Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #3 - (1978) Arjantin 3-1 Hollanda (aet)

Bin dokuz yüz yetmiş sekiz, olanlardan çok olmayanların ve tabii Kempes'in şampiyonasıdır. Arjantin'in ''Kirli Savaş'' yıllarında insanlar yok oluyordu. Kimisi sokak ortasında kayboluyor, kimisi gökyüzüne çıkarılıp denize atılıyordu. Turnuvadan iki yıl önce ülke yönetimine el koyan ordu, öldürdüğü insanların olmayan mezarlarının üzerini bir şölen ile dolduracaktı. Cuntanın gelişinden evvel Arjantin'e verilen Dünya Kupası organizasyonun bir ara başka bir ülkeye taşınması düşünülse de Isabel Peron'un taahhütleri kabul edilmişti. Daha önce ayrılan bütçeden fazlası ayrılmış, turnuva için hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Harcanan para çoktu ama Arjantin'de insanlık ve vicdan yoktu. Almanya'da Breitner, Arjantin'de Argentinos Juniors'lu gürbüz çocuk, Hollanda'da ise Cruyff yoktu.

Arjantin finalde kazanırken herkes ''Cruyff olsaydı...'' diyordu, ama faşist cunta yönetimini protesto etmek futbolun, hazzın ve birliktelikten doğan ulusal çıkarın önüne konulabilirdi: ''Şunu bilmelisiniz ki buradaki futbolculuk kariyerimin sonlarında bazı sorunlar yaşadım. Bir gün birileri Barcelona'daki evimizde kafama silah dayadı, çocuklarımızın gözü önünde eşimi ve beni bağladı. (...) Çocuklarım okula polis eşliğinde gitti, üç-dört ay boyunca evimizde bir polisle birlikte uyuduk, maçlara korumayla gittim. (...) Tüm bunlar pek çok şeye bakışınızı değiştiriyor. Hayatınızda başka değerlerin öncelik olduğu zamanlar da var. Futboldan uzaklaşmanın zamanı gelmişti ve tüm bunlardan sonra Dünya Kupası'na gidemedim.''

Ama tam otuz yıl sonra, futbol tarihinin en sıradışı, en çarpıcı, en çok konuşulan kararlarından birinin esas sebebi ortaya çıktı. Johan Cruyff'un 78'de Arjantin'e gitmemesinin ardındaki gerçek, bundan üç yıl kadar önce birinci ağzıdan yukarıdaki cümlelerle Katalunya Radyosu'na açıklandı. Sebep Arjantin'deki cunta değil, o dönem Avrupa'da bu tür eylemlerle isim yapan sol eğilimli örgütlerden biriydi. Gerçi bir kısım şüphecilerden bunun da gerçek olmadığına, esas sebebin sponsorluk anlaşmalarının çakışması olduğuna ya da Cruyff'un 74'teki ''havuzbaşı vakası'' olarak bilinen Bild kumpası sonrası eşi Danny'le barışma fidyesi olarak 78 DK'yı verdiğine inananlar yok değil.
Final maçı başlarken, Cruyff'un yokluğundan ziyade dört gün önce Arjantin'in Peru'yu 6-0 mağlup ederek finale çıkması konuşuluyordu. İki puanlık sistem ve ikinci tur gruplar ile oynanan turnuvada, Brezilya'nın üç averaj fazlası fark koyduğu durumda Arjantin'in finale çıkmak için en az 4 farkla Peru'yu mağlup etmesi gerekiyordu. Altı attıkları maçtan sonra çok kişi konuştu, ama sonuçta ezeli rakipleri Brezilya'yı kendi evlerindeki şampiyonada finalden mahrum bıraktılar. Düşünsenize, cunta tarafından hak ihlallerinin dış dünyadaki yankısının yarattığı kötü imajı değiştirme işinin yapması beklenen Arjantin'deki turnuvanın finalisti, belki de şampiyonu Brezilya olacaktı!

