. Eğer Gestifute'yle çalışıyorsanız, daha fazla ödemeye mecbursunuz. Lakin bitmedi, dahası da var...

Gestifute, büyüdükçe büyüdü. Kolay para kazanma yolunu bulan Jorge Mendes, genişleyen çevresi ve sıfırları artan banka hesaplarıyla artık daha büyük oynamaya başladı ve yalnızca oyuncu transferiyle yetinmez oldu. İngiltere'de üçüncü şahısları oyuncunun değerine hissedar yapmak ya da üzerinde üçüncü şahıs yetkisi bulunan oyuncuları transfer etmek yasak, fakat Brezilya ve Portekiz'de bu durum serbest. Yıllardan bu yana varlığını sürdüren yatırım şirketleri, bu iki ülkenin futbolunda söz sahibi. Bunun yanı sıra Portekiz ve Brezilya arasındaki oyuncu sirkülasyonu, Brezilyalı'ların Portekiz'de sahip olduğu imtiyaz neticesinde çok fazla. Bunun farkına varan Mendes, sahip olduğu nakiti başta Porto olmak üzere scouting sistemi gelişmiş Portekiz kulüplerine yatırmaya başladı.

Mesela, Güney Amerika'dan 10 milyon avroya getirilen bir oyuncu için Porto'ya 5 milyon avro nakit ödedi ve oyuncunun yarı hissesine sahip oldu. Sonradan Porto bu oyuncuyu 30 milyon avroya sattığında 15 milyon avro Mendes'in cebine girdi, üstelik sözkonusu oyuncunun menajeri de Mendes olduğundan bu transferden Porto'dan daha fazla kazandı. Porto'nun elde ettiği ise Mendes'ten gelen nakit 5 milyon avroyu doğrudan maaş ödemesinde kullanmak ve bu yolla denk bütçe oluşturmak. Bu sistem, bugün Porto'nun Europa League Şampiyonluğu'nun arkasındaki en büyük desteklerden biri. Diğer yandan eğer Mendes bu oyuncunun menajerliğini üstlenmese, oyuncunun böylesi yüksek bonservis bedeli görmesi de uzak ihtimal. Geçtiğimiz yaz Man Utd'ın Vitoria Guimares'ten Carlos Queiroz referansıyla transfer ettiği ve Alex Ferguson'un ''bir kez bile izlemedim'' dediği Bebe'nin transferi, Mendes'in menajer olarak yapabildikleri noktasında önemli bir referans.

Bebe'nin eski menajeri Gonçalo Reis, kendi halinde yerel işler kovalayan biri iken oyuncusunun Man Utd transferi ihtimalinin peşindedir. Ama heyecanı fazla sürmez ve Man Utd'ın kulüple kontak kurmasından çok kısa sonra Bebe'den bir telefon alır: ''Gonçalo, artık seninle çalışmıyorum!'' Sonuçta Jorge Mendes sözleşmeyi yırtar, Reis cüzi tazminatını alır. Bebe'nin United'a gidişi artık teminat altındadır. Man Utd, 9 milyon avro öder ve transferi bitirir. Menajerlik ücreti de ödenir, fakat sonradan ortaya çıktığı üzere bu paranın yalnız 5.5 milyon avrosu Vit. Guimares'e gider, kalanı Gestifute'nin olmuştur. Çok kısa sürede yine iş kitabına uymuş ve Mendes, orta sınıf bir Portekiz takımında kadroya giremeyen bir oyuncudan yaklaşık 4 milyon avro kazanmıştır. Bu transferden gelen pis kokular İngiltere'de epey yankı buldu, fakat ortaya yasadışı bir belge koymak kolay değil.

Nihayet, artık Beşiktaş'a gelmiş bulunuyoruz, Fakat halen hikayenin sonuna gelemedik. Bu noktada NationalTurk'ün haberine pası atalım. Haberde detaylıca bahsedildiği üzere, Jorge Mendes'in menajerlik işlemlerinin yanı sıra fon aracılığıyla para kazanma yolları Portekiz'le sınırlı değil. İrlanda'da kurulu olan Quality Football Ireland Limited şirketi, Hugo Almeida transferinde sözkonusu 2 milyon avroluk bedeli ödeyen kuruluş. Altını eşeleyince ortaya çıkıyor ki, bu şirketin %69'u Amerika merkezli CAA Sports'a ait. CAA Sports da zaten Gestifute'nin ortağı. Pekiyi, 2009 yılından bu yana CAA Sports'un Avrupa bağlantılarını kim idare ediyor? Tanıdık biri, hani Jorge Mendes'in Man Utd ve Chelsea ile olan ilişkilerinde karşımıza çıkan biri vardı ya; ta kendisi: Peter Kenyon.

Şuradaki haber diyor ki, aynı Peter Kenyon spekülasyonu yapılan Drogba transferinde Galatasaray'ın görüş aldığı kişilerden biri. Öyle ya da değil, fakat şu gerçek ki Adnan Öztürk ve Ünal Aysal vaktiyle Peter Kenyon ismini zikrettiler, hatta kulüpteki profesyonellerden biri olacağı dahi vaat edilmişti. Tüm bu hikayeye Peter Kenyon'un eklemlenmesi, tesadüf olamaz. Yayın ihalesi 324 milyon avroyu bulan Türkiye, işbilmez yöneticileriyle epey iyi bir gelir kapısı olarak görünüyor olmalı.

Futbola akan para arttıkça, paraya doyan piyasa artan parayı başka yollara akıtıyor. Jorge Mendes'in hikayesini bir başarı öyküsü olarak anlatmak kabul edilir bir şey değil, ama şu konumda suçlu olduğunu da söyleyemiyorum. Çok kısa sürede yaratılan akıl almaz bir servet var ortada ve bu servet büyüyor. Kimi kulüpler bu serveti sportif kullanıyor ki, finansal fair-play sonrası bu vakalar daha sık görüleceğe benziyor. Fark, Porto ve benzeri kulüplerin oyuncuları çoklukla kendilerinin bulması ve Mendes'in ve Mendes gibilerin olaya sonradan dahil olması. Diğer yanda Ronaldo'nun telefonunun Demirören'in cep telefonunda kayıtlı olması ve Ronaldo'nun köyü Madeira'ya yapılacak olan butik otel... Beşiktaş'taki işleyiş ise bambaşka. Bunca yazılan ve olan-biten üzerine sormak lazım, Beşiktaş kulübünden herhangi bir yetkili Benfica'nın yedek stoperi Sidnei'i kaç kez izledi?

Beşiktaş'taki Gestifute'ye bağlı futbolcular:
Quaresma, Simao, Fernandes, Almeida, (muhtemel) Sidnei

Ahmet Bulut - Gil Marin - Jorge Mendes - Arda Turan & At. Madrid


Fernandes Transferi Hakkında

Kaynakça: Guardian, Times, Telegraph, community.manutd, NationalTurk, Sabah

Noat Samisa

02.06.2011

65 yorum:

EnisteKolaKoy dedi ki...

cok dahice bir yontem. borsadaki kagit gibi futbolcular bu sistemde. ayni zamanda yazdiginiz gibi porto da mendes'den aldigi para ile futbolcunun maasini cikariyor. mendes'e bagli oldugumuz kesin su an, ben bundan sonra eger sag bek transfer edersek net bosingwa diyorum mesela. fakat gecmise bakinca diatta, schindenfeld, tabata gibi kor yerlere harcanan paralari gorunce; bu alisveris cazip de gelmiyor degil ne yazik ki.

hakancelep dedi ki...

Yazının sadece bir kısmına şerh düşmek isterim. Bebe transferi hakkında , böyle sırf menajer ayak oyunlarıyla United'a gelmiş gibi bir hava var. Ben de bu transfer ve enteresan hayat hikayesi hakkında eski bir araştırmayı tekrar düzenleyip yayınlayayım dedim.
http://britishgum.blogspot.com/2011/06/tiago-manuel-dias-correia.html

Crow dedi ki...

taraftarın aklında tek soru var hocam. buna cevap verirsen ikna olmayan kalmaz.
beşiktaş neden porto olmasın?

Noat Samisa dedi ki...

EnisteKolaKoy,

Yöntemin işlerliği kuşkusuz, fakat bu iş Porto'nun oturmuş sportif işlemlerine entegre. Yani futbolcuyu Porto buluyor, alıyor; Mendes'in rolü bundan sonra. Bizim durumumuz ise bambaşka. Biz, Porto'dan ve benzeri kulüplerden arta kalanları tüketen konumundayız.

Bosingwa'ya Paolo Ferreira'yı da ekleyelim derim. Ferreira iki senedir üç kuruş top oynamıyor, ama olur da gelirse yine yıldız diye çakarlar.


Crow,

Porto izliyor, beğeniyor, alıyor. Gerekirse Japonya ikinci liginin gol kralına yatırım yapıyor. Beşiktaş Porto değil, finansal fair-play sonrası bu gidişle Leeds olacak. Bataklık, son paragrafta anlatılan. Yoksa Allah Jorge Mendes'e daha çok versin, derdim yok.

johnwayne dedi ki...

öncelikle eline sağlık üstad.beşiktaşın bu sisteme eklenmesini salt faydasız olarak görmüyorum.faydasız olabilecek kısmı(sezon sonu görülecek) şu ki sidnei'ye ödenecek kiralama bedeli ve yabancı kontenjanı problemi.
beşiktaşın ya da schusterin fernandes'i de izlememiş olması ihtimali ne kadar can sıkıcı gelse de kulağa bugün valencianın ödediği bonservisin hatrısayılır azına(muhtemelen) bjk'ye transfer edilmesi bir o kadar riskin fayda getirmesi olarak görülebilir.

Beyzade dedi ki...

Babacım FİFA'nın en büyük mafya olduğu yerde Jorge Mendes'in ki su birikintisi kalır. En baştaki kurum kokuşmuş. Hergün rüşvet iddialarına bir yenisi ekleniyor ve bunların hepsi de doğru, sende biliyorsundur. Sistem çürümüşse Jorge Mendes gibi adamlar, hamam böceği gibi çoğalırlar.

Noat Samisa dedi ki...

