DİPLOMESSİ

Barcelona'ya dair yapılmış en konsantre ve en başarılı gazetecilik işlerinden biri, geçen yıl Katalunya'nın bağımsızlığına ilişkin taleplerin sesi yükseldiğinde Guardian'da yayımlanmıştı. Mevzubahis, son yılların en başarılı futbol kulübünün artık herkesin bildiği 'daha fazlası olma hali'nin arka planıydı. Kısacık videoda taraftarlar, sivil toplum kuruluşu üyeleri, akademisyenler anlatıyordu, ama en vurucu cümle kulüp başkanlığının ardından Katalunya Parlamentosu üyeliği yapan Johan Laporta'dan gelmişti: "Benim için Barcelona'ya başkan olmak, Katalunya'nın haklarını ve özgürlüğünü savunmanın, desteklemenin bir başka yoluydu."

Onlara benzeyen, adeta bir politik kurum olarak davranan futbol kulüplerinin sayısı elbette az değil, ancak Barcelona kadar göz önünde olan bir başka takım daha yok. Buradan hareketle kendilerine çift taraflı misyon biçtiler ve dünyanın merkezine uçtular. İçerisinde Neymar ve Messi'nin de olduğu kafile, geçtiğimiz gün Batı Şeria'ya indi. Şubat ayında duyurulan organizasyon çerçevesinde Filistinli çocuklarla vakit geçirdiler, ayrıca Kudüs'te kutsal mekanları ziyaret ettiler. Ertesi gün de muadil bir etkinlik İsrailli çocuklarla birlikte Tel Aviv'de yapıldı.

Adına "Barış Turu" dediler, nitekim geçtiğimiz hafta Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry'nin ev sahipliğinde yeni bir Filistin-İsrail müzakere sürecinin startı verildi. Hal böyleyken Kenan Diyarı'na yapılan ziyaret, DİPLOMESSİ'ye dönüşüverdi; zira bir halkın temsilcisi, bir fikrin taşıyıcısı olan Barcelona'nın yaptıkları masada olup-bitenlerden azade değil.

Netanyahu, Peres ve Rossell: Diplomessi
Geçen yıl Barcelona, İsrailli yetkililerden gelen talep doğrultusunda önemli bir şahsı El Clasico'yu Camp Nou'da izlemeye davet etmişti. Bu kişi, beş yılı aşkın süre Hamas tarafından alıkonulan onbaşı Gilad Şalit'ti. 2011 yılında bini aşkın Filistinli tutsakla takas edilerek serbest bırakılan asker, İsrail'in bir grup teröriste karşı yürüttüğü varolma mücadelesinin sembolüydü. Onun kaçırılışını takiben İsrail, Gazze üzerine bomba yağdırmaya başlamış ve operasyon kara harekatı ile devam etmişti. Bu dönem ayrıca Filistin seçimlerinde Hamas'ın galibiyetinin ertesine denk geliyordu ve Filistinliler, müzakere masasındaki muhataplarına göre yanlış tercih yapmışlardı. Bu seçimin bedelini iç savaşa varan bir dizi olayla ödediler ve sonunda Filistin davası ikiye bölündü.

Böylesi bir geçmişin üzerine Gilad Şalit'e yapılan davet, Gazze'de tepkiyle karşılandı. Öyle ki Hamas yetkilileri, bundan böyle umuma açık yerlerde Barcelona maçlarının yayınlanmayacağını duyurdular. Halbuki Gazze'de en çok Barcelona seviliyor ve maçlar kalabalıklar halinde takip ediliyordu. Protesto gösterileri düzenlendi, boykot çağrıları Messi formalarını yakmaya kadar ulaştı. Bunun üzerine Barcelona bir adım attı ve mesele iyiden iyiye karmaşık bir hal almaya başladı.

Gilad Şalit daveti protestoları...
Filistin milli futbolcu Mahmut Sarsak da maça davet edildi, o da tıpkı onbaşı Şalit gibi esaretten kurtulmuştu. Ama hikaye farklıydı. Sarsak, evine dönmek üzere kontrol noktasından geçerken İsrail askerlerince tutuklanmıştı. İslami Cihat üyesi olmakla suçlanarak 2009 yazında hapse konulmuş, üç yıl tutuklı kaldıktan sonra ancak açlık greviyle sesini duyurabilmişti. Tüm bu yaşadıklarının ardından Şalit'le birlikte Camp Nou'ya gelmesi beklenen Sarsak, Barcelona'ya beklemediği bir karşılık verdi:  

"Gilad Şalit ve benim birlikte davet edilmem, Sionist bir infazcı ile Filistinli bir mağdur arasında denklik olduğu izlenimi uyandırıyor. Bunun kabul etmem mümkün değil."

