Bitmeyen Yabancı Kavgası


Futbol cemaati yine iki cenaha ayrıldı ve kavga başladı. Baskın taraf, yani çoğunluk kulüpler yabancı sınırının eskisi gibi (6+2+2) kalmasını isterken, federasyon geçen sezon açıkladığı yeni düzenlemenin gereğini savunuyor. Muhalefetin bayrağını taşıyan Galatasaray ise sınırı neredeyse tümden kaldıracak olan Avrupa Birliği formülünün peşinde. Karşısında ise dilekçeye imza atmayan Fenerbahçe var ve futbol politikacılarının güç savaşları, yeniden sahnede.

Geçtiğimiz yılın Nisan ayında kulüplerden görüş alınarak önümüzdeki 2013/14 sezonu için 6+0+4 olarak belirlenen yeni hesap, hiç kuşkusuz bir ara formül. Pek çok takımın kadrosunda çift haneli sayıda oyuncu bulunuyor ve iyi kontratlara sahip bu futbolcuların kolayca elden çıkarılması zor. Hal buyken kulüplere 5 transfer dönemi manevra alanı açıldı, ancak iyileşme gösterenlerin sayısı pek fazla değil. Onlar da sıklıkla yaptıkları gibi kuralı baştan yazmaya karar verdiler ve haliyle kavga sürüyor.
Kavganın iki tarafı

A Milli Takım’ın içerisinde bulunduğu durum ve U20 Milli Takımı’nın dün Fransa karşısında aldığı ağır yenilgi, federasyonun yaptığı üç yıllık projeksiyonun en önemli dayanağı.  Yapılan iç piyasa düzenlemesi, ‘yabancı oyuncu sayısı azalırsa üst seviyeye çıkabilecek yerli oyuncuların kendini gösterme olanağı artar’ ön kabulüne yaslanıyor. Abdullah Avcı’nın hesabıyla, “bir takımın on birinde 6 yabancı, 5 yerli oyuncu var. 6 yerine 5 yabancı olsa, yerine giren çıkanla birlikte 36 Türk oyuncu daha oynar ve belki biz A Millî Takım’a bir-iki oyuncu fazla kazanabiliriz” şeklinde özetlenecek bir yaklaşım kendini açıkça belli ediyor. Buradan hareketle, 6+0+4’te müsabaka isim listesine yazılabilecek yabancı oyuncu sayısı azaldıkça bu oran biraz daha artacaktır; fakat bu artışın miktarı tartışmalı ve mesele tek taraflı değil.

Kavganın diğer ayağında ise kısa sürede gelirleri katlanarak artan ve uluslararası transfer pazarında söz sahibi olan kulüpler var. Daha kalitesini daha ucuza alabildikleri yurtdışı piyasanın imkânlarını daha fazla kullanmak ve bu sayede Avrupa Kupaları’ndaki rekabet güçlerini artırmak istiyorlar. Onların önermesinde ise futbolcu ithalatına ilişkin kota zayıflatılır ya da tümden kaldırılırsa iç piyasaya ilişkin maliyetler düşer, kulüplerin kadro kalitesinin artması olanağı artar. Tıpkı meselenin Milli Takımlar’a yansıya tarafında olduğu gibi doğrudan artar değil, ‘olanağı artar’ diyorum; zira futbolu yönetenlerin değişen koşullara verdikleri tepki rasyonel olmayabiliyor.

Elbette, her iki taraf da kendi pozisyonunu ve hakkını koruyor. Federasyon, Milli Takım’dan hareketle ülke futbolunun üst seviyede mücadele etme olanaklarını artırmaya çalışırken kulüpler ise kendilerini daha güçlü ve rekabetçi kılacak, ayrıca maliyetleri düşürecek yeni bir futbol ortamının peşindeler. Her iki tarafın da kendi hakkını gözetmesi, diğerinin imkân kaybı anlamına gelmekte; ancak federasyonun kaybetmesi halinde şimdi değilse bile uzun vadede çok daha fazla paydaşın kaybedeceği kesin.

Esas Mesele nedir?