Johnwayne,

Beşiktaş'ın bu sistemin neresine eklendiğine bakalım derim. Bir yandan da Avrupa kulüplerinin de hata yapabildiğini, bazen parayı olmadık oyunculara gömebildiklerini ve bu menajer ağlarının etkin olduğunu unutmamak gerekir. Sadece bize özgü değil muhakkak, ama en azından nitelikli, hazır oyuncu alınsın. Yoksa oyuncu al-sat tek başına bir mali başarı da sayılmaz. Stadyum gelirlerinin artması örneğin, tüm çıkış yapan takımlarda ortaktır.


Beyzade,

Benim ana derdim Jorge Mendes değil. Yukarıda da dediğim gibi, kendisine bol kazançlar. Para her zamanki gibi arkını buluyor, burada problem Beşiktaş'ın tutumu. Esen yalan rüzgarı, saklananlar...

erenoz93 dedi ki...

Jorge Mendes'in bu konuda iyi paralar götürdüğü konusunda haklısınız.Ama bir taraftan da düşününce şu an Beşiktaş da bu ortaklıkta karlı duruyor.Ama zaman ne gösterir bilemem tabi.

İhsan Yılmaz dedi ki...

Bu konuda en kötü senaryo olarak şunu düşünüyorum. Yıldırım Demirören'in ileride Beşiktaş A.Ş'nin çoğunluk hisselerini toplayıp futbol üzerinde karar veren ve futbola sahip olmak gibi planları olduğunu düşünüyorum. Mendes'in de bu sürece katılımı söz konusu olması mümkündür bu sistemde.

Noat Samisa dedi ki...

İhsan Yılmaz,

Bugün futbolun ekonomisi noktasında ziyadesiyle yetkin bir abimizle epey uzun soluklu bir sohbetim oldu. Bahsettiğim şey duyum değil, yanlış anlaşılmasın. Kendisini ekşi sözlük'ten epey tanıyan vardır, zaten yakın zamanda bu konuları kendisinden detaylıca okuyacağız.

Kendisinin söylediği, finansal fair-play'e göre YD'nin bir ihtimal evvelsi gün, bir ihtimal de 2012'nin Haziran başına dek bu kulübe verdiği parayı hibe etmiş olması gerek, en azından büyük bir kısmını. Yoksa Beşiktaş lisans alamayacak. Kapıda bu tehlike var ve gerçekler saklanıyor. Tüm bu olan-biteni alt alta getirip, alt metin de okuyup birleştirelim derim, zira kötü senaryodan daha kötüsü de olabilir bence.

stalker dedi ki...

yeni juan figerimizi bulduk desene. gerçi itelediği oyuncular öyle nobre ayarında filan değil anladığım kadarıyla. zevk alacaz en azından :)

Beyzade dedi ki...

Beşiktaş'ın bunu saklaması gayet doğal. İşler bu şekilde yürüyorsa birilerinin çıkıp evet biz aslında illegal yada etik dışı işler yapıyoruz mu diyecek. Dünyada hiçbir kulüp çıkıp bunları söylemez. Ve bu iş dillenmiyorsa ve kazançlı Beşiktaş ise benim için hiç sorun yok. Yıldızları izlemeye devam ederim. İsmail'e 5.5 , Tabata'ya 8 vereceğime ki onlarında nasıl olduğu ayrı bir şüphe, büyük yıldızları izlerim daha iyi. Yani uzun vadede kulübüme bir zarar gelmeyecekse benim için sorun yok.

Beyzade dedi ki...

En son İhsan arkadaşıma yazdığın cevabı da görmemeşim, o yüzden yukarıda söylediklerimin bir kısmını geri alıyorum:))

cesc dedi ki...

Parayı hibe etme kısmında kim bilir ne dolaplar çevirilecek yine. Etmese Leeds olsak daha iyi bence ya, neyse..

ozy dedi ki...

Mendes olayı bağımlılık haline gelmedikçe tehlike oluşturduğunu düşünmüyorum, sonucta bu işlerden birileri para kazanacak Mendes olmuş başkası olmuş çok önemli değil.

Gerçek sorun yorumlarda belirtilen finansal fair-play süreci ve Demirören'in nasıl bir yol izleyeceği. Başkana borcun nasıl sıfırlanacağı ve Haziran 2012'e kadar olan süreçte Beşiktaş A.Ş.
hisselerinin borsadaki seyrinin ne olacağı konusu tam bir muamma.

Kendine kendine yeten bir Beşiktaş, üst üste şampiyonluklardan daha değerlidir.

ali nail dedi ki...

Her cümlesini ağzım açık okudum bu yazının. En çok Fon olayına takıldım. YD'nin ntvspor da konuk olduğu program da fon olayını nasıl öve öve bitiremediğini hatırladım da birden içim fena oldu.

Yanlış hatırlamıyorsam Güntekin Onay Corinthians'ın bu fon şirketleri tarafından ele geçirildi gibi bir şeyler söylemişti. Bir bilgin var mı bu konuda?

EnisteKolaKoy dedi ki...

bu 2012 kurallari icin muhakkak bir plani vardir demiroren'in. olmayacagini dusunmuyorum. oturup yasanin acigini yakalamak icin calismalara baslamislardir zaten. sponsorluk, tesis veya baska bir sekilde o parayi aklayacaklardir muhakkak.

bizim porto olabilmemiz icin surekli kafaya oynuyor olmamiz gerekiyor, bir de parlat-sat mantalitesi lazim ki, bu demiroren ve dunya yildizlari stratejisiyle pek mumkun degil. halbuki bunun icin altyapisi en uygun kulup biziz bu ulkede. baslat bu sene muhammed'i oynatmaya, avrupa ligi'nde ara ara gostermeye calis cocugu... ibrahim ozturk pesinde kosacagina atinc olsun 4. stoperin, bu adam olamaz mi 4. stoper? bal gibi olur. ama bunun icin bunu dusunen baskan, bunu uygulayacak td, oyuncunun sadece pazarlanmasinda degil, egitimi ve gelisimine de katkida bulunacak menejerler lazim bu ulkeye.

Tribal Enfexion dedi ki...

sidnei transferi açıklanmadan önce olası transferleri kolayca yazıvermiştim.

Gestifutenin elinde olan oyunculardan tabii ki CR7, nani ve Anderson Türkiyeye gelmeyecektir.

Forvet almayı planlıyorsak adayların sayısı azalıyor. Tabii ki Jorge Mendes'in elindeki en pahalı forvet bizde. (Hugo Almeida)Sonra helder postiga var daha sonra da diego costa.

sağ bek alacaksak da ferreira dışında alternatif yok gibi.

CaRtMaNtR dedi ki...

Bir kaç boyutu olan bir konu var ortada.

1- Beşiktaş'ın mali yapısı özellikle kulüp için hayati bir mesele durumunda. Evet diğer büyük kulüplerinde ciddi borçları var ama Beşiktaş'ta borcun çok önemli bir kısmının bizzat başkana olması işin rengini değiştiren bir etmen.

Bu noktada Beşiktaş orta vadede yönetici erkini değiştirme gibi bir opsiyondan mahrum kalıyor.

Daha da kötüsü böyle çarpık bir yapıda kulübün kısa vadeli borçlarını döndürmek için kredi araması durumunda aradığı şartlarda kredi bulması diğer kulüplere göre daha zor olacaktır.

2- Jorge Mendes'in iş etiği bir başka göz öüne alınması gereken konu. Evet hikaye anlatıldığı şekilde pek hoş gözükmüyor ama yakın geçmişte bu ülkenin gördüğü bir başka menejerle (Juan Figer) kıyaslanınca nispeten daha iyi bir menejer profili söz konusu oluyor.

Şu aşamada Mendes'in getirdiği oyuncular en azından isim bazında Beşiktaş'ı gerek saha içi başarı gerek saha dışı reputasyon açısından daha iyi noktaya getirdi yada getirebilecek isimler. Ama bu rüzgar zamanla tersine dönüp Bebe gibi isimleri Beşiktaş'a satıp bunun üstünden kar etmeye kalkarsa (ki ülkemizdeki kulüp yöneticilerinin yapısını düşünürsek bunu yapması MANU'ya yaptığı hamleden çok daha kolay yapacak bir operasyon olacaktır)o zaman işin rengi oldukça değişir. İşte o noktada bu duruma dur denebilecek bir mekanizma yoksa ortaya çıkacak sorunlar çok büyük olacaktır.

3- Ülkemizin liginin marka değeri ve daha Abramovich tarzı başkanlara sahip olmadan onun tarzında transfer hamleleri yapmaya çalışan takımların ileride yaşayacakları da işin göz ardı edilmemesi gereken bir yanı.

Malum ülkemizde ayağına yorganına göre uzatmayıp sonradan paralı başkan/yönetim ile mali denge sağlayan çok sayıda kulüp var. Beşiktaş'ın uyguladığı bu yapı ilerleyen dönemlerde bu tür kulüplerce benimsenirse uzun ve orta vadede bu külüplerin yaşayacağı dar boğaz sadece onların serbest düşüş yaşamasına neden olmaz. Hem ligin değerini hemde genel olarak takımların reputasyonunu çok kötü yönde etkiler.

Özetle bu 2012 kritleri kulüplerce ezberlenmesi ve hatta hatmedilmesi gereken kurallar oluyor. Ama kimsenin bu durumun farkında olmaması insanı korkutuyor.

Semir dedi ki...

Öncelikle bu kadar uğraş verdiğin için, eline sağlık. Blog yazarlığı bu olmalıdır.Olayın iç yüzünü harika ortaya koymuşsun. Gerçek mesleğin gazetecilik mi bilmiyorum ama seni bi gazetede okumak isterim. Futbolun son zamanlarda çok kazandıran bi sektör haline gelmesiyle önemli finansörler bu sektöre el attılar. tabii pasta gitgide büyüyor herkes bu pastadan bi dilim almak istiyor, yani futbol tamamen pazar haline dönüşmüş durumda, tabii sistemin çarpıklığı jorge mendes gibi kurnaz adamları içine çekiyor. görünürde her şey yasal ama içyüzünü görünce her şeyin ne kadar bozuk işlediğini görüp çemkiriyoruz. Eline sağlık, tebrikler

marcaine dedi ki...

