Beşiktaş Carlos Şike Tayfur Carvalhal Adalı Kombine Havutçu 3 - 0 Alania

Hiçbir şey, birbirinden bağımsız değil. Geçmişte de aynıydı, bugün de. Bugün Somali'de insanlar çocukları arasında seçim yapıyorken, burada yediğimiz üçüncü çeşit yemek aslında lüks sayılmalı belki de. Bu yemeği yemek için gereken parayı hakkınızla, çalışarak kazandığınızı düşünseniz de farketmiyor. Yalnızca kendinizi rahatlatmış ya da yedi büyük günahtan birini kabul etmiş oluyorsunuz ve bugünlerin moda tartışmalı kelimesi vicdan ise bu cevaba inanmaz. Memleketin uzak köşesindeki harpte her gün insanlar ölürken, burada Guti bayrağı öpüyor, Almeida asker selamı veriyor. Kimi, neyi nasıl tüm olan-bitenden ayrı tutacaksınız ki?

Meydanı boş bulan Ertunç Soğancıoğlu çıkıyor, ''Kombine satışlarındaki düşüşte fiyatların etkili olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa loca satışlarında da aynı düşüş olurdu. Loca satışlarımızda herhangi bir düşüş yok. Locaların tamamını sattık.'' diyebiliyor. Bu demeci de tek başına, sadece boş bir açıklama olarak değerlendirmek de mümkün değil. Burada mutenalaştırma var, altında apaçık niyet var. Son beş yılda %300 zam yapan adamlar, bir de yeni stadyum yapsalar, daha da azabilecekler. Bunun da her yere dikilen rezidansların ve onların manzarası olan gecekonduların hikayesinden farkı yok.

Beşiktaş'ın has yöneticisi ve hocası hapiste, takım son son dört ayda dördüncü hocayla çalışıyor. Alınmış son kupada şaibe şüphesi var ve o kupa müzede değil. Gerçi benim içimde bir şüphe yok, hayatımda izlediğim en iyi maçlardan biri sayacağım final maçı, gayet de yarışma seviyesi çok yüksek bir futbol karşılaşmasıydı. Eğer şikeli ise ya ben çok safım ya da bu futbolun şikeli hali o kadar da kötü değil! Zaten sorun da bu değil. Beşiktaş'ı yıllardır yöneten insanların kötü yola meyledecek meşrebe sahip olmaları, atıyorum, iddia edilen teşebbüsü gerçekleştirmiş olmaları ihtimali, her zaman esas sorundu ve biz tüm olan-bitenle birlikte Beşiktaşlı'ydık, orası da Beşiktaş'tı.

Hala öyle. Dünün, bugünden çok bir farkı yok; benim ve benim gibilerin uzun süre sonra Beşiktaş'ı Dolmabahçe'de izlememesi dışında. Ya da izleyememesi. Ve kombine bilet zammı, aslında şike meselesinden çok da bağımsız değil. Hiçbir şey, ''sadece'' değil. Bunları biliyoruz, bileceğiz ve kendimize şu karmaşık yaşam düzeni içinde belirlediğimiz konumla bir şeylerden bahsetmeye devam edeceğiz. Ben de şike varken, futbol yazacağım mesela; en azından keyif aldığım şeyi yapmış olacağım.

Üzerine Konuşulmaya Değer:

1- Carvalhal'ın Yaklaşımı: Şapkadan çıkan hoca Carlos Carvalhal'ın adını bilenlerin sayısı, kendisi ülkeye ayak basmadan evvel -muhtemelen- üç hanelere ulaşmıyordu. Beşiktaş YK'sı da birileri onların kulağına bu ismi fısıldayana dek -çok büyük olasılıkla- sözkonusu gruba dahil değildi. Artık herkes biliyor ki, yeni hoca kulübün yabancı oyuncu transferinin başındaki adam ve genç oyuncuların pazarlamasından sorumlu aktörü olan Jorge Mendes, ombudsmanlık etiketini ilerletip Beşiktaş'a bir de hoca bulmuştu. Yardımcı ya da baş antrenör, farketmez.

