Beşiktaş Nereye Koşuyor?

Fikstür çekildiğinde Beşiktaş'ın zor bir seri ile başlayacağı açıkça görülüyordu. Klasik derbileri ilk 8 hafta içerisinde tamamlayacak olmak ve yenilenmenin getirdiği belirsizlik, bir başka benzer sezonu anımsatıyordu. Bu yıla tezat şekilde kadrosunda sayısız sağ bek alternatifi bulunan Beşiktaş, 2004-05 sezonunun 8. maç haftasına 6 puanla girmişti. Şimdi ise puan tablosunda kendisinden yukarıdaki takımlardan yalnızca 1 puan almış olarak 2012-13 sezonunun 8. maç haftasına 8 puanla girme ihtimali var.

Birbirini takip edecek olan Fenerbahçe ve Trabzonspor maçları, rakipler açısından birer yangın çıkışı hükmünde. Beşiktaş içinse son iki maç haftasında alınan Gaziantepspor ve Sivassor yenilgilerinin telafisi için iyi birer fırsat. Ancak takımın sahadaki görüntüsü, bilhassa Gaziantepspor maçının son bölümü ve Sivasspor maçının neredeyse tamamında hiç iç açıcı olmayınca endişeler arttı. Mağlubiyetlerin ana ve görünür sebeplerini bireysel performans dalgalanmaları oluşturuyor olsa da duran topların ve standart bir takım oyunu performansı yetmediğinde devreye temel meseleler girmeye başladı.

Beşiktaş'ın temel problemi de top kazanamamak. Yalnızca hücumda kaybettiğini geri almak değil, rakibin atağını karşılarken kendi ceza sahası civarı hariç direnç oluşturamamak.
Halbuki Samet Aybaba'nın takımının sloganı belli: Koşmak. Rakipten çok, hatta en çok koşan olmak. Tabii ki bunun karşılığı "Kenya'dan 11 adam getirelim" ya da "Usain Bolt oynasın" değil. Ortada içi dolu bir iddia var. Beşiktaş, bir süredir yoksun olduğu mücadeleci takıma, bu zayıf ve genç kadro ile ulaşabilir. Bu takımın yaptığı en iyi iş de koşmak. Yanına futbol becerileri ve taktik eklendiğinde, yetenek eksikliğinin tolere edilmesi mümkün. Ama nasıl ve bu kadro, gerçekten bu iddiayı gerçek kılmaya muktedir mi?

Samet Hoca dünkü maçtan sonra, "Arkadaşlarla hep konuşuyoruz. Biz çok koşacağız, alan daraltacağız, rakibe boş alan bırakmayacağız. Kaptığımız topla da basit, çabuk oynayacağız." dedi. Kuşkusuz, bunlar her futbol takımının en iyi şekilde yapmak isteyeceği şeyler. Beşiktaş özelinde değeri ise, mevcut kadroya en uygun önceliğin sözkonusu aksiyonlar zinciri olması. Esas önemli cümleler ise bundan sonra:

"Bunları yapmayınca çok zorlanacağımızı biliyorduk. Özellikle ilk yarıda forvet ile defansımız arasında 60 metrelik bir mesafe oluştu. Rakibimiz de ilk yirmi dakikadan sonra buradaki boşluğunu kullanarak üstünlüğü ele aldı." 

Anlaşılan, Samet Aybaba savunmacılara "geri kaçın" demiyor. Bu tip durumlar oyun içerisinde gelişiyor ve rakibe göre şekilleniyor. Zira ligin önde basan takımlarından biri olan Sivasspor, rakip orta sahaya kolay top alma izni vermeyince Beşiktaş savunmacıları topu uzun atmak zorunda kaldı. Veli'nin baskı altında yıldığı günde Necip'in maç başında yaptığı driplingler takıma etkinlik kazandırsa da, ona destek gelmedikçe maç duran toplara sıkıştı.

