Beşiktaş Carlos Şike Tayfur Carvalhal Adalı Kombine Havutçu 3 - 0 Alania

Hiçbir şey, birbirinden bağımsız değil. Geçmişte de aynıydı, bugün de. Bugün Somali'de insanlar çocukları arasında seçim yapıyorken, burada yediğimiz üçüncü çeşit yemek aslında lüks sayılmalı belki de. Bu yemeği yemek için gereken parayı hakkınızla, çalışarak kazandığınızı düşünseniz de farketmiyor. Yalnızca kendinizi rahatlatmış ya da yedi büyük günahtan birini kabul etmiş oluyorsunuz ve bugünlerin moda tartışmalı kelimesi vicdan ise bu cevaba inanmaz. Memleketin uzak köşesindeki harpte her gün insanlar ölürken, burada Guti bayrağı öpüyor, Almeida asker selamı veriyor. Kimi, neyi nasıl tüm olan-bitenden ayrı tutacaksınız ki?

Meydanı boş bulan Ertunç Soğancıoğlu çıkıyor, ''Kombine satışlarındaki düşüşte fiyatların etkili olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa loca satışlarında da aynı düşüş olurdu. Loca satışlarımızda herhangi bir düşüş yok. Locaların tamamını sattık.'' diyebiliyor. Bu demeci de tek başına, sadece boş bir açıklama olarak değerlendirmek de mümkün değil. Burada mutenalaştırma var, altında apaçık niyet var. Son beş yılda %300 zam yapan adamlar, bir de yeni stadyum yapsalar, daha da azabilecekler. Bunun da her yere dikilen rezidansların ve onların manzarası olan gecekonduların hikayesinden farkı yok.

Beşiktaş'ın has yöneticisi ve hocası hapiste, takım son son dört ayda dördüncü hocayla çalışıyor. Alınmış son kupada şaibe şüphesi var ve o kupa müzede değil. Gerçi benim içimde bir şüphe yok, hayatımda izlediğim en iyi maçlardan biri sayacağım final maçı, gayet de yarışma seviyesi çok yüksek bir futbol karşılaşmasıydı. Eğer şikeli ise ya ben çok safım ya da bu futbolun şikeli hali o kadar da kötü değil! Zaten sorun da bu değil. Beşiktaş'ı yıllardır yöneten insanların kötü yola meyledecek meşrebe sahip olmaları, atıyorum, iddia edilen teşebbüsü gerçekleştirmiş olmaları ihtimali, her zaman esas sorundu ve biz tüm olan-bitenle birlikte Beşiktaşlı'ydık, orası da Beşiktaş'tı.

Hala öyle. Dünün, bugünden çok bir farkı yok; benim ve benim gibilerin uzun süre sonra Beşiktaş'ı Dolmabahçe'de izlememesi dışında. Ya da izleyememesi. Ve kombine bilet zammı, aslında şike meselesinden çok da bağımsız değil. Hiçbir şey, ''sadece'' değil. Bunları biliyoruz, bileceğiz ve kendimize şu karmaşık yaşam düzeni içinde belirlediğimiz konumla bir şeylerden bahsetmeye devam edeceğiz. Ben de şike varken, futbol yazacağım mesela; en azından keyif aldığım şeyi yapmış olacağım.

Üzerine Konuşulmaya Değer:

1- Carvalhal'ın Yaklaşımı: Şapkadan çıkan hoca Carlos Carvalhal'ın adını bilenlerin sayısı, kendisi ülkeye ayak basmadan evvel -muhtemelen- üç hanelere ulaşmıyordu. Beşiktaş YK'sı da birileri onların kulağına bu ismi fısıldayana dek -çok büyük olasılıkla- sözkonusu gruba dahil değildi. Artık herkes biliyor ki, yeni hoca kulübün yabancı oyuncu transferinin başındaki adam ve genç oyuncuların pazarlamasından sorumlu aktörü olan Jorge Mendes, ombudsmanlık etiketini ilerletip Beşiktaş'a bir de hoca bulmuştu. Yardımcı ya da baş antrenör, farketmez.

Hikaye şu ki, Mendes'in menajerlik kariyerinde pazarladığı ikinci oyuncu olan Porto'lu Costinha’nın geçen yıl Sporting’e sportif direktör olması, daha evvelden başlayan kulübün transfer politikasını Mendes oyuncularına yöneltme fikrinin devamıydı. Yıllardır şampiyon olamayan Sporting, eski günlerini arıyordu. Carvalhal da Mendes’le çalışan bir antrenördü ve Setubal ile Leixoes’de elde ettiği minör başarılar sonrası Portekiz’in üç devinden biri olan Sporting’in başına geçme fırsatı yakaladı. Ama işler iyi gitmedi. Önce Carvalhal, sonra Costinha kulüpten uzaklaştırıldı, son olarak da Jorge Mendes’in yeni Sporting projesiyle net bir bağı kalmadı. (Detaylı bilgi isteyenler, şuradaki referanslar üzerinden gidebilirler.)

Kendisiyle ilgili en heyecan verici referans ise kendisine ait internet sitesi. Burada hocanın futbol teorisiye pek fazla içli-dışlı olduğunu ve neler üzerine kafa yorduğunu görmek mümkün. Sitede epey uzunca değerlendirilen bir duran top meselesi var ki, bu durum beni, Alania maçına dakikalar kala Twitter'a şunu yazmaya itti: ''Bugün bir de duran toptan gol atar, duran toptan gol yemezsek düşük profilli hoca Carvalhal'ın PR'ını üstlenirim, bu kadrodan sonra.'' Beşiktaş'ın yakın tarihinin belki de en düşük profilli -aldığı maaş da bunun bir diğer göstergesi- hocası Carvalhal ve geldiği ortam kriz içinde kriz ortamı. Üzerine kampın yıldızı denilen Bebe'nin kaybı derken, işlerin daha ne kadar kötü gidebileceği meçhul. Şu ortamı pozitife çevirmek, başlı başına bir başarı sayılabilir ve Carvalhal bunun için çaba sarfediyor gibi.

Kilit alıntı, ''Takım olarak iyi oyunculara sahibiz ve hücum gücümüz oldukça iyi. Ancak bu durumu savunma ile dengelemek zorundayız.'' şeklinde. Türkiye'ye geldiğinde yaptığı ilk açıklamalardan biri de benzer şekildeydi. Sonradan ritm düşüklüğü ve birlikte hareket etme sorunları üzerine açıklamalar yaptı. Son ikisinde aşama kaydedilmesi zaman alacak olsa da, hücum gücünü savunmayla dengeleme konusunda ilk maçtan net bir şeyler gösterdi. Açıkça Carvalhal'ın Beşiktaş'ı savunma hattını Schuster'li günlere göre derinde kuruyor, aşağı-yukarı Tayfur Hoca'nın takımına benzer şekilde. Fakat ekstra fark, kenar oyuncularının da orta sahaya yaklaşması ve takımın, rakibe kendi yarı sahalarında top yapma izni vermesi. Aktif pres yerine, yerleşimin korunmaya çalışılması. Aşağıdaki görselde bu durum karşılaştırılıyor:
Görselde yalnızca savunma hattı ve hücum üçlüleri görülüyor. Yerleşim takımın savunma düzeni, oklar ise hücumlardaki eğilimi gösteriyor. En belirgin fark, ön alan presinin sıfıra yaklaştırılmış oluşu ve takımın merkezinin daha geriye çekilmesi. Ama Tayfur Hoca'nın takımına göre daha kompakt bir yapıda, en ilerideki oyuncuyla en gerideki stoperin arasındaki mesafe kısalmış vaziyette: yani kenar adamlarının da orta sahaya entegre olmasıyla formasyonu 4-1-4-1'e yakınsar şekilde.

Hücumda ise takım oyunu neredeyse tümüyle kanatlara yıkmaya çalıştı. Kenar adamlarının merkeze yaklaşarak devamlı beklere yer açmaya çalıştığı oyunda özellikle İsmail, soldan sürekli geldi ve bir şekilde topla buluştu. Penaltıyı da aldı, kendinden epeyce bir şeyler katarak da olsa. Duran toplar, bu sezon takımın çok yararlanacağı silah olacağa benziyor.

2- Kadro Tercihi: İki anahtar seçim var. Birisi, savunma hattının nispeten derinde kurulmasına bağlı olarak ve eldeki alternatifler dikkate alındığında cazip tercih olan Toraman'ın üçüncü stoper olarak sağ bek oynaması. İkincisi ise Mustafa Pektemek'in sol kenarda, uzak forvet olarak rol alması. Sonradan Holosko'nun da eklenmesiyle (Guti ortasına arka direkte vurduğu kafa) benzer rolün devamı da diğer kaydadeğer tercih. Beşiktaş bu iki önemli tercih ve saha içi yaklaşımıyla, sanki çifte kupalı sezona dönmüş gibiydi; tabii kadro kalitesi artmış halde. Böyle bakıldığında bu durum, fazlasıyla umut verici. Toraman'ın Holosko'yla etkileşim kurup yaptığı güzel asist, bu tercihi taçlandırdı.

3- Manuel Fernandes: Ernst'in sigorta pivot, önlibero rolünde zayıf rakibe karşı serbestlik elde eden Fernandes, açık ara maçın yıldızı oldu. Fakat bunda en büyük pay topla yaptıkları değil, topsuz oyundaki başarısı. Çaldığı toplar, özellikle ikili mücadele başarısı onu günün yıldızı yaptı. Böylesi bir Fernandes'in Beşiktaş orta sahasındaki varlığı, hakkındaki soru işaretlerine yer bırakmayacaktır.

Temposuzluk, Guti'nin sayısı çift hanelere ulaşan pas hataları, Simao'nun sakatlığı... can sıkan birçok şey var. Bir de buna rakibin zayıflığını eklediğimizde yukarıda yazılanların tümüyle pozitif biçimde geleceğe taşınması anlamlı görünmüyor. Ama ümitvar olmak için sebepler bunlar, bir de Veli Kavlak. Diğer yandan Quaresma gelince ne olacak, heyecanla bekliyorum. En önemlisi Beşiktaş'ın işini ciddiye alan ve takıma, oyuna epey kafa yoran bir hocası var. Tayfur Hoca serbest kaldığında birbirlerinin fikirlerini dengeleyebilirler. Süper Lig ya da bir alt lig, farketmez; daha iyi bir Beşiktaş izleyebiliriz.

Beşiktaş (4-3-3): Rüştü; Toraman, Sivok, Egemen, İsmail; Ernst, Fernandes, Guti; Simao, Mustafa, Almeida.

Beşiktaş 3-0 Alania
Noat Samisa

19.08.2011

PSG'nin Galaksi Rehberi

Bir futbol nerd'inin hayatında en az bir kez yapması gereken şey, Fransa'da Ligue 1 sezonun açıldığı günün L'Equipe gazetesini edinip, bunu saklamaktır. Dili bilmeseniz de gereklidir, grafikler ve görseller dahi ilginizi çeker ve sahip olmak zor değildir. Benzer kafanın Fransız versiyonları, gazetenin o günkü sayısını pdf olarak muhakkak paylaşırlar. Bu yıl da bu ritüeli devam ettirdim, gazetenin 6 Ağustos sayısını arşive kattım. Son şampiyon Lille'e iki sayfa ayrılmıştı, peşinden ise ''Tüm Dünyanın Gözü Üzerinde'' başlığıyla PSG geliyordu. İleriki sayfalardan birinde ise aşağıdaki reklam vardı:
''Lorient'da yıl boyunca forma giyeriz.''

Son şampiyonluğunun üzerinden 17 yıl geçen PSG, bilindiği üzere bu yaz Qatari Sports Investments'ın tahakkümüne girince müthiş bir transfer atağına girişti. Herkesçe bilinen ve en çok ses getiren eylemleri, Palermo'nun sıska Arjantinli'si Javier Pastore'yi 42 milyon avro karşılında transfer ederek hem Fransa transfer rekorunu kırmaları, hem de bu yaz yapılan en pahalı ikinci transferi gerçekleştirmeleriydi. Geçen sezon 22 gol atarak sezonun adamlarından olan Kevin Gameiro'nun transferi gölgede kaldı, tıpkı St. Etienne'in kalbi Blaise Matuidi'nin futbol tarihine adını yazdıran ve futbolu bırak Claude Makelele'nin yerine takıma gelişi gibi. Roma'dan alınarak ülkesine geri getirilen sağ kenar oyuncusu Jeremy Menez, Valenciennes'den hoca Kombouare'nin eski öğrencisi Sırp stoper Milan Bisevac ve takıma katılan iki kaleci, Rennes'den Douchez ve Palermo'dan Sirigu, onların tek transfer döneminde uğruna 83 milyon avro harcadıkları oyuncular oldular.

Son şampiyon Lille'in toplam bütçesi, sözkonusu altı oyuncuya harcanan para kadar değilken onların şampiyonluk iddialarının hafife alınır yanı yoktur. Parayı yatıranlar ise görünürde temkinli. Bu yıl CL'ye katılmayı hedefliyorlar, şampiyonluk ise bir sonraki sezon. Lakin ondan sonrası biraz garip. Brian Clough'tan etkilenmiş olmalılar ki, 2015'te CL Şampiyonluğu'nu dillendirdiler. Hele bir lig şampiyon olsunlar da, sonra bu yolda Clough değil, Abramovich'vari çalışabilirler! Ama o noktaya gelene kadar da beklentileri ayarlamak, çatlak sesleri örselemek kolay olmayacak. Tepesine Leonardo'nun getirildiği PSG hocası Antoine Kombouare, geçtiğimiz perşembe günü ''Kazanırsam kalırım, kaybedersem ne olacağını biliyorum. Bu iş böyle yürür.'' dedi ve yumuşak koltuklarda verilen vaatlerin, maç heyecanıyla erozyona, hatta heyelana uğrayabileceğini bildiğini gösterdi. Ya da bu hafta sonu gelen Lorient mağlubiyetinin temelini hazırlıyordu!
PSG maça kalede Sirigu, savunma dörtlüsünde sağdan sola Jallet, Bisevac, Sakho, Tiene; orta sahada Menez, Chantome, Matuidi, Nene ve ileride Gameiro - Hoarau ikilisiyle çıktı. Yaratıcı forvet Gameiro, çok yönlü kenar adamları ve iç saha avantajıyla rakibine üstünlük kurmaları beklenirken, ilk on dakika kabus gibi geçti. Direği sıyıran frikik, penaltı şüphesi ve Lorient forveti Monnet-Paquet'nin bomboş kale yerine taca vurduğu top... tüm bu pozisyonlarda baş rolde takımın 21 yaşındaki kaptanı, sol stoper Mamadou Sakho vardı. Gole sebep olması hariç, berbat bir ilk devre oynadı. Hani olur da maçta olan-bitenler bir adli soruşturmada delil sayılırsa, Sakho'nun cumartesi akşamki oyunu en has şike delili sayılabilir! Maç sonunda hocası ''Sakho'yu böyle oynarken hiç görmemiştim.'' dedi, savunmadaki tecrübeli partneri Bisevac ise onu üstü kapalı eleştirdi. Bu eleştiriyi biraz daha genişletirsek, bugünden çok daha evvel aynı sezonda Makelele ve Giuly'nin takımdan ayrılmasının ve böylesi üst düzey oyuncular takıma girerken pazubandın genç Sakho'da olmasının sorun olabileceğini söyleyenler vardı. Maçın devamında ise henüz bu duruma delil sayılamayacak, ama toplama kadro halinin tezahürü olan acayiplikler görüldü.

Topu alan, kaleyi gördüğü yerden şut denedi. Gameiro, Nene, Menez... her birinin en az bir karavanası var. Ama kaleyi buldukları anlar da var, özellikle Nene'nin bitime yakın attığı muhteşem şut, kaleci Audard'ın tokatıyla savuşturuldu. Maç boyu etkisiz olan Hoarau, ki formasını kaybetmesi kesin gibi, herkesin ayrı telden çalması gibi durumlar can sıkıcıydı, fakat ikinci devre takımca harika kanat akınları geliştirdiler. Hücumcular birbiriyle al - ver işini iyi yapamasalar da beklerin her iki kanattan yaptıkları etkili bindirmelere cevaben aldıkları iyi paslar ve iyi ortalar ile Lorient kalesini bunalttıkları anlar oldu. Cazip stoper Ecule Manga'nın çizgiden çıkardığı topta PSG skoru bulabilirdi, ama sonradan Mvuemba'nın PSG kale direğinde topuyla mevcut skora razı olmak zorunda kaldılar. Maçın 28. dakikasında Sakho'nun sağda yaptığı faulde Yann Jouffre ortalamıştı, arka direkte yeni transfer Julien Quercia dokunmuş ve Lorient öne geçmişti. Maç bittiğinde Parc des Princes'de ıslıklar vardı, akıllarda ise maç öncesi stadı selamlayan Pastore'nin yapabilecekleri...
Bugün itibariyle Ligue 1'ın en uzun süre görevde devam eden hocası, Lorient'ın öz çocuğu Christian Gourcuff. Sekiz yıldır bu kulüpte, arada oğlu Yoann'ı da mezun edip ülke futboluna sundu. Bu yaz takımın en iyi üç oyuncusunu; yani forvet Gameiro'yu, orta sahanın lideri Amalfitano'yu ve doğma - büyüme Lorient'lı, takımın bayrak adamı sol bek Morel'i kaybettiler. Ligin açık ara en çok güç kaybeden takımı onlar. Ama PSG'ye ilk tokadı atma fırsatı, yine onlara düştü. İki yıldan uzun süredir aynı kulüpte göreve devam eden hoca sayısının yalnızca üç olduğu Ligue 1'da hem kulüp politikasıyla, hem oyuna bakışıyla, hem de oyun anlayışıyla PSG'nin başındakilerin fikriyle derin kontrast oluşturan bir takım onlar. L'Equipe'teki reklamın gösterdiği üzere, birbirine sarılan Kuzey'li bir çift, saadet onlarda. Auxerre'den gelen Quercia, ilk maçtaki iyi oyunuyla takımın üstün yetenekli diğer kenar adamı Jouffre'yle birlikte stadında her maç gayda sesi duyulan Lorient'ı takip etmek için yeni birer sebep olabilir.

Man City'nin genç Man United'a yenildiği gün gelen PSG mağlubiyeti, belki de peşine böylesi hikayeler konulamayacak kadar sıradan bir yenilgi. Kuşkusuz, yeni kurulmuş bu takımın zamana ihtiyacı var, maç özetini izleyen biri de rahatlıkla bunun farkına varabilir. Fransa'da pek çok basın kuruluşu maç akşamı ağız birliği etmişçesine ''Douche froide pour le PSG - PSG'ye Soğuk Duş'' manşeti attılar, sanırım en iyi tabir de bu. Üstün yetenekli oyuncuları, bugünden Ligue 1'a epey fazla görünüyorlar. Onlar Galactiques'i, geçen sezon Lyon'un ve Marseille'in kurduğundan biraz farklı. Uluslararası, rehber eşliğinde ve biraz daha vaatkar.

Haftadan Geriye Kalanlar:

Son şampiyon Lille, yoğun yağmur altındaki Nancy deplasmanından çıkamadı. Maç boyu akışkan pas yapamadılar, ürettikleri tüm pozisyonlar uzaktan şut ya da duran toptan geldi. Debuchy'nin golüyle bir puanı kurtardılar: 1-1

Bir diğer şampiyonluk adayı Lyon, önemli eksiklerle çıktığı Nice deplasmanında işi zora sokmasına karşın devamını kolay getirdi. Kornerleri bir kabus gibi rakibin üzerine çöken Nice, her maç uyguladığı tarifeyi Lyon'a uygulamamazlık yapmadı ve yıldızı Mounier'yle golü buldu. Fakat sonrası, kaleci hatasıyla gelen Lisandro golüyle birlikte oyunu Lyon'un eline bıraktı. Gomis ve Louvren'le gelen iki karambol golü, skoru belirledi: 1-3

Marseille'de ise Gignac'ın yokluğu, günü adeta Lucho'yla barışma merasimine çevirdi. Tek santrafor oynayan Remy'le maç boyu çok iyi anlaşan Lucho, bir güzel gol attı; birkaç tane de attırmaya çalıştı ama olmadı. İkinci devre başı savsaklayan rakibin arka alandaki hatalarını değerlendiren konuk Sochaux, takımın yıldızı Marvin Martin ve orta saha oyuncusu Nogueira'nın golleriyle 1-2 öne geçmesine karşın, sonradan oyuna giren Valbuena'nın kullandığı kornerde maç boyu bir kamyon gol kaçıran Remy, bu kez affetmedi: 2-2

Umut Bulut'un takımı Toulouse, ligin yeni takımı Ajaccio'yu deplasmanda 0-2 mağlup etti. Umut 85 dakika sahada kaldı, kale ağzında vurduğu bir top savunmadan döndü. Machado'nun attığı gol görülmeli, aynı şekilde geçen sezona Antalyaspor'da başlayan ama ülkeye bir türlü uyum sağlayamayan Caen oyuncusu Gregory Proment'in harika golü de görmeye değer, Pierre-Emerick Aubameyang'ınkiyle birlikte.

Sezonun açılış haftasında takımlar toplam 286 şut attılar. Bu sayı geçen sezonun on ikinci maç haftasıyla denk ve rekorun egale edildiği anlamına geliyor. Ligue 1 standardını aşan sayıda gol olurken, pek çok iyi şut kalecilerin mükemmel kurtarışlarıyla kaleye girmekten mahrum edildi.

Diğer skorlar: Montpellier 3-1 Auxerre, Caen 1-0 Valenciennes, Brest 2-2 Evian, Dijon 1-5 Rennes, Bordeaux 1-2 St. Etienne

L'Equipe gazetesi, 6 Ağustos 2011 sayısı: Link


Noat Samisa

08.08.2011

Yeniden: Gençlerle hiçbir şey ... belli olmaz!

Alan Hansen ve Arsene Wenger bugünden sonra bir akşam yemeğinde bir araya gelip, karşı cephede olan bitenleri masaya yatırabilir. Zira eskiden zıt fikirlerin savuncusu olan bu ikili, bugün için artık koalisyonda. Şık bir restoranda Wenger'in doğduğu yerden gelen şarapla başlayan muhabbet, taze müteşebbis Iniesta'nın hediyesi şarapla koyulaşır. Muhakkak araya Hansen'ın ''Sen £300 milyonu stada gömdün, hakkın var!'' sözü sıkışır, gerçekler inkar edilmez ve esas konuya gelmek için ara sıcak olarak kullanılır. Şef garson da servis sırasında UEFA'nın Arsenal finans yönetimine dair övgüsünü araya sıkıştırırır. Wenger'in hakkı teslim edilir, edilmelidir ve üstelik Hansen'ın meşhur sözünü Man Utd için söylemesinden çok kısa zaman sonra Wenger, Londra'ya gelmiş ve ilk tam sezonunda Arsenal'e şampiyonluk kazandırmıştır. Fakat tabii ki çoluk çocukla değil! Ama çoluk çocukla kazananlar oluyor, mesela Manchester United. Bugün Man City'le oynanan Communtiy Shield maçının ikinci yarısının büyük bölümünde sahada olan ve 0-2'den 3-2'ye geri dönüşü yaratan ekibin yaş ortalaması 22'ydi.

Alan Hansen'ın 95 yılındaki sezonun ilk maçında tepesini attıran Man Utd takımının yaş ortalaması ise ilginçtir 25.7; yani bugün Wembley'de geri dönen Man Utd kadrosundan epey fazla. Cuma günü Scholes'un jübilesinde yeniden Old Trafford'a ayak basan Eric King Cantona'nın damga vurduğu 95/96 sezonunda şampiyon olan United, bugünkü galibiyetle o günlerin anısını bir kez daha tazeledi. Ek olarak Alan Hansen'a bir arkadaş geldi, o da yıllardır genç yaş kaynaklı mental zayıflık dolayısıyla mağlup ya da kötü durumdan geri dönememekten dert yanan Arsene Wenger. Şüphesiz, Man Utd sezon içerisinde sıklıkla bu yaş ortalamasından fazla bir takımla sahada olacaktır, ama yine de belli durumlarda yaş ortalaması itibariyle Arsenal ile kafa kafaya olabilirler. Genç stoperler Jones ve Evans, artık sağ bek rotasyonuna kayan ve çok iyi bir maç çıkaran Smalling ve onun mevkidaşı Rafael. Ashley Young, Nani, Cleverley, Welbeck, Macheda, Obertan ve aslar, Hernandez ve De Gea... tamamı Man Utd'ın değişen politikasının sonucu.

İşlerin terse dönmesi, bir bakıma Love United, Hate Glazer bir milattır. Man Utd, bu kırılma noktasından sonra tekrar satış imkanı olmayan hiçbir oyuncuya yatırım yapmadı. Buna zıt son transfer Dimitar Berbatov'dur, lakin bugün olur da onu PSG'ye satarsalar, çok fazla zarar etmeyecekler. Bu yolda belki bir şeyleri elden kaçırdılar, bu bir fazladan EPL ve CL kupası da olabilir. Fakat önlerindeki yılları kurtardılar; hem mali bir zafer kazanarak, hem de hiçbir kulvarın dışında kalmadan. Ama az kaldı David De Gea, bugün bir kupaya maloluyordu ki, futbolda böyle şeyler olur.

Community Shield maçları, bir finalden çok prestijli bir hazırlık maçı. Bunu sıradışı statüsü ve üçten fazla oyuncu değiştirmeye izin verilmesi ortaya koyuyor. Takımlar, özellikle de Man Utd, sezon idealini bu maçta sahaya koymak yerine farklı şeyler deneyebiliyorlar. Yine de maçın reytingi yüksek ve çıkan sonuç, mutlaka bir şeyler gösteriyor. Bugün maçın ilk yarım saatinde Man City adeta varlık göstermedi. İlk dakikalarda rakip kaleye çöken United, yine hareketli ve aktif oyunuyla maça ağırlığını koydu. Sonra yavaş yavaş bu ağırlık gevşedi ve ilk yarım saatten sonra ansızın gelen City golleri tabelayı değiştirdi. Evra'nın yaptığı faulde Silva harika kesti, yüksek gelen topta anlamsızca yere yatan De Gea, topu ağlardan çıkardı. İkinci golde ise devre biterken Dzeko topu rakip orta saha ile savunma hattı arası boşlukta aldı, çok sert vurdu. De Gea hem ayaklarını hareket ettirmekte, hem de topa yatmakta geç kaldı ve skor birden 0-2'ye geldi.

Geçen sezon ceza sahası dışından 11 gol yiyerek bu dalda La Liga lideri olan David De Gea için kötü bir başlangıçtı, üstelik karşısında bundan birkaç yıl sonra ''Dünyanın en iyisi kim?'' sorusuna cevap için kapışacakları (Neuer bir adım önde olmakla birlikte) Joe Hart varken. Tabii bu ikiliden İngiliz olanı birkaç sıfır öndeydi, bir yıl boyunca aynı savunmacılarla bir arada oynamıştı. De Gea'nın bugün için avantajı ise, takımının rakipten pekala daha üstün oyunuydu. Nitekim ikinci yarı işler değişti, yine sıradışı şekilde. Alex Ferguson savunma tandemini ve onların önünde oynayan Carrick'i dışarı alıp genç üçlü grubu sahaya sürdü. Sahada birbirini tanımayan oyuncuların sayısıyla birlikte dinamizm ve iştah da arttı ve buna eklenen kritik duran top golü, maçı Man United'a getirdi. Özellikle Nani'nin skoru eşitleyen golünde inanılmaz paslaştılar. Kendi ceza sahası önünde sağlam durmayı iyi beceren City'e karşı dört kişi harikalar yarattı ve Nani bitirdi. Kalan bölümdeki City atakları yine sayılı, en önemlisi ise Ashley Young gibi bir diğer ters ayaklı İngiliz kenar adamı, türünün nadide örneği olan Adam Johnson'ın içe kat ederek attığı şuttu. De Gea iyi yer tuttu, süper bir refleksle golü önledi.

Son dakika ise en iyi yaptığı iş savunmak olan City için ve Man City'de oynamalarının en büyük sebepleri bu işteki başarıları iki oyuncu için kabustu. Yeni gelen Clichy yüksek topu sektirdi ve geçen sezon ligde top kapma ve hava topu kazanma yüzdesi en yüksek savunmacı olan Vincent Kompany, konsolide hatayla golü Nani'ye, kupayı Man United'a hediye ettiler. İlk yarı ideale nispeten daha yakın kadroyla geri düşen Man Utd, ikinci yarı çoluk çocukla toparlandı, geri döndü ve dünyanın en güçlü para akışına sahip kulübü Man City'i mağlup etti. Eh, bir futbol maçına dair para anektodu biraz bel altı çalışmak oluyor ama n'aparsınız, beklentiler ile yaptıkları arasından halen fark olan Mancini ve onun takımına dair algı ister istemez bir noktaya saplanıyor. Bunu başaran ekibe gelirsek;

Tom Cleverley: Geçen sezonu Wigan'da, ondan evvelki sezonu da bir alt lig temsilcisi Watford'da düzenli oynayarak geçirdi. Safkan İngiliz orta saha oyuncusu karakterinde, yüksek enerjiyle iki orta saha arasını kullanan bir oyuncu. Onun topla rahatlığı ve pas becerisine eklediği tecrübe, bu yıl Man Utd kadrosunda kalma sebebi.

Danny Welbeck: Geçen sezon başı Mainz'la birlikte Avrupa'nın en iyi ön alanda pres yapan ve futbolunu buna odaklayan takımı olan Sunderland'de bu oyun sisteminin en kilit adamı oldu. Çok enerjik, atlet ve havada iyi. Uzak forvet koşularında başarılı, topsuz oyun becerisi muazzam. Topla pek rahat olamama açığını bunlarla kapatıyor.

Phil Jones: Geçirdiği ağır sakatlığa ve sezonun büyük bölümünde oynayamamasına karşın Man Utd'a transfer yaptı. Sam Allardyce'ın iki yıl önce Blackburn'de tereddütsüz forma verdiği stoper, oyun bilgisi ve topla münasebet becerisinin mevkidaşlarından yüksekliğiyle dikkat çekti. Sahip oldukları özellikler ile orta sahada da kesici olarak oynayabiliyor.
Maçın yıldızı ise Luis Nani. Kazandığı toplar, verdiği paslar ve attığı iki gol ile yıldızlaştı. Geçen sezon ligin asist krallığında zirvede olan Portekiz'li, aynen Cristiano Ronaldo'nun yolunu takip ediyor. Bu sezon da Man Utd'ın en yaratıcı hücum gücü, o olacak ve muhtemelen, bazı hedef maçlarda yine kenarda oturacak. Onun performansı gibi takımının performansı da maç boyu iyi seyretti, fakat iki golü çıkarmak için ikinci devrenin belli bölümlerinde sahaya konulan istek ve enerji ortaya çok daha fazlasını çıkardı. Kuşkusuz, Man Utd ve Alex Ferguson bugün övgüye değer bir oyunla kazandılar.

Diğer yandan Man Utd bugün sadece kazanmadı, aynı zamanda Arsenal'e nanik yaptı. Bu geri dönüş ışığında tekrarlamak gerekirse, Arsenal'in kazanamama sorunu ise çokça gençlik değil, yetersizlik. Teknik, taktik ya da mental; farketmez, yetersizlik sadece yetersizliktir. Geçen sezon Barça serisi ve League Cup Finali öncesine harika gelen Arsenal, bugün olur da Fabregas'ı elden kaçırır ya da huzursuz bir Fabregas'a sahip olursa, işlerin geçen seneden zor olduğu gerçeğiyle birlikte St. Totteringham's Day'i dahi kutlayamayabilirler. Transfer poliçesi sorunu, yahut sahip olunan oyuncuların zihinsel vasıflarının gözardı edilmesi... neye odaklarsak odaklayalım, Arsenal'de bir yerlerde ''gençlik'' olarak açıklanamayacak sorunlar var. Man City ise bugün kenarda oturan Aguero'yla maç boyu etkin olamayan Dzeko ve Balotelli'nin verdiğinden fazlaısnı sahaya koyabilir. Tevez kalırsa çok daha güçlü olurlar, fakat ayrılması ya da sık sık homesick tatiline çıkması halinde Aguero'nun daha direkt golcü nitelikleriyle de hücum gücünü yükselebilirler. Henüz sadece iyi şut atan bir sol bek olan Kolarov, City'nin bir diğer yumuşak karnı. Orada Clichy sıra bekliyor. Diğer yandan ise Mancini'nin her şeye karşın dik duruşu ve City'nin her daim sahip olduğu, olacağı yüksek direnç var. Gerisi hücumcuların form durumuyla fazlasıyla ilintili.

Andre Villas-Boas'ın paylaşımcı Chelsea'si ve yeni sezona 1-8-1 oyun formasyonuyla girecek olan Liverpool'u da yukarıdaki kavgaya dahil edeceğimiz sezon haftaya başlıyor. Belki altı başlı bir yarış göreceğiz, ama Manchester United, bugünden meydan okudu. Şampiyonluğa niyetli olan, önce bu United'ın seviyesine ulaşmalı.

Man United 3-2 Man City
Noat Samisa

07.08.2011