Yine Duran Top Meselesi

Abdullah Avcı'ya en çok Selçuk İnan'ın neden sahada olmadığı soruluyorken, sahada var olanın yarattığı sorunu boş veriyor olabilir miyiz acaba?

Hollanda maçına dair benim en dikkatimi çeken ayrıntı, Türkiye ilk 11'inin kalecisi ve savunma dörtlüsü dışında kalan altı elemanın tümünün (toplamda Semih Kaya ve Tolga Zengin hariç dokuz oyuncu) Batı Avrupa Futbolu deneyimi olmasıydı. Az ya da çok, altyapı düzeyinde ya da transfer yoluyla olmak üzere Almanya, İspanya, Fransa ve İngiltere tecrübesi sahibi bu oyunculara karşılık, Batı Avrupa Futbolu'nda çağ kapatıp açan Hollanda'nın ilk 11'inde yalnızca 4 adet ülke dışında futbol oynamış yahut oynamakta olan futbolcu vardı.

Diğer yandan, hiç kuşku yok ki Hollanda'nın mümkün olabilecek en zayıf halini gördük karşımızda. Yeni hoca, gençleştirme operasyonu, takım olamama hali... Portakallar'da hepsi vardı. Ancak bizim durumumuz da pek farklı sayılmazdı. Ön alandaki dört oyuncumuz neredeyse ilk kez bir arada oynuyordu. Ayrıca as sağ bekimiz sezona iyi hazırlanmadığı için kulübedeydi, geçen sezonun en formda stoperi ve kalecimiz sakattı. Sonuçta gelişmekte olan halimizin eksik/aksak versiyonu ile düşkün Hollanda'ya diş geçiremedik, ancak açık zaaflarını yoklayabildik.

Her iki takım da ortaya ciddi bir kolektif üretim koyamadı. Skoru olduğu gibi skor potansiyeli olan aksiyonları da Dünya Kupası düzeyinde rastlanması zor olan fahiş hatalar yönlendirdi. Hal buyken, futbolun sinsi ve sabırlı belirleyicisi duran toplar sahne aldı. Abdullah Avcı maçtan sonra,

"...(Kornerlerde) Alan savunması yapıyoruz. Topun düştüğü bölgede 3 tane hava hakimiyeti olan oyuncumuz vardı. Müdahale edememeleri neticesinde Van Persie'nin kafa vuruşu ile gol yedik. Çok ucuz ve kolay bir gol oldu."

derken, Robin Van Persie'nin attığı gole dair her şeyi söylüyordu. Bu acınası gol için daha fazlası söylenemezdi, zira duran top alan savunması yapan takımların duran toplardan yedikleri goller ekseriyetle basit, kolay ve ucuz olurlardı.
Yukarıdaki görsellerden ilki net bir kafa vuruşuyla savuşturulan bir korner atışı, ikincisi ise yediğimiz gol. Her ikisinde de Hollanda yalnızca dört oyuncu ile ceza sahamıza gelmiş görünüyor. Ön direk, penaltı noktası ve arka direk koşusu yapan üç adam ve çaprazdan arkaya koşan bir adamları var. Bizde ise ilk korner yerleşiminde 9 oyuncu ceza sahası içerisinde iken yenilen golde fazladan bir oyuncu rakibin korneri pasla kullanmasını engellemek için dışarı çıkmış. Üç hat üzerinde 2-4-2 şeklinde sıralanan 8 adamımız var, yani kişi başında 2 oyuncu düşüyor.

Fakat aslında kişi başına 3 adam düşüyordu. Van Persie'nin koşu yaptığı alanın etrafındaki üçgeni oluşturan oyuncuların topun üçgen içinde düştüğü yerde birleşmeleri gerekiyordu. Ama olmadı ve Van Persie, çok kolay pozisyonda iyi bir kafa vurdu.

Burada bir soru sorulabilir. Alan savunması uygulamada kalır, lakin Hasan Ali'nin Strootman'ı kovaladığı gibi bir başka oyuncu Van Persie'yi kovalayamaz mıydı? Buna cevap verilebilir, hatta sorun ya da bu modelin eldeki oyuncu grubuna uygulanabilirliği tartışılabilir. Ama alan savunmasının bir işbilmezlik gösterisi, furya ya da rüzgar olduğu fikirleri duyulmaya başlanmasının tutar yanı yok.

Nihayetinde aynı modeli uygulayan Galatasaray da bu sezon oynadığı dört resmi maçta da duran toptan gol yiyince, alan savunmasını kötüleme seansları hortlayıverdi:


Bu kez görseller Galatasaray maçlarından. İlki bu sezonun ilk maç haftasında İlhan Eker'in attığı Van Persie'vari aşırı basit gol. Alan savunması yapan rakibe karşı ön direğe bir koşu ve uzak direğe iyi kafa dokunuşu... İkincisi ise geçen sezonun 28. maç haftasındaki Mersin deplasmanından. Yine alan savunması yapan Galatasaray ve bir "basit" korner golü...

Galatasaray geçen sezon da duran topları alan savunması ile karşılıyordu ve Mersin deplasmanından sonraki 11 maçta kornerden gol yememişlerdi. Sonra adam adama eşleşmediler, bu düzeneği iyi çalıştırmaya devam ettiler. Bu sezon ise işleyiş bozuldu. Bunun arkasında yüksek toplarda iyi olan Melo ve Ujfalusi'nin yokluğu, Semih'in sakatlığı ve yeni transferlerin ekibe katılması gibi bir dizi sebep olabilir ve takımın bu hususta gelişme kaydedeceği kesindir. Tıpkı bugünlerde yapılan değerlendirmelerin afakiliği gibi...

Fakat Hollanda maçında yenilen golün telafisinin Galatasaray'ın Kasımpaşa ve Mersin'den yediği gollerden daha zor olduğu da bir gerçek. Bunun sonucu olarak her duran top alan savunması yapan takım gibi Türkiye de duran toptan gol yediğinde hocasının suçu sabit bulundu. Oysa Abdullah Avcı, eleştirilere karşın geri adım atacağa benzemiyor. Nitekim bundan 2 ay önce, Kahramanmaraş'ta katıldığı bir seminerde şu sözleri sarfetmişti:

"Bugün 14 yaştan A Milli Takıma kadar alan savunmasına geçtik. Savunmada bu gün 14 yaşta dahil A Milli Takıma kadar alan savunmasını kullanıyoruz. Sağ ayakla atarsa nerede duracağız, sol ayakla atarsa nerede duracağız... gibilerinden bütün yaş gruplarında buna geçtik."

Cumartesi günü Ümit Milli Takım, Kasımpaşa Stadı'nda Hollanda'nın Ümitleri'ne karşı oynuyordu ve sahada duran top alan savunması vardı. Bir adım öncesinde ise Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın bu sezon itibariyle duran top alan savunmasında uzlaşmasını görüyoruz. Zirve ligimizin neredeyse yarısı adam adama eşleşmeyi bırakmış durumda. İstanbul'un büyüklerinden en önce Fenerbahçe, Aykut Kocaman ile tercihini yapmıştı ve bu sezon üçüncü yıla girildi. Bi' düşünelim: Fenerbahçe takımı, geçen yıllarda duran toplarda ciddi sorun yaşayan bir takım mıydı?

Dönemsel olarak takımlarda dalgalanmalar olur. Maçına göre alan savunması terk edilebilir, ama bu yapının antrenör için fazladan mesai ve risk olduğu da bir gerçek. İyi uygulandığında adam adama eşleşmeden daha fazla fayda sağladığı ise kesin. Barcelona ve İspanya milli takımı bu yapıyı kullanırken sanki ucuz bir yöntemmiş izlenimi verilmesi doğru değil. Her şeyden önce bizim ezbere sızlanmamız "Türkiye futbolunun sorunu duran toplar..." değil mi?

Sonuç olarak, tercihlerin doğru ya da yanlış olmasından ziyade tercih edilenin nasıl uygulandığını önemsemenin gerektiğini düşünüyorum. Duran top alan savunması bu maçta iyi şekilde uygulanmamış olsa da Abdullah Avcı, kronik bir problemi minimize etmek için vizyoner bir vaat ortaya koymuş durumda. Süper Lig hocaları da bu hususta onun destekçisi.

Maça dönersek, Abdullah Avcı'nın kafasında Avrupalı bir oyuncu grubu var gibi görünüyor, ama bu durum mağlubiyeti açıklamıyor. Çünkü ben inanıyorum ki bizim takım, önümüzdeki günlerde Hollanda ile üç maç daha yapsa, ikisini kazanabilir. Van Persie'den yenilen gol biraz da bu yüzden gereğinden fazla dert olmuş olabilir.

Duran Top Yakan Top - 2009 Eylül

Noat Samisa

10.09.2012

4 yorum:

Borges dedi ki...

Alan savunması duran toplardan atılan gollerin sayısının düşmesinde etkili olmuş ve adam adamaya göre çok daha etkili olduğu bir gerçek. Lakin en azından Bundesligadaki duran top savunmasında ikisinin karışımı uygulanır sıklıkla. Şöyle bir sorun var.

özellikle kenar ortalarında ofsaytta bekler hücumcular ve ortayı yapacak olan oyuncu elini havaya kaldırdığında iki adım geriye çıkıp hız alarak içeriye dalmasının önüne ancak her oyuncu rakibe göre kendisini konumlandırırsa fiziksel temasla englellenmesi mümkün. O hızla gelip kafaya çıkarsa alan darmadağın oluyor. Burada savumadaki her oyuncu rakiple eşleşir ve alanı korurken aynı zamanda temasla bir şekilde içeriye eşleştiği oyuncunun dalmasının önüne geçmek zorundadır.Bu ve benzer şeklide ikisinin karışımının uygulandığı pek çok nokta var. Ne tam olarak alan savunması ne de adam adama.. Bırak Türkiye'yi Almanya'da dahi geçenlerde öğrencilerinin bu iki kombinasyonu içeren savunma metedotunu algılayamadığından bahsediyordu birinci lig antrenörü..