Gestifute,Jorge mendes vs.. sürekli bunlarla araştırma yapıyosun yalnız eksik bilgilerin fazlaca..Sana burdan uzun uzadıya anlatmak isterdim ama vaktim çok dar başka bir zamanda CAA GSA hakkında da bilgiler vererek olayı anlatırım ..eleştirdiğin bataklık dediğin kişi Dünyaca ünlü bir menager ve bu adamla iş yapmak için kapısında bekleyen binlerce club var ..ayrıca Demirören butik otelin yanında aynı zamanda villalardan oluşan sitelerde yaptırıyor..tam 500 konutluk..Ayrıca Valdano'nu kovuluşunu bi incelersen Jorge'nin prestijinin nerelere vardığını göreceksin..takip etmeye devam edeceğim yazılarını yanlış bilgin yok ancak eksik bilgin çok..

tayfun dedi ki...

Sergen yanlış hatırlamıyorsam sezon ortasında bobo'nun 18'in dışında kalması 11 girememesi vs tamamen menejer oyunları vara portekizlilere yer açılmıya çalışıyor söylemleri vardı trt de ama o zamanlar pek dikkate alınmamıştı,sadece hocanın tercihi olarak yorumlanmıştı.

dehræb dedi ki...

bu finansal fair-play olayı gerçekten çok sıkıntılı... ama yıldız transferi; renklilerle, mhk'yle ve federasyonla uğraşmak gibi daha önemli meseleler(!) varken kimin umrunda... hakikaten bu yönetimi mali açıdan ibra edenler kim diye sorasım geliyor. hoş idari açıdan da pek farklı görünmüyor ama neyse...

Noat Samisa dedi ki...

Ozy,

Bugün Beşiktaş'ın stoper ihtiyacı var ve dünyada sayısız stoper var. Abartıyorum, Eiffel Kulesi'nin önüne geçip ''Stoper!'' diye bağırsan, menajerler gelir seni bulur. Ama sistem şöyle işliyor: Jorge Mendes'e gidiliyor, bize stoper lazım deniyor. O da alın bu var diyor. Sayalım. Pepe, Carvalho, Thiago Silva, Bruno Alves, Geromel... bu adamları alabilir mi Beşiktaş? Gestifute'nin elinde bunlardan hariç yüksek bedel beklenen Sidnei var ve Beşiktaş'a opsiyon karşılığı bu oyuncu kiralanıyor. Oyuncu iyi performans gösterirse, Beşiktaş bu oyuncuyu satın alacak ve bir kısmı fonda. Şu durumda şartların ne kadarı iyimser, ne kadarı kötümser. Tartalım derim.


Ali Nail,

Kia Joorabchian adını araştırın derim, hakkında Türkçe bilgi bulacaksınız muhakkak.


EnisteKolayKoy,

Porto olmak bir yana dursun, Beşiktaş bu sezon 5. oldu. Seneye kaçıncı olacak ve eğer yine olmaz ise financial fair play döneminde ne olacak?

Noat Samisa dedi ki...

Tribal Enfexion,

Postiga'yı vaktiyle Tottenham'a iyi çakmıştı. Bize de çakabilir, zaten BEŞİKTAŞ zaten iyi oynasa zaten bizde olmazdı KULÜBÜ olduk.


Cartmantr,

Menajerler kulüplere değil, kulüplere giderler genelde; iyi alış-veriş durumlarında. Figer'in alternatifi Mendes değil, ki zaten Mendes Figer'i cebinde çakmak diye taşımaz. Öyle bir güç edinmiş durumda.


Semir,

Gazeticilikle alakalı herhangi bir tecrübem yok, teşekkürler.

Noat Samisa dedi ki...

Mercaine,

Gizemli bir yorum... Neymiş şu bilmediklerim, öğrenmek isterim. Rupert Murdoch da iş yapmak için kapısında yatanlar olan bir adam, ama bu durum onun dünyanın bir numaralı şeytanlarından olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Beşiktaş Quaresma'yı istedi, menajerine ulaştı, parayı verip aldı. İlla ki transfer yapmak için bir menajere bağımlı olmak zorunda değilsiniz ve Jose Mourinho gibi başarı paratöneri adamlar, salak değil. Mendes ona tutmadığı, beğenmediği, izlemediği hiçbir oyuncuyu çakamaz.

Demirören'in 500 konutluk inşaatını da anlatırsanız sevinirim. Hele ki bunu söyledikten sonra yönetimin iyi iş yaptığı iddiası fena. Doğru varsayarsak, Beşiktaş başkanlığını çıkarırsak bu işi yapabilir miydi? Yarın da çıkıp ''verdiğim parayı alacağım'' der.

dehræb dedi ki...

eveeeet. diego costa (gestifute)
ne güzel di mi (!)

noat, demek ki bizim gibi takımların transfer politikasından ziyade "bağlı olduğu" menajere bakmak gerekli...

Kaan dedi ki...

@Noat Samisa

Bu işlerden pek anlamam ama şöyle bir şey sormak istiyorum.BJK halka açık bir klüp.Bu durumda Demirören borcu futbol şubesi hibe etmektense başka bir şubeye aktarım yapamaz mı?Yoksa bu borç şubeler üzerinde değilde direk BJK klübü üzerine mi yazılı.

burakcelik dedi ki...

Öncelikle çok ama çok güzel bir yazı olmuş teşekkür ediyorum bu güzel yazı için..

Yukarıda bi arkadaş Financial Fair-Play kuralları ile alakalı yasanın açıgını bulma çalışmaları vardır illaki bi açık bulunur yazmış ama ben hiç öyle oldugunu zannetmiyorum açıkçası. Şu anda kendim toparlayıp anlatamayacagım ama ekşisözlükte çok güzel anlatılmış :

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=23703341

Selçuk İnan'ın alacagı maaşla ilgili söylentilerin ayyuka çıktıgı bir zamanda yazılmış bir yazı olsada bu fair-play kuralları hakkında gayet doyurucu bilgiler var. Lakin zengin kluplerin borusunun öttügü şu dönemde illaki bi açık kapı da bulunabilir ama eğer Uefa bunu düzgüncene uygulama kararı alırsa ekonomik olarak en iyi durumdaki Fenerbahçe dahil bütün 3 büyüklerin işi gayet zora girer gibi gözüküyor...

Okan dedi ki...

sevgili Noat,

yazını okuyunca, bir anda kendimi galata köprüsünün üstünde sandım. günün her saati köprünün üstünde bazı tipler ya bul karayı al parayı oynatır, ya da hortumun içindeki bilyayı bulma. hepsi de düzmecedir tabii. bir tane kurban seçilir, kalan herkes ekiptendir. Beşiktaş'ın da transferde yaşadıkları bu duruma işaret ediyor.

En anlamadığım kısmı Mendes, Mourinho'yu nasıl tavlamıştır?

Noat Samisa dedi ki...

Kaan,

Benim de bahsettiğin işlerden pek anladığım söylenemez. Senin yorumunun altında Burak Çelik'in vermiş olduğu linkin yazarı bu işin piridir, ona sorarız.


Okan,

İkisi de çok hırslı, çok çalışan adamlar. Aynı frekansı bulmaları zor olmamıştır diye düşünüyorum.

ozan dedi ki...

bizim bu adamla ilişkimiz quaresmayla başlamadı mı? o da yönetimden çok taraftarın istediği bir oyuncuydu. mendes- beşiktaş ilişkisini bir nevi biz başlattık o zaman.
aldığımız oyuncuların hepsi iyi de q7'yi ilişkinin devam etmesi şartıyla mı verdi acaba diye düşünüyorum.

hebenneka dedi ki...

-I-
Sözlükte sinirle anlatmıştım, öyle olunca hafızadan yazarken bir iki hata da yapmışız :)

Burada daha sakin şekilde ve bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışayım. Epeydir üzerinde kafa yoruyorum ancak düzenlemenin tamamını hatmetmeyi henüz bitiremedim.

Sorunun düşünülmesi gereken pek çok yönü var. Örneğin, Dia’yı izlemenin bedeli neden Robben’i izlemenin üç katı? Sabri’yi veya Hilbert’i ya da Ekrem’i izlemek neden Dani Alves veya Maicon’u izlemekten çok daha pahalı? Alman’ın alım gücü belli, Türk’ün alım gücü belliyken Almeida’yı izlemek neden Almanya’dan Türkiye’ye gelince daha da pahalılaşıyor? Bu bir yönü, buradan devam edelim: Hakikaten transfer ücretlerini başkanlar mı ödüyor, yönetimler mi yoksa taraftar mı? Kulüp yönetiyoruz diyen adamların yaptığı aslında takıma gönül vermiş taraftarların üzerinden kazanılan parayla cm ya da fm oynar gibi kafalarına göre takılmak mı? İki Şehrin Hikâyesi’nde anlattığımız gibi bir taraftan “şu kadar para harcadık” diye hava atılıp diğer taraftan kulüplerin gelirlerine temlik mi koyduruluyor? Bu yönünden de devam edelim: Kulüp üyeleri zamanı geldiğinde ibra etmek için el kaldırmaktan başka ne işe yarar? “İbra etmemek olmaz” ezberi “olması gereken” midir? Bu sorular şimdilik bir kenarda dursun. Öncelikle FFP(Financial Fair Play) açısından duruma kaba hatlarıyla bakalım:

