Yirmi Altıncı Adam, Yirmi Yedi, 28, 29...

Andre Villas-Boas, eski patronu Jose Mourinho'nun gölgesinin artık biraz daha dışında. Eğer hit antrenörler arasında bir çeşit, WTA'vari sıralama yapacak olursak, AVB'nin Chelsea'ye attığı imzayla dünyanın zirvesine daha da yaklaştığını iddia edebiliriz. Beşinci sıra, belki. Henüz, şimdilik. Fantastik hayat hikayesinde basamakları başlarda çok hızlı tırmanmıştı, sonra upuzun bir dönem merdiven çıkmak yerine düz ayak yol katetti. Fakat Porto'yla geçirdiği rüya sezon sonrası Chelsea'yle yaptığı senelik beş milyon avro'dan üç yıllık kontrat, onun yeniden tırmandığı anlamına geliyor. Artık bir başka düz yol yok, önünde sadece zirveye giden merdivenler var.

Profesyonel futboldan gelenler, henüz 34'ünde olan AVB'nin yürüdüğü düz yolu yeşil sahada katediyor. Bobby Robson'ın komşusu olma şansı ise zirve futbolculardaki ikamesi ise doğuştan gelen yetenek olarak görülebilir. Şartların eşitlenmesi için milyonda bir şans ve on beş sene gerekti ki, bu da aşağı-yukarı bir futbolcunun iyi performans gösterebildiği ortalama periyottur. Futbolcular sahada iyi para kazanırken, AVB'nin geçen yıllarda kazanmadığı paranın yerine tarihin en yüksek tazminat bedeli olan on beş milyon avro konuldu. Yani şartlar ve şanslar neredeyse eşit, başarıya giden en kestirme yolu bilen -ister futboldan gelsin, ister gelmesin- talep görür, çok para kazanır, zirveye tırmanır. Fakat aslında kimin zirveye tırmandığı, futbolda çokça tartışmalıdır:

''İnsanların hakkımda bilmeleri gereken başlıca önemli şey, ben oyunu tek kişinin şovu olarak görmüyorum. Benim oyuna bakışım, fikirlerin kolektif biçimde bir araya gelmesi ve iyi oyuncular üzerine. Tek kişiden [futbol adına] bir şey beklenmemeli. Bizden, herkesin birlikte olduğu ve taraftarların bu birlikteliğe katıldığı, motivasyonunu insanlarda heyecan uyandırmaktan alan dinamik bir grup yaratmamız beklenmeli.''

Andre Villas-Boas, Chelsea'ye attığı imza sonrası...

Bu sözleri daha evvel söylediği, ''Ben üstün yetenekli oyunculardan yararlanan normal bir antrenörüm, yeni Special One değilim. Bir gün gelecek bu denli yetenekli oyunculara sahip olmayacağım. Belki de o zaman Shit One olurum!'' sözleriyle birlikte okumak gerek. Meziyetleri gibi, bu demeçler de kesinlikle sıradışı. Bu denli net, aykırı ve vurucu cümleleri bir başka antrenörden duymak için epey beklememiz gerekebilir. Tarihin sayfalarını karıştırmak da pek işe yaramayabilir. Zira futbol, sıklıkla tek adamın şovuydu. Odağı oluşturan antrenörden önce, sahadaki üstün nitelikli futbolcuydu. Maradona, Pele, Cruyff'lar herkesçe bilinir, fakat onların oynadığı altın takımlardan fazladan iki futbolcu sayabilenlerin sayısı, ancak yüzde 10'a varabilir. Andre Villas-Boas ise açıkça bunun karşısında. Her oyuncuyu ekibin bir parçası gibi görürken, bu ekibe kendisini ve teknik ekibin geri kalanıyla birlikte yönetim ve taraftarları da ekliyor.

Bu demeçler birer iletişim kolaylaştırıcısı, politika olabilir; pek tabii. Fakat onun Porto'daki uygulamaları, demeçleriyle parelel seyretti. Oyuncularından onun bir protagonist olmadığını kanıtlarcasına arkadaşça övgüler aldı, sürekli karşılaştırıldığı Mourinho gibi epik destek mesajları değil. Aralarındaki farka rağmen, her ikisi de bugün başarılı durumda. Biri neredeyse her zaman kazanıyor, diğeri ise yakın zamanda pek çok şey kazandı. Nitekim aralarındaki farklara rağmen aldığı sonuçlar yakın ve sözkonusu demeçler oyunun özüne yönelik olmalı.

Basitçe, eğer yanındaki ve arkasındaki oyuncular onu topla buluşturmasalar Burak Yılmaz bu sezon on dokuz gol atamazdı. Eğer Burak Yılmaz doğru yere koşmasa, yanındaki ve arkasındaki takım arkadaşlarının attığı paslar asist yazılmazdı. Daha da basitçe, ince iplerin birleşiminden elde edilen urgan, ince iplerin gücünün toplamından daha dirençli olur. Yakın savaştaki kılıç - kalkan ikilisi gibi, go oyununda olduğu gibi. Biraz karmaşık şekilde ise 1 + 1 > 2 eşitsizliği, futbol sahasında sıklıkla geçerlidir. Burak Yılmaz ve Selçuk İnan'ın toplamı, bu sezon Burak + Selçuk'tan fazlası etti ki, sadece bu da değil; Burak'ı itekleyen Şenol Güneş'i yazar isek, yine tam olmasa da tablo tamamlanabilir. Tablonun tamamlayıcısı olan dış faktör, AVB'nin de ''doğru beklenti'' olarak gördüğü şey olmalı.

Josep Guardiola'nın ''Cruyff'la birlikte beni en çok etkileyen kişi'' dediği İspanyol hoca Juanma Lillo, bu konuda en değerli cümleleri sarfeden kişi olabilir: ''...Futbolcularımı ne oldukları ve ne yaptıkları konusunda bilinçlendirmek istiyorum. Bu sadece oyunla değil; insanla, her şeyle alakalı. Hiçbir şey bağlamdan ayrı tutulamaz. Nasıl yaşıyorsunuz, nesiniz, ilişkilerinize ne kadar önem veriyorsunuz, tutumlar, etkileşimler... tüm bunlar takımın nasıl oynayacağını etkiler. Bizim toplumlarımızda çok sayıda öğretmen var, ama az sayıda eğitmen, az sayıda yönlendirici var. İspanyol yazar Francisco Umbral'ın dediği gibi, insanlar her gün daha kalifiye ama daha az eğitimli oluyorlar. MBA yapıyorlar, ama hayatlarında karşılaştıkları basit problemleri çözemiyorlar. Olaylara başkalarının gözünden bakamıyor, empati kuramıyorlar. Akademik öğretim, insanları robotlaştırıyor. Bizim işte ise empati hayati önem taşır. Bir insan olumlu bir çevrede olduğunda çalışma şartları ne olursa olsun, kötü çevrede olandan daha iyi performans gösterebilir. Oyuncularınızı göremedikleri şeyler hakkında bilinçlendirmeli, farkındalık yaratmalısınız. Ama bu da yetmiyor, takımca futbol oynamak günden güne zorlaşıyor. Çünkü toplum, insanı bireyselliğe itiyor. Futbolsa kolektif bir oyun ve böyle işlemek zorunda. Herkes kendine has bir oluşa sahip olsa da siz ilişkilere ve birlikteliğe destek vermelisiniz.''
Lillo ve Pep: Juanma Lillo, Guardiola'nın Meksika günlerinden hocası ve Barcelona'da göreve başladığı ilk zamanlarda akıl hocasıdır. Aradan vakit geçer, zalim kader ağlarını örmüştür. Guardiola'nın Barcelona'sı, Almeria'ya sekiz atar ve Lillo kovulur. Günümüzün en geçerli formasyonu olan 4-2-3-1'i icat eden ve ilk uygulayan kişi sayılan ''İspanya'nın Yılmaz Vural'ı'' Juanma Lillo, halen işsiz. Fotograf da tahmin edileceği üzere bu maçtan...

Juanma Lillo, futbolun gerçek kaybedenlerinden ama şu cümleleri kazananlardan okumak mümkün değil. Orijinal şeyler söyleyebilen Cruyff, Menotti ve Mourinho gibilerden fazlası bu paragraf içerisinden seçilebilir. Bunların içerisinden Lillo'nun ''eğitim'' vurgusu, belki de en önemlisi ve bu da Villas-Boas'ın da alamet-i farikası. Çünkü bu sezonki Porto'ya baktığımızda bolca doğaçlama ve serbestiyet gördük, üstü Mourinho'dan tamamen zıt şekilde. Bundan dolayı AVB'nin futbol fikrine ''daha atak'' etiketi yapıştırılabilir, ama daha evvel vurgulanması gereken, Porto'daki özgürlük olmalı.

Oyuncudan kendisi için ölüme gitmesini istemiyor, fakat canayakın iletişim yoluyla özellikle hücum oyuncularının sahip oldukları tüm meziyetleri sergilemesini sağlıyor. Hatta sahip olduğu formasyon neticesinde bazen oyuncunun meziyetleri hakkında oyuncudan fazlasını bilebiliyor. Futbol fikrini anlatırken yaptığı ''iyi futbolcular'' vurgusu da bu tespit ile birlikte okunabilir. O halde bir cevap daha alıyoruz, insan yönetimi yoluyla kazanılacaklar tek değil. Motivasyonun birden fazla yolu var. Bu, kaba şekilde ekstra çaba sağlayabilir ya da AVB'nin gösterdiği şekilde atıl kalanı dışarı çıkarabilir. Geri kalanını da eğitimin kalan kısmı ve öğretim tamamlar, zira onun rakip takımlara ilişkin hazırladığı maç raporları eşsiz. Lakin yalnız oyuncu motivasyonu da değil, AVB'ye göre bu ekibin kendisinden sonrası da var.

Elindeki oyuncular yüksek kalitede oldukça, onların sahip olduklarının en iyisini sahaya koymalarını sağlayacağını tahahhüt eden hayatı gibi fikirleri de futbol için sıradışı sayılması gereken bir adam var karşımızda. Üstelik bunun da yetmeyeceğini, söz sahibi tüm bireylerin ortak akıl ve uzlaşı üzerine hareket etmesi gerektiğini söyleyen biri. Yeni transferin takımın yıldız oyuncusu olmadığı söylemesi gibi, ödenen yüklü tazminata karşın işaret ettiği büyük takımın yalnızca bir parçası olduğunu söylüyor. Bir takım Premier League'de 25 oyuncudan oluşur, fakat AVB kendisini 26'ya yazdıktan sonra devam ediyor. 27, 28, 29... 34... 45... belki daha da fazla. Hepsini birleştirmekten söz ediyor ve bunun yalnızca futbolla ilgili olduğunu söylemek saflık olur.

Fakat kimse denizdeki fırtınalarla ilgilenmez, bu yalnızca sizin maceranızdır. Diğerleri için önemli olan, geminin limana ulaşması. Uzun süren bir sezonda kötü şans, hakem hatası, bir aksi sakatlık hedefi ıskalamaya sebep olabilir; hele ki Chelsea gibi hedefini tüm kulvarlarda en iyi olmak üzerine kurmuş bir takımda. Katiyetle hataya yer yoktur. Roman Abramovich bugüne kadar antrenörler için £57 milyon tazminat ödedi. Kimisi sözleşme feshi için kulüplere, kimisi antrenörlere. Her ne kadar on yedi yıldır mutfakta olan biri için hiçbir görev erken olmasa da bu bedel Villas-Boas için bir kez daha artabilir, ki henüz sezon bitmeden dahi mümkün. Ama onu başa getirmek, belki de en risksiz tercih. Her şey bir yana, bu sezon Chelsea'yi izlemek, daha önce hiç olmadığı kadar heyecan verici olabilir.

Kaynakça: Skysports, Sid Lowe, Blizzard Dergisi, Que.es


Andre Villas ''Şüphesiz Special'' Boas ve Gölgenin Ardındaki Porto ya da Shit One!

Noat Samisa

25.06.2011

1 yorum:

turambar dedi ki...

İlginç bir site. AVB'ın Chelsea'deki saniyelerini sayıyor. Burada chelsea için bir karamizah geçerli tabi ki!

http://hasandrevillasboasbeensackedyet.com/