Maç başında Hollanda topun arkasına geçti. Üç blok halinde yerleştiler, alamet-i farikaları 4-3-3 dizilişi üzerinden pozisyon aldılar. Fakat arka dörtlü farklıydı. Takımın stoperi Brandts, Arjantin'in tek santraforu Luque'yle adam adama oynuyordu, ikinci savunmacı Ruud Krol ise onun arkasında süpürücü görevini üstlenmişti. Topu kazandıklarında ise sakin paslarla geriden çıkıyorlar, rakip sahaya yerleşmeye çalışıyorlardı.

Bu turnuvada Hollanda'nın başında Ernst Happel vardı. Kısa paslara dayalı, topa sahip olma odaklı futbolun ilk temsilcilerinden sayılan ''Tunaboyu Ekolü'' savunucularından olan Avusturyalı Ernst Happel, vaktiyle Hollanda'da çalışmış, Ajax direksiyonu devralmadan önce Feyenoord'la önemli başarılar kazanmıştı. Akabinde bir de Hamburg'la Avrupa Şampiyonu olacak ve bugün dahi bu kupayı iki farklı takımda kazanan üç kişiden (Mourinho ve Hitzfeld) biri olacaktı. Cruyff yoktu; ama sürpriz de yoktu, Hollandalı'lar kendi oyunlarının öncülünü ve ardılını seçmişlerdi. Fakat orta sahadaki düşük yaratıcılık seviyesi ve Cruyff'un yokluğu, nispeten yüksek yaş ortalamasıyla birleşince onları 74'teki tempo ve dinamizmden alıkoymuş, sonuç almak adına daha gerçekçi bir oyuna itmişti.

Arjantin'in güçlü ön alan presi de Hollanda'nın sıklıkla kendi yarı sahasına çekilmesinin nedenlerinden biriydi. Liberolu oyun, çizgi savunma (high-line) fikrini değiştirmiş ve atak görünen taraf kolayca Arjantin oluvermişti. 1974'teki turnuvadan sonra Arjantin ulusal takımı antrenörlüğünü devralan Cesar Luis Menotti, adeta Hollanda'lılara karşı 74'teki Hollanda'nın oyununu oynatıyordu. Onun Arjantin ulusal takımının başına geçmesini sağlayansa 73'te Huracan'la kazandığı şampiyonluktu. Onun Huracan'ı için ''Onları oynarken izlemek keyifti. Arjantin sahalarını tango ritmindeki futbollarıyla doldurdular ve kırk beş yıl sonra yöreye (Parque Patricios) gülümsemesini geri verdiler.'' deniyordu. Menotti'nin özgürlük ve yaratıcılığa dayanan oyununun blueprint'leri, güçlü ve dinamik ön alan presiyle birlikte radikal çizgi savunmaydı. Kempes'in de ileri üçlüye dahil olmasıyla Hollanda'nın arka alan oyuncularına maç boyu müthiş bir baskı uyguladılar. Hollanda'nın bu presten kaçış yolu Krol'ün müthiş oyun zekası ve kaleciye geri pastı.
Menotti'nin takımı, bugünlerin trendi 4-3-3'e daha yakın nitelikte, bu sezonun Porto'suna yakın bir görüntüyle sahada yer alıyordu. Kenar oyuncuları merkeze doğru yapılan ön alan presiyle yükümlü, ama geri kalan anlarda özgürdü. Aslında santrafor olan Mario Kempes orta sahaya çekilmişti ve bu hamle, turnuvayı adeta domine etti. Finalde de muhteşem oynayan Kempes, gerektiğinde savunma önünden top çıkardı, gerektiğinde üçlü orta sahanın diğer iç oyuncusu rolündeki Ardiles'e daha geride pozisyon alması konusunda anlaşarak forveti çiftledi. Gol de bu şekilde geldi. Sola kat eden Ardiles topu taşıdı, içeri koşu yapan Bertoni'nin boşalttığı alana sızan Kempes skoru değiştirdi. Bu golden önce Hollanda kale ağzında Rep'le müthiş bir pozisyon yakalamış, ama kaleci Fillol nefis bir kurtarışla skoru sabit tutmuştu. Rep'in şutunun hemen öncesinde de bir duran top pozisyonunda Passarella kale ağzından topu yukarı dikmişti.