Çünkü esas mesele hiçbir zaman yabancı sayısı değildir. Nihayetinde serbest olmalıdır, fakat paydaşların tamamının ortak menfaat üzerinde uzlaşması için gereken ortamın sağlanması şarttır. Bu da ancak ülke içi oyuncu havuzunun genişlemesi sayesinde olur, fakat Türkiye sahip olduğu imkânları ülke futboluna en kötü yansıtan ülkelerden biri.  Dünyanın en kalabalık ve GSYİH verilerinde 18. ülkesi olmasına karşın lisanslı futbolcu sayısında 36. sırada. Bu açıdan iç piyasaya ilişkin kurallarını kendine uyarlamak istediği tüm Avrupa ülkelerinden geride.

Yalnızca 197 bin lisanslı futbolcuya sahip, yabancı oyuncu sayısının tümüyle serbest olduğu Almanya’da ise bu sayı 6 milyon 308 bin. Diğer yandan Avrupa Birliği’ne tabi durumdaki İspanya ise sahip olduğu 653 bin futbolcu ile UEFA pro lisanslı antrenör başına en az oyuncu düşen ülke, futbol eğitiminde dünya lideri. Bizin tarafta ise tablo içler acısı. Geçen sezon Süper Lig takımlarının müsabaka kadrolarında yer alan 317 Türkiye pasaportlu futbolcudan 94’ü gurbetçi, yani altyapı seviyesini başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerde geçirmiş ‘ithal’ işgücü. Türkiye’de yetişmiş futbolcuların oranı %44 seviyesinde. Milli Takımlar’ın çekirdeğinde oran yarı yarıya, hatta sıklıkla gurbetçiler lehine.

Hal buyken kendimize bir de dışarıdan yaklaşık 200 bin futbolcudan oluşan bir havuz ekliyoruz, ama görüldüğü Almanya’nın imkânlarını kullanmak da kimseye (kulüpler ve milli takımlar) yetmiyor. Benzer şekilde oyuncu havuzu dar olan Rusya’da yabancı sayısı bu sene itibariyle 7 olarak belirlendi, üstelik Zenit ve Anji gibi ekonomik olanakları çok geniş kulüpler varken. Diğer örneklerden sıkı kıstaslarla yabancı oyuncu girişine izin vermesine karşın İngiltere’nin Milli Takımlar düzeyindeki hali ortada, İtalya ve Fransa ise uluslararası hukukla bağlı olduğu Avrupa Birliği’nin dışından gelenlere katı şekilde kota uyguluyor.

Ara formüller elbette mümkün. Güney Amerikalı futbolcuların İspanyol ve İtalyan pasaportu alması, Afrikalı oyuncuların Fransa’da oynayabilmesi gibi çeşitli formüller bulunarak havuz genişletiliyor; fakat söz konusu ülkelerin tamamı Türkiye’nin en az 3 ila en çok 30 katı fazla yerli futbolcuya sahip. Hal buyken söz konusu ülkelerden çıkan ortalama futbolcu kalitesi, sıklıkla dünya piyasası ortalamasına yakın duruyor. Farkı yaratan ise eğitim; nitekim İspanya’nın son yıllardaki güçlü çıkışı çokça bununla alakalı.
GS vs. FB ?
Tüm bunların yanı sıra kulüplerin 6+0+4 yerine 6+2+2’yi neden bu denli şiddetle savunduklarını anlamak zor. Öyle ki, sesi en gür çıkan iki kulübe, yani Galatasaray ve Gençlerbirliği’nin sezon seyrine bakıldığında iki kulübün oynadığı 68 lig karşılaşmasında müsabaka isim listesinde yer alan 8 yabancının tamamının süre aldığı maç sayısı yalnızca 3. Genel olarak hocalarda +1 kullanım eğilimi var, ancak kavganın gerçeklikten koparak güç savaşına döndüğünü akıldan çıkarmamalı. Nitekim Fenerbahçe yıllardan bu yana kotanın kalkmasını isterken hâlihazırda kadrosunda bulunan yerli oyuncu grubu güçlü olduğundan ötürü Galatasaray’a karşı pozisyon alıyor. Beşiktaş ise sessiz ve her konuşan ‘bu federasyon gidecek’ diyor ki; zaten Yıldırım Demirören’in içerisinde yer aldığı her hangi bir yapının varlığı kabahat. Ama Türkiye’nin futbolundaki esas sorun ve meselenin özü değişmiyor.

Sonuç

Türkiye’nin -bilhassa- sosyo-ekonomik açıdan (aşırı) dezavantajlı yoğun yerleşim bölgelerine futbol sahaları ve kurulacak yapılara ilişkin koordinasyon/eğitim birimleri inşa edilmeden bu hususta uzlaşı mümkün değil. Yabancı sayısını serbest bırakırsanız ya da ithalatı kolaylaştırırsanız, var olan yapıyı dinamitlemiş olursunuz. Büyük bütçeli kulüplerin alıp başını gittiği, futbol oynamaya heves eden gençlerin ise her daim duvara çarpacağı bir ülke istiyorsanız; buyurunuz. Fakat yorgan kısa, nereye çekilirse bir taraf açık kalıyor, kalacak. Bu da tüm paydaşlar için tutarlılık testidir. Cuma günü çıkacak karara bir de böyle bakmalı.


Kaynakça: FIFA.com, UEFA.com, TFF.org

Noat Samisa

03.07.2013

3 yorum:

Uğur dedi ki...

Yazıyı okumadan yorum yazıyorum, blogda uzun zaman sonra yeni post'unu görmek çok memnun etti, başka yerlerden takip ediyorum tabi ama burası başka. Arayı uzatmamanız dileği ile.. şimdi yazıyı okuyalım..

umutation! dedi ki...

merhaba,

daha önce de bu konuda tartışmıştık.

benim sınırsızlığı (en azından ab serbestliğini) savunma nedenim, kulüplerin avrupa'da rekabet edebilmek için içerideki kokuşmuşluğun çözülmesini beklemesi zorunluluğunu ortadan kaldıracak olması.

yani bu kokuşmuşluk çözülecek (bence başbakanından tutun meclisi bile bu kadar eğitimsizken bu ülke ortamında imkansız ama 3 yıl diyelim), kadrolarda eğitimli insanlar olacak, futbol federasyonu başkanı kafası futbola basan, sahte evraktan ceza almamış biri olacak, sistem getirilecek, sonra o futbolcular yetişecek (5 yıl diyelim) toplam 8-10 yıl arası avrupada rekabet edemeyeceğiz mevcut kuralla.

serbestliğin gelmesi futbolcu yetişmesine engel değil. bir yandan şl'de, europa cup'ta rekabet ederken oyuncu yetiştirebiliriz. çünkü oyuncu yetiştirilecek yer A takım değildir. böyle olduğu zaman geliyor 4-4-2'yi A "milli" takımda öğrendim diyor. utanmadan. ona öğretmeyenler de utansın, 25 yaşında adamın da bir merak etmesi lazım 4-4-2 nasıl oynanır diye.

sonuç olarak ben avrupa'da rekabet gücümüzün sınırlandırılmasından memnun değilim. bugün 54.yüz, yarın sınır getirilsin-getirilmesin o rakam 70 de olur. olacak da. çünkü sorun yabancı sayısında değil.

selamlar.

Övünç dedi ki...

Hoş gelmişsin :)

Böyle kafana esince yazsan bile yoklukta iyi gidiyor .

Görüşüne şöyle bir yaklaşımın var :

Dünyada bir şeyi en iyi ve en doğru yaptırmanın başlıca yolu bence teşviktir.

Zorlama ile baskı ile bu işe olmaz.

Yerli oyuncu yetiştirmeyi teşvik edeceksin.

Mehmet Demirkol bu konuda çok ciddi öneriler yapıyor.

6+ yabancı için lüks vergisi gibi yöntemler , yetiştirici kulübe çok daha büyük oranlarda bonservis payı , alt yaş grubunda milli takıma oyuncu veren kulüplere destek vs vss bunun yüzlerce yolu var.

Pro lisansa sahip toplasan 30 tane antrenörün yokken hadi beyler sınırı indirdim başınızın çaresine bakın diyerek bir yere varamassın.

Bir temelin , bir yöntemin olmalı.

Mevcut durum sadece yeteneksiz futbolcuların fiyatlarının şişmesini sağlar.Kendi aramızda takılmaya devam ederiz.