Maça gelirsek; Sorun yenilen o tek gol değil. Hamit'le Robben eşleşmesini gördüğümüz anda bizim aklımıza gelen ve maç içerisinde beklendiği gibi gerçekleşen o "ilk" ayrıntı neden Abdullah Avcı'yı geçtim onca yıl beraber oynamış Hamit'in aklına gelmez.? Ki o korner "şans" diyelim de öncesi şans ya da talihsizlik değil, öngörememezlik? Bilmiyorum, önümüzdeki maçlara bakacağız, umudum var benim Avcı'dan..

ukkan dedi ki...

İyi kurulanmış ve besleyici yazınız için teşekkürler.

Milli maçta derinden etkilendiğim, beni maçın tümünden kopartan olay yenilen goldeki kornerdi. Futbol sonuç oyunuysa ve kazanan haklıysa, arka direkte bekleyen İbrahim Üzülmezvari bir futbolcunun olduğu bir milli takımın o golü yemeyeceği, o golü yemeyen Türkiye'nin de maçı 0-0'a bağlayıp puanla eve dönebileceği fantezisi ile doluyum. Cehalet mutluluksa, bunu düşünüp işin içinden basitçe çıkabiliyorum.

Ancak, 2-4-2 savunması ilk golde uygulanmadı. Uygulansa idi arka direk savunmacısı topu süpürebilecek pozisyonda olacaktı.

Sadede gelirsek; alan savunmasını çürütebilecek bilgiye sahip olmadan şunu merak ediyorum: Alan müdafasında iki direk savunmacılarını yerleştiren ve korneri atanı ofsayta düşürmektense direği kontrol etme rolü verilen bir model uygulanamaz mı? Böyle bir şey deneniyor mu, denendi mi?
Teşekkürler.

Utkan Aydın

dt.ibo dedi ki...

Selamlar,

Açıkçası ben de alan savunmasına biraz soru işareti ile yaklaşan taraftayım. Bu soru işaretlerini de gidermek TD lerin elinde. O zaman çıksın bitanesi de tv de alan savunmasının ne olduğunu kornerlerde oyuncuların nasıl davranması gerektiğini, top nereye düşerse kimlerin hareketlenmesi gerektiğini anlatsın, bakalım kafamıza yatacak mı.
Avrupa'da alan savunmasının kullanıldığını ne kadar kabullensek de avrupalıların boy ortalamasıyla Türkiye'nin boy ortalaması arasında ciddi fark var. Bu açıdan bakacak olursak, Chelsea'nin, Bayern'in, Real'in alan savunması yapması aklıma yatıyor ancak kadrosunda Emre, Arda, Sercan (tam boyunu bilmiyorum ama kısa göründü), Gökhan gibi oyuncuların olduğu bir takım alan savunması yaptığında rakip hava toplarında en etkili oyuncusunu kısa oyuncunun olduğu alana gönderip ortayı oraya yaparak skor üretme olasılığnı maksimize edebilir diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Adam adama da ise bir oyuncu kafa vuramayacak kadar kısa bile olsa rakibini omzuyla bedeniyle dağıtarak(bazen de dikkatiini dağıtarak) isabetli kafa vurma olasılığını azaltabilir.
Milli maçta yediğimiz golde Arda RVP ile birebir eşleşmiş olsa (ki yanlış bir eşleşme olurdu) o kafa o kadar rahat vurulamazdı gibi geliyor bana.
Ve bu kadar faydalı olduğu ileri sürülen alan savunması bana net olarak anlatılana kadar da mantığıma uymayacakmış gibi geliyor. En azından kadrosunda 175in altında 2den fazla oyuncu bulundruan takımlar için
Saygılar

Övünç dedi ki...

Çok yakın zamanda bununla ilgili bir yazı okumuştum.

Avrupa'nın en kısa takımlarından biri olmasına rağmen duran toplardan en az gol yiyen takımlarından biri Barcelona'nın çok efektif kullandığı bir uygulama duran toplarda alan savunması.

Yapısını çok net etüt edebilirsiniz.Takımın kafa toplarına hakim bir oyuncusu ön direk diğeri penaltı noktasının izdüşümünde yer alır.ön direk oyuncusunun önünde Xavi veya Iniesta olur kısa korneri kesmek için , diğeri ceza yayı çevresine kesilebilecek veya sekebilecek topları toplamak için penaltı noktasına yerleşir.Kesinlikle kale çizgisine ve direklere adam koymazlar ki bunun sebebi ceza sahasına sekecek toplar rakipte kaldığı zamana olası doldur boşaltı hızlı bir ofsayt taktiği ile ekarte etmektir.

Bu sistemi çok efektif uygulayabiliyorlar ki yakın zamana kadar bireysel hatalar ( ıskalar ) dışında gol yediklerini pek hatırlamazsınız.

Markaj yeteneği ve konsantrasyonu olmayan oyunculara adam kovalatmak yerine 2-3 kafa toplarına hakim adam ile bireysel hatalar dışında iyi uygulandığında kilit görevi görecek bu sistem bence de kesinlikle en uygunu.

Fakat maç içinde dalmaya çok müsait sürekli gitgeller yaşayan Türk futbolcusu buna nasıl adapte olur emin değilim.