Bizde pek gündeme gelmese de konu 2007’de ciddi biçimde tartışılmaya başlandı ve sonunda ortaya oldukça detaylı bir düzenleme çıktı. UEFA temel olarak, kulüplerin kazandığı kadar harcamasını istiyor. Borca da karşı çıkmıyor ancak borcun ödenilebilirliği noktasında oldukça hassas. “Vadesi geçmiş borç olmaması” konusu kulüplerle ilişkiler açısından madde 49’da, kulüp çalışanları ve kamu açısından madde 50’de incelenmiş. 01 Haziran 2010-28 Şubat 2011 döneminin kulüp sitesinde yayınlanmış verilerini incelediğimizde görüyoruz ki 9 aylık dönemde Beşiktaş aleyhine oyuncular, menajerler ve diğer kulüpler tarafından 29 dava açılmış ve tamamına yakını kulüp aleyhine sonuçlanmış. Serdar Özkan, İbrahim Kaş, Ricardinho, Schieldenfeld, Delgado gibi oyunculara davalar sonucunda alacakları, faizleri ve yargılama giderleri ödenmiş. Bunların dışında bir de kondisyoner Marrone’nin açtığı dava var. Ayrıca dokümanda vergi borcu da belirtilmiş. Yani Beşiktaş, her iki madde açısından da sorunlu durumda. Bu noktalardaki sorunlar bence maddi açıdan aşılmayacak sorunlar değil. Öte yandan, zihniyet olarak çok büyük bir sorun olduğunu görmemek de imkânsız. Bazı davalar, davaların açılmasının hemen ardından ilgili ödemenin yapılmasıyla, mahkeme aşamasına gelinmeden borcun kabullenilip ödenmesiyle çözülmüş. Yani parayı ödemek sorun değil ama dava açılana kadar şans deneniyor(3750 Euro’luk dava bile var). Rüştü Reçber transferi biteli yıllar oldu, menajere ödeme yapmak için dava açması beklenmiş, dava açılınca borç kabul edilip sorun çözülmüş vesaire…

Bence Beşiktaş açısından asıl sıkıntı, Madde 52’de belirtilen noktada: UEFA iki konuyu diğerlerinden ayırmış. Bunlardan birisi “going concern”, diğeri ise “negative equity”. Benim yorumum, bu iki noktada taviz vermeye niyetleri olmadığı yönünde. Beşiktaş’ın başında “negative equity” noktasında çok ciddi bir sorun var(ki negative equity teknik olarak iflas anlamına geliyor demek yanlış olmaz). Sürekli zarar edilmesi sonucunda 28 Şubat 2011 tarihi itibarı ile öz kaynaklar ekside görülüyor. Rakam eksi 161 milyonun üzerinde. Bundan kurtulmanın 3 yolu var: 1-) Kâr etmek(son dokuz ayda 80 milyonun üzerinde zarar yazan ve toplam zararı 202,5 milyon sınırına dayanmış bir kulüp için aşırı iyimser bir senaryo) 2-) Hisse satmak(Bu dönem içinde % 4,88 oranında bir satış yapıldı, zaten kalanların hepsi satılsa da bu miktarı karşılamıyor) 3-) Kabaca tanımlarsak: Borç sildirmek.

Bu noktada İngiltere’ye uzanmak iyi olabilir.

hebenneka dedi ki...

-II-
Çeşitli liglerdeki kulüpler pek çok sorunla karşılaşıyor. Ancak negative equity, yani özkaynak/özsermayenin eksiye düşmesi Chelsea ve Manchester City gibi aşırı doz harcamacıların dışında pek rastlanmayan bir durum. Her iki kulüp de sahibine önemli miktarda borçluydu. Tedbirlerini erken aldılar ve FFP için izlemenin başladığı 1 Haziran 2011’den çok daha önce harekete geçtiler. Abramovic ve Şeyh Mansur aynı çözümü kullandı: Sermaye artırımı.
Alacaklarını kulüp sermayesine eklediler(Bu noktada doğrudan alacak silinmez, çünkü o zaman vergi oluşuyor). Alacağınızı şirketin sermayesine devredersiniz. Hem borç düşer, hem sermaye artar. Bunlar zaten faizi olmayan borçlardır. Peki Abramovic ve Şeyh bunu tek kalemde rahatça yaparken, bizde tereddüt oluşturan şey ne?

Abramovic ya da Şeyh için bunu yapmak, parayı sağ cebinden alıp sol cebine koymakla aynı. Adamlar zaten kulübün sahibi. Elinde 300 milyon Euro borçlu bir kulüp ve 300 milyon Euro alacağı olacağına, yani kendi kendine hem borçlu hem alacaklı olacağına, bir anda kendisi alacaksız şirketi de borçsuz oluveriyor. Ancak Türkiye için durum böyle değil. Türk kulübünün başkanı parayı sol cebinizden çıkardığında koyduğu yer sağ cebi değil, kulüp kasası. Para, başkanı olduğu ama kendisine ait olmayan kulübün oluyor. Bu da, kaybettiği ilk seçimden sonra paraların üzerine soğuk su içmeyi göze almak anlamına geliyor.

hebenneka dedi ki...

-III-
Hepimizin bildiği bir noktanın altını tekrar çizelim: Kulübü kendine aşırı borçlandırmak, maalesef yöntemlerden birisi. Böylelikle karşınıza bir aday çıkmasını da engellemiş oluyorsunuz. Kimse o parayı ha deyince çıkarıp size vermeye yanaşmayacağı için seçimlerde karşınıza çıkan olmuyor. Burada bir başka noktanın daha altını çizelim:

Bu paralar, adı üstünde, borç. Başkanın cebinden para çıkıyor ama bağış olarak çıkmıyor. Başkanlar bu paralardan vazgeçmiş değiller. Bu parayı kulübe vererek iki şey kazanıyorlar. Birincisini belirttik: Rakipsizlik. İkincisi ise prestij ve taraftarın sevgisi. Önemli bir oyuncu transfer edildiği zaman bu hemen başkanın hanesine artı olarak yazılıyor. Başkanın cebinden para koyduğu, hatta çoğu zaman çarpıtılarak “harcadığı” belirtiliyor. Oysa başkanların çoğu durumda para harcadığı yok. Daha doğrusu, harcandığı söylenen rakamlarla harcanan rakamlar arasında büyük farklar var. Başkan, harcayabilmesi için kulübe borç veriyor. Kulüp de bu parayı borçlarını ödemeye ya da altyapı yatırımına değil, başkana hem prestij hem de sevgi kazandıracak yere harcıyor. Parayı aslında kulüp ödüyor. Kulübe parayı ödeyen de bilet alan, lisanslı ürün alan ya da maç yayınlarını satın alan taraftarlardan başkası değil.

Başkan açısından alacaktan vazgeçmek, paradan da vazgeçmek anlamına geliyor Türkiye’de. Oysa Chelsea ya da City’nin sahibiyseniz hiçbir şeyden vazgeçmiş olmuyorsunuz. Yıldırım Demirören ya da bir başka Beşiktaş yöneticisinin alacağından vazgeçme kararı alıp almadığını bilmiyoruz. Ancak yapmaya pek yanaşmayacaklarını tahmin ettiğimi söyleyebilirim yalnızca. Geçmişte de kulüp için çok para harcadığı söylenenlerin o paraları gerçekten kulübe bağışladığı mı yoksa borç olarak mı verdiği konusunda da çok emin olmamak gerekir fikrimce. Ceplerinden katkıda bulunsalar bile bunların önemli kısmının kendilerine ödendiğini düşünüyorum. Kimsenin, hele bir de seçimi kaybettikten sonra “boşver, şu elli milyonun üstüne bir soğuk su içeyim” diyeceğini sanmam.

hebenneka dedi ki...

-IV-
Ortadaki bildik manzara kısaca şu: Bir adam kulüp başkanı seçilir. Mevkisini uzun süre korumak ister. Bunun için de başarı gereklidir. Başarıya giden en kısa yolun da transferden geçtiği düşünülür. Bolca para harcanır. Kulübün kaynakları bir noktada sallanmaya başlayacak, bir noktadan sonra kuruyacaktır. Ancak bunu en azından geciktirmek için kulübe para aktarılır. İlk kritik soru bu noktada karşımıza çıkar: Bu aktarılan para bağış mıdır borç mudur?

UEFA, bu noktada bir tedbir daha almış: Artık başkanlar ya da yöneticiler kulübe borç veremez. Kulübe para vermek istiyorlarsa bunun tek yolu parayı kulübün öz kaynaklarına eklemek, yani bağışlamak. Buna da bir sınır getirmiş: 2011/12, 2012/13 ve 2013/14 sezonlarında öz kaynaklara eklenebilecek miktarın üst sınırı 45 Milyon Euro. Sonraki 3 sezon için ise üst sınır 30 Milyon Euro. Daha sonrası için rakam açıklanmayıp 30 Milyon Euro’nun altında olacağı belirtilmiş yalnızca. Yani şu durumda Beşiktaş, eğer 2013/14 sezonunda Avrupa Kupaları dışında bırakılmak ya da transfer yasağı gibi bir yaptırımla karşılaşmak istemiyorsa öz kaynakları ile ilgili sorunun bir kısmını çözmek için hâlâ bu yöntemi belirtilen sınırlar dâhilinde kullanabilir ancak yeterli olmaz. Çarkı sürekli zarardan çıkarıp normal işleyişine döndürmenin bir yolu mutlaka bulunmak zorunda… Yapılan hesapların bir kısmının, oyuncu satışından para kazanmak düşüncesiyle kurulduğu belli. Açıkçası, gereken rakamlara ulaşmak bence oldukça zor… Ama top yuvarlaktır. Beklentiye ulaşılamadığında da bir tek yol kalıyor: Hisse satışı. Hisselerin şu anda %65,12’si dernekte, %34,88’i halka arz edilmiş durumda. Kontrolü elden kaçırmadan satılabilecek yalnızca %15’lik bir dilim kalmış. En kritik soru da şu: Bu, genel kurulun karşısına “ya hisselerin %45’inin daha halka arzını onaylayacağız ve elimizde hisselerin yalnızca %20’si kalacak ya da Şampiyonlar Ligi’nden vazgeçeceğiz” dayatmasıyla sunulursa ne olur? Bu hisselerin satışı onaylanırsa, kulübün kontrolü hisseleri toplayan bir şahsın eline geçer mi?

Kaldı ki ortadaki manzara, bu satışın da ilaç olamayacağına işaret ediyor. Beşiktaş’ın sorunları bununla da sınırlı değil. UEFA’nın istediklerinden biri de personel giderlerinin(oyuncu, teknik kadro, yöneticiler ve hatta güvenlik görevlilerine ödenen maaşlar), kulüp gelirinin %70’ini aşmaması. Dokuz aylık son dönem verisine göre bu oran %80 sınırına dayanmış durumda. Ya da düzenlemeyi yorumlayanların bazıları UEFA’nın “kulübün toplam borcunun bir yıllık gelirini aşmamasını” istediğini söylüyorlar. Mevcut durumu ile Beşiktaş bu açıdan da sorunlu.