Devre bittiğinde maçın görüntüsü şu şekildeydi: Hollanda bol pas yapmaya çalışıyor, ama çok kez rakip yarı saha ortalarını geçemeden topu kaybediyordu. Arjantin'in ön alan baskısı öldürücüydü, Kempes ve Ardiles'in sahaya koyduğu enerji inanılmazdı. Neeskens ve Willy Van der Kerkhoff çok etkisizdiler, tüm yük Krol'ün ve diğer iki orta saha oyuncusuyla sürekli yer değiştiren Haan'ın üzerine kalıyordu. Orta sahadaki yetersizlik Portakallar'ın belini bükmüş, bir ekstra oyuncu aranır olmuştu. Ayrıca maç çok sertti, oyun sürekli sakatlık ve hakeme itiraz sebebiyle duruyordu. Neeskens mesela, maç boyu toplam beş dakika yerde yattı.
E_5jV4 on Make A Gif, Animated Gifs
Arjantin'in savunma önü oyuncusu Americo Gallego: ''Gallego Dönüşü''

Oyunun seyrini değiştiren, Arjantin orta sahasının güçten düşmesi oldu. Çok yorulan Ardiles, saat bitiminde yerini Larrosa'ya bıraktı. Kempes de yavaşlamıştı ve Hollanda, son yirmi dakika adeta rakip yarı sahaya çöktü. Arjantin halen hızlı kenar oyuncularıyla (özellikle Ortiz, inanılmaz bir süratle rakip ceza sahasına inebiliyordu) kontra atak tehditini ve skoru koruyordu, ama ekstra katkı beklerden geldi. Hollanda orta sahada pas yapma imkanı bulunca rakip yarı sahada top tutar oldu ve bu durum, Hollanda beklerine hücuma katılmaları için gereken zamanı verdi. Jansen ve Poortvliet sık sık rakip yarı saha ortasında göründüler. Golde de Poortvliet yaptığı bindirmeyle solu karıştırdı. Merkezde bomboş kalan Haan, sağdan kaçan Rene Van der Kerkhoff'u gördü ve oyuna ikinci yarı dahil olan Larrosa ofsaytı bozdu. Rene'nin güzel ortası, maça ikinci yarı Rep'in yerine dahil olan ve o anda kendini unutturan Nanninga'nın kafasıyla buluşunca 82. dakikada maça eşitlik geldi. Kalan bölümde de fırsatları bulan taraf Hollanda'ydı. Hele ki orta sahadan atılan bir uzun topta Rensenbrink'in dokunduğu topun direkten dönüşü var ki, o anda tarih değişebilirdi. Maçın son dakikasıydı ve oyuna hakim olan Hollanda, bu golle ortada ne varsa alabilirdi. Olmadı, maç 1-1 bitti ve uzatmalara gitti.

Uzatmalara da Hollanda hızlı girdi, maçın son bölümündeki oyun üstünlüğü sürdürdü. Fakat işleri yine Mario Kempes değiştirdi. Bir duran top sonrasında ceza sahasına yaptığı koşuya iyi bir pas aldı, iki nefis çalımın sonunda biraz da şans yardım etti ve Arjantin'i öne geçiren golü attı. Dengeler değişmişti. Zaman ilerledikçe aArjantin oyuna yeniden hakim oldu, yine Kempes attı, fişi çekti. 116. dakikada bu kez yarı saha ortasında aldı topu, mükemmel çalımlarla içeri girdi. Karambolde top Bertoni'nin önünde kaldı ve şampiyon Arjantin oldu.