Sonuçta Sarsak maça gitmedi, Şalit ise boynundaki Barcelona atkısıyla birlikte tribündeki yerini aldı. Abluka altındaki Gazze sokaklarında Barcelona protesto edildi, ama -sanırım- maçların geniş çaplı boykotu hiçbir zaman söz konusu olmadı. Nitekim uğruna Gazze'ye bomba yağdırılan asker de Barcelona taraftarı olabiliyordu ve futbol maçları, her zaman ve neredeyse bedavaya eğlence vaat ediyordu. Barcelona'yla birlikte kazanmak mümkündü, Filistin'in kazanması ise kısa vadede mümkün görünmüyor.

Bugün de müzakere masasında Oslo ve Camp David Görüşmeleri'nin önemli aktörlerinden Salih Erekat Filistin'i temsil ediyor; tabii Hamas'ın ihanet itirazları ile birlikte. İsrail tarafında ise Adalet Bakanı Tzipi Livni var. İsrail'in Benjamin Netanyahu önderliğindeki kabinesi içerisinde yegane 'barış' söylemi sahibi temsili yürüten Likud Partisi ve başkanı Livni, sonucu kolay tahmin edilebilen yeni sürecte umutlu. Fakat mağdur ile zalim yan yana oturmuyor ve Filistin, Barcelona'nın ziyaret ettiği Kudüs'ten ibaret değil.

Diğer tarafta ise Türkiye'nin ciddi bir popülaritesi var. Gazze - Türkiye ilişkisi, Barcelona ve onun temsil vasfı üzerinden bir dizi akıl yürütmeye fırsat verebilir. Bilhassa One Minute ve Mavi Marmara Saldırısı sonrası dönem olmak üzere Türkiye'nin iki büyük kulübü, olur da Gazze'de maç yaparsa ne olurdu; yahut ne olur?

Halep, 2007
Bundan önce Arap Dünyası ile futbol üzerinden kurulan ilişki, 2007 yılında Halep Stadı'nın açılışı ile sınırlı. Başbakan'ın daveti sonrası Suriye'ye giden Fenerbahçe, El-İttihad takımıyla dolu tribünler önünde oynamıştı. Aradan geçen zamanda 'iyi dost Beşar Esad' eli kanlı bir diktatöre dönüşürken Halep Stadı rejim güçlerinin mühimmat deposu oldu; Fenerbahçe ise çokça politik olduğunu iddia ettiği Şike Davası ile boğuştu. Öte yandan, Iraklı futbolcu Ali Adnan, bu yaz Rizespor'a transfer oldu.

Velhasıl, Barcelona'nın Filistin ziyareti dünya siyasetinin dinamiklerinden bağımsız değil. Üstelik bu durum en çok onlara uyuyor, yakışıyor; çünkü Barcelona ve Katalunya neredeyse aynı kimliğe yaslanıyor ve temsil gücünün kuvveti nice siyasi oluşumla yarışıyor. Yani söz konusu ziyaret, 'Barış Turu'ndan fazlası' anlamına geliyor. Bu noktada akla takılan yeni soru ise Türkiye - Barcelona kıyasında iyi bir şeye işaret edecek olabilir: Türkiye'nin büyük bütçeli futbol kulüpleri, acaba birer politik kurum mu?

Noat Samisa

04.08.2013

1 yorum:

Övünç dedi ki...

KAtulunya'nın ayrılıkçı hikayesinin arkasında yine para ve kapitalizm başrole geldi. O kadar masum değil o işler.

İspanya bilindiği gibi ekonomik krizle boğuşurken , Katulunya'nın durumu çok daha parlak ve İpsnaya gelirlerinin büyük bölümü buradan sağlanıyor.

Paylaşmak istemedikleri malum ...

Dava geçmişi ile ne kadar haklıysa mevcut durumuyla o kadar sapkın ...