Yönetimin elbette ki bununla ilgili bir planı vardır. Ya da olmak zorunda diyelim. Mevcut borçlar içinden ne kadarının tesisler için yapılmış harcamalardan kaynaklandığını da tam olarak bilemiyoruz. Tesis ya da altyapı için yapılan harcamalar, FFP düzenlemeleri gereği kulübün FFP hesaplamalarında kullanılan giderlerine dahil edilmediği için ortaya çıkan rakamı görmek gerek.

UEFA, oldukça detaylı çalışmış. Peki Beşiktaş ya da hem Türkiye hem Avrupa’daki mâli yapısı sorunlu diğer kulüplerin tutunacak dal olarak gördüğü başka bir şey olabilir mi, yani düzenlemelerde “delik” olarak kullanılabilecek bir nokta var mı? Annex 11’in ikinci maddesi bu noktada önem kazanıyor.

hebenneka dedi ki...

-V-

UEFA, 2013/14 ve 2014/15 sezonları için yapılacak değerlendirmelerde 1 Haziran 2010 öncesi imzalanmış sözleşmelerin doğurduğu sorunların kulüp lehine değerlendirileceğini belirtmiş. Bir önemli nokta daha var: “Değerlendirmelerde gereken kriterler karşılanamamış olmasına karşın, düzelme eğilimi olduğunun saptanması durumunda kulüp lehine değerlendirme yapılacaktır”(Annex 11, 2a). Durumu kötü olan kulüpler için bir nefes alma penceresi açılmış gibi görünüyor. Bu kulüpler, koşullara uyum sağlama konusunda ortaya sağlam bir plan koyup buna sadık kalabilirlerse en azından biraz zaman kazanmış olacaklar. Bu biraz muğlak bir ifade. UEFA’nın tutumu, uygulamalarla ortaya çıkacak.

Şu iki noktanın altını çizelim: Kolayca yararlanılacak bir boşluk ya da bir “arkadan dolaşma” yöntemi arayanlar boşuna heveslenmesin. Düzenlemeler hem oldukça detaylı, hem de bazı noktalarda inisiyatif koymayı en üst düzeyde kullanma olanağı sağlayacak şekilde tasarlanmış(nalıncı keseri). Ayrıca, UEFA yönetimi bu konuda kararlı olduğunu her fırsatta vurguluyor. En büyükler için dahi tereddüt etmeyeceklerini dile getiriyorlar.
Kriterlerle ilgili kısımda söylenecekler kabaca bu kadar.

@ Kaan

Bazı kulüplerin yapısı gerçekten oldukça karmaşık… Schalke gibi aynı anda çok farklı dallarda faaliyet gösteren pek çok şirketle göbek bağı olan kulüpler var. Ancak UEFA bu konuda göz açtırmayacağını özellikle belirtmiş. Her türlü “ilişkili taraf” işlemleri üzerinde ayrıca duracağını vurgulamış. Yalnızca bir çatı altında toplanmış birkaç farklı şirketin ya da birkaç değişik branşı barındıran kulüplerin değil, kulüple herhangi bir şekilde ilişkisi olan taraflarla gerçekleştirilen işlemlerin de göz önüne alınacağını belirtmiş. Hatta hesaplamaları yaparken bazı sözleşmeleri olduğu hali ile değil, piyasa koşullarına uygun değeri ile göz önüne alacağını vurgulamış(Mesela şeyhin ortağı olduğu şirketlerden biri stadın isim hakkı için yıllık 100 milyon Euro’luk bir sözleşme imzalamış olsun. Bu fahiş bir rakam olur. Ancak UEFA “alan razı veren razı” deyip geçmiyor. Bu anlaşma için, o çaptaki kulüplerin benzer anlaşmalarını dikkate alarak kendisi bir rakam belirliyor. Ya da diyelim ki şeyhin bir akrabası ya da ortağı bir loca için 20 milyon Euro ödedi. UEFA bunu da kabul etmiyor. Locanın piyasadaki muadillerinin değeri üzerinden bir değer belirliyor). Bahsettiğiniz tarzda bir operasyonun bu kapsamda değerlendirileceğini düşünüyorum.

hebenneka dedi ki...

-VI-
Şimdi baştaki sorulara dönersek:

Türkiye’de –özellikle üç büyükler için- taraftar olmak diğer önde gelen liglerle karşılaştırıldığında oldukça pahalı(EPL hariç, onlarla tek yarışabilen biziz). Ortadaki piyasada taraftarlar hariç herkes nemalanıyor. Futbolcuların ücretleri anormal derecede şişmiş durumda. Bilet fiyatları deseniz farklı değil. Messi ya da Cristiano Ronaldo’yu bir sezon boyu izlemek, üç büyüklerdeki en yetenekli bulduğunuz oyuncuyu sezon boyunca izlemenin yanında ucuz kalıyor. Şu gerçek bir türlü görülmek istenmiyor: Hiçbir kulüp başkanı vazgeçilmez değil. O gider yerine başkası gelir. Aynı şey yönetici için de geçerli, oyuncular için de. Hatta gerektiğinde kulübün yerine yenisinin kurulduğunun da örneklerini gördük. Bu çarkın tek olmazsa olmazı her zaman için taraftar.

Kulüplerin ana finansörü bu güne kadar taraftar oldu, bundan sonra da taraftar olacak. Coplansa da, saatlerce bekletilse de, tuvaleti olmayan stadyumlarda maç izlemek zorunda bırakılsa da ses çıkarmamıştı. Ortadaki şeyin asıl sahibi o olduğu ve doğrudan onu ilgilendirdiği halde, hakkında çıkacak yasaya dair bir tek onun fikri sorulmuyor. Taraftar hem parasıyla hem sevgisiyle rezil ediliyor. ”Mektepler olmasa maarifi ne güzel yönetirdim” mantığında gidilmesini sessizce kabulleniyor. Ancak ne acı ki taraftar da bunun pek farkında değil. Bölünmüşlükleri kolayca yönetilmelerini sağlıyor. Taraftarın güvenliğini sağlamak için çıkarıldığı söylenen-ya da öyle olması gereken- yasa taraftara terörist muamelesi yapıyor.

Ondan sonra bir taraftar diğerine “parası senin cebinden mi çıkıyor” der tabii. Oysa düşünse bulacak, bırak Beşiktaş’ın Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın transferini, Belediyespor’un oyuncularına ödediği maaş bile kendi cebinden çıkıyor. Belediyespor’un geçindiren şey yayın geliri... Peki 1 milyon aboneli bu memlekette Belediyespor için abone olmuş 300 kişi var mıdır? Bence yoktur. Dolayısıyla o parada Belediyespor taraftarının payı neredeyse yok. Ben sorayım o zaman: Peki kimin payı var?

Bir de postta belirtilen bir nokta var: Madeira’daki otel(yorumlarda da ayrıca villalardan bahsedilmiş). Bu insanın canını sıkıyor. Ama bu tür şeylere de şaşırmamak mı gerek artık? Futbol, yöneticiler için de tanınmanın en kolay yollarından birisi. Taraftarların sırtından “meşhur” mertebesine erişen, hürmet gören çok insan gördük. Bundan sonra çok daha fazla göreceğiz. Bir büyük kulübün başkanı ya da yöneticisi olmak kişinin tanınırlığını arttıracak, bazı fırsat kapılarını kendisi için daha kolay açılır kılacaktır elbet. Bunda doğal olmayan ya da şaşıracak bir şey yok… Bunu kendi lehine kullanıp kullanmayacağı ise o sıfatı taşıyan, o kartviziti elinde bulunduran kişinin insiyatifine kalıyor ve işte bu güce paha biçilemez. İster kartla ister nakit.

hebenneka dedi ki...

Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Mevcut durumda Beşiktaş yönetimini mali tablolar üzerinden değerlendirebiliyoruz. Ancak unutmamak gerekir ki diğerleri için bunu yapmak henüz mümkün değil. O yönde adımlar atılmış olsa da henüz sonuçları tam olarak alınamadı. Kısa bir süre sonra aynı değerlendirmeleri diğer kulüpler için de yapmak mümkün olacak. Sağlıklı karşılaştırmalar ancak o zaman yapılabilecek. Zaten onlar nasıl halka açılmaydı, o da ayrı bir tartışma konusudur.

rivaldo dedi ki...

Beşiktaşa önümüzdeki dönemde kazandırılacak 2 tesis var.Bir tanesi çilekli tesisleri, muhtemelen Serdal Adalı tarafından tüm masrafları karşılanarak yapılacak. diğeride Beylikdüzünde kulübün kullanımına sunulan altyapı tesisleri.Bu tesislerde bölge belediyesi ve gsgm ile anlaşılarak altyapının kullanımına verilmiş.Yani devlet tarafından karşılanıyor.Bunlar için muhtemelen Beşiktaşın kasasından para çıkmayacak.Peki bu tesileri beşiktaş gider olarak gösterip , belli harcamalarını kriterlerin kapsamı dışına alabilir mi?

İkincisi kısa vadedeki borçları temzlemek için denizbanktan aınan bir kredi var.Kulübün adalı ve demirören dışındaki borcunun büyük bölümünü bu kredi oluşturuyor.Protokol sırasında fulyadan gelir elde etmeye başlanmasıyla birlikte bu gelirle kredinin ödeneceğini okumuştum.Yani bu borcun büyük kısmınıda kulüpsportif gelirler haricinde bir gelirle düzenli bir şekilde ödemeyi taahhüt ediyor.(tabi fulyanın gelirleri henüz açıklağa kavuşmuş bir konu değil.Bu uefa nın insiyatif kullanmasını sağlayacak bir durum olabilir mi?

baqlava dedi ki...

selamlar herkese,

şöyle bir sorum var;

bir üniversitenin ekonomi bölümünde hocalık yapan bir büyüğüm, demirören'in beşiktaş kulübü için yaptığı işlemin (kendine borçlandırmak) hukuksal olarak bir karşılığı olduğundan bahsetmişti (şu an tam detaylı olarak hatırlayamıyorum malesef), üstüne üstlük bu durumun hukuk sistemi içerisinde tamamiyle hesap verebilir olduğundan bahsetmişti.

benim o zaman anladığım şöyle bir şeydi; kulübe borç veriyorum ama onu kendim kafama göre kullanıyorum sonuç olarak kulüp bana borçlanmış oluyor, ancak bu durum kulüpte mağduriyet yarrattığı için hukuksal bir karşılığı var (görevi/krediyi kötüye kullanmak gibi bir şey sanırsam).

anlatmaya çalıştığım şeyi anlayabilen, bilen, hukuğa hakim arkadaşlar bu durumla ilgili bizi aydınlatabilirlerse çok sevinirim

rivaldo dedi ki...