Akıllardaki esas fikir ise belli: "Biz mesela çok koşan, topu ayağında tutabilen, basit oynayabilen bir takım olduk. Sadece süre sıkıntımız var. Bunu 90 dakikaya yaymamız lazım." (Aybaba'nın Ntv'de katıldığı programdan)

İBBSpor maçında 15 dakika, Galatasaray maçında en az yarım saat, Gaziantep'te 1 saat derken... Sivasspor'a karşı maçın Beşiktaş'ın kontrolünde oynandığı dakika maksimum 5 olabilir. Dün akşamın esas yaralayıcı yanı bu. Antep'te yenilgiye rağmen sahadaki futbol ümitvar olmayı mümkün kılıyorken,  tam aksine Sivas maçından alınacak 1 puan, kötü futbolun ancak üzerini örtebilirdi.

Velhasıl, sorun şu ki, Sivasspor takımı Beşiktaş'tan çok daha etkili koştu. Aşağıdaki tablo da bu tespiti destekler nitelikte:
Kaynak: matchstudy.com
 * Son maçın verileri yok.

  • Lig sıralamasına göre düzenlenen tabloda iki gerçek veri yer alıyor. İlki takımların ilk 6 maç haftasındaki ortalama topla oynama yüzdeleri, ikincisi ise takımların rakipten aldıkları top sayısının maç başına düşen sayısı. Son sütün ise benim hasbelkader ürettiğim sanal bir değer. Birbiriyle doğrudan bağlantısı olmayan söz konusu iki değerin toplamının herhangi bir anlamı olabilir mi, sorusuna aradığım cevabın karşılığı için yapılmış bir deneme...

  • Örneğin, Galatasaray bu sezon ortalama %62.6 oranla topa sahip olurken, rakipten gelen toplarla maç başına 149 kez muhatap oluyor. Bu iki değerin toplamı ise 211.6 ediyor.
  •  
Öncelikle, "rakipten gelen toplar" istatistiğinin -muhtemel- içeriğinden bahsetmek gerek. Bu istatistik içerisinde rakipten gelen serseri bir orta da, pas arasıyla veya presle kazanılan bir top da var. Yani o top bir şekilde size gelecek ya da çizgilerin dışına gidecek; yahut gol olacak. Gol olmaması için de aktif şekilde savunma yapmalı ve kazandığınız top sayısını artırmalısınız.

Öte yandan, bu istatistiğin topla çok ya da az oynama ile orantısal bir bağı yok. Orduspor ve Galatasaray arasında %16'lık topla oynama farkı olmasına karşı, 'maç başına rakipten gelen top' verileri birbirine epey yakın. Bunun da anlamı, savunma becerisinin ayrı bir yetkinlik olduğu. İster kalenizi kendi ceza sahanız içinde savunun, ister rakip yarı sahada topu ele geçirmeye çalışın; farketmiyor. O topa bir şekilde size ulaşmaya çalışıyorsunuz ve aslolan, seçtiğiniz yöntemin gereğini yaparak "iyi savunma" yapmanız.

  • Süper Lig'de Orduspor rakibini kendi kalesine en yakın karşılayan (37.6 metre) takım iken, Galatasaray en uzakta karşılayan (44.6 metre) takım
  •  
Ama bir garip bağlantı var olabilir. Bir takım hem topla az oynayıp, hem de rakipten gelen toplara az sayıda müdahale ediyorsa ya da bu iki kıstasta dengesizlik varsa, o takımda işler iyi gitmiyor olabilir.

Bu tablo ve bu önerme, çarpıcı şekilde örtüşüyor. Takımların topla oynama yüzdesi ve rakipten gelen top sayısı toplandığında ortaya çıkan sonuç, Süper Lig'in 6. maç haftası sonundaki puan tablosuyla neredeyse (yalnızca Sivasspor'un puanı Orduspor'dan yüksek) aynı. Bunun haricinde ilk 6 takım, puan tablosunda aynen bu istatistik toplamına göre sıralanıyorlar.
Diğer bir deyişle en iyi pas yapan takımı gösteren topla oynama yüzdesi, hücum gücünü işaret ederken, rakipten gelen toplar verisi de iyi savunmayı öne çıkarıyor. Bu ikisinde optimumu yakalayan takımlar, -her ne çeşit oyun fikrine sahip olurlarsa olsunlar- puanları topluyorlar.