Cesar Luis Menotti'ye göre onun Arjantin'i, futbol tarihi boyunca gelmiş geçmiş tüm Arjantin takımlarından daha iyi futbol oynadı. Üstelik Maradona'sız. Turnuva öncesindeki aday kadro kampında yer alan Maradona, henüz dünya çapında bir yıldız olmamasına ve genç yaşına karşın Arjantin'de büyük popülarite kazanmıştı. Menotti'nin onu nihai kadroya almamasına dair iki gerekçe öne sürülür. Biri, takımın tek ülke dışında çalışan oyuncusu olan Mario Kempes'in takımın merkezinde olması ve Menotti'nin takımı Maradona'nın gölgesinin dışında bırakmak istemesi. Çünkü turnuvayı kazanacağından şüphesi yoktu. Diğer bir iddia ise, Menotti'nin başarıyı paylaşmak istememesi ve Maradona'ya cunta'cıların gösterdiği yakın ilgi. Zira Menotti açıkça sol eğilimli bir entelektüel idi ve bu yönü, onun 78 DK'yı kaldırdıktan sonra çift tarafı keskin bir bıçak olarak sürekli karşısına geldi.

Bıçağın bir yanı, Peru maçı ve doping iddiaları. Menotti'nin kendisinin de söylediği gibi Arjantin'de doping, o yıllarda olağan karşılanan bir şeydi. Hocanın ısrarla mücadele ettiğine dair açıklamalarına karşın, dönemin tanıklarından biri ''78'de futbolcuları adeta laboratuvara kapatmıştı. Kadınlar yoktu, bolca vitamin vardı. Ülkenin geleneğine zıt olarak müthiş tempolu bir Arjantin yaratmıştı.'' diyor ve ekliyor: ''Arjantin milli takımından bazı oyuncular, amfetamin bağımlısıydı. Tarantini ve Kempes'in durulması için sonrasında bir saat daha koşmaları gereken maçlar vardı.'' Bıçağın en keskin yanıysa Menotti'nin cunta zulmü bittikten yıllar sonra özür dilemesine sebep olanlardı:

''Pek çok insan, benim diktatörlük ve cunta dönemlerinde neden teknik direktörlük yaptığımı soruyor. Ben de soruyorum: 'Ne yapmalıydım? Takımı kötü mü oynatmalıydım? Numara yapıp bize güvenen insanlara ihanet mi etmeliydik?' Hayır. Hepimiz farkındaydık, halkımız için oynuyorduk. (...) Final maçından önce, 'bakacağımız yer şeref tribünü değil, açık tribünlere bakacağız, insanlara bakacağız, belki babalarımızın oturduğu yere, çünkü oradakiler metal işçileri, kasaplar, fırıncılar, taksi şöförleri...' dedim oyuncularıma. (...) Bizim zaferimiz, Arjantin futboluna eski onurunu geri vermiştir.''

Cesar Luis Menotti'nin ve takımının Dünya Kupası zaferinin en çok Arjantin futboluna mı, yoksa hüküm süren cuntaya mı daha çok yaradığı, tartışmalıdır. Fakat Menotti'nin durduğu konum, bize bu konuda taraf tutma imkanı verebilir. Menotti, futbol sahasında yeni bir fikrin üreticisi ya da uygulayıcısı değildi. Bir yönüyle Avrupa'da semiren fikirleri Güney Amerika'da uygulayan ilk kişi olabilir, fakat onun futbol tarihindeki ayak izlerini takip ettiğimizde ancak sınırlı bir zaman aralığını inceleme imkanımız olur. Onun futbol tarihindeki yeri, çokça Arjantin'deki siyasi ortam ile parelel süren Menottizm vs. Bilardizm tartışmasıdır.
Menotti, kendi futbol fikrini askeri darbe yıllarına bir karşı duruş olarak görüyor olabilir. Onun özgürlükçü ve yaratıcı futbolu, bir nevi baskıcı rejim protestosuydu. 86'da bir kez daha Arjantin'e Dünya Kupası zaferi yaşatacak olan Bilardo'nun futbol fikri ise Menotti'ye göre ülkenin başına gelen tüm kötülüklerin sorumlusu olan geleneksel ideoloji ve bunun Osvaldo Zubeldia üzerinden futbola yansımasıydı. Menotti daima Bilardo'yu eleştirmiştir, Bilardo ise sürekli kendini savunmuştur. Bu durum, Bilardo ulusal takımın yönetim kademesinde olsa da halen devam etmekte.