Bu arada merak ettiğim bir konu var.Bir yazıda Juan Figere bağlı çalışan yüzden fazla scout olduğunu duymuştum.Aynı şekilde Jorge Mendesinde böyle bir ekibi olup olmadığını biliyormusunuz? ya da jorge mendesin oyuncuların menajerliğini portaya geldikten önce mi sonra mı aldığına dair net bir bilgi var mı?

Noat Samisa dedi ki...

Rivaldo'nun sorusuna binaen şunu sorayım ben de:

Bu bilanço denetimlerini kim yapacak, yine kulüplerin bulacağı kuruluşlar mı; yoksa UEFA ya da UEFA'ca onaylanan birimler ya da kuruluşlar mı?

Benim anladığım, Fulya bu 75 milyon dolarlık krediyi tolere edecekse de esas sorun Demirören ve Adalı'nın koyduğu paralar. Sanıyorum bu borç kısa vadede esneklik sağlamak için alındı ve şu ara verilen bonservis bedellerine yardımcı oluyor, FFPRs'e doğrudan etkisi olacağını sanmıyorum.

Baqlava'nın sorusuna da cevap aranıyor, soran kendisi araştırırsa da güzel olur tabii. :)

tearkan dedi ki...

valla görevi kötüye kullanma suçu tck'da var. (md. 257) ancak bu suç kamu görevlilerine yönelik bir düzenleme içeriyor. yani özgü suçlar sınıfında. kamu görevlisinin, görevinin gereğini yerine getirmemesi sonucu alacağı cezaları düzenliyor. diğer bir deyişle sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç.

beşiktaş anonim şirket olduğu için yönetim kurulunun ticaret kanunu kapsamında sorumluluğu olacaktır öncelikli olarak. anonim şirketlerin usulsüz olarak borçlandırılması nedeniyle kayyum atanması söz konusu olabilir. tabi bu biraz da spk'nın denetlemeyi nasıl ve ne kadar yapacağına da bağlı. sonuçta bir kalemde 90 küsür milyon vergi borcu silinen bir kulüpten bahsediyoruz.

yoksa spk'dan, sırf görüntü olsun diye, genelde belgelerin ve beyanların yanlışlığına-eksikliğine ilişkin aldığımız cezalar bir nevi devede kulak yapılan usulsüzlükler yanında.


bu arada beni rahatsız eden bir konu da insanlardaki (sözüm meclisten dışarı) en azından diatta yerine daha tanınmışı geliyor düşüncesi. tamam geliyor da sonuç? lig beşinciliği ve türkiye kupası. geçen sene bu oyunun aktörleri içinde tek kaybeden oldu beşiktaş. mendes oyuncularına takım yada vitrin buldu. demirören yeni ortaklarla otel yaptırıyor. hatta villalar da yapılıyormuş. onu da buradan öğrenmiş olduk. beşiktaş ise daha kaliteli transferlerle lig beşincisi. yahu bu takımlar bu sene gs'nin başına gelen ekstra durumlar olmadığı sürece zaten en kötü beşinci-altıncı olmuyor mu? hani klasik formasını koysan ilk dörde girer mantığı. peki ne anladım ben bu 'en azından yıldız geliyor' mantığından?

üstelik beşiktaş bu oyunda porto falan da olamaz hayal kurmayalım boşuna. her şeyden önce yabancı sınırlaması mevcut ve mendes'in bize getireceği oyuncular yabancı. beşiktaş'ın bu nedenle, burada belirtildiği gibi, japonya ikinci liginden bir oyuncuya yatırım yapma lüksü yok transferleri bu ve benzeri menajerler aracılığıyla yaptığı sürece. biz ancak sidnei gibi potansiyelle gelip bekleneni veremeyen oyunculara vitrin oluruz yada bu adamlardan kalanları toplarız.

konuyla alakalı bir diğer sıkıntım da mendes bağlantılı transferlerdeki gizlilik hali. beşiktaş'ın ersan öncesi yaptığı son iki bildirimi:

1- mehmet akyüz transferi

Oyuncu Mehmet Akyüz'ün transferi konusunda anlaşma sağlanmış olup; TKİ Tavşanlı Linyitspor'a sözleşme fesih bedeli olarak 900.000.TL ödenecektir. Oyuncuya ise;

2011-2012 sezonu için 450.000.TL garanti ücret ve 25.000.TL maçbaşı ücreti,
2012-2013 sezonu için 550.000.TL garanti ücret ve 30.000.TL maçbaşı ücreti,
2013-2014 sezonu için 700.000.TL garanti ücret ve 30.000.TL maçbaşı ücreti,
2014-2015 sezonu için 850.000.TL garanti ücret ve 30.000.TL maçbaşı ücreti ödenecektir.

mehmet'in alacağı para, ödenecek sözleşme fesih bedeli vs. transferle ilgili her şey mevcut.

2- sidnei transferi

Sidnei Rechel Da Silva Junior'un kiralanması konusunda SL Benfica kulübü ile, sezon sonunda transfer opsiyonumuz bulunmak kaydıyla, anlaşmaya varılarak, futbolcu 2011-2012 sezon sonuna kadar kiralanmıştır. Anlaşma karşılığında Kulübüne 200.000.Euro ödenecektir.

kiralama bedeli haricinde hiçbir açıklama yok. opsiyon ne kadar, sidnei bu bir yılda beşiktaş'tan ne kadar alacak vs. en ufak bir bilgi yok.

kimden neyi, ve daha da önemlisi niye gizliyoruz?


@hebenneka

Tesis ya da altyapı için yapılan harcamalar, FFP düzenlemeleri gereği kulübün FFP hesaplamalarında kullanılan giderlerine dahil edilmediği için ortaya çıkan rakamı görmek gerek.

bu kısım dikkatimi çekmişti. rivaldo benden önce davranmış. aslında beşiktaş'ın cebinden çıkmayacak altyapı harcamalarının çıkmış gibi gösterilerek bu denetimin bir nebze dışında tutulması mümkün mü?

Noat Samisa dedi ki...

Rivaldo,

Jorge Mendes'in beraber çalıştığı insanlar var, bir şirketi ve ekibi var. Ama Figer kadar büyük bir ekip değil. Oyuncu portföyü ise daha geniş, zira ilişkiler ağır çok daha yaygın ve güçlü.


Tearkan,

Aynen öyle. İyi oyuncu geliyorsa bile, ki bunu da tartışırız, bu sene takım 5. oldu. Ne anladım bu işten? Haydi diyelim bir sene, şanssızlık şu-bu oldu; peki. Bekleyelim. Ama ben bu ''iyi oyuncuların geldiği takımın'' bu sezon da ancak ilk 4'ü kovalayacağını düşünüyorum. Olur da yine yarış dışı kalınan bir sezon olursa, bu argüman da çürüyecek.

Benim tüm bunları araştırmamda ve yazmamdaki sebep, aynen bahsettikleriniz. Sizin aracılığınızla da belirtmiş olayım. İnsanlar ''menajer bu, tabii para kazanacak'' diyor. Doktor da para kazanacak da böbrek hastasına açık kalp ameliyatı yaparsa başlarlar mesleğinden kutsallığından, çıkarlar giydiği önlükten. Kimisi Porto projesi diyor ki, alakası olmadığını azıcık Porto'nun işleyişini bilen bilir, görür. Beşiktaş ligde 5. olurken, maaş yükü artıyor. Bu sırada Demirören Mendes aracılığıyla otel yapıyor, bu sırada taraftarın büyük çoğunluğu sevinçten havalara uçuyor. Şahsen sezon bitmişken Sivok'un stoper meziyetlerini gelecek sezon kullanırsa şampiyon olacağımız gibi hayalleri konuşmayı değil, bunları tercih ederim.

Şu polyannavari lakırdılar ve ''senin aklın ermez öyle şeylere'' tavrını, ''ergen heyecanı'' noktasına getirenler dahi çıkıyor; ama tabii muhatap alınacak yanları yok. Mesele şu ki, tüm bu olan - biten toz pembe değil. İnsanlar bunu görsün ve sorgulasın. Menajerlik de tümüyle gereksiz bir meslek, bu da farkedilsin.


Hebenneka,

Rivaldo ve Tearkan'ın söylediği açık kapı gibi görünüyor. Ne diyorsun bu işe?

Noat Samisa dedi ki...

Marcaine'in bahsettiği villalara dair de şurada bir şeyler var:

http://www.jornaldamadeira.pt/not2008.php?Seccao=6&id=179704&sup=0&sdata=

Deniyor ki, ''Madeira'nın Calheta sahilinde CR7 adını taşıyacak 7 yıldızlı otel ve villardan oluşacak inşaatlar için 10 hektarlık alana 50 ila 70 milyon avro yatırım. (...) Jorge Mendes ve beraberindeki yatırımcı grubu... vs.''

Butik otelden fazlası gibi görünüyor. Bunun Beşiktaş'a faydası olacaksa, yine alalım Jorge Mendes'in önerdiklerini...

Noat Samisa dedi ki...

Yine Madeira'daki otele ilişkin şöyle bir Türkçe metin var:

http://www.turizmaktuel.com/detay.asp?id=11205

hebenneka dedi ki...

Fulya: Bildiğim kadarı ile Fulya’daki yapı, sportif bir tesis değil. Tesisten kasıt altyapı tesisleri, stadyum vs. Burada yalnızca şöyle bir istisna konmuş: Eğer yapılan sportif amaçlı olmayan tesis kulüp stadyumuna bitişikse ya da belirli bir mesafe dahilindeyse(galiba 500 metre idi ama yanlış hatırlıyor olabilirim), sportif tesis muamelesi görüyor. Diyelim ki stadyumun içine ya da bitişiğine bir otel veya konferans salonu türünden sporla alakasız bir şey yapıldı. Bu tesislerin geliri “futbol geliri”ne dahil ediliyor. Ancak Fulya’daki tesislerin bu kapsama girmesinin mümkün olduğunu sanmıyorum. UEFA’nın dikkate alacağı şey futbol gelirleri ve futbol giderleri. Bunların da hepsinin tanımını yapmış ama girersek çok uzar. Fulya ile ilgili konuda ise Kaan’ın sorusunda olduğu gibi, “ilişkili taraf” işlemleri açısından ele alınacağını düşünüyorum.

Denetimi yapacak kişi/kurum: Öncelikli olarak kulüplerin bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanan denetim raporları değerlendirilecek. Bu değerlendirmeyi Belçika eski başbakanı Jean-Luc Dehaene’nin başkanlığındaki 8 bağımsız uzmandan oluşan ve bu iş için oluşturulan Club Financial Control Panel yürütecek. Gerektiğinde kulüplerden ek dokümanlar isteyebilecekler ve değerlendirme kapsamını genişletebilecekler. Eğer sorun olduğuna kanaat getirirlerse UEFA’nın ilgili yargı organına görüşlerini bildirecekler. Cezayı kesen orası olacak(adını unuttum kurumun, affola). Şu an için hangi durumda hangi cezanın verileceği, bildiğim kadarı ile kesinlik kazanmış değil.

Altyapı tesislerine harcama: Şimdi öncelikle sanırım “yapılacak tesisler var, bu tesisler için aslında pek bir para harcanmayacak ama çok para harcanmış gibi gösterilip bir şeyler yapılabilir mi” gibi bir soru var ortada doğru anladıysam. Kimseyi kırmak peşinde değilim, heyecanı ya da tedirginliği anlamıyor değilim ama galiba “kötü adam” olarak bellenmeyi de göze alıp şöyle bir karşı soru sormak en doğrusu olur: Diyelim ki bu tesisler için yarım milyon harcayıp 10 ya da 20 milyonmuş gibi ya da ne kadar gerekiyorsa o kadarmış gibi göstermek ve bunu da yedirmek mümkün olsun… Peki, istediğiniz şey hakikaten bu mu?

Çünkü böyle bir şeyi yapmak ciddi, kapsamlı ve organize bir sahtekarlık gerektirir. Bir yerlerden naylon faturalar ayarlanmalı, belki birilerine rüşvet verilmeli vesaire... Ben kendi adıma taraftarların takımlarının adının yanına böyle bir şey yazdırmak istemeyeceklerine inanmayı tercih etmeye devam etmek istiyorum.

"Yönetimdeki kişiler böyle bir şeye kalkışabilir mi" anlamında soruluyorsa eğer, her ne kadar birtakım hatalar ve savrukluklar yapmış olsalar dahi, onların da bu tarz bir işe girişmeyeceklerine inanmayı isterim. Bence onlar da, diğer kulüplerin yöneticileri de iyi biliyorlardır ve bilmeliler ki hedef olarak konan noktalara ulaşmak, biraz da bu tarz hareketlerden medet ummamaktan geçer.

borasahin dedi ki...

Nerede soylemistim tam hatirlamiyorum ama Demiroren Besiktas'a verdigi borcu almaya hakki yok, hatta ustune kendi tanitimini yaptigi icin vermeli diye. Bu kadar iyi bir PR calismasi olabilir mi? Ornegin Besiktas olmasa Madeira'da otel yapmayi ruyasinda gorurdu.

UEFA kriterleri bizim icin bir cikis yolu olabilir diye dusunuyorum. Demiroren'den kurtulmanin tek yolu kulubun basina buyuk bir sey gelmesi olur, artik kume mi dusurulur yoksa Av. Kup.'larina mi alinmaz bilmiyorum. Ikisi birden olursa ancak bu zattan kurtulabiliriz gibime geliyor. O yuzden umarim hayirli olacak.

planck dedi ki...

@hebenneka

Arkadaşlar dediği sahtekarlık olarak değil de devletin yaptığı bir tesisin aslında cepten çıkmayan giderlerini de giderlere saydırmak gibi bir durumdu sanıyorum.

Benim sorum ise şöyle: bilindiği üzere klüpler vergilerini ödemiyorlar devlete ve devamlı aflar geliyor bu konuda. Bu konu devlet ile klüpler arasında görünse de aslında yapılan bir hibe var. UEFA bu konuda da yaptırımlarda bulunabilir, vergileri zorla ödetebilir mi?

burakcelik dedi ki...

hebenneka öncelikle çok teşekkürler çok güzel açıklamışsın çok doyurucu oldu.. Benim 1 sorum olacak.FFP kuralları Mendes 'in veya Figer 'in veya diğer menajerlerin yaptıgı bonservisin %bilmemkaçını alma konusunda her hangi bir yorum getiriyor mu? Kuluplerin bu gibi şirketlerle anlaşarak bonservis harcamalarını bu şirketlere yaptıracagı ve bu tarz şirketlerin futbol piyasasında aşırı derecede büyüyeceği korkusu var bende. Demek istedigimi anlatabildim değil mi?

hebenneka dedi ki...

@ planck

UEFA bu konuyu ilk yorumda belirttiğimiz 50. madde çerçevesinde ele almış ve söylediği çok net: Vadesi geldiği halde ödenmemiş vergi borcu olmamalı.

Bu noktada şunu da belirtelim: Kulüp mali tablolarında, 6111 sayıl yasa gereği vergi borçları ile ilgili olarak 10.800.827 TL karşılık ayırmış. Yani ortada devletle bu konuda yapılmış bir anlaşma var. Bu anlaşmaya uyulduğu ve yeni dönem vergileri ile ilgili olarak da gereği yapıldığı, yani ödemeler gerekli tarihlerde yapıldığı sürece bir sorun olmaz.

UEFA'nın vergileri zorla ödetmek gibi yaptırımı olmaz. Bu konu ilgili kulüp ile o devletin ilgili organı arasındaki bir sorundur. UEFA'nın yapabileceği,madde 50'ye uymadığı durumda kulübü kendi kuralları çerçevesinde cezalandırmak olur.

hebenneka dedi ki...

@ burakcelik

Rica ederim, bildiğim kadarı ile yardımcı olmaya çalışıyorum.

Kurallarda belirttiğiniz durumla ilgili herhangi bir düzenlemeye henüz rastlamadım. Menajerlerle ilgili iki husus belirtilmiş. İlki, menajerlik ücretlerinin de bildirilmesinin zorunlu olduğu. İkincisi de menajerlerin "ilişkili taraf" kavramının dışında olduğu. İkinci nokta biraz kafa karıştırıyor ama net bir anlam çıkardığımı söyleyemem.

Ancak bildiğim kadarı ile UEFA'nın transferler ile ilgili başlatmış olduğu bir çalışma var. Tüm transferlere ilişkin veriler UEFA'nın verdiği bir şifre ile sisteme girilecek ve UEFA tarafından izlenecek. Belki oradan elde edecekleri verilerin değerlendirilmesi sonucunda bu konuda bir düzenlemeye gidilebilir. Menajerliğin sınırları konusu mutlaka ele alınacak ve bu konuda da düzenlemeye gidilecek düşüncesindeyim ama bu sadece kişisel bir tahmin.

Rorschach dedi ki...

bir konuda itirazım var sayın noat samisa menajerliğin gereksiz bir şey olduğunu düşünüyor ama malesef gerçek böyle değil.
kişisel performans gerektiren her türlü meslekte menajerlik de işin ayrılmaz bir parçasıdır.
sadece futbolda değil sporun bütün dallarında, müzikte, sinemada ve sanatın pek çok dalında bu böyledir ve her zaman da böyle olacaktır. aksi anca utopya olur.
bir 'talent'in olduğu her yerde mutlaka bir 'menajer'e de ihtiyaç vardır. insan doğasının bir gereğidir bu. çünkü bu insanlar üstün yetenekleri olan insanlardır ama tam da bu yüzden pek çok açıdan problemli ve sorunlu insanlardır, bu nedenle de 'manage' edilmeye muhtaç insanlardır.
jorge mendes de bu işi futbolda en iyi yapan insanlardan biridir ve bu işten kazandığı paralar da tamamen hakedilmiş ve helaldir, bu konuda insanların kafasını bulanmasına sebep olabilicek kısımlar var bu yazıda, menajerliği sahtekarlık veya dolandırıcılık gibi göstermenin bir anlamı yok.
diğer taraftan demirörenin bugüne kadar yaptığı işler, mendes ve tayfasıyla olan şahsi ilişkileri ve bunun kulübün transfer politikasına yansıması konularında ise bütün eleştirilere katılıyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Rorschach,

Jorge Mendes'in yaptığı temel olarak ''menage etme'' değil, pazarlama. Kendisinin -pek çok futbolcu menajeri gibi- insan yönetimi ve psikolojisi noktasında herhangi bir formasyonu yok. Ama insan ilişkileri güçlü biri olduğu kesin. İşini kurallara uygun yaptığı da şüphesiz, ama bu işi kamu ihalesi üzerinden zengin olmaya benziyor. İhalelerin büyük kısmı yasaldır, ama ne kadarı düzgündür? Buna benziyor.

Daha geniş bakmak gerek. Bir futbolcu transferinden milyon dolarlar kazanabilen biri Mendes ya da bir başka menajer, bu ne kadar doğrudur şu dünyada? Karşılığı bu mudur? Ha, futbol pastasının büyüklüğü, şu, bu vs. ama tüm aktörler içerisinde kar/emek oranı en yüksek olan şüphesiz menajerler. Gereksizliği de buradan gelir. Bu işi futbolcuların yakınları üstlenebilir, ama iyi pazarlamacı olan en çok kaznanıyor. Basit iktisadi kuram.

burakcelik dedi ki...

Tevez-Mascherano olayından beri menajerlikle ilgili kendi çapımda bir şeyler okumaya çalışıyorum ve açıkçası okuduklarımdan çok hoşnut oldugumu söyleyemiyecegim. FM'de Messi'yi sözleşmesi bitmişken almak istemem ve menajerinin 17 M Pound istemesi de hoşnutsuzlugumu arttırmadı değil :) (oha be abi buarada 17M pound nedir ya )

Hebenneka UEFA'nın transferler ve menajerlikle ilgili bi düzenlemesi umarım gelir , sana sordugum durumun ileride olacağını düşünüyorum ve açıkçası bunu istemiyorum. Neyse hazır konusu açılmışken yorumları okuyan arkadaşlara FFP kuralları ile ilgili görüşlerini sorabilir miyim ? Malum bu konuyu Türkiyede tartışabilecegimiz bir ortam pek yok. Şahsen ben hakkında iyi oldu veya kötü oldu diye kesin bir yargıda bulunamıyorum. Bir yandan kulüplerin kendini bilmez harcamalarını kısmasına yol açacagı ve yeni Leeds Utd lar veya Portsmouth lar çıkmasına engel olacagı için iyi oldu diyorum. Ayrıca transfer piyasasındaki bu aşırı yüksek fiyatları aşşagı çekecegini düşünüyorum. Lakin FFP devreye girdigi zaman Şampiyonlar Ligi'nin getirdigi ek gelirler aşırı derecede önem kazanacak ve ŞL'ye katılamayan takımların finansal açıdan büyümesi bi yerde namümkün olacak. Finansal statükonun korunmasını saglayacak da denilebilir. Herşeye rağmen FFP'in oldugu bir ortamı kötünün iyisi olarak değerlendiriyorum sanırım. Yukarıda söyledğim gibi okuyan arkadaşlar da düşüncelerini belirtirlerse sevinirim :)

burakcelik dedi ki...

Bu arada Önceki postu yazdıktan sonra aklıma geldi , uygulanabilirligini göz ardı ederek soruyorum NBA deki gibi bir "Salary Cap" gelme ihtimali var mıdır sizce? %70 oyuncu maaşları kotası bir süre sonra bir tür Salary Cap'e evrilme ihtimalini aklıma getirmiyor değil

planck dedi ki...

bebe dedikoduları gelmeye başladı :)

dehræb dedi ki...

noat, muhammed demirci haberlerini duymuşsundur. yalnız bir haber çıktı dünden bu yana ses seda yok... ne medyada ne de yönetimde... bilgin varsa paylaşır mısın?

dehræb dedi ki...

şimdi bu menajerlik ve FFP yorumları/bilgilerini okuyunca (paylaşan arkadaşlara teşekkür ederim) aklım yine serbest piyasa, demokrasi, rekabet, sosyal sorumluluk/sorumsuzluk gibi kavramlara gitti. bildiğiniz üzere, piyasada bir şeye gösterilen rağbet ve teveccüh, genellikle o şeyin kemaline/mükemmelliğine nisbeten değildir; ona olan ihtiyacın derecesi nispetindedir. mesela, bir saatçinin bir alim/bilginden çok ücret alması bunu teyid eder.
1.menajer: burada işin başlangıcı yani gerekliliği açısından Rorschach'a katılmamak elde değil. özellikle yetenekleriyle ün, para vs. kazanan kişilerin gelişimlerine ve işlerine daha makul katkıdda bulunacak insanlara ihtiyaçları olur. ancak noat'ın değindiği konu ki, işin pazarlama düzeyinde kalması... burada önce futbolcu tarafından bakalım, şöyle ki: siz yetenekli bir futbolcusunuz ve biri sizi, sportif başarı anlamında çok zaman harcadıktan/isminizi duyurduktan sonra gidebileceğiniz bir yere pazarlıyor [bu fiili beğenmedim ama:)]. siz de kabul ediyorsunuz ve o x kulübüne "bu kişi benim haklarımda pay ve yetki sahibidir" diyorsunuz. buraya kadar normal. kulüpler açısınıdan ele alınca: kulüpler de ticari kurumlar sonuçta, kar-zarar dengesi vs. düşünüyorlar. işlerine geleni alıyorlar veya tersi. yani menj. zorlamıyor. (yalnız burada dikkat çekeceğim bir nokta var: a menj.3 klas futbolcuyu x kulübüne sattı, sonra çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden, mesela önerdiği yeni futbolcuyu kulübün istememesinden dolayı, araları açıldı. menj. diğer üçünü kulüpten soğutur veya çeşitli şekillerde kulübü bu noktada tehdit eder/aciz duruma getirirse ne olacak? basın yayın dünyasına yakın biri olarak söylüyorum; bazı holdingler/şirketler de farklı ürünlerinin reklamları konusunda bu tip tavırlar sergiliyor.) peki bu tavır dahil olmak üzere gayr-ı ahlaki veya hukuki mi?

dehræb dedi ki...

ahlakiliği mutlaka tartışılır fakat, hukuki olduğu kesin. serbest ticaret ve eli güçlü olan en az bir adım öndedir. diğeri de, burada kulüp, kendini bir şekilde korumalıdır. altyapı, farklı menj'lerle çalışmak vb. menj tarafına gelince; o da kendince bir ticaret yapıyor, vergisini ödüyor... ben yine üstteki tedbirlere değinerek menj. yorumlarını tamamlayayım: bu iş madem serbest piyasa içinde dönüyor(hukuki tedbirler alınır mı bilemem ama) herkes ayağını denk almalı. sen örn; bjk isen real madrid gibi davranamazsın. tedbirini akacaksın, menj'in eline bakmayacaksın, altyapını, transfer politikanı, scout ekibini vs. her şeyini sağlam kuracaksın(sağlam eşittir büyük değil, her kulübün cüssesince artık). amma gelgelelim başkanın, kulüp başkanlığının getirdikleriyle(ün, tanınırlık gibi), menj. arasındaki tic/özel ilişkilere: içeriğini bilmiyorum tam, dolayısıyla kimsenin günahını almayayım.

dehræb dedi ki...

FFP konusu: bu kulüpler demek ki başarısız kişilerce yönetiliyor. sonunda birileri çare arıyor.
1. kulüplerin sahibi kim?
2. isteyen istediği kulübü batırabilir mi?
3. bu kadar para dönen piyasada neden işi bilenlerden çok, yapmak isteyenler ortalıkta?
4. hileli iflas TCK'da geçiyor. muhtemelen diğer ülke mevzuatında da vardır. mevcut hükümler kulüpleri statü gereği veya başka bir nedenle bağlamıyor olmalı ya da kimse gelip (özellikle de büyükler için)"şu kulübün iflasını isterim" diye iflasa başvurmadığı için iflastan beter oluyorlar. (bilgisi olanların kulüp ve iflas konusundaki bilgilerini paylaşmalarını isterim). eğer dediğim gibiyse, fifa baktı, bu kulüplere dokunan yok ama pasta büyük, sorumsuz çok vs.; el attı mevzuya. zira neticede futbol beslediği ve beslendiği yan sektörler itibariyle gayet büyük bir sektör. yani mesele bir yönüyle sosyal/mesleki sorumluluk meselesi. ha fifa bu yetkiye sahip mi? yani "sana ne kardeşim, ister döverim ister severim" diyebilir mi yönetici? bu da tam hukuk sosyolojisinin konusu buralara sığmaz:) ama bence de futbolda sermayeyi, emeği vs... özetle futbolu kötü yönetenleri bir şekilde hizaya getirmek ve asgari doğruya zorlamak makul görünüyor...

hebenneka dedi ki...

Şöyle bir nokta var, belirteyim:

Bu adamlara bizde niyeyse oyuncu menajeri ya da menajer deniyor. Buna İngiliz de Fransız da "agent" diyor, diğer dillerde de farklı olduğunu zannetmiyorum. Zaten sporcunun ya da yetenek sahibi kişinin "menage edilme" ihtiyacını sabaha kadar tartışırım, apayrı bir konu. Van Gogh'un tepesine onu menage edecek birini dikseydiniz kendisinin değil onun kulağını keserdi. Sahi Van Gogh'un menajeri mi vardı? Michelangelo'nunki kimdi? Ya da Abebe Bikila'nın...

Bu işin ortaya çıkış sebebi "manage edilme" gereksinimi değildir. "Agent" kavramının nasıl ortaya çıktığını araştırırsanız, onunla neredeyse birebir aynı olduğunu da görürsünüz.

Bir de: Burada tartışılan bu mesleğin gerekliliği ya da gereksizliği değil. Tam tersine, yapılan işin ve ortadaki ilişkinin olması gerektiği gibi olup olmadığı.

Burada bence; "kulüp başkanı-kulüp ilişkisi" de, "acente-kulüp başkanı ilişkisi" de olması gereken çizginin dışında görünüyor. Bu noktada, hatayı tamamen tek tarafa yıkmak pek doğru olmaz gibi geliyor bana. Neticede ilişki dediğimiz şey çift taraflı.

dehræb dedi ki...

şu menage edilme meselesi tartışılası, güzel ve zevkli duruyor:) neyse... işte olay da son paragrafta kopuyor hebenneka. ilişkiler yumağı. brezilya dizileri gibi karmaşık artık... biraz geç oldu ama m.özgener'in veda konuşmasını tff'den tamamen okudum. bir düğüm de orada var, özellikle başkanlarla ilgili... çık işin içinden çıkabilirsen.

hebenneka dedi ki...

Atletico Madrid'e de talip olmuşlar, anlaşılan yatırımcı bulmakta hiç zorlanmamışlar. Bu ilişki de ayrıca sorgulanmalı mı ki? Zaragoza'ya da el atmak istedikleri haberleri var ayrıca. Atletico ile ilgili olanlardan birini şuraya alalım, bir köşede bulunsun:

http://www.elconfidencial.com/deportes/2011/gil-marin-ampliacion-capital-atletico-madrid-kenyon-20110511-78493.html

Hisselerin sesiz sedasız satılışı da ayrıca düşünülmesi gereken bir mesele tabii.