Hikaye şu ki, Mendes'in menajerlik kariyerinde pazarladığı ikinci oyuncu olan Porto'lu Costinha’nın geçen yıl Sporting’e sportif direktör olması, daha evvelden başlayan kulübün transfer politikasını Mendes oyuncularına yöneltme fikrinin devamıydı. Yıllardır şampiyon olamayan Sporting, eski günlerini arıyordu. Carvalhal da Mendes’le çalışan bir antrenördü ve Setubal ile Leixoes’de elde ettiği minör başarılar sonrası Portekiz’in üç devinden biri olan Sporting’in başına geçme fırsatı yakaladı. Ama işler iyi gitmedi. Önce Carvalhal, sonra Costinha kulüpten uzaklaştırıldı, son olarak da Jorge Mendes’in yeni Sporting projesiyle net bir bağı kalmadı. (Detaylı bilgi isteyenler, şuradaki referanslar üzerinden gidebilirler.)

Kendisiyle ilgili en heyecan verici referans ise kendisine ait internet sitesi. Burada hocanın futbol teorisiye pek fazla içli-dışlı olduğunu ve neler üzerine kafa yorduğunu görmek mümkün. Sitede epey uzunca değerlendirilen bir duran top meselesi var ki, bu durum beni, Alania maçına dakikalar kala Twitter'a şunu yazmaya itti: ''Bugün bir de duran toptan gol atar, duran toptan gol yemezsek düşük profilli hoca Carvalhal'ın PR'ını üstlenirim, bu kadrodan sonra.'' Beşiktaş'ın yakın tarihinin belki de en düşük profilli -aldığı maaş da bunun bir diğer göstergesi- hocası Carvalhal ve geldiği ortam kriz içinde kriz ortamı. Üzerine kampın yıldızı denilen Bebe'nin kaybı derken, işlerin daha ne kadar kötü gidebileceği meçhul. Şu ortamı pozitife çevirmek, başlı başına bir başarı sayılabilir ve Carvalhal bunun için çaba sarfediyor gibi.

Kilit alıntı, ''Takım olarak iyi oyunculara sahibiz ve hücum gücümüz oldukça iyi. Ancak bu durumu savunma ile dengelemek zorundayız.'' şeklinde. Türkiye'ye geldiğinde yaptığı ilk açıklamalardan biri de benzer şekildeydi. Sonradan ritm düşüklüğü ve birlikte hareket etme sorunları üzerine açıklamalar yaptı. Son ikisinde aşama kaydedilmesi zaman alacak olsa da, hücum gücünü savunmayla dengeleme konusunda ilk maçtan net bir şeyler gösterdi. Açıkça Carvalhal'ın Beşiktaş'ı savunma hattını Schuster'li günlere göre derinde kuruyor, aşağı-yukarı Tayfur Hoca'nın takımına benzer şekilde. Fakat ekstra fark, kenar oyuncularının da orta sahaya yaklaşması ve takımın, rakibe kendi yarı sahalarında top yapma izni vermesi. Aktif pres yerine, yerleşimin korunmaya çalışılması. Aşağıdaki görselde bu durum karşılaştırılıyor:
Görselde yalnızca savunma hattı ve hücum üçlüleri görülüyor. Yerleşim takımın savunma düzeni, oklar ise hücumlardaki eğilimi gösteriyor. En belirgin fark, ön alan presinin sıfıra yaklaştırılmış oluşu ve takımın merkezinin daha geriye çekilmesi. Ama Tayfur Hoca'nın takımına göre daha kompakt bir yapıda, en ilerideki oyuncuyla en gerideki stoperin arasındaki mesafe kısalmış vaziyette: yani kenar adamlarının da orta sahaya entegre olmasıyla formasyonu 4-1-4-1'e yakınsar şekilde.