Futbolu halka hizmet olarak gören Menotti, zaferi cuntaya yarayan 78'in Arjantin'ini ''tarihin en iyi futbol oynayan Arjantin'i'' olarak tanımladıktan sonra Maradona etkisiyle Barcelona'nın başına geçti, fakat bugüne değin aradan geçen yaklaşık 25 yılda tek bir kupa kazanamadı. 78'deki zaferine dair şike ve doping iddiaları da yalanlanamadı. Görev aldığı diğer takımlarda, olmazsa olmaz olarak gördüğü radikal çizgi savunma başına sürekli iş açtı ve kendini yenileyemeyerek zirve futbol sahnesinden silindi, sürekli başarılı olanı hor gören huysuz bir ihtiyara dönüştü.

Cesar Luis Menotti'nin futbola dair fikirleri yarışmacı ortamda değilse bile teoride ve mutfakta halen değerli. Beraber kitap yazdıkları müridi Angel Cappa, yakın zamanda Menotti'nin ilk göz ağrısı Huracan'ın başına geçmiş ve takımda kiralık oynayan Javier Pastore'nin bugün en iyiler arasında yer almasına yardım etmişti. Fakat takım ağır şekilde başarısız olunca, her zamanki gibi kısa süre içerisinde görevden alındı. Yakın zamanda akciğerlerinden ameliyat olan Menotti, epeydir futbolla yakın ilişki kuramasa da bilgi ve fikirler kurduğu bağ, epey güçlü. ''Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlamaz.'' sözünden fazlası var, zaten Messi de futbol ve play-station'dan fazlasından anlamıyor:

''Benim iddiam şu ki, bir takım tümüyle bir fikir üzerinedir. Fikirden fazlası sorumluluk, sorumluluktan fazlası hocanın bu fikri savunacak olan oyuncularına fikri iletirken sahip olması gereken açık itikattir. Beni kaygılandıran, biz hocaların risk almaktan kaçınmayı bu oyundan defetme hakkını kendimizde görmememiz. Futbolda risk vardır, çünkü risk almaktan kaçınmanın tek yolu futbol oynamamaktır.''

Öyleyse ''Hiçbir gerçek macera, yaşandığı sırada keyifli değildir.'' diyen doğru mu söylüyor, yanlış mı? Arjantin Copa America'da oynadığı ilk iki maçta ancak iki puan alabildi ve ülke futbolu, yine aynı tartışmanın kucağında. 78'de tek ülke dışı futbolcu Kempes'ti, bugün takımın neredeyse tamamı ülke dışından ve Messi üvey evlat. Rensenbrink'in son dakikada direkten dönen topu gol olsa belki bugün her şey farklı olurdu, tabii hakkıyla kazananı hor görmedikçe...

Arjantin 3-1 Hollanda (aet)

Kempes - 38'
Nanninga - 82'
Kempes - 105'
Bertoni - 116'

Kaynakça: Tanrının Eli - Jimmy Burns (kitap), Jonathan Wilson, Marcela Mora y Araujo


Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #2 - (1989) Milan 5 - 0 Real Madrid
Tarihi Değiştiren Maçlar Serisi #1 - (1996) Liverpool 4 - 3 Newcastle

Noat Samisa

08.07.2011

Hiç yorum yok: