Daha İyisi Olabilir Miydi?

Fikret Orman yönetimine teşekkür etmek, boynumun borcudur. Şükür ki bazı sayıları yan yana yazıp, bunların arasındaki farkı anlamlandırabilen insanlar olarak geldiler ve serbest düşüşteki Beşiktaş’a tutunacak bir dal uzattılar. Hızla yere çakılmakta olan kulüp şimdilik bu ab-ı hayat ağacına sarıldı.

Basit ifadesi ‘küçülmek’ olan bu yaptırımlar dizisi, aslında gereğinden fazla büyümüş olan şişkin balonu havasını almak suretiyle ‘küçültmek’ idi. Nitekim Beşiktaş, özellikle son iki sezonda berbat olmak üzere fevkalade kötü niyetli şekilde yönetilmişti.

Bunu biraz açarsak, kulüp yönetimi için üç kriter sayabilir:

1- Sportif yönetim 
2- Değer üretimi 
3- Mali idare 

Sportif yönetim, teknik kadronun seçiminden başlayarak transfer edilecek oyuncu seçimine uzanan bir paket olarak düşünülmeli. Birikimli şekilde ilerleyen, tarihsellik sahibi futbolun bir uzmanlık alanı olduğu önermesinden yola çıkılarak başarıya giden yolda yapılan tüm seçimler ve hamleler, sportif yönetim kapsamına alınabilir.

Değer üretimi ise kulüpten kulübe değişir ve taraftarın aidiyetine dokunan her şeyi içine alır. Tesis ve altyapı hamleleri de geleceğe dönük olmasıyla bu kapsamdadır. Yönetimin herhangi bir konudaki tasarrufunun tabandan bulduğu destek yahut muhalefet, her ne kadar ülkemizde kulüplerin tümü birer anti-demokratik siyasi kurum olarak yaşasalar da bu bağlamda bir anlam ifade eder.

Mali idare ise iksisat teorisi üzerinden ilerler. Asgari şartı ise çok açık bir kural üzere işler: Kazanılandan fazla harcama yapılmaması gerekir. İlla ki buna niyetleniyorsa, hesabını kitabını yapıp şartları hazırlamak icap eder. Eğer her ikisi de görmezden geliniyorsa, bir süre sonra sportif yönetim kalemi artık çalıştırılamaz hale gele gelir.

Beşiktaş tam da bu noktadaydı. Yaşanan, sportif yönetimdeki fahiş yanlışlarla sınırlı kalmayan bir çöküştü. İki kriterin birbirine bağlılığını ve farkını örneklersek:

Elinizde harcayabileceğiniz 3 milyon avronuz varsa, bununla Olcay Şahan, Oğuzhan Özyakup ve Veli Kavlak üçlüsünü transfer edebilirsiniz. Yahut başka bir iş yapar, Regufe Alves’in yarısını alırsınız. Normal şartlarda bu seçeneklerden ikincisini tercih etmek, sportif yönetim hatasıdır. Ama eğer elinizde harcayabileceğiniz bi’ 3 milyon avronuz yokken kaşar bir menajerden kazık yiyorsanız, bu yalnızca sportif yönetim hatası değildir. Cebinizdeki harçlıkla kurduğunuz ilişki basitliğindeki bir gerçeğin yok sayılmasıdır.

Fakat bu örnek yanıltmasın. Kulübü batağa saplayan, ödenen bonservis bedelleri değildi. Esas sorun, yalnızca iki yıl içerisinde 2.5 katına çıkan oyuncu ve teknik kadro ücretleriydi. 2008-09’da şampiyon olan Beşiktaş takımının sportif personel gideri 45 milyon lira seviyesinde iken, geçen sezon 115 milyon lira seviyesine ulaşmıştı. Bir de buna uçuk menajerlik giderlerini ve artan ek maliyetleri eklediğimizde fatura kabarıyordu. Özkaynaklar ise çoktan eksilerdeydi.

Hal böyleyken, Demirören TFF’ye doğru kaçtı. Evindeki tüm malları satan, ama yine de veresiye borcunu ödeyemeyen aç bir ihtiyarın örneklemesi olan kulübün başkanlık koltuğuna oturan Fikret Orman’a kalansa tek bir seçenekti, zaten başka da şansı yoktu. Yayıncı kuruluş sağolsundu. Çok şükür vefakâr üç aylık (temlikleri saymazsak) her ay bankaya yatıyordu. Bundan sonra az harcamak hem hayatta kalmanın, hem de borçları kapatmaya çalışmanın tek yoluydu.

Velhasıl, neşter vuruldu. Şimdi HESAP Zamanı… idi.

Beşiktaş, eğer Quaresma ve Alves’i de gitmiş sayarsak, geçen sezon kadrosunda bulunan 10 oyuncu ile yollarını ayırdı. Bunların kazandığı yıllık garanti ücretler toplamı (maç başı, prim, ek ödemeler ve vergiler hariç) 31.5 milyon lira idi.

Buna karşılık, 8 futbolcu transfer edildi. Bu grubun yıllık toplam (garanti) kazançları ise 10.6 milyon lira oldu.

Böylelikle an itibariyle 27 oyuncu barındıran A takımın toplam maliyeti, Holosko ve Ersan’ın ücretlerindeki indirimle birlikte 40.5 milyon lira seviyesine geldi. Bu rakam, geçen sezon 61.3 milyon lira düzeyindeydi.

Yani Fikret Orman yönetimi, belirlediği politika sonucu takımın maliyetini en az 3’te 1 oranında azalttı.

Tam burada bir parantez açmak gerekebilir. Yapılacak ek ödemelerin miktarını bilemiyoruz. Bildirimler üzerinden maç başı bedelleri hesap ettiğimizde bu sezon maksimum 10 milyon lira daha ek ödeme yapılacağı öngörülebiliyor. Geri kalan çıktılar hususunda ise ancak evvelki sezonlar ile kıyas yapabiliriz, bu da bize toplam maliyetin 70 milyon lira seviyesini aşmayacağı iddiasını ortaya koyma hakkını verebilir.

Öte yandan, geçen sezon Beşiktaş’ın kasasına giren toplam para 150 milyon liranın üzerindeyken bu sezon Avrupa olmadığı için en az 20 milyon liralık bir kayıp oluşacak. Ödenen bonservisleri de eklediğimizde sezon bitiminde kasa boş kalabilir. Ama bu kez eksi çıkmayacağı kesin ve eğer CAS’tan af çıksaydı, Beşiktaş’ın eli çok rahatlayacaktı.
Tam da bu anda Quaresma’nın yıllık minumum maliyetinin 8.3 milyon lira olduğunu hatırlamak gerek. Yani olur da bu saatten sonra takıma dönerse, mevcut kadronun toplam değerinin 5’te 1’i ona ödenecek. Ona dair kararda hesap basit: Bu bedeli karşılayacak bir performans gösterir mi?

Buna ‘evet’ cevabını veren varsa, tartışma sürebilir ama ortada böyle bir tartışma olduğunu sanmıyorum. Verimsizliği ispatlı olan bu oyuncu, ya gidecek ya da gidecek. Olmuyorsa da, kariyerini o denli para odaklı sürdürüyor ve düz koşuya razı ise, zaten takıma fayda sağlaması mümkün olamayacağından gün boyu sahayı turlamaya devam edecek.

Nihayetinde başa dönersek, Fikret Orman yönetiminin yoğun bir mesai ile Beşiktaş’a gereken acil müdahaleyi yaptığını söyleyebiliriz. Durum artık stabil, hasta yoğun bakımdan çıkmak üzere. Fakat bu süreci hızlandırmak mümkün değil miydi?

Elbette, mümkündü. En basitinden verim/maliyet oranı 1’i bulmayan yüksek ücretli oyunculardan Hugo Almeida ve İbrahim Toraman ile de yollar ayrılabilirdi. Hatta daha radikal bir yol izlenerek maaş kotası –en fazla birkaç istisna ile- 1 milyon avro seviyesine çekilebilirdi. Ama bu halde üst düzey sportif yönetim başarısı gösterilmesi gerekiyordu ve aşırı kısıtlı zamanda bunu yapmak, mevcut yol haritasıyla kıyas kabul etmeyecek kadar zordu.