Nitekim bu tablo haykırıyor ki Beşiktaş, iyi savunma yapmıyor. Önde basmak istediğinde bunun süresi kısa kalıyor. Olcay ve Holosko gibi oyun içinde daima görünen ama yoğunlaşma ve ekstra fizik güç gerektiren işlerde zayıf oyuncuların varlığı ani baskınlara sekte vuruyor. Almeida ve her ne kadar yüksek özveriyle oynuyor da olsa Fernandes'in de bu husustaki refleksleri zayıf olunca, Beşiktaş orta saha ikilisinin üzerine kaldıramayacakları bir yük biniyor. Takım topu ancak savunmacıları vasıtasıyla kazanabiliyor. Rakipler pas kalitesi zayıf Beşiktaş'ı baskıyla yıldırabiliyor ve bu sayede orta sahayı ele geçirebiliyor.

Hem ikinci devre Antep'te, hem de Sivas maçında yaşanan buydu. Beşiktaş koşuyor, ama nereye ve niçin koşuyor? Galiba esas soru bu ve cevabı yetersizlik olabilir.

Noat Samisa

 02.10.2012

16 yorum:

cagatay dedi ki...

hocam bildiğin futbolun formülünü bulmuşsun :) enteresan bir istatistik olmuş gerçekten tebrik ederim.

borasahin dedi ki...


Cok yerinde bir tespit. Hatta daha ileri gidiyorum, bence bu sorun gecen sene de vardı. Ozellikle Istanbul'daki Braga macinda rakip bizim orta saha ve civarinda cirit atmisti. Sonrasinda da devam etti. Belki daha evveliyati da vardir, ornekleme surem cok genis olmadigi icin net birseyler soyleyemiyorum.

Dedigin gibi herkes kosuyor ama sanki hep bir adim gerideyiz, eskortluk ediyormusuz goruntusu olusuyor. Ernst, Veli ve Fernandes oynarken de boyleydi.

Evet acaba bu sorunun cevabi yetersizlik mi, yoksa takim icinde birseyler yapilabilir mi, eger yapilabiliyorsa capi nedir?

helldoradotcom dedi ki...

Bu takimin yetersiz oldugu asikar. Yeni teknik kadronun mottosu "takim olmak" idi. Gecen yildan farkli olarak takim olup yetenek sorununu asmakti ana plan. Yillarasari soylemler de bunu destekler nitelikteydi: "..formasi ilk uce oynar.." Evet dogru fakat bu noktada takimlarin fark yaratan oyuncularinin da olmasi ve bu oyuncularin selcuk gibi takim savunmasina katki yapmasi gerekiyordu. Bizim TD Fernandes'i oyun kurucu ilan ederken defansif eksikliklerini goz ardi ediyordu. Muhtemelen Veli ve Necip ile bu acigi kapatmayi dusunuyordu fakat oyle olmadi, olmuyor. TD'un adil bir yapi olusturmasi elbette onemlidir ama Carvalhal'in vatandas'larina gectigi iltimas Aybaba'nin Toraman'a gectiginden cok farkli degil. Bu durumu sadece Guntekin Onay elestiriyor. Bu gormezlik milli duygulardan mi kaynaklaniyor anlamak mumkun degil. Takimin geriye yaslanmasinin ve ayaga pasla cikamamasinin yegane sebebinin Toraman'in oyun karakteri oldugunu bir tek milli takim hocalari mi gorebiliyor acaba? Aybaba roportajlarinda tutarli ve aciksozlu bir tutum sergilese de kemiklesmis dusuncelerinden biraz kurtulmali. Elestirmenlerin belirttigi gibi farkli formasyonlar ve farkli saha ici yerlesimler denemesi gerekiyor. Yoksa 1-0 maglupken son 10 dk. gencleri sahaya surmek populist bir kendini savunmadan oteye gecemez. Bu denemelri yapmak icin de bundan iyi bir ortam olamazdi herhalde.

Pitbull dedi ki...

Bu üzerinde düşündüğünüz önerme geliştirilebilir kanımca. Şu an çok kabaca fikir verecek durumda çünkü topla oynamayı seven takımlar adına biraz dezavantaj gözüküyor hem de daha uzun vadede de denenmeli. Daha sağlıklı olması için şöyle bir önerim olacak (belki siz de buradan bir çıkarıma ulaşırsınız): İstatistiği her maç için tek tek ele alalım. Örneğin Galatasaray Kasımpaşa maçı olsun. Maçta top kaç dakika oyunda kalmışsa, bunu topla oynama oranına bölelim, yani Galatasaray'ın kaç dakika topla oynadığını bulup onun üzerine top çalmayı (top kazanma) koyalım. Bu kanımca az topla oynayan takımlar daha çok top kazanacağı için, uzun vadede bizi daha az yanıltabilir.

barış dedi ki...

bu iki istatigin toplami anlam ifade edebiliyor olabilir ama tamamen bagimsiz istatiskler degiller esasinda. cunku topa sahip olmak iki sekilde basarilabilir; birincisi daha cok pas yaparak ikincisi daha cok top kaparak. dusuk tempoda set younu oynayip pas yaparak topa sahip olan takimin muadilleriyle karsilastirildiginda daha az top kapmis olmasi beklenir mesela. dolayisiyla bu iki istatistigin aralarinda tamamen orantisal bag vardir diyemesek de iliski vardir.

rakipten gelen toplar istatistiginin de savunma yetisini yansittigini tamamen soyleyemeyiz cunku mesela galatasarayin rakipleri 37% topla oynamis ve ordunun rakipleri ise 53%. rakiplerin topla oynadigi sure ne kadar cok olursa onlardan kazandiginiz top sayisinin da artmasi normaldir. zaten gsnin ligin zirvesindeki diger takimlara oranla az top kazanmasinin daha cok topla oynamasiyla da iliskisi vardir.

Övünç dedi ki...

Temel olarak yetersizlik doğru kelime olabilir.

Zira üstünlük kurduğumuz maçlarda da temel teknik olarak rakibin yetersizliği bizi olduğumuzdan çok çok iyi göstermiş olabilir (GS maçında Terim'in taktiksel hatası ile ele geçirilen 2. yarı dışında).

Takımın daha dirençli ve oturmuş ekipler karşısında dağılmaya başlamasının sebeplerini sorgulamak lazım.

Misal Elazığ maçında kısmen bir Premier League takımı temposuna yakınsayan Beşiktaş , Antep maçının 2. yarısı ve Sivas maçının tamamında yine son derece temposuz bir takıma dönüştü.Yine yapılmayan boş alan koşuları , alan kapatma yanlışları , pas açılarına yapılamayan baskı.Özellikle ileri 3 lü diyebileceğim Fernandes-ALmeida-Olcay'ın birbirlerine destek vermeden tek kişilik presleri.

Dediğin gibi takım Sivas maçı ile hiç ümit vermedi ama 1-2 dirençli ve organize takıma karşı daha izlemek lazım.

Takımın 2.5 maçlık yüksek temposunun tesadüfi veya tamami ile rakip yetersizliğinden kaynaklanmadığına inanmak istiyorum ama bir yandan da görünen köy kılavuz istemiyor maalesef.

Noat Samisa dedi ki...

Bora Şahin,

Geçen sezon bu durum kangren idi. Takım koşuyor gibi de görünmüyordu, koşan oyuncular Veli ve Ernst çok kolayca parlıyorlardı. Şimdi ise herkes koşuyor ve koşmak zorunda, ama yine durum çok keskin şekilde değişmedi.

Benim önerim Toraman - Veli orta ikilisi ve bunlara ek olarak Necip'in de sahada bulunması. Holosko dışarı alınabilir ya da santrafora geçebilir. Devre arası da Nene muadili bir yaratıcı ve skorer futbolcu ile boşa çıkacak Adem Büyük transferi ise Mustafa'yı ikame edip daha tempolu bir takım olabiliriz. Bunun dışında Hasan Türk, Oğuzhan, Erkan gibi seçeneklerden fazlası yok.


Helldorado,

Aybaba'nın farklı şeyler denemek zorunda olduğuna katılıyorum, ama 10 seçenekten 1'inde ısrar ediyor değil. 3 ya da 4 yerde farklılık yapabilir, onu da yapmalı.

Noat Samisa dedi ki...

Pitbull,

Tempo, pas kalitesi ve sayısı da bu topla oynama yüzdesinin faktörleri. 800 pasın yapıldığı bir maçta %60 için gerekn icraat ile 400 pasın yapıldığı maçta gereken çok farklı. Yani topla oynama yüzdesinin tek başına net bir veri olmadığına katılıyorum.

Şöyle düşünelim, topla çok oynayan Galatasaray agresif bir takım olarak topla oynadığı dakika başına -atıyorum- 2 top kazanırken, Orduspor da bu sayı 1.5 olabilir. Ama 90 dakikada toplu ve topsuz olarak ele alındığında durum neredeyse eşitleniyor.

Sizin dediğinizi de deneyeceğim.


Barış,

Dikkat çektiğiniz noktalar çok doğru, nitekim futbolda hiçbir veri diğerinden bağımsız olamaz. Aralarında kesinlikle bir bağ var ama doğrudan bir tetikleme durumu yok. Ben bunu vurguladım ve bu sebepten ötürü bir korelasyon yarattım.

Galatasaray yüksek topla oynama oranı neticesinde sayıca nispeten az top çalıyor, ama bunu toplu oyunu ile tolere ediyor. Ordu ise tam tersi. Beşiktaş ve Fenerbahçe ise bu iki veriyi optimuma getirip birbirini tolere etmesini mümkün kılamıyorlar. Bu tablodan benim vardığım sonuç bu.

Ancak gayet tabii geliştirilmeye muhtaç bir tablo ve veri bunlar.

Noat Samisa dedi ki...

Övünç,

Karabük ve Elazığ bu ligin kötü takımları şu dönem itibariyle. Biz bunları koşarak yendik, ama koşmak iki maçtır yetmiyor işte.

Ben de biraz daha beklemekten yanayım, ama karşımızda çok bilinmeyenli bir denklem yok. 13-14 oyuncudan oluşan bir takım var.

Bjk_KnightS dedi ki...

Bence bu maç için sadece almeida için yazı yazsak yeterli. Bir forvet bu kadar mental olarak kötü olur yaa. Ya da söyle diyelim. Kalitesizliğini başka şeylerle kapatmaya calısır ama onları da eline yüzüne bulastırır. Şöyle örnek vereyim. Pes'te become a legend diye bir secenek var. Ben kendimi genelde uzun yavas forvet yaparım. Teknikte orta ayarlarda olur. Bari sutum iyi olsun derim. Oyle durumlarda iyi gozukmek icin top kapmaya ve takım arkadaslarıma gol attırmaya calısırım cunku gol ceza sahasında topla bulusamam kolay kolay. Almeida'da oyle. Gol atamadıgı icin kanatlara iniyor. Hatta sol beke kadar geliyor. Ve bizi ceza sahasında hep 1 kisi eksik bırakıyor. Belki orada olsa cok kucuk bir ihtimalde olsa o golü atacak ama gol kacırmaktansa orada alır veririm diyor. İlk yarı pozisyonun brinde sol kanatta bir tarafta olcay, bir tarafında ugur varken kendi orta actı iceriye. Kimse yoktu dogal olarak icerde. Holosko kostu ama yetisemedi. 2.yarı da aynı sekilde oldu. Son dakikalarda doldur bosalta döndük. Doldurmayı almeida yapıyordu yine. bu kadar sacmalık olmaz yaa. Ayrıca indirdigi cogu topu da daglara taslara indiriyor. Direk rakip oyuncuya gidiyor. Batu'nun bu ozelligi almeida'dan baya iyi. İndirdigi yerde bizim oyuncu var mı diye bakıp oyle indiriyor. Ama o da kosamadıgı icin o eksigini faul yapmakla kapatmaya calısıyor. Holosko da sagda birseyer yapmaya calısıyor ama eski holosko olmadıgı icin devamlı hatalı oynuyor. Gelelim diger oyunculara.
Veli: Ben kossam zaten beni oynatıyolar diye dusunmeye baslamıs yine. Ekstra birsey yapmaya hic calısmıyor.
Necip: Süperdi. Takımın kaptanı gibiydi. Kimse birsey yapmayınca ben yapayım bari demeye basladı.
Toraman: Hocanın kıyagıyla oynamaya devam ediyor. Yanında ayagı duzgun escude varken devamlı ileriye top sisiriyor ama hicbir ise yaramıyor.
Hilbert: İleri cıkısları yine iyiydi ama cıktıgında bu mac hicbir sey yapamadı. Bunu da holosko'nun kotulugu sagladı diyebilirim cunku kanatta pas atacagı adam olmadıgı icin devamlı ortaya girmeye calısıyor.
Escude: iyiydi. oynaması lazım bu taımda sol stoper kadrosunda.
Sivok: Sol stoperde aksıyor. Toraman'ın kesik yeyip sivok'un oraya gecmesi yan toplarda etkili olmamız icin gerekli.
Aybaba: ona diyecek sözüm yok. Elinde o kadar kotu oyuncular var ki yedekten zorunlu olarak oyunu cevirmek icin kadir arı'yı sokmaya calısıyor.
Yönetim: eneramo Gekas bostayken almeida bize yeter diyen yönetimi de tebrik ediyorum. Drenthe gecen sene 5 mac kadro dısı kalmıs diye (sozlesmesine madde eklemek yerine) hic imzalamamak alkısı hakediyor. hic bosuna mali durum demesinler. Eneramo(gekas) + drenthe maliyeti almeida kadar olur. Euro 2012 sonrası yollamayı dusunseler yollarlardı almeida'yı. O zaman da cok soyledim. Cok acemi yönetim.

Ayrıca bu takım birinin de soyledigi gibi basta 3-5-2'ye dönse daha çok iş yapar gibi. Çünkü Toraman sevdası hocanın bitmeyecek. Öyle olunca sivok ve escude gibi 2 ayagı düzgün stoperi oynatmak icin dönülebilir ama onda da problem su. elde 1 tane bile iyi forvet yok. Almeida ile batuhan'ı acıkladım yukarda az cok. Holosko da sene basında kovmaya calıstıgımız bir oyuncuydu. Kosuyor ama baska birsey yapmıyor. Onun icin su takımdan su anda hicbir sey olmaz. cok asırı kosup puan alırlar ancak. Onu da zaten anadolu takımları da azcok yapıyor. Yani o da zor. devre arasına kadar ilk 6-8 icinde ancak oluruz. Orada gelecek pektemek-köybası takviyesi, belki 1-2 oyuncu takviyesi takımı biraz br yerlere getirir. Ya da onun yerine hasan türk, oguzhan, kadir arı oynayacaksa ve ilk 8-10'a gireceksek ben onu da kabul ederim ama yeter ki almeida-holosko gibi bitik oyuncular oynamasın. en azından bu sene gider ama seneye kadar oturmus bazı mevkiler olur.

borasahin dedi ki...


Noat Samisa,

Bence takimin topu kazanamamasi anlaminda gecen sene ile bu sene arasinda cok buyuk bir fark yok. Takimin kosmamasi konusuna katiliyorum...

Hatirlarsak gecen sene en iyi seriyi yakaladigimiz donemde oynadigimiz duzenek 4-4-1-1 turevi gibiydi. Ernst savunma onu, Fernandes bir adim ilerisinde. Bu ikili hem savunma hem de top dagitimi anlaminda ideal bir ikili olmadigi icin, kenar oyunculardan "en az bir tanesinin" orta saha karakterli olmasi ve iceriye dogru girmesi gerekiyordu. Burada da 2 alternatif vardi: Veli ve Necip. Ernst'in birinci alternatifi de Toraman idi. Zor maclarda Veli-Necip beraber oynayabilirdi, arti bunlara ek olarak Ekrem Dag da dusunulebilirdi, mesela rakibin iyi cikan hizli bir beki varsa, (Denizli yapardi bu isler)i o kanatta defansif olarak iyi bir alternatifti. Simao da kenar bolge icin daha iyi bir pas istasyonu merkezi goruyordu. Macina ve o mactaki duruma gore degerlendirilebilecek secenekler. Bu duzenege en uymayan oyuncu uc forvet Almeida idi. Takim baski yediginde topu tutabilecek bir oyuncu daha iyi olurdu. Butun bunlara ragmen yine de savunma onunde problem yasayabilirdik. Genel olarak takimla ilgili olmakla birlikte bence Ernst'in de yetersizligi soz konusuydu.

Onerine gelirsek butunu gormedigim icin net bir fikir olusmadi. Sunu mu demek istedin: Necip-Tor-Veli-Olcay onlerinde Fernandes ve Almeida? Eger boyle ise tam olarak katilamayacagim. Fernandes biraz pozisyonsuz bir oyuncu, ne tam bir winger, ne tam bir merkez orta saha, ne tam bir 10 numara. Hepsinden biraz yapabiliyor. Mevcut durumda birsey beklenen isim oldugundan takim baglaminda onu en iyi kilacak yapiyi kurmaya calismamiz gerek diye dusunuyorum. Ya orta sahanin kenarinda yari-winger, yari-pasor rolunde oynamasi, oyle degilse, eksiklerini kapatir sekilde orta sahanin gobeginde oynatmak en ideali. 10 numara pozisyonu ya da forvet arkasi bence verimli olamayacagi yerler. Olmayan verimi iyice dusurmeyelim :)

Bence gecen sene seri yakaladigimiz duzenegin turevi birseyi denememiz daha makul olacak gibime geliyor. Evet aslinda onerin buna benzer birseyse,
"Necip-Toraman-Fernandes/Veli-Veli/Fernandes, onlerinde Almeida/Batuhan ve Holosko/Olcay" dusunulebilir. Yalniz ondeki ikilinin cift forvet tarzi, birbirine yakin oynamasi lazim.

Bitirirken bir iddia ortaya atayim: Bence Olcay'dan iyi bir sahte dokuz cikabilir :)



gökhan dedi ki...

bence yetersizliğin sebebi bireysel kaliteden öte, özellikle orta saha oyuncularının hepsinin yan rollerin adamları olmasında yatıyor. yani necip, veli, olcay belki çok kötü topçular değil ama hepsi tamamlayıcı adamlar. ama bizde başroldeler. sıkıntı buradan çıkıyor.

açıkçası teknik ekip ne düşünüyor bilmiyorum ama sezon başı planlamasında büyük hata yapıldı bence. ernst gittikten sonra orta sahaya transfer yapılmaması çok garip. yokluk vs. ayrı meseleler ama escude standartlarında kelepir bir orta saha bulunabilirdi. nene falan gündeme gelmişken orta sahanın merkezi için hiç isim geçmedi. herşeye rağmen ernst bile 1 yıl daha idare ederdi. çünkü o bölgede ciddi bir akıl eksikliği var, ernst iyi kötü doldururdu.

nene için şartlar yine zorlanacak sanırım. bir de orta saha alınırsa işler değişebilir. tabi öncelikle ligden kopmamamız lazım. ama bu kadro ve hoca ile pek kolay değil.

Övünç dedi ki...

ben necip için söylenenlere katılmıyorum.

bu takım içerisinde fernandes dışında adam eksiltme becerisi olan yegane adam necip neredeyse .