Hücumda ise takım oyunu neredeyse tümüyle kanatlara yıkmaya çalıştı. Kenar adamlarının merkeze yaklaşarak devamlı beklere yer açmaya çalıştığı oyunda özellikle İsmail, soldan sürekli geldi ve bir şekilde topla buluştu. Penaltıyı da aldı, kendinden epeyce bir şeyler katarak da olsa. Duran toplar, bu sezon takımın çok yararlanacağı silah olacağa benziyor.

2- Kadro Tercihi: İki anahtar seçim var. Birisi, savunma hattının nispeten derinde kurulmasına bağlı olarak ve eldeki alternatifler dikkate alındığında cazip tercih olan Toraman'ın üçüncü stoper olarak sağ bek oynaması. İkincisi ise Mustafa Pektemek'in sol kenarda, uzak forvet olarak rol alması. Sonradan Holosko'nun da eklenmesiyle (Guti ortasına arka direkte vurduğu kafa) benzer rolün devamı da diğer kaydadeğer tercih. Beşiktaş bu iki önemli tercih ve saha içi yaklaşımıyla, sanki çifte kupalı sezona dönmüş gibiydi; tabii kadro kalitesi artmış halde. Böyle bakıldığında bu durum, fazlasıyla umut verici. Toraman'ın Holosko'yla etkileşim kurup yaptığı güzel asist, bu tercihi taçlandırdı.

3- Manuel Fernandes: Ernst'in sigorta pivot, önlibero rolünde zayıf rakibe karşı serbestlik elde eden Fernandes, açık ara maçın yıldızı oldu. Fakat bunda en büyük pay topla yaptıkları değil, topsuz oyundaki başarısı. Çaldığı toplar, özellikle ikili mücadele başarısı onu günün yıldızı yaptı. Böylesi bir Fernandes'in Beşiktaş orta sahasındaki varlığı, hakkındaki soru işaretlerine yer bırakmayacaktır.

Temposuzluk, Guti'nin sayısı çift hanelere ulaşan pas hataları, Simao'nun sakatlığı... can sıkan birçok şey var. Bir de buna rakibin zayıflığını eklediğimizde yukarıda yazılanların tümüyle pozitif biçimde geleceğe taşınması anlamlı görünmüyor. Ama ümitvar olmak için sebepler bunlar, bir de Veli Kavlak. Diğer yandan Quaresma gelince ne olacak, heyecanla bekliyorum. En önemlisi Beşiktaş'ın işini ciddiye alan ve takıma, oyuna epey kafa yoran bir hocası var. Tayfur Hoca serbest kaldığında birbirlerinin fikirlerini dengeleyebilirler. Süper Lig ya da bir alt lig, farketmez; daha iyi bir Beşiktaş izleyebiliriz.

Beşiktaş (4-3-3): Rüştü; Toraman, Sivok, Egemen, İsmail; Ernst, Fernandes, Guti; Simao, Mustafa, Almeida.

Beşiktaş 3-0 Alania
Noat Samisa

19.08.2011

10 yorum:

E dedi ki...

Ohh be ozlemisiz.
Eline saglik!

johnwayne dedi ki...

sanırım paciencia' nın geçen yıl braga'ya oynattığı oyunu oynayacağız en azından top rakipteyken.
geçen yıl avrupa liginde 2 tur arayla d.kiev'le oynayan iki takım arasındaki fark muhtemelen sezon ortasına doğru kapancak.

planck dedi ki...

Takımın uzun zaman sonra ilk defa kendini de geliştirmeye çalışan bir hocası var sanırım..

Celal Abbas dedi ki...

Ben Yabancı hocaların birkiminin bizim hocaların birikiminden fazla olduğunu düşünüyorum. Bu yabancı hayranlığı ile ilgili değil. Çünkü futbol bilgisi yurtdışında gelişiyor üretiliyor. Futbol bilimi desek buna hep katkı yeni şeyler yurtdışından geliyor. hem dil problemini bizim topraklara göre daha kolay atlatıyorlarki literatürü çok kolay takip edip iletişimde kurabiliyorlar.