Özetle, Beşiktaş hayata dönmüştür. Bitkisel hayattaki kulübün mali durumu, bir süredir eskisinden daha kötüye gitmiyor. En azından kazanılandan fazlasını harcanmıyor ve borç artmıyor. Bu durum asgari gereklilik olsa da yoklukta önemli bir gelişme sayılır.

Artık sportif yönetim üzerinde kafa yormak için fırsat doğmuştur. Rakipleriniz futbolcularına sizin iki katınız kadar ödeme yaparken, siz elinizdeki sınırlı parayı bu miktara mümkün olabilecek en iyi oyuncuyu transfer ederek kullanırsanız ve ondan maksimum verim alırsanız, başarıya paralel olarak değer de üretebilirsiniz. Daha doğrusu, yarışmacı kalmak için buna mecbursunuz. Bu sezon üçüncülükten fazlası olmayacaksa bile gelecekte mümkün.

Top yönetimde, asıl görev yeni başlıyor. Daha iyisi, belki daha sonra...

Not:

1 Avro = 2.22 TL olarak kabul edildi.

Noat Samisa

17.08.2012

6 yorum:

Ege Sezen dedi ki...

Oldukça bilgilendirici ama daha çok madalyonun parlak yönlerine bakan bir yazı. Beşiktaşlıların morale ihtiyacı var evet, fakat biraz da diğer tarafları görmeye de...

Sven Goran Eriksson'a ödenen tazminat, İbrahim Altınsay gibi bir değerin kaybedilmesi, stad konusunda devlete yalvar yakar hale gelmek ve bu minvalde GS ile yaşanan saçma sapan tartışmalar, basketbol takımının yaşadığı belirsizlik ile denetim raporunun halen açıklanmaması (Eylül'e sarktığı söyleniyor) gibi konulara değinmek gerektiğini de düşünüyorum.

Belki de bu konulara ilişkin elinizde yeteri kadar veri ve zaman yok, bilemem.

Yazı için teşekkürler.

Noat Samisa dedi ki...

Ege Sezen,

Benim bu yazıdaki motivasyonum iyi tarafları göstermek ya da moral vermek değildi. Daha önce yazdığım şu iki yazıya,

http://noatsamisa.blogspot.com/2012/05/besiktasn-dikenli-yolu.html

http://noatsamisa.blogspot.com/2012/06/aybaba-secimi-uzerine.html

fikri takip yaparak başından beri savunduğumu devam ettirdim.

Bu yazı, söz konusu Mayıs ve Haziran aylarında yazılan iki yazıyla birlikte okunursa meramım daha net anlaşılabilir. Bana göre yeni yönetim her hatayı yapabilir, ama bir şekilde kadroyu korumaya çalışamazdı. Haziran ayında bu hususta net değildiler. Belki tavşana kaç, tazıya tut diyorlardı ama popülizm batağına saplanmış görüntüleri yüzünden açıkçası ben emin olamıyordum.

Üstelik, bu da önemli bir şey ve bana göre Beşiktaş, geçen iki sezona kıyasla başarılı olacak. Bu da yıllardır savunduğumuz fikirlerin doğruluğunu ispat ederek bir ihtimal Beşiktaş taraftarını yeniden bir dönüşüm sürecine sokabilir.

Ben teşekkür ederim.

dehræb dedi ki...

yine güzel bir yazı eline sağlık noat.
yönetimin yaklaşımı fena değildi evet ve neticede tablo daha iyi.
yalnız maaş indirme teklifi bana pek hoş gelmedi. zira o futbolcular imzayı atmışlar ve ona göre bir plan,program,yaşantı vb. tasarlamışlar.
diğer yandan, profesyonellik açısından, uluslararası itibar gibi açılardan pek hoş değildi bence.
evet kulüp hasta ve yataktaydı ama böylesi bir tavır yerine daha soğukkanlı, daha profesyonel yaklaşımlar sergilenebilirdi.
futbolcu maliyetleri özelinde, aklıma ilk gelen çözümlerden biri şuydu; birçok kişinin maaşından indirmek suretiyle zarardan kar etmek yerine oyuncu satma politikasını gerçekleştirebilirlerdi.
bu açığı böyle kapatıp yeni transferlere de yine şimdiki gibi makul ücret ve maaşlar ödenebilirdi. örneğin bir Almeida'nın satılması, pek çok abartı maaşı amorte edebilirdi.

borasahin dedi ki...

Guzel bir yazi olmus, benzer minvalde dusunuyorum...

Ifade etmeye calistigin gibi daha farkli ve daha efektif yontemler tercih edilebilirdi fakat bunu yapabilmek icin kesinlikle daha iyi bir sportif futbol akli, daha iyi bir muhendislik gerekiyordu. Bircok trade-off var, kulubun tarihsel kimligi ve su an icinde bulundugu durum ortada. Buradan bir karar cikarmak gercekten kolay degil, pek cok acidan degerlendirilmesi gerekiyor. Sahsen butun resmi gormedigim icin soyle olursa daha cok verim aliriz, boyle olursa daha az olur diyemiyorum ama yine de azami duzeyde yapilmasi gerekenler var. Belki de butun bunlari tartip bictigimde kendi adima izlenen yol en dogru yoldur diyecegim, ben de bilmiyorum :)

Hangi yol takip edilecekse edilsin ilk yapilmasi gereken mali operasyondu.
1. Bir kisi/kurulus kulube sermaye enjekte edip, borclari kismen/kulliyen odemek ve/veya ustlenmek suretiyle sahip olacakti
2. En kotu durumda onumuzdeki sene eksiden cikip gelir/gider dengesini kurmak ve gelirden yaratilan *farkla* borclarin onumuzdeki yila yansiyan parcasini odemekti
Ayni sekilde devam edilmeyecegi tabiri caizse kabak gibi ortadaydi. Tabii bu sekilde yaratilan *farkin* onumuzdeki yila yansiyan borca karsilik gelmesini beklemiyorum ama en azindan bir kismi odenebilir, odenemeyenler odenenler referans gosterilerek ertelenebilir. Sorun burada yaratilacak *farkin* buyuklugu uzerine donuyor. Yanlis mi yorumluyorum?
A. Bir grup daha radikal davranip *farki* buyuterek, pedagojik yonu kuvvetli bir hoca esliginde, ham madde arzini kuvvetlendirmek suretiyle uzun sure drill edilen, basarinin ve sonucundaki mali getirinin boyle bir projeksiyon sonucunda ortaya cikmasini planliyordu.
B. Ortayolcu yaklasim. Gelir/gider dengesini gelir lehine azami olarak en kabul edilebilir seviyeye cekecek sekilde ayar yapip, A planina gore daha yuksek sportif basari ihtimali uzerinden yurumek.

Bence B plani aynen dedigin gibi Avrupa Ligine katilinamadigindan dolayi cok hasar aldi. Mesela Q7'yi postaladiktan sonra Almeida ve Fernandes'i gerekise takimin totalde ulasacagi basariyi geri plana atacak sekilde yucelten bir oyun plani uzerinden, bu oyuncular allanip pullanip Avrupa arenasinda yaratilan pazar uzerinden satilabilirdi. Bu arada bu oyuncularin alternatifleri de sene icinde yaratilabilirdi. Simdi durum daha karisik. En buyuk alicilar Rusya ve maalesef Turkiye pazarinda. Kulubun oyuncularini diger bir Istanbul takimina satmasi bence iyi irdelenmeli. Sahsen bunu dogru bulmuyorum. Kulup uzerinde long-lasting effect'leri olur. O yuzden orta yolcu yaklasimin ne yapip edip Av. Kupalarina katilmasi gerekiyor. Onumuzdeki sene degilse bile, ondan sonraki sene Almeida ve Fernandes elden cikarilmali, yerlerine daha takim yapisina uygun ve tercihen daha ucuza oynayan yabancilar getirilerek, takimin toplam kalitesinin arttirilmasi uzerinden sonuca gidilmeli. Ozetle re-organization'a devam edip verimlilikleri dusuk oyuncular bir bir gonderilmeli ve yerlerine potansiyel oyuncular monte edilmeli, gelir/gider farki kademeli olarak arttirilmali. Saniyorum secima kadar bu sekilde gidilecek. Umarim yonetim boyle bir politika guduyordur. Q7 gitmeden tam sonucu bilemeyecegiz. Teknik acindan sahsen Samet Aybaba'yi sahsen onumuzdeki senenin ikinci yarisinda degerlendirmek en dogrusu diye dusunuyorum. Bence bu 2 senenin sonunda bir iskelet olusturulabilir ve gelir/gider dengesi daha iyi bir sekilde kurulabilirse, secimle birlikte tekrar Altinsay'a ve A planina ama biraz daha kuvvetli bir sekilde hem maddi hem de sportif anlamda girmemek icin bir sebep goremiyorum.

Noat Samisa dedi ki...

Dehraeb,

Keşke sizin dediğiniz gibi yapmak mümkün olsaydı, ama Beşiktaş'ın durumu cebindeki tüm parayı harcayıp, evindeki tüm eşyayı da satmış olan adamın durumuydu. Diğer yandan bugün Quaresma'ya yapılmış resmi bir teklif yok iken oyuncu satarak maaş karşılama fikri bana pek anlamlı gelmiyor.


Bora Şahin,

Evet, esas meselemiz gelir - gider hesabında bir taraf ne kadar ağır basacak idi.

A seçeneği takımın yarışmacılığını tümden kapsam dışı bıraktığından geçiş süreci için bir değer üretimi gerekiyordu. Yönetim öyle işler yapacaktı ki, neredeyse tüm yüksek kalite oyuncularını kaybedecek olan takımın taraftarı onlara tutunacaktı. Bu bir ikna süreci ve hamleleri gerektiriyordu, çünkü A planı ile, hele ki böylesi kısıtlı bir zamanda yapılacak -atıyorum- 15 gönder, 25 transfer et planı çokça zar atmaktı. Yapılabilirdi, dediğiniz gibi yüksek kalite sportif yönetim bunu kotarabilirdi. Ama mevcut yönetimin geçiş süreci için gereken değerleri üretemeyeceği görüldü ve kuşkusuz, bu orta vade için çok daha riskliydi.

Benim önerim, şu B planının ki bugün de uygulamadadır, biraz daha rasyonalize haline içeriyor. Quaresma konusu netleştiği gün, soracağım soru belli: Bu kulübün futbol organizasyonu ne durumda? Birileri tesislerde oturup oyuncu izliyor mu? Birileri alt ligleri takip ediyor mu? Yurt dışından çeşitli bağlantılar bulundu mu? Hepsinin derlenmiş hali, bana göre Newcastle United modeli. Yarışmacı kalarak oluşturulacak al - parlar - sat düzeni. Bu da yüksek kalite sportif yönetim becerisi istiyor ama uygulama zamanı daha geniş.

Ancak, aynı şekilde borç kuyusunun ne kadar derinde olduğunu bilemiyoruz.

Övünç dedi ki...

Dahaiyisi elbette olurdu amma velakin Beşiktaş'ı etkileyen dinamikler siyasete kadar uzanıyor ve Beşiktaş üzerinden büyük rantlar elde eden bu kadar çok adam varken buna izin verilir mi orasını bilemiyorum.

İbrahim Altınsay , Murat Aksu , Serdal Adalı gibi adamlar (ister isteyin ister istemeyin ) hep aynı şeyi söyleyerek takımdan uzaklaştılar " Birileri bizi orada rahat bırakmayacak."

Bu söylem muhalefet yapılacak , hesap sorulacak bazda olumlu bir söylem değil tam tersine Beşiktaş'ın içişlerine dışarıdan birilerinin müdahil olduğu yönünde olumsuz bir söylem.

Açıkçası Levent Erdoğan'ın yönetimde olmasını ben bu müdahaleye bağlıyorum.Her açıklamasında daha da dibe batan , her olumlu değişikliğe muhalefet eden , Beşiktaş adına olumlu bir hareketini göremediğimiz Levent Erdoğan nasıl oluyor da her yönetimde kendine yer bulabiliyor?Nasıl kongre üzerinde bu kadar etkinliği var?

Yönetim içindeki çok başlılık , şeffaf olacağız derken hasır altı edilen Eriksson meselesi , açıklanmayan mali rapor , sorulamayan hesap açıkçası beni düşündürüyor.Tabloya senin kadar olumlu bakmak istesem de bazı karanlık mevzuların aynen devam ettiğini görmek bunu engelliyor.