özellikle bu sene fernandes'den çok şeyler öğrenmiş.topla rakip arasına vücudunu sokup faul almalar , sıkışan alanda çalımla oyunu açmalar , ara pası denemeleri gerçekten takdire şayan.

necip bir ball winning midfielder'dan çok daha fazlası kullanabildiğiniz takdirde ama onun da teknik değil tempo sorunu var.gidip geliyor maç içinde . samet aybaba genelde necip'i 70 li dakikalarda çıkartıyor hep çünkü çok yoruluyor .

schuster zamanında yapılan laktat testlerinde takımın en kötü 2. oyuncusu çıkmıştı yanlış hatırlamıyorsam.bu sorun kendi genetik sıkıntısı mı yoksa çalışarak kapatabilir mi bilemiyorum.

kısacı necip süpürücü , kesici filan değil bildiğin box to box midfielder oyuncusu ki kesici özellikleri de üst seviye bir adam aynı zamanda.

kendini geliştirmeye de devam ediyor.uzaktan şutu altyapı dönemlerinden beri yoktu zaten o konuda pek ileriye gidemedi ama öğrenmeye aç bir adam necip.bir şekilde o özelliği de kendine monte edecektir.

bu bağlamda takımın orta saha istikrarsızlığının temeli kesinlikle necip değil.

veli ve olcay'ın istikrarsız performansları daha büyük bir problem.takım yerleşiminde de kimyasal bozukluklar olduğu için ön alan presi yetersiz kalıyor zira pas açılarına baskı yapamıyor takım. noat 'ın dediği gibi boş koşuyorlar.

"koşuyoruz ama işe yaramıyor" argümanının sebebi bu.durarak oynayan bir orta sahaya pres yapmak ile hareketli bir orta sahaya pres yapmak arasında çok fark var.

durarak oynayan rakibe alan daraltmanız gerekmez doğru zamanlamalı koşu ile efektif pres uygulanabilir.ama hareketli takıma karşı 60 metre mesafede pres yapmaya kalkarsanız 3 topta kalenize gelirler.orta sahayıda teslim edersiniz.takım olarak fark yarattığınız koşu mesafesinden de efektif olarak faydalanamazsınız.



Basar dedi ki...

3 büyük sorunumuz var:

1) Pas yapamayan defans ve statik forvet (Toraman yerine Escude veya Ersan ile ilk problem giderilir)
2) Yetenek yetersizliği
3) Yedek yetersizliği

Bu problemlerin çözümü çok fazla finansal harcama yapmadan giderilebilirdi fakat yapılamadı.

Şu anki gidişat ile ligi 7-8 bandında tamamlarız. Bari gençleri direk 11'de kullanalım. Olan olur olmayanı da şimdiden görüp gelecek için ümit bağlamayız.

planck dedi ki...

Takımın defansif anlamda en büyük sorunu efektif alan daraltamama ve kaptırılan top sonrası şok pres uygulayamama. İlk sorun oyuncuların topsuz oyundaki mental eksikliklerden kaynaklanıyor ve 2-3 haftada kolay kolay giderilebilecek bir sorun değil. Koşu effektif olmadıkça fazla koşmanın bir anlamı kalmıyor. İkinci sorun ilginçtir 3 senedir zaman zaman uygulanıyor ama işe yaramasına rağmen bırakılıyor. Halbuki şok pres sonucu kazanılan top demek rakibi dengesiz yakalayıp gol ile burun buruna gelmek demek. Bunu her maç göremememizin nedeni buna psikolojik olarak hazırlanmama ve enerji eksikliği olabilir.

İstatistiki veri ile ilgili şöyle bir önerim var nacizane: bence toplamda hem hucüm ve savunmayı anlatan doğru bir sayıya ulaşmak için en ideali isabetli pas sayısı ile rakipten toplar sayısını toplamak olucaktır. Böylece %nin yanılsamasına girmeden gerçek sonuç ortaya çıkar diye düşünüyorum.

Cetin Dogan Dikmen dedi ki...

Yukarıda yazıldıysa kusura bakmayın ama bu oran yerine rakipten kapılan top sayısı / rakibin topla oynama yüzdesi daha anlamlı bir sonuç verebilir. Sayı ne kadar yüksek çıkarsa rakibe o kadar baskı yapıldığı sonucu çıkar.