Benim iki fikrim var. birincisi her mahalle yada semte 3 4 tane yada 1 tanede olsa olur futbol okulu kurulması. burada gençler çocuklar futbolun temel eğitimini burada alacaklar. sonrasında da bu çocukların tıpkı ssokakta rahatça kendi hiyeyrarşileri içinde oynayabilecekleri sahaaların oluşturulması. Çocuklar bu sahalarda oynarken hocaları falan olmayacak. kendi yaratıcılıklarını kendi insiyatiflerini geliştirecekler.

2.side artık FMle yani futbol menajerlik oyunu ile türkiyede büyük bir genç kesim teknik direktörlükle tanıştı. Herkes FM oynayarak belli bir birikime sahip oluyor. Futbol federasyonunun yerinde olsam bu oyunu destekler ve türkçe versiyonunda çıkarılması için destek veriridim. 2.side Teknik direktörlük için bu genç nesilden faydalanırdım. inanıyorumki çok yaratıcı ,dil eğitimi olan ,kültürlü ,araştıran kendini geliştirmek için çaba sarfeden nice gençlerimiz açılacak bu kurslarla çok iyi bir eğitim alabilirler. sonrasında bu gençlerin tüm kategorilerdeki futbol kulüpleriyle çalışması için bağlantılarını kurardım.

İnanıyorum müthiş şeyler çıkar ortaya.

helldoradotcom dedi ki...

Hocanin takima yakistigini soyleyebilirim. O cafcafli sadece marka giyinen takim sonunda kendisine yakisan mutevazı ama yildiz oyunculariyla anlasabilen bir secim yapti. Komplekslerinden arinmis bir goruntu veriyor geldiginden beri. Ben halen Toraman ve Ismail'in yerine farkli isimlerin denenmesi taraftariyim fakat hocanin yeni seyler deniyor, surekli ariyor olmasini da takdir ediyorum. Her ne kadar izlemekten buyuk zevk alsam da Quaresma'nin gelisi takimi bireysel oyuna itebilir. bu noktada hocaya buyuk is dusecek. Umarim henuz sakatliklar yuzunden tam tersi olsa da hoca sansi da tum sezon yaninda olur.

lgn dedi ki...

noat çok iyisin.

jekyll dedi ki...

Biliyorum beşiktaşlısın ama gözünü seveyim biraz galatasaray maçlarını da yorumla be:D Senden başka futbol konuşabilen yok şu blogger aleminde

Mayor dedi ki...

Carvalhal'in sitesindeki bir kac yaziyi okudum haberdar etmen sayesinde.
Defanstan Ofansa veya Ofanstan Defansa gecis pratikleri konusundaki yazisi ve Lider yoneticilik vasiflari hakkindaki yazilari beni cok sevindirdi. Futbolcularin birbirleriyle olan sosyal iliskilerinin otesinde saha icinde yek vucut olma kabiliyetine verdigi onemde kesinlikle bizim takimin ihtiyaci olan ozelliklerden. Umalimda bu guzel yazilarindakileri pratige yansitsin, yonetim, futbolcu, taraftar ucgeninden birileri yoluna tas koymaya calismasin.Allahda yolumuzu acik etsin.

Övünç dedi ki...

geçen sene schuster'in verebileceklerinin olabilirliğini tarttıktan sonra şu ortaya konan görüntü çok büyük bir tezat oluşturuyor.

biz iyi futbol istiyorduk basan ısıran bir takım olmak istiyorduk ama yine küçük takım gibi oynamaya başladık.rusya 2. lig takımına karşı orta sahada guti-fernandes-ernst varken bile top yapamıyorsak hangi maçta yapacağız ?

benim iyi olarak algıladığım tek nokta carvalhal'ın atletik zaafiyet ve alan paylaşımındaki kusurların farkında olması.bunları çözebilecek yeteneği var mı orası merak konusu ...

bc dedi ki...

Barça'nın (Guardiola'nın) yeni defansının analizini bekliyoruz senden Noat!